Tamam itiraf ediyorum ben bir uçak delisiyim
Uçak, uçağa binmek, havaalanları benim en sevdiğim yerler.
Kardeşimin kayınpederi Samsun'da havaalanında beni yolcu ederken
Heyecanımı görüp ilk defa uçağa bindiğimi sanmıştı.
Oysa dedim çok bindim ve uçmayı çok seviyorum.
Hatta şöyle isterdim birini alayım havaalanına götüreyim
Biletini onaylatma işlemlerini yapayım
Uçağa yerleştirip kemerini bağlıyayım.
Sonra da iyi yolculuklar dileyip
Tekrar başka bir yolcuya yardım için
Giden yolcu kapısında yerimi alayım.
Gece Tarihin Arka Odası programını izlediğimden saat 02,30 da yatmama rağmen
Sabah 8'de kalktım.
Eşimle Annem'i (yani kayınvalidemi) Van'a yolcu etmek üzere hazırlandık.
Annemi alıp İzban'la havaalnına gittik.
Gerekli işlemleri yapıp sağ salim uçağa bindirdik ve yolcu ettik.
İşte bu süre içinde olan tüm işleri yaparken çok mutlu oldum.
Bir ay sonra tekrar orada olucam bu sefer kendim yolculuk için.
Seviyorum ben havaalanlarını....
uçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Şubat 2011 Pazar
20 Ekim 2010 Çarşamba
Ben geldim
Vallaha geldim.
Hiç gitmemiş gibi değilim
Blog sayfama bir baktım ki
Offff o kadar çok yazı birikmiş ki
Okunacak falan...
Hiç boş durmamışsınız sevgili blogdaşlarım
Her gün bu kadar yazıyoruz ya
Düşünüyorum para verseler yazmamamız için
Yine bu kadar coşkulu, dolu dolu yazar mıyız ?
Neyse Ankara'ya gittim geldim.
Çok güzel geçti.
Önce soğuktu cumartesi günü çok üşüdüm
Bu ne yaa 06 olduğu için mi dedim.
Eh sonra biraz hafif nezle olarak hava durumuna alıştı vücudum
Kardeşim, eşi ve yeğenimle çok hoş günler geçirdik
Yine bu sayfadan güzel dostlarla buluştum, karşılıklı konuştuk güldük
Sevgili Leylak Dalı , Sevgili Funda, Sevgili Deniz
Yalnız Deniz'cim benim balık hafıza devreye girdi ismini ve şeker halini hatırlıyorum ama blog ismin uçtu kafamdan :(
Sonra liseden sonra hiç görüşmediğim sınıf arkadaşımla da bulduk birbirimizi
Tam 18 yıl sonra O'nunla da güzel bir gün geçirdim.
Yalnız ahdım kaldı Kızılay Meydan'ında bi dayak yiyemedim ya hahahaa
Giderken sisler içinde girdiğim Ankara'yı
Dönüşte bu sefer kara bulutlar içinde terk ettim.
Ve bu yüzden bir daha özellikle bir daha kış ve akşam karanlığında uçmamaya karar aldım.
Yalnız dönüşte uçağa binmeden pilota attığım göz ve öpücük işe yaradı
İzmir üstünde çok hoş bir tur attık.
Hava açık olduğu için tüm körfez ışıl ışıl harikaydı...
5 Ekim 2010 Salı
Gidiş 9 Ekim 2010 saat : 07,00 İzmir ADB - Ankara ESB
Son bir kaç gün.
Çok heyecanlıyım çok.
Bu haftam çok yoğun geçecek demiştim.
Dün temizlik yaptım, bugün biraz daha az işlerim
Yarın yaprak sarıcam, börek yapıcam
Perşembe günü yaklaşık 16 kişilik bi kahvaltı sofrası kurucam
Liseden arkadaşlarım geliyor.
Cuma günüde valiz hazırlığı,
Eşime ben yokken giyeceklerini hazırlamakla geçer
Cumartesiiiiiiii
Sabah saat 07,00-de İzmir Adnan Menderes'ten Ankara Esenboğa'ya uçucam.
Daha önce Ankara'ya gitmiş 2 gün gibi kısıtlı bi zamanda gezmeye çalışmıştım
Şimdi biraz daha uzun kalıcam 10 gün yokum.
14 Kasım 2009 Cumartesi
kayıp yazar
Blog yazarımız hala yaş gününde kurduğu hayalini yaşama arzusunun ve şeytanında dürtmesiyle kafayı sıyırıp,ilk uçağa atlayıp kendini Bora Bora Adalarına atacağını zannederken, bindiği ilk uçağın aktarmasında transit geçişi kaçırdığından daha adını bile telaffuz edemediği bir havaalanının bekleme salonunda pineklediğinden yazısını ulaştıramamıştır.
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Ordan burdan
İzmir sıcak hem de çok sıcakkk demiyeceğim. Evet sıcak ama kışın o soğuklarda bi tarafım donarken hep bu sıcakların hayalini kurmuştum. Gerçi bu kış pek üşümedim nedense. Düşünüyorum da 35 yıllık hayatımda kendimi bildiğim zamandan beri ilk defa bu kış üşümedim. Tabii bunun nedenini bilemiyorum yok erken bir menopoz olabileceğini sanmıyorum :) Derler ki "Yazın denize çok girer, güneşte yanarsan kışın üşümezmiş insan" doğru olabilir mi acaba? Didim'e sık giderim. Denize girince az dururum ama çok girer çıkarım. Güneşte yatmayı sevmem aslında. Denizde yeterince güneşe maruz kalıyorum. Bakalım bu senede üşüyecek miyim?
Bu arada hastalığım hala geçmedi. Burnum akmadığı için başım ağrımaya başladığı sırada öyle bir akmaya başladı ki kendi kendime acaba beynim mi akıyor diyorum. Bu kadar da olmaz yani. Bir de öyleki gürültüyle akan burnumu insanların yanında silmemek için kaçacak yer arıyorum.
Mendil yetiştiremiyorum artık yanım da tuvalet kağıdıyla dolaşıyorum. Koku alma duyum yok oldu sanki buna bağlı olarak tat alma duyumda yok. Bir haftadır ne yiyorsam tadını alamıyorum. Beynimde önceden saklanmış olan tatla idare ediyorum. Bazen son anda lokma boğazımdan geçerken alabiliyorum tadını yediklerimin.
Buca'da oturuyoruz Adnan Menderes Havalimanındaki uçakların alçaldığı ya da ilk yükselme rotasındayız. Bazen uçakların gövdesinin gölgesi geçiyor sokaklardan. Bir uçak rotası var o rotadan ne zaman bir uçak geçse bizim evdeki tvdeki dijitürk sinyal seviyesi azaldığından bir saniye kadar devre dışı kalıyor. Bir de bazen sabahları geçen bir Rus kargo uçağı var ki o en kötüsü. Öyle gürültülü ki. Bir sabah saat 05,00 gibi uyandım uçağın motor sesiyle baktım eşimde uyanmış birbirimizin elini tuttuk tamam dedik uçak üstümüze düşüyor öyle böyle değil yani.
31 Mayıs 2009 Pazar
Merzifon'dayım
Merzifondayım şu anda ve önümde oturan YeğenimEmirhan ile bunları yazmaya çalışıyorum. Dün Samsun'a geldim uçakla. Kardeşim aldı beni. Havadan Karadeniz'in bir kısmını görmüş olsamda güzeldi. Sonra biraz gezip Merzifon'a geldik. Burası serin ne yazık ki. Ben İzmir'de bavulu hazırlarken yazlık kıyafetler koydum. Son anda ince bir ceket almıştım. Burda işime yarayacak tek giyside o ne yazık ki. Bugün 5.Ana Jet Üssü'ne gittik. Hava kuvvetlerinin 98.kuruluş yıldönümüymüş tören vardı. Piknik gibi ağaçların altında oturduk, yeğenim oyun oynadı. Böyle geçti. Aslında bir sır vereyim mi? İzmir'i çokkk özledimmm.
İlk resim : Merzifon / uçaktan tuz gölünün görünüşü / Samsun'a giderken bindiğim uçak Pegasus - Karşıyaka
İlk resim : Merzifon / uçaktan tuz gölünün görünüşü / Samsun'a giderken bindiğim uçak Pegasus - Karşıyaka
16 Nisan 2009 Perşembe
ordan burdan
Çok kararsızım ben yaaa.Bakmayın öyle yan tarafta yazan profilimdeki kişilik tahlilime. Aslında oraya ne kadar kararsız bir insan olduğumuda eklemeliydim-Yoksa eklememeliyimmi? Bazen derim zaten Ben daha öncede böylemiydim diye. Evet böyleydim hep. Kesin bir karar verirdim ondan sonrada yapsam mı? yapmasam mı? söylenip dururum. Kendimi kahrederim bazen niye böyle bir karar verdim offf diye. Bazende bir yerde bir laf ettiysem niye ettim etmesemiydim, yok yok iyi oldu dediğim. Ama yinede o kararımı uygularım yada o ettiğim sözün arkasında dururum. E be kızım madem uygulayacaksın o kararı bunca kendini yiyip ne bitiriyon madem? olmaz öyle yapmalıyım ki rahatlıyayım.
Lucky ve ben bugün gezmeye gitmedik. Gece bahçe kapısından atlayıp kaçtığı için sabah aradım buldum onu. Önünde bir kemik boş bir arsada oyalanıp duruyordu. Eh en azından sabah evinin yakınlarına gelebiliyor. Eee tüm gece dolanınca sokaklarda yorulmuş hep yattı. Hatta bir ara dışarı çıkarmak istedim hiç oralı olmadı. Bende ona güzel bir türlü yemeği yaptım fırında. Aslında kendimede. Ben ne yersem onada verdiğim için hep benim sevdiğim yemekleri yapıyorum. Bu sayede bende yiyorum. Zaten öyle bir köpek ki anlıyamıyorum bazen. Allah aşkına hangi köpek patlıcan oturtma yemeğini, terbiyeli enginarı, ıspanaklı çılbırı üstünde de sarımsaklı yoğurt eşliğinde yalanarak yer yaaa. En güzelide yemekten sonra ağzının kenarlarında kalan sarımsaklı yoğurdu yalaması ve kokması yokmu bayılıyorum ona o zaman. Sonra da bahçede oturdum güneşe sırtımı vererek. Lucky'de ayaklarımın dibinde kitap okudum.
Dr.Erdal ATABEK Kuşatılmış Gençlik. Eşim psikoloji üstüne kitaplar okur. Ama bir kere bile ilgimi çekmemiştir benim. Ben daha çok yaşanmış öykülerden, birebir yaşayan kişilerin ağzından yazılmış hikayeleri birde tatildeysem eğer beyaz, pembe dizi romanlarını severim. Kitap dediğin alıp beni peşinden sürüklercesine götürecek budur işte sevdiklerim. Nedense bir kaç haftadan beri yukarıda koli içinde duran kitapların seslerini işitir oldum sanki. -Gel bizi oku çok hoşuna gidecek gel - diye. Ben de kalktım çıktım yukarıya bir kaç kitap seçtim. Bayağıda hoşuma gitti.
Haberleri yine izlemek istemedim. Ama salatayı hazırlarken içerden gelen haberleri dinledim sadece. Bir sürü saçmalıktan ibaret haberler. Aslında aralarında içimi burkanlarda yok değildi. Türkan Saylan'ın hastaneden çıkarken verdiği görüntüler vardı. Haberi duyunca koştum baktım. Kötü oldum ağlamamak için zor tuttum kendimi. Ellerinden gelse bizleri zombi yapacaklar yakındır. Bir de şehit bir pilotun cenaze haberi vardı. Allah aşkına şehit olmuş tamam Allah rahmet eylesinde bir acının bu kadar acı bir şekilde televizyonlarda verilmesine karşıyım ben. Kaldıramıyorum yaşlanıyorum sanırım. Üzülüyorum. Sonrada aklıma şimdi o şehit toprağın altında bense salataya tuzu azmı çokmu attım hesabındayım. Ne dünya.
Ama bugün yaşanan bunca güzel anlara rağmen bir üzücü olayda oldu. Sokağımızda yaşayan Lucky'ninde arkadaşı olan bir sokak köpeğimiz var ona araba çarpmış. Can acısıylada bizim arabanın altına sığınmış. Zaten bir senedir yeni yeni dokunmaya başlamıştık ona. Hiç sevdirmez kendini. Ayağında bişeyler var sandık ama sonra baktık ki yürüyor. Başka bir arabanın altına girdi. Bizde tekrar yanına gittik. Epey bir düşündük ne yapalım diye. Dokundurtmuyorki kendini. Önüne yemek koyduk ve eve döndük. Tekrar bakmak için çıktık yok ortalıkta. Bir iki sokakta aradık ama bulamadık. Umarım iyidir.
Aaa düzeltme yaparken baktım en üstte kararsızlığımdam bahsetmişim. Neden bahsettiğimi anlatayım;
Mayıs sonu kardeşimin yanına gidicem. Yol otobüsle 14 saat sürüyor. Bu sefer yol yorgunluğu olmasın diye uçakla gitmeye karar verdim. internetten biletimi aldım ve onayladım. İşte dünden beri hem kendimin hem de eşimin başının etini yiyorum. Gitsem mi? Gitmesem mi? Hatta biletimi internette onayladıktan 10 dakika sonra müşteri hizmetlerini arayıp benim bu bileti iade etmem söz konusu olabilir mi diye sordum. Yapmayacaklarını biliyorum ama deniyorum yinede. Olmaz dediler. Zaten parayı alana kadar her şeye evet derler ama paranıda kaptırdınmı olmaz derler.
Neyse gidicez bakalım. Tabii gidene kadar ne bende nede eşimin başında et kalmıyacak? Hayır gitmek isteyen, bir hevesle internetten tarih ve uçuş saati seçen ben, ama gidip gitmemek konusunda kararsız olan yine ben. Eşimin ne suçu var ki? Cevabı ben vereyim. Niye git dedi bana. Hayır efendim gitme demeliymiş. Hoş bunu desem diyecek ki gitme desem dinleyecekmisin? Hayırrr. Bu seferde gitmek istiyorum ben niye karışıyorsun gibi başlayıp devam eden bir diyalog yaşıyacağız. O'da bu yüzden susuyor oralara girmek istemiyor.
Canım yaaa.
Yazarken dinlediğim şarkı Sezen Aksu Yol arkadaşım.
Resim Lucky ve ben yerde Aydın Didim Manastır Koyu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)