Geçen gün, Ai Yazawa'nın iyileştiği ve Temmuz gibi NANA'ya kaldığı yerden devam edeceği müjdesini veren bir haber okudum. Doğrudur yalandır bilemem, ben Cookie Magazine'den çeviriyi yapan arkadaşın yalancısıyım. Ama artık şu özlem bitse de NANA'ya kavuşsak diyorum!
Aslında shoujo manga ya da animelere çok düşkün değilimdir ama NANA'yı apayrı bir yere koyuyorum. Kendisiyle ilk önce animesini izleyerek tanışmıştım. İlk başlarda sıradan shoujo'lardan farklı gelmemişti. Ama 'değişiklik olsun, izleyelim bakalım' mantığıyla devam ettikçe kurgusal bir gerçeklikten öte, hayatın içinden karakterlerin ve olayların barındığı bambaşka bir şeyle karşılaştım. Hepsinden önce karakterlerle özdeşleşmemek elde değil. Bu yüzden izlerken "Evet, kesinlikle ben de bu duyguyu yaşamıştım." ya da "Hatırlıyorum, ben de aynı cümleyi kurmuştum." gibisinden tepkiler vermek son derece normal. Sex Pistols esintileri, Ren'in Sid Vicious halleri, Nana'nın Vivienne Westwood takıntısı, Trapnest'in karizması falan filan derken NANA'ya kapıldım gitti! Hele beni, Olivia Lufkin fanı yapan soundtrack'inden bahsetmiyorum bile!
Animesi bir sezon olan NANA, bende bağımlılık boyutuna geldikten sonra mangasını okumaya giriştim. Ve hayatımda bir ilk yaşadım. Manga okurken ağladım. Hem de öyle "Gözüme bir şey kaçtı, ondan gözlerim doldu." falan değil. Şapur, şupur bir ağlama... Akabinde durdurulamayan bir burun akması... Sonrasında göğsüne öküz oturmuşcasına hissedilen bir sızı... İnsanın içini acıtacan o gerçeklik, sürükleyici bir konu ve karizmatik karakterlerle birleşince gel de sevme, gel de ağlama, gel de bağımlısı olma!
Yani diyeceğim o ki, umarım Ai Yazawa, yaklaşık bir sene süren tedavi süresini başarıyla tamamlamış, sağlığına kavuşmuştur.Tez zamanda NANA'yı çizittirmeye başlaması ve biz NANA'ya gönül veren fan'ları sevindirmesi dilğiyle...^^
Bir de eli değmişken Paradise Kiss'e geri dönüp azıcık daha uzatsa tadına doyum olmayacak ama ... ^^