Kadın güzelliğinin ne ile ölçüldüğünü çok anlamazken tanıdım tülay ablayı. Türk kadınlarının kıymetini bilemediği yusyuvarlak vücut hatlarının hakkını öyle bi güzel verirdi ki. Hatırladığım en çarpıcı elbisesi, siyah üzerine lila çiçekler serpiştirilmiş jarse elbisesiydi.
O basit, pazar malı elbise; toros dağları gibi kıvrımlı, geçit vermez sarp yamaçlı vücudunda şaşalı bir saltanat kurardı. Vücudu yaratılış gereği bi o yana, bi bu yana sallanır görenler kadının kasıtlı kuyruk salladığını (!) namuslu ve masum erkeklerini yoldan çıkarmak için musallat olmuş bir yosma olduğunu düşünür, düşünmekle asla yetinmez ardından yalan yanlış konuşurlardı.
O arkasından konuşulan herşeyden, abasını yakıp kül ettiği erkekler sayesinde haberdar oluyordu eminim. Kahverengi dalga dalga saçlarını "çokta tınsınız" der gibi omuzundan omuzuna attırarak yürür, her güzel kadının şımardıkça diline yapışan "güzelliğimi kıskanıyorlar, bana hayatı zindan ettiler, tanrım ne bedbahtım, kara bahtım kör talihim, ah ah güzellik başa bela" türküsünü tutturmazdı, farklılığının farkındaydı, sessiz ve derindi.
Kadın olduklarını; ancak doğurduklarında ve kocaları tepelerine tünediğinde hisseden bizim familya, tülay abla'ya şöyle adamakıllı bir etiket yapıştırmak için gece gündüz harıl harıl çalıştı, her çekici ve işveli kadına taktıkları çeşitli boy ve ebattaki kulpları ona da taktılar. Tülay abladan, kırk küp kırkınında kulpu kırık küp yaptılar.
Yinede ondan ölesiye korktular. O'nun öyle "küçük dağları ben yarattım yiyosa aksini ıspatlayın" tarzı bir havayla kendilerine doğru geldiğini görünce "şu fışkı bu yana doğru geliyo, dağılın" diye sağa sola kaçıştılar. Tülay abla ile yanyana gelmek demek, bu iki kadın tipi arasındaki 20 farkın ortaya çıkması demekti, bizimkiler mutlak mağluptu.
Tülay abla kendinde olanları hakkında konuşulacaklara rağmen teşhir ediyordu, tıpkı ayşe arman gibi, tıpkı her kadının içinde kesinlikle var olan teşhircilik duygusu gibi. Bak ben de ne harika parçalar var, siz saklayın çuvalların içinde. Sonra o güzellikler buruşup kara kuru eriğe döndüğünde "ah gençliğimde ne güzeldim ama bunu bir tek ben biliyordum " diye hayıflanırsınız, diyordu, öyleydi de. Amcamın ortanca karısı ona bakıp bakıp bacağını sıyırıyor,
-benim bacaklarım daha beyaz, kılsız, mermer gibi bakın bakın kızlar kiminki güzel? diye gıyaben rekabet ediyordu. Kadın; ölene kadar, güzel olduğunun söylenmesini isteyen doyumsuz bir yaratık (ajda pekkan, aysel gürel ve milyonlarcası)
Ben; bana örnek gösterilen helal süt emmiş, pambık şekeri ablaları değil hep onu izledim, onun gibi olmak istedim, hissetmiş midir bilmiyorum. Büyüyüm bende o siyah elbiseden giyineceğim, fokur fokur kaynayıp kırıtacağım, saçımı işte tam öyle attıracağım, yaklaştığım yerde herkes kaçışacak, banada "fışkı" diyecekler, sünepe siminya diye beni iteleyen alacak boyunun ölçüsünü. Annemler yanımda tülay ablayı yerden yere vurdukça, ben tutup idol yaptım kendime, tarifte teşvik vardır, eşek hoşaftan anlamaz, koynunda eşek besleme!
Ve geçen aylarda tülay abla teşhirciliğin bedelini ödedim ben. Teşhir her yiğidin harcı değilmiş, başka türlü bir cesaret şartmış. Üye olmadığım bir halt kalmasın, ölsünn siteler, ölsün siteler diye gidip facebook'a üye oldum. Hiç bir özelliğinden anlamıyorum, tek başına yapayanlız bir başına, mahsun.. (burada acındırayım biraz sonra şey olsun)
Pek çok insanın aklına ilk gelen; ilkokuldaki bitli arkadaşları bulup "nasıl bit patlattık dimi ne şapşaldı o bitler, sinem'de çiş kokardı ehe ehe" sohbetlerinin belini bükmek olurken ben photoshop yordamıyla türlü kılıklara soktuğum, çakma adrianalar, çakma bıritniyler yaptığım, onlara bakıp kendimi bi bok sandığım fotolarımı yükledim. Fotoğraflardan bir kaçı beni utandıracak derecede açık saçıktı, böyle memeler isyanda konseptinde falan (bak hala aklıma geldikçe, utangaç yeni gelinler gibi büzüm büzüm büzülüyorum)
Bunu neden yaptın diye sorma, hatırlamıyorum. Belki teşhir içgüdüsüyle alakası olabilir bunu kesinlikle kadınlara özgü ve yakışır bir duygu olarak görüyorum, orası ayrı.
Kimsenin görmediğini düşünüyordum, hiç arkadaşım yoktu ve ben bir nevi resim stokluyordum. (başka stoklayacak yer kalmamış gibi)
Sonra orada öyle fotoğraflarım olduğunu unutup, sıkılıp hesabımı kapattım, çıktım. Aylar aylar sonra bir kaç arkadaşım beni oradan bulunca girip onayladım. Flash flash! kabul ettiğim kişi ve onların arkadaşları benim albümlerimi görebiliyormuş! domur domur emcekleri mintanını.. bilmem ne zıkkımını!! Panik içinde ve kafamdan altyazılar geçirerek resimleri silmeye başladım "allahım inşallah kabul ettiklerim bu fotoları görmemiştir, allahımm ne olur onların arkadaşlarıda görmemiş olsun, inşallah onların arkadaşlarının arkadaşlarının arkadaşları görmüyordur, ötekilerin arkadaşlarından biri kardeşim olabilir mi? eyvah abim?"Titreye titreye mausu yapabileceğinden çok işleme zorladım, saniyede 10 delete yapabilecek bir hızla ilerleyen maus dakikada kaç delete yapar? Hem fotoları, hem arkadaşlarımı, hemde hesabımı silip bir pancar kırmızılığında facebook'tan kaçtım. Bu bana sağlam bir ders oldu sen kiim, tülay abla gibi elalemi tınlamamak kim?