31 Ocak 2010 Pazar

Kazandınızzzz !!!1

Lady Hanım,
Siz benim 30.izleyicimsiniz.
Vee KAZANDINIZ !
Ama ne ?
Daha bişmiyorum düşünmedim.
Zaten bu kadar izleyicim olabileceğini bile düşünmezdim ben.
Kendi halimde yazıyor, okuyordum.
Sonra sağolsun
Leylak Dalım, Çınar, Yaşamın kıyısında, İnsan olmak, Rüyalar gerçek oldu, Asortik krep, Recep hilmi tufan, Lunaparkta yaşam, Gergin bey, Mefkure-miz ve Proför bey ve şimdi isimlerini anımsayamadığım bir çok okuyucum oldu.

KAZANDINIZ!
En azından bir daldan bir dala uçan,
Uçarken aklına ne gelirse yazan,
Biraz deli biraz da alemin akıllısı,
Garip düşünce ve eylemlere hazır bir
Yazarcık kişiliği kazanmış oldunuz.
Hoşgeldinizz...

4 tane yavru köpeğimiz oldu


4 tane köpek yavrumuz olduuuu :)))

Sokağımızda doğum yapmış bir sokak köpeği ne yazık ki birden ölünce yavrularda bize kaldı.
Önce çok zorlandım, üzüldüm.
Yerlerini yadırgadılar, annelerini aradılar.
Biberondan emmediler bir kaç saat geçipte acıkınca şimdi deli gibi saldırıyorlar biberonlara.
Bahçemizde kapalı bir yerimiz var koli içinde eski giysilerden yumuşak yatak yaptık onlara.
Geceleride üşümesinler diye bir pet şişeye su kaynatıp dolduruyoruz ona ve birbirlerine sokulup uyuyorlar.(Pet şişe içindeki su onları yakacak kadar değil )

2 tanesi kahverengi renk ve çok sinirliler ayrıca çok da açıkgözler :).
Ssürekli hırıltılar çıkarıyorlar, biberonlara diğerlerinden önce saldırıyorlar.
Ve uyurken bile sanki sürekli olarak şu hallerine söylenirler gibiler.
Bir tanesi siyah kahverengiler gibi asabi değil sakin sakin yatıyor.
Ama 4.sü o kadar sakin ki en çok aç kalan ne yazık ki o.
Biberondan bişi yememek için inat ediyor sanki.
İlk gün ağzını açmadı ve neredeyse 24 saat süt içmedi,
Ama şimdi yavaş yavaş ta olsa içmeye başladı.
Sıcak su şişesini koliye koyduğumda şişeye saldırıp emmeye çalışıyor.
Onlara biberonla süt verirken ellerime saldırıp meme arıyorlar.

Bir süre daha kendilerini toparlayıncaya kadar bizdeler.
Umarım şu yaşam savaşını atlatıp onları gerçek yaşama alıştırabiliriz.


Not: Resimler İzmir'de Şopen Gazi Barınağı, mavi yağmurlukluda bendeniz Şeniz :))


30 Ocak 2010 Cumartesi

Bugün temizlik günüydü

Bugün hava güzeldi ya yağmura rağmen.
Coştu deli gönlüm temizlik yaptım en kapsamlısından.
Camlar açıldı havalansın diye ortalık,
Bir ara mutfaktaki camdan giren kedicik kovuldu tam da bir torbayı eşelerken
Sonra önce çalı süpürgesiyle yerler süpürüldü, sonra elektrikli süpürgeyle alındı,
Arkasından halılar kısmi de olsa silindi.
Yerler köşe bucak silinmek için banyoda su doldurulurken
Kova yere boca edildi bir sakarlıkla,
Yatak odasına doğru giden suyun önü kesildi,
Terlikler, çoraplar, koridordaki halının kenarı su içinde kaldı.
Bunlar yetmedi dış kapı bile silindi kloraklı suyla
- Klorak İzmir'ce  çamaşır suyu demek -
Tozlar alındı, soba kovası dolduruldu, alt tablası, boruları silindi,
Sonra da yakılıp tekrar ortalığın batması sağlandı bir güzelce :)
Sobalı evinde kötü yanı bu işte.
Yakıyorsun mis gibi ohhh sıcacık
Üstünde çaydanlık, kestaneler ama biraz sıkıldımı bir poflar
Ne temzilik kalır, ne de insandaki neşe.
Ama en güzel yanıda bi yarım saatçikde olsa
Kestirmekti sobanın yanında ki koltukta evlilik programları tam gaz giderken tv'de.
Bugün içtiğim suyun hesabı yok bu da demektir ki
Hafiften grip başlıyor- kendimce teşhisimdir bu-
Koca bir bardak su eşilğinde yine theraflu hapı içtim.
Gözlerim ağırlaşmaya başladı sanırım yine uyku ilacı almış gibiyim.
Bu hap uyutur beni şimdi inşallah yarına bişeyim kalmaz.

29 Ocak 2010 Cuma

Bugün hep yağmur yağdı İzmir'de.
Ama hava sıcaklığı hemen fark etti ılındı ortalık.
Küçük köpek yavruları sabah içmişler sütlerini komşumda 
Ama ben bütün gün içiremedim.
Sıcak su yapıp- kaynar değil ama- yuvalarında yanlarına koydum ısınsınlar diye.
Şimdi uyuyorlar.
Ama nedense benim beynim uyuşmuş gibi.
Bir sıkkınlık içimde.
Hayra çıkar inşallah.

Üzgünüm :(((

Bir süredir bir komşumuzun balkonu altında doğum yapmış bir sokak köpeği ve 4 yavrusunu beslemekle meşgulduk bir iki  mahalleli olarak. Hele şu soğuklarda yapmadığımız kalmamıştı. Anne köpek ve yavruları için yeni yer yaptık, yemek  götürdük. Anne köpeğin  kalkamadığı zamanlarda o alçak balkon altına iki büklüm girip elimle besledim, koyduğumuz tahta paletin altında kalan yavrusunu buldum, ıslanan yavruyu kuruttum, boş arsadan bulduğum büyük bir naylonu balkon etrafına çevirip taşlarla kapattım yuva yaptım.

Ama bu gün bir telefon aldım Annem'deyken. Mahelleden hayvansever bir arkadaşım arıyordu. Ne yazık ki anne köpeği kaybettimişiz. Öğlenleyin koşturuyormuş sokaktaki çocuklarla oynuyormuş. Ama saha sonra üst sokaktaki boş arsada ölü bulmuşlar. Ne bir kanama, yara, darp ne de ağzında köpürme falan yokmuş. Çünkü önce zehirlenmiş olabilir mi diye düşünmüş arkadaşım. Arkadaşıma sahibi oldukları bakkaldan boş koli alıp benim evin bahçesindeki merdiven altına koymasını yavrularıda gece gelince oraya alacağımı söyledim. Sonra yine konuştuk çok şükür ki sokağımda değil insanlık, hayvanseverlik bile ölmemiş bir komşumuz almış 4 yavruyu sobanın yanında eşiyle biberonla beslemeye çalışıyorlarmış. Yarın gidip bakıcam bir iki arkadaşı arayıp ne yapabiliriz diye konuşucam inşallah bi yer bulabiliriz onlara.

Üzgünüm :((

28 Ocak 2010 Perşembe

Size de oluyor mu?




*Blog sayfamı açıp şifremi giripte 1 yorum var gibi bir yazı görünce ağzım kulaklarımda oluyorum. Ama bir yorum yoksa da o zaman dudaklarımı büzüştürüp, yüzümü ekşitiyorum,
Size de oluyor mu?

*Bomboş yolda arabayla giderken, gerilerden çok gerilerden bir kamyonun taklalar atarak üstümüze geliyormuş gibi bir hisse kapılırım bazen,
Size de oluyor mu?

*Özellikle yaz akşamları saat 19,00- gibi sıcakların gidip herkesin çoluk çocuk sokağa döküldüğü vakitlerde o coşkulu insanların birer canavar olup evimin penceresinden, balkonundan içeri gireceği gibi bir hisse kapılırım bazen,
Size de oluyor mu?

*Bulunduğum bir ortamda her zamanki gibi konu ilgimi çekmediyse ve uçarken ben dünyanın bir ucuna bir sessizlik anında, gayri ihtiyari o kişiler sanki yanımda değillermiş gibi haklarında yalan yanlış laflar ettiğimi o insanların da inanamıyormuş gibi duyduklarına gözlerini büyük büyük açtıkları gibi bir hisse kapılıyorum bazen,
Size de oluyor mu?


*Yine kendisine güvenmediğim insanların yanında dururken birden içimdeki çok önemli bir sırrımı paylaşmışım gibi hisse kapılıp kendimden korkuyorum bazen,
Size de oluyor mu?

*Büyük bir deprem yaşamadığım halde, İzmir'de her an beşik gibi sallanırız alışkınız denildiği ve hiç apartman katında depreme yakalanmadığım halde, ne zaman apartman görsem katları sayarken bulurum kendimi,
Size de oluyor mu?

*Bazen bir toplu taşım aracı ya da bir ortamda ilk defa karşılaştığım insanlardan birini saçından tutup, yerlere yüzünü çarptığımı ve o kişinin bana nasıl bir tepki vereceğini  hayal ettiğim anlar olur bazen,
Size de oluyor mu?

Eğer bunlardan bir veya bir kaçı, ya da benzerleri size de oluyorsa kendimi normal olarak adlandırıcam.
Yok bunlar çok saçma psikolojik sorunları olan insanlar tanımlaması içindeyse o zaman  bir doktora başvurmayı düşünüyorum.
Size de oluyor mu?

26 Ocak 2010 Salı

Su saatlerimizi soğuktan donmamasına dikkat edelim.


Sabah uyandık ki su saatimiz donmuş. Bu bazı kışlar gelir başımıza. Evimiz bahçeli su saatimizde bahçede açık bir yerde duruyor. Aslında geçen gün gelmişti aklıma bu soğuklarda su saati donar etrafını kaplayayım diye geçirmiştim. Ama daldım bişilere unuttum. Evdeki muslukları kontrol ettim hepsi kapalıydı. Eşimide işe uğurladıktan sonra yattım tekrar. Laf aramızda eşim gittikten sonra uyuduğum saatleri çok seviyorum :).
Saat 11,00 gibi su sesiyle uyandım önce yağmur sandım sonra da yoksa açık muslukmu kaldı diye fırladım. Baktım kötü bir durum yok. Sonradan aklıma geldi. Şu anda oturduğumuz alt katın suyu önce üst kata çıkıyor ordan da bize geliyor. Yukarıda evin üstündeki bir boru patlamış. Daha öncede olmuştu bu. Soğuk hava boruyu bıçakla kesilmiş gibi bir hale sokmuş, donmuş su saati güneşi görüpte ısındığında tekrar su gelince sularda yandaki arsaya akmaya başlamış. Ana vanadan suyu kapattım, yukarıya çıkıp boruyu çıkardım gidip yenisini aldım aynen yerine taktım. Parmaklarım dondu o boruyu sıkıştırana kadar.
Asuman Abla'cım, valla İzmir sıcak günlerinin kıymetini bilelim, şikayet etmiyelim diye yapıyor bunları biliyorum.
Diyorum ki bahar gelsin artık, ortalığı dere otlu bakla kokuları sarsın hadi ama.

Resim: İlk robot, su saatleri tasarlayan bir dahi El-Cezeri'ye ait.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Sıradan bir soğuk gün

İzmir soğuk hem de çokkk soğuk. Kış ne yazık ki sert yüzünü gösterdi bugün. Hal böyle olunca markete gitmek dışında evden çıkmadım bugün. Sokaklar bile boştu. Tatil olmasına rağmen hiç çocuk yoktu sokaklarda. Olanlarıda ben yolladım evlerine soğukta ne işiniz var diye kızarak. Dün bozuk olan büyük ekran televizyonumuzu teslim ettiler. Şimdi bu odada o kadar büyük duruyor ki. Bir yandan kahvaltımı yaparken bir yandan da tv'de evlenme programlarını izlerken sanki adaylar tv'de değil de evimde koltukta oturuyor gibiydiler. aaa bunları izliyormusun demeyin. İzliyorum vallaha. Ama 3 tane ya biraz ondan biraz bundan izliyorum. Yorum yapıyorum, kriterlerini dinliyorum, adaylar arasındaki elektrik direncini ölçüyorum :)
Derya Baykal'a da bakıyorum ama o da sağolsun bazen çok konuşuyor kafam şişiyor. ama size bir program önericem, dijitürk'ü olanlar için. 6.kanal mymaxte oprah winfrey şov var. Alt yazılı ama gerçekten çok kaliteli program yapıyor. Sanırım saat 11,00-de başlıyor. Mutlaka izleyin derim
Aslında güneş vardı ama soğuk hava güneşin ışınlarını birer kılıç haline çevirmişti. Komşumuzun balkonun altında doğum yapan bir sokak köpeğimiz var. Günde 3 kere gidip kontrol ediyorum, yemek götürüyorum. eşim işyerindenpalet getirmişti o tahtanın üzerine Lucky'cimin eski bezlerinden koyup yumuşak bir yatak yaptık. Ama gel gör o yavrular yine toprağa doğru gidiyorlar. Bugünkü gidişlerimden birinde anneleri yavrularını emziriyordu ama bir baktım bir yavru eksik. Bir yerlerden de ses geliyor. Dinledim, dinledim en sonunda kayıp yavrulardan birini o tahtanın altındaki boşlukta buldum. Ordan çıkarıp annesinin kucağına bıraktım. Yazık anne köpek yavruların emmesinden getirdiğim yemeğe uzanamadı bende önüne koydum. iştahla yedi yemeğini. Boş arsada bulduğum koca bir naylondan da balkonun etrafını kapattım.
Sonra da biraz hareket yapmak iyidir diye düşünerek markete gittim.Alışveriş yapıp eve geldim. Eşime güzel bir revani pişirdim. Yarım kalmış bir bebek yeleğim vardı. Robadan başlamıştım altına ne örnek yapayım derken kalmıştı öyle. Şükür bir model buldum bakalım onu yapmaya çalışıcam. Aslında kitap okumak istiyordum bugün ama olmadı yarın da bir işim vardı dışarı çıkacaktım aradılar iptal olmuş pek mutlu oldum.
Hava çok soğuk bugün ancak bunları yapabildim.
Kış mevsimi duymasın ama yaz sıcağını çok ama çokk özledim.

23 Ocak 2010 Cumartesi

A aa bak kış geldi baba


A a a bak kış geldi baba
Sırtında kalın abası,
Elinde kalın sopası
İ i i kış dondurdu bizi.

Canım Baba'cım biz küçükken kışın sobanın yanında kızarmış ekmek kokularıyla kahvaltımızı yaparken bize öğretmeye çalıştığı çocukluk şarkısı.
Sadece bu kadarı aklımda kalmış.
Benim için kışın geldiğini soğuk havada ağzımdan bu şarkı döküldüğünde anlıyorum.
Her zamanki gibi Balkanlar üzarinden gelen soğukla kış soğuk ve sevimsiz yüzünü gösterdi.
Yine küçükken hava durumu haberlerinde "Balkanlar üzarinden gelen alçak basınçla beraber soğuk hava" dediler mi kendi kendime şu gelirdi aklıma.
"Ezeli düşmanımız Yunanistan balkanlarda ya bu soğuk havayı onların bize kasten gönderiyor"
diye düşünerek onlara çok ama çok kızardım.
Onları yendiğimiz için yeni,lgiyi kabullenemeyip soğuk havalarını bize gönderip bizlerle hala uğraştıklarını sanardım.Olay öyle değilmiş tabii sonradan öğrendim.

Not: Resimdeki yer, İzmir Konak Pier.
Eskiden balık haliydi. O halini hatırlıyorum hayal meyal.
Balık kokularıyla, yerlerin ıslaklığından oralarda düşmemek için kendimi zorlardım yoksa balık kokularına bulanabilrsin. Şimdi ise restore edildi ve içinde sinema ve lüks mağazalarıyla, restoranlarıyla güzel bir yer oldu. Konak semtindedir.
resim isimli blogtan alınmıştır.

22 Ocak 2010 Cuma

Mim gelmiş, kimden gelmiş?

Sevgili Leylak Dalı 'nın sayfasına bir mim konmuşşşş.
O'da Şeniz'i mimlemişşşş.
Şeniz'de yazmışşşşş.
Pek sevgili okurları okumuşşş.
Şeniz'de bu mimle  Sevgili Kamikaze 'yi mimlemişşşş...


Mimin konusu;
Hakkımda 7 adet accayiplikle ilgili yazmam için.
Daha önce de yazmıştım hattabenim türlü acayipliklerimle karşılaşan Eşimcağıza sormuş, O'da garibim benim zorumla cevaplamıştı. Hatta cevaplarken de biraz atışmıştık. 
"Beni ne kadar da acayip buluyorsun yaaa" dercesine şakacıktan :)))
Şimdi tekrar kendisine sormadım, kendim hakkımda niye daha fazla düşündürtüp, konuşturayım ki. 
Ben yeni bişiler ekledim bakalım.


1-Biri yanımda otururken ve o an çok güzel bir yorum yapmış ya da espri yapmışsa hiç farkında olmadano kişinin  kolunu çimdiklerim hafif hafif.


2- Hem gevrek (Simit) hem de boyoz aynı anda ısırıp susam tadına ağızda dağılan boyozun tadını ekleyip yemek offf harika oluyor yaaa.

3-Her gece yatarken yastığımı elimdeki yastığıma başımı dayayıp kendi yastığım olup olmadığını anlamaya çalışırım. Aynı şekilde mesela yatılı kaldığım Annemlerde, kardeşimde misafir yastıklarını da aynı şekilde deneyip yatarım. Yumuşak yastık severim, yattığım yerde duvara dayanık bir yastık olur kendi yastığımıda o yastığa yanlamasına koyup uyurum.

4-Genelde kafama bişey takmam ama takıncada deşmeden, ıcığını, bıcığını çıkarıp suyunu çıkarmadan rahat edemem. Ve o takıntım bitene kadar onunla yatar, onunla kalkarım.

5-Eğer karşımdaki kişinin muhabbeti beni sarmadıysa, o kişi konuşurken ben kafamda
çoktannn valizlerimi toplayıp havalanındaki ilk uçağa atlayıp dünyanın başka bir yerinde geziniyor olurum.

6-Genelde ilk karşılaştığım bazı şahsiyetlerle! önce bir didişir, olmadı ağız dalaşına girer kavga ederim sonra da accaayipp muhabbetortamı yaratırım.


7-Bazen de girdiğim bir ortamda utanır, sıkılırım ama bu duygumu da gerçekten acayip olucak ama kahkahalar atarak aşmaya çalışırım.







20 Ocak 2010 Çarşamba

Lanet olsun

Bu cümleyi sevmiyorum aslında.
İnandıklarıma ters düşen bir cümle.
Lanetlemek bana düşmez
Amaaaa
Yurdumda olup biten
Türlü oyunlara,
Türlü şaklabanlıklara,
Gözümün önünde cereyan eden ama dur diyemediğim
Bu kadar olaylara karşı başka bir tepki veremiyorum.
Dilim varmasa da söylemeye,
Gönlümden, beynimden geçen bu...

Yeni bir dizi başladı yurdum haberlerinde,
Adını dahi ağzıma almak istemediğim kişinin başrolde olduğu.
Kukla olan ama farkında olmayan,
Kalleşçe insan vurabilen,
Kendini mesih zanneden,
İnsandan makbul bir kişicik.

Bugün basın açıklamasında yurdum insanı
Pprotesto etti kendisini.
"Abdi İpek'çinin hesabını nasıl vereceksin" diye.
Sonuç;
Ciple değil bir sivil ekip otosuyla 
Lüks olmayan bir nezarethanede
Bir gece gözaltı.

Bu ne yaaa...
Roller ne zaman değişti?
Katiller ne ara kahraman oldular.


18 Ocak 2010 Pazartesi

Bir mimin cevapları

Evettt günlerdir blogdaşlarımın yazılarında yer alan bir mim var.
Gerçekten önemli konulara işaret eden bir sorular ve cevaplanışlar dizisi.
İtiraf etmeliyim ki
"Acaba benimde sayfamın kapısını çalıp, bana bu mimi paslamak isteyen olacak mı?"
diye düşünürken,
Sağolsun, varolsun sevgili Asuman Abla'cım beni mimledi.
Ehh elimden geldiğince cevaplamaya çalışmak istiyorum.
Tabii bu mimin gereklerini yerine getirebilmek içinde bir takım şartlar mevzu bahis konusu.

*Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
*Üç kişiyi mimliyor, bloguna not bırakıyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
*Mimlediğiniz blog sahibinden de aşağıdaki adresi tıklayarak yorum kısmına
  cevapladığı mimin linkini not düşmesini rica ediyorsunuz. 
"Aysema'dan blog dostlarına sobee"


Sorular:


1-Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2-Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3-Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4-Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5-Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?

1-Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?



Dokunulmazlık nedir ?
Dokunulmazlığn sözlük anlamı;  ilişilmez, karışılmaz olma hali ve hakkıdır.
Ülkemizde ise dokunulmazlık,
Seçilen kişinin göreve gelmeden önce işlediği suçlardan milletvekili olduğu dönem boyunca yırtıp, sonrasında da şu yada bu şekilde zaman aşımına uğratıp o davadan yırtma halidir.
Pekiii böylesine güzel bir durum varken kim dokunulmazlığın kalkmasını ister ki?

2-Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?

Seçim barajı elbette kaldırılmalıdır.
Ve yerine  içinde
İyi yurttaş nasıl olur?
Milletin yaşam hakkı için neler yapılmalıdır?
Gibi soruları içeren KPSS esas alınaraktan bir sınav sistemi getirilmelidir.
Bakalım o zaman ,
Kimler o barajın duvarına toslayacak
Kimler aşıp kendisini kanıtlayacak görebiliriz.

3-Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?

Temsilci olacak adayın,
Temsilciliğini yapacağı bölgenin sorunlarını, isteklerini öncelikle ülke çıkarlarına ters düşmeyecek şekilde yorumlayıp, yaşantısını düzenleyen kişiler arasında yapılacak
ön seçimle seçilmelidir.

4-Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?

Bilirsiniz Eski yunan mitolojisinde Adalet Tanrıçası Themis'in gözleri bağlıdır.
Kimseyi görmeden, kayırmadan adaleti sağlamaya çalışırken,
Gözleri kapalı olsa da sağduyusu ve bağlı olduğu yasalarla karşısındakini yargılayabilmek için.
Yargımızda kimseyi kayırmamak adına sadece Türk Adaleti'ne bağlı kalarak bağımsız olmalıdır.

5-Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?

İnsanların birbirine art niyet beslemeden bir merhaba diyebilecekleri, okul sıralarında ki minik yavruların beyinlerini gelecek korkusu sarmadan istedikleri işleri olabileceği, herkese eşit eğitim fırsatı verilebilecek, tiyatroların, konserlerin dolup taşacağı, silah  tutan ellerin gülde tutabileceği, sofrada yenilen lokmanın gerçek vitaminleri taşıyabildiğine inanılan, parayla sadece futbol maç yayın hakları, silah alınmayacağını idrak edebilecek beyinlere sahip insanların yaşadığı, kimsenin kimseyi dilinden, dininden, ırkından, soyundan yargılamadan el uzatabileceği GÜZEL GÜNLER GELECEK Mİ?

*Üç kişiyi mimliyor, bloguna not bırakıyorsunuz.

*Mimlediğiniz blogların linkini veriyorsunuz.

Profösör bey,

Kızıl pembeler,

Son olarakta,
Ankara'da yer alan Türkiye Büyük Millet Meclis'inde ikamet etmekte olan milletvekilleri.
(not: kendilerine haber veremiyorum ama versem de bu soruları cevaplayabilecek yürekte olmayanlar olduğunu biliyorum. Cevaplayabilecek yürekte olanları tenzih ederim.)

Elbette milletvekillerimize yolladığım mim boşa gidecek biliyorum.
O yüzden en azından sağlam bir adrese gitsin diye de bir blogdaşımı daha mimlemek istedim.

Gergin bey,


       

16 Ocak 2010 Cumartesi

İyiyim, iyiyim

Dün gece teaflu hapını içince öyle bir uyumuşum ki.
Anlatamam.
Yani yatakta gelseler götürseler beni başka bir yere hayatta duymazdım.
Neyse öğlene doğru kuzenimin telefonuyla kalktım.
"Anneme gidiyoruz (teyzeme yani) hadi gel."
Gitsem belki açılırım diyorum kendime amaaaa
Şimdi eşim derse,
"Hani akşam hastaydın, gezmek lafını duyunca ayaklandın"
Eşimi aradım izin istemek için değil ama,
"Git açılırsın" dedi.
Teyzecimde sağolsun mercimek çorbası yapmış.
Tam istediğim şey.
Ohhh sıcak sıcak içtim kendime geldim vallaha...

15 Ocak 2010 Cuma

hastayım

Daha öncede yaşamıştım yine yaşıyorum
Ve kendime kızıyorum.
E be kızım yaz bitti hem de
Çoktannnnnnnnnnnnnnnnnnn.
Sen hala ince giyincem diye uğraş.
Sonra da böyle hasta ol.
Müstahak sana ne diyim başka.
Hastayım yaaaa...
Üşütmüşüm....
Canım
Bir tas sıcak çorba istiyor,
Sıcacık sobanın yanında yatmak istiyor.

14 Ocak 2010 Perşembe

Yıllar sonra

-Aaa kız sen hiç değişmemişsin ?
-Yok beee biraz kilo aldım :)
-Yapma bu kilomu yaa...Aynısın valla lisedeki gibi.
**************************************
-Kız sen bizim sınıfta hangi sıradaydın ?
-Kapı girişinde yaa hani...
-A evet yanında da ....... vardı. O nasıl ?
**************************************
-Bizim matemetik dersine giren hoca vardı yaa.......
-Hani felsefe dersinde hoca.........
-Ya okulu kırıp eve gidişlerimiz peki..........
-Matemetikten eylüle kalmıştık hani.........
**************************************

İşte lise arkadaşlarıyla yapılan bir altın gününden geriye kalan konuşmalardan bazıları.
Bu gün yine 1992 yılında mezun olduğum lise arkadaşlarımla yaptığımız güne gittim.
Bazı arkadaşlarımız yeni geldiler yıllar sonra karşılaşmak,
O günleri anmak,
Hiç değişmemek,
Ama çok değişmek.
Yeni katılanların şaşkın bakışları.

En güzeli de ne biliyormusunuz ?
Bunca yaşımıza rağmen hala lisedeki halimize hemen dönebilmek.
O zaman çok gülenler yine güldüler - Ben gibi -
Az konuşanlar yine az konuştular,
Aynıydı herşey aynı ne güzel.

Yuhhh!

Yuhhh !
Diyorum başka da bişi demiyorum.
Bugün İzmir'de Balçova Belediyesine gittim.

Doğduğum yıl,
Ne yazık ki daha gençliğin verdiği cahilliklerini fark eden 
Pek Sayın dolandırıcı emlakçı beyin kötü emelleriyle
Kendilerine oynanan oyunun farkına varmadan
Annecimle babacımın bir gençlik hevesiyle,
İleride başımızı sokacak bir ev yaparız niyetiyle aldığı
200 m2'lik tapuda ZEYTİNLİK diye geçen,
Yine pek bilmiş emlakçının verdiği yanlış beyanname ile ARSA olarak
Kayıtlara geçirilmiş arazinin vergi borcunu öğrenip ödemeye.
Bizim kel kör, kuş uçmaz kervan geçmez
Araziye biçilen değer 330,00-Lira.
Her yıl ödediğimiz vergi bu fiyatlarda.
Ödemesinde değilim,
Kızdığım nokta hisse olarak verilen tapuyla araziye biçilen değer.
Kızdığım bu.
Ayrıca O pek sayın emlakçı içinde sağsa..... rahmetli olduysa....!
Diyerek saygılarımı sunarım.

Sağolsun belediyede çalışan bir yakınım akıl verdi.
Tapuya giderek bu arsa olarak gözüken yerde
Tarım yaptığımı buna bağlı olarak da vergimin düşürülmesi talebinde bulunmamı istedi.
Bakalım neler olacak çok merak ediyorum.

12 Ocak 2010 Salı

Canım Babam'dan bir şiir

      AKŞAMLAR

Yine gün akşam oldu,
Güller açan yüzüm soldu.
Akşamlar benim garipliğim,
Konuşmaz oldu konuşan dilim.


Sevdiklerimden ayrı kaldım,
Onlarsız geçiyor hayatım,
Akşamların garipliği içinde,
Konuşur oldum kendimle.


Yetsin artık bu gurbetlik,
Bitsin artık bu çilekeşlik.
Gündüzler sevgilim benim,
Akşamlar yalnız garibim.


Ben yuvamdan uzak buralarda,
Sizler bensiz garip oralarda.
Çekilmiyor artık bu ayrılık,
Ulaşamıyorum sizlere ne yazık.


Hayrettin KALAY


Not: Şiir Sevgili Babam'a ait. 
Uzun yıllar bize daha iyi bir yaşam sunabilmek için bizlerden uzakta çalıştı..
Bu şiiride o zamanlarda yazmış.

Hediye


Sevgili Asuman Abla'cım,
Bu güzel çiçeği yollamış bana.
Çok hoşuma gitti.
İnsanın içini, iliğini, kemiğini ısıtan
Yaz güneşi gibi.
Tekrar
Çok ama çok teşekkür ederim.
Sağolasın...


Ben de bu çiçeği,
Beni seven, sevmeyen,
Okuyan, okumayan,
Yorum yapan, yapmayan,
Öncelikle insan olan, duyarlı olan
Herkese yolluyorum.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Boyoz mmmm nefisssss



İzmirliler Bilir...


Boyoz, İzmir'e özgü ve İzmir damak tadı ile özdeşleşmiş, Türkiye'nin başka yerlerinde, çoğu kez, ya sadece ismi bilinen ya da ismi bile bilinmeyen,yağlı un da denen özgün bir hamurişidir. Başka yerde bulunmadığı veya hakikisi yapılmadığı için, boyozun gurbetteki İzmirliler için özel bir anlamı vardır.

Boyozu İzmir mutfağında 1492 sonrasında İspanya'dan kovularak İzmir'e yerleşen Sefarad Yahudi toplumunun kazandırdığı konusunda bütün kaynaklar hemfikirdir. Yine İspanyol kültürünün uzantıları olan Arjantin, Şili, Peru, Meksika gibi ülkelerde de, özellikle Sefarad kökenli nüfus grupları arasında ve özellikle peynirli ve ıspanaklı türleri sıklıkla hazırlanmakla ve beğeni ile tüketilmektedir.

Boyozun ilk çıkışını atık hamur malzemesinin değerlendirilmesine bağlayan kaynaklar bulunmaktadır. Boyoz ismi de, neredeyse kesin surette, İspanyolca "bollos" (bohça) kelimesinden türemiştir. İzmir dışında hiçbir şehirde ticari olarak piyasaya sunulmadığından İzmir'in böreği olmuştur. Rivayete göre, İzmir'de boyozun en iyisini Boyozcu Avram Usta yapmış, o öldükten sonra İzmir'de boyozlar "Avram Usta'nın boyozu" adı altında satılmıştır. Avram Usta'nın devrettiği geleneği günümüzde Alsancak Dostlar Fırını'nın sahibi Halim Usta ve başka ustalar yaşatmaktadır.

Halim Usta'nın tarifine göre, öncelikle hamur yoğrulup top şeklinde 2-3 saat tavada dinlendirilir. Daha sonra elle tabak genişliğinde açılıp bir süre daha dinlendirilen hamur, daha sonra yine elle sallanır ve tekrar açılır ve rulo yapılıp 1-2 saat daha dinlendirilir. Kulak memesi kıvamında kopma noktasına geldiğinde tavalara sıralanır ve küçük toplar halinde kesilerek yarım saat ile bir saat arasında nebati yağ içinde bekletilir. Çok yüksek ateşte tepsi ile fırınlanmadan önce kat kat, ipince açılmış olan milföy yufkanın arasına içlik malzemesi (peynir, ıspanak vs.) de konulabilirse de, hakiki boyoz sade olur. Hamurun özelliği un, çiçek yağı ve tahin karışımı ve tuzlu olmasıdır.

Not: Yazı alıntıdır.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Bilmece bildirmece, nereye gittiğimi buldurmaca

Oraya özgü bir koku var beynimde.
Güneyden esen rüzgarlar arasında geldi burnuma,
Ordan da beynimde saklı duran
O kokunun bulunduğu hücreye erişti.
Bir kere girince  kanıma,
Beynimden kalbime pompalanınca,
Bir başka atmaya başladı yüreğim.
O kan yürüdü sonra indi ayaklarıma.
Bana da düşmek düştü yollara.
Bir kaç güncük yokum sadece
Nereye gideceğim bir bilmece sizlere,
Resimleride kalsın bir ipucu sizlere.


















5 Ocak 2010 Salı

E be kızım


E be kızım ne diyim ben sana
( Kendimin  şahsıma seslenişidir bu)
Şimdi güzel güzel hazırlamışsın akşam yemeğini
Hem de en kralından.
Etli nohutlu yemek yanında bulgur pilavı bi de turşu ohhhh.
İyi de senin yaptığına ne demeli?

İyi de tutamadım ki kendimi yaaa...
Kahretsin huyumdur.
Ne zaman bir ekmeğin köşesine salça sürsem
Gerisini tutamam
Oturdum bir ekmeği bitirmişim
Salça sürüp yiyerek.
Hem de akşamın bu saatinde.
Offf offf.
Ama laf aramızda Allah'tan kilo almıyom :)))

4 Ocak 2010 Pazartesi

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.


Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!


Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.


Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.


CAHİT SITKI TARANCI



Aklımdan geçiyordu bu şiir ,
Birden dökülüverdi dudaklarımdan.
Paylaşmak istedim bende.
Yalnız şiiri sanki o güzel sesiyle
Işık YENERSU okuyormuş
Varsayarak okudum ben.
Umarım beyenmişsinizdir?

2 Ocak 2010 Cumartesi

Yeni yeni yıl yazısı



Evett yeni yıla girdik, muradımıza erdik sonunda.
Gel yeni yıl,
Kış kış eski yıl diye diye
Bi bakıcaz ki 31 Aralık gelmiş
Koyuvermişiz 2010 yılını kapının önüne.

Umarım
Güzel güzel, efendice girmişsinizdir yeni yıla.
Bazı edepsizlikler olmuş kulağıma geldi.
Ama kardeşim biraz da biz mi hak ediyoruz acaba?
Aslında bu sorunun cevabı göreceledir.
Herkesin fikri, akıl tartısı ayrıdır.
Kiminin kefesi geniştir mezhebine göre değişir
Kiminin de kefesi dardır bir tüy koysan iner aşağıya.

Hem yeni yıl yeni yıl dedik de ne oldu,
Ahanda gireli 2 gün oldu işte.
Var mı aklında, fikrinde, vücudunda, giyiminde,
Yediğinde, içtiğinde, sıçtığında
Bi farklılık.
Tek fark şuydu sanırım,
Yılbaşında yediklerini bir sene sonra.......
Daha nasıl anlatayım sana farkı yani anlayamadım.

Asıl yılbaşı bombası ne zaman biliyon mu?
2012 yılına girerken olucak.
Neden mi?
Sen istediğin kadar saatli maarif takvimini al evine
Asıl takvimi Mayalar taaaa kaç bilmem seneler önce bitirdiler
2012 ile.
Hadi bakalım şimdi,
İyi yıllarrrrrrrrr....

Yukarıdaki videoya tıklayın.
Gipys kings'in"volare" şarkısının karaokesi çıkacak.
Söyleyin bakalım söyleyebilecekmisiniz.
Ben denedim gülmekten, yetişmeye çalışmaktan öldüm.
Harika harika :))))