New York etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
New York etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0 com

Soundwalk Collective with Patti Smith – Correspondences 2018-2025

0 com

Rambutan - The Salt Migration

0 com

La Rowan Khan - Lost In Mist (2024)

0 com

J46+2 - Am Leben (2024)

0 com

LIL - A Peculiar Encounter (2024)

0 com

Rambutan - Frozen Flower (2015)

0 com

Fabio Keiner & Pietro Zollo (2023)

0 com

Phill Niblock - Harm

0 com

The Pains Of Being Pure At Heart

0 com

Muyassar Kurdi

0 com

Puzleboy (Brooklyn)



0 com

Tearwave - Tearwave (Projekt, 2007)



Tesadüfen keşfettiğim 2007 döneminden bir oluşum da, orta yaşlarını yaşayan, 4 kişilik, New York'lu Atmospheric tabanlı Dream Pop, Shoegaze projesi Tearwave idi. Lotus Flower adlı bestelerine çektikleri klip, belli bir kesimin dikkatini çektiği gibi, benim de dikkatimi çekmiş ve uzun bir süre albümlerini aramış ama bulamamıştım. Sonrasın de, eski yazarlarımızdan, İzmir'in gülü Ahmet beylerce bu mahrum durumuma el konulmuş ve mutluluk payidarı olabilmiştim.

Albüm öyle olağanüstü ya da yenilikçi felan değilse de, arşiviniz de bulunması, arada el altından dinlenilmesi gerektiğini düşünebiliyorum mesela. Bol eko, reverb, delay.. Atmospheric olmak için kastıkça kasıp, ortaya güzel bir kayıt tekniği ve sound çıkabilmiş. Ychorus tarihin de bu albüme ve gruba bir türlü yer vermediğim için kendime şaşıyor, şarkıların bir birine benzer oluşunu kafaya pek tatkmadan tadını çıkarmanızı öneriyor, reçel yediğim zaman midemi çok kaynattığını ve her seferin de bir daha yemiyeceğim diye düşündüğüm halde, mecburiyetten ve yoksunluktan arada bir yediğimi itiraf etmek istiyorum. Bir yeriniz şişmesin, siz de yiyin, siz de kaynaşın, hep bir ağızdan sözleşip, dinleşin bari.. Bu arada, Autumn's Grey Solace ve Love Sprials Downwards sevenlerce tüketilirken, daha bir haz alınabilir. Hatta, en soft haliyle bir Goth havası bile sezilebilir. Shoegaze, Dream Pop'ın anası sayılır sonuçta Goth.

Evet, tekrardan bir şeyler yazmaya başladım..



Tearwave - Tearwave (Projekt, 2007)


1 Lotus Flower 5:05
2 Emotional Cocoon 5:01
3 Trial By Fire 4:58
4 Melinda 4:52
5 Lady Aurora 4:46
6 Dream Bliss 4:29
7 Crimson Interlude 1:32
8 Crimson Water Cleanses The Soul 5:35
9 Pointless Savior 4:02
10 Nightingale 5:09


Bass, Mixed By - Joe Villella
Drums, Percussion - John Stephanski
Guitar, Keyboards, Producer, Recorded By, Mastered By, Mixed By - Doug White
Mixed By - Jeff Kandefer , Rand Bellavia
Vocals - Jennifer Manganiello


2 com

David Tagg - Pentecost (Install, 2010)




Söylenicek çok fazla şey var ama büyüyü bozmanın bir anlamı yok.. Bazı şeyleri kendimize saklamalıyız. (şahsımca) 2010'un en iyisi..




David Tagg - Pentecost (Install, 2010)


Tracklist:

1 Pentecost 1 5:36
2 Pentecost 2 11:36
3 Pentecost 3 8:30
4 Pentecost 4 4:12
5 Penetcost 5 9:36
6 Pentecost 6 12:08




2 com

Hakobune / David Tagg - Untitled (2008)




Bugün ya da bu sıralar demeliyim, pek bir şey yazıcak halde değilim. O yüzden yazısız paylaşımlara gireceğim mecburen. Düzeldikten sonra, düzmeye devam edeceğimdir yazılarımı. Okuyan ve okurken sıkılan herkese daha çok albüm paylaşımı yapmaya gücüm el verdikçe devam edeceğim elbet. Yorumlarınız güç veriyor. Teşekkürlerimi de her daim borç bilirim..
Bu arada, 15 Kasım / Arka Oda / Grouper konseri öncesi bir Ychorus zirvesi yapalım diyoruz. Hem pazar gününe denkgelmesi güzel, hem de tanışmış, muhabbet etmiş olmakta enfes olabilir. Bu konuda heyecan yapıcak pek insan tanımıyorum ama belki de vardır, endamını o gün göstermek isteyebilir düşüncesiyle böyle bir oluşum yapmayı planlıyorum. 15 Kasım Pazar günü, öğle sonrası Kadıköy'de ve yahut Taksim'de bir yerler de oturup, muhabbet edebiliriz. Bu fikiri akıllıca bulup, buluşmaya gelmek isteyen İstanbul'lu ya da o gün İstanbul'da bulunacak takipçilerimize duyrulur. Ha belki de çok ters bir şey olupta gelememem de olabilir İstanbul'a. Herhalde kahırlanırım öyle bir durum da. Herneyse.. Haber edeceğim buradan gelişmeleri.
Bu konu da bana ulaşabilirsiniz. Msn ya da mail yoluyla. İsteyen olursa telefon numaramı da verebilirim. Gerçi kim isteyecek orası da koca bir muamma da.. Adresim aynısı, yine aynı marketin karşısı: gevende@hotmail.com





Bu albüm Ambient/Drone/Abstract severler için baş ucu yapılabilicek kapasite de. Ambient'ın inanılmaz güzelliğinin gerçekçiliğini heyecan ve istekle gerçekleştiren 2 olay adam karşınız da. David Tagg'in bu konuda ki becerisini Ambient severler zaten bilirler. Hakobune ise ciddi anlamda tokat etkisi yaratan bir müzik projesi. Split olan bu albüm de toplam 2 şarkı bulunmakta ama çok şey verdiği de kesindir. Dümdüz, bembeyaz bir çizginin önünden yürümeye devam ettirmekteler. Albüm kapağı aynen böyledir ve tasarımı David Tagg beylere aittir. Albümü basan label Install ve bu label 2007 yılında kurulmuş, sahipleri de David Tagg ve yine bir Ambient adamı olan Brian Grainger'dır. Fon müziğiniz hali hazır da beklerken, albüm dünya çapında sadece 40 tane basılmış olduğunu da belirtmek isterim. Her zaman ki gibi yine geç kaldık tabii. Çoktan tükenmiş durumda.. Ühü yada uhu.
Dimdip Not: Yukarı da ki güzelim fotoğrafı bir yerden bulmuştum zamanın da ama kimindir, nedir diye bir yere yazmamışım. Aynı dili konuştuğumuz birinin çektiğini hatırlıyorum sadece. Bulursam bir şekil de ismini, fotoğraf altına yazacağım kesindir. Ben önemsiyorum, önemli olan da bu olsa gerek.




Hakobune / David Tagg - Untitled (2008)


Label: Install Records

Hakobune - Sothis 11:38
David Tagg - Stele 14:02


3 com

Machinefabriek + Stephen Vitiello - Box Music (2008)



Az önce aynaya baktım ki iyice ifadesizleşmiş suratım. Acıdan zevk duyan insanlar gibi hissetmeye başladım artık kendimi. Koca bir yalan bu. Zevk almıyorum, almamam lazım olduğunu biliyorum. O değil de yanağımda bir beze çıktı. Bir kaç aydır var ama bu sıralar acımaya başladı. Sigortasız olan ben para bayılıpbeni doğuran kadınla beraber gideyim diyorum o ilaç kokan binaya. Umarım önemli bir şey değildir ki daha bir bok yapamadım biraz daha zamanım olmalı. Yine de müzik inanılmaz derecede motive ediyor hepimizi. Çiçekler, böcekler, kırlar, kuzular, deniz, kum, güneş, çıplak insanlar, mayolar, mayosuzlar, arabayla gezenler, güneş gözlükleri, ego tatmini, öylece bakma ve yüzme sonrası acıkmak. Bı sıcak günlerde daha hiç birini tadamadım, göremedim. Bir yapayım diyorum ama içimde ki o pis şey beni geri çekip eve bağlıyor. Elimden tutupta sürükleyicek insan var mı diye şöyle bir düşündüm birden şimdi. Hepimiz ayrı bir alemiz sanırım. Sorunlar hiç bitmediği için koltuğumuza öylece yayılıyor ve aptal TV dünyasına bile bakasımız geliyor. Tam komediyiz hepimizde. Sahne değiliz sadece, biz bizeyiz, siz sizeyiz. Bir ara toplaşalım da hep beraber çimlerde yuvarlanalım ha. Ne dersiniz ? Ayrıca tarihi kesinleşmeyen ama bayram sonrası olabilicek olan bir Ychorus buluşması düzenlemeyi planlıyorum. İstanbul olucak tabii, çoğunuz orada olduğu ve bu tarafa gelemiyeceğiniz için. Gelişmeleri buradan duyurucam yine. Apayrıca fikir, görüş ve küfürlerinizi halen bekliyor olacağım. Aderim yine aynısı, marketin ta karşısı: ychorus@windowslive.com
Eşcinsellerin rahatça evlenebilmesiyle ünlü ülke Hollanda'nın Ambient adamı Machinefabriek ve 5 Kasım 1964 doğumlu New York'lu müzikçi Stephen Vitiello geçen sene birleşip bu albümü bastılar ama ben anca yayınlayabiliyorum. Malum o kadar çok şey var ki paylaşılıcak.. sıra gelmiyor anacım. 2008 yılında 17 farklı albüme imza atan Machinefabriek, ne denli üretken ve müziğini sunmayı seven, heyecandan geberen bir insan olduğunu da anlamak zor değil. Albümün
mastering görevini üstlenen Giuseppe Ielasi ise bu tür işlerin yakında takipçisi olmakla beraber Experimental/Noise/Ambient kategorisin de kayıtlar yapan bir müzisyen. 6 Haziran 2008 tarihinde bu albümü piyasa süren A.B.D. yerleşimli label 12k, aylar öncesi Ychorus'da bir albümünü paylaştığım Underground isimlerden biri olan Brooklyn'li Kenneth Kirschner beylerin 2003 çıkışlı September 19, 1998 Et Al. adlı albümünü basan ve genel anlamda bayaa Underground projeleri el üstünde tutan bir label görevini başarıyla sürdürmektedir 1997 yılından beri. E yeter yani, hadi görelim birbirimizi.
Yazı ayarı fon: İlhan İrem - Toz Pembe/Progressive Çocuk Şarkıları






















Machinefabriek + Stephen Vitiello - Box Music (2008)
Label: 12k


1. Bells, Book, Tin Foil, Buttons (11:09)
2. Crackle Box, Thumb Piano (12:48)
3. Field Recordings, Rocks, Speakers (9:06)
4. Broken Record, Cassettes (8:46)
5. Chocolate Sprinkles, Tape, Egg Cutter, Rice, Plastic Bag (9:02)

1 com

Dirty Projectors - Bitte Orca (2009)



























Cidden mutlumuydum(k) 90'larda. O kadar çok şey oldu ve olamadı ki o dönemler de. Olanaksızlıklar, neredeyse 20 yıl geçen o ilk batı özentiliğinden kopma kıyafet seçimleri, inanılmaz berbat tişört ve kotlar, onlarca söylenicek şey.. Ama sanırım umut olarak tavan yaptığımız dönemlerdi onlar yaş adaşlarımla. Bazılarımız artık yok. Bazılarımız ortalarda yok. Yoncimik bile Yoncimik'ti o zamanlar ve herkes Çılgın Bediş izlerdi hani. 0 900'lü hatlar, suikastler, çin çin'ler, tuttu furutti'ler, kırmızı noktalar, eski Show Tv. jingle'ı, Cine 5'te şifreli günler ve çok konuşulan porno tadlı film arşivi, Susam Sokağı'ndaki minik kuş, kurabiye canavarı, kaptan mağara adamı, çıtır kızlar ve bir kaç iyi adamlar.. Sabaha kadar değil, günlerce uzar bu liste, uzatırım da, uzatırız da.

Önce bazıları gitti. Sonra da sırayla gittiler. Gökhan Semiz, Ajlan, Kerim Tekin, Onno Tunç, Uzay Heparı ve tabii ki sıranın bu olmadığını biliyorum. 90'larda Türkçe Pop ile gayet haşır neşir biriydim ve ilk kasetimi ve paramı o koca beyaz şapkalı kadına vermiştim. Seden Gürel - Bir Yudum Sevgi idi. En favorimdi o dönem. Sonra Sibel Tüzün - Ah Biz Kızlar oldu. Sibel sonra kafayı ciddi anlamda kazıttıp cayır cayır Rock albümü yaptı ki o albüme dinlemeden bok atanlara birer tane bok fetişi gönderiyorum ödemeli kargoyla. Ümit Sayın 1996 sonrası favorim olarak kaldı ve 13 yıl geçti neredeyse. Hala duruyor bazılarımı gönlüm de. Çok eğlenirdik hani ? Söylerdik, söyleşirdik, söylettirirdik okuldaki o sesi güzel tınlıyan yaşıtlarımıza. Ama hep onlardı en popüler ve genelde çalışkan olanlar değil mi ? Biz hep o ezik takımdaydık ? Ben ve benim gibi onlarcası evet diyebilirken bunlara en üzüldüğüm el fatihalık durum Gökhan Semiz'de olmuştu. Grup Vitamin'in en baş adamıydı ki çok güldürdü bizi allah var şimdi. Değil mi ? Vitamin halen kasetlerini topladığım dinlediğim, dinlettirdiğim bir proje olarak kaldı gönlümde. Ondan sonra da bir bok yapamadılar zaten biliyorsun. Tekrar yeni albüm kayıtlarına başlamışlar yalnız ha. Benden duymuş ol.

1996'ydı yine ve o bağıran kadınla tanışmıştır Türkiye. Adı: Şebnem Ferah'tı. Herkes Rockır olmaya adaydı artık ama daha önemlisi bence Kargo - Yarına Ne Kaldı albümüyle hepimize "A hey hey hey" dedirtmişti. Onun önceside Sil Baştan albümünü nasıl olduysa 1993 yılında basmışlar ama neredeyse hiç birimiz bilmiyorduk. Sonra da bulamadıkta zaten. O dönemlerde Deniz adlı o acaip sesli bayan varmış grupta. Çok merak ediyordum. Yıllardan hatırlayamadığım ama 1999 dönemi olabilicek olan bir yıldı ve ben bu sefer Ychorus'u beraber kurduğum yakın adamım Paslı Salıncak ile Basmane yakınında pazar günleri kurulan o salaş bit pazarında Sil Baştan albümünü bulmuştum ve şokla karışık bir halde atlamış, bu zamanın parasıyla 25 kuruşa almıştık neredeyse. Şoktu ve uzun süre dişlerimi göstermiştim insanlara gezerken sanırım. Bu arada bir albüm alabilmek için 3 saatlik bir Tren yolculuğu sonrası Ödemiş'den, İzmir'e varıyorduk. Bütüün biriktirdiğim paraları kaset, cd ve müzik dergilerine veriyordum ki hiç bir şey değişmedi aslında. Kuru kuru simit yiyiyor, yinede bir kaset olsun fazladan alabiliyorduk. En sevdiğim alet olan o güzelim gri Walkmen eşliğinde büyük bir heyecan ve merakla kasetleri tek tek ve yavaş yavaş açıyorduk Tren'le geri dönerken.. Gözlerimiz daha bir büyüyordu albüm kapağına bakarken ve albümü dinlerken hiç elimizden düşürmüyorduk. Gözyaşlarımın yanağımdan züzülüp kazağıma ulaşırken bile hep o kapaklar elimde oluyordu. Bambaşka diyarların adamıyımdım, bambaşka yerlerin. Herşeyin farkındaydım ve farkındaydık. Hiç bir zaman paracı bir adam olmadık şu an olduğumuz ve bu durumu koruduğumuz gibi.. Walkmen 1 tane olurdu genelde. 1 şarkı ben dinlerdim, 1 şarkı Mehmet. Yılları böyle geçirdik. Artık bacaklarımız otobüste birbirine değsede hissedemez olmuştuk. Kardeş gibiydik belki de. O güneş gözlüklerinin arkasına saklanan tiplerden hiç bir zaman olmadık. Olamadık. Olmak istemiyorduk..

Hiç bir şey değişmedi biliyormusun.. Değiştiremiyorum ben. Değişemiyorum. Hala ot gibi yaşıyor ve aynı şeyleri yapıyormuşum onlara göre. Laf anı gelince sokmayı biliyorlar, bilirsin. Sana da olmuştur bu anlar hep ve hep onlardan tiksinmeye yakın durmuştur kalbimiz. Organlarıma vuran o müzik ateşi hiç bir şeye mani olamazdı. Kaset alıyorum diye babamdan yediğim dayaklar bile uslandırmıyordu beni. Gizli gizli o kasetleri dinlediğimi, sakladığımı ve arabesk kültürünün tavan yaptığı bir halkın içinde büyüdümü gören o gözler tekrar tekrar soruyorlardı aynı soruları hafiften değiştirerek. Alnım ak ama boynum dik değildi. Hiç de olamadı aslında. Hep eğik çocuktum. Ne annem, ne de babamın boyundaydım. Tam ortada kalmıştım, çıkış noktamın denge olduğu burcum gibi. Sonra Ayşegül Aldinç - Alev Alev kasetim vardı. Ve onlarca kasetim olduğu gibi. "Yeniler" çok önemli bir şarkıydı albümde ve yıllardır öyle kaldı içimde. Öyle böyle derken Nirvana ve Cranberries keşfedildi. Zombie çok fazla sevilmedi. Ama Nirvana - Milk It dedirttirdi. Hala da o zevki verdirir, bilirsin. Metallica'cılar ve Nirvana'cılar diye ayrılırdık aslında farkındamısın ? Metallica severler hep sertti, Nirvana severler ise leş. Nirvana alternatif demekti, Metallica adı gibiydi. Sonra malum şeyler oldu. Ama 90'lar hep içimde kaldı. Top Pop, Popsi, Number One dergilerim ve oturduğum yerden bana bakan eski kasetlerim, dergilerim, tişörtlerim, tanıdıklarım, arkadaş kaldıklarım, dostluk denizinde yüzdüğüm bedenler ve beraber yaşlanıcağımız hatta belki de beraber diğer taraflara göç edeceğim kadim insanlar, düğünlerine bile gidemediğim ve bazılarının ne iş yaptığını bile bilmediğim akrabalarım, akranlarım, akıttığım kanlar, pislikler, sıvılar, sıvacılar.. neredesiniz.. Ve daha onlarca müzisyen, solist, proje.. beni bıraksanız da ben sizi bırakmadım. Bilesiniz..

Bu önemli bir müzik projesi. Daha ilk duyma anlarında önemli olduklarını anlayabiliceğiniz türden. Gırtlaktan çıkan ses oynamalarını seven kızlar ve erkek var kadroda. Büyük ihtimalle Jeff Buckley sevgilerinin yüksek olduğu ve bunu duymaktan haz aldığımız anların olduğu bir albüm bu. Kollarımdan akan terlerin hattı hesabı yokken, bu önemli müzik projesini Ekvator sıcağındaki bir İzmir anında paylaşmaktan oldukça mutluluk duyuyorum. Bu albümle keşfetmedim tabii New York çıkışlı Dirty Projectors'u. 2009 çıkışlı olduğunu gördüğünüz bu albüm için aslında baya şey söylenebilir ama an itibariyle odamı dolduran ev sakinleri ve yılda 3 defa gördüğüm yakın akrabalarımın muhabbetsel konuşmalarını fonda Robin Guthrie & Harold Budd eşliğinde dinlerken hiç bir şey yapılamıyacağının da farkında olduğunuzu biliyorum.. Kaçırmayasın.

Offical Website


0 com

Bowery Electric - Freedom Fighter (Single) 2000

























1994-2000 arası müzik icra eden New York'lu ikili "Bowery Electric"in dağılmalarından 1 sene öncesi çıkan Single'ları "Freedom Fighter" huzurlarınızdayken tracklist alttadır. 1999 yılında Single'ın plak formatı çıkarıp 2000 yılında CD formatında basan grubun ilk kuruldukları dönemde kafalarında oluşturdukları yoğun Shoegaze gitarların yerini Trip Hop bir atmosfere bıraktıkları dönem ve benim eski albümlerini daha çok sevdiğimi itiraf ettiğim bu anın sonunda arşivlik değeri yüksek olduğunu bilecek olan sizlere kalıyor.
Diğer albümlerinden de eklemiştim vakti zamanında. Bakasınız..

Freedom Fighter
Freedom Fighter (Vocal Remix)
Freedom Fighter (Instrumental Remix)
Soul City

0 com

Swans - Love Will Save You EP (1991)




















- Ahh! Bu kadar güzel olmak zorundamısın.


- Evet..



1982 "New York" doğumlu Indie, Post Punk, Experimental bazende Noise Rock'laşmış geçen zamanlarını kayıtlarla kasetlere döken bu özel insanlara kulak kabartmalısınız. Diğer fevkalade'nin keyfinde kayıtlarınada zaman içinde yer vericek bu beden. Takipte kalmaya ve "Swans" dinlemeye şimdilik devam ederken fonda çalan şarkı şöyle diyordu: Söyle ne işin var burada ? Sen kimsin hele ben kimim.. Neredeyim kaç yılında ? Bu camdan tüpün içinde..


0 com

Liars - They Threw Us All In A Trench And Stuck A Monument On Top (2001)



"Grown Men Don't Fall in the River, Just Like That" – 3:03
"Mr. Your on Fire Mr." – 2:27
"Loose Nuts on the Veladrome" – 2:19
"The Garden Was Crowded and Outside" – 2:44
"Tumbling Walls Buried Me in the Debris With ESG" – 4:05 (vocal cover of an ESG song)
"Nothing Is Ever Lost or Can Be Lost My Science Friend" – 3:03
"We Live NE of Compton" – 3:01
"Why Midnight Walked But Didn't Ring Her Bell" – 0:51
"This Dust Makes That Mud" – 30:07






"Liars" tarihçesindeki ilk albüm.. "Nothing Is Ever Lost Or Can Be Lost My Science Friend" albümdeki en favori kaydım.. İlk yaptığım"Ychorus Volume Serisi" olaylarının birine eklemiştim hatta bu kaydı. İlk günden beri takip eden pek değerli takipçilerimiz dinleyince hatırlıyacaklardır.
Bunun dışında paylaştığım albümler hakkında yazı yazmadan koymak benim için de gayet kötü bir durum ama bir süre el mecbur böyle devam ediceğim. Yenilen görüntümüzde açıkçası içime sindi bu sefer. Umarım beğenenler olmuştur, beğenmeyenler de elbet olmuştur. Herkesi aynı kefeye koyamıycağımız gibi herkeside memnun edemiyeceğimizi de hatırlatmak ve hatırlamak istiyorum.
Yorum da yorum, yorum da yorum.. Bekleşmekteyiz ki samimiyatlarımız karşılıklı hızlansın efenim.
0 com

Aarktica - No Solace in Sleep


tracklist:
Glacia
Indie
Elena
You Have Cured a Million Ghosts From Roaming In My Head
Inebria
The Ice (Feels Three Feet Thick Between Us)
Welcome Home
I Remember Life Above the Surface


DOWNLOAD

.

.

Öpücük