..
Geziyorum. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geziyorum. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Köyümüzden Görüntüler ve Mihalgazi'nin Salatalık Seraları

     Köyümüze gittiğimizde kirazlar toplanıyordu. Köyümüz yaklaşık 2000 nüfuslu bir yer olmasına karşın kiraz zamanı sokaklarda in cin top oynar. Herkes kirazları zamanında toplayabilmenin telaşıyla yoğun ve meşakkatli bir döneme girer. Takriben 1 ay süren bu sürede, herkes yorgundur. İşte biz de böyle bir zamanda gidip geldik, çünkü malum gelen, ramazan ayıydı. Benim de buralarda yapacağım hazırlıklarım vardı.
    Yukarıdaki resimde annemle birlikte görünüyoruz. Onlar saat 18'de kirazdan gelince, kapının önündeki avluda oturuyoruz. Ben de Dursun Eren'e biraz hava aldırmış oluyorum. Diğer saatler epeyce sıcak oluyor çünkü.
    Annem harika bir kadındır. Bulduğu her yere sebze dikmeye bayılır. Avlusundaki o küçücük köşeye bile fasulyeler dikmiş.
   Kazlar ise bizim en sevdiğimiz görüntüleri sergilediler. Her ne kadar resimlerini çekebilmek için koşuşturmamız gerekirse de birlikte sürü halinde yürüyüşleri tam bir geçit töreni edasıyla oluyor. Bir de yerli yersiz kaz sesleri ile uykuların bölünmesi var tabi...
   Kızımın elindeki tavuk ise evcilleştirilmiş, amcamların tavuğu. Böyle elden ele gezmeye alışmış, her ne kadar alışılmış birşey olmasa da. Kızıma dokunmamasını söylemem pek de fayda vermiyordu açıkçası, bir de bu tavuk benim küçük oğluşumun yiyeceği yumurtayı bize temin etti. Her güne bir yumurta, hiç aksatmadı maşallah. Bu konuda da ayrıca bir maharetlidir kendileri :)
   Resimdekiler ise babaannem ve dedem. Onların da birer kare resimleri buralarda yerini alsın istedim. Ufaklığı zaten tanıyorsunuz, benim küçük aşkım.
 
   Yukarıdaki resimdeki yer, Dursun Fakıh'ın türbesi. Bu kıymetli şahsiyet, benim köyümün girişindeki koni şeklindeki tepede yatar. Osmanlı Devleti'nde ilk hutbeyi okuyan kişidir. Aynı zamanda Osman Bey'in bacanağıdır. Resimde köyümün Dursun Fakıh tepesinden görüntüsü var. Bir diğer karedeki kişi ise benim kıymetlim, bitanecik babamdır. Var ol babacığım.
   
   Bu güller türbenin avlusundan. Çok bakımlı ve temiz tutuyorlar orayı. Bizim Hıdırıllez bayramımız ve Söğüt Ertuğrulgaziyi Anma Yörük Şenlikleri'nden sonraki pişen pilav da burada pişer. Hatta Kadir gecesinde vs önemli günlerde burada köylünün yardımları ve Dursun Fakıh'ı Yaşatma Derneği desteğiyle yine Kadir pilavımız pişer ve kadir gecesi bütün köye dağıtılır.  Dursun Fakıh derneği 'nin bir diğer kolu da Mehter Takımı'dır. Köyümüzün gençleri, orta yaşlıları hatta bazen yaşlı diyebileceğimiz yaştaki kişileri ile gönüllü olarak oluşturulmuş bir Mehter Takımımız mevcuttur. Bu böyle uzun yıllardan beri kişiden kişiye geçerek öğretilir ve yaşatılır. 
Ruhuna Fatiha lütfen .

   Yukarıdaki görüntüler ise Mihalgazi'den. Amcakızım Münevver'i ziyarete gittik. Onlar Mihalgazi de seralarda sebze yetiştiriyorlar. Mihalgazi küçük ama çok şirin bir yer. Hemen evlerinin 100 metre altından Sakarya Nehri geçiyor. Onlar da bu bereketli toprakların hakkını veriyorlar Allah için. En çok bu seralara bayıldım. Dallardan sarkan küçücük salatalıkları görmeliydiniz, insanın içi gidiyor.
   Resimdekiler, Münevver ve eşi Mehmet. Bu seranın emekçileri. Rabbim emeklerini zayi etmesin, bol ve bereketli kazançlar nasip etsin inşallah.

   Burada da patlıcanın çiçeği ve yeni büyüyen bebek patlıcanı görüyorsunuz. Diğer resimde ise gelinimiz Fadime ve bendeniz yer alıyoruz.


  Arkamızdaki nehir tahmin edeceğiniz gibi Sakarya nehri. Bu bereketli topraklarda bir de kaplıca var. Biz küçük kızlarken, Münevver ve beni babaannem bu kaplıcaya götürürdü. Orada bir hafta on gün kadar kalırdık. Yıllar sonra ilk kez yine gittim oraya. Hiç değişmemiş desem yeridir. Küçük ama bir o kadar da şifalı. 
   Bu güzel anılar için teşekkürler Münevver. Şimdiden özledik sizleri...

4 Temmuz 2014 Cuma

Ramazan Öncesi Görüntüler (Piknik, Karne, Yolculuğumuzdan Kareler)

Hayırlı Ramazanlar öncelikle herkese.
Biliyorum yine geç kaldım. Fakat bunları yayınlamadan geçemezdim.
Kızım bu sene ilkokulu bitirdi, ortaokullu oldu. Her ne kadar ortaokul değil 5. sınıf desek de bu sene 4 yıldır bizden emeğini esirgemeyen öğretmenimiz Özlem Hanım'dan ayrılıyoruz. Okulun son günlerinde, yaptığımız piknik son kez birlikteliklerimizden oldu. Hakkınızı helal edin tekrar, çocuğumda çok emeğiniz var.
Bu sene ingilizce dersi ile, hayatımıza giren, Nergis Hanım da çocuklarımıza emeği geçen öğretmenlerden. Kendisi sağ olsun piknikte de başka her türlü etkinliklerde de bizi yalnız bırakmadı. İngilizceyi sevdiren kişi oldu, Siz de hakkınızı helal edin, hocam.

Piknikler, etkinlikler derken geldi çattı karne günü. Çocuklardan tutun, velilere kadar herkes gözyaşlarını saklayamadı. Tek tesellimiz ise, 5lerle dolu karnemiz oldu.
İzgi'nin sınıf arkadaşı Ecren'in, bizim evin çok yakınında parkta, doğum gününü kutlaması, çocuklar için değişik ve hoş bir anı olarak kaldı. İyiki doğdun Ecren nice yaşlara....
Vee sonunda anneannemize gitmek için düştük yollara. Yolculuğumuz üç çocuklu, ve epeyce uzun oldu. Giderek büyüyen ailemizle bir yere gitmenin zorluğunu taa iliklerime kadar hissettim. Yine de iyiki varsızınız yavrularım.
Köyden görüntüler, ve dahası ile bir sonraki postta görüşelim olur mu ?
Hayırlı Ramazanlar....

29 Nisan 2014 Salı

Bir 23 Nisan da Böyle Geçti...


 Okulumuz bu sene Bir Başka okulla birlikte, halk dansları alanında paylaşımda bulunmak için, KKTC, Bulgaristan (iki gruptu), Moldova,Makedonya gruplarını misafir etti. Bunun için, bu gruplardaki çocukları, biz ailelerden, 5-6 günlüğüne ağırlamamız istendi.
 Öncesinde tereddütlerim vardı, misafir öğrenci alıp almamak konusunda. Küçük bebek malum, beni en çok engelleyen sebepti. Düşündüğümde, Yabancı misafir almanın, kızlarım için iyi olacağına güzel bir anı olacağına karar verdim.
   Bize Bulgaristan grubundan iki kızımız, Veli (kısaltması) Gabriel geldı. Biri 14 diğeri 11 Yaşında olması dolayısıyla, her ne kadar kızlarımla tam iletişime geçememiş olsalar da biz onları  çok sevdik. Hatta öyle ki, okulun bahçesinde uğurladımda, gözyaşlarımı tutamadım. Umarım ki onlar da bizden memnun kalmışlardır.


      Folklore ayrıca ilgisi olan biri olarak, (ben de 5 yıl folklör oynamıştım) bu etkinlik benim çok ilgimi çekti. Gürcüler beyaz kıyafetleriyle kuğu gibi süzülürken, Bulgarlar hop hop yerinde duramadan eğlenceli bir oyun sergiliyorlardı.

 Artık gelsin fotoğraflar... Gürcü grubu ile...

 KKTC grubu ile...
Bunlar da kortejden görüntüler...



Yirmi üç nisan görüntüleri bu kadar değil di tabii. Küçük kızım da aylarca hazırlandı gösterisini yapmak için. 

Gösteler izlemeye değerdi. Her bir grup gösterisine büyük bir itina ile hazırlanmış ve güzel şeyler çıkarmışlardı ortaya. 

  Anıtkabir ziyaretinden kesitler...


Fırsat buldukça misafirlerimize Ankara'yı gezdirmeye çalıştık. Uğrak yerlerimizden biri de Aquavega idi.

Bir diğeri ise, Gençlik Parkı... Çocukların en mutlu olduğu yer kuşkusuz burası oldu...

Biz onları çok sevdik, folklor gösterilerine de bayıldık. Bu tür organizasyonun kenarında da olsa bir parçası olmak bizi çok mutlu etti. Bu organizasyonu düzenleyen okulumuza ve emeği geçen herkese kocaman teşekkürler...




     
     

23 Ağustos 2013 Cuma

Çerkeş Görüntüleri


      Çerkeş'in Kadıköy Köyünde, Ramazan bayramı sabahında, erkekler bayram namazından çıkınca, köyde ceviz toplama adeti var. Ben bu sene buna katılmak istemedim, hamile halimle... Benim ufaklıkların ısrarına dayanamadım katıldım sonunda. Bengi'nin eline bir poşet aldık, sıraya girdik, bütün evleri dolaştık, herkes kapısının önüne çıkmış, bizlere ceviz veriyordu. Biz de payımıza düşen cevizleri aldık.
     Yukardaki fotoğrafta, ceviz toplamaya giderken, yolumuzun üzerinde gördüğümüz eşekle, kızımın bir görüntüsü olsun istedik. Kızımın üzerindeki hırkaya gelince yanlış görmüyorsunuz evet, bayram namazından çıkan babamızın yanına giderken, soğuktu, hırkasız çıkamadık.

              Köyün içinde, bir biz değildik, ceviz toplamaya giden kuyruğun sadece bir kısmı bu  :)


             Yukarıda elimizde tuttuğumuz mantarın adı kanlıca imiş. Hafif bir kokusu aroması var. Önce haşlanıyor sonra yeniliyor. Fakat çook lezzetli...


Dağdan görüntüler...


          Dağda mantar aramaya çıkarken, 4 grup olduk. Sonradan 3 kişi daha eklendi.  Yolda yorulup mola verdiğimiz bir zamanda çekildi fotoğraf... İzgi'nin elinde olan poşette topladığımız mantarlar var. Dağdan inerken bu poşete biraz daha mantar eklense de, gruplar içinde mantar toplamada en başarısızı biz olduk malesef... Ne yapsın kocacığım, terlikli, iki küçük kız çocuğu ve bir hamile eş ile anca bu kadarı oluyor...


Böyle birçok görüntü var. Bol oksijenli bir gündü kabul. Fakat ertesi günü, çoluk çocuk hastanelik olduk. Serinlikten mi, yorgunluktan mı yoksa buz gibi akan dağ çeşmesinin suyundan mı bilemedik...


Kızların çayırda çimende yaptıkları gezintiler...


Burada, baraj gölünün yanında, eşim balık tutarken, biz mangal işiyle meşguldük. Bize güneşten gölge yapan bu ağacın dibinde. Ağaç ahlat ağacı imiş. Küçük yabani armut gibime geldi benim, yine de emin değilim.Henüz olmadıkları için çook fena idi tadı :(


           Yukardaki balıkların üzerinde yara izleri var. "Yaralı balıklar" yada "Asker Balıklar" deniliyormuş. Yanda gördüğünüz mescidin önündeki bu havuzda yer alıyorlar. Hikayeye göre, savaşlarda bu balıklar gidiyor ve asker oluyorlarmış. Savaştan dönüşte, bu şekilde yaraları oluyormuş. Ben her ne kadar genetik bir bozukluk olduğunu iddia etsem de, böyle olmadığına kat-i şekilde inananlar mevcuttu.
            Buradan çıktıktan sonra, bir Hoşlamlar Türbesi ziyareti yaptık. Resimleri almadım malesef. Çünkü hoşuma gitmeyen görüntüler mevcuttu. Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşayan kıymetli zatın, kabrinin bulunduğu yerde, çocuklar uyutuluyordu, malesef içeriye girmek nasip olmuyordu bu yüzden, ayrıca burada adak adanırmış, mangal yakılırmış. Türbeye girişte, mangal kokusundan nefes olmak mümkün olmuyor. Bu şekildeki inanışlarımızı artık bir tarafa bıraksak. Mangal yakmaktan öte başka ibadetlerle meşgul olup,  türbeleri rahat bıraksak...



Son görüntüler ise köyden. Buradaki taşı bilmeyeniniz yoktur herhalde. İlk gördüğümde bana ilginç gelmişti. Bizim oralarda bu taşlar, caminin avlusunda olur. Kadıköy'ünde ise geniş ve boş bir alanda öylece duruyor...


Bu görüntü ise "atbastı" diye anılıyor. Büyük ihtimal, jeolojik zamanlardan kalan, kayalar yumuşakken oluşmuş bir hayvanın ayak izi...

Şimdilik Benden Bu Kadar Dostlarım. En kısa sürede görüşmek üzere...Hayırlı Cumalar...