Sayfalar

tarif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2011 Çarşamba

Sabrina ve Varick'in Oyun Evi İçin Keçe Kapı Süsü

 Etsy'den aldığım bir siparişti. İki kardeşin oyun evinin kapısını süslemeye Amerika'ya gitti....
 Oğlan kardeşin adı "Varick's" miş. Ben nasıl okuduysam "Varik" yazmışım. Müşteriye ilk fotoğrafı gönderince yanlışım ortaya çıktı. Bu düzeltilmeden önceki hali...
Bu tartoletleri bugün yaptım. Çok lezzetli oldu gerçekten. Siz de denemek isterseniz tarifi Pastalin'den aldım. Bundan sonraki hedefim tuzlu tartoletler...

25 Ekim 2010 Pazartesi

Handmade With Love By Sesiber For Her Dear Big Baby Son :)

       Bugün Pazartesi olması sebebiyle birikmiş ev işleri, yemek vs... arasında aklıma adam kurabiye yapmak düştü. Üst katı bitirip alt kata iner inmez ekmek yapma makinasına koyduğum malzemeler hamur haline gelirken işlerimi bitirdim.
       Bugün keçe bileklikleri fotoğraflayacaktım ama son kalan şarjımı da kurabiye adamlara harcadım. Zaten şu an itibarıyla benim de şarjım bitti. Hatta çok ta uykum geldi. Son bir hamleyle mail cevaplayıp post yazıyorum.
       Öğlen yemeğine eşim geldiğinde fırından henüz çıkmışlardı. Bebek gibi sevdi adamları. Tabağa dizmeme yardımcı oldu. Adamların bazıları kafalarını kaldırıp Chucky gibi bize bakıyorlar :) Tepsinin kenarına denk gelmiş kafaları, öyle pişmişler.
Adamların bazıları da sebepsiz yere neşelendiler, tıpkı benim gibi :)
 Hamurdan cevizden küçük bir parça ayırıp elimde kakaoyla karıştırdım. Damla çikolatam kalmamış. Gözleri ve düğmeleri kakaolu hamurla yaptım. Kalanından da tabaktaki köpeği yaptım.
       İş yorgunluğunun üzerine terapi gibi oldu kurabiye yapmak. Kurabiye pişen ve kokusu her yere yayılan ev bana hep sıcak ev, yuva duygusunu verir. Yaptığı kurabiyelerin, poğaçaların içine sevgisini katmayan anne var mıdır acaba???
Belki lazım olan olur. 
Malzemeler:
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı şeker
  • 125 gr tereyağ ya da yarım paket margarin (oda sıcaklığında diyor ama ben makinada yoğuracağım için mikrodalgada azıcık erittim )
  • kabartma tozu
  • vanilya
  • aldığı kadar un
Afiyet olsun...


30 Ağustos 2010 Pazartesi

Sevgili Günlük- Milföylü Tavuk

      Dün akşam iftar davetim vardı. Davete birkaç gün kala menümü hazırlayıp bir post-ite yazıp, mutfağın görünür bir yerine yapıştırır, gidip gelip üzerinde oynarım ben. O zaman herşey bitmiş kadar yük kalkar omuzumdan. Karar verme aşaması daha zor geliyor hep...Başka bir post-ite de menüye bakıp, eksik malzemeleri yazarım. Davet günü de tamamlanmış yemeğin üzerini çizerim çünkü çok şeyi bir arada düşününce ve orucun da etkisiyle öğleden sonra kafam pek çalışmıyor, unuttuklarım olabiliyor. Yapıp ta masaya getirmeyi unuttuğum bile oluyor. Birkaç kez başıma geldi, sonra oturup üzüle üzüle kendimiz yedik. Bir keresinde demliğe çay koymadan çay demlemişliğim bile vardır. Bardaklara çayı koyarken demlikten su gelince nasıl bozulduğumu anlatamam... Onun için çayı bile iftardan saatler önce demliğe koyar, hazırlarım.

       Bu sefer bir gece öncesine kadar ne yapacağıma karar vermedim ve bu beni çok rahatsız etti. Sadece kırmızı et yerine beyaz et yapmakta kesin kararlıydım. Ramazan başladığından beri bıktık çünkü. Bir gece önce biz de Süreyya'ya iftara davetliydik. Onun menüsünde milföylü tavuk vardı ve daha yerken yarın akşamki menüme dahil ettim bile onu :) Hatta Süreyya koymamıştı ama arasına kaşar da konulsa güzel olur deyince, öyle yapmaya karar verdim.

       Sabah kalkınca menümü ve malzeme listesini hazırladım. Eşime baget değil normal but sipariş verdim ama butlar çok büyük gelince eklemlerinden kesip kendi bagetimi yaptım.
               Tavukları iftara 4-5 saat kala hazırladım. İfrtara yakın fırınladım.

       Önce kendi hazırladığım pul biber, toz biber, kara biber, kimyon, kekik, tuz karışımıyla harmanlayıp, teflon tavada çok az yağla 20 dk. kadar önlü arkalı pişirdim. Haşlanabilir de ama böyle daha lezzetli olur diye düşündüm.Tavuklar pişerken dondurucudan çıkardığım milföyleri önce merdaneyle, sonra canım sıkılınca elimle çekiştirerek açıp büyüttüm. Dilimlediğim kaşar peynirini tavuğun iki tarafına yerleştirip milföy hamuruyla sardım. Bir milföy hamurum kalmıştı onu da şeritlere bölüp, üzerini süsledim. Butların kemik yerlerini folyoyla sardım. Yumurta sarısı sürdüm. İftara 45 dk. kala 200 derecede, üzeri kızarıncaya kadar fırınladım.
       Pişmeden önceki halleri pek iç açıcı değildi. Piştikten sonraki akıbetlerini çok merak ettim ve azıcık ta endişelendim. Neyse korktuğum gibi olmadı. Bazılarında delinen milföyden kaşarlar eriyip aktı ama servisi zor olmadı. Tabakta da kötü durmadı. Yanında kaşarlı, kremalı fırın püre, zeytinyağlı bezelye ve tel şehriye pilavıyla servis yaptım. Misafirlerim görüntüsünü de, tadını da çok beğendi.
         Sonuç itibarıyla çok zor olmayan, göze ve mideye hitap eden, hafif, lezzetli bir yemek. Tavsiye ederim.

       En üstteki fotoğrafta da bu aralar neredeyse üç günde bir yaptığım kızılcık şurubunu görebilirsiniz. Ben hiç ağzıma sürmedim, tadını bilmiyorum (komposto, reçel vs... hiç yemem-içmem)  ama herkes bayıla bayıla içiyor (küçük çocuklar bile).

         Bu aralar davetler sıklaştı. Bu akşam ve yarın akşam ve Cuma akşamı biz davetliyiz. Benim üç davetim bitti, iki kaldı, onları da boş günlerde almam gerek.

        Ramazanın bu tatlı telaşını çoğu kişi angarya görse de ben çok seviyorum. Hatta gitmekten çok bana gelinmesi hoşuma gidiyor.
    
                     Ne çok ta yazmışım. Hala okuyup bu cümleye kadar geldiyseniz aferin size :)                                        Zafer Bayramımız kutlu olsun, mutlu haftalar...

2 Ocak 2010 Cumartesi

Mikro Sandviç...





       Bu minik sandviçleri yılbaşı akşamı için hazırlamıştım. Daha çok şey yaptım tabii de, bunlar sevimli geldi, fotoğrafladım. Ekmek yapma makinasında mayalı hamur hazırlatıp, minik ekmekler yapıp fırınladım. Haşladığım tavuk göğsünü minik parçalara ayırdım. Hepsi soğukken ekmekleri ikiye böldüm. Mayonez sürdüm. Azıcık ketçap damlatıp birkaç parça tavuk ekledim. Bir dilim turşu da konulabilirdi, ben koymadım. Kapatıp kürdanladım. Çok lezzetli minik sanviçlerimiz oldu. Akşam kalanları buzdolabına koymuştum. Ertesi gün yedik, soğukken bile çok lezzetliydi.
     
        Kanepe-sandviç arası birşey oldu. Salam, peynir vs... ile de hazırlanabilir. Özellikle çocuklar için yemesi de kolay ve eğlenceli...
       

1 Kasım 2009 Pazar

Sevgili Günlük- Çikolata ve Mısır Gevreği Kaplı Şahane Kurabiye...



       İlk kez geçen hafta bir arkadaşımda yedim bu kurabiyeyi. Onunkiler daha minikti. Ben de yaptığımda minikti ama pişerken öyle bir kabardılar ki, bir dahakine çok daha küçük yapmam gerektiğini anladım. Ben ceviz büyüklüğünde hamurlardan yaptım. Demek ki yarım ceviz büyüklüğü daha ideal olacak. Küçük olması yeme kolaylığı açısından daha iyi...

       
Gelelim kurabiyenin tarifine...

       Malzemeler:
  • 3 yumurta
  • Yarım su bardağı toz şeker
  • Yarım paket oda sıcaklığında margarin (ben tereyağ kullandım)
  • Vanilya
  • Kabartma tozu
  • 500 gr. mısır nişastası
      Dış kaplaması için:
  • 1 kutu krem (herhangi marka) çikolata (ben yarım küçük kavanozdan daha az Nutella kullandım)
  • Yarım çay bardağı sıvı yağ
  • Yarım paket şekerli ya da ballı mısır gevreği
      Yapılışı:


       Kurabiye malzemelerini karıştırıp yoğurun. (Toparlanması biraz zor oluyor, benim bileklerim ağrıdı.) Kedidili şekli verip yağlanmış fırın tepsisine aralıklı olarak dizin. Pişince çok şişiyorlar çünkü.

       Pişip soğuyunca çikolata ve sıvıyağı benmari usulü eritin. Mısır gevreklerini ister rondoda, isterseniz elinizle ufalayın. Kurabiyeleri önce çikolataya sonra mısır gevreğine bulayıp servis tabağına alın.

       İşte bu kadar. Tadı inanılmaz güzel. Dışı çıtır, içi ağzınızda eriyor. Görüntüsü bir o kadar cezbedici. Çok tatlı sevmeyen ben bile bayıla bayıla yedim.

       Bu akşam misafirlerim gelecekti ama yemeğe mi çaya mı o kısmı meçhuldü. Ne yapsam derken zaten denemek istediğim bu kurabiyeyi yaptım.

       Lahana çorbası (bilenler bilir çorba denir ama koyu kıvamlı bir yemektir), mısır ekmeği, çerkes tavuğu, biber turşusu kavurması, pizza (ev yapımı tabii) ve bir de kek yaptım. Kekim de süper oldu ama kurabiyenin yüzünden kimse ona bakmadı bile... Keki artık eski tip alüminyum tepsilerde yapıyorum. Eski keklerin tadını buluyorum onda. Gerçekten nedense çok daha güzel kabarıyor ve özlü özlü oluyor, kalıptakinden daha güzel ve nostaljik bir tadı var.

       Abuk-subuk bir menüydü ama hep sevdikleri şeyler olduğu için (özellikle sevdiklerini yaptım zaten) çok memnun oldu misafirlerim.

       Yarın Pazar. Pek mesudum. Pazarları çok seviyoru-m-z ailecek.

21 Ekim 2009 Çarşamba

İki Farklı Usulde Türk Kahvesi...

Hep yazacağım unutuyorum. Bu akşamki balığın üzerine içtiğimiz Türk kahvesinin üstüne de bu postu yazayım dedim.

       Türk kahvesi yapmayı bilmeyen yoktur sanırım. Buradaki Boşnak kökenli bir arkadaşımdan öğrenip çok beğendiğim iki ayrı pişirme yöntemi paylaşacağım. Mutlaka deneyin derim.

 Sütlü Türk kahvesi (durun hemen aaa sütlü kahveyi biliyoruz herhalde, demeyin.
        Bildiğimiz büyük fincanlarla içilen sütlü kahve değil bu.)
       Normal Türk kahvesi ölçülerinde kahve,şeker kullanıp, su yerine içeceğiniz fincan sayısı kadar süt koyup, su yerine sütle pişiriyorsunuz. Emin olun çok güzel oluyor.

Çikolatalı Türk kahvesi (şekersiz içenlere göre değil)
       Bildiğimiz Türk kahvesi ölçülerinde kahve ve su koyduktan sonra, şeker yerine çikolata koyuyorsunuz. Tarifi veren arkadaş madlen çikolata koyabilirsin demişti. Evde hep fıstıklı çikolata olur. Ben de bir kaşık Nutella koydum. Harika, kıvamlı, bol köpüklü, içimi nefis bir kahve oluyor. Ben bu tarifi sütlü olandan daha çok seviyorum. Hemen hemen bir aydır hep bu tarifle kahve yapıyorum. İkram ettiklerimden (en koyu tiryakilerden bile) de beğenmeyen olmadı. Hatta geçenlerde yakındaki bakkalda Nutella bulamayıp yeni çıkan Sarelle' yi almıştı oğlum. Nutella' dan sonra başka krem çikolata yiyemez olduk ama yeni çıktı diye bir şans tanımıştık. IIh olmamış, yine beğenmedik. Şimdi kahveye o Sarelle' yi kullanıyorum. Ekmek üzerinde sevmedik ama bu şekilde  tüketmiş oluyoruz.

       Arkadaşım bir de sodalı kahveden bahsetti. Su yerine soda koyup yapılıyormuş. Onu henüz denemedim. Eşim kahveyi yanında su yerine sodayla içer. Demek ki yakışıyor.

Fotoğraf yok, içtikten sonra aklıma geldi. Şu anda toplanmamış bir masa ve kirli fincanlar beni bekliyor.

Siz de bu akşamki ya da yarın sabahki kahvenizi böyle yapın bakalım beğenecek misiniz...

2 Ekim 2009 Cuma

Sevgili Günlük- Nasi Goreng...


                        Ben tanıştığım ilk günden beri Endonezya Pilavı, diyorum kendisine... Şu ana kadar yukarıda gördüğünüz iki ayrı marka denedim, başka var mı, Türkiye'de var mı bilmiyorum. Conimex bilindik marka ama diğerinin tadı daha belirgin, ben daha çok sevdim.

       Teyzem 3-4 yıl kadar önce Hollanda'dan gelirken getirmişti Nasi Goreng'i. O yaptı, biz yedik, sevdik, müptelası olduk. Şimdi her geldiğinde (Allah'tan senede 5-6 kez geliyorlar) Pindakaas ve Nasi Goreng getirmesi gelenek haline geldi. Bende yiyen herkes bayılıyor, tarif istiyor. Paketi alıp Hollanda'daki akrabalarına ısmarlayanlar bile oluyor.

       Nasi Goreng kızartılmış pirinç, kızarmış pilav gibi anlamlara geliyor aslında. Uzakdoğuya özellikle, Endonezya'ya özel bir yemek. Kahvaltıda bile tüketiyorlarmış. Pakette bol baharatlı,kurutulmuş sebzeli bir karışım var. Çoğu bildiğimiz, kullandığımız baharatlar, sebzeler ve tadı-kokusu bizim mutfağımıza çok yabancı değil; hatta acısı fazla olsa daha iyi olacakmış. Ben pul biber de ekliyorum. Omlete de ekleniyormuş. Ben omleti sade severim, hiç denemedim.

       Asıl tarifi belki farklıdır ama ben normal pilav yapar gibi pirinci hazırlayıp, tereyağ, sıvıyağ karışımında doğranmış tavuk parçalarını iyice kızartıyorum. Pirinci de katıp oldukça fazla kavuruyorum. Nasi Goreng ekleyip biraz daha kavuruyorum. Suyunu ilave edip. hiç tuz koymadan ve karıştırmadan pişiriyorum. Tavuksuz da yapıyor annem, o da güzel oluyor.




Yarın misafirim gelecek. Bu akşamdan tiramisumu yaptım, hurmacık tatlımı yaptım. Poğaçamı yaptım ama sanırım kahvaltıda bitirir ev halkı onu. Eşimin en sevdiği hamur işi bu klasik sıvıyağlı, yoğurtlu poğaça çünkü...  İçine de süt loru ve taze kişniş doğradım. Az önce bir tane yedim pek güzelolmuş. Poğaçanın alt katına yarın kıymalı, patatesli börek taşınacak. Salataları da yarın yapacağım. Bunlar da önizlemeleri :)

7 Eylül 2009 Pazartesi

Çerkes Tavuğu-Sızbal

       Hafta sonu 2 akşam üstüste iftar davetim vardı. Dünkü konuklarım çerkes tavuğuna bayılıyorlar. Onlar için çerkes tavuğu yaptım. Çerkes tavuğuna biz cevizli tavuk ya da sızbal deriz aslında.

       Herkesin yaptığı çerkes tavuğu değişik oluyor nedense. Özellikle restaurantlarda meze olaak yapılanın bizimkiyle ne tat ne de görüntü olarak alakası yok. Burada da Kafkas kökenli olmayanların yaptıkları çok farklı ve açıkçası ben onları yiyemiyorum. Annemin, kayınvalidemin ve eşimin teyzesinin yaptıklarına ve kendi yaptığıma bayılıyorum. Eşim de annesinden daha güzel yaptığımı söylüyor, eh buna daha da bayılıyorum :)


Yapmak isteyenler için
Malzemeler:
  •  Yarım kilo ceviz içi. (tercihen açık renkli, yağlı ceviz)
  • 2 ya da 3 büyük derisiyle tavuk butu (ben 2 but + bir göğüs kullandım, sırf göğüs etiyle yavan oluyor)
  • 1 bayat ekmek içi  (aslında Abaza pastası dediğimiz mısır unlu karışımla yapılır fakat ben ekmekle yapılanı daha lezzetli buluyorum)
  • Bizim pırpılcıka dediğimiz ve yemeklere tuz yerine koyduğumuz bir nevi tuzlu acıka. (Bilmeyenler ve temin edemeyenler bir çay kaşığı toz kişniş, biber salçası ve 3 diş sarımsak,tuz karışımı kullanabilir)

Yapılışı:
  • Tavuklar bir bütün soğan eşliğinde çok dağılmayacak şekilde haşlanır ve süzülür.

  • Mutfak robotunun kuru olması gereken haznesinde önce cevizler elinize hiç pürüz gelmeyecek hale gelene kadar çekilir. Ardından ıslatılmış ekmek içi ve 2 dolu çorba kaşığı pırpılcıka katılıp tekrar çekilir.

  • Karışım elle sıkılarak cevizin yağı çıkarılıp ayrı bir sos kabına alınır.

  • Ilınan tavuk suyu cevizli karışıma azar azar katılmak suretiyle, el blenderıyla boza kıvamında olacak şekilde açılır. Tavuk suyu çok soğuk ya da sıcak olmamalıdır.

  • Elle parçalara ayrılan tavuk parçaları da bu karışıma katılıp karıştırılır.

  • Servis tabağına alınıp üzeri ceviz yağıyla süslenir.
Eskiden yani mutfak robotu olmayan dönemlerde ceviz taşla ezilip pürüzsüz hale getirilirmiş. Aniden gelen misafire bile, bahçeden tavuk yakalanıp, temizlenip, ceviz binbir zahmetle ezilip sızbal yapılırmış. Şimdi ise herşey hazır ve çok kolay.

Annemin rahmetli teyzesi de yöresel yemeklerimizi süper güzel yapardı. Bize her geldiğinde özel ceviz ezme  taşı,  abaza pastası(abısta) yapmak için kullanılan tahta kaşığı(amhısta) ve özel peyniri ile gelirdi. Biz de yerken içine düşerdik.

11 Ağustos 2009 Salı

Sevgili Günlük- Fırında Etli Biber Dolması...

 
(fotoğrafa tıklayın büyüsün)
Dünkü hoşkıran kavurmasının yanına bizim akudurşiş dediğimiz ezme fasulye ve etli dolma yapmıştım.
Etli dolmayı son 3 kezdir fırında yapıyorum. Tam bizim sevdiğimiz gibi pirinçler hafif diri, üstü kızarık, tadı içinde oluyor. Böyle seviyorsanız siz de deneyin. Fırına vermeden önce üzerine biraz yağ gezdirip, rendelenmiş domates ve sıcak su ekledim. 180 derecede 30 dk.pişirdim. Pişme süresi bitince de fırının içinde bıraktım. Tam kıvamında pişti.
       İçim artınca yeşil dolmalık bibere kabak ve kırmızı biber de ekledim. Fırın kabıma sığmayanları ayrı bir fırın kabına koyup dondurucuya attım. Böyle herşeyin yarısını dondurucuya atıp Ramazanda acil durumlar için mühimmat biriktiriyorum :)

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Sevgili Günlük- Hoşkıran=Hoşveren=Faşfaran + Taze Kişniş


       Yörelere göre hoşkıran, hoşveren, faşfaran gibi adlarla tanınan bu otu ilk kez komşumun sayesinde geçen yıl tatmıştım. Bu yıl da hemen hemen her çay faslımızda hoşkıran kavurması yapıp getiriyordu. Kendiliğinden, yabani ortamda çıkan bir ot türüymüş. İnternetten araştırdım, meğer pek meşhurmuş bu lezzetli ot. Sanırım Karadeniz' e özgü bir tat. Bizde kaldirik denilen, nette hodan diye karşılığını bulduğum otun tadına çok benziyor. Haşlandığında aldığı renk olağanüstü. Yaprakları ayıklanıp, sadece tepesindeki taze yaprakları ve uzun gövdesi bırakılıyor, haşlanıyor ve zeytinyağ veya tereyağla sarımsakla kavruluyor. Yemelere doyulmayan bir lezzeti var. Ispanağın 20 katı demir içerdiği söyleniyor. Haşlanıp, zeytinyağ, sarmısak, sirke ve limonlu sos dökülerek salatası da yapılıyormuş. Ben her zamanki gibi kendimden birşeyler kattım. Haşlayıp sarmısakla kavurduktan sonra çırpılmış yumurtayla pişirdim ve bize özgü bir ot olan ve onsuz yemek düşünemediğim ahusko dediğimiz taze kişniş te kattım. Taze kişniş hakkında bakın Cafe Fernando  ne yazmış:

       Bu arada ufak bir not, eğer daha önce taze kişniş tatmadıysanız almadan önce kutusunu açıp bir koklayın (Migros, Tansaş ve Makrocenter gibi marketlerde şeffaf sert paketlerin içinde satılıyor). Hatta öyle anlamayabilirsiniz, bence çaktırmadan da bir yaprak koparıp ağzınıza atın.
       Taze kişniş insanların ya çok sevdiği ya da hiç sevmediği bir bitki. Kimse arada derede değil. Nefret edenlerin bu nefreti o kadar güçlü ki Facebook’ta 1735 üyeli “I Hate Cilantro” (Taze Kişnişten Nefret Ediyorum) adında bir grup bile kurmuşlar. Bu grubun 2615 üyeli bir websitesi bile var! Sonra uyarmadı demeyin.
Görüldüğü üzere ben çok sevenlerdenim. Baktınız tadı ters geldi, yerine rahatlıkla maydonoz da kullanabilirsiniz.

       Taze kişnişi sevmeyenler meşhur o....ruk böceğine benzetirler kokusunu :) Oysa ben bu ot yüzünden o...ruk böceği kokusunu bile severim. Hatta bir keresinde elektrik süpürgesine o...ruk böceği çekmişim. Ev buram buram ahusko kokmuştu :)

31 Temmuz 2009 Cuma

Sevgili Günlük- Günlük İşte...

Korkarım benim blog yemek blogu olmaya doğru gidiyor. Korkarım derken, yemek blogu olan arkadaşlar yanlış anlamasın. Mutfakta süperimdir, çok ta severim yemek yapmayı. Bu konuda tevazu göstermeyeyim ama yemek blogu hazırlamak ayrı beceri isteyen birşey. Yemek fotoğrafı çekmek takı, toka, vs... çekmeye benzemiyor. O bile başlıbaşına bir ustalık, gerisini düşünün.
Önceki gün bahsettiğim börülceden salata yaptım. Çok nefis oldu. 15 dk. düdüklü tencerede haşladığım börülceleri süzüp, ezilmiş sarımsak, sızma zeytinyağı, limon, pul biber ve tuzla hazırladığım sosla karıştırdım. Közlenmiş biberden de salata yaptım. Peynirli makarna ve şinitzel eşliğinde yedik.
Dün markette ( Dıasa) pastaban alırken bu markayı gördüm. Son zamanlarda hep Uno Pastaban alıyordum ama çok lezzetli olmasının yanında, kesiminin düzgün olmayışı, katların ayrılmayışı, parçalanışı nedeniyle gözümden düşmüştü. Üstelik bu nun çapı daha geniş, 3 katlı ve Uno 2 katlı Pastanban ile arasında 25 krş. luk bir fark var. Eve gelince börülceler haşlanırken ben de pastayı yaptım. Dr. Oetker'in vanilyalı pasta kremasını margarin koymadan çırptım, margarin yerine Tikveşli krema ekleyip tekrar çırptım.
Soğuk sütle pandispanyaları ıslattım. Daha ıslatırken gözüme girdiler. Ev yapımı gibi yumuşacık, taze ve kabarık bir görüntüsü ve mis gibi kokusu vardı.
Her kata bolca krema sürüp, yine her kata damla çikolata, iri ceviz ve soyulmuş antep fıstığı serptim. Islattığım süte şeker koymadığım ve hazırladığım krema da çok şekerli olmadığı için tatsız mı olur endişesindeydim ama iyi ki şeker katmamışım. Tam damak tadımıza uygun :) nefis bir lezzet çıktı ortaya. Bugün ve bu gece siparişlerimle uğraştım. Şu anda boynum ve sırtım ağrıyor ama mutluyum, gururluyum. Bakalım sahipleri beğenecek mi? Mudo'da 2 Ağustos'a kadar kargo ücretsizmiş. Geçenlerde indirime giren spor, şirin yemek takımını sipariş vermek için girince gördüm. Yemek takımı 4 kişilikti, ben de iki takım sipariş verdim. Bu sabah sipariş verdim. Kargoya verilmiş bile. Mudo' nun sipariş hızına ve koli-ambalaj titizliğine bayılıyorum.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Sevgili Günlük- Ada, Börülce, Sütaş Yarışma...



(Ada kreşin girişinde, gösteri saatini beklerken- Haziran 2009)
       Bugün kardeşimin sabah bir iş görüşmesi varmış. Sabah erkenden iki dumanı tüten ekmek eşliğinde Ada'yı bize bıraktılar, gelir gelmez yatağa sokup mıncıkladık onu. Doyamadım Adacığıma. Pek te akıllıydı bugün. Pazara da onunla gittik. Dönüşte arabada uyuyacaktı neredeyse. Bahçede pestili çıkana kadar oynadı, ıslandı, ıslattı, tadı damağımızda kaldı, alıp yazlığa gittiler. Şimdiden özledim. Normalde giderken ağlar, deniz olayını duyunca bizi sattı, güle oynaya ayrıldık.
       Bizim buralarda börülce pek bulunmaz. Başka yerlerde yediğim, çok sevdiğim bir sebze ama henüz kendim alıp, pişirmek nasip olmadı. Bugün ilk kez bizim pazarda gördüm ve sevine sevine aldım. Geçen haftada taze dağ kekiği bulup aynı böyle olmuştum. Tüm hafta yediğimiz tatlı hariç herşeye kekik doğradım :) Evdekileri biraz baydım sanırım. En güzeli de sabah kahvaltısında zeytinyağlı kekikli domatese, zeytine ekmek bandırıp yemekti. Az önce nette börülce tariflerini inceledim. Ne çok şey yapılmış börülceden. Ben daha önce salatasını ve zeytinyağlı kavurmasını yemiştim. Tarifine güvenen varsa bana yazsın. Yarına başka planlarım var, ertesi güne sanırım börülce pişireceğim.
       Kaç akşamdır açık havada sinema izlemek güzeldi de evimi özlemişim. Son iki akşamdır da hava çok serin. Kışlık montlarla oturuyoruz dışarıda. Otururken daha da üşüyor insan. Bu akşam birkaç kişi eksiğimiz vardı ara verelim dedik, teşkilatı kurmadık. Yemeği yedikten sonra üşüyerek içeri girdik, mutfağı kırkladım 1 saat kadar. Kaç akşamdır alelacele toplamaktan biraz ipin ucu kaçmıştı. Şu an mis gibi domestos kokuyor mutfak. Eldiven kullandığım halde ellerim yine kaşınmaya başladı :( Sonra eşimle 2 parti tavla oynadık. Gerçekten evimde oturmayı özlemişim.

      



Börülce tarifi ararken bu duyuruya rastladım, belki ilgileneniz olur --
Sütaş yoğurtlu tarifler yarışması düzenlemiş. Ayrıntılar burada...

19 Temmuz 2009 Pazar

Domatesli Patlıcan...

Bu tarifi geçtiğimiz günlerde komşularımdan öğrendim ve denedim. Ailecek pek beğendik. Patlıcanı karnıyarık ve yoğurtlu kızartma dışında türlü, musakka vs. de sevmeyen eşim bile bayıldı.
  1. Patlıcanları tamamen soyun.
  2. 2-3 iri olgun domatesi rendeleyip 3-4 diş sarmısak, tuz ve az sıvıyağla tencerenizde azıcık öldürün.
  3. Soyup yıkadığınız patlıcanları bütün olarak sos olan tencereye yatırın.
  4. Orta ateşte 30 dk. kadar pişirin. Arada patlıcanları çevirip sosa bulanmasını sağlamak iyi oluyor.
  5. Servis tabağına alıp, dilimleyin ve sosundan üzerine döküp, kıyılmış nane ve maydanozla süsleyin.
Et yemeklerinin yanında, pilavla da iyi gidiyor. Dün gece İstanbul'daki düğün dönüşü acıktık. Yolda düğün kıyafetiyle inip yemek yemek istemedim. Eve gelince çay suyunu koydum ve sabaha karşı güzel bir kahvaltı yaptık. Kalan yemeği de kahvaltı soframıza koydum. Çayla da çok yakıştı. Gerçi ben çayla taze fasulye yemeği ve akşamdan kalan kızarmış hamsiyi de pek severim ama neyse :)
Bu gece kutlayacağımız Mirac Kandili'nizi kutlar ve hayırlı dualarınızın kabul olmasını dilerim.