Kitchens Of Distinction - Now It's Time To Say Goodbye (One Little Indian, 1994)
Download!
Benden Selam Söyle Anadolu'ya
Benden Selam Söyle Anadolu'ya, Yunan yazar Dido Sotiriyu'nun yazdığı, hakiki adı "Kanlı Topraklar" (Matomena Homata) olan kitabının Türkiye baskısının adı.
Kitabın yazarı Aydın doğumlu Dido Sotiriyu, bu kitapla Abdi İpekçi Türk Yunan dostluk ödülünü kazanmıştır.
Benden Selam Söyle Anadolu'ya da 1.Dünya savaşı öncesi Anadolu'da yaşayan Rum ve Türkelerin kardeşliğini, Ege'nin Yunan işgaliyle yaşadığı kanlı savaş ortamını ve savaş sonrasında iki ülke arasında yaşanan mübadeleyi anlatır.
1970'li, 1980'li yıllarda Türkiye'de en çok okunan romanlardandı "Benden Selam Söyle Anadolu'ya"...
Anayurduma selam söyle benden Kör mehmet'in damadı! Benden Selam söyle Anadolu'ya ..Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin ... Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!
Kim Ki O - beko_43 (New Single!)
İnternetten ücretsiz singlelar yayınlayan BEKO (Evet isim ironik) ülkemizden pek sevgili Kim Ki O'nun 2 parçalık bir singleını yayınlamıştır.Dinliyelim o zaman
Kim Ki O - beko_43 download
BEKO'nun çıkardığı diğer işleri de ücretsiz indirmek için : http://www.beko-dsl.com/
Cocteau Twins - Snow (Single) / Tishbite (Single)
Devam ediyorum.. Artık yediğim pilav bile eski etkisini göstermiyor içimde. Elmalarımı bile bolca yiyemiyor, sık sık yediğim ürünleri tüketemiyorum.. Öyle bir konuma gelmişim ki sanırım her şeyden uzaklaşıyorum gün geçtikçe. Bunun adı değişim mi sence ? Eser beylerin yazdığı güzelim yazıları okurken bile sanki okumuyor ve düz tabanmışcasına kaçamıyorum hiç bir yerden ve kimseden. Donukluk hat safhada her daim. Usulca yatağıma uzanıyor ama yine de dönüp durmadan yapamıyorum. Rüyalarım hep bir karmaşa için de. Tensel zevkler ise bin mil öte de. Benzinim yok, ayakkabım ise hiç yok. Herşeyimle bir başayım. Bana ait olan pek çok şeyi dağıtıyorum uzun süredir. Veriyorum. Bir daha benim olamıcaklarını bildiğim halde, benim olan pek çok şeyi veriyorum. Yine de uslanmıyor içimde ki kahrolası boşluk. Durulmuyor, ilerliyor. Hem de hiç durmadan, dur durak bilemeden ilerliyor. Kimse öğretmemiş ona ama ben çabalıyorum bolca. Oyuna devam hissim yerin de, gerisi ise sıfıra yakın..
Bir bok anlayamıyorum neden böyle olduğuna dair. Yaslarım siyah değilken bile hep içimdeydi gri tabanlı boşluklarım. Everest misali bir yerden doğru kayıp gidiyordum ağırlığımca. Tüm detayları içim de saklıydı. Onlar ise hep zavallı olarak kalıcaklardı. Nadir bulduğum o anları artık iğneyle arıyor ve değişimin köklü hissini iliklerim de hissediyordum. Herşey bir yana, damak zevkim bile değişime uğramıştı. Etrafımdakiler, etrafımda olamayanlar ve uzaktan takip ettiklerim.. içim, dışım, yüzüm, saçlarım, dişlerim, organlarım ve beni ben yapan bedenim. Komple uzaklaşıyordu vardığım noktadan. Durduramıyorum.. Elimle itmekle kalmayıp, ayağım la tekmeliyor ve gaddarsal bir hale geliyorum. Ufak tartışmalar da bile parlayan bilen bir hale bürünmüştüm ve bunu istemiyordum hiç. Oysa ki çok uslu ve sabırlıydı bu beden. Aslında halen öyle ama anlık görüntülerim de değiştiğimi sananlara da bir çift lafım yok diyebilirim. Kişilik denilence şeyim halen sapasağlam ve aynı durmakta. Zaten tek güvencem de bu kendime dair. Biliyorsun..
Hiç bir şeyi özleyemiyorum sanırım şu an. Ya da hiç bir şey istemiyorum.. Sadece akıtıyoru zamanı ve olucakları. Olamayanları, hayallsizlik anı mı, ulaşamadıkları mı, geçiş dönemlerimi, geçemeyen dönemlerimi, geçemesini istemediğim dönemlerimi, her zaman ki yollarımı ve uçsuz bucaksız olan papatya tarlaları mı.. Halıları kemirden önce yuttuğum onca tozu ve iç geçirmeleri mi. Şişeden içtiğim sıvı miktarı kadar yoksun artık gözüm de. Sen, sen değilsin artık. Sırtımdan boşalan terlin ıslaklığını an itibariyle hisseden bedenimin sahibi ol istemiyormuyum sanıyorsun. İstiyorum sanırım.. Remix albümlerin hastalığı gibi oyna derim de. Ama ileriye gitme.. Çünki orada kimseyi bulamıyacaksın. Tüketiyorum tüm sevdiğim şeyleri. Tamam çok abarttım. Bir kısmını saklıyorum tabii. Ama en önemlisi; biliyorsun ki artık sen de tükeniyorsun benimle birlikte.. Daha neler yapıcaksın merak etiyor da değilim. Gülüp geçiyorum.. sırf senin sinir olucağını bildiğim halde. Uzanıyorum yine şimdi yer yatağıma ve seni bekleyen onlarca rüyamla..
İçim de var gücüyle çalışan ışıksızlığıma..
Cocteau Twins - Snow 1993
Winter Wonderland
Frosty The Snowman
Cocteau Twins - Tishbite Disc 1 (1996)
Tishbite
Round
An Alean
Cocteau Twins - Tishbite Disc 2 (1996)
Tishbite
Primitive Heart
Flock Of Soul
Battles - Tonto+ (2007)
Battles'ın kanımca en efsane şarkısı için çıkarılan single'ı sizlerle paylaşıyorum. Four Tet remix'i ve Canlı Performansları bu single'ın kesinlikle en önemlileri. Mutlaka dinleyiniz. Tonto'nun her saniyesini ezbere bilenler için çok farklı bir deneyim olacak. En azından benim için öyle olmuştu :)
İyi Dinlemeler!
Tracklist:
1.Tonto
2.Tonto (The Field remix)
3.Tonto (Four Tet remix)
4.Tonto (Live at FRF 07)
5.Leyendecker (Live at FRF 07)
6.Leyendecker (DJ EMZ remix ft. Joell Ortiz)
http://rapidshare.com/files/265967768/Battles_-_Tonto_EP.rar
Orange Juice - Flesh Of My Flesh (Single) 1983
Flesh Of My Flesh
Lord John White And The Bottleneck Train
Felt - Penelope Tree (1983)
Gün olarak, benden 1 gün sonra doğan arkadaşımı yakından tanıdığım zamanların ilk günü farkettim ki, kokulara karşı gayet hassas olduğunu. Yolda yürürken "of bu kokuda ne böyle. burda acaip bir şey kokuyor" gibi bolca mırıldandığını ve ikimizinde dergi sayfası kokularına hasta olduğumuzu. Ağzı, yüzü yediği ve insanların atttığı çöplerin bulaşığına dönen kediyi görünce kusmaya yakın olduğunu, kedilere karşı ayrı bir ayar olduğunu, evde kedi besleyenleri anlamadığını, her yerin tüy olduğunu ve nasıl olupta aldırış etmeden halen o kediyi evlerinde, koyunlarında beslediklerini söylenip durmuştu. Dinledim. Bazen hak verdim, bazen kendinde oluşan ince ayarı düzenlemesi gerektiğini düşündüm. Benimde bazı ince ayar alışkanlıklarım vardı ve bunlar benim belki de en büyük özgürlüğümdü. Sonra anladım ki bende kokulara karşı gayet hassas bir tavıra sahipmişim. Kendimde, atladığım yada umursamadığım bir durumdu sanırım. Geçen haftalarda girdiğim umumivari helada duran o rengarenk şeylerin ne olduğunu merak edip kokladım. Hissettiğim koku inanılmazdı. Tarif-i caizse bir nevi "Vanilin" kokudu idi. Ama tuvalet içinde hiç kokmuyor sadece süs gibi duruyordu. Naftalin sanmıştım oysa ki. Ve kokladığım anda bende oluşan o garip ve istem dışı gülümsememe de şaşmıştım. Ve tekrar denedim. Her kokladığımda gülümsüyordum. Nasıl bir durum du bu ? Anında aklıma ilkokul 3. sınıf dönemlerimde annemin kek yapmak için beni bakkala gönderip vanilin aldırdığı gün ve benim eve kadar koklata koklaya gittiğim an geldi. Detaylar ve anılar önemlidir benim için. Çok uzun yıllar öncesinde ki uffacık detayları bile hatırlayabilen bir yapım olduğu için de allaha şükrediyorum. Ha siz inançsız birisiniz ? O da olur, benim için hava hep hoş.
4. sınıftaydım. Beni tekmeyle döven öğretmenimiz "Çocuklar bugün hızlı okuma yarışması yapacağız. Okuyacağınız konu şu. En hızlı okuyan 4 kişi şu kitapları alıcaktır. Haydi başlayalım" demişti. Aslında bana işkolik diyebiliriz. Ve bu blogda kişisel dökümanlarımı dökmeyi seviyorum. Kimin okuduğunu bilmesem de. Herkesi memnun etmek imkansız olduğunu biliyoruz. O yüzden bu tür yazılar yazdığım için ağız, burun veya başka yerlerini kıvırıpta üstüne oturanlardan af buyuruyorum. Haklınız "müzik blogundan başka her şeye benzedi son zamanlar da burası" diyenleriniz belki de bolca var ama eski yazılarımda da bu tip yazılar hep vardı aslında hatırlatmasını uygun gördükten sonra, nereye gideceğini benim bile bilmediğim ve sadece yazı yazma esnasında sevdiğim doğaçlama ve anlık psikolojik durumlarımdan oluşturduğum beyinsel gücümü seviyorum. Belki de sadece onu seviyorum..
Açtım kitabı ve buldum o sayfayı. Diğerleri okula sanırım daha erken kaydolmuşlardı ki benim numaram gerilerde olduğu için zamanım da vardı çalışmaya. Başladım. Haldır haldır okuyordum ve hızı daha o günlerden seviyordum. Epey bir tekrar ettikten sonra sıra bana gelmişti. Bir başladım ki duramıyorum. Benden önce en fazla okuyan kişinin durduğu kelimeyi işaretlemişti öğretmen Zafer ve sadece 1 dakikamız vardı kendimizi gösterebilmek için. O işaretlenen yeri geçtiğimde hiç durmadan devam ediyor nasıl bir olaysa bir yandan da yanı başımda duran öğretmenin gülümseyişini yan gözümle görüyordum. Bitirdiğimde çok sevinmişti öğretmen ve 158 kelime demişti. 1. olmuştum. 4 kitabı elinde tutup yanımıza geldi ve bir yandan diğer öğrencilerin karşısına bizi geçirip diğerlerine nasihat vermişti. 4. olan eleman okulda pek sevmediğim ve en çalışkan olan çocuk Fatih'di. Arada yolda görüyorum. Adam halen coolluğundan ödün vermeden orda burda fink atıyor, o lüx kasaphanelerinde de yardımını esirgemiyor. Herneyse.. Bütün kitaplar dağıtılmış ve bana verilen kitap ise "Falaka" idi. Ne denli meşhuur ötesi bir kitap olduğunu sanırım hepimiz o günlerden beri biliyoruz. Okumuştum da pek okuma alışkanlığım olmadığı halde. Ama ne yazık ki kapağını çok beğendiğim, böyle üstünde yeşillikte çocukların olduğunu hatırladığım ve Fatih'e verilen o kitapta kalmıştı aklım hep.. Halada uktesel bir biçimde durur içimde. Şu an düşündüm de; acaba ne oldu o kitaba. Yolda selam bile vermediğim Fatih'e gidip sorsam mı. Adam bana her zaman suratından eksik etmediği cool bakışını ve gülüşünü atıcak, bende yerlerde sürünüp rezil olmaktan öteye gidemiyeceğim sanırım. Hatta bana verilen "Falaka" ya ne oldu acaba. O ucunu ve başını göremediğimiz deliklere kaçtı kesin.. Bazen çok özlüyorum eski günlerimi. Aslında hep özlüyoruz ama kahrolmaktan kurtarıyor hayatın sillesi beni yada bizi. Meşgul olunacak onca şey var ki.. değil mi ?
Konumuz olan "Felt" güzelliğine çok güveniyor ve değer veriyorum. "Indie Pop" temsilcilerinden ve "Belle And Sebastian"nın çıkış ve başlayış gücü olan bu proje, daha öncede bahsettiğim gibi 10 yıllık bir hayatı olan, o yıllar da 1979-1989 arasındadır. Lead gitaristleri ve "Felt" müzikalitesinde ki önemli atmosferik düşlerin adamı "Maurice Deebank" daha kadroda iken basılan bu albüm benim doğumuma 4 ay kala Haziran ayında çıkmış. "Felt" albümlerine devam edeceğim zaman zaman. Bu nadir bulunan bir kopya olduğu için ve "Felt" arşivi yapmak isteyenler için indirmenizin limon kadar bol faydası olduğunu belirtirim.
Sonic Youth & Beck - Record Store Day 7" (2009)
Linkler ölmeden elinizi çabuk tutun ki Web Şerif adında biri linkleri tek tek yok ediyor bugünlerde. "Sonic Youth"un yepyeni albümü "The Eternal" için öyle yani. Sonuçta bu albüm de 2009 çıkışlı olunca.. anladık biz onu.
Cocteau Twins - Iceblink Luck (Single) 1990
Iceblink Luck
Mizake the Mizan
Watchlar
Cocteau Twins - Heaven Or Las Vegas (Single) 1990
Heaven or Las Vegas (edit)
Dials
Heaven or Las Vegas
Cocteau Twins - Bluebeard (Single) 1994
Bluebeard
Three-Swept
Ice-Pulse
Bluebeard (acoustic version)
Bowery Electric - Freedom Fighter (Single) 2000
Freedom Fighter
Freedom Fighter (Vocal Remix)
Freedom Fighter (Instrumental Remix)
Soul City
Savaşa Hiç Gerek Yok (2003)
Irak savaşla daha tam tanışmamış, o kaka görüntüler hiç bir yerde yayınlanmamış, yüzlerce insan ölmemiş ve işkenceye maruz kalmamıştı.. Şubat 2003'tü. Derken bu Single atladı piyasaya.. Ucuzdu. Herkesler almaya gayret etti. Gelir ise Bağdat'a insan kalkanı olarak gidecek olan " Tjp Human Shields" adlı organizasyona bağışlanıcaktı.. ve tabii ki olanlar oldu. Şarkılar, türküler, protestolar, eylemler.. bir boka yaramadı. Bunlarda elimizde ve hafızamızda kaldı.. Nostalji babında.
Yüksek kalitede rip'ledim. 3 şarkı var. Hepsi aynı sözlerde, hepsi aynı adamların kafasında çıkma. Artık sadece birine kulak veriyoruz gerçi ama.. Şunlardı onlar: mor ve ötesi, Vega, Feridun Düzağaç, Aylin Aslım, Athena, Koray Candemir, Nejat Yavaşoğulları ve halen dinlemeye devam ettiğim "Bülent Ortaçgil"..
Flaming Lips - Silent Night 7 Single (2008)
Marion - Time (1995)
Foot Village - Untitled 7 (2005)
1. Japan
2. Mexico
3. Peru, Austria, And Canada