deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2020 Çarşamba

HER ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

HER ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK
Sahilde denize karşı içkimi yudumlamayı severim.  
Deniz, değişik renkleriyle hayallerime eşik eder. 

Uçsuz bucaksız renk cümbüşü mü beni hayal dünyasına sürükler yoksa hayal dünyam mı bu reenk cümbüşünün içine girip beni oradan oraya sürükler? Korona virüs salgını başladığından beri bunu yapamıyorum. Ne bileyim bazı insanlar gibi rahat olamıyorum.

Bir tanıdık gelmiş. Görüşmeyeli yıllar olmuş. Eee görüşelim o zaman. Kimsenin olmadığı sabah saatlerinde. Mesela sabah saat 08:00 gibi sahilde bir kafede. Önceden gelip otturacağım sandalyeyi bir güzelce sildim (deli mi ne?). Masayı da sildim. Eldivenleri çıkartıp, beklemeye koyuldum.
Sahil her zaman olduğu gibi güzel ama beni içine çekemedi. Denize giren insanlar vardı. Belliki onlar da kalabalık oluşmadan işini bitirmek istiyordu.
"Merhaba” Elleşme yok, öpüşme yok. Mesafemizi koruyarak, maskemiz yüzümüzde sohbet ettik. Ne kadar sabahın erken saati olsada bira içmek istedim. Amacım aylar öncesi yaptığım gibi sahil keyfi yapmaktı. Bunu özlemişim. Ayaklı bira bardağında içmeyi seven ben sadece şişe birayı aldım. Güzelce sildim. Denize karşı bir yudum aldım. Yok yok eskinin tadı yok. Koltukta istediğim gibi yayılamıyorum, kontrollü hareket ediyor, elimi sildiğim yerlere bile koyamıyorum. Kazık yutmuş gibi oturuyorum. Yoook bu bana göre değil. Ya böyle bir hayat olabilir mi? Benden bu kadar. İsteyen istediğini yapabilir.
NOT: Fotoğraflar bana ait. Esasında 3. ve 4. fotoğrafı çeken Amerika’ da yaşayan küçüklüğünü bildiğim biri. O çekti ve bana gönderdi. Ben sadece kırptım. Öncesi “Apple” de çalışıyordu ama şimdi “Facebook” da çalışıyor. Küçüklüğünde hayalini kurduğu bir yerde yaşıyor. Hayalini gerçekleştiren insanlara selam olsun. Bu insanlara hayranım. Yolları açık olsun.

15 Şubat 2020 Cumartesi

BİR KAÇ KONU HAKKINDA

AKLIMDAN GEÇENLER
"Savaşa hayır.” 
Hiç bir ülke ile savaş istemiyorum. 
Hele hele bir başka ülkenin topraklarına girip o ülkeye ayar verilmesi taraftarı değilim. 
Ülkeyi kim yönetirse yönetir, kişisel olarak o kişiyi sevmeyebilirsiniz ama ülke çıkarları ön planda olmalı. Yıllardır Ortadoğu bataklığına girmemek için her şey yapıldı da şimdi ne oldu da girdik. Ölüm haberleri arka arkaya gelen askerlerimiz ne için şehit oluyor? 
Ailesine, ülkesine bu acı niye yaşatılıyor? 
Bir ülkeyi yöneten kişiler, kendi halkının problemidir, bir başka ülkenin değil. 
Kendi ülkesi için mücadele edecek genç insanların ülkemizde işi ne? 
Ülkesinden kaçan bu insanlar için kırk milyar dolar harcandığı söyleniyor. Kendi insanlarımızı refaha ulaştırdık da fazlasını bunlara mı harcıyoruz? 
Bu paranın hangi kaynaktan nerelere harcandığını bilmek isterim. Bunun da en doğal hakkım olduğunu düşünüyorum. 

Kırk milyar dolarlık yardımdan bahsetmişken Kızılay’da olanlar için bir kaç şey söylemekten kendimi alamayacağım. Yaşıtlarım ve benden büyükler ilkokul yıllarındaki Kızılay amblemi olan kumbaraları hatırlayacaktır. Küçük yaşlardan itibaren yardımlaşma ne güzel öğretiliyordu. Günümüzde o saflıktan eser kalmamış. Şimdi güvenebileceğim başka kanallardan yardımı tercih ederim. 
Tamam. Şartlı bağış yapılırmış, anladım.  
Anladığım, Kızılay’ a bağış yaparsın ama örneğin yürüyen aşevi ya da sabit aşevi yapacaksın dersin ya da başka şey. Yani Kızılay’ ın kendi bünyesinde bağışını harcamış olursun. Başka bir vakıfa direk yardım yapılacak durumdayken Kızılay yolu ile yapılması tuhaf. Bu konunun uzmanları buna “devletten vergi kaçırma” yolu diyor. Kızılay’ a yapılan yardım paralarının tamamı vergiden muaf oluyormuş. İşin kötüsü bu yapılanı hükümette onaylıyor. Açıklamalar bu yönde. Yardım kuruluşlarına, vakıflara yapılan yardımlar ve bunların nasıl harcandığı sıkı takip edilmel ve araştırılmalıdır. Devletten vergi kaçıranlar, devletin malını ve parasını çalanlar, yiyenler büyük ceza almalı hatta mal varlıklarına el konulmalıdır. 

Kızılay demişken Elazığ’ da olan depremden bahsetmemek olmaz. Kızılay aynı gün mesajla para toplamaya başladı. O ana kadar hiç bir hazırlığı yok muydu? Daha önce toplanan paralarla ne yaptı? Hiç kimseyi, hiç bir şeyi sorgulayamıyoruz. Sorgulayınca, sorgulayan suçlu oluyor. Suçlama yapılacağı yerde daha önce toplanan paralar nasıl ve nereye harcandı açıklanamaz mı? Paralar nasıl resmi toplanıyorsa harcanırken de belgeli harcanıyordur (kafaya estiği gibi değil) değil mi? Devlet bu günler için var. İlk önce devlet daha sonra yetmediği yerde bizler vatandaş olarak her zaman varız. Bilim insanlarına kulak verilmiyor, uyarıları dikkate alınmıyor. İlk önce gerekli tedbirleri alalım ondan sonra Allah’ın takdiri diyelim. Ölenlerin ailesine başsağlığı diliyorum, depremi yaşayanlara geçmiş olsun diyorum. Daha önce üç depremi (Adana, Gölcük, Bodrum) yaşayan bir insan olarak acınızı paylaşıyorum. 

Binaların yıkıldığı yerde can kurtarma için yaşanan kaosu benim gibi sizlerde televizyondan izlemişsinizdir. Neydi o kalabalık, düzensizlik, kargaşa? 
Yapılacak şeylerin önceden belirlenmiş bir kuralı vardır. O doğrultuda ne yapman gerekiyorsa onu yaparsın. Aynı kargaşa ve bilgisizlik yaşanan çığ olayında da kendini gösterdi. Bunun sonucu oldukça yüksek ölüm oranlarını getirdi. 
Amacımız insanlarımızı yaşatmak olmalı, ölümünü seyretmek değil. 

Bunlardan ders aldık mı? Hayır. 
Geçmişte yaşadıklarımızı bu gün tekrar yaşıyorsak bu şekilde devam edilirse yarın da aynı şekilde yaşayacağız. 

Hani Kızılay üzerinden yardım yapan hayırsever vatandaşımız vardı ya, yaptığı yardımın bu kadarla  kalmadığını düşünüyorum. Muhakkak başka yerlere de güzel yardımlar yapmıştır. 
Böyle hayırsever vatandaşlarımız varken “tank palet fabrikasına” neden Katar’ ı soktuk. Bu tarz hayırsever vatandaşlardan o parayı rahatlıkla alırmışız meğer. Bak şimdi ne aklıma geldi; Amerika’ da yargılanan hayırsever bir vatandaşımız sorgulamasında bir vakıfa yaptığı yardım paralarını söylemişti. Hemen akabinde vakıfın sitesinde yardım yapanların listesinin yayınlandığı kısımda böyle bir yardımın yer almadığı gazetelerde yer almıştı. Aynı gün vakıfın sitesi internete kapatılmıştı. 

Abooo yoksa bu yardım da... 


15 Temmuz 2018 Pazar

İÇİNDEN GEÇENİ SÖYLEMEK


YÜREĞİN EL VERMELİ 


Karşınızda ki insan sevdiğiniz ve kırmak istemediğiniz bir insansa konuşmalarınıza çok dikkat ediyorsunuz. Söylemek istediğinizi direk değil de dolambaçlı yollardan söylemeye çalışıyorsunuz. Tabii karşınızda ki (belki anlayıp da) anlamamaya devam ediyor siz de kendinizi yormaya. Uzun yıllar böyle yaşadım. Ne zaman ki bu sevdiğim insanları karşıma alıp kırılsalar da, üzülseler de söylemek istediklerimi açık ve direk söyleyeceğimi anlattım o zaman rahatladım. Ne kadar güzelmiş özgürce düşüncelerini söylemek. Benim açımdan güzel. Gel gör ki yukarıda bahsettiğim insanlar da aynı dertten muzdaripmiş. 
Herkes birbirine söylemek istediğini özgürce söylemeli. 

NOT :
Fotoğraf bana aittir. 

10 Ocak 2015 Cumartesi

DİN İLE İLGİLİ KONUŞMAYIN


SİZİN YALANLARINIZ DİNDEN UZAKLAŞTIRIYOR


Dini ağzına pelesenk etmiş insanların söyledikleriyle yaşadıklarının farklılığı  "öteki dünya" söylemlerini sorgulamama neden oluyor.Şimdi bu düşünceme bir çok insanın karşı çıkacağını bilerek yazıyorum;
"Cennet de cehennem de yaşadığımız dünya içerisinde."
Eğer böyle değilse dini dillerine dolayıp söz de dinin emrettiği şekilde yaşayan insanların şaşalı yaşamlarını gördükçe bulunduğu konumlarda olmamaları gerekiyor diye düşünüyorum.Niye bunların yalanlarını dinleme mecburiyetindeyiz?Artık yapılanın ortada olup da bunu görmemezlikten gelerek tersini söyleyen insanlara tahammülüm kalmadı.Bunu destekleyen insanlara da.
Bu nasıl kafa ya!
Sorgulayan insan ne zaman olacağız?

Kapasitesi sınırlı olan insanı hak etmediği yerlere getirirsek ağzımıza s.çması gayet normaldir.
"Ohhh tır tır ne güzel s.çıyor"
dersek problem bizdedir.Karşıda ki karnının bozulduğunun farkında değildir ya da etrafındaki insanlar sağlıklı olduğuna kendisini inandırmıştır.Eeee o zaman böyle mi devam edecek?
Tabii ki hayır.Her şey de cümlenin sonuna eklenen ama uygulamada hiç birşey yapılmayan "millet" değiştirecektir.

"Millet değiştirecektir" derken sanmayın inanarak söylüyorum.Geçen bir arkadaşla konuşmada konuşmanın bir yerinde
"Bir tarafta bir eli yağda bir eli balda olan insanlar diğer tarafta açlıktan ölen,soğuktan donan v.s. insanlar.
Cenneti de cehennemi de bu dünyada yaşıyoruz.Etrafına bir bakıver."
dedim.Karşımdakinin tepkisi
"ya öyle olur mu Mahmut.Bu dünyada ki yaptıklarımın karşılığını mükafat olarak diğer dünyada hurilerle..."
lafını duyunca zaten atmış olan tepemin tası,fırıl fırıl dönmeye başladı.Ben ne diyorum adam neyin peşinde.
"Cenneti de belden aşağıya düşürdünüz ya,bravo."
dedim.Bu insanla daha fazla bir şey konuşmak istemediğimden ortamı terkettim.Bu tür insanlar (ki çok fazla) olduğu sürece Türkiye'nin bulunduğu konumundan daha ileriye gitmesini mümkün görmüyorum.

Dünya tarihine göz gezdirdiğinizde din,hep birileri tarafından çıkar uğruna kullanılmış.Geçmişte bu hep böyle olmuş.
Bugünün dünyasına bakınca geçmişin devamını görüyorum.Bu bana yarın da böyle devam edecek diyor.

Geçen bir milletvekilinin konuşması ortalığı kasıp kavurdu.
"Akrabanı kolla,..."
muhabbeti.Ayetleri de kendilerine göre ayarladılar ya bravo.

Ya Allah aşkına din ile ilgili bir laf söylemeyin.Susun susun ya.
Dini kendinize göre şekillendirmeyin.
Kendinizi ona göre düzeltin.

Yaptığınızdan,söylediğinizden yüzünüz kızarsın.Ar damarınız çatır çatır çatlasın.Ortalıktan elinizi ayağınızı çekin ve Türkiye için bir şeyler yapmaya çalışın.

Kim ne derse desin,kim ne yaparsa yapsın bugünü tarih her şeyiyle yazacak.

NOT :
Yazıya konu başlığı olan resim "DOKUNMAK" serisinden bitmemiş bir resim.Ortalıkta rengarenk paraları görmüyorsunuz.Oysa bu seriye ne heyecanla başlamıştım.Bir kaç tanesini tamamlamama rağmen eksik resimler öylece bekleşiyorlar sona ulaşmayı.
Belki bir başka zaman başka şekilde tamamlanır.

5 Ağustos 2014 Salı

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ


OY KULLANMAK GEREK


Oy kullanacağım.
Beni temsil edeceğini düşündüğüm bir aday olmasa da oyumu kullanacağım.
En azından kimin cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini biliyorum.
Oy kullanmadığım takdirde cumhurbaşkanlığını hak etmediğini düşündüğüm kişiye vermiş gibi hissedeceğim.Esasında hissetmenin de ötesinde öyle.Bunu yaşamak istemiyorum ve gidip oyumu kullanacağım.

Onların dediği gibi cumhurbaşkanını halk seçmiyor.Halk sadece milletvekilleri tarafından aday gösterilen üç kişi arasından biri için oy kullanacak.Milletvekili,halkın seçimi ile halkı temsilen seçilen değil mi diye sorabilirsiniz.Hayır.Onlar çoğunlukla parti genel başkanlarının seçtiği adaylardır.Eğer az buçuk Türkiye ile alakalıysanız şöyle bir bakın,milletvekili olmayı hak etmeyen o kadar çok insan var ki.
Ülkesinden çok lideriyle ilgili olanları ayırt etmemek mümkün mü?

Eğer söyleyecek bir sözünüzün olduğunu düşünüyorsanız gidip oyunuzu kullanın.
Oy kullanmıyor ya da kullanmayı düşünmüyorsanız konuşmaya hakkınızın olmadığını da bilin.

NOT :
Konu başlığındaki resim "Dokunmak" serisinden bir yağlıboya çalışmamdır.

13 Temmuz 2014 Pazar

BODRUM'DA YAŞAMAK ÜZERİNE 2



BODRUM'DA YAŞAMAK ÜZERİNE 2


Bodrum'a tatile gidiyorum dediğimde
"Halikarnas Disco,hıımmmm"
diye imalarda bulunuluyor.
Bu mekâna geçmişte gitmişliğim var hatta en son 4 sene önce gitmiştim.
Benim gibi Bodrum'a sürekli gidip gelen insanlar,çoğunlukla yaz-kış açık olan hoşuna giden mekanları bulup bunları sürekli gittiği (veya gideceği) yerler arasına katıyor diye düşünüyorum.Sürekli gittiğim yerler dışında yeni yerler keşfetmeyi de seviyorum.Nedendir bilmem Bodrum'a ilk defa gelenler tarafından "Halikarnas Disco" ve "Catamaran"a gitmek bir gelenek haline getirilmiş.
Oysa benim aklıma bile gelmez.
Oralara gitmektense ara sokaklara dalıp bilmediğim mekanlarda kaybolmayı yeğlerim.



İşin içerisine burada yaşamak girince insanların tuhafına gidiyor.
"Sıkılırsın."
"Kışı,yaz gibi değildir."
"Falan filan...."
buna benzer bir çok şeyler.
Bilmiyorlar ki orada kalanların çoğu yaz kalabalığından ve gürültüsünden hoşlanmıyor.Esasında bulunduğumuz yeri yaşanılır veya yaşanmaz hale kendimiz getiriyoruz.Sanırım biz bir şeyin b.kunu çıkarmayı seviyoruz.
Yunan adalarından bir örnek vermek istiyorum.Mikanos'ta saat 24:00 e kadar iki etrafı gezerken veya bir yerlerde yemeğinizi yerken/içkinizi yudumlarken bangır bangır çalan müzikle karşılaşmazsınız.
Bulunduğunuz yerde duymanız gerektiği kadardır.O kadar güzel bir şey ki,karşınızdaki insanla bağırmadan sohbet edebiliyorsunuz.
Geceyarısından sonra da ortalık gümbür gümbür oluyor diye düşünmeyin.Her yer tıklım tıklım,insanlar sokağa taşmış ve eğlence son sürat devam.Dolayısiyle eğlence için illa gümbür gümbür bir gürültü olması gerekmiyor.Burada şaştığım bir şey de şu olmuştu;
fiyatların düşmesine neden olacağı için otel yapımına müsade edilmediği.
Bodrum'da hâlâ bina yapımı dolu dizgin devam ediyor.Güzellikleri iğrenç düz binalarla yok ediyoruz.
Ve bunu devlet eliyle yapıyoruz.
Göz yummaması gerekirken görmemezlikten gelen bir devlet.
Turist gelmesini istiyorsak bu güzellikleri neden yok ediyoruz?



Bodrum'u sevmek anlatılmaz.Ona vurulursunuz.Sizi kalbinizden tabiri caizse tam 12 den vurur.O nedenle böyle birine
"niye?","neden?","neyini?",v.s. buna benzer şeyler sorulmaz.
Tutku,aşk...Nasıl kelimelere dökülür?Bir insanın göremediği şeyleri görmesi için hangi kelimeler kullanılır?Sokağında yürürken ki (kalabalık olup olmaması önemli değildir) mutluluk nasıl kelimelere dökülür?İçindeki duygu coşması karşıdakine nasıl yansıtılır?Kısaca;
"Aşk,gelir ve çarpar sizi.
Aşkı anlatmak yerine yaşarsınız."



Ben,Bodrum'a tatil yapmaya gitmiyorum Bodrum'u yaşamaya gidiyorum.


NOT :
Fotoğraflar bana aittir.


9 Temmuz 2014 Çarşamba

BODRUM'DA YAŞAMAK ÜZERİNE 1


BODRUM'DA YAŞAMAK ÜZERİNE 1


 Tatilimde Bodrum'a gideceğimi öğrenen  bir arkadaşım,
"Hiç güzel değil,beğenmedim." 
le başlayan olumsuz söylevine başladı.Adam hayatında bir kere 4-5 günlüğüne gitmiş bana anlattıklarını duysanız.Bu durumlarda karşımdakine hiç yanıt vermiyorum ve dinlemeyide kesiyorum.Amann kafamı anlattığı boş şeylerle dolduramam.



2006 yılına kadar yıl içerisinde yaptığım tatillerden biri mutlaka Bodrum'a olurdu.Bu tarihten sonra ise yurt dışı ve haftasonu kaçamaklarım dışında tüm tatillerimi bu güzel kasabada geçirmeye başladım.İlk başlarda her şey dahil sisteminde ki otelleri seçerek her sene bir koyunu dolaştım.Bir süre sonra bu konsepteki otellerin iki etrafı gezmek için bir engel olduğuna karar verdim ve bir daha da tercih etmedim.



İlk önce bir ayımı geçirmek üzere bir ev kiraladım.Ev hayatı yaşamak istedim.Kafamda yaşamak istediklerim farklıydı.Ailenin diğer fertlerinin beklentileri farklıydı.
Ben,onlara ayak uydurmak zorunda kaldım ve istediğim gibi geçiremedim.Daha sonra senenin her ayının burada nasıl olduğunu görmek üzere farklı aylarda gelmeye başladım.Kışlarının farklı bir güzellikte olduğunu gördüm.İki etraf yaz kadar kalabalık olmasa da sanmayın ki sessiz bir şekilde yazı bekliyor.Festivaller,kültür-sanat etkinlikleri,tiyatro,konser...



Bodrum'a ilk gelişim 1990'lı yıllara rastlar.Tepeler şimdiki gibi bina kirliliği ile dolu değildi.Bodrum ve Gümbet bu derece iç içe değildi.
Hoşuma gitti.Sevdim.
Süreklilik başlamadan önce fırsat buldukça gelmeye başladım.
İlk başlarda deniz ve eğlence önemliydi.Plansız-proğramsız yaşanan ne maceralar olmuştu.
Şimdi de zaman zaman hâlâ varlığını koruyan bu mekanlara macera yaşamak üzere değil de o günleri anmak üzere uğrarım.



Gide-gele ben Bodrum'u,Bodrum'da beni kucakladı.Ben onu sevdim,o da beni sevdi.Bir de baktım kendimi evimde gibi hissediyorum.Farklı bir duygu.Burada yaşamalıyım diye düşünmeye başladım.Her geldiğimde biraz daha tanımaya çabaladım ve merkezde yaşamam gerektiğine karar verdim.Nereye gitmek istiyorsam her yer yürüme mesafesinde.Trafikle işim olmayacak.İki etraf ise keşfedilecek güzel yerlerle dolu.



İşle alakam bittiği andan itibaren bir daha çalışmayı düşünmeyenlerdenim.
Uğraşlarımdan resime ağırlık vereceğim.Bu da zamanımın büyük kısmını alacak diye düşünüyorum.
Olanaklarım ölçüsünde de diğer sanatsal faaliyetlere zamanımı ayıracağım.İş böyle olunca büyük şehirde yaşamanın benim için pek bir cazibesi olmuyor.Dolayısiyle sevdiğim bir yerde yaşamak en güzeli olacaktır:BODRUM.



NOT:
Fotoğraflar bana aittir.


22 Mayıs 2014 Perşembe

TİYATROYA DAİR


ÖZELEŞTİRİ


Tiyatro oyunu seçimimi,işim açısından günümün uygunluğuna göre yapmak zorunda kalıyorum.
Dolayısiyle bazen izlemeyi çok arzuladığım oyunlara gidemiyorum.Buna ne kadar üzülsem de o günün müsaitliğine göre proğramladığım oyunlarla kendimi avutuyorum.Bazen tiyatrodan o kadar mutlu bir şekilde ayrılıyorum ki
"iyi ki gelmişim"
diyorum.O lezzet yapışıyor.
Bazen de o kadar hayal kırıklığına uğruyorum ki
"bunun için mi geldim"
diyorum.Büyük bir hevesle gittiğim oyundan
"dalga mı geçiyorlar?"
diyerek çıkıyorum.
Geriliyorum,sinirleniyorum,kızıyorum.Ama bu duyguları tatmak için gitmiyorum ki tiyatroya.Bazen sizin zekanızla dalga geçen bir oyunla karşılaşıyorsunuz;oyunun adı,konusu böyle demiyor (ki siz buna aldanıp oyunu seçmişsiniz belki).
"bu ne ya?"
diyorsunuz.

Günüme uyan tiyatro oyunlarını seçerken daha dikkatli olmalıyım aksi takdirde çok sevdiğim tiyatrodan gıcık almaya başlayacağım.
Evet,amacım tiyatro izlemek ama iyi  bir oyun izlemek.Bunu hak ettiğimi düşünüyorum.

Tiyatro oyunları ile ilgili bir konuyu paylaşmayı ve bunun daha çok insana ulaşması için elimden geleni severek yapıyorum.
Bu blogda hiç hoşlanmadığım tiyatro oyununu yazmadım,yazmayı da düşünmüyorum.Zaten sevdiğim bir oyun ise yazdıklarımdan bunu anlarsınız.Bana hissettirdiklerini yazarak elimden geldiğince size aktarmaya çalışıyorum.

Müsait günümü,o güne uygun tiyatro oyunuyla geçirmektense seçilen bir oyunu izlemenin daha iyi olcağını düşünüyorum.O gün,gitmek istediğim oyun değilse sırf oyun izlemek için tiyatroya gitmemeliyim.Aksi halde istek dışında izlenen oyunlar sevdiğim tiyatrodan uzaklaşmama neden olacak.
Öylesine tiyatro oyunu izlemek istemiyorum.Sanırım gelecek sezon bunu uygulamaya çalışacağım.Ondan sonraki sezon zaten olmayacak;Bodrum'lu olup olmayacağımı denemek üzere Bodrum'da yaşıyor olacağım.Bodrum'u özledim,gözümde tütüyor.

Tiyatroculara buradan bir şikayetimi bildirmek istiyorum;
Lütfen ama lütfen oyununuzun her türlü reklam afişinde,her şeyi yazdığınız gibi oyunun süresini de yazın.Benim gibi bir çok insan için bu "süre" önemli olabilir.
Oyundan sonra bir konsere veya bir başka proğrama ter içinde gitmek istemiyorum.Zar zor yetiştiğim proğrama üzerimdeki terli kıyafeti çıkarıp çantamdan çıkarttığım kıyafeti müessesenin lavabosunda değiştirmek istemiyorum.Bana tercih yaptırmayın.Hoş değil mi tiyatroya zaman ayırmam?Başka bir şey için tiyatroyu feda etmiyorum.Hem o hem de bu olsun istiyorum.
Neden olmasın?
Lütfen,lütfen oyun süresini afişlerinizde belirtin.

NOT:
Yukarıdaki resim Bodrum'da bir taş evini yansıtan çalışmam.
Ama bu çalışma hoşuma gitmedi,parçalara ayırdım ve başka başka çalışmalarımda kullandım.
Hatıra kalsın diye fotoğrafını çekmişim...
İyi etmişim.