şapka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şapka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013/04/15
2012/12/23
2012/12/07
2012/07/25
Güneşin çiçeği
Yıllarca ayçiçeğiyle ayçekirdeğini farklı iki şey olarak bildim. O yüzden de ne zaman bi ayçiçeği tarlası görsem acaba ayçekirdeği tarlası mı desem yoksa "ayy ne güzel ayçiçeği tarlası" mı desem bilemedim, hep sevincim içimde hevesim kursağımda kaldı. Ben gösterene kadar da çoktan geçtik o tarlaları her defasında.
Kıyamam kız, öyle de doğrucu davutumdur. Sanki patates tarlası desem bakmiycaklar gibi.
Ayçiçek yağı dediğin şey yemeğe pastaya böreğe katılır neticede.
Yani kabaca düşününce hiç de o film izlerken yada bi bankta oturup deniz kenarında yürüyüş yapan milleti keserken çitlediğin çekirdekle alakası yok.
Gel görki sayın seyirci, ayçekirdeğinin yağıyla elde edilen şeye denirmiş ayçiçek yağı. Hala karışık gelmiyo mu size de?
Gel görki sayın seyirci, ayçekirdeğinin yağıyla elde edilen şeye denirmiş ayçiçek yağı. Hala karışık gelmiyo mu size de?
Büyüyünce (bundan 1-2 sene önce) bunların ikisinin de aynı şey olduğunu öğrendim.
İşte o gün bugündür merak ettiğim başka bişey var.
Neden bu muhteşem şeyler bütün gün boyun fıtığı olana kadar güneşi takip etmesine rağmen adı ayçiçeği olmuş? Kim, hangi akla hizmet etmek amacıyla böyle bi isimlendirme yapmış? Yoksa bu isimlendirmeyi yapanlarla hanım göbeği tatlısını uyduranlar aynı kabileden mi?
Bilen beri gelsin, alnından öpçem.
Şort, T-shirt: H&M
Sandalet: Promod
Şapka: Mudo
Mekan: Muğla-Denizli yolunda bi tarla :)
2012/02/12
Kot olsun bizim olsun.
Hem -5 derece de olsa güzel olan cumartesi için, hem de bu güzel elbiseyi bana hediye eden Lee Cooper Türkiye için kaldırıyorum kupada sahlepimi :)
Dipnot: Özel yıkama, boyama ve parlatma tekniği kullanarak bu parlak ve derimsi görünümü vermişler kumaşa. Üstelik de her bir elbise bir kişinin elinden çıkmış, yani el emeği göznurudur bu gördüğünüz arkadaş.
Limited Edition olarak Lee Cooper'larda hepinizin sevgisini bekliyo şu an.
Gidin dokunun sevin ♥
"Ay minikkuş o kot elbiseyle hiç topuklu olmuş muuu" diyosanız babetle yada Converse'le de giyebilirsiniz, hatta terlikte bile:) Hani bi laf vardır "büyükle büyük, küçükle küçük olur" diye.
Spor ayakkabıyla spor, topukluyla klasik olur bu. Garanti :)
Elbise: Lee Cooper / Ayakkabı: Giovanna / Çanta: Zara / Şapka: H&M / Kemer: Koton(aslen kolye)
2012/02/05
Kumkuma
Kumkuma diye bi kelime var.
Hani böyle bi özelliği fazlasıyla bünyesinde bulunduran şeyler için söylenir.
Laf ebesi değil de laf kumkuması derler onun gibi.
Laf ebesi değil de laf kumkuması derler onun gibi.
Benim dünyamda da bir sürü kumkuma vardır.
Annemin elleriyle yaptığı keşkek mesela. Tam bir lezzet kumkuması. İçinde yok yok, tavuğundan yarmasına, fasülyesinden mısır ununa kadar ne ararsan onda. Bide tereyağını kızdırıp şöyle bi üstünde gezdirirsin. Aman neyse işte, yemek konusuna girince çıkasım gelmiyo. Lezzet kumkumalarım saymakla bitmez benim.
Komiklik kumkuması bi kızkardeşim var mesela. "Sen büyüyünce tiyatrocu ol" dediydiler de dinlememişti. Hey gidi. Şimdi Yalan Dünya'da Açılay olabilirdi esasen:) Yetenek doğuştan gelir derler, çok pis taklitçidir. Taklitçi dediysek tiyatral anlamda. Tevekkeli değil küçükken kankardeşiyle birlikte (buna da çok gülüyorum aklıma geldikce, bu ayrı bi post konusu olabilir) bütün mahallenin kadınlarını bi araya getirip onlara tiyatro oyunları sergilerlerdi. Sonra da iyiki geldiniz babında küçük hediyeler verirlerdi izleyicilerine, annemin kremleri gibi, az kullanılmış saç fırçası gibi, taso gibi :) taa o zamanlardan beri paylaşımcıdır ablasının kuzusu ^_^
Pamukluk kumkuması bi kedim var. Hepiniz biliyosunuz Püre'yi. Al koynuna battaniye gibi yat, o kadar yumuşak. Karakterini yediğim çok da yumuşak huyludur. Ben çamaşırları yıkarken yumuşatıcıların arasına yatıp ordan beni izlemesinin bu yumuşaklıkla hiçbir alakası yok ama, allah vergisi onunki <3
Fikir kumkuması bi kocam var. Her konuda mutlaka fikri vardır. Her konuya uygun bir iş fikri de vardır. Bir bardak su içerken bile suyla ilgili kırk tane iş fikri ortaya atabilir. Hayal dünyasının da hayli geniş olduğunu düşünecek olursak bizde fikir derya deniz :)
Mesela ben de anında görüntü kumkumasıyım. Peki neden özellikle bunu vurguladım?
Mesela bi etek gördüm askıda ama modeli güzel degil. Hemen o etegi baska bi modele çevrilmiş olarak düşünür ve üzerimde hayal eder, beğenirsem alırım:) Sonra da keser biçer o hayal ettiğim hale getiririm.
Üzerimdeki bu gömleği de H&M'in birbirine girmiş tezgahlarından birinde gördüm mesela geçen gün. Desenini ve kumaşını çok sevdim ama üzerinde 48 beden yazıyodu. Şöyle bi tuttum elimde hakkaten 48 beden, ama bu bana salaş bi gömlek gibi olabilir dedim ve hemen oracıkta (kabine kadar bile dayanamadım) kazagımın üstüne giydim. Ne göreyim, resmen modeli buymuş da benim için özellikle oraya bırakılmış gibi.
İyiki de o 48 beden teyze gelip almamış onu, yoksa napardım ben <3
Bundan sonra bana biraz kilo al diyenlere, e daha napiyim yaaa 34 bedendim 48 beden olmuşum diycem gururla :)
Oldu çok sağolun.
dipnot: Fotoğraflar için Funda'ya teşekkür:)
Gömlek&Kolye&Şapka: H&M / Etek: Paris'ten / Bot: Giuseppe Zanotti / Çanta: Calvin Klein / Bileklikler: Asos
2012/01/27
Beyin mıncıklanması durumu.
Yani gören de 58 yaşında görmüş geçirmiş biri sanır beni, ne zaman bişey yazmaya başlasam paso geçmişte yaşadıklarımdan bahsediyorum.
Yukarda gördüğünüzün yarısı kadar yaşadım henüz(açık vermemeye çalışıyorum), aklım başımda geçirdiğim kısmıysa onun da yarısı. Dersimiz matematik değil tabi, hesapla kitapla uğraştırmıycam sizi bi rahatlayın.
Zira bugün anlatacağım şey çok farklı.
Beden dersi diye bişi vardı mesela, bitürlü beden eğitimi diye söylenmezdi. O kadar dersten öteydiki, önlük mönlük hak getire, o gün beden dersi varsa tüm gün eşofmanlı dolaşır, rahat rahar su savaşı yapardın nası olsa yakalığın ıslanmıyo:)
Kimisi yanındakini çimdikler, kimi taaa 10 sıra arkasındakine bağırarak laf yetiştirir, kimi en büyük balonu kim şişirecek sevdasına ağzında bi tomar sakızla boğuşur. İşte dirsek-omuz teması denen şey de bu yaratıkları hizaya getirebilmek için çıkarılmış mesela (bakınız yukardaki duruş)
Beklerdikki annemizin günü münü olsun da evden gitsin, bütün makyaj malzemeleri bize kalsın. Fütursuzca ağzımızı gözümüzü ruja bulayabilelim, kolumuza bacagımıza kadar oje sürelim.
Ben de en çok ablalık halleri vardı. 2 yaş da olsa büyük müyüm? büyüğüm sonuçta.
"Hadi canım sen git arkadaşlarınla dışarda oyna, ben de size kurabiye yapiyim" diye kardeşi ve komşu kızını sokağa salan abla modeli, yaş 8, kurabiye ise ya çamurdan ya oyun hamurundan tabiki:)
Bide zor diye düşündüğümüz, amaaaaan ne gerek varki bunları öğrenmeye dediğimiz, sınavlarda düzgün cümle kurmak için ter döktüğümüz, ismin -i hali, -den hali gibi sıkıntılarımız vardı mesela. Çok zor günlerdi çok.
Her sırada iki kişi oturduğumuzu varsayarsak, yazılı sınavlarda mutlaka bi okul çantası yada resim dosyası olurdu sıranın tam ortasına dikine koyulmuş. Zaten o sayede hiç kopya çekemezdik, herkes bildiğini yazardı, diimi.
Oooo kamon çekinmeyin, burda aramızda konuşuyoruz, rahat olun. O kopyayı çekmek istemiyodunuz aslında, sadece dosya yeterince kapatmamıştı arkadaşınızın kağıdını ve siz ister istemez görüyodunuz cevapları.
Benim beyin egzersizim böyle oluyo işte. Geriye geriye, gidebildiğim kadar geçmişe ışınlanıp, orda neler yaptığımı hatırlayarak çoğu zaman eğlenip bazen de üzülerek beyin hücrelerimi temizleyip çitiliyorum, iyi geliyo bak sen de dene ;)
Oldu o zaman, madem kar kırk yılda bir işe yaramış ve heryer tatil olmuş, e ben niye hala yazıyorum çok afedersin?
Hırka: Koton/ Tayt: H&M / Bot: Beta / Çanta: Nine West
2012/01/26
Bağ(ım)lılık
Bi ben miyim acaba eşyalarına bu kadar tutkuyla bağlanan?
aman o benim için çok önemli, yok bunun bilmem nerden hatırası var diye diye evin kocaman bir kiler olma yolunda ilerlediğini gördükçe korkuyorum gidişhattan.
Bide o şeye bağlanma kısmından öncesi var tabi. Alana kadar verilen mücadele kısmı.
Takdir edersinizki o kadar ara tara tırım tırıs hiçbir yerde bulamadığın bişey, birden karşında dikilince alasın ve otomatikman onunla bi bağ kurasın geliyo!
Tıpkı Zara'nın aylar önce lookbookunda görüp uzun süredir gelmesini beklediğim bu çanta gibi.
Yada hiç hesapta yokken karşıma çıkan ve beni al beni al onu alma diye dore rengini işaret eden bu siyah deri etek gibi. Ama ben kıyamadım ikisini de aldım ♥
Daha bunlar gibi o kadar çok şey varki bağlandığım..
Avuç kadar saksıda yaşayıp, aylarca sulamayı unuttuğum halde küsmeyen, bir damla suyla aylar sonra tekrar tekrar hayat bulan kaktüsüm,
Belirli aralıklarla alıp masamda biriktirdiğim, her gün bir azimle "bugün 2 litre su içicem" diye başlayıp günü hiç su içmeden bitiren bana kızmayan ve beklemiş suyla masamda pinekleyen sürahilerim,
sıkıldıkça peçetelerden, A4 kagıtlarından yaptığım garip şekilli, ama atmaya kıyamadığım çöplerim,
bundan taaa 4 sene önce jujumun yerde bulup bana verdiği ve hala anlamsız bi şekilde post-it'lerimin içinde sakladığım at kestanelerim,
hergün düzenli olarak eve götürmeyi unuttuğum ve aylardır masamda ikamet eden asetonum,
iğrenç kokulu silgim,
bütün ofis ahalisine hizmet eden mayonez görünümlü nemlendiricim,
"always believe in yourself and your dream" yazılı, bırak çayı su içmeye kıyamadığım kupam,
artık yazmayan, mürekkebi kurumuş olduğu halde hala kalemlikte takılan tükenmezler,
güvence olarak her daim elimin altında tuttuğum fındıklı hoşbeş, çilekli lila pause ve negro,
hala eski soyadımla panomda asılı duran kartvizitim ve yine panomdaki canım arkadaşımın yeğeninin fotoğrafı [yanıma gelip de kim olduğunu soran herkes önce bi dumur oluyo öğrenince:) illa kocamın fotoğrafını koycak halim yok sonuçta:P ]
ve sen, her yemek siparişinden sonra artan tuz ve karabiberden oluşan orta çekmece.
o kadar hayatımın içindesinizki birinizin bile eksilmesine dayanamam. hergün yoklama alıcam ona göre.
özellikle de çilekli lila pause sana söylüyorum fındıklı hoşbeş sen anla!
Çanta: Zara(yeni) / Etek&Eldiven: Paris'te bi butikten / Kazak: Koton / Bot: Markafoniden ama markasını hatırlamıyorum / Şemsiye: T-Box / Şapka: LCW çocuk / Atkı: Sarar(Erman'ın:))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)