30 Temmuz 2010 Cuma

Buz gibi limonata olmalı

İşte şimdi şöyle en büyük bardağından içinde de Reyhan otu, buzlu ev yapımı limonata....
Eh her isteğimiz madem olamıyor bir burun oynatmamızla, 
Bana limonata tadı veren sevdiklerimi yayınlayayım dedim...

http://feiticeiradasagulhas.blogspot.com/ 


Bu sayfayı seviyorum, içlerinden beğendiklerimi kaydedip masa üstündeki elişi dosyama...


http://www.kirikplaklar.com/


Bu adresteki müzikleri dinlemeyi çok seviyorum. Eskilerden çalıyorlar...


http://www.10marifet.org/


İşte bir el işi sitesi adresi daha....


http://endiseliperi.blogspot.com/


Yazılarını okumayı sevdiğim bir blogcu, Endişeli peri...


http://www.canliradyolar.gen.tr/klasik-muzik-dinle.html


Bu klasik müzik adreslerinin olduğu site beni her zaman dinlendiriyor...


http://fizy.com/


Bu adreste de sevdiğim müzikleri buluyorum..


http://portakalagaci.com/


Her daim tariflerinin tam tuttuğu, açık anlaşılır olduğu çok sevdiğim bir yer..

29 Temmuz 2010 Perşembe

Güzel bir gün


Eğer gece rüzgar fırtına varsa dışarıda bir de pencerede açıksa biliyorum ki uyuyamaz... 
O esen rüzgarın havalandırıp pencereden dışarı uçmasını sağladığı perdeyi hayalet de sanmaz ama kornişin çıkardığı sesten, arka bahçedeki kavak ağacının yapraklarının sesinden etkilenir karışık kuruşuk rüyalar görür. bunun sonunda da ertesi güne taş ocağındaki mahkumlar gibi yorgun uyanır. Bir de misafirde gelecekse tamam işte hiç yaklaşmayın yanına saatli bir bomba gibidir. 
Neyse ki açılır daha sonra, içtiği bir bardak süt ve çukulatalı bisküvilerle. Misafir geleceği için bir telaş dolanır evin içinde, o odaya girer, mutfağa dalar, öğleden sonra gölge olan bahçede oturulur düşüncesiyle bahçeyi süpürür. İkram konusunda sıkıntısı yoktur, Allah ne verdiyse yeriz diye düşünür. Zaten gelecek misafirde yakın akraba olunca salça ekmek ikindi kahvaltısı bile iş görür. Yine de bu yazı bittikten sonra bir koşu mutfağa gidip milföyleri buzluktan çıkarıp tepsilere dizecek, maydanozla peyniri ezip iç hazırlayacak. Ocağa da tencerede su koyup makarna salatası için hazırlık yapacak.
Yalnız şu karşıda ki evin tadilatı keşke dün bitmiş olsaydı car car makina sesi pek iç açmıyor doğrusu....
Not: Hava sıcak olabilir ama olsun bir hortum tutup bahçeye birazda havaya sıkıp suni yağmur yapıp ıslanmak harika oluyor...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Bazen





Gece başımı yastığa koyunca gün içinde yaşadıklarımın, düşüncelerimin muhasebesini yapıyorum. 
Ve  fark ediyorum ki,


Bazen, birilerinin kalbini kırmamak için uğraşırken, 36 yıldır  bir kere bile teklemeden çalışan kendi kalbimi kırıyorum. 
Ona çok iyi davranmalıyım, ne mesai için bana surat yapıyor, ne zam istiyor, ne de yıllık izin.


Bazen çok büyük sözler ediyorum hem de yediğim kuş kadar lokmaları bile öğütemezken ağzımda.
Sonra da yutup bu lokmaları mideme zarardan başka bir şey vermiyorum.


Bazen, olur olmaz sözler veriyorum kendime. 
Uygulayamıyacamı bile bile...
Hani diyorum belki yapabilirim diye...


Bazen, değiştirmek istiyorum bazı şeyleri 
-en başta şu "şey" kelimesini kullanmayı-
Değiştirmek istediklerim için, en uygun zamanın sabah olduğunun kanaatine varıp dalıyorum uykuya 
"Bugün ki kasa hesabını tutturdum" diye sevinerek.


Bişiler olucak biliyorum, değişecek...
Yıl sonu defteri alacaklı - borçlu hanesi tutmuş olarak....





27 Temmuz 2010 Salı

Sıcak !

Hava zaten sıcak, yaz mevsimin en sıcak günlerini yaşıyoruz.
Ama sağolsun gündem daha da sıcak.
Kazanın altına habire odun atıyor birileri.
Gün geçmiyor ki, şehit haberi, karakollara yapılan baskınlar...
Ama şunu biliyorum ki,
İsrail'e helal olsun kardeşim!
Adamlar iki tane askerleri için yerle bir ettiler Filistin'i.
Peki bizimkiler ne yapıyor?
Referandum öncesi şu sıcak gündemi yaratan olayların olması normal miş!
O zaman çekin şu referandum tarihini öne,
Olsun bitsin bu iş!

Erimeden yazabildim...


Parov Stelar-Lost in Amsterdam
Yükleyen manfromcydonia. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.


Sıcaktan yazamıyorum bişiler.
Serinlemek için dinliyorum bu parçayı...
Hoşcakalın...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Yaz tatili

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

Şu sıcak yaz günlerinde hepimizin isteği tatile çıkmak değil mi?
MFÖ şarkısında çok güzel anlatmış yaz tatilini şarkıyı bulamadım
Sizin için seçtiğim bir MFÖ şarkısıyla idare edin artık....
İyi tatillerr...


Yaz tatili 
Paranın katili 

Biraz serinlemeye 
Kafamı dinlemeye 
Giderim ben tatile 
Ellibini, yüzbini 
Bikinisi, bluzu 
Pantolonu, mayosu 
para kalmaz 

Yaz tatili 
Paranın katili 

Bu şapka enfes 
Şu eteklik harika 
İpekli, çok güzel 
Ah bu şal 
Papeller eridikçe eridi 
Dilim damağım kurudu 
Beşyüzbini versene 
Milyonları versene 

Yaz tatili 
Paranın katili 

Mayomuzu giyelim 
Lokantaya gidelim 
Yedikçe kazığı eğlenelim 
Onbeş günlük dinlenme 
Birkaç kadeh demlenme 
Şarabı da kebabı da 
Kol gibi kazığı da 

Yaz tatili 

16 Temmuz 2010 Cuma

Dayanamıyorum...

    Get this widget |     Track details  | eSnips Social DNA    

Dayanamıyorum,
Sabah ekşi bir suratla kalkıp daha yüzünü yıkamadan fırça atanlara,


Dayanamıyorum,
Sabah sabah hayattan feleğin sillesini yemiş mutlu olmayı dahi beceremeyen kadınların feryat figan söyledikleri şarkılarıyla yataktan zıplamaya,


Dayanamıyorum,
Yolda terliğini yere sürüyerek yürüyenlere,


Dayanamıyorum,
Kendisi uyanacak diye tüm sokağı acayip seslere sahip alarmla uyandıranlara,


Dayanamıyorum,
Sabah işe giderken dünden kalma tişörtle ter kokulu bir vaziyette tüm otobüse koku salan kokarcalara,


Dayanamıyorum,
Bir de otobüslerde deodorantı geçtim hadi su ve sabun görmemiş koltuk altlarıyla yukarıdaki demiri tutup beni bayılmalardan bayılma beğendirenlere,


Dayanamıyorum,
Müzik zevki bi bokmuş gibi milleti cıstak cıstak sesleriyle daha afyonları patlamadan zıvanadan çıkartanlara,


Dayanamıyorum kardeşim napayım.
Şu eli yüzü düzgün, mis gibi parfüm kokulu insanlar saat kaçta işe giderler ?





14 Temmuz 2010 Çarşamba


Küçüklüğüm, İzmir Eşrafpaşa'da Yapıcıoğlu semtinde geçti.
Rakım Elkutlu Caddesi, eski Çiçek sineması karşısı

Sokakta oynamaya bayılırdık kardeşimle. Evimizin önü cadde üzeriydi. Bizde evimizin arka tarafındaki boş arsada oynardık. Acıkınca da evin arka bahçesinden Annem'e görünmeden eve girip mutfaktan domat ve ekmek alıp kaçardık. Mazallah yakalanırsak dışarı çıkamıyacağımız gibi uyumaya da zorlanırdık. Şayet yakalanmışsak da akşam üstü 5 gibi kalkıp gevrek alıp Annem'in demlediği çayla tarasamızda ikindi kahvaltısı yapmak süper olurdu.

Evimizin önü cadde demiştim ya. İşte o cadde Kadifekale'ye giden yol üstündeydi. Evimizin yanında bulunan caminin önündeki duvara oturup o yoldan Kadifekale'ye turist götüren otobüsleri beklerdik. Otobüsler geçerken el sallayıp arkadaşlarla birbirimize hava atardık.
Kime daha fazla el sallanmış muhabbeti yapardık. Aslında hepimize el sallardı turistler neyin kavgasını yapıyorsak ?

Akşam ezanı okunduğunda evde olman gerekirdi yoksa çok kızarlardı.
Gece vakti sokağa çıkmak mı ? Oda ne demek hayatta olmazdı yasaktı. Zaten bütün gün sokaklardasın. Hem evimiz cadde üstü nereye gideceksin derlerdi. O yüzden çocukluğumda evimizin sokak arasında olmasını çok isterdim.

Ama sokağa çıktığımız tek gece Hıdrellez akşamı olurdu. Yani 5 mayıs akşamı.
Zaten tüm İzmir sokakta olur o akşam. Ateşler yakılır, üstünden atlanır, gezilirdi.

Biz gündüzden hazırlanırdık arkadaşlarla Hıdrellez'e. Boş arsadan kopardığımız dikenleri uzun bir ipe bağlar sonrada arka sokakta yoldan geçecek arabaları beklemeye başlardık. İpi sokakta bir arkadaş ucundan diğer ucunuda ben tutardım bir araba göründümü ipi gerdirip arabayı durdurmaya çalışırdık. Ve arabayı süren kişiden yakılacak ateş için gaz parası isterdik. Eğer şoför para vermezse dikenlerin üstünden geçerken lastiğine dikenlerin batıp lastiğini patlatabileceğini iddia ederdik. Ne çocuk aklı be. Bir de o akşam en güzeli evlerin zillerini çalıp kaçma oyunu varki en güzelide oydu işte, bayılırdık.

Gece sokağa çıkışımız izinsiz de olurdu. O zamanlar Ramazan ayı yaz mevsimine denk geliyordu. Annemle babam camiye teraviye gittiklerinde bizide götürürlerdi. Biz çocuklar en arkada olurduk ve nedense hep kıkırdardık. Ara verildiğinde önce annelerimiz tarafından şöyleee bi güzel kaba etlerimizden çimdiklenir sonrada caminin bahçesine çıkmamız için yaşlı teyzelerden azar işitirdik. Tabii bizde ordan doğruca sokağa fırlardık. Gece saklambaç oynamak harika bir duyguydu. Şimdiki gibi korkularımız yoktu o zamanlar ya da çocuk aklı işte.

Şimdiki zamane çocuklarına bakıyorum da.
Bilgisayar başında o oyundan o oyuna geçiyorlar. Ya da televizyonda kendilerine yönelik bir kanalda çizgi film izlemekten sıkılmıyorlarmı diye düşünüyorum.



En dipteki not: Resimdekiler : Gelinlikli olan ben damat ise kuzenim. O resimde 5 yaşındaydık.

Sana

    Get this widget |     Track details  | eSnips Social DNA    

Gerçekten aradım durdum küçük bir armağan için
Ne sever biliyorum ama
Bakalım benim bulduğumu beğenecek mi korkusu
Biraz aksidir kendisi çünki
Ama yakışıyorda yaa...
O kendini beğenmişlik içindeki dudak büküşü
Aslında içinde bir yerlerde bastırdığı
O saf hali yok mu hele?
Yeminler eder inanırım çünki samimidir
İsimleri karıştırır dedim ya saftır.
Ama yine de korkuyorum ondan,
Nedenini de biliyorum ama itiraf edemiyorum.
Bu şarkı sana olsun.....

13 Temmuz 2010 Salı

Sevgili ADSIZ,

Şimdi sinirlendim mi gözüm hiç bişi görmez, 
Ağzım bi açıldı mı susmak bilmez
Küfür etmem ama ağzımdan çıkan cümlelere ben bile şaşırırım
Küfür etmem için çok ama çok zorlanmam lazım.
Zaten o küfrü de bana o küfürü ettirenin yüzüne edemem
Ama gel gör ki ettiğim küfürlere de şaşırırım
Ben bunu nerden duydum ki derim.


Sevgili ADSIZ,
Kalkmış sayfamı okumuş sonra da yorum bırakmışsın
Ve yayınlayıp yayınlamamak bana kalmış
Yayınlamıycam tamam mı?
Bu sayfa benim 
Git başka sayfada at, tut benim için.
Bu sayfada sana prim yapmıycam.


Sevgili ADSIZ,
Sana sadece acıyorum....
Kıskanç,
İçi haset dolu,
Ne yaptığını bilmeyen
Zavallı birisin sen...


Not; Benim Adım ŞENİZ. 
Senin Adın ne ?











12 Temmuz 2010 Pazartesi

Beyoğlu hatırası



Güzel geçen bir hafta sonundan geriye neler kaldı diye sorsanız,
Yorgunluk demem merak etmeyin.
Dinlendim gece geçti yorgunluğum.
Ama çok hoş bir hafta sonu yaşadım o anların tadı kaldı hafızamda.
Cumartesi sabahı uçağımız rötar yapınca hava muhalefetinden dolayı
Saat 12,00- de Kadıköy evlendirmedeki belediye nikahını kaçırdık. 
Rötar olmasaydı vaktinde orda olurduk ama üzülmedik...
Çünki kilise nikahına yetiştik...


Kadıköy'den Karaköy'e giden vapurlara atlayıp geçtik karşıya
İyi de oldu aslında vapur sefası yaptık.
Bi yandan gevrek, çayla karnımızı doyurduk bi yandan da yağmurdan ıslandık
Karaköy'de inip Taksim'e çıktık yürüyerek.
Bana aynı Konak'tan Damlacık'tan Bayramyeri'ne  yürümek gibi geldi bu...


İstiklal caddesinde yürüdük Eşimin tarafı arabayla karşıdan gelmişler ama kiliseden çıkmamışlar
İyi oldu aslında eğer nikaha yetişseydik onlara takılıp bu güzel gezintiyi yaşayamıyacaktık.
İstiklal'de eşimin en büyük abisiyle buluştuk onlar takılıp bişiler içerken ben caddedeki mehter sesine koştum.
Folklor gösterisi varmış bir çok yabancı folklorcü vardı yürüyüşte onları izledim.
Bu arada bişi yapmışlar Atm makinası gibi belediye hizmetlerini haber veren makina sandık önce birileri resim çekilince olayı anladık. 
Bizde foto makinası resmine basıp pozumuzu verdik, sonra da mail adresimize yolladık.
Ve sonra koşar adım Kiliseye koştuk.
Nikah çok güzel oldu...
Akşamada eğlence...
Hiç ama hiç oturmadık...
Giderken  valiz beklemeyelim diye çantamızı abimlerin arabasına koymuştuk.
Gecede çanta onların arabada kalınca  gelinin annesindeki kıyafetlerden giyip yattık.
Ertesi günde abimler bizden önce dönüşe geçince çantamızı alamadık yine.
Ve İzmir'den İstanbul'a giderken giydiğimiz kıyafetle yine İzmir'e döndük...

9 Temmuz 2010 Cuma

Gün'ü kap!

Ayaklarım sızlıyorrr,
Şimdi sabah eşim kapıdan ben bacadan misali çıktım evden.
İstikamet Torbalı.
Gün var malum liseden arkadaşlarla.
Hırslıyım bu defa önümüzdeki günü ben kapmalıyım.
Hazırlanmışım bulaşıkları makinaya yerleştirirken
Size de olur mu?
O an üstünde ince bir oya işçiliğinde düşünemediğim, yorumlayamadığım bi takım olayları arka bahçedeki limon ve mandalin ağaçlarına bakan lavabonun önünde bi yandan bulaşıkları yıkarken bi yandan da düşünürüm, yorumlarım.
Yine dün akşam böyle ama bu sefer bulaşıkları makinaya yerleştirirken sonradan yorumlamak üzere beynimin bi köşelerine tıkıştırdığım bu olayı aldım çıkardım..
Kaçtır almaya çalışıyorum günü ama bi türlü alamıyorum.
"Kızım dedim bu senin beceriksizliğin, ağlanıp sızlanmıyorsun, yok okul taksidimiz eksik kaldı, yok baza aldım ödeme yapıcam gibi sağlam bahanelerin, ödenmemiş senetlerin yok."
Aslında birazda belamı mı arıyorum ne ?
Şimdi kaç kişiyiz bi sayayım,
En az gelen gelmeyenle 15 kişiyiz eh bide 5 tanede çocuk say ettimi 20.
Kahvaltı yapıyoruz dayarım önlerine zeytin, peynir, domat, salatalık, gevrek ve çayı.
Tamam kızım oldu işte.
Bide tatlı yapıveririrm şöyle en hafifinden.
Ama bunu yapabilmek için günü almam şart.
Neyse yine bir sonraki günün nerede olması konusunda anlaşıldı.
Mesela bugünkü günü hazırlayan arkadaşım parayı başka bi arkadaşın sırasını alarak yaptığından para ev sahibinin değildi. Ama yine asıl kişi alamadı, önümüzdeki günü 
ne yazık ki KAPAN arkadaş aldı.
Evinde yapılan günde de parayı asıl kişiye verecek. 
Amaaa bi durum daha çıktı, belkide yeni doğum yapan arkadaşa oturmaya gidilip gün parasıda orda toplansın diyenlerde olmadı değil.
Karar 6 Ağustos'a kaldı.
Ramazan ayında ara veriliyor denirken ben çıktım ortaya herkesi susturdum veee
Ramazan bayramından sonraki ilk gün benim günüde yaparım, parasını da alırım kimseye de vermem bilginiz ola diyerek birazda anarşistlikle günü kaptım !
Not: Günde toplam 450,00- Lira toplanıyor....

6 Temmuz 2010 Salı

Düğün...

İşim çokk !
Cumartesi günü eşimin kuzenin düğünü için İstanbul'a uçuyoruz.
Program yoğun o gün.
Önce Anadolu yakasında Kadıköy Evlendirme Dairesinde nikah,
Ardından hopp Harbiye'ye Avrupa yakasına Notre Dame de Sion'a kiliseye
Akşama da eğlenceye..
İyi de öncesinde de var hazırlık,
Ne giyeyim telaşı..
Nikah ve akşam için ayrı kıyafetler seçildi oylama yapıldı
Sonra kuaföre gidilip saçlar boyanacak, kaş falan alınacak.
Ertesi günü döneceğimiz için yükümüz hafif olucak.
Belkide Eşimin abileri arabayla dönecekleri için valizi onlara paslayabiliriz.
En azından pazar günü uçak saatine kadar dolaşmayı düşündüğümüzden elimizde fazlalık olmaz...
İşim çok daha kuaföre gidicem...
Ayrıntılar nasipse dönünce...

4 Temmuz 2010 Pazar

İzmir'i inekler bastı...



Şöyleee uzunnnn, 
Bol pişi, sucuk, yumurta, salatalık, çay kokulu pazar kahvaltılarımızı Ramazan Bayramı sonrasına kadar erteledik. Eşimin bu sene 3 aylar orucu tutucam niyetiyle.. 
Şimdi Allah kabul etsin o oruç tutuyor ya ben tutamasam da sağolsun O'nun sayesinde tutuyorum.
Kahvaltı yapamıyorum, bir ekmekle en az 3 gün olmadı hadi küfleninceye kadar bazen ekmek geçinip gidiyoruz.
Bu hani ayağı kırık birine yardım etmek için koluna girdiğinizde sizde onun gibi aksarsınız ya yürürken aynı öyleyim işte.
Şimdi bu sıcakta kalkıp çukulatalı bisküvi ve sütle idare edeyim dedim ama sıcakta süt içmenin pek de iyi olmadığı kanaatine vardım. 
Midem daha fazla :)
Yarın benim için önemli diş dolgusu yaptırıcam ilk defa,
Yaşayanlar lütfen tecrübelerimizi dolgumdan sonra konuşalım, 
Öncesinde etkilenebilirim hoş olmayan anılardan :(


Bir de biliyormusunuz İzmir'i inekler bastı.
Şehrimizin muhtelif yerlerine inek heykelleri dikildi. 
Bununla ilgili ayrıntılı haber için  aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz,
Resimdeki inek, Karşıyaka İskele önü..




İzmir inekleri..

İzmir'deki ineklerin adresleri..





2 Temmuz 2010 Cuma

Geçen hafta

Günler deli gibi
Ama gün içinde ki işler o kadar ağır ilerlerken fark ettim ki,
Bişi yazamamışım ne zamandır?


Şimdi düşünüyorum da geçen hafta içinde ben neler yaptım?
Pazartesi evdeydim hayal meyal hatırlıyorum,
Haa pazartesi günü İzsu'dan geldiler evimin önünde kanal açıp
Beni sinir etmişlerdi yaaa....
Salı yine gelip su kaçağını bulup kapatmışlardı
Tabii kapattırana kadar geçen sürede sıkıntıdan ölmüştüm.
Öğleden sonra da Kuzenime gitmiştik oturmaya ama daha yarım saat olmuşu ki
Bir telefon iş görüşmesi için Alsancağa gitmiştim.
İş olmadı ama üzülmedim de,
Nedense ortam beni biraz ürküttü
Öyle korku şakaları satan bi yer değildi de
Kızılay Kan bankasının bir ucunda
Kordon'a, Montrö'ye, Alsancağa yakın bir yerdeydi ama
Neyse üzülmedim boşverin..
Ama ordan çıkışta gittiğim Behçet uz Çocuk hastanesi arkasında ki Sevgi yolunda
Oturup buz gibi içtiğim turşu beni hasta etti.
Çarşamba yatmakla, öksürmekle, film kanallarında gezinmekle geçti.
Perşembe, kuzenim geldi kahvaltıya.
İşyerinde ki arkadaşlarına söz vermiş yeni ev aldı diye kek ikram etmek için
Islak kek istemişti benden onu yaptım, bir de dünden yaptığım kurabiyeler vardı
Onları da aldı götürdü.
Şimdi yine evdeyim, burnum akıyor, öksürüyorum :))