mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Prometheus'a bi öğrenci

Bu Prometheus'u izlediniz mi?
Bir grup eleman hayatın başlangıcını arıyorlar, bi gezegene gidiyorlar, orda uzaylıyı arıycaklar da soracaklar; İnsanı sen mi yaptın? Niye yaptın? Yapanı gördün mü? falan. Uzaylı da sanki ‘buyur otur, her şeyi anlatayım’ diyecekmiş gibi. Uzaylı ya sonuçta medeni olacak. Belki senden benden öküz, bilmiyoruz.

Gerçek şu ki, holivud sikko bir filme daha teyp, kamera harcamış; boşu boşuna kim bilir kaç kere 'ekşın' diye bağarmış. Bir kere senaryoyu kime yazdırdınız allasen. Sete giderken yolda ışıkçının aklına mı geldi? Millon dolar bütçeyi aldık diye başı götü dağıtmışsınız, senaryo yok ortada. Böyle bi mantıksız döngüler, tutarsız karakterler, güdümlenememiş amaç, biçimsiz son. Olmaz bunlar. Saldın kendini holivud, toparlan.

Öncelikle ekip niye 5 kişi. Hayatın anlamını bulmaya, allahına koşmaya gidiyosun; bir avuç adam, bir de robot. Al şunu 60, 70 kişi, nolacağı belli olmaz uzay bu. Ayrıca o elemanlarda tripler ne öyle hiç ilgisiz, biri gavur amelesi 'ben sadece para için burdayım' şekli. Hayır ne işin var o zaman burda. Hem grubun motivasyonunu düşürür o. Biraz grup oyuncuları alıcaksın arkadaşım, azıcık uzayla bilimle ilgilisini seçeceksin. 2 yıl kutunun içinde gidiyonuz, koca organizasyon yapmışsınız, robotun saç boyasını falan almışsınız yanınıza ama mekanik grup fos.

Öbür bir yer bilimci mi ne var, bi boka yaramadı zaten. Valla ben kendi başıma daha faydalı olurdum o gruba, cidden. Yer bilimcisin lan sen; bi taşa bakıcan, inceliycen, merakın olucak yani. Hırtın biri. Herkes para için gelmiş aga, yani alt metin olarak diyor ki ‘ben düşmüşüm hayat derdine, yemişim allahını da’ diyor. Ayrıca belki allah falan çıkmıycak, hadi çıktı diyelim, mısır tanrısı çıkacak belki. O incili kalbine basmalar ne öyle, haçlı kolyeyi okşamalar 'bulucaz onu richard, bulucaz' tripleri. İyi buldun amk, ne diyceksin? Hayır, sanki dilini anlayacakmış gibi, adam gelişmişse gelişmiş, sanane. Ayrıca bi destur demeden inmişsin gezegenime, ne ayaksın belli değil, ne soruna cevap veririm ne bişey. Kovaladığım gibi gemini de arkandan tekmeler atarım uzaya. Ayıptır lan. Geliyorsun mağaramda gezip, taşımı böceğimi götürüyorsun. Oturup bi de muhabbet mi edicektim senle. Hayret bişey. Uzaylıyı da Allah yarattı demiyo mu bide, vur ağzına bi tane. Olum nası bilim bu. Kopar zincirlerini öyle bak uzaya, gezegene. Hiç düşünülmemiş şeylere açık ol falan. Ama yok, düzsün işte. Senle ne sohbeti olabilir uzaylının bu kafayla.

Hele o mağaradaki sorumsuzluk nedir öyle. Mağaraya girdin tamam güzel, cebinden aletini çıkardın süpersin, havayı bi ölçtün, aa oksijen. Hemen ne çıkarıyosun olum kaskını kafadan. Hayır bu nası bilim arkadaşım. Bi de yanındakileri de gaza getiriyo 'çıkarın, çıkarın'. Mahalle baskıcısı puşt. Valla kimse de o kaskımı alamaz başımdan. Bunun mikro-organizması var, mikrobu var, genetiği bozuk böceği var. İlk insan nebçim tedbirli davrana davrana geldi bugünlere, adamdaki genişliğe bak. Ya bugün hayvana bile gel gel diyosun da gelmiyo, nası tedbirli hayvan. İçgüdüleriyle hayatta kalıyo, senin aletin edavatın var, hala hareketlere bak.

Zaten filmde genel bir lakayıtlık hakim her dakka. Bi kere mağarada ekibin bir kısmı mal gibi tırsıp geri dönücez deyip, dönemiyor klasik. Elin mağarasında tutsak kalıyor. Sen içerden kameralarınlan, sesinlen adama umut ışığı olacağına, ‘aman ha bişeyi ellemeyin sabaha kadar bekleyin, alcaz sizi’ diye ekibine destek vereceğine dalga geçip 'birbirinizi dürtmeyin ha gece gece' falan diye espriler patlatıyorsun. Sınırını bil biraz. Gerçi o korkanlar senden beter. Adamın karşısına uzay yılanı, cıva gibi garip yaratık çıkıyor. Yılanı dürtüklüyor lan. Hayır denizanası görüp sudan çıkan bir tipin var senin, besbelli busun işte. Çıkmış zaten yaratık diplerden, o terminatördeki cıva adam gibi, yokluktan oluşmuş gelmiş. Çomakla dürtemezsin. Bi de arkadaşına ‘bak hele bak, hehe mehe’ diye taşak geçemezsin.
Yani bu mallık senin de değil, senaristin işte. Komik karakter yaratmak bu kadar kolay mı lan?

Diğerleri desen garip taştan kafa getirmişler içerden, inceleyelim derken patlamış yeşil yeşil sıvılar her yerde. Yine genişlik, lakayıtlık. Elini yüzünü silip devam edemezsin kurcalamaya. ‘Arkadaşlar bu patladı yenisini bulucaz’ de, bir yeni planını yap. Ayrıca bi şaşır adam gibi, şokunu yaşa. Belki patlattın tanrıyı, al, noldu şimdi? Ağla dur başında, dağlara taşlara bağır elin gezegeninde.
Ayrıca 2 yıl kapsülde geldiniz oraya, eskiden ne güzel çıplak gidilirdi bu yolculuklara, ne öyle sarınmışınız tüllere, nerde doğallık, nerde samimiyet? Yok. Rtüğe kurban gitmiş hep. Bir de gözümden kaçmadı, sırf erkekleri ameliyat eden bir alet yapmışsınız gemiye. yani ormanda doğurabiliyor diye bi cinsiyete bu kadar yüklenilmez, bi yara bandı alaydınız bari. Şileye denize inmiyosun, ışık hızıyla yol geldik o kadar. ‘Gelecekte sadece erkekler önemli olacak’ önermenizi de aynı senaryo özürlü gruba bağlıyorum ayrıca, ‘gelecekten teknolojiler ekleyelim, bilim kurguda lazım’ deyip sıçıp batırmışsınız resmen.

Ayrıca kurgunu milyon dolara yaptırmışın, efektini kepçe kepçe koymuşun da, o ne biçim uzaylı gemisi lan simit gibi. Olum azcık aklınız çalışsın, xrayden içeri bakan uzaylı içi boşluklu alete biner mi, mekândan zarar eder mi lan? Hayır, başı kıçı belirsiz rota almaz o alet. Döne döne ziyan olur uzayda. Tamam kütahya porselen şeklinden kurtulmaya çalışmışsınız evet, çok güzel çıkış noktası ama olmaz. Simite binmez uzaylı. 2 kere 2 dört bu.

Bir de.
Cidden bütün holivuda sesleniyorum. Yani binlerce yıldır filmlerde bir şeyleri birilerinin üstüne düşürdünüz; dev ağaçlar yıkıldı, Eyfel kulesi devrildi, dinazor üzerinize koştu da, bi kaçamadınız lan şunlardan. E dümdüz koşuyonuz çünkü. Yani holivud, sen kuantumla falan uğraşan bir milletin ürünüsün, bir sanatısın. Bak kurban oliyim. Üzerine devasa simit gibi gemi düşüyorsa havadan, dümdüz koşmazsın, bi çapraza gidersin ki ölmeyesin. O ortamda bir robotun kafası çalışıyordu galiba, o da hinlik peşinde. Zaten içirdi mikroplu uzay sıvısını rezil etti koca projeyi. Uzaylıyı buldunuz, dünyayı yok edecekmiş çıktı.
Uzaylının da çok skindeydi afedersin. Ya bu uzaylı niye kendi işine bakmıyor hiç diye düşünürdüm hep, o gezegeni görünce aydım. Adamların meşgalesi yok. O kurak, çorak ortamda naapsın adam; habire dünyayı patlatayım, planlar bir şeyler. Hâlbuki ekiceksin oraya iki sıra domates, bi sıra salatalık, oh. Bağ bahçe ne güzel, uğraş dur. Kafana da koydun mu hasır şapkayı, senden kralı yok be uzaylı.

Ama sana bunları anlatacakları, torba torba gübreyle gelecekleri yerde hala;
‘Niye yaptın? Niye yarattın bizi? Neden? Anlat!’
‘Eeeh yaptıysam yaptım arkadaş, elimizde sıvı vardı indik dünyaya, döktük dereye ordan can çıktı işte. Hücreler falan şeyoldu, ne bilelim yani. Bi deneyelim dedik, insan çıktı. Ne bela oldunuz arkadaş. Yürü işine bak ya. Başka gezegenleri çöz, altın oranı anla, güneş sönünce napıcaksın onu düşün yani. Ne geldin bana musallat oldun. Bu işte. Tamam. Şimdi git namaz mı kılıyosun, mum mu yakıyosun kilisende napıyosan, yürü kendi gezegeninde yap. Bak robot ne güzel duruyo sessiz sessiz yanınızda, hiç bişey diyo mu? Onu da sen yarattın, gelip darlıyo mu seni, ‘beni niye yarattın?’ diye sabah akşam uyluyo mu? Robot çok mu lazımdı? Yook. Yapabiliyodunuz yaptınız işte. Bizim elimizden de bu geldi, yaptık.
Hadi herkes gezegenine arkadaş. Şov bitti. Uzaylıyı da buldunuz, gördünüz, bu işte. Hepinizden de yakışıklı, karizmalı, boylu boslu.
İyi taam hadi patlatmıyorum da gezegeninizi korkmayın. bişey yok. Taam hepinizi de cennete aldım taam. Yaşa sonsuza kadar. Gidin anlatın şimdi, konfetiler falan. Ben bakıyorum burdan, bin gemine uç. 2 yılda geldin zaten. Olum ömrünüze yazık değil mi lan? İnemediniz zaten kocaman ovaya, bi saat dolandınız havada gördük. Gelişince gelirsiniz hadi. Olaysız dağılın şimdi. Kafa açtınız akşam akşam.’


27 Aralık 2011 Salı

Gavur musun yılbaşı?


Bu aralar Türk milletinde bir embesillik var yine. Yılbaşı kutlansın mı, kutlanmasın mı? Kafayı yediler. Blogların birinde demiş ki; ‘Hıristiyan, İsa’nın doğuşunu kutluyor, biz de özentiyiz, kutluyoruz, ne kadar salağız. Canımız eğlence çekiyor diye gâvurun bayramını mı kutlayacağız?’

‘Yahuuu’ diye şöyle güzel bir iç çektim önce. Anlattım. Pek anlaşıldığımı sanmıyorum.  Zira ben çok net ve bilimseldim, onlarda ise şalter kapalıydı.

Bi kere arkadaşım, yılbaşı başka şey noel başka. Bunu bi ayıralım. Hıristiyan olmadığımız için değil, yılbaşı kutlamaya bahane aradığımız için de değil, gerçekten İKİ AYRI kavram oldukları için.
Yılbaşı, İsa’nın doğuşu değildir. Noel’dir o. 24 Aralık tarihinde başlar, İsa’nın doğum günü de zaten ‘1ocak’ değil. Her boku yanlış öğrenmişiniz, bi de oraya buraya yazarsınız utanmadan. ‘o İsö’nün doğumgönü amağ!!’ Değil işte cahil adam, değil. Hayır, bundaki özgüven aynştayn da yoktu yeminle. 24 Aralıkta doğmuş bu İsa emmi. Bunlar da takibindeki bir haftayı kutluyor işte. Doğuşunu anlatan skeçler falan yaparlar, ayin mayin okurlar. Dinlerince takılırlar. O haftanın sonunda yeni yılın ilk günü yaşanacak diye, cin fikir Hıristiyan milleti o günü de haftanın kıçına eklerler ve bu İKİ AYRI olayı beraber kutlarlar.

Nitekim yılbaşı kutlamalarının babası, İsa falan dinlemez. Hatta ‘sen yokken biz vardık’ edasıyla salınır İsa’ya da sümüğünü atmaz. Çünkü yeni yılın gelişi, kışın gelişi, astronomik değişimler binlerce yıl öncesinden beri zaten davul zurna ile kutlanır.
Eskiler ona ‘kış bayramı’ derler. Adamlar binlerce yıl önce; her krallık kendi anlayışınca, bu dönemi kutlamış. Eğlenceler düzenleyip ateş etrafında dönüp, içip eğlenmişler.  Herkes kendi ritüeline göre keyiflenmiş o dönemde. Ay takvimi (353)- Güneş takvimi (365) arasındaki 12 günlük aralığı kapatarak, iki takvimi aynı hizaya getirmekmiş amaç. Avrupa’nın nice kavimleri bunu, hiç öyle din min demeden yapmışlar. Zaten o aralarda tek tanrılı din bile yok. Mevsim değişimini uğurluyo adamlar, sizin gibi her işlerine fitne sokuşturmuyorlar. Masumiyet var.
Gel mesela Türklere bakalım. Türkler bu çam ağacı geleneğini getiren millet zaten. Şimdi gevşek gevşek 'yok yea' falan diycek bazısı, onların kafasına kafasına tarihin tozlu sayfalarıyla vurmak geliyo içimden. bilmezsin, dayanaksız atarsın, kanıtla gelene saygı duymazsın, uyuzum sizin gibisine ben. 
Neyse, ben öğrenme sevdalıları için devam ediyorum. Türklerden geçmiş çam ağacı süslemek. Adamların inancının ahanda göbeğinde hayat ağacı diye bişey var, tepesinde tanrılar, günü ve geceyi düzenliyorlar. Ve tam 22 Aralık günü, günler tekrar uzamaya başlıyor. Mitolojik olarak gün geceyi yeniyor. Adamlar da bu doğa olayını kutlamaya karar vermiş, kutlamış mesela. Bir akçam varmış o bölgede yetişen, Orta Asya'da sadece, başka yerde yetişmiyor. Onu evlerine, meydan yerine getirir, altına tanrıya teşekkür için o yılın mahsullerini hediye olarak koyarlarmış. Bildiğin domates biber işte. Dallarına da bir dahaki yıldan beklediklerini dileyerek kurdele, mendil falan bağlarlarmış. Danslar, eğlenceler gırla. Kilimler, halılar bu kutlamanın motifleriyle dolu.

E şimdi böyle bir bilgi var elinde, daha sen neyi tartışıyorsun ki! Yılbaşında yapıyolar diye kızdığın ağaç da senin, dalındaki süsler de senin dilek mendillerin,  noel babaya yazılan mektuplar senin yeni yılda gök tanrından dilediklerin, altındaki hediyeler de senin domatesin patatesin, tanrıya hediyelerin. Yani adamların yaptığı ne varsa senden görmüşler zaten. Almışlar senin âdetini, yanına İsa doğdu diye eklemişler; sen günlerin uzamaya ilk başlamasını kutlarken, o gelmiş 'İsa da bizim güneşimiz sayılır, biz onun yükselişini kutlıycaz. Sizin ritüeliniz de artık bizim olcak' demiş. Baskın toplum oldukları için yayılmış. Sen de bunu yemişsin. Bu kadar. Şimdi mal gibi yılbaşı geleneği diye bişey olmaz, çam ağacı gavur adeti falan dersin.

Bihabersin işte kabul et, ‘ama İsa’nın doğum gönü dediler’ Hayır efendim. O başka, bu başka. Siz bizden gördünüz hepsini diyeceksin. Sana ne İsa’dan! Sen kendi geleneğini bil önce, uygula, uygulama ama bil. 'Iyy çam ağacının altına hediye, ne kadar banal’ O zaman senin ataların banal şekerim. Gidip Büyük Ada’da dallara mendil bağlamayı biliyosun, hıdrellez de ateşten atlamayı biliyosun, telli babaya gidip tellere okuyup koca istemeyi biliyosun, bin tane yatırdan haberin var, bundan haberin yok. Olacak arkadaşım.

Kutlarsın, kutlamazsın, Müslümansın, Hıristiyansın fark etmez. İnsansın ve senin takviminde de 31 Aralık gecesi bir yıl bitip yenisi geliyor. Yeni umutlar, güzel dilekler, mevsim değişiyor hadi bakalım diyeceksin. Biraz şu doğayla ilginiz olsun ya. Bir sevginiz olsun. Onu sallamaz, bunu umursamaz, öbürünü duymuş biyerden ‘aman aman gavur icadı’ Amma dönek milletmişsiniz he. Ulan yıllarca atalarınız o çam ağacına ne anlamlar yükledi kim bilir. Başında ağladı sevindi lan hayvan herifler. Tamam, sen o kadar manalı bulmayabilirsin ama en azından bi saygın olsun; yeni yıl şerefine bi kadeh kaldırıver, olmadı bi güzel yemek ye, olmadı bi banyo yap. Ak pak ol. Bi düzgün gir yeni yıla arkadaşım.

Noel Hıristiyanlığın, oruç Müslümanların, unsuz dönemi Musevilerin, çiçek bayramı Budistin olabilir. Ama yılbaşı hepimizindir.  Adamlar binlerce yıl kutlamış lan az mı? Bi de mesela düşman kavimde, aynı kutlama yapılıyomuş diye bi anda ‘siktret ya başka şeyaparız’ dememişler. Bağlılık var adamda, dürüstlük mertlik var, döneklik yok. Çok merak ediyorum acaba gâvur milleti ‘Noel’de hurma yemeğe bayılırız’ deseydi, hurmamızı bir anda bırakacakmıydık? Cevaptan hiç emin olamıyorum ve işte bu tartışmayı dinlemeyi çok isterdim ben.
He bir de ‘bu kapitalist düzenin parçası, hep bize para harcatmak için’ diyen var. Noel babalar, taş gibi Noel kızlar, hediyeler, gezmek tozmak. Bir miktar doğru tabi. Ama harcama sen de, evinde sevin yani düşman olma yılbaşına. Tercih etmiyor görünüyor, kendince tribi var ama içi kıpır kıpır biliyorum, 3..2..1.. derken havaya zıplayıp ‘mutluluk ulaağn’ dememek için zor tutuyor, sıkıyor kendini. Sıkma kardeş! Yapma bunu. Geleneğin bu senin, sevin yeni yıla, tut bi dilek nolucak, olur belki fena mı?

Zaten hala belli değil napıcağım yılbaşında, yine açıkta kaldım.  Dışarı çıksan çekilmez yılbaşı kalabalığı, birilerine yamanıcam son anda. E size de o kadar konuştum; Noel’i yılbaşının ingilizcesi sanmayın artık, nolur bak.

Sizlere yılbaşı hediyem şu video;
 ‘Videoda yılbaşı geleneğinin Türklerde nasıl yapıldığını anlatmış. Mis gibi net bilgidir. Dr. Muazzez İlmiye Çığ bizzat anlatmıştır. 1914 doğumlu yani 97 yaşındadır. Doğumu Bursa/Osmanlı Devleti olarak geçer. Bu kadın; Dünya' da Sümerologlar arasında sözü geçen nadir kişilerdendir ve Türkiye’nin ilk sümeroloğudur.  Türkiye’de tarih konusunda bulabileceğimiz en güvenilir kaynak bu kadının kendisidir. Buyurunuz.

Herkese süpersonik bir yeni yıl dilerim;




25 Ocak 2011 Salı

Dedemsin, Dionysos!


Dionysos’u seviyorum.
Millet akıllı olun, edepli olun, güçlü olun, ahlaklı olun ya da en olmadı güzel olun gibi mevzulara takılmışken, Dionysos hoplaya zıplaya çayır çimende gezerek, şarkılar türküler söyleyip insanlara sadece ve sadece eğlenceyi öğütlüyor.
Ne edeceğini kime gideceğini bilmeyene ise üzümün en tok, en yüce hali olan şarabı öneriyor. 
Adam akıyor şenlikte şenliğe, karıdan kıza, üzümden şaraba. Adam yaşıyor yani.Ben bu adamı sakalından öperim. Dionysos şenlikleri yapalım olum valla lan. rock'n coke u siker atar öyle deyim sana.

Tüm tanrılar gibi bu da bir hikaye olabilir tabi.
ve bunu ilk uyduran kişi benim büyük büyük dedemden ağrı akrabam da olabilir. Çünkü ancak güçlü bir kan bağı bende böylesi bir hayranlık oluşturabilir.

Eminim ne büyük bir neşeyle o gün yatağından kalktın ve aklına gelen böylesi bir kimliği, etrafına toplanan herkese anlattın. Eğlenmenin, eğlenebilmenin ne büyük bir lütuf olduğunu biliyordun. 
Ben de biliyorum, çünkü ben de olsam aynını yapardım,
'Eğlenin, keyif pezevengi olun. Bilinciniz bazen sizi korkutur endişeye salar, arada bir onu kapatmayı bilin, bunun yollarından biri alkoldür, tadın. sevişmek en doğal mutluluk yoludur, ondan da geri kalmayın.' der dolanırdım.

unutmayınız sayın mitoloji sever,
Tanrılar, onlara inananlar oldukça vardırlar.
ve randıman için lezzetten feragat edenler elbet hakettiklerini bulurlar.