'Ama bütün bunları sizlere neden anlattığımı inanın hala bilemiyorum. Bildiğim tek şey seneler senesi içimde büyük bir baskıyla gizlemeye çalıştığım açmazları şimdilerde çok daha kolay dışa vurabiliyor olduğum. Bu da kimi acıların insan hayatının gündeminden er ya da geç kalkabileceğini kanıtlıyor. Bir ilerleme mi, yoksa bir gerileme mi bu? Sanırım bunu da zaman gösterecek. Ama sonuç ne olursa olsun hep biryerlerde kaldığımızı, kendi hayaletimizce kovalandığımızı ve tüm çabalarımıza karşın bireysel serüvenimizde sürekli olarak bir sürgünü ve tutsaklığı yaşamaya zorunlu olduğumuzu hiç unutmamamız gerekiyor. Gerisi boş laf.'
'Ama bir sevda söz konusu olunca insan hiçbir yere yalnız gidemiyor, hüsranları ve ayrılıkları hep beraberinde götürüyor.'
'Bir eve ya da bir kendine dönüşü sürekli olarak yaşamaya zorunlu olmak ya da düşkırıklığından düşkırıklığına koşarak değişebileceği sanılan sevdaları yenilemek, biraz tutku biraz da aldatmacayla yolun sonunda yalnız kalmamak için kıyıda bırakılmış öykü ve şiir parçacıklarına mutlaka sıra gelecektir. Derken bir gündoğumu, yeni taptaze bir sabah zaman ve yıpranmış bir şehrin denizle birleşen sokakları ve tüm denizlerin bir şekilde birbirine bağlanabiliyor olmaları.
...
Öyle olunca da kimi şehirlerde, düşlerde yaşanabileceğini yeniden düşünmek istiyorum. Garip ve açıklanması güç bir duygu bu ve öyle sanıyorum ki zorunlu sürgünlerin doğup büyüdükleri topraklara dönmek istemelerindeki gibi bir arzuyla kimi benzerlikler gösterebiliyor olmalılar. Ne de olsa bir yaşam boyunca hayalimize giren şehirlerin bir ezgi, bir koku ya da yaşanmış bir sevdayla özdeş olabilmeleri var.'
Mario Levi
'Bir Şehre Gidememek'
İnsanın kendine yaptığı yolculuklar ne gariptir değil mi? Dönüp dolaşıp başladığı yere gelmesi, geldiği noktayı ilk kez görüyormuş gibi kabullenmesi ve yeni bir yolculuğu beklemesi? Böyle olmasa yaşanmazdı belki de. Adım attıkça silip geçmeli eskiyi , yoksa koşar adım kendime dönmelerim böyle onarıcı olur muydu?
Foto: Mayıs 2011 İda'nın gözünden.