Sayfalar

annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2009 Çarşamba

Liseli Olduk:)

Nasıl olduğunu anlamadan ilköğretimi de bitirdik beraber. Anaokuluna ilk götürüşümüz dün gibi. Ağlayıp eve dönmek isteyişin, baban seni okula bırakıp dönerken arabanın kapısına asılıp ağlayışın ve seni atıyormuşuzcasına bizde vicdan azabı yaratışın :), her "benim annem" şarkısı söylendiğinde ağlamaların, 1. sınıfa başladığın ve ailecek okumayı öğrenişimiz, iki heceyi birbirine katıp okuyunca ve kelime üretince ilk kez konuşuyormuşçasına sevincimiz, hepsi dün gibi. Eşek kadar oldun. Boyun beni sanırım 10 cm. geçti, 42 numara ayakkabı giyiyorsun, en güzeli de senin küçülen kotların, eşofmanların bana oluyor. İki yıl önceki botlarını kalın çorapla giyebiliyorum ancak. Her ne kadar birzamanlar uyurken, oynarken öptüğüm minik ayakların adam ayağı olduysa, tontiş bacakların uzayıp kıldan görünmese de :) sen benim küçük fındık kurdumsun, babanın şekerparesisin hala.
Doğum günün kutlu olsun güzel oğlum... Allah yollarını hep açık etsin, güzel günler gör, güzel insanlarla karşılaş, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve dolu dolu yaşayabileceğin kocaman bir ömrün olsun.
Mezuniyet törenimiz biri sadece 8 ve 11. sınıflara üniversitenin kongre merkezinde, diğeri tüm Sakarya Üniversitesi bünyesindeki okulların mezunlarının ve ailelerinin katıldığı stadyumda oldu. İlki daha bize özeldi, çocuklarımız tek tek isimleriyle çağırılıp sözde diplomalarını aldılar.
İkincisi çok kalabalık ve bir o kadar da coşkulu bir törenle kutlandı. Törende pop şarkıcısı ve aynı zamanda Sakarya Üniversitesinde yüksek lisans gören Özgün'ün konseri de vardı. Şarkıcı seçimi oğlum tarafından "rektör paraya kıyamamış" şeklinde yorumlandı :) Genel olarak güzel bir ortamdı.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Pimpirik, evham, vesvese- Ben böyle değildim yaşarken oldum...

Geçen akşam oğlum duştan çıkmış, missler gibi koka koka yanıma geldi. Gel seveyim azıcık seni dedim. Eskiden kucağa alıyorduk, şimdi ise o beni kucağına oturtacak kadar büyüdü bu nedenle dizlerime yatırdım. Yüzünü severken "aaa burnun kanıyor", dedim. Normalde de ani hava değişimlerinde burnu sık kanar. Baktık kan falan yok ama burun deliklerinde kırmızılık var. El feneriyle tekrar baktım. İçim kalktı, bayılacak gibi oldum. Ona da belli etmiyorum, eşim de yok. Tekrar kendimi toplayıp baktım kocaman kırmızı bir et parçası neredeyse nefes alamayacağı şekilde burun deliğinde duruyor. Bu mevsimde de burnu hep tıkalı gezer normalde de. Kulak-burun-boğaz bakımından da küçüklüğünden beri sabıkalı. Altı yaşında kulaklarına tüp takıldı, bademcikleri, geniz eti alındı. Hah dedim şimdi de burun etleri çıktı. Ona belli etmeden yatmasını bekledim ve netten araştırmaya başladım. Normalde her insanın 3 er tane olmak üzere 2 burun deliğinde de konka denilen etler olurmuş ve bunlar kimi zaman fazlasıyla uzarmış, kortizonlu spreylerle ya da büyük ihtimal yakılarak uzayan kısım yokedilirmiş, tamamen alınması burun cinayetiymiş, miş, mış, miş... Resimlerle destekli bu yazıları okudukça, ameliyat komplikasyonlarına sıra geldikçe ben fena olmaya başladım. Normalde de sık sık bayılan bir tipim. Baktım gidiyorum ayaklarımı yükseğe dikip kendime gelmeye ve bir daha o konuyu okumamaya karar verdim. Eşim geldiğinde heyecanla ona anlattım. O benden evhamlı... Hemen yarın İstanbul' a gidelim dedi. Daha önceki ameliyatını yapan doktora götüreceğiz hesapta. Ben de önce burada bir baktıralım ona göre gideriz dedim. Buradan bir kulak-burun-boğaz doktorundan randevu aldık. Gece hiç uyumadım, çenemi ve kemiklerimi sıkmaktan sabah ağrıyla kalktım. Randevu da okul çıkışı olsun diye akşam üstüne aldığımız için zaman geçmek bilmedi. Giderken de eşim ne gerek vardı buna gitmeye, direkt İstanbul' a gitseydik diye söylenip duruyordu. Neyse gittik doktora. Şikayetiniz? dedi. Oğlumun burnunda et var dedim. Nereden bildiniz, dedi. Gördüm, dedim. Alaycı bir şekilde güldü ve gözünüzle mi gördünüz, dedi. Terbiyem müsaade etmediği için gerekli cevabı veremedim. Muayene etti. Gelin bana da gösterin şu gördüğünüzü, dedi. Gittim ve gösterdim. Birşeye anormal demek için önce normali bilmek gerek, dedi ve güldü. (o evhamlı eşim de onunla birlikte güldü ona daha da çok kızdım) Bu her insanda vardır, dedi. Bende niye yok o zaman, diye çıkıştım. Parçalayasım geldi doktoru alaycı tavırlarından ötürü. Asıl görmeniz gerekeni görmemişsiniz, bu çocuğun burnunun ucu sola kayık, ameliyat edilmesi gerek, dedi. Ben de ameliyat için bir yaş sınırı olduğunu sanıyorum, dedim. Ooooo ben 9 yaşındaki çocuğu bile ameliyat ettim, dedi. İçimden sen benim için bittin, dedim. Çıktık dışarı, arabaya gelirken eşim ünlü bir atasözünü (kedi.............. yaram var demiş) hatırlatarak güldü. Eve geldik, feneri aldık elimize, herkes birbirinin burun deliklerine baktı. Hepimizde de varmış hakikatten:)) Hatta eşim seninki hepimizden büyük, dedi. İki gündür herkes benimle dalga geçiyor ama ne yapayım annelik işte...