Alternative etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alternative etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 com

The Thieves - Soul Thief 12'' EP (Planetarium, 1989)




2 Ekim 1992 - Ege Denizi'nde yapılan "Kararlılık Gösterisi 92" adlı NATO Tatbikatı sırasında Amerikan Saratoga gemisinden atılan iki adet sea sparrow füzesinin Türk Deniz Kuvvetleri'ne ait TCG Muavenet muhrib'ini vurması sonucu, 5 denizci öldü.





Limit Doldu / "limit has been reached"


Limited Download / Sınırlar: 57
0 com

The Cure - Close to Me (1985)




" Günlerdir tedirgin tartışmaların vazgeçilmez konusu olan operasyon artık kapıdaydı. Son bir haftadır hiç kimse üstünü değiştirmiyor, günlük giysileriyle yatıp kalkıyordu.
Askerler gece yarısı cezaevini kuşatıp çoktan en önemli yerleri kontrol altına alarak ‘’Teslim Olun’’ çağrısını yapmaya başlamıştı. Devlet cezaevinin sahibinin kendisi olduğunu unutmuştu. Kendi cezaevinde çoktan teslim aldığı ve teslim aldığı içinde korumakla yükümlü olduğu tutsaklara ‘’teslim olun’’ diyerek, daha baştan mizahi bir hukuksuzluğu ilan etmişti. Mutlaka bu anonsu yaparken kazaen teslim olunmaması için dua etmişlerdi. Çünkü bütün plan büyük bir çatışma ve bu çatışmanın gölgesine gizlenmiş imha listesine dayanıyor olmalıydı. Böyle de oldu…
Askerler çoktan hazırdılar. Uzaktan sadece o otoriter gizemli komut sesi duyuluyordu. Devletin bekası için teslim ve pişman olmaya çağıran ses… Ses, karşısındaki savunmasız hasımlarına ‘’öleceksiniz’’ diyordu.
Bütün dünyada benzeri sadece tuzak olarak adlandırılan bir gizli işaretiyle maltadaki silahsız tutuklu ve hükümlülere yağmur gibi kurşun yağmaya başladı. Kimi bulacağını bilmeyen, rastladığında çılgınca biçip geçen kuşunlar adressizdi. Her vurulan yere yığılıyordu. İnsan hedefini ıskalayan kurşunlar ise demir kapılara çarparak kıvılcımlar çıkarıyor, duvara saplananlar bile bir parça koparmadan durmuyordu.
Tarihin ilk bilinen gününden bu yana bilindiği üzere, dünyayı değiştirmek isteyenlerin kanları zeminde henüz pıhtılaşmamıştı.
Televizyondan Sağmalcılar Cezaevi’nin operasyon sonrası görüntüleri izleniyor. Dumanlar yükseliyor, öldürülen mahkûmların isim tespitleri yapılmış, liste yayınlanıyor. Ringden yanmış bir kadın mahkûm indiriliyor, mahkûm bağırıyor ‘’Diri diri yaktılar’’
Devrim savaşçılarının acıları telaşlı gürültüler içinde duyulmaz. Acı, sıradan hayatlara talip olanlarda abartılarak başkalarının şefkatine teslim edilir, bizde tam tersidir. Dünyayı değiştirmek isteyenler için acıyı gizleyerek dayandığını göstermek, dünyayı değiştirme terbiyesinin en sıkı malzemesidir.
Büyük gürültü… Büyük alt üst oluşun geride bıraktığı toz bulutu ve yıkıntı. Yıkılan cezaevi duvarlarının içindeki yıkılmış, yakılmış tutsaklar, kimsenin umurunda olmadığı etten yıkıntılardı.
Ülkenin bir sorunu daha başarıyla çözümlenmişti yüz akıyla. Bir daha sonsuza kadar unutulacaktı her şey. Yapılanlar ise yapanların yanına parfüm üretmek için canlı hayvan kullanan vahşi kimyacılar gibi büyük bir deneyim olarak kalacaktı…
Konferans salonunun tavanları deliniyor. Salonun tepesinden kocaman şekilsiz beton kalıpları kalabalığın arasına düşüyor. Ne beton kalıplar bizi umursuyor artık, ne biz onları. Günlerdir delinmekten betonlar yorgun, günlerdir onların delinmesini dinlemekten biz yorgunuz…
Tek yorulmayan son koğuştaki televizyon. Hala bağırıyor sunucu, enerjisinden tek gram eksilmemiş. Bütün cezaevleri tahliye edilmiş, devletimiz işgal bölgelerini ele geçirmiş, düşmanlar çatışmalarda ölü olarak ele geçirilmiş ama hepsine haddi bildirilmiş. Ele geçirilenler bilinmeyen akıbetlerine teslim edilmiş. Küçümen bir pürüz var. Son cezaevi, onun da eli kulağında. Adı Ümraniye. Battı batacak, yandı yanacak, haddi bildirildi, bildirilecek…
Birkaç dakika içinde yeni bir ses duyuluyor. Az önceki betonlara duyarsız yorgunluklarımız kaçıyor üstümüzden. Gaz sızıntısı giderek yükselerek üstümüze akıyor. Koğuş aniden yanmaya başlıyor. O yandıkça tavanında açılmış kocaman oyuklardan gaz bombaları bir havai fişek arsızlığında birbiri ardı sıra patlamaya başlıyor…
Ara koridorların kanlı zeminleri, cezaevinin yangından simsiyah olan duvarları, yaralı çığlıkları, dışarıdan belirli belirsiz duyulan ambulans sesi, polis, itfaiye sirenleri, annelerimizin, babalarımızın, kardeşlerimizin dövünmeleri, gözyaşları, her şey ama her şey yolculuğa eşlik ediyordu.
Sağdan soldan bulunan tek tük sigaralar yoldaş hakkı denilerek yarım yarım, fırt fırt paylaşılıyor ve sessizliğe derin derin üfleniyordu.

Yeni bir cayırtı sessizliği son kez deldi.

Askerler cezaevini yakıyorlardı. Ellerindeki alev püskürten makineler bilim kurgu filmlerindeki ejderhalar gibi üstümüze üstümüze geliyordu. Dumandan göz gözü görmüyor, genizlerimize, ciğerlerimize ejderhanın gizli gazı doluyordu. Aynı anda bir süredir delinen tavan çöktü. Temiz hava için pencerelere başını uzatanları keskin nişancılar tek atışla vazgeçiriyorlardı. İstenen, gazdan zehirlenerek etkisiz hale getirmekti. Ölerek etkisiz, bayılarak etkisiz, sakat kalarak etkisiz, fark etmezdi. Hedef etkisizleştirmekti.
‘’Teslim olun direnmeniz faydasız, söz veriyoruz kimseye bir şey olmayacak, bizimle konuşun, daha fazla insanın canı yanmasın.’’
Bu ilk anonstu insanları bağışlamaya çağıran. Anonsu yaparken bu titiz çalışmada unuttukları bir küçük ayrıntı vardı, bu anonsu gereksizleştirmişti. Her şeyi yaptıktan sonra hiçbir şey yapmama sözü veriliyordu. Yapacak bir şey kalmadığına göre bu söz içerdekilere değil, dışarıdakilere veriliyor olmalıydı.
Dudaklar ateşten ve dumandan kavrulmuştu. Gecenin bir saatinde cezaevi mikrofonlarından işkence çığlıkları dinletilmeye başlandı. Cezaevine girme süreleri çok uzun yılları alanlar için bile, çok taze, çok tanıdıktı bu sesler.
Gaz bombaları, delinen her yerden aynı anda yağmaya başladı. Göz gözü görmüyordu. Çığlıklar kendisine saklanacak bir yer arıyordu ama yoktu. Holocaust’un ne demek olduğunu ancak kimliği gizli gazla tanıştığınızda anlayabilirsiniz. Yeryüzünün hiçbir sözcüğü o kâbusu aktaramaz. Korunma içinde, sanal bir dehşetle izlediğiniz filmler size gerçeği asla yansıtmaz. Sanal olanın tehlikesizliği gerçek olanın dehşetini eğlenceye dönüştürerek sizi güvende kılar. Gerçek ise ‘’keşke sanal olsa’’ diye yalvardığınız bir kâbustur. Tüm vücutlar kasılıyordu. Aklımızı, bedenimizi hiçbir şeyi kontrol edemiyorduk. Gaz sadece nefes yoluyla etkisini göstermiyordu. Binlerce aynı zamanda olan zehirli yılan ısırığı gibi derilerimizden işliyordu. Bedenlerimizin yandığını kavrulduğunu sanıyorduk. Yerlerde çırpınanlar, duvarları yumruklayanlar, üst üste yığılıp kalanlar… Demek Holocaust buydu. Çırpınarak kendi sefaletlerinin farkına varmayarak sadece böyle hayvanlar gibi öldürülüyorlardı…
Hepimizi ayağa kaldırıp götürmeye başladılar. Cezaevinin dışına sıraya sokulmuş ringler artık bizi bekliyordu. Sırayla ringlere bindirilmeye başladık. Dövebilme imkânının tek bir saniyesini kaçırmak istemeyen erlerin, tatmine bir türlü ulaşmayan küfür ve tekmeleri ile arabaların içine boş çuvallar gibi atıldık. İçerde bekleyen askerler taze kuvvetti. Onlar daha şöyle bir ağız tadı ile kimseyi dövememişlerdi. Her yeni bindirileni hızı yeni alınan coplarla dövüyorlardı. Her araca on beş- on yedi arası mahkûm bindirildiğine göre, her yeni gelenle yeni bir dayak turu yapıldığına göre, biz on yedi kere, diğer arkadaşlarda bu sayıya yakın yeniden dövülmüş olmalıydı. Sonunda ring hareket etti… Nereye götürüldüğümüzü bilmiyorduk…
Biz o an zamanın kanayan kıyısındaydık…
Uzun bir yolculuktu… Dövülme darbeleri ile daha da sıkılaşıp bileklerimizi morluktan sulu yaraya çevirmiş kelepçelerin sızısı bir yana, asıl susuzluk ve tuvalet ihtiyacı sevkimizi kâbusa çevirmişti. Susuzluğa dayanamayan biri, ringin kafes penceresine yapışmış camın ardındaki su yüzeyini yalıyordu. Yataklıktan gelme en yaşlımız tuvalete gitmek için yalvarıyordu. Ringin içine yapacaktı ama elleri arkadan kelepçeli olduğundan yapamıyordu… Ağlıyordu…
Çaresiz bir yaşlının ağlayışı çaresiz bir bebeğin ağlayışından çok farklıydı. Çaresiz bebekler ağlarken sevinçle isteği yapılırken, çaresiz yaşlı ağlayışında insan kendi onurunun nasıl bir bilgisayar yanlışlığı gibi tek tuşla yok edildiğini görüyordu. Çok utanacaktı ama hayatı boyunca unutmayacaktı… Tuvaletini kader arkadaşları ve çocuğu yaşındaki askerlerin yanında altına yapmış olacaktı…
F tipi cezaevinin kapısı insanla beslenen bir canavara benziyordu. Sürekli içeri birilerini götürüyorlar, ama içerden kimse çıkmıyordu… Gece yarısı ringden ilk inen, insanla beslenen canavar kapıya götürüldü. Ringin içerisine ise iri yarı bir asker girip en çelimsiz mahkûmun sırtına oturup sallanmaya başladı. Zikir meftunu gibi bir ileri, bir geri sallanırken, yaptığının ne anlama geldiğini herkesin anlaması için garip hırıltılar çıkarıyordu. Mahkûm, üstündeki azgın köylünün iğrenç ağırlığından iki büklüm inleyerek yere kapaklandı. Komutanın bağırtılar üstüne ringi teftişe gelmesi ile azgın köylü bir anda itaatkâr bir kul olarak hizaya girdi. Genç arkadaşımız bir daha başını kaldırıp kimsenin yüzüne bakamamıştı. Ringden inerken son fısıltısı duyuldu. ‘’Keşke ölseydim’’ Bilmiyordu ama ölecekti… Çok kısa bir zaman sonra ölüm orucu henüz dalya dediğinde ölecekti…

Muhabere şimdilik bitmişti… "



19 Aralık 2010 / Akın Olgun / BirGün





Limit Doldu / "limit has been reached"


Limited Download / Limitfelan: 45
0 com

Milk Money - Wheelie (1995)


Vernor Vinge

Vernor Steffen Vinge (d. 2 Ekim 1944), Amerikalı bilim kurgu yazarı, akademisyen. Beş adet basılmış romanı ve çeşitli dergilerde,antolojilerde yayımlanmış hikayeleri ve makaleleri bulunmaktadır. İki romanıyla En İyi Roman Hugo Ödülü’nü kazanan Vinge aynı zamanda San Diego Eyalet Üniversitesi’nde matematik ve bilgisayar bilimi alanlarında otuz sene boyunca akademisyenlik yapmıştır




1. Two Hours
2. Leash
3. Eviction
4. I Can't Move
5. Little
6. Three Second-Memory
7. Wheelie
8. Scars


Limit Doldu / "limit has been reached"


Limited / Limıtıd: 25
0 com

April´s Motel Room - Black 14 (1993)




Tunguska Olayı

Tunguska olayı, 30 Haziran 1908 günü sabah saat yaklaşık 7:45 sularında Sibirya'nın orta kesimlerindeki PodkamennayaTunguska Irmağı yakınlarında oluşan büyük gök patlamasının adıdır.

Patlama 10-15 bin tonluk bir dinamit kütlesinin patlamasına eşdeğerdi. Kesin olmayan verilere göre patlamanın nedeninin, birkuyrukluyıldız parçasının ya da meteorun Yer'e çarpması olduğu sanılmaktadır. Cismin atmosfere yaklaşık 100.000 km/h hızla girdiği ve ağırlığının 100.000 ile 1.000.000 ton arasında olduğu varsayılmaktadır.

Patlama bölgesi ilk olarak Rus bilim adamı Leonid Alekseyeviç Kulik tarafından 1927-1930 yılları arasında incelendi. Olayı uzaktan gözleyenler önce bir ateş topu gördüklerini ve ardından yer sarsıntısıyla birlikte, güçlü sıcak rüzgarların oluştuğunu söylediler. Avrupa'daki sismograflar, patlamanın neden olduğu sismik dalgaları saptadılar. Patlamanın alevleri yaklaşık 800 km uzaktan görülmüştü. Cisim atmosferde buharlaştığından çevreye çeşitli gazlar yayılmış ve olaydan belli bir süre sonra bile Sibirya ve Avrupa'da geceleri gökyüzünün parlak bir renk almasına neden olmuştur.






1God
2California
3Get Down Jerry
4Fade To Dharma
5Nickell Bag
6R.I.P.
7Riverside
8Get Her Away
9Black 14
10Paper Courage
11Need
12Chrysanthemum
13You/Me
14La Material



Limit Doldu / "limit has been reached"




Limited Download / 14
0 com

Silversun Pickups - Pikul EP (Dangerbird Records, 2005)



Silversun Pickups - Pikul (Dangerbird Records, 2005)
Tracklist:
1 Kissing Families 4:50
2 Comeback Kid 4:10
3 Booksmart Devil 4:26
4 The Fuzz 5:54
5 Creation Lake 3:43
6 ...All The Go Inbetweens 7:49





Zina



Zina (Arapça: زنا) seks, cinsellik. İslamiyet'te evlilik dışı cinsel ilişki.
Arapça'da "evlilik dışı cinsel ilişki" anlamına gelir. İlâhî dinlerce yasak kabul edilir. En büyük günahlardan biri sayılır.
Dinen cezayı gerektiren, meşrû olmayan cinsî münasebet. Aralarında bir nikâh bağı bulunmayan mükellef yani cezâî ehliyete sahip bir erkekle, kadın arasındaki gayrî meşrû ilişki.
Çocukların yetişmesi madden ve ruhen sağlıklı bir dönem geçirebilmeleri için anne ve babaları arasındaki huzur ve mutluluğun fonksiyonu çok yüksektir. Evlilikteki huzuru dinamitleyen öğelerden biri de evli çiftlerin cinsel ayrılıkları ve farklı bireylerle cinsel beraberlikleridir. Evlilik dışı yaşanan cinsel beraberliklere zina denmektetir. Sosyal ve psikolojik etkenlerinden dolayı dışlanan fiillerdendir.


Zina büyük günahlardan sayılır. Fiiller, sebep oldukları sonuçlara göre hüküm alırlar. Harama aracı olan her fiil haram, vâcibe vesile olan fiiller de vâciptir.Nâmahreme bakma, dokunma, tutma, öpme ve haram işlemek için bir yere gitme gibi gayr-i meşrû fiillerin hepsi yasaklanmıştır ve bunların her birine mecâzen zina denilebilir.


Pakistanlı teolog Seyyid Ebu Ala Madudi, İslam'da zina yapan insanın cezalandırılabilmesi için şu şartların aranması gerektiğini belirtmiştir:


Zanlının suçlanabilmesi için önce dininin gereklerini yerine getiren bir müslüman olması gerekir.Zanlı aklıselim sahibi olmalıdır. Suçun işlenmesi sırasında sarhoş olmaması gerekmektedir.Zanlı yetişkin olmalıdır.Zanlı kendi isteğiyle suçu işlemiş olmalıdır.En az dört erkek şahit bulunmalıdır ya da kesin olarak suçun işlendiğine dair deliller olmalıdır.Zanlı hür olmalıdır. (Köle veya cariye olmamalıdır) Zanlı İslamî usullere göre evli olmalıdır ve suçun işlendiği zaman eşiyle cinsel tatminine mani bir durum bulunmamalıdır.Zanlı eğer kadınsa hamile olmamalıdır ve emzirdiği çocuk bulunmamalıdır.
0 com

The Church - The Unguarded Moment (4:14)

0 com

Rodan

.



1 albüm ve 1 EP ile hayatını 1994 dönemi sonlandıran pek sevgili azgınlar için kurulan azman proje Rodan olayından, Rusty albümünün en kan kaynatıcı bestesi Everyday World Of Bodies..

Yakında orjinal CD'den yüksek kalite de yükleyip paylaşacağımdır. Slint tadı almanız mümkün. Salin olaydır.

www.myspace.com/rodanrusty
3 com

Castanets - Texas Rose, The Thaw And The Beasts (2009)



















Misal hiç biriniz den duymadım "İlyas Salman'ı çok seviyorum abicim, adam harika oynuyor, bıdı bıdı bıdı". Aslın da cidden iyi oynuyor hatta oynamıyor yaşıyordu karakteri. Du eki koyuyorum çünki hepimiz biliyoruz ki adam elini ve giymediği eteğini çoktan çekmiş bulunuyor film piyasasından. Hep çirkindi değil mi.. Hepimizin çoğu çirkin ilan etti onu ve hiç bir zaman el üstün de tutmadı, tutulmadı.. Yazık mı ?. Bence yazık. Baş rol diye adlandırdığımız alan da bile oynarken, sanki hiç baş rol değil, hep alıştığımız yan rollerdeydi. Adamı tanımıyorum. Ama bir şeyleri hissetmeme engel olmadığının da farkındayım. Olduğu gibi biri bence. Mütevazi, alıngan, boynu büküğe yakın. Herhangi bir şey hakkında tahminler yürütmek.. aslında ne zevkli bir şey değilmi. Farkındamısın bu durumun, bu durumunun ?. Küçük şeyler den, polyanna olmadan zevk alabilme dürtüsü. Harika bir şey. Doyumsuzlarla işim olmadığı gibi, yazıya giriş noktama dönelim istiyorum. Aslında çok film de görünmüştür kendisi ama hiç bir kaçını hatırlayamayız. Hep bir-ikidir hatırladığımız sahneler. Dediğim gibi şaşalı bir görüntüsü de yoktur ya, belki de ondandır bu hatırlayamamışımız. Kapağı görünce aklıma geldi. Evet dedim bu film o film. Etkilenmiştim seneler öncesi. Çocuktum. Arabaları, silahları, misketleri, kovboyculuğu, takışmacayı sevmeyen bir çocuktum. Legoları, yap-bozları, hızlı koşmayı, koşu yarışlarını, şarkı söylemeyi, bebekleri, ip atlamayı, kaset kapaklarına bakmayı, dram filmlerini, buğulu sahneleri, yağmuru, her hangi bir yerde piknik havasına bürünmeyi, bakkaldan bir şeyler alıp paylaşmayı, dondurmayı, dart'ı, mor rengi, deri kıyafet giyenleri, lunaparkı, konuşmayı ve en çok da kendimi seven bir çocuktum. Bencil ya da kendini beğenmişin teki hiç olamadım. İstesem de olamıyordum. Ama herkes den farklı olduğumu ve benim gibi birine hiç rastlayamadığımı da hatırlıyorum. Ve daha pek çok şeyi hatırladığım gibi..

İşte o günler de çıktı sanırım bu film karşıma. Adı: Dolap Beygiri idi. Yılaar sonra tekrar karşıma çıkması beni gülümsetti ve hemen almama neden oldu. Diğer oyuncular ise Şener Şen, Ayşen Gruda ve o saftan öte buğulu güzelliğiyle Yaprak Özdemiroğlu. Toplumsal bir filmden öte her daim gerçek kalıcak ve yıllar geçmesine rağmen hiç bir şey değişemeyen biricik ükemizden kaçmak için kafamızda oluşan o pis rezilliklerle dolu bir film Dolap Beygiri. 300 kişi işçi alıcağını duyuran bir yere 3000 kişinin baş vurması gibi. Sondaki bir sıfır nelere mal oluyor değil mi. Filmde üniversite mezunu olan Salman'ın dolambaç olmayan kişiliği yüzünden bir türlü iş bulamayıp, salatalık satmaya başlaması ve zabıtaların görür görmez salatalıkları yerlere atıp, ayaklarıyla ezmesi kadar gaddar bir hayatta olduğumuzu tekrar farkediyoruz gözlerimizi televizyona dikerken. Bunaltıcı mı ? Bence hiç değil. Gerçekler her daim batıcı olarak kalıcaklar, biz de aşama göstermeye hep devam edeceğiz. Gidişatımızın her daim sıkıcı ya ada çıkmazlara yakın gideceğini kim söyledi ki. Ben mi yoksa ? Yok öyle bir şey.. Ne demişler hiç tanıyamadığımız atalarımız; Zirveye çıkmak için, önce en dipe inmek gerekir. İlyas Salman her daim için de hissettiği şanlı ve ürkütücü gerçekçiliğiyle oynamaya devam ediyor film boyunca. Kriz anların da daha da bir iyi oynadığını farkediyorum her seferinde. Gerçekten o an kriz geçiriyormuşcasına bir oyun sahneliyor. 90'ların başında bir türkü albümü yaptı kendisi. Reklamsızlıktan pek tutmadı ama konserler vermeye devam etti. Uzaktan da olsa bir kere görmek isterdim aslında kendisini. Herkesi görmek istemesem de.. Hayat bu. Sürprizlerle dolu bir hayat. Beklemeye devam, evet. Ha bu arada filmi almak isteyenler şu sıralar kampanyalı ürün olarak Dia marketlerin de bulabilirler. VCD formatında, 2.90 gibi komik bir rakama hem de. Ve daha onlarca 80'ler de çıkmış filmleri de yanında bulmanız mümkün. Dün konuştum daha bir Dia görevlisiyle, (hani o yaşıtım diye düşündüğüm renkli gözlü, beyaz tenli sarışın bayan) "tekrarları gelmez kampanya bittikten sonra" diye de mırıldandı kulağıma. Aslında o da Yaprak Özdemiroğlu kadar güzel ama.. hiç bir itirafta bulunamıyorum kendisine. Hiç kimseye bunca yıl bulunamadığım gibi..

Sahne adıyla Castanets, doğduğunda koyulan tam ismiyle Raymond Raposa. Keşfettiğim dönem 2005'in Bahar dönemiydi. Çok fazla etkilendiğimi hatırlıyorum bir şarkısının introsundan. Intro'ları hep çok fazla sevmişimdir. Eko, akustik gitar ve atmosferik bir hava vardı şarkıda. İsmine şu an ulaşamıyacağım. Ama yesyeni albümü çıktığını gördüğümde geçenlerde sevindim gayet. Kapakta huzur dolu sanki değil mi bazılarımıza göre. San Diago çıkışlı. Bence arşivinize girmesi, aklınızı da yazabiliceğiniz bir isim Castanets. Yine salaş, yine kafama göre yazdığım bir yazının daha köküne geldik. Şimdi bir kahvaltı edeyim, belki bugün yine görüşürüz.. Anlatıcaklarımız hiç bitmez aslında. Ama anlatıcak gücü her daim bulamıyoruz. Değil mi..

Photo: Raymond Raposa


























Castanets - Texas Rose, The Thaw And The Beasts (2009)

Label: Asthmatic Kitty Records


Tracklis:

01 Rose
02 On Beginning
03 My Heart
04 Worn From the Fight (With Fireworks)
05 No Trouble
06 Thaw and the Beasts
07 We Kept Our Kitchen Clean and Our Dreaming Quiet
08 Down the Line, Love
09 Lucky Old Moon
10 Ignorance Is Blues
11 Dance, Dance


0 com

David Sylvian - Brilliant Trees (1984)




































Hissiyatsızlığın zirvesini yaşarken, belim çoktan bayrağa dolanmıştı. Kaçarsızca gelicekleri beklemek gerekti. Lale bahçesinden bir demet yolluyordum sana. Eflatun ve beyaz olanından sadece.
Pasteller bizlerin, göz alıcılar onların olsun ki yolumuza devam edebilelim. Yoksa.. değilmiyim. Kırmızılıklarınla.
Gel hadi..


Photo: Joel Tettamanti

Offical Site: http://www.tettamanti.ch/



























David Sylvian - Brilliant Trees (1984)

Label: Virgin Schallplatten GmbH


Pulling Punches
The Ink In The Well
Nostalgia
Red Guitar
Weathered Wall
Backwaters
Brilliant Trees


3 com

Hope Sandoval & The Warm Inventions - Through The Devil Softly (2009)



























Kulaklarım da yanan ateşin bir parçası asla olamamıyacaksın.. Parmak uçlarım tüylerine dokunurken, sen çoktan yitirilmiş olucaksın. Geri manevralarımla kendimi kaldırım taşlarım da görsem de, seni hep biliyor gibi olacağım. Limon rengini alan tişörtüm, atletiksiz sırt dekoltem, diğer rengi farklı olan çoraplarım ve yüzümdeki ifadesizliğimle sana aldığım halka küpeleri içim de saklıyor olacağım. Beni bitirdiğin yerde, aynı yerdeyim. Tekrar beyazlara boyanmak için..

Photo: Greg Sand



























Hope Sandoval & The Warm Inventions - Through The Devil Softly (2009)

Label: Rough Trade Records

01. Blanchard 5:01
02. Wild Roses 3:40
03. For The Rest Of Your Life 5:38
04. Lady Jessica And Sam 4:29
05. Sets The Blaze 2:31
06. Thinking Like That 4:44
07. There's A Willow 5:07
08. Trouble 5:24
09. Fall Aside 4:46
10. Blue Bird 5:11
11. Satellite 4:58

0 com

Hüsker Dü - Land Speed Record (1981)


















Nostalji yapıp, en son nereedeyse 10 yıl önce beni üreten bedenlerle beraber bir tatile çıktım. Küçükkene gittiğim yerlere yine adım attım. Tekrar kendimi aradım oralarda. hiç bir şey değişmemiş gibi gözükse de, baya şey değişmişti aslında. İnsanlar ve herhangi her yerlere katılım gayet azdı ve bu ben dahil hepimizi üzdü. Krizsel durumlardan olduğunu söyleyen insancıklara da inanmakta zorlandım açıkçası. Artık koskoca bir Çeşme popüleriterliği vardı ve bu durum kaçınılmaz olmuştu. Yüzdüm, yüzdüm, yüzdüm. Amelevari bir yanığa sahip olucağımı düşünmüştüm yüzerken ama pek öyle olmadı aslında. Daha klasik bir yanış stilim oluştu. "Ve Kuşadası da bitmeye yakın olmuş kardeşim" demekten de kendimi alamıyordum doğrusu. Ki kim bitmeye yakın değildi ki sanki.. Çıplak bedenlere baktım, başka bakıcak bir şey olmadığı için. Sadece bakmakla yetindim, tıpkı 10 yıl öncesi gibi. Sevdiğim 2 gözlü, 2 kulaklı, burunlu hatta ağzı bile olan varlıklar yanımdaydı ama.. Yorgundum. Çok yorgun. Var gücümle hem de..
Hardcore'sal Punk bedenler bunu çıkardıkların da pek çok şeyin farkında ve pek çok şeyin farkında bile değillerdi. Yıllar geçti, biz büyüdük ve bazı şeyleri dinlemeye devam ettik. Onları koklamaya ve iç geçirmeye. Devam etmeye, yerimizden zıplamaya yakın olduk. Sonraları yine durulduk, yine oturduk üstlerine. Böyle devam edicekti herşey ve hepimiz farkındaydık. Herneyse..





Hüsker Dü - Land Speed Record (1981)
Label: New Alliance Records

All Tensed Up
Don't Try To Call
I'm Not Interested
Guns At My School
Push The Button
Gilligan's Island
Mtc
Don't Have A Life
Bricklayer
Tired Of Doing Things
You're Naive
Strange Week
Do The Bee
Big Sky
Ultracore
Let's Go Die
Data Control

2 com

Felt - Penelope Tree (1983)



Gün olarak, benden 1 gün sonra doğan arkadaşımı yakından tanıdığım zamanların ilk günü farkettim ki, kokulara karşı gayet hassas olduğunu. Yolda yürürken "of bu kokuda ne böyle. burda acaip bir şey kokuyor" gibi bolca mırıldandığını ve ikimizinde dergi sayfası kokularına hasta olduğumuzu. Ağzı, yüzü yediği ve insanların atttığı çöplerin bulaşığına dönen kediyi görünce kusmaya yakın olduğunu, kedilere karşı ayrı bir ayar olduğunu, evde kedi besleyenleri anlamadığını, her yerin tüy olduğunu ve nasıl olupta aldırış etmeden halen o kediyi evlerinde, koyunlarında beslediklerini söylenip durmuştu. Dinledim. Bazen hak verdim, bazen kendinde oluşan ince ayarı düzenlemesi gerektiğini düşündüm. Benimde bazı ince ayar alışkanlıklarım vardı ve bunlar benim belki de en büyük özgürlüğümdü. Sonra anladım ki bende kokulara karşı gayet hassas bir tavıra sahipmişim. Kendimde, atladığım yada umursamadığım bir durumdu sanırım. Geçen haftalarda girdiğim umumivari helada duran o rengarenk şeylerin ne olduğunu merak edip kokladım. Hissettiğim koku inanılmazdı. Tarif-i caizse bir nevi "Vanilin" kokudu idi. Ama tuvalet içinde hiç kokmuyor sadece süs gibi duruyordu. Naftalin sanmıştım oysa ki. Ve kokladığım anda bende oluşan o garip ve istem dışı gülümsememe de şaşmıştım. Ve tekrar denedim. Her kokladığımda gülümsüyordum. Nasıl bir durum du bu ? Anında aklıma ilkokul 3. sınıf dönemlerimde annemin kek yapmak için beni bakkala gönderip vanilin aldırdığı gün ve benim eve kadar koklata koklaya gittiğim an geldi. Detaylar ve anılar önemlidir benim için. Çok uzun yıllar öncesinde ki uffacık detayları bile hatırlayabilen bir yapım olduğu için de allaha şükrediyorum. Ha siz inançsız birisiniz ? O da olur, benim için hava hep hoş.

4. sınıftaydım. Beni tekmeyle döven öğretmenimiz "Çocuklar bugün hızlı okuma yarışması yapacağız. Okuyacağınız konu şu. En hızlı okuyan 4 kişi şu kitapları alıcaktır. Haydi başlayalım" demişti. Aslında bana işkolik diyebiliriz. Ve bu blogda kişisel dökümanlarımı dökmeyi seviyorum. Kimin okuduğunu bilmesem de. Herkesi memnun etmek imkansız olduğunu biliyoruz. O yüzden bu tür yazılar yazdığım için ağız, burun veya başka yerlerini kıvırıpta üstüne oturanlardan af buyuruyorum. Haklınız "müzik blogundan başka her şeye benzedi son zamanlar da burası" diyenleriniz belki de bolca var ama eski yazılarımda da bu tip yazılar hep vardı aslında hatırlatmasını uygun gördükten sonra, nereye gideceğini benim bile bilmediğim ve sadece yazı yazma esnasında sevdiğim doğaçlama ve anlık psikolojik durumlarımdan oluşturduğum beyinsel gücümü seviyorum. Belki de sadece onu seviyorum..

Açtım kitabı ve buldum o sayfayı. Diğerleri okula sanırım daha erken kaydolmuşlardı ki benim numaram gerilerde olduğu için zamanım da vardı çalışmaya. Başladım. Haldır haldır okuyordum ve hızı daha o günlerden seviyordum. Epey bir tekrar ettikten sonra sıra bana gelmişti. Bir başladım ki duramıyorum. Benden önce en fazla okuyan kişinin durduğu kelimeyi işaretlemişti öğretmen Zafer ve sadece 1 dakikamız vardı kendimizi gösterebilmek için. O işaretlenen yeri geçtiğimde hiç durmadan devam ediyor nasıl bir olaysa bir yandan da yanı başımda duran öğretmenin gülümseyişini yan gözümle görüyordum. Bitirdiğimde çok sevinmişti öğretmen ve 158 kelime demişti. 1. olmuştum. 4 kitabı elinde tutup yanımıza geldi ve bir yandan diğer öğrencilerin karşısına bizi geçirip diğerlerine nasihat vermişti. 4. olan eleman okulda pek sevmediğim ve en çalışkan olan çocuk Fatih'di. Arada yolda görüyorum. Adam halen coolluğundan ödün vermeden orda burda fink atıyor, o lüx kasaphanelerinde de yardımını esirgemiyor. Herneyse.. Bütün kitaplar dağıtılmış ve bana verilen kitap ise "Falaka" idi. Ne denli meşhuur ötesi bir kitap olduğunu sanırım hepimiz o günlerden beri biliyoruz. Okumuştum da pek okuma alışkanlığım olmadığı halde. Ama ne yazık ki kapağını çok beğendiğim, böyle üstünde yeşillikte çocukların olduğunu hatırladığım ve Fatih'e verilen o kitapta kalmıştı aklım hep.. Halada uktesel bir biçimde durur içimde. Şu an düşündüm de; acaba ne oldu o kitaba. Yolda selam bile vermediğim Fatih'e gidip sorsam mı. Adam bana her zaman suratından eksik etmediği cool bakışını ve gülüşünü atıcak, bende yerlerde sürünüp rezil olmaktan öteye gidemiyeceğim sanırım. Hatta bana verilen "Falaka" ya ne oldu acaba. O ucunu ve başını göremediğimiz deliklere kaçtı kesin.. Bazen çok özlüyorum eski günlerimi. Aslında hep özlüyoruz ama kahrolmaktan kurtarıyor hayatın sillesi beni yada bizi. Meşgul olunacak onca şey var ki.. değil mi ?


Konumuz olan "Felt" güzelliğine çok güveniyor ve değer veriyorum. "Indie Pop" temsilcilerinden ve "Belle And Sebastian"nın çıkış ve başlayış gücü olan bu proje, daha öncede bahsettiğim gibi 10 yıllık bir hayatı olan, o yıllar da 1979-1989 arasındadır. Lead gitaristleri ve "Felt" müzikalitesinde ki önemli atmosferik düşlerin adamı "Maurice Deebank" daha kadroda iken basılan bu albüm benim doğumuma 4 ay kala Haziran ayında çıkmış. "Felt" albümlerine devam edeceğim zaman zaman. Bu nadir bulunan bir kopya olduğu için ve "Felt" arşivi yapmak isteyenler için indirmenizin limon kadar bol faydası olduğunu belirtirim.


















0 com

Misty Roses - Komodo Dragons



0 com

Ychorus Volume 52



















En son Ychorus Volume serisininden 50. ve 51.yi aynı anda basmış, bol seçenek sunmuştum yeni kapılar için.. Umarım iyi keşifler yapanlar olmuştur. Bize yada bana Ychorus'dan keşiflerini ileten yada mesajlayan hatta yorum gibi şeyler atan pek olmadığı için bilemiyor ama yinede hiç bilmediğim ve tanımadığım insanlara yol gösteren olmaktan kıvanç duyuyorum (Harbiden, kıvanç ne biçim bir kelime aslında. Yıllardır tam anlamını bilemiyoruz bence). Kafama göre seçtim yine bazı kayıtları. Ben güzel olduğunu düşündüğüm için buraya koydum ki siz de güzel olduğunu düşünebilirsiniz hani.. Ayrıca şu üstte görmüş olduğunuz teyze bizzat anannem olur ve gözündekilerde 3 boyutlu gözlükler dediğimiz 3D olayındandır. Gayet çılgın bir anannem olduğunu söyler yakın çevrem. Pentagram tişörtüyle tarlaya çalışmaya gider. Her an evinde kuru kafalı tişörtlerle iş işlerken görülebilir, görüldüğünde anında kaçılmalıdır. Yok şakaydı, kaçmayın.

Alttaki düşüncelivari duran kızcağızda 2007 Ağustos / Barışarock festivalinde habersizce çekildiğini düşündüğüm, biricikvari yazarımız "giz" hanımlardır.. Toplamayı indirdiğinizde içinde 2 farklı Ychorus Vol. 52 kapağı daha çıkıcak, birinde benimde bir görüntüm yer alıcaktır. Bu arada toplama kapaklarında benimde çektiğim bir foto olsun, hatta dur ya en güzeli ben olayım direk kapakta diyorsanız bana fotoğrafvari şeyleriniz atabilirsiniz. Adresim aynısı, marketin karşısı : ychorus@windowslive.com





Ariel Pink's Haunted Graffiti - Cant Heart My Eyes

Psychic TV - United

Henry Gale - The Constant

Flow - Zoophilia

Microfilm - The Night Of J&B

Thee Headcoatees - Have Love Will Travel

Benni Hemm Hemm - Sól á Heyhóla

Squarepusher - Circlewave 2

Tara Fuki - Majli

Muslimgauze - Azzazin

Pacific UV - Ljiv

Sol Seppy - 1 2

Stereolab - Nothing To Do With Me

Aidan John Moffat - I Will Walk

A Drive By - Nothing Left To Say

A Sleeping Theory - Today's Wasted Hours

Stereolab - Tone Burst (Country)

Mijo Feo - Waltz






1 com

Sol Seppy - The Bells Of 1-2 (2006)



























Neu!, Fujiya & Miyagi, Psapp, gibi isimlerin albümlerini basan ve genel anlamda Pop tadı hakim olan (Serdar Ortaç gibi bir Pop elbette değil) projelerin albümlerini basmayı yeğleyen "Grönland Records" sahiplerinden çıkma bu albüm, Trespassers William, Mazzy Star, Hope Sandoval & The Warm Inventions gibi isimlere benzeşen havasıyla bir kaç gündür defalarca dinlemek zorunda kaldığım bir albüm oldu. Uzun süre öncesi indirmeme rağmen bolca dinlemek geçen haftaya nasipmiş. Bir şey kaybediceğinize pek sanamıyorum. Bulunası. Almanya çıkışlılar.. Açılış kaydı olan "1 2" adlı beste alışkanlık yapabiliyor. Şarkıdaki tuşlulara seçilen tonun hastasıyım ayrıca..

Hatta albümden " Slo Fuzz" çekilen klibede şurdan gidilebiliyor: http://www.lastfm.com.tr/music/Sol+Seppy/+videos/3099802


1 2 (3:58)
Human (4:28)
Come Running (3:27)
Move (3:25)
Gold (2:22)
Injoy (4:30)
Slo Fuzz (6:25)
Loves Boy (3:46)
Farewell Your Heart (2:51)
Answer To The Name Of (3:54)
Wonderland (3:33)
Enter One (6:15)

0 com

Dark Treasures - A Gothic Tribute To The Cocteau Twins (2000)


















01. Cicely - Rhea's Obsession
02. Icelink Luck - Mephisto Walz
03. Athol-Brose - Inertia
04. Seekers Who Are Lovers - Jennifer Hope
05. The Thinner The Air - Trance To The Sun
06. Violaine - Andrea Lane
07. Shallow Then Halo - Absinthee
08. Amelia - Faith And Disease
09. Need Fire - The Machine In The Garden
10. Garlands - The Autumns
11. Persephone - Diva Destruction
12. Wax And Wane - Fear Of Dolls
13. Blood Bitch - Godbox
14. Treasure Hiding - Oneiroid Psychosis
15. In Our Angelhood - Stare





Tam arşivlik..
0 com

Idaho - Hearts Of Palm (2000)



























- Yanıyorum..

- Pardon ?

- Yanıyorum..

- Anlayamadım ?

- Yanıyorum..

-Sizi anlayamıyorum.

- Yanıyorum..

- Yine anlayamadım.

- Yanıyorum..

- Ne demek istiyorsunuz ?

- Yanıyorum..

- Ben sizi hiç bir şekilde anlyamıyorum ama.

- Yanıyorum..

- Peki. Benim vapurdan inmem gerekiyor artık. İyi günler size.

- Yanıyorum.. yanıyor, yanıyor, yanıyorum. Yanıyorum..



1 com

Various Artist - Un Tributo A Minor Threat (1997)





1. Betray (Subterranean Kids)
2. Out Of Step (Xmilk)
3. Stand Up (Shanty Rd.)
4. Seeing Red (Manifesto)
5. Cashing In (Slowplot)
6. Little Friend (Prisma D' Hours)
7. Filler (Bad Taste)
8. Small Man Big Mouth (Negu Gorriak)
9. Think Again (Fromheadtotoe)
10. Bottle Violence (Prime Cut)
11. Minor Threat (Wallride)
12. In My Eyes (Affraid To Speak In Public)
13. Straight Edge (Hc Jam)
14. I Don't Wanna Hear It (Virtual Noise)
15. No Reason (The Rippers)
16. No Reason (Groove Crew)
17. Guilty Of Being White (Obni)
18. Screaming At The Wall (Cerebros Exprimidos)
19. Look Back And Laugh (Aina)
20. Sob Story (Deep Shit)
21. Stumped (Shell)
22. It Follows (Freak Show)
23. Salad Days (Corn Flakes)


0 com

Yeah Yeah Yeahs - It's Blitz (2009)


TRACKLİST
1- Zero
2- Heads Will Roll
3- Soft Shock
4- Skeletons'
5- Dull Life
6- Shame And Fortune
7- Runaway
8- Dragon Queen
9- Hysteric
10- Little Shadow
0 com

Gürol Ağırbaş - Bas Şarkıları 1 + 2







"Gürol Ağırbaş" bilindiği üzere peeek çok Jazz, Pop, Rock, Experimental tadlı projelerde ismini müzisyenliğiyle yazdırdı yıllardır. "Yüz yıllarca yaşamalı" kategorisine soktuğum ender isim "Bülent Ortaçgil"in baş adamı olarak halen devam eden "Gürol Ağırbaş"ın, toplam da bu kadar olan 2 solo albümünü birlikte ekledim. Tam arşivlik.

"Bas Şarkıları" 1995, "Bas Şarkıları 2" 1997 basımı olan bu dosyayı indirmenizi tavsiye ediyor, Favorim 2. albümü olduğunuda belirtmek istiyorum.. Ayrıca 2. albüm dinlerken bir sürpriz ismin sesiyle de karşılaşmak mümkün.




.

.

Öpücük