Şiir. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2010 Çarşamba

VASİYET..

Vasiyet....

Öldüğüm zaman geride bıraktığım herşeyi çocuklarıma verin...

Bana ağlamak yerine, yanıbaşınızdaki kardeşiniz için ağlayın...

Herhangi birine sarılın ve bana vermek istediklerinizi ona verin...

Sizlere bırakmak istediğim bir şey var, sözlerden daha anlamlı birşey;

Beni, tanıdığım ve çok sevdiğim insanlarda arayın...

Eğer bensiz yaşayamazsanız; bırakın o zaman gözlerinizde, aklınızda ve yaptığınız iyiliklerde yaşayayım...

Beni en çok başkalarının elini tutarak ve özgürlüğe kavuşmak isteyen çocukları özgür bırakarak sevebilirsiniz...

Ölen insanlardır; sevgi değil..Alıntı...

6 Aralık 2009 Pazar

ELLERİM KÜÇÜK YA TUTAMIYORUM ANNE

Arkadaşlar bu şiiri benimde üye olduğum Forumda İzmirli diye kizimiz var çok severim şair ruhlu şiirlerini okumaktan mutlu olurum Bu gün bu şiiride benim için yazmış ordaki sayfama Buraya ekleyip sizlerle paylaşmak istedim ..


Ellerim KÜÇÜK ANNE YA tutamıyorum
Sevmekten korkuyorum

Neyi sevdiysem kaydı gitti avuçlarımın arasından


Neden terk edildiğimi bende bilemedim anne


Hep düşündüm


Çok kötü bir insanmıyım diye


Çok mu çirkinim diye


Olmadı anne


Cevabı bulamadım


Yıllarca aradım


Gün geldi sevda acısı yaşadım


Gün geldi dost acısı yaşadım


Gün geldi Ciğer acısı yaşadım anne


Benim, içim aglarken


Yüreğim sızlarken


Gülsün istedim herkes


Neden anne neden


Neden yanımda değilsin


Bari senin sevgin olsaydı benimle


Hala yolda yürürken düşüyorum


Koca kız oldun yürümeyi öğrenemedin derdi babam


Kızardı hep bana


Ayak bileğim burkuldu ve şişti her zamanki gibi


Sen Olsaydın yanımda iyileştirirdin


Ama şimdi iyileşmiyor anne


Sende sevmiyor musun yoksa beni


Sendemi beni istemiyorsun


Canım çok acıyor anne


Ayağımı, yüreğimi diye sorarsan


Yüreğim acıyor anne


Kimi sevdiysem kayıp gitti avuçlarımın arasından


Ellerim ya anne küçük


Tutamıyorum ki bir şeyi


Düşüyorum ama kaldıran olmuyor


Hani o dostum dediğim insanlar vardı ya


Onlarda yok artık anne


Çok yalnızım bu gurbet sokaklarinda


Vatanımın topraklarında


Vatanıma hasret yaşıyorum anne


Gezmek istemiyorum artık


Sokağa çıkmak istemiyorum


Gidebileceğim, selam diyeceğim kimsem yok ki anne


Sanki bana çok tuhaf bakıyor herkes


Anne Off


Her şeyi çok özledim


Her şeye hasret yüreğim


Kimseyi sevmiyorum artık anne


Sevmekten korkuyorum


Yaslandı sanki bu genç yüreğim


Bedenim çöktü


Hani hep derdin ya


Oku kızım oku da adam ol diye


Ben okudum ama annem


Hiç bir şey olamadım


Sana layık evlat olamadım


Babamın övüneceği kızı olamadım


Beni affet anne


Sabahları üşüyorum ama kimse sobayı yakmıyor


Kahvaltı hazırlayıp


Beni öperek uyandıran yok


Nerdesin anne nerdesin


Neden kimse yok çevremde


Bu koca dünyada bir tek ben mi yaşıyorum yoksa


Çok yalnızım anne çok


Yetmiş milyonunu arasında kimsesizler gibiyim


Elimi uzatsam senin ellerini tutacağım belki ama


Olmuyor anne olmuyor


Kolumu kaldırmaya dermanım kalmamış


Son bir darbe daha yemeye ömrüm yok anne


Yalnızım, ağlıyorum


Kaybolmuşum bulamıyorum kendimi


Bulamıyorum benliğimi


Bulamıyorum senin küçük kızını


Nursel ini bulamıyorum


Kızın sanki yaşamıyor artık bu hayatta


Yaşarken, nefes alıp verirken


Diri diri öldürdüler beni


Yok ettiler el birliği ile


Mezara koydular, okudular duamı


Cesaretim yok anne


Olsaydı eğer


Bir kurşun beynime sıkardım


Sahte dünyadan, gerçek dünyaya


Sonsuzluğa giderdim anne


Ama olmuyor ki anne


Yapamıyorum


Her şeye rağmen


Tüm kalleşliklere rağmen


Insanları ve yaşamayı çok seviyorum anne.


İZMİRLİ ...



17:02:2009 salı

26 Eylül 2009 Cumartesi

LEZZETLİ BİR YEMEK TARİFİ..

Arkadaşlar bu günde yazıyla yemek tarifi yapıçam okudukca anlamı çok güzel olan bir yazı..

LEZZETLİ BİR YEMEK TARİFİ


Yemeğin Adı :


İNSANLIK

KULLANILACAK MALZEME

Bir Ölçek : GÜNAYDIN,..
...iki ölçek :İYİ GÜNLER,
..Birazcık : İLGİ .....
.........Bir Tutam : ANLAYIŞ, ..
.... Kararınca : NEZAKET, ..
....Bir tatlı kaşığı : HOŞGÖRÜ. ...



........HAZIRLANIŞI :



Malzemeyi iç dünyanızdan alın,yıkamaya gerek yoktur, nasılsa malzemeniz temizdir. Gönül teknenizde nazikce karıştırın. Kokusu her yanınıza sinince,içine duygu şerbeti ekleyip karıştırın. Karışımı hayat tabağının üzerineyavaşça yerleştirin.Üstünü sevgi marmelatı ile süsleyin.Bir kaç parça gökkuşağı rengi ile süsleyin.

DOYA DOYA İKRAM EDİN VE YİYİN. AFİYET OLSUN... Arkadaşlar...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

YOL(CU) OLMAK...

Arkadaşlar bu yazıyı kızım gibi sevdiğim Berfemim yazdı ben başka bir paylaşım forumunda 4 yıllık üyeyim orda böyle paylaşımlarımız çok oluyor onun bu güzel şiir tadındaki yazısını sizlerle paylaşmak istedim....

Yol(cu) olmak...

-I-Hiç yolculuk yaptınız mı? Öyle kilometrelerin hesaplandığı vasıtayla çıkılan yolculuklardan bahsetmiyorum. Şehir saydınız mı sevdiğinizi. Yüreğini yol sayıp yârin, yolcu oldunuz mu mesafeleri anlamsız kılarak...

Zordur yolculuk. Çırılçıplak çıkmak gerekir, anadan doğma bir yürekle... Ya bir yerden göç eder gibi her şeyinle gitmelisin, ya da bir idam mahkûmu gibi hiçbir şey almadan yanına... Ya her şeyini o yolda tüketirsin ya da beraber çoğalırsınız…

‘’Kime gitsem’’ diye başlayan bir cümleye kulak misafiri oldum gerisini duymadım bile. Bu yetti… Kime gitsem diye tekrarladım içimden, cümlenin yarım kalmışlığını tamamlayarak.

Kime gitsem dönüşüm hep kimsesizliğime olmuş.

Kim gitse içimden ‘’acı’’ doldurmuş yerlerini. Belki de ne yolcu olabildim ne yol kalabildim... Artık misafirim, şehirler geçti gitti içimden…

Yüreğimse hep çırılçıplak…


şehirler arıyorum son istasyonu olmayan ve yüzlerini tanımadığım insanlar.. sahipsiz olsun bakışlarım... yeni filiz vermiş bir çiçek kokusu tütsün burnumda... en çok aşka susanlar konuşsun. en çok sen konuş ben konuşayım en son ''biz'' susalım yine... sonu olmayan trenler geçsin bir istasyondan diğerine. vagonların birinde sen, arayım seni yüzyıllarım geçsin böyle... son istasyonu olmayan bir şehirde, sol yanımda büyüttüğüm ateş ile gözlerim en son sana (b)aksın... sonra biz susalım, aşka susanlar konuşsun...şehirler arıyorum, bütün yolları sana çıkan...


Berfe…lamekan.

9 Ağustos 2009 Pazar

SAĞLIK OLSUN..(CAN YÜCEL)

Can yücelin bu şiirini çok severim nede güzel yazmış arkadaşlar bizler bazı şeyleri ya erteleriz yada yarına bırakırız sonunda dediği gibi Önce sağlık olsun...

SAĞLIK OLSUN..
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,Ohhh şöyle bir hafifleBir güzel kahve ısmarla kendine,seni mutlu eden sesi duymak için "ALO "DEHiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çıkYağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı? Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,Şöyle keyife k eyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsunSohbetin yemeğin, kahkahan olsun.
.Arkadaşım,hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel

22 Haziran 2009 Pazartesi

AZERİ AŞIK OLUNCA..

Azeri aşık olmuş bu şiiri yazmış arkadaşlarım çok güzelde yazmış.

azeri aşık olursa
Sen meni sev,men seni sevim

Sen menin için yan
Men seni severah yanim dutuşim
Klasik Ask neyse onu yasiyah
Yada sevme haberin olmasin

Men sana sevdalanip dolasim
Platonik ask neyse onu yasiyah
Sevdada oturah , yiyah içah

Elele olah, kan kusah
Tombilik ask neyse onu yasiyah
İstersen sevdandan kendimi kesim

Sagi mi solu mu dogriyim biçim?
Psikopatik ask neyse onu yasiyah
Eyle sevah ki kara sevda olah

Araplara benziyeh Kapkara olah
Gara Ask neyse onu yasiyah
Yalan söylemiyah, hep dogru diyah

Beraber oturak beraber yiyah
Realist ask neyse onu yasiyah
Birbirimize türkü söyliyah, mizildiyah

Elele tarlalarda , bostanlarda gezah
Romantik Ask neyse onu yasiyah
Kediyi, Gudigi sen diye sevimSen de horozi , guligi ben diye sev

Sembolik ask neyse onu yasiyah
Gel elele tutusip kendimizi elehtriga verah

Zangir zangir titriyah, ölmiyah
Elektronik ask neyse onu yasiyah

Ahirlarda komlarda bulusahTezek galahlarının dibinde oturahOtantik ask neyse onu yasiyah

Alıntı

31 Mayıs 2009 Pazar

AH MÜMKÜN OLSA..


.Ah! Mümkün Olsa Ah! mümkün olsa acıdan sevinç sevinçten umut yapardım bölüp yüreğimi acılara dünyadaki bütün çocuklara sevgi satardım… Ah! mümkün olsa rüzgar olur eserdim bozkırlarda dağ - bayır dolaşır, sızardım odalarına her akşam üstlerini örter, alınlarından öper bir masal anlatır sonra usulca çekip giderdim ... Ah! Mümkün olsa ağaç olurdum bozkırlarda her bahar yeşerip meyve verirdim çocuklara her yaz sonra döküp yapraklarımı sonbaharda rüzgarlarla savrulup giderdim… Ah! mümkün olsa ulu bir çınar olur dört mevsim baharı yaşardım yağmurlarla yıkayıp saçlarımı, rüzgarlarla kurulardım… sevgiden bir elbise giyip, çocukları kucaklardım her kış! .. Ah! mümkün olsa soğuk bir pınar olur, su verirdim bağrı yanmışlara kinleri, kötülükleri, acıları siler sevgiyle yıkardım yürekleri sonra akıp giderdim diyar diyar… Ah! Mümkün olsa toprak olur, buğday yetiştirirdim bağrımda ekmek verirdim açlara, yoksullaragül olur açardım bağ - bahçe yeryüzüne salardım kokumu… yağmurun yağmadığı ülkelere billurdan damlalar dökerdim gözlerimden… Ah! mümkün olsagelincik tarlası olurdumkin yerine sevgi düşmanlık yerine dostluk içirirdim insanlarabarış koyardım adını çocukların umut koyardımkarşı dururdum haksızlıklara, savaşlara Ah! mümkün olsa bir balon gibi çocuklara verirdim dünyayı güneş olur doğardım her sabah masal olur rüyaları süslerdim sevgi olur, şefkatle kucaklardım onları ağlatmazdım anaları, babaları… Ah! mümkün olsa vurulduğunda bir çocuk,anne olur karalar bağlardımşefkatle sarardım bütün yaralarıbaba olur hepsinin yerine ağlardım...Ah! mümkün olsa savaştan barış barıştan insan yapardım acıdan sevinç sevinçten umut umuttan dostluk yapardım kurşun yerine çocuklara her sabah şiir atardım…

Nuri CAN .

SENİ GÖRÜYORUM DÜŞLERİMDE.


Seni görüyorum düşlerimdeYanımdasın;Ellerini tutuyorum sımsıkıGözlerine bakıyorum sıcacıkİçim ısınıyor senin yanındaSanki kuşlar bizim için şarkı söylüyorDansediyorlar etrafımızdaBaşımı omuzuna dayıyorum;Sarhoş olmuş gibiyimBaşım dönüyorBulutların üzerinden izliyorum dünyayıSeninle dünya o kadar güzel görünüyor ki gözümeİnanamıyorum...Hiç uyanmak istemiyorumBu büyünün bozulmasından korkuyorum belkiMasmavi bir deniz uzanıyor önümüzdeYanımda sen varsın düşlerimdeSoğuk, boş ve karanlık bir odada uyanıyorum sonraBakıyorum ama yoksunKalbim kanıyorCanım çok yanıyorHasretin altın saplı hançer olmuşSaplanmış yüreğimeölüyorum....Başım dönüyor aşkımGözlerim kararıyorZaten sensiz karanlık değil miydi?Nefes alamıyorum aşkımSensiz hiç nefes almadım kiHasretin öldürüyor beniÇok canım yanıyor bir tanemKalbimi söküp atmak istiyorumBu acı dinsin diyeOnda da sen varsın yapamıyorumRuhumda, bedenimde,yürüdüğüm yolda,Gördüğüm her şeydeDuyduğum her sözde sen varsınDüşüyorum birtanemArtık sensizliğe dayanamıyorumAvutmuyor hayalinSıcaklığın olmayıncaÜşüyorum,ölüyorum...
Yeşim Erdoğdu

3 Mayıs 2009 Pazar

TRENİ KAÇMIŞ YOLCU GİBİ KOVALAMAK İSTEMİYORUM..


Treni kaçmis bir yolcu gibi kovalamak istemiyorum arkamda biraktigim o masum yillari ama bir an olsun aklimdan da çikmiyor çocukken herseyi var oldugu gibi algilayip, kavramlari irdelenmemis halleriyle taniyisim. Kendimi bir biberonla ya da minnacikli bir ayicikla avutusum. Biraz daha büyüdükçe az çok anlayinca nesnelerin senin için anlamini, daha pratik seyler istemeye basliyorsun. Örnegin, küçük bir bisiklet süslüyor hayalini, evin disina çikip bir sürelik bile olsa özgürce sokakta cadde boyu bir gezinti yapmak istiyorsun. Sahip oldugun ilk bisiklet, adeta bagimsizliginin ilk ve tek simgesi oluyor. Ayaklarini yerden kesip, iki tekerlek üzerinde kanatlanmissin hissine kapilinca, dünyanin en degerli hediyesine kavustuguna inaniyorsun. Düslenecek daha büyük ideallerin hayalden öte bir sey olmadigini biliyorsun. Insan küçük olunca beklentileri de küçük oluyor elbet. Ufak tefek nesnelerle kocaman mutluluklar sigdirabiliyorsun o minnacik kalbe. En güzeli de anlamiyorsun yasadigin dünya üzerindeki entrikalari, tüm olanlari çocuk safligiyla algiliyorsun, herseyi gördügünle kabullenebiliyorsun. Iste o anlari düsündükçe hep çocuk kalmak istiyor insan.Büyüyüp yetiskin olmak, elbette hayatin en dogal ve kaçinilmaz bir döngüsü. Ama zor geliyor insana aklina gelince arkada biraktigi tertemiz yillar. Anlayinca kavramlarin içindeki asil anlamlarini, daha fazla kurcaliyor kafani hersey. Farkedince gördügün o güzel gülün dikenlerinin varligini, iste o zaman bir karamsarlik basiyor içine. Çocuk gözlerindeki isigin parlakligini yavas yavas yitiriyorsun. Umutsuzlugun pençesine düsünce hayatta elini attigin her ise 1-0 yenik basliyorsun. Her nefes alisinda, bir sonraki nefesi alamama ihtimalini düsünüyorsun. Yasadigin her ani'nin son anin olabileceginin bilincine varabiliyorsun. Ama kapandigi yerden aralaninca toz pembe perdeler, bunca olasilik için de hayatta kalabildigine çok fazla sevinemiyorsun? Hissedebiliyorsun teninin derinliklerinde, ölüm kamplarinda birilerinin iskenceye maruz kaldigini ya da tek suçu dogmak olan zavalli bir çocugun köprü altlarinda açliktan kivrandigini. Yoklugun, sefaletin, iskencenin ve daha bir çok kavramin karsiligini biliyorsun artik.Büyüyünce, gerçeklerle yüzlesmek zedeliyor insanin çocukluktan kalma masumiyetini, ne kadar büyürsen büyü, kalbinin kuytu yerlerinde saklanan çocuk, her yüzlesme de inciniyor. Sonra kaçmak istiyorsun gerçeklerin acimasiz gölgesinden, bir anlik bile olsa polyanacilik oynamak istiyorsun. Ama olmuyor, istesende yapamiyorsun, içinde ki çocugu eskisi gibi gerçeklerin görünen yüzü ile kandiramiyorsun, çünkü artik çok geç o büyüdü ve biliyor herseyi. ...alıntıdır...

27 Nisan 2009 Pazartesi

CANIM KIZIMA /OĞLUMA MEKTUP..

CANIM KIZIMA/OĞLUMA MEKTUP : .Benim yaşlandığımı düşündüğün gün [ki yaşlı olmayacağım] sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış....Yemek yerken üstümü kirletirsem... Üzerimi değişecek gücüm yoksa...Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla... .Seninle konuşurken sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam, sözümü kesme...Beni dinle. Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum. .Banyo yapmak istemedigimde, beni utandırma yada azarlama...Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla....Yeni teknojiler karşısındaki cahilliğimi görürsen...Bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme. .Bazı zamanlar unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam...Lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı...Eğer hatırlayamazsam sinirlenme...Çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır..Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim. İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi, yaşamı göğüslemeyi... .Eğer bir şey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem ya da yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim... .Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver... Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi. .Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde... ve ölmek istediğimi... kızma... Bir gün anlaycaksın... Yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış. .Bir gün şunu anlayacaksın: Hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve senin yolunu hazırlamaya çalıştım. .Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın ya da güçsüz hissetme kendini. .Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin. .Yürümeme yardımcı ol... Ve yolumu sabır ile, sevgi ili bitirmeme... .Benim için yaptıklarını bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak. Seni çok seviyorum oğlum/kızım ve hep seveceğim... Bunu sakın unutma... Baban ve Annen (ALINTI)

26 Nisan 2009 Pazar

ANLADIM. CAN YÜÇEL.

ANLADIM
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım.
. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım.
. Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım.. '
'Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can YüceL

24 Nisan 2009 Cuma

40 YAŞ ERKEĞİ..(CAN DÜNDAR)

40 YAŞ ERKEĞİ.. (CAN DÜNDAR)
Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim; Bazen erkek soyu midemi bulandırıyor. "Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana dönüştürüyor bizi... Gözümüzü kör ediyor; başımızı döndürüyor. Amerikan başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından "Taşfırın"ına kadar böyle bu...Hele 40'ımızı geçmişsek... Hele cüzdanımızı şişirmişsek... Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek...* * *Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar" ağıtına, "televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik ediyor. Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim olmaya hazır "çıtırlar" fink atıyor. O ise pijaması içinde "evi bekliyor". Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle- "Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi öleceğiz?" sorusu beyni deşiyor. Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa döküyor 40 yaş erkeğini...Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode iltifatlar, cepte karaborsa Viagra'larla... Hâlâ beğeniliyor olmanın vehmi, hala yapabiliyor olmanın hazzına karışıyor. Tatmin edilen ego şiştikçe şişiyor. Nefis uyanınca göz, ne iş ne ev görüyor. Bitap evliliklerin tozunu, sevgisiz ilişkiler alıyor. Her dişlenen "taze et", yenileri davet ediyor. Ev zulaları, günahların çetelesini tutuyor. İhanet kol geziyor.* * *Kim bilir kaç erkek, gömlekteki bir ruj izi, cepte unutulmuş bir mektup ya da ansızın gelen bir telefon mesajı yüzünden kan ter içinde hesap verdi, çocukça boyun eğdi, beceriksizce yalan söyledi, öfkeyle terk etti, terk edildi bugünlerde... Kaçı, pişman gözler, yalvaran sözlerle geri döndü eşine, döndürdü eşini...Kaçı, ertesi gün unuttu, "ebediyen" verdiği sözleri... Kaçı, haber verenleri suçladı, yakalandığında...Kaçı, yakalanana "enayi" dedi, haberi duyduğunda...Ve kaç "kutsal kadın", aile denilen kumdan kalenin sınırboylarını bekledi, kızarak, ağlayarak, utanarak, yine de diş bilediği kale reisini savunarak; ...ve göz yumarak... bazen sevgiden, çoğu kez çaresizlikten... ...aynı saatlerde erkek, bir kahvede, becerdiklerini anlatırken...* * *Yanlış anlaşılmasın. Garipsediğim, 40 yaş erkeğinin kadını sevmesi değil; sevmemesi... Ve şaşırtıcı olan, ihanet etmesi değil; ihanet ettiği hayatı aynen sürdürmesi... Yaşadığının bedelini ödemeye cesaret edememesi... Harcına yalan kattığı kaleyi terk edememesi... "Ben de karımın kaçamağını, ondan beklediğim tevekkülle karşılayabilirim" diyememesi...Hep kendine yontarak diktiği ikiyüzlü bir ahlak totemine her daim secde etmesi... Ne ihanet ettiği, ne ihaneti paylaştığı kadına karşı dürüst olabilmesi... 40'ında hala para karşılığı çiftleşmeyi, geceden kalma pudra izini banyoda gizlice çitilemeyi, cep telefonunu her an patlayabilecek bir el bombası gibi gizlemeyi kendineyedirebilmesi...* * *Kabul edelim: Evlilik bitti!Çağ yorgunu aile, ancak başka kadınların (ya da erkeklerin) kolunda yürüyebiliyor. Yalan, bir mecburiyetler rejimi sayılan evliliğin temellerini oyuyor. Ve herkes her şeyi bilerek, gönülsüzce boyun eğerek bu oyunu oynuyor. Çare, eşlerin birbirinin hayatını yaşamaktan vazgeçip her hayatı, sahibinin nefsine, iradesine, vicdanına, insafına terk etmesidir. Sevgi varsa, aile ilelebet sürecektir. Yoksa, böyle sürdürmek rezilliktir. Yalansız yaşamayı özlemediniz mi?(Can Dündar).

Can dündarın bu yazısına hak vermemek mümkün değil ama (istisnalar Ayrıdır )

14 Nisan 2009 Salı

CANIM KIZIMA/OĞLUMA MEKTUP..

CANIM KIZIMA/OĞLUMA MEKTUP : .Benim yaşlandığımı düşündüğün gün [ki yaşlı olmayacağım] sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış....Yemek yerken üstümü kirletirsem... Üzerimi değişecek gücüm yoksa...Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla... .Seninle konuşurken sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam, sözümü kesme...Beni dinle. Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum. .Banyo yapmak istemedigimde, beni utandırma yada azarlama...Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla....Yeni teknojiler karşısındaki cahilliğimi görürsen...Bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme. .Bazı zamanlar unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam...Lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı...Eğer hatırlayamazsam sinirlenme...Çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır..Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim. İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi, yaşamı göğüslemeyi... .Eğer bir şey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem ya da yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim... .Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver... Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi. .Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde... ve ölmek istediğimi... kızma... Bir gün anlaycaksın... Yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış. .Bir gün şunu anlayacaksın: Hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve senin yolunu hazırlamaya çalıştım. .Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın ya da güçsüz hissetme kendini. .Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin. .Yürümeme yardımcı ol... Ve yolumu sabır ile, sevgi ili bitirmeme... .Benim için yaptıklarını bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak. Seni çok seviyorum oğlum/kızım ve hep seveceğim... Bunu sakın unutma... Baban ve Annen (ALINTI)

18 Mart 2009 Çarşamba

ACIYLA ERİR YÜZÜNE AŞIK.

Acıyla Erir Yüzüne Aşık Çocuk Ne zaman yüzüne baksam yalnızlığın o mutlu gerilimi O öksüz göl hızla derinleşir biliyorum,acılarım hiç bitmeyecek,bu öyle bir yeşil Ne zaman gözlerinin içine baksam,biliyorum ikimizi de aşar,o kapının ardındaki masal bense yüreğimin bu hallerinden korkar,kalırım bir hız trenine bindirilmiş küçük bir çocuk gibi geçip giden yüzlerine bakar kalırım Ömrün kısalığı çarpar camlara ateş hızla yayılır içerilere Akşam olur,evler dolar boşalır acıyla erir,yüzüne aşık çocuk Ne zaman gözlerinin içine baksam,bliyorum İkimizi de aşar,o kapının ardındaki masal Cezmi ERSÖZ

HER İŞİN BİR YOLU VAR(AZİZ NESİN)

Her işin bir yolu var, acele etme birazHele politikada olacaksın çok kurnaz,Düşmanın olsa bile çalacaksın ona saz,Son sözünü ilk deyip aklı olan saldırmaz!İnsanoğlu naziktir, ağır sözü kaldırmaz.Eşek dersin kızar da, bin sırtına aldırmaz!Çalışır görünerek yan gelip e yatmalı,Şu ölümlü dünyanın anasını satmalı…Din uğruna çek nutuk, olsan bile bi-namaz,Kazığı yağlamalı, nezaketle atmalı…İnsanoğlu naziktir, ağır sözü kaldırmaz.Eşek dersin kızar da, bin sırtına aldırmaz!Hart diye ısırmalı dünkü öptüğün eli,Külahını çıkarıp sakın gösterme keli,Yükselmek isteyenler olmalı perendebaz,Menteşeli olmalı, eğilip bükülmeli…İnsanoğlu naziktir, ağır sözü kaldırmaz.Eşek dersin kızar da, bin sırtına aldırmaz!“Merhaba kör kadı!” yok, fırsat geçmeden ele,Kozunu oyna ama, uygun zamanı bekle!Madem koltuk istersin, etme yavrum fazla naz,Efendi olmak için olmalı önce köle!İnsanoğlu naziktir, ağır sözü kaldırmaz.Eşek dersin kızar da, bin sırtına aldırmaz!Bol keseden vadedip güler yüzle oyna topla,Kasayı doldur para, cüzdanına koy, topla!Başarı yollarında olmalısın bir canbaz.Yüksek makam önünde perende atıp hopla,İnsanoğlu naziktir, ağır sözü kaldırmaz.Eşek dersin kızar da, bin sırtına aldırmaz!Hak-hukuk sever görün, belli etme işini,Karda yürüsen bile çaktırma gidişini…Başarı kolay değil, olacaksın hokkabaz,Gül ama göstermeden bilediğin dişini!İnsanoğlu naziktir, ağır sözü kaldırmaz.Eşek dersin kızar da, bin sırtına aldırmaz! Aziz NESİN

DÜNYADA PEK AZ VAR YİĞİT KİŞİ.(AZİZ NESİN)

Dünyada pek az var yiğit kişi,Saygıya layık değil her kişi,Isıracak it göstermez dişi,Palavracıyı sanıp bir kıymet,İte ot verip ata verme et!Değersizlere verme sen değer,Eşeğe semer vur ata eğer,Kim eşek diye semeri döğer,Kaç ondan çünkü, işe vurur ket,İte ot verip ata verme et!Yüz verme öyle her bir Ali’yeYüz bulup yapar gelir halıya,Saygı görmemiş, döner deliye,Layık değilse etme merhamet,İte ot verip, ata verme et!Yükünü taşı ömür boyunca,Bekle yeişsin baharda yonca,Eşek eşektir verilmez gonca,Yeter eşşeğe yonca biri demet,İte ot verip, ata verme et!Dıştan okunmaz insanın içi,Koyun yerine konulmaz keçi,Aslana köpek gider mi elçi,Kendini sanır bulunmaz nimet,İte ot verip, ata verme et!Çiğ süt emmiştir insan evladı,Konuşur sandın ama havladı,Kendi cinsini yedi, avladı,Şeytana bile okutur rahmet,İte ot verip, ata verme et!Sakın aldanıp para sesine,Kula kul olma pisipisine,Akan tarihin gitme tersine,Yalana hayır, doğruya evet,İte ot verip, ata verme et!Aziz NESİN

15 Mart 2009 Pazar

NE KADAR SUSULAÇAKSA.

Ne kadar susulacaksa o kadar sustum! kendimle konuşuyorum şimdi yalnız... yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime kimse duymuyor..sustum! sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir yaraları yalayan rüzgar sokaklarında kahrolduğum şehir gözlerim konuşuyor yalnız... Sustum! tuz basıp yaralarıma! sustum... içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi yaslanıp yalnızlığın duvarına gül döküp kalabalıklara kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece kimse bilmiyor..sustum! saçlarını kokluyorum rüzgarların dudaklarından öpüyorum hayatı içimde incecik bir sevgi ürperiyor sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme gelmiyor beklediğim bahar yaralar merhem tutmuyor gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara mendil silmiyor yağmur dinmiyor sevdiğim bilmiyor... sustum! ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi yaralar merhem tutmuyor geceler avutmuyor ben sustumacılarım konuşuyor yalnız...alıntı dizeler...