Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2018 Cuma

N’oluyor bana bu aralar bilmiyorum..

Yaşamak mutlulukla bağdaşmıyor. 
Gülmek fiilden öteye gidemiyor. 
Mutsuzum diyemiyorum, sorulardan kaçmak için. 
Kendimden de kaçıyorum. 
Nereye ya da kime bilmiyorum. 
Şarkı dinlemek bile içimden gelmiyor. 
Bilimde buna depresyon diyebilirler ama ben içten mutsuzluk olarak tanımlıyorum. 
Ne geceleri uyuyasım ne de sabahları uyanasım var. 
Yalancı mutluluklarla normal insanlara karışıyorum. 
Ama mutsuzum biliyorum bunu. 
Ve hep hayattan beklentimin az olmasından. 
Yaşama sevi’yi almam ve 
“Sevi’siz olamaz insan.” anlatamıyorum “bencil” insanlara… 
Oysa ne kadar kolay mutlu olmak bir çocuğa. 
Ama biz çocuk değiliz ki artık. 

Yalnızız, kırgınız, umutsuzuz…


8 Nisan 2018 Pazar

Dostça ayrılanlar mı?


Birbirine hiç aşık olmamış insanların işi dostça ayrılmak. 
Ayrılıkların yüz karası. 
Zor değil aslında güneşi hiç birlikte batırmamışsan, salaş bir meyhanede zeki müren eşliğinde rakıya düşmemişsen.
 Kıskançlık duygusu bünyeni sardığında katil olmakla olmamak arasındaki ince çizgide yürümemişsen ..
Dünyadaki en uzak mesafenin aynı yatağa küs yatıp sırtını döndüğünde aradaki yarım metre olduğunu düşünmemişsen ..

Ya mutluluktan göklerde ya sinirden yerlerde olmamış, hiç uçlarda yürümemişsen .
Konuşmaya ne gerek var aslında, ortamdaki insanları birbirine iki bakış atıp bi bıyık altı gülerek kendi aranda eleştirmemişsen her şeyin kusursuz olmasını istediğinden en ufak bir hatada sinir krizinden mütevellit cam kapı indirmemişsen
Telefonla arayıp ulaşamadığında “neyse ya görünce arar nasılsa” gibi anlayış cümlelerini bir kenara atıp “nasıl açmaz ya nerde bu?” diye kafayı yememişsen !
Gecenin bir körü gelen mesaja kalp krizi eşliğinde “kim o” dememişsen ve
“al bak hayatım” cevabıyla yeniden hayata dönmemişsen
Ayrı ayrı tatile çıkmanın dünyanın en saçma aktivitesi olduğunu düşünmemişsen
Tabi dostça ayrılırsın bunların tek birini bile yaşamamış, hissetmemişsen 
Kafanı çevirmek yerine selam bile verirsin sağda solda görünce
Bundan sonrasi için iyi şeyler ister hatta
Mutluluklar falan dilersin,
“bir daha beni sakın arama” deyip belki arar diye telefonu burnuna sokup yatmak yerine
”ne zaman bir şeye ihitiyacın olursa beni ara da dersin ,
“ben her zaman yanındayım” da,
“bu sefer kesin bitti” senin cümlen değildir.
Senin cümlen son derece sakin söylenen bir “bitti”dir ve bu “bitti” karşısında arkadaşlarının söyleyeceği “ya bırak kesin barışırsınız” yerine “aman hayırlısı olsun boşver” dir.
Dostça ayrılıyorsan içine öküz oturmuş gibi değil, sırtından yük kalkmış gibi hissedersin. 
Ne twitterda yazdığı seni komaya sokar, ne instagramda paylaştığı “bak çok eğleniyorum” fotoğrafı. İsterse whatsappta sabaha kadar online olsun bilmezsin çünkü merak etmezsin.
Ne kadar konuşmuş olursan ol keşke şunu da söyleseydim hissiyle yatağında saatte 50 tur dönmezsin. Yazıp sildiklerin ansiklopedi, bir sinirle söylediklerin pişmanlık olmaz.
Dostça ayrılmak güzel iş.
Ortada belki düzelir diye çözülmeyi bekleyen sorunlar olmaz.
Bir adım beklemezsin koşmak için.
Bi gözün toprağa bakıyo gibi gezmezsin en önemlisi.
Ayrılık sonrası için en iyisidir dostça ayrılmak.
Bir "Hoşçakal" yeterlidir
En güzelidir dostça ayrılmak
Sadece elini sıkarsın dişini değil...😒

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Şartlar ne olursa olsun, kendi gerçeğinde kalabilmek en büyük erdem. 
Her tür çıkarcılığın, sahteliğin, yalanın okyanusunda sadece kim olduğunu bilen 
denizci yolundan sapmaz. 
Rotası bellidir, değişmez. 
Ufukta kaybolmayan tek şeydir o: 
Hakikat. 
Kendi içindeki hakikatine hep sahip ol, 
senin en değerli pusulan işte o'dur..

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Hayata Dair

İnternet dünyası büyük bir havuz, bir deli kuyuya taş attı misali yayılan bir şiir, bir mesaj ya da bir yazı alıp başını gidiyor işin kötüsü kaynağı doğru olmasa da o kadar güzel oluyor ki bazen elden ele ışık hızında yayılabiliyor. Son olarak vasiyeti olduğu söylenen bir yazı dolaştı ve Harun Kolçak'a ait olmadığı belirtildi sonra. Bugün de buna rastladım çok sever çok yakından takip ederdim de bunları gerçekten yazdı mı nereye yazdı bilemiyorum lakin cümleleri kendime çok yakın bulduğumu belirterek paylaşmak isterim sonradan çıkacak polemikler umurumda değil açıkçası ben bana ait hissettiğime ya da bana kattığı hatırlattığı değerlere bakarım. Çok haklı olduğu yerler var unutmamalıyım.

HARUN KOLÇAK'ın kaleminden...
HAYATTAN...
*Geniş ve rahat olmayı öğrendim... 
Ölümün dışında hiç bir şey göründüğü kadar önemli ve acil değil...
*Coşkulu ve neşeli olmadığım zaman, bunun hiç kimsenin suçu olmadığını ve gülümsemem gerektiğini öğrendim...
*Cesur olmayı; değilsem bile öyle davranmayı öğrendim... Nasıl olsa, aradaki farkı kimse anlamıyor...
*Cazibemle 15 dakika idare edebildiğimi, ama ondan sonra mutlaka bilmem gereken bir şeyler olduğunu öğrendim...
*Hiç kimsenin sır saklamadığını öğrendim!... Çünkü herkes, "birine söylemek ihtiyacı" hissediyor...
*Yanıtını bilmediğim ve emin olmadığım konularda "Bilmiyorum" demenin daha faydalı olduğunu öğrendim...
*Ağzımı kapalı tuttuğumda, fazla hata yapmadığımı öğrendim!...
*Başarıya çıkan bir "asansör" olmadığını, tırmanmak gerektiğini öğrendim...
*İnsanların bana sadece, -benim izin verdiğim şekilde davranabildiklerini öğrendim...
*Kıskançlığın, mutluluğun düşmanı olduğunu ve "mutlu olmak için başkalarına güvenme"nin sonsuza kadar hayal kırıklığı getirdiğini öğrendim...
*İnsanların kendinden daha az başarılı insanlarla, başarısını; mutsuz insanlarla da mutluluğunu konuşmaması gerektiğini öğrendim...
*Başkaları için olumsuz düşünüp acımasız ve kırıcı olanların, aslında güçsüz kimseler olduğunu ve sevgiyi sadece güçlü insanLarın bildiğini öğrendim...
*İnsanlara artık kızmıyorum... Çünkü, hayatlarında hataları, sorunları, mutsuzlukları olan insanların,karşılarındakileri kendi yerlerinde görmeye çalıştıklarını öğrendim...
*"Ben bu hatayı nasıl yaptım?" demek yerine, en mükemmel düşünenlerin bile hata yapabileceğini; önemli olanın, ders alıp yinelememek olduğunu ve yeni hatalardan daha az zararlı çıkmayı öğrendim...
*Hayattaki en önemli çözümün, neyin "önemli" olduğuna karar verip gerisini çöpe atmak olduğunu öğrendim...
*BENİ ELEŞTİREN, BANA BİR ŞEYLER SÖYLEME YETİSİNİ KENDİNDE BULANLARA , "CEVAP VERMEME" Yİ ÖĞRENDİM...
ÇÜNKÜ BU TARTIŞMA, HİÇ BİR ZAMAN BİTMEYECEKTİR...
*Sadece "ders almak" için arkama bakmayı, sadece "yüksek sesle düşünebilmek" için sorunumu bir başkasına anlatmayı öğrendim..."Çözüm" için değil...
*"İmkânsız" diye bir şey olmadığını, çok istediğimde imkansızı elde edebildiğimi, asıl savaşı kazanabilmek için "küçük çarpışmaları kaybetmeyi" göze almayı öğrendim...
*Zamanı ve sözleri, dikkatsizce kullanmamayı öğrendim... Çünkü geri alamıyorum...
*Ne kadar çaba harcarsam harcayayım, bazılarının mutsuzluk için her zaman bir "neden" bulabildiğini öğrendim... ARTIK ÇABALAMIYORUM!
*Önemli olan şeyin, başkalarının benim hakkımda ne düşündükleri değil; benim kendim hakkındaki düşüncelerim olduğunu öğrendim...
Kendimi yargılıyorum...
*"Affetmek ve Unutmak"... Eğer güçlüysen başarabildiğini ve kin tutmanın beni rahatsız ettiğini öğrendim...
*Nerede ve ne şartlarda olursa olsun, yaşadığım yeri güzelleştirmeyi öğrendim...
*Sürekli "BEN DÜRÜSTÜM, BEN DOĞRUYU SÖYLÜYORUM, SEN FARKLISIN" diyenlerden kuşkulanmayı öğrendim!...
*Durum ne kadar vahim olursa olsun, soğukkanlılığımı yitirmemeyi, gülümsemeyi; her şeyi negatif ve kötü düşünen, mutsuz olan insanlardan ayrı kalmayı öğrendim...
*Beni kızdıran birine cevap vermeden önce, 10 saniye düşünmeyi, nefesalmayı ve kendime sakinleşmek için zaman tanımayı öğrendim...
*Bugünkü her üzüntümün ve her acımın, benim yarınki mutluluğumu hazırladığını öğrendim...
*Yapmak istediklerimden asla vazgeçmemeyi, büyük düşlerin gerçeklerden daha güçlü olduğunu ve "başarmanın en kısa yolu" olduğunu öğrendim...
*"Kaybedecek neyim var?" demek yerine , yaşadığım her şeyde "kazanacak çok şeyim var!" demeyi öğrendim...
*Hayatı, gereğinden fazla ciddiye almamayı öğrendim...
*En önemlisi de, kendime gülmeyi, kendimle eğlenmeyi, kendimi sevmeyi öğrendim!

31 Ocak 2017 Salı

Çivi İzleri..

Sokrat der ki:

Babası oğluna bir torba çivi verir ve ona sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler. Birinci gün çocuk 37 çivi çakar. 
Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar. 
Daha sonra, kendini kontrol etmesinin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir. 
Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda çivi sökmesini söyler. 
Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir. 
Babası çocuğu elinden tutar ve kapağın yanına oturur ve şöyle der:

"Bak oğlum çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak.
Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar. 

Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. 
Ne kadar özür dilersen dile o yara daima orada duracaktır. 
Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır."

1 Kasım 2016 Salı

Sadece Riski Alabilen Kişi Hürdür

Gülmek; ”Saf” denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise; ”Duygusal” görünme riskini.
Birine yakınlaşmak; ”Kendini kaptırma” riskini,
Duygularını açmak; ”Kendini ortaya koyma” riskini,
Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;
“Onları başkalarına kaptırma” riskini göze almaktır.
Sevmek; “Karşılık görememe” riskini…
Yaşamak ise; ”Ölme” riskini göze almaktır.
Umutlanmak; “Hayal kırıklığına uğrama” riskini
Çabalamak ise; ”Başarısız olma” riskini göze almaktır…
Ama riskler yaşanmalıdır.
Çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir;
Ama Büyüyemez,
Sevemez,
Değişemez,
Hissedemez,
Öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
Bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür…

 Leo Buscaglia

16 Ekim 2016 Pazar

Haddimden Bildiriyorum

Beni anlattığını düşündüğüm yazılar gördüm, şiir ve alıntılar gördüm, okudum ağladım,
yazdım sakladım, benimsedim, yardım aldım beni anlatması için ama benimmiş gibi yapmadım.
O cümleleri kuramamış olduğum için şaşırdım, kızdım ama ben yazsam herkes ulaşamazdı ki zaten?
Ama yazarı belli olmayan ve her kaynakta ayrı yazar adı, veya anonim diye sahiplenilmiş gördüğüm şeyler üzüyor beni, kaynağını bildiğim herşeyi mutlaka belirtirim olmadı alıntı derim. Çünkü tamamı benim anlatmak istediğimi ifade edemez zaten. Benim cümlelerim de sizi edemez.
Mesela bu yazı benim cümlelerdimden oluşuyor işte beceriksiz, düşük cümlelerim ve öncelikli yüklemlerim beni tanıyan hemen anlar o derece:) Mesela iki ayrı olay iki ayrı konuyu tek blog olarak yazıcam yine, bu da bana ait bi saçmalık . Ama bana ait..ben.
Ama başlık, bana ait bir dizilim değil..bir kitap adı. Ve sırf bu başlık ve tanıtım yazısı yüzünden alacağım bunu:
Önsözü hiç yazılmamış ikinci el kitapların paragraflarından geldim. 
Kusuruma bakma çok el değdi, çok okundum, çok yorgunum. 
Hüzün sofralarının en aç karnıydım, bir türlü doyamadım. 
Yine de öpeceksen hüznümden öp beni. 
Bir pencere gökyüzü sür yüzüme, 
kuş kanatlarında sağanak yağmur sakla,gülüşünle ov sızılarımı... 
Sana görülmemiş rüyalar adadım... 

Bir nedenden hassasiyetim olan bir kelimedir "had" ve çok sık kullandırtır bana hayat.
Dün akşam sıkıntısı olduğunu farkettim sevdiğim birinin, konuşmaya başladık o da benim için aynı şeyi düşünmüş hatta sende bişey var derecesinde iddalı, olmadığını söyledim güldüm ama geçemedim, izah ettim inanmadı, sizin düşünmeden yaptığınız minik alemeti farikalar başkası için büyük anlamlar içerebiliyor anladım ki. Bende de bu oluyor ama neredeyse sert çıkarak birini bişey paylaşmaya zorlayamam ki belki içini dökmek belki içinde saklamak istiyordur, belki kendini hatalı gördüğü bir konudur zaten korkuyordur tepkimden, belki de gerçekten bişey yoktur duygu durum değişikliği yaşıyordur, yanında olduğumu bilsin isterim yalnızca, dilediğinde yargılamadan sessizce dinleyip sonra dilsiz olacağımı..haddim budur bana göre..
Kimseden çekinecek bişeyim yok ama verecek hesabım da yok, bu hakkı verdiğim insanlardan geri aldığım an bir daha vermem, ben kendimi sürekli açıklama yaparken öyle değil böyle derken buluyorum ve bu beni yoruyor, haddine mi demek istemiyorum,o hakkı biz vermişiz diye ama ben kendime haddime mi dedikçe ya da anlattığım biçimde düşündükçe bir bakıyorum kimsede bu yok? benim söylemem gerekenler bana sarf ediliyor çatır çatır e asıl o zaman birbirimizi anlamamız gerekmiyor mu?

Sahip çıkılması gereken şeylerin başında ot ocak mal mülk değil, kendine verilen sözler, insani değerler, edilen yeminler, ardına sığınılmış bahaneleri aslının o olmadığını bile bile yutmamak, salak yerine konmayı hazmetmemek, yemediği nane kalmayıp gidecek yer bitince ,sırf yalnız kalınca aynı kapıya dönüp aynı muameleyi göreceğini sanmamak hatta görürse bunun hayra alamet olmadığını bilecek kadar aydınlanmış olmak yani yememek:p

Haysiyet, onur, sözünün eri olmak, dediği yaptığı tezat olmamak, bahanelere sığınmamak
gibi değerlerin olduğunu unutmasa keşke insanlar değil mi:)
Yoksa benim gibi unutmayanlar ve esas alanlar zbam diye o yüzsüz yüzlerine vuruverir tokat gibi.
Demem o ki, madem debelendiğiniz yerde memnunsunuz sesiniz çıkmasın, size bişey dediğimiz de (ben ve benim gibi özü sözü bir dobra insanlar yani) abuk sabuk atarlanacağınıza dürüst olun, yalansız olun, attıklarınızı hatırlamakta zorlanmayın sonra, vee boyunuzdan büyük konuşmayın, sonra bi tarafınıza kaçmasın.

Bir KUŞ masalında dediği gibi: 
Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş. 
Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karların üzerine düşmüş. 
Kuş çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken 
oradan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. 
Kuş öyle bir sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, 
kalkıp ineği dövecek. 
Bir de bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, 
yaşama geri dönmüş. 
Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, oradan geçen bir kedi de bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. 
Kuş buna çok sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, 
kedi onu yemiş... 
Şimdi; (Hikâyeden alınacak dersler) 
1- Her üstüne sıçanı düşman sanma, 
2- Seni her boktan çıkaranı dostun sanma, 
3- En önemlisi: 
BOKUN İÇİNDE MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA... 

Belki de layık olduğun odur.
Bunu yazıp duvarınıza asın lütfen ;) İyi geceler:**

2 Eylül 2016 Cuma

..

Herkes birbirini bitirir.
Özellikle aynı yere, aynı eve, aynı barakaya konmuş zorunlulukların bir arada tuttuğu insanlar. Karşılıklı bir tüketme, bir tür yok etme işlemidir bu.
Ölümcül bir dezenfeksiyon.
Şaşacak bir şey yok.
Yüzme bilmeden suya atılmış insanlar birbirlerini boğarlar. 

Yeni Yalan Zamanlar, İnci Aral

9 Ağustos 2016 Salı

Eski Sevgililer Müzesi..

Ya rabbi!
Bugünün özel bir gün olduğunu daha gün başlamadan gördüğüm kabustan bile anlayabilirmişim aslında.
Yazık ne ben anlayabildim ne de sevgili anlatabildi bugünün neden giderek birbirine benzemekte olan günlerden daha farklı olduğunu.
Neden bu kadar güzeldi sevgili? Sordum söylemedi ama ben anladım;
sevgili bugün en güzel haliyle ölmeyi istedi...
Şimdi kollarımın arasındaki kadın içimi acıtacak kadar güzel.. 
bir kenara fırlatılamayacak kadar masum, insanın kendinden utanmasını sağlayacak kadar kusursuz ve güneşi kıskandıracak kadar aydınlık.
Ne var ki bir cesetten fazlası değil artık..
Kollarımın arasına alıp onu götürmekte olduğum yer onun için bir son durak olacak.
Benim için de bir son durak sayılabilir aslında;sonsuz yolculuğumun sonlu sayıdaki duraklarından muhtemelen sonuncusu.
Hayatımı kendi elimle sona erdirip sonsuza dek onunla kalmayı başarabilir miyim?
Şimdi zaman ne gece ne gündüz...Zaman kavramı dahi çok yabancı sevgilinin son durağı için.
Biz şimdi geçmişte kalan anıları bulmak için geleceğe gidiyoruz eski sevgililer müzesine...

İhtişamlı bir kapıdan geçip o büyük salona vardığımızda...
Ah hala unutmamışım!
Burada kalabilsem Tanrım
Sonsuza dek burada  kalabilsem eski sevgililerin her biriyle bir sonsuzluk boyu mutlu olabilsem 
ne olurdu?
Tek tek bakıyorum her birinin büstüne, aslında her biri bir tanrıçadan daha unutulmaz.
Her birinin putları dikilmiş yerlerine ve tüm güzellikleriyle yeni rakibelerini seyretmekteler.
Buraya her gelişimde yaptığım gibi eski sevgililere vakit ayırmalıyım biraz,
ölüler inanın ki çok kıskançtır.!
Eşinin ardından birkaç ay bile dayanamayan insanlar gerçekten de üzüntüsünden mi ölüyor sanıyorsunuz yoksa?
Hayır eşinin ruhu çağırıyor onu yaşamını kıskanıyor canını çekip alıyor yerinden.

29 Temmuz 2016 Cuma

Bi Çay?

“Çay ister misin?” diyorsun ve sana “Tabi ki! Harika olur! Teşekkür ederim!” diyorsa 
bil ki gerçekten çay içmek istiyor.

“Ya aslında emin değilim…” derse, 
ona çay hazırlayabilirsin ama aklında olsun, içmeyebilir ve eğer içmezse (burası önemli) ona çay içirmeye çalışma. Düşük bir çay içme ihtimali var diye çay yapma zahmetine girmiş olduğun için onu suçlayamazsın. Çay içmek istemediğini kabul etmek zorundasın. 
Çayı yapmış olman onu mutlaka o çayı içerken izleme hakkın olduğu anlamına gelmez. .

“Hayır, teşekkür ederim” derse, 

çay yapma. O kadar. Çay yapma, ona içirme, içmek istemedi diye kızma. 
Anla işte çay istemiyor. .

Sana, “Evet, teşekkür ederim” deyip, 

çay geldiğinde aslında istemediğini söyleyebilir. Evet, onca zahmete girdikten sonra bunu duymak seni gıcık edebilir. Ama hala hiçbir şekilde çay içmek zorunluluğunda değil. 
Önce istiyordu, şimdi istemiyor. Bazen insanlar sen çayı yapmaya başladıktan çay hazır olana kadar geçen sürede kararlarını değiştirebilirler. Bunda bir sakınca yok. 
Bu yine de sana çayı zorla içirme hakkı vermez.

Bilinci yerinde değilse, çay yapma. 
Bilinci yerinde olmayan insanlar “çay ister misin?” sorusunu anlayamazlar. Diyelim ki, soruyu sorduğunda bilinci yerindeydi, evet dedi ve çayı yapana kadar bilincini yitirdi. Çayı bırak, karşındaki insanın sağlığının yerinde ve kendisinin güvende olduğunu kontrol et ve –burası çok önemli- ona çay içirme.

Biri eğer çaya evet derse, içmeye başlarsa ve daha sonra bilincini kaybederse, çayı zorla boğazlarından geçirmeye çalışma. Çayı uzaklaştır ve onun iyi olup olmadığına bak. 
Şuuru kapalı insanlar çay istemezler. Bundan şüphen olmasın.

Biri geçen Cumartesi senin evinde çay içtiyse bu her zaman seninle çay içmek istediği anlamına gelmez
Durduk yerde evine gidip çay yaparak “AMA GEÇEN HAFTA ÇAY İSTİYORDUN” 
ya da sabah uyandıklarında ağzından içeri çay dökmeye çalışarak 
“AMA DÜN GECE ÇAY İSTİYORDUN” diyemezsin. .

Çayda ya da sekste, rıza her şeydir..;)

13 Mart 2016 Pazar

Affetmek Özgürlüktür!

Kendimi sorguladığım, kendimle yüzleştiğim günlerdeyim. 
Hepimizin zaman zaman olduğu gibi.Olması gereken gibi.
Bugün, en hasta en tatsız günlerimden biri yine. Hastaneye gittiğimde şükür ve korku sebebi oluyo bana nedense. Zamanımın daraldığını hissediyorum, bana kimse kırgın kalmasın, yanlış anlaşılmalar kırgınlıklar varsa insanca düzelteyim istiyorum. Düşmanca davranışlara dayanamıyorum .
Bir nevi veda. Bazı şeyler benimle gitsin istemiyorum. Yarın var mıyız ki?
Olmuyor, kalbimden geçenler ve dilim başka şey söylermiş gibi karşılık alıyorum, yüzüp yüzüp kıyıya çıkamamak, boğulmak, dibe batmak gibi kendini ifade edememek..
Sadece karşındakinin egosunu tatmin etmeye, dilediğini anlamaya yaramışsa pişman oluyorsun bir de gösterdiğin insanca çabaya.
Kalbimde asla affedemeyeceklerim var. Ne ben onların ne de onlar benim umurumda olacak bir süre sonra, ta ki kapağı kapatılmamış anılar arada bir yerlerinden fırlayana kadar.
Ama bu gece buna rast geldim yattığım yerde üstelik..
Okuduğuma saygısızlık gibi geldi. Ya da ben mi yazmıştım acaba bunu da unutmuştum?
DOĞRULUP BİR KAHVE YAPTIM ZORLA BİR İLAÇ ALDIM VE YİNE OKUDUM..
Okuduğum en güzel yazılardan biri , mutlaka sindirerek okuyun istiyorum.
Dün gece yine uyku yoktu.
Bir o oda , bir bu oda , bir bilgisayar, bir televizyon, iki sayfa şundan bundan derken yine kemiklerimden şikayetler başladı.
Gözlerim zaten küfür kıyamet .
Saç diplerim bile “git zıbar” diyor ama gel de aklıma anlat bunları.
Yatağa uzanır uzanmaz aynı film yine, yeniden başlıyor.
Bari gözlerimle barış yapayım diye banyoya gittim.
Yüzümü yıkadım.
Solum hala kapalı ama azıcık açılan sağ gözümün ucuna “o” ilişti.
Lavabonun içinde küçük, minik bir örümcek tırmanmaya çalışıp duruyordu.
Şaşkındım çünkü bu resmen Aziz Nesin’in “sekiz ayaklı Sisiphus”uydu.
Yıllar sonra onunla karşılaşmanın verdiği telaşla banyoda bir tur atmışım.
Çocukluğumun en trajik hikaye kahramanlarından biri tozlu sarı sayfalardan fışkırıp banyoma düşmüş gibiydi.
Sanki oturma odasında Küçük Prens ya da salonda Fedor amcayla karşılaşmış gibiydim.
Çocuklar için yazılmamıştır ama Sekiz ayaklı Sisiphus, Aziz Nesin’in Potin Bağı hikayesi, Bizim Köyü Deliler Baladı, Namus Gazı gibi muhteşem hikayelerinden biridir.
Küvete düşmüş bir örümceğin imkansız öyküsünü anlatır.Örümcek onca tırmanma yeteneğine rağmen küvetin kaygan ,düz zeminine tutunamaz ve mitolojideki Sisiphus(Sisyphos,Sisifos) gibi tepeye yaklaşırken yeniden aşağı düşer ama hiç vazgeçmez.Anlatıcı Aziz Nesin, hikayesini onu kurtarıp kurtarmamak üzerine kurar.
Bense üstaddan çabuk davrandım ve bir kağıt parçasının ucuyla küçük örümceği alıp pencereden salıverdim gitti.
O dakika yarı kapalı gözlerimde bir şimşek çaktı.
Aklım yıllardır ilk kez bir oh çekti.
Örümceği kurtarırken örümceği değil kendimi kurtardığımı hissettim.
Oturup orada onun işkencesini izlesem ya da suyu açıp öldürsem aklım her gece olduğu gibi yine huzur bulmayacaktı.
Ve yıllardan beri kendi kendime yaptığım işkenceyi fark ettim.
Gün ağarırken o kelime beynimde dönüp duruyordu .
“Affetmek.”
Yıllardır herkesten dinleyip durduğum ama bir türlü beceremediğim o eylem.
Affet diyordu herkes ama olmuyordu.
Sonra bir arkadaşımın verdiği şu cümleleri sakladığım yerden çıkarıp okudum.
Kime ait olduğunu bilmiyorum o yüzden adını da yazamıyorum, beni affetsin.
“Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. 
Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. 
Affetmek bir süreçtir.
Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.”

Yıllardır yanlış insanlarıma hissettiğim öfkeyle yaşıyorum.
Susuyorum konuşmuyorum ama, ideallerimizi , hayallerimizi kendi bencillikleri uğruna mahveden ,harcayan insanlarıma olan öfkemi gece gündüz gittiğim heryere taşıyorum.
Bu öfkenin bana mücadeleye devam etme enerjisi verdiğini sanıyordum ama şimdi anlıyorum ki bu kızgınlığın ağırlığı ile tam tepeye ulaşırken yeniden aşağı düşüyorum.
Ve bu gece o örümceği kurtardıktan sonra aniden karar verdim.
Sizi affediyorum.
Başta seni affediyorum…
Seni de affediyorum…
Hepinizi tek tek affediyorum.
Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir. 
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
Affetmek kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir.”

Sizi affediyorum.
En başta da seni…
Umarım hayat bundan sonra iyi şeyler getirir size.
Sizi artık sonsuza kadar kendimden bırakıyorum.

En son olarak da kendimi affediyorum.
Bunca yanlış insanı seçmiş olduğum ve yıllarımı harcadığım için kendime kızıyordum.
Artık kendimi affediyorum.
Aldığım tüm o yanlış kararları, hatalı tercihlerimi, hepsini affediyorum.
Bugün öğrendiklerimi başka türlü öğrenemeyecektim belki de.
Belki yine hatalar yapacağım ama aynıları olmayacak.
Bu satırları yazarken bile yaşadığım hafiflemeyi, rahatlamayı anlatamam . Bütün sekiz ayaklı Sisiphus’larımı salıveriyorum.
Hırslarınızın ve bencilliklerinizin hücresinde yaşadığınız sonsuz işkencenize ortak olmayacağım artık , 
mecazen de olsa sizi öldürmek de istemiyorum eskisi gibi.
Hadi gidin ve artık rahat bırakın beni.
Sizi Allah’a havale ediyorum.
Ben sizi affediyorum.

İşte böyle önemli bir geceydi dün gece benim için.
Sabah ışıdı.
Hala biraz pus var var , gökyüzü de gri ama yeni bir gün başladı.
Buraya kadar okuyup sıkılmadıysanız size de son tavsiyem ,siz de affedin.
“Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek...
Başkalarını affettiğimizde biz özgürlesiriz."

Yazar: Kerimcan Kamal

7 Aralık 2015 Pazartesi

Güçlüyüm Çünkü

Çantamda Babet Var!
Ben güçlü bir kadınım çünkü gidenin arkasından el sallamayı öğrendim. 
Ağlamanın beni küçük düşürmediğini, acıların yaşanarak üstesinden gelindiğini öğrendim. 
Hayatta kimsenin kendinden daha değerli olmadığını, düştüğünde seni kimsenin kaldırmadığını, insanların bir kısmının iyi günlerini kalanın da kötü günlerini fırsat bildiğini anladım. 
Ailenin insan hayatındaki önemini, yalnızlığın baki olduğunu ve onu sevmen gerektiğini gördüm.
Karanlıktan korkmuyorum artık yalnızlıktan korkmadığım gibi... Geceleri tek başıma kaldığımda koridorun ışığı korumaya yetiyor beni. Çünkü zombiler beni yemese bile birgün ölmekten kaçamayacağımı öğrendim. Yatağımın altında yaşadığına inandığım canavardansa insanların çok daha tehlikeli olduklarını anladım. 
Kimsenin ben olmadığını, iyi niyetin bir halta yaramadığını, herkesin hep daha fazlasını beklediğini gördüm. 
Kötü niyetli insanlara alıştım. Kendi çıkarları için başkalarını harcayan insanlarla atıştım. Sütten ağzı yananların beni üfleyerek karşılamasına alıştım.
Ben güçlü bir kadınım çünkü ayaklarım hep yere basılı değil. 
Korkmuyorum uçmaktan. Geri düşmekten de çekinmiyorum. 
Biliyorum yara alacağım yerleri, acısa da üfleyince geçmeyeceğini ama elbet birgün biteceğini. 
Ben güçlüyüm çünkü düştüğümde ağlarken bir yandan kendime gülmeyi de öğrendim. Pire yüzünden yorgan yakmamayı, kimseyi kırmadan derdimi anlatmayı, sabrı ve tahammülü öğrendim.
Her şeyi bir kenara bırakıp aşık olmayı, sonuna kadar savaşmayı, kendime zarar verdiğim yerde gitmeyi, özlesem de aramamayı, arasam da bundan utanmamayı, gururuma gol atmayı öğrendim.
Ben artık güçlü bir kadınım çünkü topuklu ayakkabı giydiğimde yanımda babet taşımayı, babetler vurur diye yarabandı almayı, kıyafetlerin insanları önemli kılmadığını öğrendim.
Ben güçlü bir kadınım çünkü kadın olmayı, her koşulda ben olmayı, dışımda kırmızı ruj süren bir kadın olmasına rağmen içimdeki çocuğa sahip çıkmayı, hayallerimin peşinden koşmayı ve daha bir çok şeyi öğrendim.
Yani diyorum ki sevgili hayat; 
ben çokça sınandım, dersimi de aldım, artık mutlu olabilir miyim?

16 Kasım 2015 Pazartesi

Anlatayım bayım...

Peşimde olan onca insan arasından, üstelik hiçbir karşılık beklemeden 
neden seni sevdiğimi anlamaya çalışıyorsun değil mi. 
Anlatayım. 
Sen bana hiçbir zaman aşık olmayacaksın güzel adam. 

Seninle hiçbir zaman gittiğimiz her şehirde -mutlaka- sevişmeyeceğiz. 
Seninle başka şehirlere gitmeyeceğiz bile. 
Sen gecenin bir yarısı uyanıp nefes alıyor muyum diye kontrol etmeyeceksin beni. 
Çoğunlukla sarhoş halde sızacaksın yanımda. 
Makine durmadan uykuya dalarsam, sen kalkıp buruşmadan asmayacaksın çamaşırları. 
Ütü yapmayı bilmediğimden haberin bile olmayacak belki. 
Faturaları sen takip etmeyeceksin. 
Bizim asla bir evimiz olmayacak ki..

Biz hiçbir zaman, ”Biz” olmayacağız ki.
Sen benim gözlerimde tek olmak istemeyeceksin mesela hiç. 

Büyük ihtimalle gözlerime öyle çok fazla da bakmayacaksın zaten. 
Senin gözlerinde bir başkası olacak çünkü her zaman. 
Sen benim en zayıf yanlarımı hiç bilmeyeceksin. 

Hep makyajlı göreceksin beni. 
Sabah olunca o tuhaf sessizlik olmadan kendi evime gideceğim ben hep. 
Hasta olduğumda sümükten örümcek ağı tutmuş iğrenç burnumdan haberin bile olmayacak. 
Saçlarım hep temiz olacak senin yanında. 
Küfür kıyamet ağzımın arkasında gizlediğim, bir kedi öldü diye saatlerce ağlayan 
küçük kızı göremeyeceksin sen hiç. 
Her işime sen koşmayacaksın. 

Benim gözlerim yanmasın diye kıyamayıp soğanları sen doğramayacaksın. 
Sana alışmayacağım. 
Bir anda gitsen, ben, sen olmadan ne yapacağımı bilemiyor olmayacağım hiçbir zaman.
Aslında sen, bana hiç gelmeyeceksin bile. 

Benim olmayacaksın asla. 
Canımı yakamayacaksın benim hiç. 
İçime işleyip, her şeyim olup, sonunda beni bir piç gibi ortada bırakıp gitmeyeceksin işte!
Zor olduğun için seni sevdiğimi sanıyorsun değil mi? 

Ben seni -imkansız- olduğun için, beni bir kez daha öldüremeyeceğini bildiğim için seviyorum.


Ruhumdaki rüya yakalayıcılar artık bir işe yaramıyor, başlayan her yeni gün kabus. 

Çıkıp yastığımın altından başlıyorlar boğazımı sarmaya ve gün boyu devam ediyor atak atak.

Sen, bunların hiçbirini bilmiyorsun.

Sen, bunları bilmek için fazla uzaksın rüyasına da, gerçeğine de hayatın.

Artık ben şaraba daha yakınım..
Kırmızılığı sarhoş ederken, hayallerimi de es geçmiyorum.
Belki bir sahil kenarında yalınayak, kollarımı havaya açıp sana hayallerimden bahsederim.
Ama zamanı var.
Ya da zaman, sen neredeysen orada değil.
Bunu bilemiyorum...

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Beynimdeki çöle yağan ilk yağmurun resmi, çamur ve kül ile son buluyor. .

Son derece tatsız, tatsızlığından lavaboya dökülesi bir bardak çay gibiyim ziyan olasım atık sulara karışasım var. Hal böyleyken bana güzel gelen her şey, güzellik manasından sıyrılıp anlamsızlık boşluğuna düşmekte..o öylesine derin bir boşluk ki, diğer ucu başka zamanlara başka boyutlara kadar uzuyor.Yani güzellik paralel evrenlerde hala güzellik olarak başkalarına kalacak... ama bozulması kolay olduğundan umursamıyorum. 
Zihnimdeki çöle yağmur yağdı... o yağmurun varlığından habersiz (son yağmurdan sonra oluşmuş) hücrelerim korkuya kapıldılar, son derece kuru olan beynimin zemini çamurlandı, pislendi. Kimse hakkında iyi bir şey düşünemeyeceğim bir süre. 
Çölün ortasında tek başına 30 yıldır duran, kuru ağacın dalına bir karga konmuş, beni beklediğini hissediyorum. Ona doğru gitmek istemediğimi anlıyor..ama orada bekleyecek.Ağaç o kadar kuru ki bu son yağmur en ufak bir yaşam bahşetmedi ona..dalındaki karga sanki yaşam gücünü çalıyor. karganın bir gözü daha büyük, bana hep küçük olanıyla bakıyor... Bende onu küçük görüyorum zaten.. 
Ağzımı açıp bir iki damla yakalamaya çalışıyorum, saniyenin onda biri bir keyif geliyor çamur tadıyla birlikte...karganın sesi damlayı havada yok ediyor!Koşarak ağacın yanına gidiyorum, son sigaramı ağacın gövdesine bastırıyorum. kısa bir çığlıkla birlikte tutuşuyor ağaç.. "evet" diyor karga. "yeni bir çağ başlayacak" "beni sinir ediyorsun." diyorum. "yeni bir çağ...""başlamayacak. herşey aynı kalması için bazı şeyler yokedilmeli" "ağaç buna dahil değildi.." "rengini kaybeden her şey yokolmaya mahkumdur" diyorum "hem bu ağaç o ağaç değil:(" "bir şeyin zamanda çok fazla yansıması vardır"diyor sonra gidiyorBir alaca tüy düşüyor yere. küllerin arasına, alıp onu oraya dikiyorum. 
Kül yığınımın üzerinde bir alaca tüy..
Beynimdeki çöle yağan ilk yağmurun resmi, çamur ve kül ile son buluyor. .

22 Ocak 2014 Çarşamba

Sekiz Haftada Bir Kadını Kaybetme Sanatı


1. Hafta
-"Bir kadını kendine aşık etmesini biliyorsun… Ancak…" dedin.
Güldüm,
-"Bükme dudaklarını, şımararak!" dedin.
-"İltifat etmiyorum sana aslında." dedin.
-"Aşık etmesini biliyorsun ancak aşık olmasını bilmiyorsun." diye de ekledin.

Köşeleri döndük, sokakları tırmandık, duvarları aştık. 
Kar, fırtına boran arasında, karşılaştık.
2. Hafta
-"Susma sakın".
-“Susma diyorum, dönme bana sırtını”.
dedin.
3. Hafta
Kolumdan tuttun, kendine çektin, yaklaştık.
-"Kaşlarını çatıp bakma uzaklara".
-"Küfret bana, kız bana, dön bana, bak bana"
dedin.
4. Hafta
Kucaklaştık.
-"Susuyorsun, yine başını sallıyorsun."
-"Kollarını bağlıyorsun, kaşlarını çatıyorsun."
dedin.
Bakıştık.
5. Hafta
-"İçine kapanıp, dalma derinlere."
-"Sev beni, sar beni, aşık ol bana."
dedin.
6. Hafta
-"Çekici gelmiyor muyum sana?"
-"Özlemiyor musun beni?"
-"Merak da etmiyorsun?"
-"Kıskanıyor musun? Kıskanıyorsun değil mi, kaçırma gözlerini."
-"Üzülür müsün gitseydim."dedin.
7. Hafta

-"Yoruldum artık."
-"Kahin mi olmalıyım ne düşündüklerini anlamak için?"
-“Çocuklaşmıyorsun artık.”
-“Beni arzulamıyorsun artık. Hissediyorum bunu.”
-“Eski halini öyle özledim ki.”
"Aynalarda, otobüs camlarında bana bakışını yakalamayı özledim."
"Yazdığın yazılarında bana dair şeyler görmeyi özledim."
dedin.
8. Hafta
-“Sence eskisi gibi olur muyuz?”
dedi...
Eskisi gibi olmadık.

13 Aralık 2013 Cuma

Beni böyle de sev istiyorum...


.Biraz sessiz yani,fazla sessiz burası

ve sanki fırtına kopacakmış da
öncesi gibi sessiz yani.



Ben değiştim biliyorum
Sanki başka bir adammışım gibi geliyor bana bazen
Ama beni böyle de sev istiyorum
Biraz bencilce biliyorum
ama n'apayım 
Ben hala seni çok seviyorum



Bozulan şeyleri böyle düzeltmek değil de,
Herşeye yeniden başlamak istiyorum
Yine o aynı heyecanı
Ne yapacağını bilmeme telaşını istiyorum



Ben hala senin gözlerine bakarken konuşamıyorum
Bir sürü şey söylemek geliyor içimden
Ondan sonra hepsini birbirine karıştırıyorum
İşte bu yüzden sürekli saçmalıyorum



Sensiz öyle dağıldım ki toparlayamıyorum..
Bu fırtına kopmuş da, alabora olmuş gibiyim



Çok konuştum kusura bakma ben 
Sadece şunu söylemek istiyorum:


Seni almaya geliyorum

Nasıl özlediğimi anlatamam 
Başka türlü...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...