The Cure - Close to Me (1985)
Milk Money - Wheelie (1995)
April´s Motel Room - Black 14 (1993)
Tunguska olayı, 30 Haziran 1908 günü sabah saat yaklaşık 7:45 sularında Sibirya'nın orta kesimlerindeki PodkamennayaTunguska Irmağı yakınlarında oluşan büyük gök patlamasının adıdır.
Patlama 10-15 bin tonluk bir dinamit kütlesinin patlamasına eşdeğerdi. Kesin olmayan verilere göre patlamanın nedeninin, birkuyrukluyıldız parçasının ya da meteorun Yer'e çarpması olduğu sanılmaktadır. Cismin atmosfere yaklaşık 100.000 km/h hızla girdiği ve ağırlığının 100.000 ile 1.000.000 ton arasında olduğu varsayılmaktadır.
Patlama bölgesi ilk olarak Rus bilim adamı Leonid Alekseyeviç Kulik tarafından 1927-1930 yılları arasında incelendi. Olayı uzaktan gözleyenler önce bir ateş topu gördüklerini ve ardından yer sarsıntısıyla birlikte, güçlü sıcak rüzgarların oluştuğunu söylediler. Avrupa'daki sismograflar, patlamanın neden olduğu sismik dalgaları saptadılar. Patlamanın alevleri yaklaşık 800 km uzaktan görülmüştü. Cisim atmosferde buharlaştığından çevreye çeşitli gazlar yayılmış ve olaydan belli bir süre sonra bile Sibirya ve Avrupa'da geceleri gökyüzünün parlak bir renk almasına neden olmuştur.
| 1 | God | |||
| 2 | California | |||
| 3 | Get Down Jerry | |||
| 4 | Fade To Dharma | |||
| 5 | Nickell Bag | |||
| 6 | R.I.P. | |||
| 7 | Riverside | |||
| 8 | Get Her Away | |||
| 9 | Black 14 | |||
| 10 | Paper Courage | |||
| 11 | Need | |||
| 12 | Chrysanthemum | |||
| 13 | You/Me | |||
| 14 | La Material |
Silversun Pickups - Pikul EP (Dangerbird Records, 2005)
Arapça'da "evlilik dışı cinsel ilişki" anlamına gelir. İlâhî dinlerce yasak kabul edilir. En büyük günahlardan biri sayılır.
Dinen cezayı gerektiren, meşrû olmayan cinsî münasebet. Aralarında bir nikâh bağı bulunmayan mükellef yani cezâî ehliyete sahip bir erkekle, kadın arasındaki gayrî meşrû ilişki.
Çocukların yetişmesi madden ve ruhen sağlıklı bir dönem geçirebilmeleri için anne ve babaları arasındaki huzur ve mutluluğun fonksiyonu çok yüksektir. Evlilikteki huzuru dinamitleyen öğelerden biri de evli çiftlerin cinsel ayrılıkları ve farklı bireylerle cinsel beraberlikleridir. Evlilik dışı yaşanan cinsel beraberliklere zina denmektetir. Sosyal ve psikolojik etkenlerinden dolayı dışlanan fiillerdendir.
Rodan
1 albüm ve 1 EP ile hayatını 1994 dönemi sonlandıran pek sevgili azgınlar için kurulan azman proje Rodan olayından, Rusty albümünün en kan kaynatıcı bestesi Everyday World Of Bodies..
Yakında orjinal CD'den yüksek kalite de yükleyip paylaşacağımdır. Slint tadı almanız mümkün. Salin olaydır.
www.myspace.com/rodanrusty
Castanets - Texas Rose, The Thaw And The Beasts (2009)
Misal hiç biriniz den duymadım "İlyas Salman'ı çok seviyorum abicim, adam harika oynuyor, bıdı bıdı bıdı". Aslın da cidden iyi oynuyor hatta oynamıyor yaşıyordu karakteri. Du eki koyuyorum çünki hepimiz biliyoruz ki adam elini ve giymediği eteğini çoktan çekmiş bulunuyor film piyasasından. Hep çirkindi değil mi.. Hepimizin çoğu çirkin ilan etti onu ve hiç bir zaman el üstün de tutmadı, tutulmadı.. Yazık mı ?. Bence yazık. Baş rol diye adlandırdığımız alan da bile oynarken, sanki hiç baş rol değil, hep alıştığımız yan rollerdeydi. Adamı tanımıyorum. Ama bir şeyleri hissetmeme engel olmadığının da farkındayım. Olduğu gibi biri bence. Mütevazi, alıngan, boynu büküğe yakın. Herhangi bir şey hakkında tahminler yürütmek.. aslında ne zevkli bir şey değilmi. Farkındamısın bu durumun, bu durumunun ?. Küçük şeyler den, polyanna olmadan zevk alabilme dürtüsü. Harika bir şey. Doyumsuzlarla işim olmadığı gibi, yazıya giriş noktama dönelim istiyorum. Aslında çok film de görünmüştür kendisi ama hiç bir kaçını hatırlayamayız. Hep bir-ikidir hatırladığımız sahneler. Dediğim gibi şaşalı bir görüntüsü de yoktur ya, belki de ondandır bu hatırlayamamışımız. Kapağı görünce aklıma geldi. Evet dedim bu film o film. Etkilenmiştim seneler öncesi. Çocuktum. Arabaları, silahları, misketleri, kovboyculuğu, takışmacayı sevmeyen bir çocuktum. Legoları, yap-bozları, hızlı koşmayı, koşu yarışlarını, şarkı söylemeyi, bebekleri, ip atlamayı, kaset kapaklarına bakmayı, dram filmlerini, buğulu sahneleri, yağmuru, her hangi bir yerde piknik havasına bürünmeyi, bakkaldan bir şeyler alıp paylaşmayı, dondurmayı, dart'ı, mor rengi, deri kıyafet giyenleri, lunaparkı, konuşmayı ve en çok da kendimi seven bir çocuktum. Bencil ya da kendini beğenmişin teki hiç olamadım. İstesem de olamıyordum. Ama herkes den farklı olduğumu ve benim gibi birine hiç rastlayamadığımı da hatırlıyorum. Ve daha pek çok şeyi hatırladığım gibi..
İşte o günler de çıktı sanırım bu film karşıma. Adı: Dolap Beygiri idi. Yılaar sonra tekrar karşıma çıkması beni gülümsetti ve hemen almama neden oldu. Diğer oyuncular ise Şener Şen, Ayşen Gruda ve o saftan öte buğulu güzelliğiyle Yaprak Özdemiroğlu. Toplumsal bir filmden öte her daim gerçek kalıcak ve yıllar geçmesine rağmen hiç bir şey değişemeyen biricik ükemizden kaçmak için kafamızda oluşan o pis rezilliklerle dolu bir film Dolap Beygiri. 300 kişi işçi alıcağını duyuran bir yere 3000 kişinin baş vurması gibi. Sondaki bir sıfır nelere mal oluyor değil mi. Filmde üniversite mezunu olan Salman'ın dolambaç olmayan kişiliği yüzünden bir türlü iş bulamayıp, salatalık satmaya başlaması ve zabıtaların görür görmez salatalıkları yerlere atıp, ayaklarıyla ezmesi kadar gaddar bir hayatta olduğumuzu tekrar farkediyoruz gözlerimizi televizyona dikerken. Bunaltıcı mı ? Bence hiç değil. Gerçekler her daim batıcı olarak kalıcaklar, biz de aşama göstermeye hep devam edeceğiz. Gidişatımızın her daim sıkıcı ya ada çıkmazlara yakın gideceğini kim söyledi ki. Ben mi yoksa ? Yok öyle bir şey.. Ne demişler hiç tanıyamadığımız atalarımız; Zirveye çıkmak için, önce en dipe inmek gerekir. İlyas Salman her daim için de hissettiği şanlı ve ürkütücü gerçekçiliğiyle oynamaya devam ediyor film boyunca. Kriz anların da daha da bir iyi oynadığını farkediyorum her seferinde. Gerçekten o an kriz geçiriyormuşcasına bir oyun sahneliyor. 90'ların başında bir türkü albümü yaptı kendisi. Reklamsızlıktan pek tutmadı ama konserler vermeye devam etti. Uzaktan da olsa bir kere görmek isterdim aslında kendisini. Herkesi görmek istemesem de.. Hayat bu. Sürprizlerle dolu bir hayat. Beklemeye devam, evet. Ha bu arada filmi almak isteyenler şu sıralar kampanyalı ürün olarak Dia marketlerin de bulabilirler. VCD formatında, 2.90 gibi komik bir rakama hem de. Ve daha onlarca 80'ler de çıkmış filmleri de yanında bulmanız mümkün. Dün konuştum daha bir Dia görevlisiyle, (hani o yaşıtım diye düşündüğüm renkli gözlü, beyaz tenli sarışın bayan) "tekrarları gelmez kampanya bittikten sonra" diye de mırıldandı kulağıma. Aslında o da Yaprak Özdemiroğlu kadar güzel ama.. hiç bir itirafta bulunamıyorum kendisine. Hiç kimseye bunca yıl bulunamadığım gibi..
Sahne adıyla Castanets, doğduğunda koyulan tam ismiyle Raymond Raposa. Keşfettiğim dönem 2005'in Bahar dönemiydi. Çok fazla etkilendiğimi hatırlıyorum bir şarkısının introsundan. Intro'ları hep çok fazla sevmişimdir. Eko, akustik gitar ve atmosferik bir hava vardı şarkıda. İsmine şu an ulaşamıyacağım. Ama yesyeni albümü çıktığını gördüğümde geçenlerde sevindim gayet. Kapakta huzur dolu sanki değil mi bazılarımıza göre. San Diago çıkışlı. Bence arşivinize girmesi, aklınızı da yazabiliceğiniz bir isim Castanets. Yine salaş, yine kafama göre yazdığım bir yazının daha köküne geldik. Şimdi bir kahvaltı edeyim, belki bugün yine görüşürüz.. Anlatıcaklarımız hiç bitmez aslında. Ama anlatıcak gücü her daim bulamıyoruz. Değil mi..
Photo: Raymond Raposa
Castanets - Texas Rose, The Thaw And The Beasts (2009)
Label: Asthmatic Kitty Records
Tracklis:
01 Rose
02 On Beginning
03 My Heart
04 Worn From the Fight (With Fireworks)
05 No Trouble
06 Thaw and the Beasts
07 We Kept Our Kitchen Clean and Our Dreaming Quiet
08 Down the Line, Love
09 Lucky Old Moon
10 Ignorance Is Blues
11 Dance, Dance
David Sylvian - Brilliant Trees (1984)
Hissiyatsızlığın zirvesini yaşarken, belim çoktan bayrağa dolanmıştı. Kaçarsızca gelicekleri beklemek gerekti. Lale bahçesinden bir demet yolluyordum sana. Eflatun ve beyaz olanından sadece.
Pasteller bizlerin, göz alıcılar onların olsun ki yolumuza devam edebilelim. Yoksa.. değilmiyim. Kırmızılıklarınla.
Gel hadi..
Photo: Joel Tettamanti
Offical Site: http://www.tettamanti.ch/
David Sylvian - Brilliant Trees (1984)
Label: Virgin Schallplatten GmbH
Pulling Punches
The Ink In The Well
Nostalgia
Red Guitar
Weathered Wall
Backwaters
Brilliant Trees
Hope Sandoval & The Warm Inventions - Through The Devil Softly (2009)
Label: Rough Trade Records
Hüsker Dü - Land Speed Record (1981)
All Tensed Up
Don't Try To Call
I'm Not Interested
Guns At My School
Push The Button
Gilligan's Island
Mtc
Don't Have A Life
Bricklayer
Tired Of Doing Things
You're Naive
Strange Week
Do The Bee
Big Sky
Ultracore
Let's Go Die
Data Control
Felt - Penelope Tree (1983)
Gün olarak, benden 1 gün sonra doğan arkadaşımı yakından tanıdığım zamanların ilk günü farkettim ki, kokulara karşı gayet hassas olduğunu. Yolda yürürken "of bu kokuda ne böyle. burda acaip bir şey kokuyor" gibi bolca mırıldandığını ve ikimizinde dergi sayfası kokularına hasta olduğumuzu. Ağzı, yüzü yediği ve insanların atttığı çöplerin bulaşığına dönen kediyi görünce kusmaya yakın olduğunu, kedilere karşı ayrı bir ayar olduğunu, evde kedi besleyenleri anlamadığını, her yerin tüy olduğunu ve nasıl olupta aldırış etmeden halen o kediyi evlerinde, koyunlarında beslediklerini söylenip durmuştu. Dinledim. Bazen hak verdim, bazen kendinde oluşan ince ayarı düzenlemesi gerektiğini düşündüm. Benimde bazı ince ayar alışkanlıklarım vardı ve bunlar benim belki de en büyük özgürlüğümdü. Sonra anladım ki bende kokulara karşı gayet hassas bir tavıra sahipmişim. Kendimde, atladığım yada umursamadığım bir durumdu sanırım. Geçen haftalarda girdiğim umumivari helada duran o rengarenk şeylerin ne olduğunu merak edip kokladım. Hissettiğim koku inanılmazdı. Tarif-i caizse bir nevi "Vanilin" kokudu idi. Ama tuvalet içinde hiç kokmuyor sadece süs gibi duruyordu. Naftalin sanmıştım oysa ki. Ve kokladığım anda bende oluşan o garip ve istem dışı gülümsememe de şaşmıştım. Ve tekrar denedim. Her kokladığımda gülümsüyordum. Nasıl bir durum du bu ? Anında aklıma ilkokul 3. sınıf dönemlerimde annemin kek yapmak için beni bakkala gönderip vanilin aldırdığı gün ve benim eve kadar koklata koklaya gittiğim an geldi. Detaylar ve anılar önemlidir benim için. Çok uzun yıllar öncesinde ki uffacık detayları bile hatırlayabilen bir yapım olduğu için de allaha şükrediyorum. Ha siz inançsız birisiniz ? O da olur, benim için hava hep hoş.
4. sınıftaydım. Beni tekmeyle döven öğretmenimiz "Çocuklar bugün hızlı okuma yarışması yapacağız. Okuyacağınız konu şu. En hızlı okuyan 4 kişi şu kitapları alıcaktır. Haydi başlayalım" demişti. Aslında bana işkolik diyebiliriz. Ve bu blogda kişisel dökümanlarımı dökmeyi seviyorum. Kimin okuduğunu bilmesem de. Herkesi memnun etmek imkansız olduğunu biliyoruz. O yüzden bu tür yazılar yazdığım için ağız, burun veya başka yerlerini kıvırıpta üstüne oturanlardan af buyuruyorum. Haklınız "müzik blogundan başka her şeye benzedi son zamanlar da burası" diyenleriniz belki de bolca var ama eski yazılarımda da bu tip yazılar hep vardı aslında hatırlatmasını uygun gördükten sonra, nereye gideceğini benim bile bilmediğim ve sadece yazı yazma esnasında sevdiğim doğaçlama ve anlık psikolojik durumlarımdan oluşturduğum beyinsel gücümü seviyorum. Belki de sadece onu seviyorum..
Açtım kitabı ve buldum o sayfayı. Diğerleri okula sanırım daha erken kaydolmuşlardı ki benim numaram gerilerde olduğu için zamanım da vardı çalışmaya. Başladım. Haldır haldır okuyordum ve hızı daha o günlerden seviyordum. Epey bir tekrar ettikten sonra sıra bana gelmişti. Bir başladım ki duramıyorum. Benden önce en fazla okuyan kişinin durduğu kelimeyi işaretlemişti öğretmen Zafer ve sadece 1 dakikamız vardı kendimizi gösterebilmek için. O işaretlenen yeri geçtiğimde hiç durmadan devam ediyor nasıl bir olaysa bir yandan da yanı başımda duran öğretmenin gülümseyişini yan gözümle görüyordum. Bitirdiğimde çok sevinmişti öğretmen ve 158 kelime demişti. 1. olmuştum. 4 kitabı elinde tutup yanımıza geldi ve bir yandan diğer öğrencilerin karşısına bizi geçirip diğerlerine nasihat vermişti. 4. olan eleman okulda pek sevmediğim ve en çalışkan olan çocuk Fatih'di. Arada yolda görüyorum. Adam halen coolluğundan ödün vermeden orda burda fink atıyor, o lüx kasaphanelerinde de yardımını esirgemiyor. Herneyse.. Bütün kitaplar dağıtılmış ve bana verilen kitap ise "Falaka" idi. Ne denli meşhuur ötesi bir kitap olduğunu sanırım hepimiz o günlerden beri biliyoruz. Okumuştum da pek okuma alışkanlığım olmadığı halde. Ama ne yazık ki kapağını çok beğendiğim, böyle üstünde yeşillikte çocukların olduğunu hatırladığım ve Fatih'e verilen o kitapta kalmıştı aklım hep.. Halada uktesel bir biçimde durur içimde. Şu an düşündüm de; acaba ne oldu o kitaba. Yolda selam bile vermediğim Fatih'e gidip sorsam mı. Adam bana her zaman suratından eksik etmediği cool bakışını ve gülüşünü atıcak, bende yerlerde sürünüp rezil olmaktan öteye gidemiyeceğim sanırım. Hatta bana verilen "Falaka" ya ne oldu acaba. O ucunu ve başını göremediğimiz deliklere kaçtı kesin.. Bazen çok özlüyorum eski günlerimi. Aslında hep özlüyoruz ama kahrolmaktan kurtarıyor hayatın sillesi beni yada bizi. Meşgul olunacak onca şey var ki.. değil mi ?
Konumuz olan "Felt" güzelliğine çok güveniyor ve değer veriyorum. "Indie Pop" temsilcilerinden ve "Belle And Sebastian"nın çıkış ve başlayış gücü olan bu proje, daha öncede bahsettiğim gibi 10 yıllık bir hayatı olan, o yıllar da 1979-1989 arasındadır. Lead gitaristleri ve "Felt" müzikalitesinde ki önemli atmosferik düşlerin adamı "Maurice Deebank" daha kadroda iken basılan bu albüm benim doğumuma 4 ay kala Haziran ayında çıkmış. "Felt" albümlerine devam edeceğim zaman zaman. Bu nadir bulunan bir kopya olduğu için ve "Felt" arşivi yapmak isteyenler için indirmenizin limon kadar bol faydası olduğunu belirtirim.
Ychorus Volume 52
En son Ychorus Volume serisininden 50. ve 51.yi aynı anda basmış, bol seçenek sunmuştum yeni kapılar için.. Umarım iyi keşifler yapanlar olmuştur. Bize yada bana Ychorus'dan keşiflerini ileten yada mesajlayan hatta yorum gibi şeyler atan pek olmadığı için bilemiyor ama yinede hiç bilmediğim ve tanımadığım insanlara yol gösteren olmaktan kıvanç duyuyorum (Harbiden, kıvanç ne biçim bir kelime aslında. Yıllardır tam anlamını bilemiyoruz bence). Kafama göre seçtim yine bazı kayıtları. Ben güzel olduğunu düşündüğüm için buraya koydum ki siz de güzel olduğunu düşünebilirsiniz hani.. Ayrıca şu üstte görmüş olduğunuz teyze bizzat anannem olur ve gözündekilerde 3 boyutlu gözlükler dediğimiz 3D olayındandır. Gayet çılgın bir anannem olduğunu söyler yakın çevrem. Pentagram tişörtüyle tarlaya çalışmaya gider. Her an evinde kuru kafalı tişörtlerle iş işlerken görülebilir, görüldüğünde anında kaçılmalıdır. Yok şakaydı, kaçmayın.
Alttaki düşüncelivari duran kızcağızda 2007 Ağustos / Barışarock festivalinde habersizce çekildiğini düşündüğüm, biricikvari yazarımız "giz" hanımlardır.. Toplamayı indirdiğinizde içinde 2 farklı Ychorus Vol. 52 kapağı daha çıkıcak, birinde benimde bir görüntüm yer alıcaktır. Bu arada toplama kapaklarında benimde çektiğim bir foto olsun, hatta dur ya en güzeli ben olayım direk kapakta diyorsanız bana fotoğrafvari şeyleriniz atabilirsiniz. Adresim aynısı, marketin karşısı : ychorus@windowslive.com
Ariel Pink's Haunted Graffiti - Cant Heart My Eyes
Psychic TV - United
Henry Gale - The Constant
Flow - Zoophilia
Microfilm - The Night Of J&B
Thee Headcoatees - Have Love Will Travel
Benni Hemm Hemm - Sól á Heyhóla
Squarepusher - Circlewave 2
Tara Fuki - Majli
Muslimgauze - Azzazin
Pacific UV - Ljiv
Sol Seppy - 1 2
Stereolab - Nothing To Do With Me
Aidan John Moffat - I Will Walk
A Drive By - Nothing Left To SayA Sleeping Theory - Today's Wasted Hours
Stereolab - Tone Burst (Country)
Mijo Feo - Waltz
Sol Seppy - The Bells Of 1-2 (2006)
Neu!, Fujiya & Miyagi, Psapp, gibi isimlerin albümlerini basan ve genel anlamda Pop tadı hakim olan (Serdar Ortaç gibi bir Pop elbette değil) projelerin albümlerini basmayı yeğleyen "Grönland Records" sahiplerinden çıkma bu albüm, Trespassers William, Mazzy Star, Hope Sandoval & The Warm Inventions gibi isimlere benzeşen havasıyla bir kaç gündür defalarca dinlemek zorunda kaldığım bir albüm oldu. Uzun süre öncesi indirmeme rağmen bolca dinlemek geçen haftaya nasipmiş. Bir şey kaybediceğinize pek sanamıyorum. Bulunası. Almanya çıkışlılar.. Açılış kaydı olan "1 2" adlı beste alışkanlık yapabiliyor. Şarkıdaki tuşlulara seçilen tonun hastasıyım ayrıca..
Hatta albümden " Slo Fuzz" çekilen klibede şurdan gidilebiliyor: http://www.lastfm.com.tr/music/Sol+Seppy/+videos/3099802
1 2 (3:58)
Human (4:28)
Come Running (3:27)
Move (3:25)
Gold (2:22)
Injoy (4:30)
Slo Fuzz (6:25)
Loves Boy (3:46)
Farewell Your Heart (2:51)
Answer To The Name Of (3:54)
Wonderland (3:33)
Enter One (6:15)
Dark Treasures - A Gothic Tribute To The Cocteau Twins (2000)
01. Cicely - Rhea's Obsession
02. Icelink Luck - Mephisto Walz
03. Athol-Brose - Inertia
04. Seekers Who Are Lovers - Jennifer Hope
05. The Thinner The Air - Trance To The Sun
06. Violaine - Andrea Lane
07. Shallow Then Halo - Absinthee
08. Amelia - Faith And Disease
09. Need Fire - The Machine In The Garden
10. Garlands - The Autumns
11. Persephone - Diva Destruction
12. Wax And Wane - Fear Of Dolls
13. Blood Bitch - Godbox
14. Treasure Hiding - Oneiroid Psychosis
15. In Our Angelhood - Stare
Idaho - Hearts Of Palm (2000)
- Yanıyorum..
- Pardon ?
- Yanıyorum..
- Anlayamadım ?
- Yanıyorum..
-Sizi anlayamıyorum.
- Yanıyorum..
- Yine anlayamadım.
- Yanıyorum..
- Ne demek istiyorsunuz ?
- Yanıyorum..
- Ben sizi hiç bir şekilde anlyamıyorum ama.
- Yanıyorum..
- Peki. Benim vapurdan inmem gerekiyor artık. İyi günler size.
- Yanıyorum.. yanıyor, yanıyor, yanıyorum. Yanıyorum..
Various Artist - Un Tributo A Minor Threat (1997)
Yeah Yeah Yeahs - It's Blitz (2009)
TRACKLİST
1- Zero
2- Heads Will Roll
3- Soft Shock
4- Skeletons'
5- Dull Life
6- Shame And Fortune
7- Runaway
8- Dragon Queen
9- Hysteric
10- Little Shadow
Gürol Ağırbaş - Bas Şarkıları 1 + 2
"Gürol Ağırbaş" bilindiği üzere peeek çok Jazz, Pop, Rock, Experimental tadlı projelerde ismini müzisyenliğiyle yazdırdı yıllardır. "Yüz yıllarca yaşamalı" kategorisine soktuğum ender isim "Bülent Ortaçgil"in baş adamı olarak halen devam eden "Gürol Ağırbaş"ın, toplam da bu kadar olan 2 solo albümünü birlikte ekledim. Tam arşivlik.
"Bas Şarkıları" 1995, "Bas Şarkıları 2" 1997 basımı olan bu dosyayı indirmenizi tavsiye ediyor, Favorim 2. albümü olduğunuda belirtmek istiyorum.. Ayrıca 2. albüm dinlerken bir sürpriz ismin sesiyle de karşılaşmak mümkün.