Moda ve Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moda ve Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2013 Salı

REPOST | Bana Çizgi Kahramanını Söyle Sana Stilini Söyleyeyim


Hepimizin kendisini özdeşleştirdiği ya da imrendiği, küçük bır kızken TV karşısında seyretmekten ibaretken büyüdüğünde cüzdanında, tshirtünde,arabasının bir yerlerinde ya da içindeki çocukta yaşatmaya devam ettiği çizgı kızları yok mudur? Hani "ayy olsam bu olurdum işte" dediği...(örnek: She-ra, Jessica Rabbit, Lark, Catwoman:)) Bir de "bu resmen benim yahu" dediği...(örnek: Tinkerbell, Ariel, Bianca!, Safinaz:))

Bir kadını ucundan kıyısından etkileyen HER ŞEY tabii ki modayı da etkiliyor. Yıllar yılı çizgi kızlar ve moda her iki yönde birbirini besliyor, aslında podyumlara daha dikkatli bakarsanız işte sizin kız tam da orada!

14 Mayıs 2012 Pazartesi

HEDİYE | JC de Castelbajac ve Nouvelle Vague'dan Armağan

BU HEDİYE POST İÇİN YORUM BIRAKMA SÜRESİ SONA ERDİ.
NORMAL DAVETİYE EFLATUN'UN, KULİS GİRİŞLİ DAVETİYE ZEYNEP RENDA'NIN OLDU!!
ÇEKİLİŞ VİDEOSUNU HEMEN BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.
KATILAN HERKESE TEŞEKKÜRLER:)


Moda dünyasının dahi ve sıradışı isimlerinden Jean-Charles de Castelbajac (ki kendisi JC/DC olarak da bilinir) eminim pek çoğunuzun radarında olan moda tasarımcılarından biri. Kendisine sadece moda tasarımcısı demek de çok doğru değil, çünkü topyekün bir sanatçı: resimde, endüstriyel tasarımda, yönetmenlikte de en az moda da olduğu kadar başarılı. Örneğin 25 Haziran'da Nouvelle Vague'un İstanbul'da sahneleyeceği “Dawn of Innocence-Masumiyetin Doğuşu” adlı müzikalin yönetmenliğini Castelbajac yapacak!

Bu postta JC de Castelbajac'ın "moda" haline eğildim ben, ucuna da çok ama çok beğeneceğiniz bir hediye ekledim.

2 Mart 2012 Cuma

İNCELEME | Haute Couture Efsanesi ve Paris Couture İlkbahar 2012

Basil Soda

Paris Couture İlkbahar 2012 haftasından enfes ve detaylara inmiş fotoğraflar eşliğinde "Couture" ne ola ki, herşeye couture denir mi, nesi farklı, nesi heyecanlı okuyacağımız bir yolculuk yapsak mı? Sonra siz de yazsanız sonuna, bir couture hayaliniz var mı? Bir defilesini izlemek, bir kıyafetini giymek, boncukların işlendiği yüzbinlerce dakikanın birinde elinde bir boncuk iğnesiyle orda olmak?

Tam olarak aynı anlama gelmese de artık çoğunlukla kısaca "couture" denen Haute Couture [telaffuzu için tıklayabilirsiniz ] Fransızca "yüksek dikişçilik" gbi motamot bir çeviriye denk geliyor. Kısa bir özet olarak kişiye özel, yüksek kalite kumaş ve malzemenin kullanıldığı, çok ehil terzi ve iğneişi/nakış/boncuk/kalıp ustalarının bizzat elde hazırladığı kostümler demek.

1 Şubat 2012 Çarşamba

KOSTÜM | Kemerlerinizi Bağlayın Pan Am ile 1963'e Uçuyoruz


60'lara doyduk, daha da özlemeyiz mi sanıyorsunuz? Bir daha düşünelim:) Mad Men ile bizi kostüm anlamında muhteşem karelere ışınlayan ve son yıllarda moda dünyasının en büyük ilhamlarından birini sağlayan beyaz ekran bu defa "PAN AM" dizisiyle daha bitmedi der gibi! En azından bana ♥ ABC'nin yeni hit dizisi şimdiden "trend" oldu, internet Pan Am hosteslerinin kostümlerini nasıl yapabileceğimiz DIYlere kadar dolmuş taşmış durumda.

13 Ocak 2012 Cuma

MODA ve SANAT | Memento Mori

Size bu şahane işi takdim etmeden duramadım sevgili Styleboomerlar! Fiona Krüger isimli tasarımcının beyninden, elinden, gözünden çıkan bu muhteşem saat (ki sanat eseri de diyebiliriz) aslında bu kadının master bitirme tezi! Sırf bu bile sanat eğitiminin sınırı geçince nasıl olduğuna, neler doğruduğuna, bir yetenek varsa onu nasıl geliştirdiğine örnek. Beni o anlamda ekstra etkiledi elbette. Bu bir mezuniyet projesi, bu kadın daha olgunlaşacak, yeni tasarımlar yapacak:)

8 Ocak 2012 Pazar

KAPALIÇARŞI'NIN SIRLARI -I- | Özlem Tuna

Fotoğraflar: Özberk Baz

Kubbe

İstanbul her bir köşesinde bir sürü güzellikle bekliyor, ama hepsinin içinde tarihi yarımada bence hala en güzeli, en büyüleyici ve sır dolu olanı. Sultanahmet, Eminönü, Çemberlitaş, Kapalıçarşı. Takmaya doyamadığımız, bizi daha da güzel yapan takıların ve mücevherlerin çoğu da burada doğuyor. Kağıt üzerinde başlayan yolculukları, eski hanlarda, soğuk atölyelerde usta ellerde şekil alıyor, pırıl pırıl olup birer arzu nesnesine dönüşüyor. Kapalıçarşının sırlarını anlatmaya bugün ÖZLEM TUNA'nın İstanbul'dan beslenen şahane tasarımları ile başlayacağım ve önümüzdeki haftalar boyunca daha pek çoğuna konuk olacağız:)

28 Kasım 2011 Pazartesi

İNCELEME | Yves ve Pierre: Moda Geçer Aşk Kalır


Yves kağıt bebekleriyle

Nostaljik kareler eşliğinde bir dehadan ve onu en karanlık hallerinde bile seven birinden konuşalım mı? Bazen siyah beyazken hayat daha mı güzelmiş acaba diye düşünüyorum, çünkü eski fotoğraflar sanki bana hep öyle fısıldıyor. Yves hakkında konuşurken onun siyah-beyaz kareleri bize eşlik etsin istedim.

Son yıllarda moda endüstrisi kırk yılda bir dünyaya gelebilecek pek çok "dahi çocuğu" çok pis harcadı. Bizden McQueen'i, Galliano'dan hayatını aldı, Decarnin'i bir akıl hastanesine kapadı. Zaten yaratım sürecinin sancıları, bize bu güzellikleri bahşedebilmek için hepimizden farklı çalışan kafaları, farklı gören gözleri için bu dünya fazlasıyla anlaşılmaz, fazlasıyla acımasızken bir de o bünyeye yılda bilmemkaç sezon sığdırma, hep bir öncekinden daha iyi olma, var olabilmek için anlaşmalara sadık kalma, gereken finansmanı sürüdürülebilir kılmak için yatırımcılara ve büyük firmalara köle olma gibi nice "düzen böyle" yaptırımı dayatıldı da dayatıldı.

29 Ekim 2011 Cumartesi

MODA ve SANAT | My Week With Marilyn




Uzun zamanır heyecanla beklediğim "My Week With Marilyn" filminin fragmanını paylaşmak istedim. Bir ara Scarlett Johansson bu rolü alacak diye ödüm kopuyordu ama bir efsanenin hem de ilk defa böylesine kanlı canlı canlandırılacağı bir filmin hakkını verecek mükemmel bir isimde Michelle Williams'da karar kılınmıştı. Doğrusu VOGUE çekimlerinde her zerresiyle Marilyn'le bütünleşmiş olduğunu gördüğümüz Williams fragmandan da izliyoruz ki çok isabetli bir kararmış. İşte Marilyn...



[Görseller: vogue, rarepics]

4 Ekim 2011 Salı

HABER | TOM FORD's Lady is A Tramp

Benim gibi MADONNA denen ilahe ile büyümüş bir kuşaktansanız Lady Gaga'nın ne tarz ne de müzikalite olarak çok da prim verilecek bi tarafı olmadığını düşünebilirsiniz, zira ben öyle düşünüyorum:)

Amaaa 90lar sonu 2000ler başında müzik dünyasında iyiden iyiye ağırlığı hissedilen "kro" ve daha fenası "kroyum ama para bende"ci, siyahi ya da siyahi özentisi rap, hip hop, cart curtculardan sonra şöyle moda tasarımcıları ile adamakıllı işbirliği yapan, fark yaratan, her şeyi bıraktım Nicola Formichetti gibi bir dehayı bizlere kazandıran Lady Gaga'nın hakkını da-her ne kadar kendin zevksiz ve müziğini kulak tırmalayıcı bulsam da- teslim ediyorum!



Gelin görün ki her zaman anormal kıyafetleriyle gündemde olan Gaga, son dönemde "normal" giyimiyle bizi şaşkınlıa sevk ediyor. Bunun enn güzel örneklerinden birini bugün sonunda yayınlanan Tony Bennett+Lady Gaga, "The Lady is A Tramp" düetinde görebiliriz. Bu şarkıyı seslendireceği haberini ilk aldığımda karalar bağlamıştım çünkü benim için pek özel bir şarkıdır ama ben utandırdı:)



Açıkçası Gaga'nın elektronikten nasibini almamış pür ve inanılmaz güzel sesini, enfes TOM FORD elbisesini ve ikilinin uyumunu o kadar beğendim ki, paylaşmadan edemedim. Bu arada Tony Bennet: Duets II albümü kaçmaz, arşivinize ekleyin:)



Bu elbiseyi daha önce TOM FORD'un biriciği Candice Swaenepol'ün üzerinde görmüş, tapılası görüntüsüne isyan etmiş, hatta tehdit etmiş:p ve Twitterda tam da şurada paylaşmıştım.

16 Eylül 2011 Cuma

AYAKKABI | Tanrı Pabucumu Korusun!

Hanımlaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaar! Bayılacağınız bir haberi paylaşmak isterim, hem de ne bayılmak:)

"God Save My Shoes" yani Tanrı ayakkabıma zeval vermesin diye çevirebileceğimiz bir belgesel film hazırlandı: kadınlar ve ayakkabılar arasındaki o özel ve hatta mahrem ilişkinin sırrını açıklamaya çalışan ilk belgesel film! Ayakkabılar kadınların hayatında nasıl böyle bir yer aldı, nasıl böylesi bir tutku objesi haline geldi soruyor, sorguluyor... Kimlere mi? Louboutin'a, Manolo'ya, Vivier'ye, psikologlara, moda editörlerine, ünlülere hatta tarihçilere:)

Belgeselin yazar ve yönetmeni olan Julie Benasra'ya buradan tüm kadınlar adına öpücüklerimi yolluyorum ♥

Galası 7 Eylül'de Paris'te gerçekleşen belgesel filmden bir kaç enfes bölümle sizi baş başa bırakıyorum:)

Kırmızı tabanlı prensimizle başlayalım... Louboutin




Sex & The City'yi Sex & the City yapan adam, platform düşmanı Manolo ile devam edelim:)



Walter Steiger'in "yürümeyi öğrenin hanımlar"ını dinleyelim:)



vee sn olarak VOGUE'un ayakkabı dolabına girip kendimizden geçelim!



Daha fazla bölüm için BURAYA tıklayabilir ve bence bu güzel çalışma hakkındaki gelişmelerden haberdar olmak için WEB SİTESİ'ni izleyebilir ve FACEBOOK GRUBU'na üye olabilirsiniz:)

24 Mayıs 2011 Salı

HEDIYE | Vivienne Westwood Ayakkabı Sergisi Açılış Partisinde Buluşalımmm!!

Havalar güzelleşti ve pek tabii kii etkinlik takvimleri de doldu taştı. Styleboomerlar da bu etkinliklerde olabildiğince yer alsın istiyoruum! O zaman ilk olarak süslenelim, püslenelim, enn güzel pabuçlarımızı giyelim ve bir kraliçe şerefine verilen bir partiye gidelim mi? Üstelik sadece parti de değil, bir ayakkabı cennetine düşelim mi?

Daha çok ‘gece işi’ olarak tabir edilen başarılı etkinliklerin arkasındaki isim MASSIVE ISTANBUL, aktivite alanını genişleterek, kültür ve sanat projelerine de girişmiş. İlk olarak da yıllar yılı tüm dünya şehirlerini dolaşan, benim de buradan böhü böhü ağlamaklı gözlerle seyrettiğim muhteşem bir retrospektif ayakkabı sergisiyle işe başlamış!



Evvet punkın biricik ve eşsiz kraliçesi VIVIEENE WESTWOOD'un özel koleksiyonuyla:))) A Personal Collection: of Vivienne Westwood Shoes isimli sergi 26 Mayıs Perşembe akşamı HARVEY NICHOLS'da süper bir partiyle açılacak vee 2 Haziran'a kadar da ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Özel bir koleksiyoner tarafından 15 yıl boyunca toparlanan bu çok özel seçki 70’li yıllardan itibaren ünlü modacının kariyerindeki en radikal ve ikonik ayakkabı tasarımlarını biraraya getiriyor, kısacası sanat eserlerini! ...Bunların arasında ‘Super Elevated Gillie’ ve 'Pirate Boots' da var! Pıt... Bayılmışım.

Şimdii siz 5 şanslı Styleboomer 26 Mayıs Perşembe akşamı 20:00da Harvey Nichols'da hem bu sergiyi ilk görenlerden olmak hem dee pek güzel ve seçkin bir açılış partisine çift kişilik davetiyenizle konuk olmak isterseniiz, yapmanız gereken basit:

Bu akşam saat tammmmmmmmmmmmm 21:00 itibariyle (evet Öyle Bir Geçer Zaman ki arasında:p) Twitter'dan bana

@styleboom #iyigecelerpabucu yazarak güzeel bir ayakkabı fotoğrafı yollamak:)

İlk 5 fotoğrafın sahibinee çift kişilik açılış partisi ve sergi davetiyesi hediyeee:))

20 Ocak 2011 Perşembe

MODA ve SANAT | Bale ve Modanın Büyük Aşkı

BLACK SWAN filmi daha çekimleri başlarken RODARTE'nin kostümlere imza atacağı haberiyle moda gündeminin ilk sıralarına yerleşmişti. Aslında moda çok uzun yıllardır baleden besleniyor, ilham alıyor; aynı şekilde bale de moda işbirlikleriyle daha da güzelleşiyor. Biraz uzun olacak ama okumayı sevenlere gelsin:), moda ve balenin büyük aşkı...



Oyunculuk, senaryo, kostümler... Bütündeki mükemmelliğin parçaların mükemmelliğiyle nasıl oluştuğunun güzel bir kanıtı BLACK SWAN. RODARTE tasarımcıları Mulleavy kızkardeşler ilk kez bir sinema filmi için kostüm hazırlamalarının yanında ilk kez bale kostümleri tasarlamış oldular. Aşağıda Pas de deux için hazırlanan beyaz kuğu ve kara kuğu, ve kötü büyücünün kostüm eskizlerini görebilirsiniz:) RODARTE tütülere yabancı değil, Sonbahar 2008 koleksiyonlarının ilk yarısı bale esinliydi ve oldukça ses getirmişti.



RODARTE'nin Black Swan işbirliğinden çok önce gelmiş geçmiş (böhüüüü:)) en büyük moda dehalarından ALEXANDER McQUEEN yer yer Kuğu Gölü(*)'nden de ilham aldığı muhteşem bir koleksiyonu podyuma çıkarmış ve nefesleri kesmişti. Hala akıllardan silinmeyen o koleksiyondan muhteşem bir parça aşağıda... Sizce de Kuğu Gölü'nde Odette'in insan formundan yeniden kuğuya dönüştüğü o an değil mi bu elbise?



ALEXANDER McQUEEN bu büyük yeteneğini bir kez bale sanatı için de kullanmıştı. Ünlü bale sanatçısı Sylvie Guillem'in başrolünde olduğu enfes bir modern bale örneği olan "Eonnagata"nın kostümlerini ALEXANDER McQUEEN hazırlamıştı, fotoğrafları aşağıda.



Muhteşem kılıç ve kendo savaş sahnelerinde McQueen kostümleri en az oyun kadar ses getirmişti. Eonnagata'nın tanıtım videosunu buradan izleyebilir ve o hissi yaşayabilirsiniz:)



Bale ve tasarımcı işbirliklerinden biri de daha önce Styleboom'da burada da okuduğunuz CHANEL işbirliğiydi. İngiltere Kraliyet balesi baş balerini Elena Glurdjidze'nin "The Dying Swan" performansı için Lamaire'deki atölyede tam 2500 adet bembeyaz hakiki kuş tüyü kullanılarak bizzat elde hazırlanan kostümü, balerin dünya turnesi boyunca kullanmıştı.



Pek çok tasarımcı ilhamı balede aramış ve koleksiyonlarına yansıtmıştır. DEGAS'nın meşhur balerin tabloları sanki DENNIS BASSO, RODARTE ve VALENTINO'da hayat bulmuş, canlanmış gibi.



Bu yazı hoşunuza gittiyse Ballerina Project'e mutlaka göz atın:)



Ve tabii pek çok editöryal senaryosunu balede, bale kulislerinde ve balerinlerde buldu. Yukarıda 2008 VOGUE'larından birinde yer alan "Flights of Fancy" editöryalinden bir kare..



Biz kadınların çoğu ise sırf tütü uğruna bir bale kursunun ya kapısından girmiş, ya hayaline kapılmışızdır öyle değil mi?! Modacıların podyumlarda bize iç geçirterek sundukları tütüleri sokağa indirip bizim de hayatımızda bir kez olsun güle oynaya, kimseye aldırmadan tütü giymemizi ise tabii ki Sex & The City'nin Carrie'sine borçluyuz:) Teşekkürler Carrie, özellikle de bu sezon artık bu tütü işine Türkiye'yi bile dahil edebildiği ve bizleri balerin esinli kıyafetlerimizle sokaklara döktüğü için teşekkürler "moda" :)



Aşağıda en sevdiğim "Kuğu Gölü" performanslarından biriyle baş başa bırakıyorum sizi. American Ballet Theatre'in sunduğu balede Angel Corella ve Gillian Murphy dansediyor. Gillian'ın kuğuya dönüş anını canlandırışı muazzam, o adeleler oynadıkça ben kendimi sıkıyorum:)



(*) Kuğu Gölü Peter İlyiç Tchaikovsky'nin bestelediği, ilk temsili 1877
yılında Moskova 'da yapılan dört perdelik bir eserdir.

16 Aralık 2010 Perşembe

RÖPORTAJ | Umut Eker ABSOLUT Glimmer İçin Tasarladı, Styleboom'a Anlattı!

ABSOLUT sadece damıtımı, eşsiz tadı, gecelere renk katması ile değil o güzelim şişesi ve o şişenin başrolde olduğu reklamlarıyla da çok ama çok meşhur biliyorsunuz. İçimizdeki, aklımızdaki hatta zaman zaman üzerimizdeki arzu, istek ve düşünce balonlarını iki kelimeyle özetleyen, hayatımızda en az bir kez facebook profil fotomuz yerine geçen ve hepsi birbirinden ikonik olan reklamlar hep o meşhur şişenin etrafında döndü.



Veee tasarlandığı yıldan bu yana her farklı aromada ABSOLUT'u kucaklayan bu şişe pek çok defa farklı kostümler giydi, pek çok moda olayının başrolünü oynadı, tasarımcılara hep ilham verdi ama asla tasarımı değişmedi.

Oysa şimdi 2010 yılı biterken ABSOLUT bir ilke imza attı ve ABSOLUT şişesi ilk defa Glimmer için yeniden şekillendi! Kristalize camdan ABSOLUT Glimmer koleksiyonerlerin yeni göz bebeği, ve tabii tasarımcıların! İşte son zamanların çook konuşulan yakışıklısı, modeli, tasarımcısı UMUT EKER de Glimmer'ın ışığına kapılıp, ondan ilham alıp, ABSOLUT'a özel bir masa ve aydınlatma tasarımı yaptı. Hikaye nasıl başladı, nasıl sürdü Umut'tan dinleyelim:))




Styleboom: Merhaba Umut, nasilsin diye sormuyorum cunku seni biliyorsun sıkı takip ediyorum ve hep güzel işlerde, ilham veren projelerdesin, tebrik ediyorum.

İlk olarak ABSOLUT Glimmer’ı “masa”ya yatıralım derim! ABSOLUT bir devrime imza attı ve Glimmer’la tarihinde ilk defa ABSOLUT’un şişe tasarımı değişti, bu devrimin bir parçası olmak, hem de bir tasarımınla bu parçayı oluşturmak nasıl bir duygu?
  • Umut Eker: ABSOLUT 'un bana verdiği duygu her zaman ihtişam ve asilliği ifade ediyordu. Absolut Glimmer’in gecelerin parlayan prensi olduğunu artık tam anlamıyla hissediyorum. Bu projenin bir parçası olmak oldukça heyecan vericiydi.

Styleboom: Başlarda çoğunluk seni bir model, daha büyük bir çoğunluk dövmeli yakışıklı çocuk olarak tanıdı ama sen esas olarak bir tasarımcısın, hem fikir hem materyal anlamında… Peki neleri tasarlamayı seviyorsun?
  • Umut Eker: Uzun yıllar hazır giyim firmalarında üretim planlama müdürlüğü ve tasarım danışmanlığı yaptım. Tanıdığım tüm materyellere tasarlayabilir ve onlar üzerinde fikir üretebilirim. Hiçbir zaman düşündüklerimde sınır tanımadım, hep daha fazlasını düşündüm. Şuan erkek aksesuarı tasarımları yapıyorum ve oldukça keyifli.
Styleboom: Günümüzde tasarım artık sadece “objeleri güzelleştirmek”ten ibaret değil ilham veren, problem çözen, sınıf atlatan, sınır kaldıran bir güç oldu, sanki tasarımın kelime anlamı değişti, tasarım daha çok konuşulmaya, herkesin gevelediği şey de olmaya başladı. Sen tasarımı ve buradaki tasarım kültürünü nasıl buluyorsun, sence tasarım sözlükteki o eski ulaşılmaz yerinde mi kalmalı yoksa sokağın köşesine kadar inmeli mi?
  • Umut Eker: Tasarım kelimesi içerisinde oldukça geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Ben tasarım kelimesinin popüler kültürün bir flörtü olması dışında, kelime anlamının sokağın köşesine kadar inmesinden hatta sokaklardan beslenmesinden rahatsız değilim. Sanırım günümüzde teknoloji ile birlikte insanların birçok şeyi daha hızlı daha kolay ulaşması ve sınırları ortadan kaldırması insanların kendine olan inancını ve güvenini oldukça arttırmış durumda olması tasarım kelimesinin sözlükteki kelime anlamını hafifletti sadece .


Styleboom: ABSOLUT sana gelip Glimmer için masa ve aydınlatmadan oluşan böylesine bir tasarım istediğinde ilk olarak ne düşündün? Her Türk gibi sen de ilk olarak “neden masa” diye sordun mu Umut :)?
  • Umut Eker: Masa ve aydınlatma fikri cok orijinal geldi. Daha önceki dönemlerde herz aman şişe üzerinde giydirme yapılıyordu ama bu sefer şişenin kendisi bir tasarım olduğu için onu konumlandıracak bir masa ve aydınlatma fikri oldukça yaratıcıydı.
Styleboom: Peki pırıl pırıl Glimmer’i taşıyan masan neyi ifade ediyor? Hem fikir, hem tasarım hem de üretim sürecinden biraz bahseder misin?
  • Umut Eker: Glimmer sisesi oldukça güzel ve baş döndürücü bir tasarımdı. Yaklaşık 3 gün her akşam şişeye baktım böyle bir şişeye özel bir masa yapmak gerektiğinin farkındaydim. 4. günün sabahında ne yapmak istediğimin kararını verdim ve araştırmaya başladım cünkü yapmak istediğim masa hem zaman olarak hem de tasarım olarak benim için zor bir uygulama olacaktı. GLIMMER şişesinin bana verdiği nostaljik duruşla yola çıktım çelik saçı usta bir işçilikle dövdürdüm ve masa örtüsü formuna getirdim ve üzerine epoksi kullanarak dantelle birleştirdim.


Styleboom: Kalbinde yeri ayrı olan, tasarım yaparken torpil geçtiğin materyaller var mı? Mesela metal ve deri hissi veriyorsun bana?
  • Umut Eker: Kesinlikle öyle, metal deri ve ham ahşap bana çok yakın.
Styleboom: ABSOLUT şişesi şüphesiz bir tasarım ikonu hatta efsanesi! Senin için ikonikleşmiş tasarımlar var mı, mobilya, aksesuar ya da kıyafette hemen telaffuz edebileceğin?
  • Umut Eker: Levis 501
Styleboom: Madem kristal parlaklığında bu şişe senin masanın üstünde ve ışıklarının altında) o zaman farzedelim ABSOLUT Glimmer bir kristal küre: yeni yıl için sana neler gösteriyor?
  • Umut Eker: Bol eğlence, başarı, sağlık ve hiç bitmeyecek tutkuyla yaşadığım aşk.
Styleboom: Woow kalp nasıl çalınır biliyorsun:) ABSOLUT hayatımızda pek çok dönemde ünlü şişesi ve ona eşlik eden " ABSOLUT … " ile ya facebook profilimizi süslemiş(örneğin benimki ABSOLUT AWESOME:p oldu bir süre) ya o anki ruh halimizi anlatmış ya söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi bizim yerimize dile getirmiştir. ABSOLUT Glimmer’ı senin masanın üstüne koyduğumuzda ABSOLUT bize NE demek istiyor? Bir kelime seçsen?
  • Umut Eker: Geçmişten bu güne Absolut.

8 Aralık 2010 Çarşamba

İNCELEME | Uzay Zaman "Örgü"sü

Bu sene kalın örgüler öyle moda öyle moda ki her ne kadar güzel memleketim henüz kışı getirmese de ben onlar hakkında yazmadan duramıyorum.

Bir kaç sezondur modada Kuzey Avrupa devrimi iyice alıp başını gitti, ve işte kuzeyin tasarım dehası örgüye de bulaştı. Düne kadar pufur pufur, yumuşacık, sıcacık tanımlamalarıyla yetinen örgüler artık önüne bir de "futurustik" sıfatını aldı! Modada buzul çağı çoktan başladı.



İşe örgü tasarımlarıyla yıldız geçidini çoktaan geçen, bu işin en iyisi, birincisi, kraliçesi ile başlayalım: İsveçli Sandra Backlund örgüden küpler, spiraller, omurgalar yaratıyor. Tasarımları en iyi dergilerin kış sayılarında baş köşeyi alıyor.



Tilda Swinton'ın yukarıdaki pozu geleceğin modasına atfen hazırlanmış bir editoryalden ve Sandra Backlund tasarımı yün elbise gelecekte çoktan yerini aldı bile.




Tamamen el ve makina örgüsüne el işçiliği ve tasarım ustalığıyla verilen akıl almaz formlar, olağanüstü düğümler ve kaotik ilmeklerle Sandra Backlund buzul çağının en moda ismi olacak belli ki:)



Alternatif tasarımlarıyla tanınan Mark Fast ve yine futurustik çizgileriyle adında söz ettiren Loise Goldin gibi daha Avrupa Birliği modacılarının da ortak yönü "örgü" boyutuna geçmeleri.



Örgü oyunlarında geleceğin çizgilerini zorlayan bir diğer isim de Danimarkalı Stine Ladefoged.



Örgü panelleri kullanarak heykelsi, kat oyunları ve kolonlarla bezeli tasarımları muhteşem.



Örgüye umulmadık yorumlar katan bir isim de 2 Ters 1 Düz markasının sahibi İpek Arnas. Onu da takipe kalmanızı öneririm:)

27 Kasım 2010 Cumartesi

MODA SANATI | Küçük Prens - Le Petit Prince-

"... büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı birşey oluyor doğrusu..."



Jean-Charles de Castelbajac

"Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtınız mı, hiçbir zaman size önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: "Sesi nasıl? Hangi oyunu sever? Kelebek toplar mı?" diye sormazlar. "Kaç yaşındadır? Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası kaç para kazanır?" diye sorarlar. Ancak o zaman tanıdıklarını sanırlar onu."

"Büyüklere: "Pembe kiremitten bir ev gördüm, pencerelerinde sardunyalar, damında güvercinler vardı" derseniz, o evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler. Onlara: "Yüz bin franklık bir ev gördüm" demeniz gerek. O zaman: "Aman ne güzel!" diye bağırırlar."




"Altı yaşımdayken, bir gün "Yaşanmış Olaylar" adlı bir kitapta çok etkileyici bir resim gördüm: Balta girmemiş ormanlarda bir boa yılanının bir hayvanı nasıl yuttuğunu gösteriyordu. Kitapta şöyle deniyordu: "Boa yılanları avlarını olduğu gibi, hiç çiğnemeden yutarlar. Sonra da kımıldayamaz hale gelirler, yediklerini sindirmek için altı ay süreyle uyurlar." O zamanlar, büyük balta girmemiş ormanlarda olup bitenler üstüne çok kafa yordum. Sonra da renkli kalemlere sarılarak, hayatımın ilk resmini çizmeyi başardım."



Bu şaheserimi büyüklere gösterdim, korkmuyor musunuz, diye sordum.
- Niye korkalım? Şapkadan korkulmaz ki! dediler.
Oysa ben şapka çizmemiştim, yuttuğu fili sindiren bir boa yılanı çizmiştim. Baktım ki büyükler resmimi anlamıyor, boa yılanının içini çizeyim de anlasınlar bari dedim.
Büyükler öyledir işte, anlatmazsan, anlamaz onlar.


Hande Bilten

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin.."


Jean-Charles de Castelbajac

"Gerçeğin mayası gözle görülmez."



Jean-Charles de Castelbajac

"..güzelsiniz ama boşsunuz, diye ekledi. Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgardan koruduğum odur, kelebek olsunlar diye bıraktığımız birkaç tanenin dışında bütün tırtılları uğruna öldürdüğüm odur. yakınmasına, böbürlenmesine, hatta susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o.."


Stouff-Caseete Butik


“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur.Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”

Evcilleşmenin ne demek olduğunu soran küçük prens'e "bağlanmaktır" cevabını verdi tilki.

“Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.



"çok sabırlı olman gerekiyor. önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”

ertesi gün küçük prens yine geldi. “her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. mutluluğun bedelini öğrenirim.



"unutma, dedi tilki, gülün için harcadığın zamandır gülünü bu kadar önemli yapan. - gülüm için harcadiğim zaman... dedi küçük prens, hatirlamak için..."


Alıntılar: Küçük Prens- Antoine de Saint-Exupery

1 Kasım 2010 Pazartesi

ŞOFÖR NEBAHAT AUTOSHOW'DA!



Şu hayatta ayakkabı kadar düşkün olduğum 3 şey var: futbol - otomobil - atlar! Eh autoshow gelmiş durur muyum:)

Yağmur kıyamet, sel felaket demeden Boom gitti yerinde inceledi, her autoshowda olduğu gibi yine yeterli bulmadı, nerede o Frankfurt dedi, ama sizi de gezdirmeden duramadı:)) Burada moda sınırlarını zorlamadan modaya bağlaya bağlaya anlattı!



Bu sene 60'lar ve 70'ler moda dedik, eh o zamanın otomobilleriyle başlayalım o halde.



FIAT standı çok tatlıydı, retro retro FIAT'lar yapıldığı döneme uygun kıyafetler giymiş hosteslerle sunulmuştu, beğendim:)



ALFA ROMEO benim Aston Martin hazırlanana kadar idare etmeyi düşündüğüm harika bir otomobille huzurlarımdaydı. Ferrari ve Aston standlarına kadar kendisiyle platonik bir aşk yaşadık ayaküstü: şu gözlere, şu kıvrımlara, şu renge bakınız hanımlaar! 100. yılını kutlayan ALFA ROMEO bu yıl üretilen arabalarına ilk logosu olan 4 yapraklı yoncayı da iliştirmiş, beğendiim:)



Oldum olası moda marka/tasarımcılarının farklı alanlardaki işbirliklerini sevmişimdir biliyorsunuz, işte bunlardan biri.


CITROEN ve LACOSTE ortakliginda çok cool, tasarım canlısı bir araba. Golf için hazırlanan bu araba çevre dostu(bu tabii golf sahası yapmak için orman katliamı olmayan ülkelere yönelik bir düşünce olmalı). Arabanın sırtını, döşemesini, özellikle lastiklerini beğendim:)



Gözümdeki ışığı gören beni arabaların içine buyur etti, öyle ki yüksek koruma altındaki bu Thunderbirdün bile içine oturdum lal la lal laaa! Ah gittiğimiz 60lar partisinde bir şeyim eksik, bir şeyim eksik diordum meğer buymuş:) Göstergelerin güzelliğine bakınız!




Bu sene ilginçtir her marka elektrikli ve hybrid otolarını görücüye çıkarmıştı, kısacası durum gerçekten vahim:)) Pekiii elektirikli arabalar neden hep çirkin? Mesela yukarıdaki Peugot rengiyle şahane, elektiriğiyle duyarlı peki ama tipiyle? Bana göre değil ı-ıh:/



AMG'ler, Ferrariler, Lamborgini'ler tamam(Bugatti'ye hala hasretiz). Tamam ama yine de Autoshowda beklediğim "show"sal otomobiller olmadığından bence fuarın en iyisi şu yukarıdaki bisikletti!


PEUGOT'dan tasarim harikasi, futurustik, hafif, enfes bu bisiklet bir çok arabayı benim gözümde gölgede bıraktı!



Ta taaa bir MINI'ye gönül vereceğim kimin aklına gelirdi, MINI de bu durumu anlamış olacak illa bu defa Boom'un gönlüne göre bir model çıkaralım demiş! O gümüşiden altına dönen gövde çizgileri, ya o döşemelerdeki tüvit kaplamalar, o jantlar! Çooooooooook beğendim:)



Ne olduğunu anlayamadığım bu kürenin içine kendimi atıp biraz dinlendim, bir iki hesap kitap yaptım, tam dönüp bir Aston alayım:p diyordum kiiiiiiii Aston'ların da Maserati'lerin de hepsi hem de o gün satılmış!?!!!!!!! Ayyyhhhhh hayat çok zor:)