31 Temmuz 2009 Cuma

Günler birbirine bağlanmış tren vagonları gibi...

Günler yine aynı rutinlikle geçiyor. 
Sabahları yine kurulmuş saat gibi 10,30 da uyanıyorum. Elimde yastık odaya geliyorum bu seferde koltuğa atıp kendimi tv'de saat 11,00 de başlıyacak olan Grey's Anatomy dizisini etiketliyorum. Tvde dolanmaya devam ediyorum ve dizinin başlamasına 1 dakika kala gelen uyarı ile bir koşu corn fleksi tabağa boşaltıp üstünede şekeri ve sütü ekleyip tekrar odaya dönüyorum. Çokkkk sevdiğim dizi başlıyor böylece. Bu 5.sezon tekrar gösterimi 6.sezon Eylül'de başlıyacaka merakla bekliyorum. Çok değişik gelişmeler var neler olucak acaba? Bu dizi hani show tvde yayınlanan kötü bir taklit doktorlar dizisinin aslı. Ve 45 dakika içinde bitiyor dizi. Diziye yeni bir doktor girdi, yeni aşklar başladı, hastane 12, durumda şu anda tüm ekip ilk 3'e  girmeye çalışıyor.
Daha sonra kuzenim işyerinden arayıp neler yaptığımı soruyor gerçi bu gün içinde bir kaç defa oluyor bende her seferinde yatıyorum deyince sinir oluyor. Bazende  kendimd e kahvaltı edeyim onu öğlen yemeğe çağırıyorum. Dünde çağırdım ikna edebilmek içinde yumurtalı ekmek yapıcam dedim. Dolaba kalan bayat ekmekleri dilimleyip atıyorum hemen hazır oluyo. Sonrada öğlen güzel bir kahvaltı yapıyoruz o tekrar işe dönünce iş yapmıyorum :) 
Biraz bilgisayara takılıyorum ama fazlada kalmamaya çalışıyorum. Boynum çok ağrıyor tutuluyor sanki bende bilgisayarda 15 dakikadan fazla kalmamaya çalışıyorum. Sonrada eğer yapılacak işler varsa bulaşık, çamaşır, toz almak gibi yapıyorum. Sonraaa mutfakta bulunan divana uzanıp beyaz dizi romanımı okuyorum. Akşama yemekte yapıyorum bu arada. Sonra akşam üstü 17,30 gibi yine uyuyorum biraz kalkınca balkona çıkıp bakınıyorum. 
Dün sağlık ocağına gittim kızamıkçık aşısı vurulmak için çünki tam sınırdayım ben.18-35 yaş arası için gerekliymiş yeni bir kampanya var. Gerçi Annem küçükken tüm aşılarımı olduğumu söylemişti. Ne yazık ki ben o sınırı geçmişim. Dedim çocuğum yok bişi olmaz mı yokk olmaz dediler. Millet 40 yaşından sonra tüp bebek doğuruyor ama ne yazık ki bizimkiler doğurganlığın 18-35 yaş arası olacağı düşüncesindeler. Aslında biraz şüphelerimde vardı iyiki olmadım. İçimden bir ses bazen bu gibi olayların komplo teorisi olabileceğini hissettirir. Madem böyle bişi var neden daha önce anlaşılmadı? Neden 35 yaş sonrası bayanlarda gerekli değil. Hem vurdukları aşının kızamıkçık için olduğunu ben nerden bilicem? İçindeki sıvı nedir falan?

28 Temmuz 2009 Salı

ŞİMDİ BEN BUNUN ÜSTÜNE NE YAZSAM BOŞ :((



"DOG"
Ajans: MARKOM LEO BURNETT (Turkiye)
KreatifDirektor: YASAR AKBAS, IDIL AKOGLU
Sanat Direktoru: ATILLA KARABAY
Copywriter: SELVA BAYYURT
Muzik: JINGLE MINGLE
Yonetmen: FATIH KIZILGOK
Produksiyon: HAZER BAYCAN

ODULLER:
Eurobest 2007 TV Kategorisi Shortlist
Goldendrum TV Kategorisi Shortlist
EPICA SosyalSorumluluk/TV Kategorisi Bronz Odul

 
http://www.bgd.org.tr/




İzmir uçuyor

Evet yaa İzmir'im canım İzmir'im resmen uçuyor. Böyle fırtına hem de yazın hiç görmedim ben yaaa. Belki de gördüm hatırlamıyorum. Ortası yok yani. Ya çok uçuyor, perdeleri uçuruyor, camlar, kapılar çarpıyor, kızların eteklerini havalandırıyor. Ya da çok sıcak oluyor. O zaman da kaçacak yer arıyorum. Nedense rüzgardan korkuyorum. Ne olduğunu bilmiyorum anlatamıyorum rüzgarlı gecelerde uyuyamıyorum. Arkadaşımla telefonda konuşuyoruz O'nada bahsettim rüzgardan korktuğumu ama neden korktuğumu bilemediğimi bana "çocukluğuna inmek lazım " dedi. Balkona yer yatağı atmış konuşuyordum onunla bir kahkaha atmışım ki karşı evdeki komşunun kızı çıktı dışarıya kim bu diye tekrar kayboldum balkonda. Aslında sabaha karşıda kendimi çarşafa sarınmış olarak buluyorum üşüyorum.Gerçi laf etmenin alemi yok. Kışın bu zamanları iple çekiyordum. Yazın nedense kışın çekilmiş filmler izleyemiyorum. Ordaki kişileri kazaklı, mantolu falan görünce daha da sıcak geliyor. Etekler yaptım bu yaz için kendime giyemiyorum. Hava uçuyor resmen. Allah korusun Kordon'da bir uçarsa eteğim başıma kadar yandım ben. Marilyn Monroe gibi mesela.

26 Temmuz 2009 Pazar

Hint rüzgarları


http://leylakdali.blogspot.com/ 'nın blog sayfasını okurken aklıma geldi. Eski kottan çanta yapmış. Dolapta eşimin eski bir kotu  var çanta yapayım dedim. Hem şu anda son ses Formula 1 yarışmasını izleyen eşimden öcümü almış olurum. Tamam izliyorsun da o son ses ne yaaa. İstanbul'daki yarışmalarda izleyicilere kulaklık dağıtılmış yüksek sesten dolayı.


Bende taktım kulaklığımı  şu sıralar severek dinlediğim hintçe şarkılar dinliyorum. Algıda seçicilikmidir nedir şu son günlerde nereyi açsam, nereye baksam hint kültürü sarmış durumda her yanımı. Çevremizde hintlide yok gerçi. Aslında hikaye şöyle başladı. Daha önce izlediğim bir hint filmindeki müziği arıyordum. Tesedüfen filmi tekrar izledim ve o şarkıyı nette buldum. Onu dinlerken bu seferde bir arkadaşımın yıllar önce taa hindistandan getirdiği hint kınası geçti elime. Bir gece sol ayağımın üstüne dal ve yapraklar çizerek o kınayı yakmaya çalıştım ayağıma. Ve kuruması içinde sabah 4'e kadar oturdum.Bir süre sonra ayağım kaşınmaya başladı ama ne kaşınma yoksa kına bayatda ayağıma bişilermi oluyor dedim. aklıma geldi bizim kınalarımızı yakarkende elim kaşınırdı. Kaşımak isterdik büyüklerimiz kaşınması iyidri iyi tutuyo demektir derlerdi. Ohh dedim ne güzel kına tutuyor. Sonra uykumda geldi  kalktım yıkadım ayağımı sonuç? Tutmadıııı. Kına tutmadı yaaaa. Nasıl sinir oldum. Harcadığım emeğimemi yoksa o saate kadar beklediğimemi yoksa kınayı getiren arkadaşımamı? Arkadaşımın ne suçu var ki gönlünden geçmiş getirmiş. Ne yazık ki tutmadı kına.Tutsaydı çok güzel olucaktı. Gerçi sonra öğrendim ki yapım aşamasında yanlış bişiler yapmışım. Hint kınasını oksijen suyu ile karıştırıp çok koyu neredeyse kahve telvesi kıvamında yapmam lazımmış. Sıcak biraz azalsın nöbetçi eczaneye gidip oksijen suyu alıp yeniden denemem lazım. 


Nedense bişeyi kafama taktım mı yapmadan rahat edemem. Eşim şu son yazdığımı okusa neler der düşünebiliyorum ;) - bu göz işaretide O'na -Bu arada kot pantolonu çantaya çeviremedim. Annemle bişiler yaparız artık.

24 Temmuz 2009 Cuma

Sıcağa rağmen yazabildiklerim




Bazen tıkanıyorum ne yazsam acaba diye? Yaz gelince sanırım düşüncelerim, beynimde tatile çıktılar. Yinede biraz yazayım neler yapıyorum diye takip edenler var ;) -bu bir göz atma işareti -

Çarşamba günü ani bir kararla İzmir'e yakın olan Annem'in köyü Kemalpaşa Halilbeyli Köyü'ne gittim. Günübirlik akşam döndüm. Teyzemi, dayımı, kuzenleri ziyaret ettim.Köyün tozlu yolları falan demiyeceğim yoktu toprak yollar. Baharda gittiğimizde damlara gidip buzağı ve inekleri sevmiştik. Şimdi hava sıcak diye o taraflara gitmek istemedik. Küçükken pek fazla sevmesemde köyü yinede o yollardan tekrar geçmek çok güzeldi. Evet köyü sevmezdim çünki kimse Türkçe konuşmazdı. Halilbeyli köyü boşnak köyü olduğu için herkes, oyun oynayacak bir iki kayda değer arkadaşlarım bile boşnakça konuşurdu. Yanımdaki yabancı bilmez, anlamaz demezler konuşurlar.

Çok kötü bir huyum var. Gereksiz ışıkları bazen gerekli olanları bile kapatmak gibi. Her lamba düğmesinin altında askeriyedeki gibi "Gereksizse söndür" yazısını görüyor gibiyim. Böyle olunca başıma kazalarda gelmiyor değil. Yine ışığı kapattım o karanlıkta odadan çıkmaya çalışıyorum küttt diye bir ses. Öyle böyle değil ama gerçekten çok kötü çarptım kapıya. Eşim hemen kalktı ayağına bişi oldumu diye sordu. Bende ayağımı çarpmadım elmacık kemiğimi çarptım dedim. Elmacık kemiği yaa ne demek. Nasıl acıdı hemen buz falan bastırdık. Yoksa yüzümdeki morluğun nedenini kapı desem kimse inanmaz ama gerçekten kapıya çarptım ben.

Haber geldi kayıp oğluuşumuz Lucky'e benzeyen bir köpek görmüşler Buca Koop civarında.Akşam gittik gezindik ama ne yazık ki bir sonuç çıkmadı :(

Yarın İzmir'de yılın en sıcak günü yaşanacakmış. Benimde kuzenle niyetim Kemeraltına gitmekti. Eh bu sıcakta beynimi haşlamaya niyetim yok vazgeçtik. 

Resimler : Halilbeyli köyü minik buzağılar, Samsun'dan dönerken uçaktan çektiklerimden, Halilbeyli köyü teyzem ve kızı, Yeğenim emirhan ve ayak parmaklarına çizdiğim yüzler, lucky

Şarkı : Goran Bregoviç - Ederlezi Eee boşnakça olmalı de mi?

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Nereye gidiyoruz?

Bazen kendimi dünyadan öylesine soyutluyorum ki . Hiç bir şeyi dert etmiyorum, takmıyorum. Mesela tv'de haberleri izlemiyorum. Seçme hakkı bana ait. Düğmeye basıyorum kapatıyorum tv'yi. Bu hiç tv izlememem anlamına gelmesin izlerim hem de çok ama izlemek istediğim programları.
Dedim ya herşeyi soyutluyorum bazen de durup bakarım neler oluyor diye. Şaşırıyorum işte o zaman yurdumda olup bitenlere karşı.
Taksim'de bıçaklanan turiste kayıtsız kalanlar, kiralık katil şüphesi, yeni bir Bilge Köyü katliamı benzeri olay olmuş Elazığ'da. Devletimiz buyursun gelsin bakalım ordakilere psikolojik destek, estek, köstek için. Saçma geliyor bana. Madem yardım yapacaksın adam akıllı yap. Ekranlardaki kötü mafya bozuntulu tipleri kaldır ortadan kendi yönteminle derin devlet olarak haa bunuda sonra lütfen bir zahmet Ergenekon davasına bağla.
Zonguldak'da şişme botla açılan 6 kişiden 2 kişi ölmüş lütfen sayın devlet büyüklerimiz büyük sigara yasağından sonra denize yüzme bilmeyenlerin girmemesi için de bir kampanya başlatırmısınız?
Sayın Toprak 17'lik gelin almış. Nerede feministler bar bar bağıran, kendini yırtanlar? Üzmez davasınamı takıldınız? Tatildemisiniz yoksa? 
Anlıyamadığım  devlet  mensubu birinin kalkıp Münevver Karabulut cinayeti ile ilgili dedikleri. "Ya davulcuya, ya zurnacıya hikayesi" Buna cevabım "bu ne lahana turşusu bu ne perhizdir vesselam" Ne yani kızımıza sahip çıkamamak Önce birileri dillerine sahip çıksınlar. Tabi yaa sizin gibi çocuklarımızı küçücük yaşta evlendirip boyunduruk altına almalıyız demi mazallah neler olur sonra. Yılbaşı günü toplanan Ankara'daki gençlerimiz gibi olur demi? ( Bu arada onlar içinde allahım rahmet eylesin günahlarını affetsin mekanlarını cennet eylesin inşallah.) Hem dilinle bişiler diyeceğine oturupda bu olay için çözüm üretseniz? 
İğneden ipliğe zam geliyormuş. Gelemedi gitti şu zamlarda zaten. Yicez bir kazık madem bir an önce yedirinde rahatlayalım.  
Bu arada merak ediyorum Allah aşkına mayınlı arazi meselesi noldu? İhale kime kaldı? 
Geçen hafta Artvin'de Şavşat deresi taştı bugünde Giresun'da sel var.Yakın daha ormanları, peşkeş çekin biraz daha orman arazilerimizi lütfen tümden yok olalım. Bozun sevgili ülkemin güzelim topraklarını. Vatanım için çok üzülüyorum bazen ağlıyorumda. Ne medeniyetler barındırmışız, ne imparatorluklar kurmuşuz, yıkmışız. Bugünkü teknolojiyle ileriye gideceğimize sanki daha da geriye gidiyoruz. Hani gelecekle ilgili filmlerde olur ya zaman makinasını icat eden mucit ileriki yıllara gider. Ve görür ki insanlar medeniyet olarak ileri gideceklerine daha da geriye gitmişlerdir.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Ordan burdan


İzmir sıcak hem de çok sıcakkk demiyeceğim. Evet sıcak ama kışın o soğuklarda bi tarafım donarken hep bu sıcakların hayalini kurmuştum. Gerçi bu kış pek üşümedim nedense. Düşünüyorum da 35 yıllık hayatımda kendimi bildiğim zamandan beri ilk defa bu kış üşümedim. Tabii bunun nedenini bilemiyorum yok erken bir menopoz olabileceğini sanmıyorum :) Derler ki "Yazın denize çok girer, güneşte yanarsan kışın üşümezmiş insan" doğru olabilir mi acaba? Didim'e sık giderim. Denize girince az dururum ama çok girer çıkarım. Güneşte yatmayı sevmem aslında. Denizde yeterince güneşe maruz kalıyorum. Bakalım bu senede üşüyecek miyim?

Bu arada hastalığım hala geçmedi. Burnum akmadığı için başım ağrımaya başladığı sırada öyle bir akmaya başladı ki kendi kendime acaba beynim mi akıyor diyorum. Bu kadar da olmaz yani. Bir de öyleki gürültüyle akan burnumu insanların yanında silmemek için kaçacak yer arıyorum.
Mendil yetiştiremiyorum artık yanım da tuvalet kağıdıyla dolaşıyorum. Koku alma duyum yok oldu sanki buna bağlı olarak tat alma duyumda yok. Bir haftadır ne yiyorsam tadını alamıyorum. Beynimde önceden saklanmış olan tatla idare ediyorum. Bazen son anda lokma boğazımdan geçerken alabiliyorum tadını yediklerimin.

Buca'da oturuyoruz Adnan Menderes Havalimanındaki uçakların alçaldığı ya da ilk yükselme rotasındayız. Bazen uçakların gövdesinin gölgesi geçiyor sokaklardan. Bir uçak rotası var o rotadan ne zaman bir uçak geçse bizim evdeki tvdeki dijitürk sinyal seviyesi azaldığından bir saniye kadar devre dışı kalıyor. Bir de bazen sabahları geçen bir Rus kargo uçağı var ki o en kötüsü. Öyle gürültülü ki. Bir sabah saat 05,00 gibi uyandım uçağın motor sesiyle baktım eşimde uyanmış birbirimizin elini tuttuk tamam dedik uçak üstümüze düşüyor öyle böyle değil yani.

Son zamanlarda pek kitap okuyamadım. Gorki'nin Ana adlı romanını okuyordum sonra yaz gelince kitap ağır geldi. Ben de yaz için hafif bişiler aldım Harlequın romanlarından :) Beyaz dizi yani. aslında didim'de deniz kenarında en çok okuduğum kitaplar bunlar. Öyle bir ortamda ağır kitapların okunamıyacağını düşünürüm ben. Konusu ağır olan kitaplar bence kışın sıcacık bir evde elde sıcak bir nescafe ile okunmalıdır. Sizce?

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Dön Lucky nerdesin?


3 yaşında erkek golden retriever cinsi koyu sarı renkte olan oğluşumuz Lucky 18 Nisan 2009 cumartesi gününden beri kayıp :((( .


İzmir'de buca semtinde oturuyoruz. Evimizin bahçe kapısından atlayıp bir daha da geri dönmedi. Aslında onu hiç bir zaman bağlamayı düşünmedik. Bahçemizde serbestçe dolaşırdı hep. Gece olunca bahçe kapısından atlardı ama sabahları mutlaka dönerdi. İşe giderken onu ya durakta ya da sokakta diğer arkadaşlarıyla oynarken bulur bahçe kapısını açık bırakıp içeri girmesini sağlardık.


Üye olduğumuz www.petarkadas.com sitesinde açtığımız kayıp ilanını sürekli biz ve arkadaşlarımız güncelliyorlar sağolsunlar ama yine de bir sonuç çıkmadı.


Oturduğumuz yer de geceleri hep çıkıp aradık. Artık nerdeyse devriye gezen polislerin dikkatini çekmeye bile başlamıştık. ama yok yok yok. Yer yarıldı içine girdi sanki Lucky. Lucky'nin en belirgin özelliği burnunun gerisindeki döner gibi olan siyahlık. Ayrıca sol gözünün kahverengi olan kısmında da saydamlık vardı. Son zamanda çıkmıştı yine kaçtığı bir gece darbe aldığı için olmuştu. Damlalarla en iyi hale getirmiştik. Oldukça sakin olan türünün özelliklerini taşıyor. Oyun delisi, cana yakın. Her gel diyenin peşinden gidecek bir yaratık :).

17 Temmuz 2009 Cuma

Out of reach




Gerçekten çok uzun zaman önceydi. Bu şarkıyı ilk duyduğumda bana neler hissettirdiğini hala hatırlarım o an gibi. Klibini izlerken Gabrielle'nin trende uzaklara giderken başını cama dayayışı gibi yapmak istemiştim. O an içimden kalkıp uzaklara gerçekten çok uzaklara gitmeyi düşlemiştim. Bir sabah kalkacağım kimseler uyanmadan daha ve hazırladığım bir çanta ile tren garına gidecektim. Hava yağmurlu olmalıydı tıpkı o klipteki gibi. Tren garındaki hareket saatlerini belirten levhadaki ilk trene bir bilet alıp oraya gitmek istemiştim. 

Gittiğim yer ya da beni orada bekleyecek birisinin olması çok da önemli değildi açıkçası. Belki de önemliydi ama benim anlatmak istediğim o değil bana bunları hisettiren bu şarkı. Bu şarkıyı kaydedip günlerce durmadan ileri geri sarıp durmadan dinlerdim. Aslında tam çevirsini bulamadım şarkının adı Out of reach şimdiye kadar uzanmak olabilir mi acaba? 
Bilemiyorum. Şarkınında ilk başında da dediği gibi çok aptalca bir düşünceydi...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Son günlerde dinlediklerim

İçimi bıçaklar gibi geçen öksürüğüm hala geçmedi hastayım yani. Bugün doktora gittim ciğerlerimi dinledi öksürüğüm için şurup verdi geçmezse cuma günü gel dedi. Sigara içip içmediğimi sordu. İçmediğimi söyledim. Derinden gelen öksürüğümü beyenmemiş tekrar gel dedi. Bakalım ne çıkacak?

Bu hastalık halinde dinlerken beni rahatlatan sevdiğim şarkıları paylaşmak istedim sizlerle.Bakalım beyencekmisiniz?

Önce ennn favori parçam. Dinlerken beni hiç görmediğim halde görünce çok seveceğime inandığım Küba'ya götürüyor. Zaten söyleyen grupta Küba'lı Buena Vista Social Club Chan chan


Ardından yine beni alıp götüren bir parça. Klibini ilk izlediğimde -Vayyy bu Jack Sparrow da kim? demiştim. Kendisi Ville valo gerçi sadece bu klipte çok yakışıklı buldum kendisini. Hele o göz altına çekilmiş siyah kalem bizim çakma Doğuş gibi değil kesinlikle. Ancak karşısındaki bayanı beyenmedim orda ben olmalıydım aslında ahh ahhh! Summer wine


Bu parçayı aslında Enrique İglesias'çımda çok güzel söyler ama o yanındaki bayan Fransızca söyleyince batırdığı için şarkıyı ilk dinlediğim kişi olan Ringside yorumunu vermek istedim. Son çalıştığım işyerinde akşamları patronun arabasıyla işten dönerken Power fmde çalardı bu şarkı o sıralar meşhurdu. Çiğli Atatürk Organize'den dönerken kipa'nın oralara doğru o bataklık ve sarı otların ilerisinden görünen İzmir körfezi, batan güneş kendimi uzun bir yolculukta gibi düşlerdim hep.


İşte bir yaz parçası daha. İlk dinlediğimde Aydın Didim'de Sahte Cennet diye bir yerdeydik. Denizi harika bir yerdi. Gerçi biz akşamüstü güneş batarken gitmiştik. Bir yere oturup bir yandan güneşin batışını izleyip bir yandan da biralarımızı içmiştik. Aklıma hep oraları gelir.


Al işte bu kadar yaz havasındaki şarkılar yanında ağlak parçada olmalı de mi? Robin Hood filmini ilk izlediğimde lisedeydim. Hadi itiraf edeyim o gün okulu kırmış-tık-. O zamanlar çıktığım biriyle :) hava harikaydı yağmurlu ha yağdı yağacak ne yapalım derken aklımıza sinemaya gitmek geldi. Robin Hood'da yeni oynuyordu Çınar Sinemasında. Ben o filmde Kevin'a bayıldım en çok da bu çalan parçaya. Vay bee şaka falan ama 18 sene olmuş yaaa.


En son da çokk sevdiğim sesiyle Celine Dion ve enn meşhur parçalarından biri My heart will go on yani Titanik filminin müziği. Leonardo di caprio izlerken anladım ki bu çocuğun filmlerinde ölmek gibi bir kötü kaderi var. İzlediğim bir filmi daha var Köstebek. Film aktı aktı tam Leonardo ölmiyecek yaşasın dediğim bir anda asansörden çıkan adam kafasına sıktı kurşunu ve yere düştü ben öyle bir ahh demişim aman Allah'ım herkes bana bakıyor sandım.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Hastayım :(



Didim'den dönerken otobüste tepemde çalışan klimayı kapatmak biraz geç geldi aklıma. İlk anda o sıcak havada iyiydi verdiği serinlik fakat bir süre sonra rahatsız etmeye başladı. İzmir'e geldiğimde boğazım faranjit gibi acımaya başlayınca tamam dedim hasta oluyorum. Eh dönünce evde yapılması gereken temizlikti falan derken yoruldum. Akşamda klimayı açtık. Gerçi karşısına oturmadım beni rahatsız edemiyeceği bir yere geçtim. Buzdolabından su içmek yerine çeşmeden içtim. Çok sıcak şeyler yemedim. Sonunda benim klasik faranjit kuru ve ciğerden gelen içimi acıtan öksürüğe döndü. Hastayımmm.


Cuma günü de Didim'de hasta oldum. Bir önceki akşam Babam balık almıştı Annem'de mısır ununa bulayıp pişirdi. Bende bir heves çıtır gibi olan derilerin hepsini mideye indirdim. Akşamları yürüyüş yapardık o akşamda yapmayacağımız tuttu. Sabah namazında Annemin namaza kalktığını duydum. Sağdan sola dönerken midemden gelen iğrenç bir ağrı yediğim balıkların orda olduğunu anlatıyordu sanki ııyyy çok kötüydü. Bu da benim klasik mide üşütmemdir. 2 senede bir olur. Ne yazık ki istifra etmek gibi bir yeteneğim olmadığı için bütün gün yatarak o balıkları hametmeye çalıştım. Hiç kalkmadım. Annem'le Babam'ın bişiler ye demelerine kızdım. Babam sağolsun bahçeden mercanköşk dediğimiz bir ot vardır ondan toplamış. Annem'de nane ve limonla kaynatıp içmemi istedi. O beni rahatlatıp midemi yumuşattı.

Onun dışında Didim güzeldi ama. Denize girdim bol bol ama güneşin altında yatmadım. öyle güneş altına yatıp yanmayı sevmem. Zaten denizde bol bol yanıyorum. Denizinde suyu bayağı ısınmıştı aslında. Yinede hakkını yemiyeyim Didim harika.