kedili hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedili hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2012 Çarşamba

Kedi ve Köpek Tüyleri Nasıl Temizlenir? Furminator


Evinde hayvan besleyenlerin en büyük derdi tüylerdir. Hayvanların bize kattıkları yanında basit bir sorun aslında ama özellikle bizim ailede olduğu gibi evde her gün koyu renk takım elbise giymek zorunda olan yetişkinler varsa sorun olabiliyor. Ayrıca evi her gün süpürmek zorunda kalmak ve elbiselerin üzerinden tüyleri toplamaya uğraşmak da hem emek hem de zaman istiyor.

Şimdi tam tüy dökme mevsimi. Bu konuda bildiklerimi yazayım dedim. Benim tüylere karşı 3 büyük silahım var:

  1. Furminator tarak
  2. Roomba temizlik robotu
  3. Çamaşır kurutma makinesi

Kedimin tüylerini aklıma estikçe Furminator tarak ile tararım. Evcil hayvanların tüyünü taramak için çok çeşitli tarak kullandım. Ama bunun gibisini görmedim. Her tarayışımda abartısız bir kedi daha oluşturabilecek kadar tüy çıkıyor. O kadar tüy taranmasa dökülüp evin içinde uçuşacaklar... Hayal bile edemiyorum. Bir resimlere bakın isterseniz:




Her iki resme de kefilim. Bu kadar, hatta daha da fazla tüy çıkıyor. Tüylerin yolunduğunu ve hayvanınızın rahatsız olacağını düşünmeyin. Hayvanların çoğu taranmaktan zevk alıyor ve özellikle taranmak istiyorlarmış. Benim kedim bile bir süre için taranmaya razı geliyor ve kırrr kırrr sesleri eşliğinde taranıyor :) Ki aslında kendisi son derece yırtıcıdır. Öyle kucak kedisi filan değildir. Kafasından başka bir yerine dokunanı aynen ya tırmıklar ya da ısırır. Sahibinin filan da gözünün yaşına bakmaz. Asabidir :) Ama bu tarağı seviyor. Görünce kaçmıyor en azından :) Çünkü tarağın ona da faydası var. 

Bu tarakla tüylerini taramadığım süre içinde (hamilelik vb sebeplerle) tüy yumağı kustu. 8 yaşındaki kedimin sadece 3-4 kere tüy yumağı kusmuş olduğunu söylersem, kedi sahipleri beni anlayacaklardır. Kedimin tüylerini tarıyorum ve böylece yalanırken tüy yutmasını engelliyorum. Sonuç olarak tüy yumağı kusmak zorunda kalmıyor. Tüy yumakları hem evde pislik yaratır, temizlemesi hoş değil. Hem de hayvanı strese sokar, onlar için de hoş değil. Kim kusmaktan hoşlanır ki?

Bir diğer kurtarıcım Roomba temizlik robotu: Evim pırıl pırıl bile olsa sağda solda minik tüy topaklarını uçuşurken görmek mümkün olabiliyor. Her gün elektrik süpürgesi vurmak da eziyet. Bu nedenle her gün Roomba çalışıyor evimizde. Eve gelenler evde kedi olduğunu anlamıyorlar. Aynı zamanda elektrik süpürgemin de halı tarama özelliği var. Derin dövücü isimli aparatı takıp halımın üzerinde gezdirince, halıya yapışmış tüyleri söküp alıyor. Hakeza koltuk minderlerini de bu alet ile dövüyorum. Onların üzerindeki tüyler de böylece gidiyor. Başka türlü tüyleri toplamak son derece zor olurdu. Ah, bir de pratik paspasları unutmamam lazım. Eğer Roomba'yı çalıştıramıyorsam (eşimin alerjisi olduğundan onun yanında çalıştırmıyorum) yerdeki kılları, saçları toplamanın tek yolu bu paspaslar (mutfaktaki kırıntılar için de harika iş çıkarıyor):



Ve son olarak çamaşır kurutma makinesi: Diyelim kedim yatağıma çıkıp pikemi tüy kapladı. Ya da kapıdan girer girmez bacak aralarımda dolaşıp simsiyah pantolonumun her yerini bembeyaz tüy yaptı. Tek çaresi çamaşır kurutma makinesine atmak. Elimle temizlemeye kalksam saatler sürer, üstelik de temizlenmez. Hemen kirlenen çamaşırı makineye atıp 15 dakikalık programda yıkıyorum ve sonra da kurutma makinesine atıyorum. Üzerinde tek bir tüy bile kalmıyor. Oysa çamaşır makinesinde yıkandığında bile tüylerden kurtulmak mümkün olmuyor. Kedimin sıklıkla yattığı her yere örtü koyuyorum. Ve o örtüleri de kurutma makinesinde kurutuyorum. Örtü temizleme derdinden de böylece kurtuluyorum.

Etrafta uçuşan tüylerden bu surette kurtuluyorum. Başka bir yöntem biliyorsanız, önerilere açığım :)

14 Mart 2012 Çarşamba

Ali Yeşilırmak beni neden ağlattı?




Yetenek Sizsiniz Türkiye yarışması birincisi Ali Yeşilırmak'ı izlerken göz yaşlarımı tutamadım :) Ciddiyim. 

Ali Bey belli ki çok iyi bir köpek terbiyecisi ve köpeği ile kurguladığı şovlar da çok yaratıcı. Ama Ali Bey asla kendisinden bahsetmiyor, her zaman köpeğinin çok yetenekli ve aerodinamik açıdan da iyi olduğuna vurgu yapıyor. "Yarışmayı kazanacak mısınız?" diye sorduklarında bile "Max'e güveniyorum." diye cevap veriyor.

Köpeğine komut verirken ses tonunu değiştirmiyor. Köpeğine bağırmıyor ya da kaşlarını çatmıyor. Yani cezalandırmıyor. Ayrıca ödüllendirmiyor da... "Yaptığı hareketler karşısında ne ile ödüllendiriyorsunuz?" sorusuna "Tam olarak ödüllendiriyorum diyemem. Aferin diyorum, başını okşuyorum, sevdiği oyuncağı ile beraber oyunlar oynuyoruz" filan diyor. "Peki, yaptığı hareket karşısında ödül mama vermiyor musunuz?" sorusuna ise "Hayır, vermiyorum. Eğer verirsem bir dış uyarıcı almış olur ve sadece o ödüle ulaşmak için hareketlerini yapar. Oysa hareketleri kendisi istediği için yapmak istemesi benim açımdan önemli" diyor. Pes!

"Yemeğini bitirirsen sana çikolata vereceğim" diyen anne babalar bir kere daha düşünmeli bence... Adam bir köpekten bahsediyor yahu!

"Kazandığınız ödülle Max için ne yapacaksınız?" sorusuna "Onun için ne yapabilirim ki? Zaten en iyi mamaları, vitaminleri yiyor.Yaşadığı hayattan memnun." diyor. "Peki, yarışmadan sonra biraz dinlendirecek misiniz?" sorusuna "Max yorulmuyor ki? Benimle birlikte evde normal bir hayat sürüyor. Bu hareketleri oyun maksatlı yapıyor ve yaparken de eğleniyor." diyor. "Peki, evde de yapıyor mu bu hareketleri?" sorusuna ise "Evde canı ne isterse onu yapar. Evde asla komut vermem. Bu bir oyun sadece." diyor. Hala bir köpekten bahsediyor! Çocuğun sadece oyun oynarken bir şeyler öğrenebileceğini bazen ebeveynler olarak biz bile unutuyoruz. Diş fırçalaması, ortalığı toplaması vs için çocuğa komut verirken Ali Bey'in bu sözlerini hatırlamakta fayda var...

"Şimdi yüzündeki ifadeye bakın" diyor ve köpeğinin yanından uzaklaşıyor. "Ben gideceğim ama sen burada kalacaksın" diyor ve gerçekten de Max'in ifadesini görmeniz lazım. Sahibine kilitleniyor ve gözlerini ayırmıyor. Sahibi ile gitmek istediği öyle belli ki! "Bir yere gideceğiniz zaman Max'i ne yapıyorsunuz?" sorusuna "Her yere beraber gidiyoruz." cevabını veriyor. "Peki, kız arkadaşınızla yemeğe giderken?" "Evde yalnız bırakıyorum o zaman" diye cevap veriyor. İnanamıyorum ya, köpek bu bahis konusu olan bir köpek! Doğumdan önceki hayatımıza geri dönmek için çocuğu kişisel hayatımızdan dışlarken bir kere daha düşünmemiz lazım: Bırakın çocuk sahibi olmayı, köpek sahibi olmak bile artık hayatınızı yalnız geçiremeyeceğiniz ve sürekli bir başka canlının hissettiklerinden sorumlu olacağınız anlamına geliyor.

Max'a bakarken Ali Bey'in gözlerimde gurur yok, sevgi var. Öyle bariz görülüyor ki bu...

Ali Bey gibi bir ebeveyn olmak istiyorum. Umarım olabiliyorumdur. Ali Bey'in çok yakışıklı, çok akıllı bir köpek-oğlu var ve bence Ali Yeşilırmak harika bir BABA!

Not: Ali Yeşilırmak'ın bu konuşmalarını 13 Mart 2010 tarihli Saba Tümer'le Bugün programında izledim: http://tvarsivi.com/saba-tumer-ile-bugun-14-03-2012-izle-e_42215.html

16 Şubat 2012 Perşembe

Gün 24 Saat Yetmiyor Mu? Zaman Planlaması - Roomba ve Daisy Temizlik Robotları


Öncelikle belirtmek isterim ki ben ev işi ve zaman yönetimi konusunda konuşacak son kişiyim aslında :) Ev işi yapmaktan hiç hoşlanmam, ayrı eve çıkıncaya kadar da yapmadığımdan beceremem de zaten. Ayrıca da tembelimdir ve her işi de son dakikaya bırakırım. Off, of :)

Gelgelelim bu tembellikle eğer evim "Kalk gidelim" demiyorsa, bunu da bir iki küçük tüyoya borçlu olduğumu söylemeliyim. Bu tüyolarımı paylaşmak istiyorum izninizle. İşte beşinci tüyom: Akılı Elektrik Süpürgesi

Evimde 8 yaşında bir kedim ve 2,5 yaşında bir kızım var. Ayrıca henüz 1 sene evvel bel fıtığı ameliyatı geçirdim ve omurgamda 6 adet vida var. Offf ki of :) Eğilip kalkmak bir dert. Yerdeki tüy topakları, kedimin etrafa saçtığı kumlar ve kızımın sağa sola döktüğü kırıntının haddi hesabı yok. "Kaçıncı yüzyıldayız, her şeyi buldular da buna mı çare bulamadılar?" dedim ve biraz araştırma yapınca buldum: iRobot Roomba

2002 yılından bu yana kullanılıyor ve üstelik Türkiye'de de satışta. Fiyatı biraz tuzlu. Alsam mı, almasam mı diye sağda solda araştırmaya başladım. Çevremde kullanan yok. İnternette forumlara bakındım. Daisy diye bir başka süpürgenin daha ucuz fiyata satıldığını gördüm. Ucuzdur vardır illeti diye düşündüm ama en azından bir deneme olur, işe yaramıyorsa da verdiğim paraya acımam diye düşünerek Daisy Akıllı Elektrik Süpürgesi alarak robot elektrik süpürgeleri ile macerama başladım :)



Daisy, Tayvan malıymış. Kullanılan malzemeler çok basit. Emiş gücü az. Ama ben bu süpürgeye ba-yıl-dım. Bir kere çalıştırınca bağımlısı oldum. Gidip gelip çalıştırmaya başladım :) Kedim geceyi odasında kapalı geçirir. Sabah kalktığımızda odanın kapısını açar açmaz içerideki tüm tüyler dışarıya dağılır. Sabah ilk iş gidip Daisy'yi çalıştırıyor ve kapıyı geri kapatıyordum. Tüm gece şarj olan Daisy tüm odayı 40 dakikada pırıl pırıl yapıyordu. Diğer odalarda da denemeye karar verdim. Bir tek salonumda halım var. Daisy halıya çıkıp inemiyordu. Bir forumdan aldığım akılla pillerin yanına kurşun ağırlık koydum, o sorun da ortadan kalktı. Elektrik süpürgesi kadar olmasa da şarjlı el süpürgesi kadar temizlik yapıyordu. Düz zeminleri ise harika temizliyordu. Kızımın tüm mutfağa yaydığı kırıntıları toplaması için mutfağa kapatıyordum kendisini. 40 dakika süren şarjı ile istediğim her şeyi yapıyor ve sonra da kendi kendine gidip şarj ünitesine poposunu dayayarak, kendisini şarj ediyordu. Tek bir sorun vardı: Şarjı sürekli bozuluyordu ve yetkili servisi yoktu. Tamirciye götürdüm, "Bunların içinde özel bir çip var, şarjlarını tamir edemiyoruz" dediler. Ona verdiğim para da çöpe gitmiş oldu böylece :(

Ben de gözümü kararttım, irobot Roomba'nın Türkiye'deki en ucuz modelini sipariş ettim. Sanırım artık elektrik süpürgesi vurma işini tamamen rafa kaldırmak üzereyim :) Roomba'nın emiş gücü harika. Normal bir elektrik süpürgesinden hiçbir farkı yok. Halılara inip çıkmakta zorlanmıyor. Şarjı gayet uzun gidiyor ve bir şarj süresince 3 odalı evimi neredeyse tamamen temizleyebiliyor. Yedek parça ve servis hizmeti de var. Bir temizlikçi kadına 1 ayda vereceğim para ile yıllarca kullanacağım bir yardımcı edinmiş oldum.

Şimdi merak edenler olur diye biraz karşılaştırmalı açıklama yapayım:

Önce iki aletin de altını göstererek başlayayım işe:





Yukarıdaki resimlerde de görüldüğü gibi Roomba'nın altında normal elektrikli süpürgelerde olan büyük fırçalardan var. Bir kıl fırçanın yanında bir de plastik fırça var. Bu iki fırça karşılıklı ters yönlerde dönerek kılı tüyü topluyorlar. Daisy'nın altında ise büyük fırça yok, o sadece emiş gücü ile kirleri topluyor. Kedimin odasındaki tüyleri toplamak için yetiyordu bana ama salonda zorlanıyordu. Roomba'nın tek bir yanında çok sert malzemeden bir fırça var. Daisy'nın ise her iki yanında çok uyduruk bir malzeme ile yapılmış iki fırça var. Roomba'nın fırçası sert olduğu için kıyıda köşede kalmış parçacıkları bir vuruşta ortalığa çıkarıp emiyor. Ancak yine sert olduğundan yere dökülmüş ekmek kırıntılarını vurdukça uçuruyor. Uçan ekmek taneleri odanın başka bir yerine savruluyor, Roomba'nın o taneyi bulması için bayağı vakit harcaması gerekiyor. Daisy'nın fırçaları ise hafif olduğundan ve karşılıklı döndüğünden örneğin ekmek tanelerini ortaya toplayıp hemen içine çekiveriyor. Ben bu yönden Daisy'nin sistemini çok beğendim ama malzemesi kötü...

İşte köşeler böyle temizleniyor:




Şimdi de hareket mantığını anlatayım:


Yukarıdaki sistemde her iki aletin de kullandığı rast gele, sarmal, duvar boyunca ve z şeklinde hareketlerin toplamında odayı nasıl temizlediğini görüyorsunuz. Aletin odada geçmediği yer kalmadığı gibi çoğu yerin üzerinden de birkaç defa geçiyor. Ki hepimiz biliriz ki elektrikli süpürge vururken de aynı yerden birkaç defa geçmemiz gerekir yeterli temizliği sağlayabilmek için. Ama tabii tüm bu hareketler için de aletin zamana ihtiyacı var. Annem mesela "Ay, ben onu bekleyene kadar kendim süpürüveririm" diyor :) Ama bir yandan çocukla uğraşırken o "süpürüveririm, yapıveririm"ler gerçekleşmediği için kendisi de açmak zorunda kalıyor Roombamızı. Ben genelde şöyle yapıyorum: Uyanır uyanmaz Roomba'yı kedinin odasına koyup orayı bir temizlettiriyorum. Bu arada kahvaltıyı hazırlıyorum. Kahvaltı bitince de mutfağa getiriyorum, bir de orayı süpürtüyorum. Evden çıkacaksam salon, mutfak ve kedi odası kapılarını kapatıp antre, hol ve yatak odasını temizlemesini sağlıyorum. Kızım uyurken de salona koyuyorum kendisini. Tüm ev böylece temizlenmiş oluyor. Roomba'nın ileri modellerinde evin haritasını algılayıp ona göre hareket etme özelliği de varmış. Ama henüz o kadar para verebilecek durumda değilim, bu şekilde idare ediyoruz. Bir de Roomba'nın bir yedek parçası var. Onlardan alıp kapıların önüne koyunca Roomba odadan odaya kendiliğinden geçebiliyormuş. Henüz ona da ihtiyaç hissetmedim. Sanal duvar uygulaması da var, girmesini istemediğiniz yerler için. Ben sanal duvar yerine, oda kapılarını kapatarak hallediyorum şimdilik.
 Güncelleme: Yeni bir eve taşındım. Mutfağım salonla bitişik. Artık sanal duvarımı sıklıkla kullanıyorum. Biz kızımın odasındayken Roomba mutfak ve salonu temizliyor, bizi rahatsız etmiyor. Biz salonda yemek yerken de arka odaları temizliyor. Sanal duvarımız sabir bir şekilde koridorda duruyor. Gerçekten de sanki orada duvar varmış gibi davranıyor alet. Duvar dibinden ilerliyor filan, seyretmesi de zevkli :)

Toz torbası olayını da anlatayım:


Her iki alet de tozu bir toz toplama kutusunda biriktiriyorlar. Günlük temizlikten sonra hazneyi boşaltmak gerekiyor. Roomba ile birlikte bir de fırça temizleme aparatı geliyor. Çok basit bir alet ama saçların ve kılların yapıştığı alttaki büyük fırçayı 2 saniye içinde temizleyiveriyor. En sevdiğim parçalardan biri :) Daisy'nın yedek parçası yok ama Roomba ile birlikte yedek filtreler de geliyor. Onlar da bitince internet üzerinden yedek filtre satın almak da mümkün. Hazne küçük gibi geliyor ama her gün temizlenen evden çıkan toz toprak (ki bizim evde bir de kedi tüyü faktörü olmasına rağmen) asla o kutuyu dolduracak kadar olmuyor.


Her iki aletin de şarj ünitesi var. Her ikisi de bataryası azalınca şarj ünitesini buluyor, geri geri gidip popolarını şarja dayayarak kendilerini şarj edebiliyorlar :)

Her iki aletin de programlanma özelliği var. İstediğiniz gün ve saate programlayabiliyorsunuz. Ben bu özelliği her ikisinde de kullanmadım.

Daisy'nin uzaktan kumandası aletle birlikte geldi ve çok işime yaramıştı. O yukarıda gördüğünüz hareket silsilesinin sonlanmasını beklemenize gerek kalmadan uzaktan kumanda aleti ile Daisy'yi yönlendirip temizliği hızlandırabiliyorsunuz. Roomba'nın uzaktan kumandası ücretli ama en kısa zamanda alacağım bir tane. Gerçi belli olmaz bakarsınız eşime iPhone üzerinden bir Roomba uzaktan kumandası yaptırtırım: http://www.youtube.com/watch?v=Jd-yYoZcXJw&feature=related

Daisy'nin en sevdiğim özelliği: Uzaktan kumanda ile rast gele, sarmal, duvar boyunca ve z şeklinde hareket özelliklerinden birini çalıştırabiliyorsunuz. Mesela diyelim ki duvar diplerine yerleşmiş tozlar var. Sadece duvar boyunca özelliğini çalıştırarak, sadece o bölgeleri temizletebiliyorsunuz. Roomba'da bu özellik yok.

Roomba'nın en sevdiğim özelliği: Toz dedektörü var. Temizlik yaparken tozların yoğunlaştığı bir yere denk gelince üzerinde "fazla kirli" ışığı yanıyor ve oradaki kirleri tamamen temizleyinceye kadar aynı yerde dönüp duruyor. Mesela çocuğunuz yere bir şey döktü diyelim ki, Roomba'yı odaya bıraktığınızda o dökülen kırıntıların bulunduğu bölümü tespit edip o noktada temizliği yoğunlaştırıyor. Bu özellik de Daisy'de yok.

Daisy, sonuna kadar kullanabilirsem aldığı parayı hak edip olduğu gibi çöpe gitmek zorunda kalacak sanırım (çünkü yedek parçası ve tamircisi yok) ama Roomba aldığı parayı sonuna kadar hak ediyor, helali hoş olsun :) Belim rahat, kafam rahat...

Roomba'ya önce Şaziment adını taktım. Tüm gün evin içinde kıpır kıpır dolaşıyor. Sonra feminist damarım kapardı, Rıfkı demeye başladım kendisine. Kızım da Şaziment diye çağırıyor Roomba'yı artık :) Ailemizin bir üyesi oldu kendisi... Bir de sert yüzeyleri ıslak temizleyen Scooba isimli bir kardeşi varmış. Henüz Türkiye'de satışı yok. Gelir gelmez ilk ben alacağım, emin olabilirsiniz :)

Bu arada benim temizlik anlayışıma güvenmeyenler olur diye başka blogculardan da kullananların yorumlarını veriyorum:

Güncelleme: Taşındım ve yeni evimin içi mimari açıdan daha geniş. Mesela mutfak salonla bitişik, kapılar geniş, koridor geniş vs. Bu nedenle Roomba daha iyi performans gösteriyor. Her gün çalıştırıyorum artık. Son bir ayda normal elektrik süpürgesini sadece tek 1 defa açtım. Evin içinde bir aydır 6 kişi yaşıyorduk ve her gün sahilden geldiğimizde ev kum oluyordu ve 3 adet çocuk evi sürekli kırıntı yapıyordu... Mecbur kaldım, elektrikli süpürgeyi çalıştırdım. Ama bu tür bir ekstrem durum haricinde artık normal süpürgeyi çalıştırmam sanırım, Roomba yeni evimizde tamamen elektrikli süpürgenin yerini aldı.

3 Şubat 2011 Perşembe

Evde kum havuzu yapılabilir mi?


Ben yaptım, oldu :)

Kızım yazın su dolu şişme havuzunda oynamaya bayılıyordu. Yaz bitti, kış geldi. Şişme havuzunun içini plastik toplarla doldurup top havuzu yapmayı düşünüyordum. Ama kızım büyüdükçe kişilik yapısı da belirginleşti ve ben fark ettim ki kızım öyle hoplama zıplama sevdalısı değil. Oturup inceleme yapmayı daha çok seviyor. Peki bu durum beni havuz sevdamdan vazgeçirdi mi? Elbette ki hayır :)

Evdeki çamaşır leğenlerinden birini gözüme kestirdim. Kızımın kolunu rahatlıkla içine sokacağı kadar kısa kenarlı bir leğendi bu. Sonra içine ne doldursam diye düşündüm. Fasulye ve nohut iri taneli, mercimek boğazına kaçabilir, pirinç de pahalı geldi. En iyisi kısırlık kırık bulgurdur dedim ve işe koyuldum.


Takriben 3 kilo bulguru leğene doldurdum. İçine de süzgeç, kürek, delikli kova gibi alet edavat yerleştirdim. Kızım leğeni görünce deliye döndü.


Bu yaşta çocuğu olanlar bilirler (kızım 16 aylık), bir işe yoğunlaşma süreleri nadiren 10 dakikayı geçer. Ama bizim kum havuzu en az yarım saatlik bir oyalanmayı garantiliyor. Arkadaşımın 19 aylık hareketli oğlu bile kızımla beraber oturduğu kum havuzunun başında 20 dakikaya yakın süre geçirince annesi gözlerine inanamadı; evlerinde bir havuz da onlar yapmaya karar verdiler.


Ayrıca kovaydı, süzgeçti, tabaktı derken nesne isimlerini öğrenmeyi de kolaylaştırıyor. Çocuklar oyun oynarken daha rahat öğreniyorlar. Algıları daha açık oluyor sanırım. 


Kızım tabağa kumu doldurup doldurup, her seferinde daha yüksekten boşaltıyor. Gözleri bu arada pür dikkat bulgurları takip ediyor. Sanırım kendince bir keşifte bulunuyor ama ne olduğunu ben anlayamadım :)


O kadar dikkatli yoğunlaşıyor ki yaptığı işe, beyin gelişimine de katkısının olduğuna eminim. Ha, benim derdim beyin gelişiminden ziyade kendi kendine oyalanmasını sağlamak aslında tabii de yanında beyin bağlantıları da gelişse fena olmaz değil mi?


Hem arada çiğ köfte yoğurma dersine de giriş yapmış oluyoruz. Fena mı? Şu işi bir kıvırırsa yarın öbür gün bol bol çiğ köfte yeriz maaile :)


O ellere yapışan bulgurlara bakışı nasıl da derin, nasıl da şaşkın. Siz de deneyip görmelisiniz...


Şimdi de hayvan kutumuzda sıra. Kuma en çok yakışan hayvan, elbette deve. Bu arada hayvan taklitleri de yapıyoruz. Kızım iyice oyuna kaptırıyor kendini.


Hayvanları kuma gömüp kızımdan bulmasını istiyorum. Hayvanların bir anda kaybolması çok ilginç geliyor. Üstelik görünürde olmayan bir şeyin aslında orada olabileceğini de öğreniyor. Ayrıca görme duyusunu kullanmadan, sadece dokunarak hayvanları bulmaya çalışması da dokunma duyusunu geliştiriyor diye ümit ediyorum.


Eh, fil de kusur kalmasın, o da girsin tabii kuma :) Filin kuma düşerken çıkardığı poff sesi de ayrıca ilginçmiş.


Bu resmi özellikle ekliyorum ki bu oyunu oynamaya başlamadan önce altınıza büyükçe bir yaygı sermeyi unutmayın. Ayrıca paçalı pantolonlardan filan da sakının ki giysilerin orasına burasına kaçan bulgurlardan kolayca kurtulabilin. Hatta ve hatta uzun süre oynayacaksanız yanınızda elektirikli süpürgeyi bulundurmayı unutmayın ki oyun biter bitmez etrafı süpürürseniz bulgurların tüm eve dağılmasını da önlemiş olursunuz.


Oyun bitti geride kalanları da kedim inceledi inceledi ve en sonunda bulgurları yemeye karar verdi. Bir kediden beklenmeyecek miktarı da yedi... Onu gören kızım durur mu? Kızım da bayağı bir miktar yedi. Bulgur dediğimiz, esasen kavrulmuş buğday olduğundan fazla itiraz etmedim ama sonra midesinde şişer de bebeğim mide fesadı geçirir diye de bayağı korktum :)


5 Ocak 2011 Çarşamba

Bebek doğunca ev hayvanının pabucu dama atılır mı?




Kızım doğmadna önce en çok duyduğum laflardan biriydi bu: "Pabucun dama atılacak yakında kedi bey!". 
Kedi oğlum anlıyor muydu bu lafı bilemiyorum ama ben çok bozuluyordum. Kedinin yeri ayrı, bir insan yavrusunun yeri ayrı. Bebeğim oldu diye kedimi nasıl ikinci plana atabilirdim ki?
Kızım doğdu ve aylarca kedi oğlumla ilgilenemedim. Tüylerini tarayamadım, dışarıya çıkaramadım, kucağıma alıp sevemedim, yakalamaç oynayamadım... Hep aklımda bu cümle vardı: Oğlumun pabucunu dama mı atmıştım?
Kedi sahibi olmanın en iyi yanlarından biri de bu zaten: Kedi bakımı, bebek bakımına o kadar çok benziyor ki, çocuk sahibi olmadan bir ön alıştırma oluyor. 
Sonra sonra, ancak şimdilerde fark ediyorum ki; eğer bir bebeğim daha olursa, kızımın başına gelecek olan da bu. Zira lohusayken ilk çocukla eskisi gibi ilgilenmek mümkün olamayacak. Hem değişen hormonal dengeler, hem dikişlerden doğan ve doğumun yan etkilerinden kaynaklanan ağrı sızı veee tabii ki en önemlisi uykusuzluk. Günlerce her iki satte bir uyandırıldığınızı düşünün? Emzirmek ve tekrar uyumak isteyeceksiniz, düşüneceğiniz en son şey ise bir kediyi veya ilk bebeğinizi eğlendirmek olacak. Can derdine düşüyor insan resmen :)
Her neyse, tüm dönemler gibi o dönem de geçiciymiş, bitti gitti... Artık sağlamım, uykumu alabiliyorum ve günlük plan oluşturabildim. Böylece hem kızıma hem de kedi oğluma vaktimi ayırabiliyorum. Hatta beni kedi oğlumla sevişirken, şakalaşırken gören kızım da benim hareketlerimi taklit ederek oğlumla oynamaya, onu öpmeye çalışıyor. 
Aparmandaki diğer çocuklar da onları kıskanıyorlar, ama oğlum kızımdan başka kimseyi yanına yaklaştırmıyor (kesinlikle bir kucak kedisi değil, bilakis yırtıcı bir sokak hayvanı). Kızımdaki hava görülmeye değer tabii :) Seviyor, oynuyor sonra da havalı havalı dönüp gidiyor; diğer çocuklar da bakakalıyorlar arkasından :)))
İkinci bebeğimi doğurmadan önce başıma gelecekleri öngörüp kızım için gerekli düzenlemeleri yapmam lazım. Artık bir oyun grubu mu olur, bir oyun ablası mı olur yoksa anneanne ile vakit geçirme mi olur; muhakkak günün belirli zamanlarını bensiz geçirmeye alıştırmam gerekiyor. Yoksa kendisi kedi oğlum kadar anlayışlı olamayabilir lohusa annesine karşı.
Sonuç olarak: Benim oğlumun pabucu kesinlikle dama atılmadı. Mental sağlığım yerinde olduğu sürece bir insan yavrusu ile bir kedi arasındaki önem farkını bilip, ona göre davranabilir ve her iki yavruya da gereken ilgiyi gösterebilirim.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Bebekle kedi bir arada yaşar mı?

Kızım ve oğlum apartmanımızın bahçesinde

Evetttt, yaşarrrr :)

Kızım 14 aylık, kedi oğlum 6 yaşında. Zaman geçtikçe ve kızım büyüdükçe birbirlerini daha çok seviyorlar. Geçen gün halının üzerinde kızıma et yedirmeye çalışırken, kedim sessizce yaklaşıp kafasını tabağa uzatınca birden parladım. Sesimi yükseltip kedi oğluma kızdım ve hemen salondan dışarı çıkardım. Veeee kızım tarafından bin pişman edildim. Kızım, her gün ayıla bayıla yediği yemeğini yemedi; eti her ağzına götürmek istediğimde eline alıp salon dışına çıktı ve kedi oğluma elleriyle yedirdi :) Çok pişman oldum, çok utandım... Kızımı ancak parka götürerek, yani olay mahallinden uzaklaştırarak sakinleştirebildim.

Hamileyken "kediyi gönder evden" dediler; doğum yaptım, "bebeğe zarar verir" dediler. Dediler de dediler... Ama ben oğlumu çok seviyorum, onsuz kalırsam aklım da kalbim de onunla kalır. Ayrılmadım tabii ki...

Hamile kalmaya niyetlendiğimde toksoplazma testi yaptırdım. Toksoplasma bir parazitten meydana gelen enfeksiyondur ve "köpeğin/kedinin kılından tümör oldu, öldü" diye anlatılan şehir efsanesinin temelini oluşturur :) Kısaca anlatalım:

  • Toksoplasma, mikroskopik bir parazitle meydana gelen bir enfeksiyondur.
  • Pişirilmemiş enfekte etin yenmesiyle; çiğ salam, sosis, sucuk tüketilmesiyle; paraziti taşıyan kedi dışkısının ellenmesiyle alınır.
  • Bu enfeksiyonu geçiren bir yetişkinde basit grip benzeri belirtiler görüldüğünden anlaşılmayabilir. Ancak bir kere bu enfeksiyonu geçiren birine yapılan testte toksoplasma pozitif çıkacaktır. Bu da artık bir ikinci defa enfekte olma riski taşımadığı anlamına gelir.
  • Ev kedileri bu paraziti enfekte kemirgen hayvanları ve kuşları yiyerek alırlar.
  • Hamilelik boyunca, özellikle erken hamilelik döneminde kedi dışkısı ellenmemeli, çiğ köfte gibi çiğ et  türevleri tüketilmemeli ve çiğ yenen yiyecekler (sebze ve meyveler) iyice yıkanmalıdır.
Hamile kaldığımda 4 senedir kedimle beraber yatıp kalkıyor olmama rağmen toksoplasma testim negatif çıkmıştı. Zira kedim çiğ et ile beslenmiyor, dışarı çıkmıyor. Ayrıca ben de çiğ et yemiyorum ve güvenmediğim yerde çiğ yiyecek (salata) tüketmiyorum. Sonuç olarak test pozitif çıksaydı hamileliğim boyunca risk taşımayacak olmama rağmen, toksoplasma testi negatif çıktığı için dikkatli olmam gerekiyordu.

Hemen kedime otomatik kedi tuvaleti satın aldım. Pahalı bir üründü, satın alırken epey düşündüm ama 2 senedir kullanıyorum ve çok memnunum. Böylece kedimin tuvaletini temizlemekten kurtuldum. Tuvaletin çöp kutusunu boşaltırken hep kullan-at eldivenlerden kullandım ve hatta hamileliğimin ilk döneminde, bu işlem sırasında içim rahat etsin diye ameliyat maskesi taktım.

Bununla birlikte tüm hamileliğim boyunca kedim karnımın üzerindeydi. Kızım içeriden ona tekmeler atıyordu. Hamileliğin getirdiği tembellik zamanlarında kedimle beraber yattıyorduk. O da, ben de pek mutluyduk :) 

Kızım doğunca kedi oğlumla bir süre ilgilenemedim. Kızımın odasına girmesi zaten yasaktı. Kızım doğduktan sonra da bu yasak devam etti. Geceleri zaten odasında ve kapısı kapalı uyuduğu için, kızım doğduktan sonra da çalışma odasında kaplumbağam ile uyumaya devam ettiler :) Kızımın emekleme dönemi bitinceye kadar, yani yaklaşık 9 ay salona girmesi de yasaktı. Böylece kızımın, beyaz tüylü kedimin tüyleri ile haşır neşir olmasını önlemiş oldum.

Şimdi kızım 14 aylık. Kedim eski yaşantısına geri döndü. Kızım bakıcısı ile dışarıya oynamaya çıkınca, biz de oğlumla uzanıp kitap okuyoruz. Kızım yemeğini yemek istemeyince "Kediye veriyorum o zaman; aman kedi dur gelme, yiyeceğiz biz yemeğimizi" vs diyoruz ve kısa zamanda tabağın dibini görüyoruz. Arada kediye de yemek veriyoruz; kızım daha da bir iştahlanıyor. Yemek masasında sıkıldığı zaman kediyi lazer ışığı ile oynatıyorum. Kızımın dikkati dağılıyor, tabağı yalayıp yutuyor :) Kedimin faydaları saymakla bitmez yani :)

Bu arada kızım bir başkası istemediği sürece başkasını elleyemeyeceğini, gözüne parmak sokamayacağını, saçını çekemeyeceğini kedi oğlumdan öğrendi. Biliyor ki aksi halde bir güzel pati yer. Oğlum, kızımı asla incitmedi ama canı yandığı zamanlar patisini vurarak ya da ısıracakmış gibi hamle yaparak kızımı korkutuyor. Kızım da geri adım atıyor. Başlarda kızım korkup ağlıyordu. Ben müdahale etmedim, nasıl davranması gerektiğini yaşayarak görsün istedim. Artık parka oyun oynamaya gittiğimizde kızım diğer çocuklara sarılıyor, öpüyor, cici yapıyor ve ben de onunla gurur duyuyorum. Oysa diğer çocuklar bir başkasına nasıl davranılması gerektiğini bilemiyorlar. Sarılmak isterken itiyor ve düşürüyorlar. Cici yapmak isterken saçını çekiyor, yüzüne vuruyor ve canını acıtıyorlar. Meraklarına yenik düşüp gözüne parmak sokmaya çalışıyorlar. Diğer anneler, çocukları başka bir bebeğe dokunmak istediğinde hemen araya girip müdahale etmek zorunda kalıyorlar. Oysa ben kızımdan eminim, asla müdahale etmeme gerek kalmıyor. Çünkü kızım başkasının vücuduna saygı duymayı kedi oğlum sayesinde öğrendi.

Ayrıca paylaşmayı (yemeğini bile), kardeşini korumayı (bana karşı bile) ve başka bir canlı ile oyun oynamayı da yine kedi oğlumdan öğrendi. Benim istesem de, uğraşsam da öğretemeyeceklerimi oğlum kızıma öğretti. Mesela sabahları oğlumun kapısı kapalıyken, kızım onun uyuduğunu biliyor ve asla rahatsız etmiyor. Kedi oğlum içeriden "beni çıkarın artık" miyavı ile seslendiğinde kapıya gidip, "aç" diyor. Sonra içeri girip su kaplumbağama "mama" vermek istiyor. Kedi oğlum yemek yerken onu rahatsız etmemesi gerektiğini de yavaş yavaş öğreniyor. Yani kızım henüz 14 aylıkken "mahremiyet", "özel hayata saygı" kavramlarıyla tanışıyor.


Kızım "cici" yapmayı öğreniyor.

Hepsi kedi oğlum sayesinde. Eh, kızım arada azıcık tüy de yutmuştur muhakkak ama halısının ya da kürklü yeleğinin tüylerini de yutuyor. Tüy konusunda bu kadar pimpirikli olmamıza anlam veremiyorum. Şunu unutmamak gerekir ki Afrika'da hayvanlarla birlikte büyüyen çocuklarda alerjik hastalıklara rastlanmıyor. Oysa artık büyük şehirlerde hangi arkadaşıma sorsam, çocuğu "alerjik bünyeli". Benim kızım ise alerjik astım başlangıcı olan babası nedeniyle doğuştan risk altında olmasına rağmen, muhtemelen yuttuğu kedi tüyleri ile sapasağlam :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats