30 Ağustos 2009 Pazar

Leylak Dalı'na hediyem


Sevgili Leylakdali sayfasında, resimlerini çektiği sokak kedisi resimlerinin altına çok güzel hikayeler yazıyor. Beğendiğimi belirtmiştim bir yorumumda hatta yine yazmasını istemiştim. Sağolsun Foça'da çektiği resimlerin altına yine çok güzel, sevimli hikayeler yazmış. Çok mutlu oldum çok teşekkür ederim kendisine.

Şahsen tanımasamda kendisini blog sayesinde çok güzel bir dostluk kazanmaya başladığımı hissediyorum. Kendimi çok yakın bir dostumdan hediye almış olarak kabul ediyorum.
Bende kendisine Kayınvalidemin kedisi Çıtır'ın resmini yolluyorum.
Umarım beyenir ve kabul eder.


14.BARIŞ ŞENLİĞİ / AYDIN / DİDİM


14. BARIŞ ŞENLİĞİ PROGRAMI

31 AĞUSTOS 2009 PAZARTESİ

Saat 10.00 Plaj Voleybolu Açılış Yer: Altınkum Plajı
Saat 11.00 Resim Yarışması "Didim'li Çocuklar Barış'ı Çiziyor"
Yenimahalle Parkı Belediye Kütüphanesi önü
Saat 11.30 Halkoyunları Gösterisi, Samos ve Didim Halkoyunları Ekipleri Yenimahalle Parkı
Saat 12.30 Didim Halk Tiyatrosu "Kavuklu ile Pişekar" Belediye Kültürpark Salonu
Saat: 13.30 Karma Resim Sergisi Açılışı
GENÇLİK KARAVANI
'Komşuluk' Adlı Fotoğraf Sergisi... Didimli SanatçılarYeni Mahalle Parkı Belediye Kültürpark Salonu
Saat 16.00 Plaj Futbolu Açılış... Yer: Altınkum Plajı
Saat 21.30 Klasik Müzik Konseri Kayra Barok Müzik Topluluğu Yer: Apollon Tapınağı

01 EYLÜL 2009 SALI

Saat 10.00 Geleneksel Barış Koşusu Apollon Tapınağı - Altınkum
Saat 14.00 Panel: "Temiz Toplum" Oturum Başkanı Fatih ATAY (CHP Aydın Milletvekili) Konuşmacılar
Kemal KILIÇDAROĞLU (CHP İstanbul Milletvekili - Grup Başkanvekili)
Berhan ŞİMŞEK ( Sanatçı - CHP İstanbul Eski Milletvekili - PM Üyesi) Yenimahalle Parkı Belediye Kültürpark Salonu
Saat 18.00 Barış Yürüyüşü ... Medusa Disco - Aytepe arası
Saat 18.30 Barış Meşalesi'nin Yakılması... Aytepe
Saat 18.45 Barış Parkı Heykelleri'nin Açılışı... Didim Barış Parkı Altınkum
Saat 19.00 Halkoyunları Gösterisi... Didim - Samos Halkoyunları Ekipleri Didim Barış Parkı Altınkum
Saat 19.30 Geleneksel Tekne Turu.... Altınkum İskelesi
Saat 21.00 Roman Halk Dansları Gösterisi... AltınkumPlajı
Saat 21.30 Didimli Zıvana Rock Grubu ... AltınkumPlajı
Saat 22.00 Türk Halk Müziği Konseri... Saime CANTÜRK... Altınkum Plajı

02 EYLÜL 2009 ÇARŞAMBA

Saat 11.00 Plaj Voleybolu Final... Altınkum Plajı
Saat 13.00 Hakan Doğanay ile "Yol Hikayeleri" Söyleşi... Altınkum Barış Parkı Belediye Çay Bahçesi
Saat 17.00 Plaj Futbolu Final... Altınkum Plajı
Saat 20.45 Ödüllerin Verilmesi... Altınkum Plajı
Saat 21.00 Grup Eflatun Konseri... Altınkum Plajı
Saat 21.30 Hakan Doğanay Show ... AltınkumPlajı
Saat 22.00 Konser .... Haluk LEVENT.... Altınkum Plajı

29 Ağustos 2009 Cumartesi


Bu hafta da ne çabuk geçti anlayamadım.
Evdeydim bu hafta. Çarşamba günü akşam üstü kuzenimin evine gittim. Bahçesindeki balkonun önü ağaçlık ve yeşilik bir alana bakıyor. Eski bir tahta divanları var oraya oturup esen rüzgara karşı bol bol dedikodu yapıp, gülüp, meyve yiyerek eğlendik.

Perşembe günüde Annem'e ( eşimin annesi yani ) iftara gittik. Sağolsun güzel şeyler hazırlamış . Sonrada eltimle beraber 20 kilo domatı soyup, doğrayıp, rondodan geçirerek büyük tencerede pişirdik ve kavanozlara doldurarak kış için şişe domatı hazırladık. Bana da yapıcaz iftara aldığım bir akşam. Hem iş hem ticaret yani.

Bugün de yine kuzenimle çarşıya gittik. Çok dolanmışız nasıl yorulduğumu eve gelince anladım.

Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun, umutlu olsun!

Bir de İzmir Fuarı açıldı.

Eskiden ne büyük bir olay olurdu aman Allah'ım. Misafirimiz eksik olmazdı bizim. Fuar için İzmir İlçesinden gelenler bizde kalırlardı. Özellikle pazar günü sabahtan gelirlerdi. Kahvaltı yapılır, çıkılırdı. Artık akşama kadar gezerdik. Gezmekten yoruluncada dinlenirken "Burda elektrik yer altından geçiyor ya nasıl da çekiyor" gibi bir muhabbet yapılırdı mutlaka. Kardeşimle en sevdiğimiz yer lunaparktı. Oyuncaklara binerdik. Aldıktan sonra uçacağını bile bile uçan balon diye tuttururduk. Yıllar geçti büyüdük ama nedense İzmir Fuarını gezme günü kısaldı. Şimdi eşimle gidiyoruz o araba standlarını gezerken bende İzfaş'ın sanat galerisine takılıyorum. Ben salonda gezinmeyi bitirmeden eşim geliyor sonrada insan sel,ne karışarak geziniyoruz ve ne yazık ki ikimizde çocukluğumuzdaki fuarı arıyoruz kıyı köşelerde bulabilme ümidiyle.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Ramazan Eğlencesi !

Malum mübarek Ramazan başladı, haliyle Ramazan eğlencesi de…Benim eğlence kaynağım yine medya…

Ramazan geldi mi, gazetelerin her sayfasına serpiştirilen mayo, bikini ve donlu kızlara mola veriliyor, Ege ve Akdeniz sahillerindeki bar-plaj türünden mekanlardaki faaliyetler de kesintiye uğruyor.

Bir aylıkta olsa tesettüre giriyor medyamız…

Hep açılım olacak değil ya!..

Şimdi gündem Ramazan kapanımı…

Üryan hanımların yerine ermişlerin, evliyaların, mübarek şahısların hikayeleri…

Hadisler, ayetler, menkıbeler, maniler…

On kupona; kıbleyi gösteren seccade,

Kuşe kağıda namaz rehberi…

On beş kupona; dijital tespih, ezan okuyan saatler…

***

Televizyonlar ise başka bir alem…

11 ay rafta tutulan her boy ve ebatta ulema, ilahiyat hocası gruplar halinde yine bir aylığına stüdyolara dolduruldu. Bilgiye aç ahalinin ufkunu açıyorlar bol keseden…

Ahali cepten ya da netten mesaj atıyor, olmadı telefonla bizzat soruyor;

-Hocam, kadayıf kuyruğuna kaynak yapan muhteremle dalaştık, dizim kanadı tentürdiyot sürsem orucum bozulur mu?

-Uykuda yellendim, ne edeyim?

Oysa eskiden ruj, diş macunu, sakız falan sorarlardı…

Eğlenceli tarafı, kocaman hocaların, yaşlı başlı adamların, acayip ciddi ifadeyle bu sorulara cevap vermeleri, hatta kendi aralarında kapışmaları…

Derken, Ramazan televolesi, mahrem mevzular…

-Hocam, yatakta oruç açılır mı?

-Hocam azıcık öptüm, oruç yandı mı?

Sanırsın karşısındaki Haydar Dümen’dir…

Şahsen, halkımızın balatayı bu kadar sıyırdığına ya da bu derece fikri şeyinde olduğuna inanmadığım için aklıma gelen şu:

Ya üç beş haylaz, yüzlerinden nur, seslerinden şerbet damlayan bu koca ilahiyat proflarını işletiyor,

Ya da bu abuk sorular format gereği stüdyolarda imal ediliyor…

Yoksa her şey sorulur da;

‘Yav, iyi de bu kadar inançlı bir toplumda bu kadar yalan, dolan, sahtekarlık, riya, rüşvet, hırsızlık vesaire ne ayaktır hocam, bir deyiver hele’ diye soran biri çıkmaz mı?

***

Ne yaptık ettik, işi politikaya getirdik ya helal olsun…

Bakın şimdi, bugün yarın iftarlar başlayacak, asıl eğlence orada…

Siyaset, iş ve bürokrasinin, görkemli-şahane sofralarda iftar açması…

Kulaklar müezzinde, kafa az yana yatmış huşu ve sabır içinde ezanı bekleyişleri, ‘Allah kabul etsin’ duasına titreyerek ‘Amiiiin’ demeleri, ‘fakirin durumunu yerinde tespit’ gayesiyle gecekonduya çat kapı yapmaları…

Bunlar da Ramazan eğlencesi ama bizim değil onların …

Acı acı güldüren ise, haline bakmayıp, ‘Bak gördün mü, adam halk adamı, bizim gibi insanlarla aynı sofraya oturdu’ diyenler…

Tam Nasreddin’in torunları yani, güldürürken düşündüren cinsten…

***

Hasılı, Ramazan başladı…

Haliyle Ramazan eğlencesi de…


Yazı : 27/08/2009 Erzurum Haber Gazetesinden alıntıdır.

http://www.erzurumhabergazetesi.com/

26 Ağustos 2009 Çarşamba

GENÇLİĞE HİTABE !





Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
;

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.


Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927






24 Ağustos 2009 Pazartesi

ÖDÜL ALDIMMM


Öncelikle beni bu ödülle ödüllendiren
http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/ olmak üzere bu ödülü almamda bana yardımcı olan başta Annem, Babam, Eşim, Kardeşim, Teyzem, köşedeki bakkal amca, dolmuştaki sevgili muavin olmak üzere hepsine ama hepsine çok ama çokkk TEŞEKKÜR EDERİM.

Bende bana yükte hafif ama pahada ağır olan bu ödülü benim sayfamı ziyaret eden blog sahibi olan blogdaşlarıma ithaf ediyorum.

Hakkımda 7 tane ilginç olan davranışlarımın, hislerimin yazılması istenmiş. Eşime sordum bayağı bir liste yaptı arasından seçerek onun ağzından yayınlıyorum;
  • Otobüs yolculuklarında şoför arkasında oturmayı sevmez, eğer yolculuğu gündüz yapacaksa güneş görmeyen yöne göre koltuk almaya dikkat eder.
  • Telefonla konuşmayı çok sever.
  • Hayvanları özellikle köpekleri çok sever, hayvanları sevmeyenleri de hiç sevmez.
  • Hiç istisnasız nereye ya da kime gidersek gidelim daha kapıdan çıkmadan saat kaçta kalkarız muhabbeti yapar.
  • Eğer karyolaya çiçekli çarşaf serecekse çiçeklerin saplarını ayak ucuna denk getirmeye çalışır.
  • Yüksek sesden, horlamadan, saat sesinden, buzdolabının içindeki borcamın kaymasıyla oluşan sesden, sokakta gürültüyle oynayan çocuk sesinden hiç haz etmez.
  • Gece yatarken esen rüzgar ve fırtınadan accayip ürker.

23 Ağustos 2009 Pazar

"Yalnız ve güzel ülkem"

Müziğin dili, dini, ırkı yoktur.
Müzik müziktir.
Dili notalarıdır.
Karşındaki yabancıya anadilinde konuşursun ama ne hissettiğini anlatamazsın.
Sonra adamın biri gelir alır eline kemanı beyninden yüreğinden geçenler nota olur akar içine,
Kanatırcasına seni.

Not : Sevgili Leylakdalı,
bu parçayı dinleyemdiğini yazmışsın ben de başka bir müzik sitesinden tekrar ekleme yaptım. aslında bu parça Nuri Bilge Ceylan'ın Türkiyem ile ilgili çektiği fotoğraflarla çok daha güzel anlamlı oluyordu.

Müzik : Farid FARJAD - Dejad gity (Farsça)
görüntüler : Nuri Bilge CEYLAN

20 Ağustos 2009 Perşembe

Kebap mı yersin? DAYAK MI?



Siz kalkın taaa Hindistan'dan çıkıp yola dünya turu yapmak için pedal çevirin. Kaç tane ülkeden geçin başınıza bişi gelmesin ama, yüzyıllarca medeniyet beşiği olmuş, çağdaş!, misafirperverliğiyle övünen bir ülkede kebap yiyeceğinize bir traktör dolusu adamdan DAYAK YİYİN.
Oldumu yaaa.

Nedir bu olayın aslı? Anlatıldığı gibi gelişen bir olay mı yoksa ordaki köylüler bisikletli turistleri hayatlarında ilk defa görüpte mi böyle bir tepki verdiler?

Gerçi fazla kafa yormamakta lazım biz kiii "Barış gelini" Pippa Bacca'yı kirli emellerimize alet edip katleden ne yazık ki! bir vatan evladının aynı ülkede yaşayan talihsiz insanları değil miyiz?

18 Ağustos 2009 Salı

Antonín Dvořák



Sıcak bir yaz akşamıydı. Eşim o zamanlar Bodrum'da çalışıyordu. Evde yalnızdım.  Dolunay vardı her zaman dinlediğimiz müziklerden sıkılmıştım ve o an elime geçen bir cdyi müzik setine koydum. Cdyi daha dinlediğim ilk anda hemen durdurup evde bulunan şarap şişesini açıp bir kadeh koydum. Tekrar müziği açtım sesinide ayarlayıp balkona oturdum. Gerçi karşımda karşı komşunun evi vardı ama benim gözümde orası vals yapan eşlerle dolu bir salondu. 

Kadın beyaz bir elbise giymiş, saçlarının yanına bir demek mor menekşe iliştirmiş. Erkekse siyah bir takım elbise saçlarınıda briyantinle arkaya doğru taramıştı. Kadın sağa doğru dönerken yüzünü yere doğru çevirdi, erkek elini kadının beline daha bir sıkı doladı. Dönüşü yaparlarken kadının etekleri savruldu. 

Bende kadehimi kaldırıp şerefe dedim onlara. Çok güzel bir vals izlettiler bana.


Antonin Dvorak 19.yy sonlarında doğmuş olan bu Çek besteci büyük bir cello üstadır. 9.senfonisi Yeni dünya senfonisi en çok tanınan eseri olup, banka reklamında kullanılmıştı. Eğer yaşasaydı sanırım Star Wars filminin müziklerini ona yaptırırlardı.


Dinleyince umarım seversiniz.
 Antonin dvorak - tempo di valse

17 Ağustos 2009 Pazartesi

17 ağustos 1999 saat: 03.02

10 yıl önce bu akşam arkadaşlar vardı bizde kuru fasulye yapmıştım yiyip içip eğlenmiştik. Saat 02,30 gibi evlerine gitmişlerdi. onları uğurlayınca eşim koltuğa oturmuş bende onun başında dikiliyordum. Elim şortumun cebinde hani tvlerde alt yazılar akar geçer ya aynı onun gibi beynimden bişiler akıp gidiyordu. Tek hatırladığımsa "İzmir'de ne zamandır deprem olmuyor" cümlesiydi. Aktı geçti gitti. Malum İzmir deprem bölgesidir küçüklüğümden beri beşik gibi sallanırız biz. 
Sonra yattık birden elbise dolabının takır takır sallanma sesiyle uyandık. Deprem olduğunu hissettiğim anda tek yaptığım fırlayıp sokağa çıkmaktır her zaman. Doğup büyüdüğüm ev iki katlı olduğu için hemen dışarı çıkardım. Bu sefer oturduğumuz ev apartmandı eşim beni tuttu yatakta birbirimize sarılıp bitmesini bekledik. Daha sonra biraz oturup "İzmir yine sallandı" dedik birbirimize.
Sabah kalktığımda eşimi işe yolcu ederken tvyi açtım depremin şiddetini öğrenmek için aman Allah'ım oda nedir? Tvde bir helikopterden yapılan çekimle İzmit ve çevresinin yıkılan binalarını gösteriyordu. Elimde kumanda sandalyeye çöküp kaldım. Ve biz İzmir Bostanlı'da oturuyorduk. 
Çok uzaklardaydık belki ama yüreğim, beynim, kulağım hep oralarda oldu.
Ölenler için Allahımdan rahmet, kalanlara ise sabır diliyorum.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

buralardayım


Buralardayım ama var ya canım hiç bir şey yazmak istemiyor. 
Günler yine aynı akıp gidiyor. 
Evvelki hafta Didim'deydim. Kardeşim, eşi ve 5 yaşındaki yeğenim Emirhan geldiler Didim'e Annemlere. İzmir'de de su kesintisi vardı bir hafta sürecek dediler. Kap kacak ne varsa doldurdum Eşim'de Didim'e git dedi. Aklımada yattı hem Emiroşu çok ama çok özlemiştim. Çok güzel geçti günlerimiz. bol bol didiştik, birbirimizi sinir ettik hem yeğenimle hem de kardeşimle :) Emiroşumla bol bol denize girdik nerdeyse hiç çıkmadık diyebilirim. Parmaklarım buruştu çıkmak istedim Emiroş bırakmadı. Dalga geldi zıpladık, uçurtma uçurduk, küçük sandalyesini kapma yarışı yaptık, kumlara isim yazdık, cips paketlerinden çıkan dövmeleri sırtlarımıza yapıştırdık. 

Emirhan'a yaş günü hazırladım. İplere balonları bağlayıp, mikrodalgada 9 dakikada ıslak kek pişirip üstüne mum ve lolipoplar koydum. 
(http://www.devletsah.com/mikrodalgada-brownie/) Gel gör ki ben bunları hazırlarken Emirhan "Benim halamın hazırladığı yaşgününü mahvetmem lazım" dediğini duyar gibi oldum. Mumları üfleyipte söndürünce ağlamaya başlayınca nerdeyse mumlar bitene kadar tekrar tekrar yakıp söndürdük. Sonrada tüm balonları patlatmak istediğini söyledi. Eline kürdan verdik at balonlara dedik o kürdanı atarken bende gizlice iğneyi batırdım garibim kendisnin patlattığını sandı :) en güzelide sabah kalktığımda ipleri tekrar bağlatmış babasına, üstünede şortunu ve tişörtünü koymuş "Halama yaşgünü hazırlıyom" demiş canım yaaaa.
Hafta sonu İzmir'e döneceğimi söyleyince çok üzüldü "Ben kiminle oynucam şimdi yaaa" diyişi vardı ki yanağından kocaman bir ısırığa bedeldi doğrusu.

11 Ağustos 2009 Salı

ALO 177

ALO 177 

ORMAN YANGINI İHBAR TELEFONU.
LÜTFEN ORMANLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Çatı

Çatı, 
Öz anneleri tarafından sırf mirastan pay alabilmek uğruna bir tavan arasına kapatılan  dört çocuğun hikayesi.
Okurken elimden düşeremediğim ve o çocukların yaşadıkları için göz yaşı döktüğüm sürükleyici bir kitap. Bulabildiğim her boşlukta okumuştum. Bana kitabı veren arkadaşım seri olduğunu ve devamınıda okumam gerektiğini söylemişti. Geçen hafta Didim'deyken kitapçıları geziyorduk ve bir rafın önüne geldiğimde olduğum yerde kaldım. Rafta bu kitabın tüm serisi duruyordu. 
Devamındaki kitaplar Çatıdaki rüzgar, Gazap tohumları ve son kitapta Çatıdaki dikenler. Hemen seriyi aldım ve okumaya başladım. 3 günde Çatıdaki rüzgarı okudum. Hatta Annem, kardeşim ve eşinin kızmalarına rağmen. Çünki elimden düşüremiyordum, yüzünü görelim diye sitem edip durdular. 

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Çiçeklerim



Oturduğumuz ev, iki katlı bahçeli bir ev. %75'i beton fakat arka tarafta biraz toprak var. Şu anda üç tane büyümekte olan ağacımız var. Kavak ağacı, mandalina ve limon ağacı. İki tanede selvi ağacımız vardı ne yazık ki çok fazla büyüdüler evimizin 3.katına yetiştiler. Sonra da 1.katta mutfak ve yatak odasının duvarlarını çatlatmaya başladılar. Dışarıdan bakıldığında çatlağa elinizi sokabilirdiniz. Bizde karar aldık ve annemle iki ağacıda kestik. Evet ağacı kesmek çok üzdü bizi fakat ev zarar görmeye başlamıştı. Şimdi o çatlakları doldurduk Yeni çatlamalarda yok. Durdu yani. 

Evin ön tarafında da deli begonvilimiz var. Hatta şimdi fark ettim büyük resimde arka tarafta cılız bir dal var işte begonvilim o. Çok fazla büyümüyor hani o her tarafı saran ve bol çiçekli olanlardan değil. Yinede kışın ilk aylarına kadar dayandığı için güzel bir yeşillik oluyor benim için. Kışın alt katta oturduğumuzda pencereden bana bayağı yoldaş oluyor. Resimdeki çiçekler, balkonumdaki geçen seneki çiçekler. Pembe renkli olan yeni gine diye bir çiçekmiş. İlk aldığımda kıştı ve yeşil yaprakları için almıştım. Sonra yaz başı birden tomurcuklandı ve bu güzel pembe renkler çıktı ortaya. sokaktan geçen bir çok komşum bayıldı çiçeğime ne yazık ki nazar değdi kurudu gitti İzmir sıcağında. bu sene yine aldım bu kadar olmasada onunda güzel pembe çiçekleri var. Ayrıca telefon çiçeği dediğimiz aşağılara uzanan bir çiçeğim var taze yeşil renkli yapraklarını sularken seviyorum. Umarım anlıyordur :). Ayrıca yine bir komşumun verdiği yeni diktiğim mum çiçeğim var onun büyümesini ve o güzel kokulu mum gibi çiçeklerini açmasını bekliyorum sabırsızlıkla.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

GÖZÜMDEN DÜŞENLER

Ben çok mu tepki veriyorum? 
Yoksa ülkemde bişeyler oldu da fark edemedim mi?
Ya da ben çok mu MİLLİYETÇİYİM.
Şimdi burada onların isimlerini telaffuz etmekte istemiyorum.
Ama onlara AÇIK ya da GİZLİ hep destek verenler oldu.
Biliyoruz kimler olduğunu. 
Nedense açıklanınca tv'lerden ağlamalar falan sonra da programlarında öyle olmadıklarını, destek vermediklerini anlatmaya çalışmalar.
Neden? 
Yoksa kim alır o zaman kasetlerini, cdlerini, konser biletlerini de mi?
Birileri çıkıp aleni bir biçimde neredeyse topraklarımızı peşkeş çekmeye çalışıyor,
Sanatçı bir takım zatlar onların dillerinde türküler, şarkılar söylüyor.
Nasıl vicdanınız sızlamıyor anlamıyorum. 
O söylediğiniz türküleri hadi biz DUYMUYORUZ,
Ama inanıyorum ki toprağın altında,
"YAN GELİP YATANLAR"  DUYUYOR VE HESAP GÜNÜNÜ BEKLİYORLAR.
İçim çok ama çok acıyor.
Kalbimdeki sızı nedense durmuyor.
Sizi dinlerken yaşadığım o güzel duygulardan iğreniyorum.
Yok artık bundan böyle sen ağlama, ünzile, yol arkadaşım,bir kedim bile yok Yok yok yok.

Sizi boykot ediyor  ALLAH'a ve ŞEHİTLERİMİZE havale ediyorum.