Yeni eklenen yazıların mailinize gelmesi için mail adresinizi yazmanız yeterli

YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2009

İnci Bilgisayar

Geçtiğimiz günlerde, şirketimize ait Toshiba marka 3 yıllık laptop, bilmem kaçıncı defa bozuldu.
Bu makine şirketimize geldiği ilk günden beri devamlı arıza yapıyor.
Garanti kapsamında olduğu için her arızada Toshiba Türkiye’nin merkez ofisine götürdük.
Hep aynı arıza raporlandı ve sonra tamir edildiği bildirildi. Ama garanti bittikten sonra da hala aynı nedenle arızalanıyor.
Garanti sonrası götürdüğümüz bir seferinde, yüklü bir ücret istendiği için bir tarafa koyduk, bir süre de kullanmadık.
Sonra ihtiyaç olunca, 3-4 ay önce, yine Toshiba merkez tamir servisine götürdüğümüzde, yine ana kart (motherboard) arızası bildirildi ve bu sefer de 400 $ gibi bir para istendi.
Bunun üzerine “bu kadar para verene kadar yenisini alırız” düşüncesi ile yine bir kenara attık ama arkadaşlarımızdan birisi bu makineyı Yazıcıoğlu İşhanına götürmeyi önerdi.
İnci Bilgisayar isimli bir şirket kendisinden tamir için istenen fiyat 80 YTL olunca da, tamir ettirdik.Makine 2 haftadır sorunsuz çalışıyor.

İşte o zaman Yazıcıoğlu Han dikkatimizi çekti. Aslında makinayı tamir eden Murat Bey'in yaklaşımı ve bu makinaya kendi servisinden 400 $ istendiğini söylediğimizde, kendi çalıştığı şirketinin nasıl çalıştığını heyecanla anlatması da etkili oldu. Bu handa neler olup bittiğine daha yakından bakalım dedik.

Yazıcıoğlu İş Hanı, aslında bilişim sektörü efsanelerinden birisidir. Kadıköy'ün merkezinde, Karaköy vapur iskelesi ile otobüs duraklarının çaprazında yer alan ve genellikle teknolojik ürünlerin satıldığı bir han olarak bilinir. Bazılarının açıkgöz tüccarların bilmeyenleri kolaylıkla kandırılabildiği bir yer olarak tariflediği Yazıcıoğlu, bazılarına göre ise, hiçbir yerde bulunamayacak bilgisayar parçalarının bulunduğu önemli bir teknolojik merkez durumunda. Tabi oyun ve bazı yazılımların korsan CD’lerinin bulunabildiği de söylenir.

Ama bugünlerde Yazıcıoğlu da değişiyor. Tekno marketlerin yaygınlaştığı ve internetten elektronik ürünlerin daha kolay bulunabildiği günümüzde, han artık yeni bilgisayarlardan çok, bilgisayar parçalarının ve ikinci el ürünlerin alınıp satıldığı bir pazar yeri durumunda.

Kullanıcının bilinçlenmesi, fiyatların ve parça özelliklerinin internetten kolaylıkla bulunabilmesi nedenleriyle de artık daha güvenilir tüccarların hayatta kalabildiği bir yer olduğu belirtiliyor. Bunu İnci Bilgisayar’ın sahiplerinden Yusuf Yıldırım
Bakın burası 4.kat. Bizim burada 3 farklı dükkanımız var ama şu gördüğünüz 2 dükkan kapalı. Çünkü işlerini iyi yapmadıkları için müşterilerini tutamadılar ve kapamak zorunda kaldılar.
şeklinde anlatıyor. Her türlü bilgisayar ve laptopa teknik servis hizmeti veren ve ikinci el bilgisayar - laptop alım-satımı yapan İnci Bilgisayar'ın ortaklarından Yusuf Yıldırım ile Yazıcıoğlu ve perakende bilgisayar pazarına ilişkin bir röportaj gerçekleştirdik.

turk.internet.com : Neden Yazıcıoğlu diye bir han var? Burası nasıl oluşmuş?

Yusuf Yıldırım : Bilgisayarların ve parçalarının ilk satılmaya başlandığı yıllarda bir takım pasajlarda pazar oluşmuş. Nasıl Doğubank’ta beyaz eşya işi yapılıyorsa, bu handa da bilgisayar pazarı oluşmuş. Aslında Yazıcıoğlu bir otel binası olarak inşa edilmiş. Sonraları, muhasebeciler, kuaför, lokantacılar, müşavirler, elektrikçiler filan varmış. Sonra elektronikçiler yenilikleri takip etmeye başlamışlar. Bilgisayar toplamaya başlamışlar. Talep de oluşmuş. Dolayısıyla burada bir Pazar oluşmuş.

turk.internet.com : Yazıcıoğlu İşhanında ne tür işler yapılıyor?

Yusuf Yıldırım : Teknomarketlerin artması ve internetten satış yapan sanal marketlerin çoğalması nedeniyle, Yazıcıoğlu bugün, ikinci el ve teknik servis ağırlıklı çalışıyor. Yeni bilgisayar satışı yavaşladı. Aslında eskiden bilgisayar toplama ve satışı da yapılırdı. Mesela Gold Bilgisayar buradaki bir dükkandan doğmuş 25 yıllık bir firmadır.

Ama burada batan firma da çoktur. Yazıcıoğlunda esnaf mantığı ile çalışan yokoluyor. Şirket mantığına geçenler tutunuyor. Önceden ufak bir sermaye ile açmak ve yürümek mümkündü. Bugün artık değil. Bugün kredi kartı ile alışveriş yapılıyor. Teknomarketler daha düşük masraflı POS alabiliyor. Üstelik vade de yapabiliyorlar.

Tüketici de bilinçlendi. Dürüst çalışmayan hayatta kalamıyor.

Bizden önce bir dönem burada korsan CD oyun – müzik – flim ya da yazılım satılmış. Ancak, telif hakları yasası çıktıktan sonra Yazıcıoğlu Han’da her hangi bir kanunsuz uygulama kalmadı. Şu anda böyle bir şey bulamazsınız. En son yaşanan vaka, bir rivayete göre 4 yıl kadar önce, hanın önünden geçmekte olan kaymakam porno CD satıldığını görmüş. O kaymakam beyin talimatıyla polis buraları temizledi. Şimdi de sıkı tutuluyor.

Genelde burada iş yapan esnaf, alaylı takımıdır. Çoğu lise mezunu ve usta-çırak ilişkisiyle meslek edinmiş kişilerden oluşuyor. Handa, kartuş dolumu yapan, yazıcı tamir eden yerlere de rastlayabilirsiniz. Eğer ekonominin seyri bu şekilde devam eder ve sermaye öne çıkarsa, profesyonel yapıya kayma olursa, ufak esnafın çoğu piyasadan silinir.

Bu röportajın devamına burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bu röportaj turk.internet sitesinden alınmıştır.

14 Eylül 2009

Flash player sorunu

Dün bilgisayara format attığım için tüm sistemi baştan yüklemem gerekti.
Sistemi işler hale getirdikten sonra flashla yapılmış videoları izleyebilmek için gerekli olan adobe flash player'ı da kurdum.
Daha sonra windows live messenger yükledim.
Flash player'ın en güncel versiyonunu indirip kurmama rağmen windows live messenger bunun eskimiş olduğunu iddia etti.
Flashla ilgili bir yükleme sitesine yönlendirip ordan indirip sorunu çözeceğimi söyledi fakat bu işe yaramadı.
Flash player'ın güncel versiyonunu daha önce indirip kurmuş olmama rağmen bir kez daha indirip kurdum fakat sonuç değişmedi.

En sonunda google'da bir araştırma yapayım dedim ve sorunun çözümünü buldum.
Flash player eksik yada hatalı kurulduğunda bu tip sorunlar kaçınılmazmış.
Şu adresteki uninstaller ile flash player'ı silip güncel versiyonu tekrar yüklediğimde hiçbir sorun kalmadı.

12 Eylül 2009

Elektronik firmalarının isimleri nereden geliyor ?

Wall Street Journal'de yayınlanmış olan bu yazının orjinalini buradan , Pc Labs'da yer alan düzenlenmiş türkçe versiyonunu buradan okuyabilirsiniz.

Apple
Steve Jobs ve Steve Wozniak ilk bilgisayarlarını yaptıklarında isim bulamazlar ve 1 saat içerisinde (bu süre belki daha farklı olabilir) beğendikleri bir isim bulamazlarsa kötü de olsa akıllarına ilk gelen ismi koymayı kararlaştırıyorlar.
Bir süre sonra Steve Wozniak eline bir elma alip ısırınca, bilgisayarin ismi belli oluyor.
Aradan zaman geçip Apple II'yi yapip şirket kurduklarinda da şirketin logosu da hazır oluyor. Isırılmış elma.

Türk şirketlerinin isimlerinin hikayesini de aşağıda bulabilirsiniz.

YUMATU - yusuf- mahmut-tuncer

RODİ - Ramazanoğulları dikim işletmesi

ALFEMO - Ali Feyyaz mobilya

DYO- Durmuş Yaşar ve Oğulları

AKBANK:

İlk zamanlar pamuğun beyazlığından dolayı AK, bankadan BANK aldıklarını ve birleştirdiklerini düşünüyordum fakat aslında Adana' dan A, Kayseri' den K, bankadan da BANK alıp birleştirerek AKBANK' ı bulmuşlar yani AKBANK = Adana-Kayseri Bankası.

BEKO'nun tarihçesinden alıntı:

"Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı.

O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi."

Bogazici bilgisayar ise Bogazici üniversitesi mezunu mühendislerin kurdugu bir sirket, isim olarak üniversitelerinin adini aliyorlar.
Zaten Bogazici cok üretken bir üniversite ve mezunlari dayanismaci davraniyorlar.
Sanat dalinda bile ismi kullaniliyor: Bogazici Gösteri Sanatlari Toplulugu (nam-i diger kardes türküler)


11 Eylül 2009

Blog nasıl açılır ?

Blog açmak istiyor fakat nerden başlayacağınızı bilmiyorsanız bu video tam size göre.
Gmail hesabınız varsa sizden istenen bilgileri girmekten ibaret olan basit birkaç adımdan sonra blog dünyasına adımınızı atmış olacaksınız.
Blogunuzu açıp yazılarınızı gönderebilmeniz için çok iyi bir pc kullanıcısı olmanız şart değil.
Temel özellikleriyle blogger başlangıç için size fazlasıyla yeterli olacaktır.
Bu işi hobi amaçlı yapacaksanız daha ileri düzeydeki özelliklere ilk etapta ihtiyaç duymayacağınızı söyleyebilirim.

İnternette temel blogger tasarımına sahip olan ve içeriğindeki yazılarla geniş kitleleri peşinden sürükleyen bloglar mevcut.O yüzden işin başındayken ekstra özellikleri bulunan blogları görüp de benim blogum hiç bir zaman bu kadar iyi olamaz düşüncesiyle baştan pes etmeyin.
Blogunuzu kaç kişinin takip edeceğini blog açmadan öğrenmeniz mümkün değil.
O yüzden bu işin başında fazla okurunuzun olmamasını kendinize dert etmeyin.
Takıldığınız noktalarda bana da sorabilirsiniz.

7 Ağustos 2009

PSP hata kodları ve recovery mode

PSP HATA KODLARI

DADADADA - Running a FW Update in DAX custom FW=
Dark alexin çıkarttığı custom firmware'de, orjinal firmware yüklenirken çıkar

80010087 - Error reading UMD or UMD not present=
UMD okumada hata yada UMD yok.

80110305 - Load failed.The Memory Stick could not be acessed=
yüklenemiyor. hafıza kartına ulaşılamıyor.

FFFFFFFF - PSP update failed.
Psp versiyonu yukseltilemiyor.

UKN9000001 - update cant start, data corrupt.
yukleme başlatılamadı. veri hatalı.

80020148 - Unsupported PRX type | This error also seems toappear when you are running an iso with a fake memstick.=
uygun olmayanprx tipi. (prx=psp sistem dosyasıdır.) sahte kartta iso oynadığınızdada bu hatayı verebilir.

98765432 - Selected a language who's font has been removed. DAX FW ONLY ERROR!
seçmek istediğin dilin fontları yok.çıkartılmış. dark alexin versiyonuna özel bir hata

8001006F - Remote Play connection error. Most likely when no PS3 is sending a signal over your network.
ps3 bağlantı hatası. büyük ihtimalle senin bağlantına sinyal gönderen bir ps3 yok.

800200D1 - Ran homebrew without Homebrew enabled firmware.
homebrew çalıştırmayan bir psp'de, homebrew program çalıştırmaya çalışıyorsun.

8002014C - Ran kxploited homebrew without Homebrew enabled firmware.
homebrew çalıştırmayan bir psp'de, kxploited homebrew program çalıştırmaya çalışıyorsun.

80020321 - Ran a game that doesn't support NO-UMD* (DAX FW ONLY!)
NO-UMD modunda çalışmayan bir oyun açmaya çalışıyorsun. dark alexin versiyonuna özgü.

80110404 - Network error, try restore default settings to fix.
bağlantı hatası. fabrika ayarlarına geri dönmeyi denemelisin.

CA000005 - keys.bin not found when trying to run a PS1 game.
keys.bin dosyası bulunamadığı için PS1 oyunu başlatılamıyor.

80000004 - its just a general error code that the PSP spits outwhen it doesn't understand something... could mean anything really.
psp ne olduğunu anlamadığı zaman bu hatayı verir. herhangi bir hata oluşmuş olabilir.

80110307 - Load Failed There is no Data available.
yükleme hatası. yüklenecek data yok.

80010002 - Putting the POPS EBOOT in the wrong folder.
PSX EBOOT dosyasını yanlış klasöre koydun.

80000001 - Got it when trying to run PSP filer version 3.6 on 3.40* firmware.
3.40 versiyon psp'de, 3.6 versiyon PSP Filer programı çalıştırınca oldu bu hata.

00000001 - WiFi error. Occurs when no access points are detected in official 3.7X and custom 3.7X firmware.
kablosuz ağ hatası. 3.7X resmi ve custom firmwarelerde olur. kablosuz bağlantı tespit edilemedi.

80410A0B - Loose WiFi card.
yerinden çıkmış, oynamış wifi kartı.

*-Disable no-UMD in recovery menu in DAX Custom FW ONLY.
dark alexin versiyonuna özgü recovery menüsünde no-umd seçeneği devredışı bırak.

RECOVERY MENU

PSP 'de ince ayar yapmanıza olanak sağlayan bu modu başlatmak için R tuşuna basılı tutarak cihazı kapatın ve daha sonra yine R tuşunu bırakmadan cihazı açın.

30 Temmuz 2009

Ey smirting sen nelere kadirsin

19 Temmuz 2009 itibariyle son şeklini alarak hayatımıza giren kapalı alanlarda sigara içme yasağının kapsamı ve konu üzerinde yaşanan tartışmaları bir kenara bırakıyor ve bu yasak sonrası ortaya çıkacak yepyeni bir sosyalleşme akımından bahsetmek istiyorum. SMIRTING.

Smirting kelimesi ‘’smoking’’ (tüttürme, sigara içme) ve flirt (flört etme, takılma) kelimelerinin birleşmesinden türemiş İngilizce bir kelime. Türkçe’ ye olduğu gibi geçer mi? Yoksa bir şekilde Türkçeleştirilir mi? Şimdiden bir şey söylemek çok güç. Fakat benim önerim ‘’dumankaynaş’’ gibi garabet bir kelime.

Peki smirting tam olarak ne anlama gelmektedir? Smirting kapalı alanlarda sigara yasağı uygulaması sonrası, sigara kullanan insanların sigara içmek için bulundukları bar, cafe vb.. yerlerin kapı önlerine çıkmaları ve aynı amaç için orada toplanmış insanlarla tanışmalarını, sohbet etmelerini, kaynaşmalarını ve bunun beraberinde getirdiği yepisyeni bir sosyalleşmeyi tarif ediyor. Benzer müziklerden, benzer eğlence tarzlarından, benzer kitaplardan hoşlanan yani ortak zevkleri paylaşan insanlar nasıl bir şekilde aynı sosyal ortamın içine düşüyorlarsa, burada da sigara içenler kendilerine ait bir ortam, belki de bir alt kültür yaratıyorlar.

Malum ‘’Türk genci tanışmak ister, kaynaşmak ister’’ ve işte tam da bu noktada smirting sigara içen gençlere muazzam bir yol açıyor. Yıllardır barlarda kesişmeden öteye geçmeye zorlanan, punduna getirip de hoşuna giden karşı cinsle konuşma olanağı yakalayamayan ya da cesaretli olsa bile ‘’etraf ne der?’’ düşüncesi çerçevesinde karşı cins tarafından pek de hoş karşılanmayan girişimlerden kurtuluyor. Hastası olduğu, gündüzle gece olmak için gel demek istediği insan sigara içiyorsa, tek yapması gereken bu kişinin sigara içmek için dışarı çıkacağı anı kollamak, karşı tarafında gönlü varsa kesişme teknikleri ile kapının önüne çıkmasını sağlamak ya da doğrudan giderek ‘’birader kapının önüne çıksana sen hele bi’’ (yok hatlar karıştı, bu olmaz) demek.

Beş dakika önce hiçbir ortak paydada buluşamadığınız karşı cinsle artık aranızda sigara içiyor olmak ve bu amaç uğruna bir yerde buluşmak gibi enteresan bir bağ oluşmuş durumda. Mekan önü tenha ise doğrudan ‘’hangi okuldansın? kaça gidiyorsun?’’ gibi berbat bir giriş yapabileceğiniz gibi aksi durumlarda en yumuşak ses tonunuzla ‘’pardon, ateşinizi alabilir miyim?’’ diyerek, tek tek sekerekten iletişime geçebilirsiniz.

Bu yeni sosyalleşme yönteminin beraberinde çok enteresan sonuçlar getireceği de aşikar. Mesela artık birçok mekan önünde içeri hiç girmemiş, bakkaldan aldığı açılmamış malbuşu ile sigara aranan baaağyanları avlamaya çıkanlar, ‘’olm bizim bir arkadaş smirting yöntemi ile arabada beş evde onbeş tadını yakalamış’’ efsaneleri, ‘’smirting yaparken tanıştılar evlendiler’’, ‘’İstiklal’ de smirting yaparken yedi yerinden bıçaklandı, cinayet zanlısı pişman değilim smirting falan yapmıyordu, gördüm sigarayı içine bile çekmiyordu dedi’’ haberleri vb..

Kıssadan hisse artık önümüzde bambaşka bir sosyalleşme olanağı var ve bu yasağı kendi lehinize çevirmek yine sizin elinizde. İster smirting yaparak sosyalleşin, isterseniz mekan önünde tek dal sigara satma işine girerek okul harçlığınızı çıkartın ya da ‘’smirtingyaparkengordum.com’’ gibi bir site açarak mekan önlerinde kesişmiş ama konuşamamış gençleri bir araya getiren bir sosyal ağ kurarak yeni facebook ekolünüzü yaratın. Yeter ki bu fırsatı kaçırmayın. Haydi hayırlı dumankaynaşlar.

Kaynak : alkislarlayasiyorum.com

20 Temmuz 2009

Hafıza kartında güvenilmeyen yazılım bulundu uyarısı

Symbian işletim sistemine sahip bir telefon kullanıyorsanız ve telefonu her kapatıp açtığınızda bir takım dosyalar yüklenmeye çalışılıyor ve işlem başarısız olunca 'hafıza kartında güvenilmeyen yazılım bulundu.Yüklemek için uygulama yöneticisine gidin' uyarısı veriyorsa bu sorundan kurtulmanın iki yolu var:

Birinci yol
hafıza kartına format atıp kesin çözüm sağlamak.

Diğer yolda ise hafıza kartını (yada usb kablosuyla veri aktarım modunda telefonu) pc'ye bağlıyoruz.
klasör seçeneklerinden/görünüm/ gizli dosya ve klasörleri göster kutucuğunu işaretliyoruz ve daha sonra private/10202dce klasörünü siliyoruz.
telefonu yeniden başlattığımızda her açılışta karşımıza çıkan bu sorundan kurtulmuş oluyoruz.
Telefona yeni bir tema yüklediğinizde bu klasör tekrar oluştuğundan tekrardan silmeniz gerekiyor.
O yüzden hafıza kartına format atmak daha kalıcı bir çözüm olacaktır.

Bu uyarıya neden olan şey ise telefonunuzun yazılımını güncellediğinizde hafıza kartına format atmamış olmanız.

Uzun bir süredir benim de başımı ağrıtan bu sorundan tam da hafıza kartına format atmak üzereyken yedekleme yapmak amacıyla pc'ye taktığımda kurtulmak beni mutlu etti açıkçası.
Onca programı telefona sil baştan kurmak oldukça zahmetli bir iş nede olsa.

10 Temmuz 2009

FG Dijital


Bu hafta sizlere FG dijital sitesini tanıtacağım.
Eğer siz de Türkiye'de zor bulunan değişik teknolojik ürünlerden hoşlanıyorsanız bu site hoşunuza gidecektir.
FG Dijital aslında bir yazılım şirketi.Bunun yanında yurtdışından farklı ürünlerin ithalatını da yapıyorlar.



Örneğin,uydu alıcılar,sportif hava ürünleri (paramotor),satranç bilgisayarları,Uzaktan kumandalı oyuncaklar,IPTV ürünleri...

Garanti alışveriş sistemi üzerinden online satış yapmasının yanında kadıköy'de bulunan ofise giderek de seçtiğiniz ürünü almanız mümkün.

Ben burayı geçenlerde almış olduğum icybox için tp link wireless adaptör almak için gittiğimde keşfettim.
Açıkçası internetten satış olayından pek hoşlanmadığım ve daha önce bu firmadan hiç alıveriş yapmadığım için gidip yerinden almak istedim.

FG digital'deki Tuncay bey gerçekten ilgili ve bilgili bir insan.
Ben ürünü alıp çıkmayı düşünürken orada birkaç saat kalıp sohbet ettim.
Bana gelecek projelerini de anlattı.
Yakında satmaya başlayacakları piyasada mevcut olmayan değişik ürünler var.

Bir de Tuncay Bey'in değişik bir ticaret anlayışı var.
Sattığı ürünlerin reklamını , ürünleri maliyetinin biraz üzerinde bir fiyata satarak yapıyor.
Sürümden kazanıyor da diyebiliriz.
Reklamcılığın en iyi şekli de kulaktan kulağa reklamdır denir.
Mesela benim aldığım adaptörün fiyatı gold bilgisayarda 73 lira iken buradan 43 liraya almanız mümkün.

Belki de FG dijital'le ilgili söylenebilecek tek olumsuz şey ürün çeşidinin sınırlı olmasıdır.
Meraklısına hitap eden ürünleri her yerde uygun fiyata bulabilmenin ne kadar zor olduğunu düşünürsek bu firmanın önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebiliriz.

3 Temmuz 2009

McDonaldlaşma

George ritzer tarafından yazılmış,"the mcdonaldization of society" isimli, sosyo ekonomik saptamaları üst düzeyde olan, günümüz toplumunun gerek ekonomik, gerek görsel, gerekse de sanatsal durumunu yansıtan kitabında vurguladığı kavramdır.

Ritzer; post modern toplumların her alanda içinde bulundukları durumu max weber'in akılcılık kavramı doğrultusunda ortaya attığı mcdonaldlaştırma kavramı ile açıklıyor.
Bu kavram, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik, verimlilik, denetim ve aklıcılığın akıl dışılığı gibi tanımlar doğrultusunda ortaya konuluyor.
Şöyle ki, artık gazetelerden, televizyon programlarına, üretim yapılarından, şehir düzenlemelerine kadar herşey, herkes tarafından çok çabuk tüketilmek üzere tasarlanıyor.

Örneğin gazetelerin artık daha az yazılı, bol resimli, daha renkli çıkması, televizyon programlarının daha yüzeysel ve salt tüketime yönelik yapılması şeklinde ortaya çıkan bu kavram, hem tüketimi, hem de apolitikleştirmeyi sağlayarak önemli bir noktaya vurgu yapıyor. McDonaldlaştırmanın temelinde yatan ilkelerin hayatı kolaylaştırmak mı, özgürleştirmek mi, yoksa insanî değerlere bir darbe olarak mı değerlendirilebileceği oldukça tartışmalı.
Hepsi bir yana, şu gerçek yadsınamaz: McDonaldlaşma yeni bir yaşam biçimini beraberinde getirdi ve popüler kültürün önemli bir simgesi haline geldi.

The New York Times’da 13 Nisan 2003’de yayınlanan bir habere göre; okul çağındaki çocuklar arasında yapılan bir ankette, çocukların %96’sının firmanın maskotu palyaço Ronald McDonald’ı Noel Babadan daha çok tanıdığı ortaya çıkmış. Belki de bunun en önemli sebebi, televizyonların haftasonu çizgi film kuşaklarındaki McDonalds reklamları. Ya da firmanın çocuklara yönelik filmlerle ilgili oyuncaklar çıkardığı zaman yaptığı promosyonlar.

Peki “McDonaldlaşma” bir yaşam biçimi olarak nasıl bu kadar yaygınlaşabildi?
Bunun ilk sebebi, fast-food işletmelerinin üniversite kafeteryalarına girmiş olması. Bu tür işletmeler, okul yemekhanelerine seçenek olduğundan beri, gençlerin yeme alışkanlığında “atıştırılacak yemekler”, sıcak ana yemeklerin yerini almaya başladı. Ve “hız” olgusunu doğalarında taşıyan gençler, bu yeni modeli kendi ruhlarına daha uygun buldu.
Trafikte seyir halindeyken acıktığınızda, otoyoldan ayrılmadan bir fast-food restoranına ulaşılabilme kolaylığı da bu tür işletmelerin “tutulmasında” bir başka etken. Hatta arabanızdan inmeniz bile gerekmiyor.

McDonaldlaşma’nın insanları yoğun olarak etkilemesinde dört çarpıcı boyut dikkat çekici: Bunlardan ilki verimlilik... Yani açlıktan doymaya geçmenin en basit yolunu sunmak... Zihinlerde yer eden yaygın anlayış, zamanı etkin kullanmak ve en kısa zamanda en fazla işi halletmek olunca “hızlı yeme” işletmelerinin sunduğu hizmet, karşı konulmaz bir şey olabiliyor.

McDonaldlaşmanın bir diğer boyutu, tüketicilerin “hesaplı alışveriş” yaptıklarını düşünmelerinde karşımıza çıkıyor. Kendisine “aynı fiyata ne kadar büyükse o kadar iyidir” denen tüketici, normal gibi görünen bir ücrete daha çok yiyecek aldığını düşünüyor. Ve tabii ürün belli bir sürede size sunulmazsa, para ödemeyecek olmanız da işin cezbedici yönlerden bir diğeri...

Başka bir boyut öngörülebilirlik... Bu, çağın değişimi ile birlikte yeni toplumsal düzende kendisine yer edinmeye çalışan bireyin güven ihtiyacını tatmin etmeye yönelik bir kavram. Belirsizliğin olumsuzlandığı bir dünya anlayışı, bir sonraki hafta ile bugün yedikleriniz arasında fark olmayacağını size garanti eder.
Zamanla ürünün kalitesinde ve miktarında bir fark olmayacağı, standartların dünyanın her neresine gidilirse gidilsin her zaman için korunacağı bilgisi zihinlere yerleştirilir. Böylelikle öngörülebilirlik, belirsizlikten kaçış yolu için bir seçenek haline gelir.

McDonaldlaşma’ya ilişkin önemli bir boyut da denetim...Denetimin iki şekilde gerçekleştiği söylenebilir; biri tüketici üzerinde, diğeri ise çalışanlar üzerinde... Bu sistem, tüketiciyi örtük şekilde de olsa, hemen yiyip çıkmaya; sınırlı mönüyle, az seçenekle yetinmeye yönlendirir. Rahatsız iskemleler de buna yardımcı olur. Tüketicinin orada ne kadar bulunacağı bilinebilir bir şeydir.

Çalışanlar üzerindeki denetim boyutu ise, insansız teknoloji aracılığıyla gerçekleşmektedir. İnsansız teknolojinin işlevini hatasız yerine getirmesi, çalışanlara hata yapma özgürlüğü tanınmayan, tehdit edici bir şeydir. Çünkü insansız teknoloji her an insanlı teknolojinin yerini alabilecektir.

McDonaldlaşmanın çevre üzerine de olumsuz etkileri olabilmekte. Araştırmalar, tek-tip patates yetiştirmenin Kuzeybatı Pasifik’in ekolojisini olumsuz etkilediğini ortaya çıkarmış. Çünkü bu tür patatesleri yetiştiren dev çiftlikler kimyasal maddelerin yaygın kullanıldığı yerler. Kusursuz bir patates kızartması için patatesin çoğu ziyan edilmekte ve geri kalan patates ya sığırları beslemekte ya da gübre olarak kullanılmakta. Bu patateslerin posalarında yeraltı su kaynaklarına, gübre ve hayvan pisliklerine kadar izlenebilen yüksek oranlarda nitrat bulunmakta. Bu da sağlığımız için potansiyel tehdit.

Hızlı yeme işletmelerinde kullanılan paketler de çevreye uyumlu değil. “Kullan-at” mantığının egemen olduğu bu sistemde yiyeceklerin konulduğu kaplar tek kullanımdan sonra atılır. Zaten “her şey tek bir şey içindir.” Ve bu yüzden o kabı başka bir şey için kullanamazsınız. Bunun sebebi sadece yiyecekten değil, aynı zamanda koyulduğu kaptan da kâr elde etmek; seri üretime katkıda bulunarak seri tüketimi artırmaktır. Ve bu paketlerin doğada kendiliğinden çözünmesi de oldukça zordur.

McDonaldlaşmanın kültürel dokuya etkilerine gelince… Bu, Doğu’da ve Batı’da farklılaşabilir. Batılı insanın başarı motivasyonu yüksektir ve bireyciliği savunur. Doğulu insan ise, bağlılık ihtiyacı yüksek ve cemaatçilikten yanadır. Sosyalleşmede insanlar arasındaki sürekli etkileşim kilit rol oynar. Hızlı yeme kültürünün, etkileşime fırsat tanımadan “ye ve kalk” mantığını yaymasının, kişinin yalnızlaşmasına yol açacağına dair yorumlar yapılmakta. Diğer yandan sadece yemek kültürüyle yalnızlık kaygısının bu kadar ön plana çıkmayacağına dair görüşler de var.

Bir başka görüş, insanların bu kadar sistematik bir yapıda kendilerini montaj bantının bir parçası olarak hissedebileceği. Bu yoruma karşılık bazı eleştirmenler de bu tür yerlerin toplumun her tabakasından insanı bir araya getirmesi ile bütünleştirici bir etkiye sahip olduğunu düşünüyor.

Tüketim toplumu anlayışı, beraberinde bir çok değişimi getirdi. Bazılarına göre bu, tek boyutlu insanı yarattı, bazılarına göre ise zamanın etkin kullanımına vurgu yaparak çağın gereğini yerine getirdi. Sanıyoruz ki önemli olan, gelişmeyi desteklemek kadar insanî değerleri de unutmamak olsa gerek...
Çünkü -tüketim toplumu ya da değil- bir toplumu bir arada tutan temel öge, hep insan.
Bu yazı Deniz Gültekin tarafından hazırlanmıştır.

1 Temmuz 2009

Kredi kartı kullanımında zaman algılaması ve borçlu yaşam

Kredi kartı kullananların çoğu kısa zamanda kart bağımlısı oluyor. Reklamlar, alışveriş merkezlerinin iç dizaynı, indirimler, taksit imkânları ve daha pek çok etken bu bağımlılığı daha da artırıyor. Önce borçlu yaşam süreci başlıyor. Çoğunlukla bu süreci iflâslar, intiharlar, aile faciaları, hattâ cinayetler izliyor. Tıpkı uyuşturucu bağımlılığında olduğu gibi.

“Plastik para” olarak adlandırılan kredi kartları, öylesine cazip imkânlarla ve göz alıcı reklamlarla sunuluyor ki, bizzat sistemin içinde çalışan, artıları ve eksileriyle kredi kartlarını çok yakından bilen pek çok finans sektörü uzmanı “kartzede” grubunda yerlerini almış durumda.

Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Ali Ergur, 18 değişik banka ve finans kurumunda görev yapan genel müdüründen memuruna kadar 60 finans uzmanı üzerinde “kişiler arası derinlemesine mülâkat tekniği” ile bir araştırma yaptı.

Buna göre, araştırmaya katılanların % 30’u sadece bir, % 22’si iki, % 31’i üç ve % 16’sı da dört ve dörtten fazla kredi kartına sahip bulunmakta. Bu kişilerin % 67’si kredi kartı kullanımı yüzünden harcamalarının arttığını belirtirken, % 45’i de kart kullanmaya başladıkları günden beri tasarruf yapamadıklarını söyledi. % 55’i ise “hep borçlu” olduklarını ifade etti. Araştırmaya katılanların % 53’ü rahatlamak için alışverişe çıktıklarını söylerken, % 12’si farkında olmadan aşırı seviyede alışveriş yaptıklarından yakındı.

Görüldüğü gibi, bu araştırmaya katılanlar gerek gelir, gerekse kültürel açıdan yüksek seviyeli bir kesimi oluşturmakta. Bunun açık göstergelerinden birisi katılanların % 92’sinin aldıkları maaşın İstanbul şartlarında gayet yüksek olduğunu söylemeleriydi. Ayrıca % 55’i giyim alışverişlerinde alternatif aramadıklarını, hep seçkin mağazaları ve markaları tercih ettiklerini belirttiler.

Finans sektöründe çalışanlar üzerinde yapılan bu araştırma, bir sosyolog olan Yrd. Doç. Ali Ergur’a göre ibretli sonuçlarla dolu. “Bu kişiler sistemi üreten kişilerdi ve dolayısıyla sistemi çok iyi bildiklerini umduğumuz kimselerdi,” diyen Ergur, kredi kartının tercih sebeplerini şöyle aktarıyor: “Kredi kartının tercih edilmesinin sebebi, beklentilerin çok artması, özlemlerin çok artması, bu özlemlerin düşüncelerden, fikirlerden çok tüketim nesnelerine indirgenmiş olmasıdır. İnsanlardaki tatmin, fikirlerden veya manevî etkenlerden çok doğrudan doğruya maddî, anlık tüketime indirgenmiş durumda. Ayrıca kredi kartları, geliri kısıtlı büyük bir insan kitlesinin arzu ettikleri ve şiddetle kendini arzulatan tüketim nesnelerine erişmelerini kolaylaştıran bir araç. Bu yönden de kredi kartları tercih edilmekte.”

Yrd. Doç. Ergur, kredi kartı kullanımıyla ihtiyaç dışı alışverişler arasındaki sıkı ilişkiye de dikkat çekiyor: “Burada iki nokta var: Birincisi, alışveriş merkezlerinin kuruluş şekli. Süpermarketlerin, hipermarketlerin iç düzeni, alıcıların her zaman ihtiyacından fazlasını almalarını sağlayıcı özelliklerle hazırlanıyor. Buna bir de kredi kartı avantajları eklenince istediğinize, istediğiniz şekilde ve hemen sahip olabiliyorsunuz. İstediğiniz ürünü hemen alışveriş sepetine atabiliyorsunuz. İşin esprisi de orada zaten.” Kredi kartı kullanımını özendiren ve cazip hale getiren etkenlerin başında hiç şüphesiz reklamlar geliyor. Sürekli yayınlanan reklamlar aracılığıyla, insanlarda kredi kartı kullanımıyla sanki kendi parasını değil de, başkasının parasını harcıyormuş gibi bir izlenim oluşturuluyor. Bu propaganda öylesine etkili ki, bizzat sistemin içinde olanları bile kolları arasına alabiliyor.

“Kredi kartının çok garip bir özelliği var. Zamanla borç algılamamız değişiyor. İnsanlar artık kredi kartlarından çektikleri kredileri bir süre sonra borç olarak algılamamaya başlıyorlar. Sanki hiç ödenmeyecekmiş, sanki bir başkası ödeyecekmiş gibi algılamaya başlıyorlar” diyen Yrd. Doç. Ergur konuyu finans sektöründe çalışanların tutumuna getiriyor: “Aynı yaklaşımı bu durumun bilgisine ve bilincine en fazla sahip olmalarını umduğumuz kişilerde de gözlemledik. Her ne kadar sistemin mekanizmasını biliyorlarsa da, kredi kartı ve buna ek olarak her türlü borç kullanımı, örneğin tüketici kredisi gibi cazip şartlarla sunulan borçlanma şekilleri hakkında aynı zaaf onlar için de geçerli.”

Yrd. Doç. Ergur’a göre bu durumun bir de psikolojik boyutu var: “İş ortamında insanların kendilerine ayıracakları zaman çok az. Öyle ki, içinde bulundukları sistem bilinçlerine el koyuyor. Bu yüzden insanların serbest hareket alanları azalıyor. İnsanlara kendi istekleri doğrultusunda hareket alanı açmak yerine, paket halinde huzur veren ortamlar hazırlanıyor ve sunuluyor. Bunların en başında da diledikleri ürünü diledikleri şekilde ve zamanda alabilecekleri alışveriş merkezleri ve bu merkezlerde diledikleri şekilde harcama yapabilecekleri kredi kartları geliyor. Böyle bir sistem içinde herşeyden önce insanların bireylik özellikleri gelişemediği için, paketlenmiş eğlence ve dinlence yerleri dışında alternatif arama zahmetine de girmiyorlar. Önlerinde hazır buldukları araçları kullanarak kendilerince huzur bulduklarını zannediyorlar.”

Bir de “borçlu yaşam” olgusu var. Kredi kartına bir kez elini verip kolunu kaptıranlar, en iyi ihtimalle borçlu yaşam tarzını benimsemek zorunda kalıyorlar. “İnsanlar borçlu yaşam döngüsü içinde bir denge oluşturmaya çalışıyorlar. Sonuçta her gelir grubu kendi gelirine göre tüketime yöneliyor ve her gelir grubu kendisine göre borçlanma ve borçlu yaşam döngüsünü kuruyor. Böyle bir döngüde gelirin çok düşük veya çok yüksek olması fark etmiyor. Sonuçta borçluluk döngüsü süreklilik kazanıyor.”

Borçlu yaşam anlayışının iyice yerleşmesi ise Yrd. Doç. Ergur’a göre insanlarda yine derin psikolojik etkiler oluşturuyor. “Borçlu yaşam tarzı bu kez insanların bireylik özelliğini daha çok baskı altına alıyor. Bu baskı ile insanlar kendilerini üretimle ifade edemeyince tüketimle ifade etmeye çalışıyorlar. Çünkü insan toplumsal olarak kendisini ifade etmek isteyen bir yapıya sahip.” Kısır döngü böylece tamamlanmış oluyor. Kredi kartıyla borçlu yaşama adım atanlar, borçların altında ezilmişliğin verdiği psikolojik tepkiyle kendilerini “tüketim” yoluyla ispatlamaya çalışıyorlar. Tüketim daha çok harcamayı, daha çok harcama daha çok borçlanmayı ve daha çok borçlanma da daha çok kendini ispatlama kaygısını tetikliyor.

Yrd. Doç. Ergur, ülkemizde yaşanan kriz döneminde bile kredi kartı kullanımının düşmeyişini, araştırmaya katılanların % 17 gibi azımsanmayacak bir kesimin, kredi kartı borçlarını kapatmak için yine tüketici kredisi almalarını bu görüşüne delil olarak gösteriyor. “Krizin en şiddetli olduğu dönemlerde dahi kredi kartı kullanımı yüksek oranda devam etti. Çünkü görüşlerini aldığımız kişilerin çoğunluğu kriz dönemine borçlu olarak girmişlerdi. Kriz döneminde yine kredi kullanarak borcu borçla ödemeyi, yani borç yönetimini seçtiler.”

Kredi kartı kullanımı, alışkanlıklarımıza kadar pek çok özelliğimizi değiştirmiş durumda. “Kredi kartı kullanımının artmasıyla öteden beri insanlarınmızın en belirgin özelliği olan pazarlık yapma işlemi de yok oldu. Bunda yine alışveriş merkezlerinin dizaynı ile, kredi kartı kullanan insanlarda sanki parayı başkası ödüyormuş gibi bir duygunun hakim olmasının etkisi var. Bu durum aslında insanlarımızın kamu mallarına karşı yaklaşımlarına çok benziyor.

Örneğin, kamusal alanda insanların kullanımına sunulmuş birşeyi sanki başkasının malıymış gibi kötü kullanıyor insanlarımız. Halbuki o mal bizden kesilen vergilerle oraya konuluyor. Sonuçta tahrip ettiğimiz veya hor kullandığımız eşya bize ait. İsraf ettiğimiz o mal bizim malımız. İşte kamu mallarına yönelik kayıtsızlığımıza benzer bir yaklaşım kredi kartlarında da söz konusu. Kullandığımız krediyi veya kontrol dışı yaptığımız alışverişlerimizin parasını sanki başkası ödeyecekmiş gibi hareket ediyoruz.” Kredi kartları hayata bakış açımızı da değiştirdi.

Yrd. Doç. Ergur’a göre, kredi kartları yüzünden insanlar artık “anlık” yaşamaya başladılar. “İnsanlar satın alma ve aldıklarını kullanma açısından daha esnek bir yapıya büründüler. Aldıkları ürünü daha işlevsiz olarak kullanır oldular. Hattâ hiç ihtiyaçları olmadığı halde aldıkları ürünleri kullanmadan atanların sayısı azımsanmayacak kadar var.” Anlık yaşama anlayışı, zaman kavramını algılayış biçiminde de önemli değişimlere yol açtı. İnsanlar artık “geleceksizleşmiş bugün” anlayışı ile yaşıyor. Yarını bugünden yaşama imkânları alabildiğine genişlediği için, insanlar geleceklerini şimdiden tüketme yarışına girdiler. Tüketici kredileri ve kredi kartlarıyla sunulan avantajları kullanma uğruna artık gelecek planları da kuramaz oldular. İnsanlar artık gelecekte bir ev, araba, eşya ve benzeri şeyleri hayal edip onun için çalışmak yerine, hemen sunulan tüketici kredisiyle hedeflediği şeyleri o anda elde edebiliyor. Ama yarını şimdiden yaşamanın bedeli çok ağır. Büyük borç yükü altına giren insanlar, bu kez borçlu yaşam tarzını benimsemek zorunda kalıyorlar.

Bu makale Doç.Dr.Ali Ergur tarafından yazılmıştır.

30 Haziran 2009

Negatif limanlardan pozitif sulara


Kişisel gelişim alanında kitaplar okumaya başladığımda ilk okuduğum kitap, Oğuz Saygın'ın yazmış olduğu Negatif limanlardan pozitif sulara kitabıydı.

Kitabın özellikle 'NLP'nin Varsayımları' bölümündeki ilkeler beni gerçekten etkilemişti.
Ülkemizde kişisel gelişime verilen önem yetersiz düzeyde olduğu gibi kişisel gelişimin işe yaramayan boş bir alan olduğunu düşünenlerin sayısı da bir hayli fazla.


Bence adı NLP olmuş kişisel gelişim olmuş bunlara çok fazla takılmadan önyargısız bir biçimde bu ilkeler üzerinde düşünmeli kendi yaşantımız üzerinden sağlamasını yapmalıyız.

Hayatımıza değer katan,ufkumuzu genişleten bilgileri başkalarının lafına bakarak kestirip atmamalı değerlendirmeye alarak karar vermeliyiz.
Ne de olsa herkes olayları kendi bakış açısıyla değerlendirip kendine göre yansıtmaktadır.

'NLP'nin Varsayımları'

İletişiminizin Anlamı Almış Olduğunuz Tepkilerdir

Dış iletişiminizin çok iyi olmasını istiyorsanız, önce iç iletişiminizi mükemmelleştirmeye çalışmalısınız. Örneğin sabah kalktığınızda kendinizi nasıl hissettiğiniz, akşama kadar sürecek davranışlarınızın bir habercisidir.

Büyük bir öfkeyle çalar saati kapayarak ve "yine Pazartesi sendromu başlıyor" diye güne başlarsanız Mörfi kanunları o gün sizin için işleyecek demektir. Ama sabah kalktığınızda kendinize "bugün benim için hangi fırsatlar var?" diye soruyorsanız, o gün sizin karşınıza
birçok fırsat çıkacaktır.

Her Davranışın Altında Pozitif Bir Amaç Yatar

Bir çok kişi ilk duydukları anda bu ilkeye hemen itiraz ediyorlar. Ben de ilk duyduğumda pek mantıklı bulmadım. "Ne yani, bir insan, bir insana hakaret ediyor veya vuruyorsa, bu davranışın altında hangi pozitif amaç var diyebilirsiniz?" Ancak burada anlatılmak istenen şey, bu davranıştaki pozitif amacın sübjektif olduğudur. Yani kişiler yaptıkları her şeyi pozitif bir amaç uğruna yaparlar. Zaten pozitif olduğuna inanmazsa yapmaz. NLP'nin bu kuralını öğrendikten sonra artık insanların her davranışının altındaki pozitif amacı aramaya başladım.

Bu kuralı isteyerek veya istemeyerek en çok uygulayan satıcılardır. Müşterinin yaptığı her davranışa ve her söze sabırla katlanırlar. Müşterinin bir velinimet olduğunu bilirler. Tüm insanların, satıcıların müşterilere olan bu tutumlarını iletişimde bulundukları herkese göstermeleri durumunda, o toplumdaki fertlerin birbiri ile ilişkileri çok mükemmel olur. Satıcılar nasıl müşterinin her davranışının altında pozitif bir amaç arıyorlarsa, biz de iletişimde bulunduğumuz kişilerin her davranışının altında pozitif bir amaç olduğunu düşünürsek, iletişimimiz herkesi imrendirecek kadar iyi olur.

Size birisi bir yumruk sıkarsa sizin bu kişiye yapacağınız iki şey vardır. Ya siz de yumruğunuzu sıkarsınız veya sıkılan o yumruğu açmaya çalışırsınız. Ben bu kuralı öğrendiğim günden itibaren hep sıkılan yumrukları açmaya çalıştım ve o günden beri yüzlerce yumruk açtım.

Açılan her yumruk, karşıma benimle işbirliği yapmak ve tokalaşmak isteyen bir el olarak çıktı.

İnsanlar, Algılayabildikleri Arasından En İyi Seçeneği Seçerler


Çeşitli olayları her insan farklı farklı algılama yeteneğine sahiptir. Algılama yeteneğimiz ne kadar güzelse seçimimizi o kadar kaliteli yapma şansımız vardır. Örneğin bir insan saatlerce TV seyreder ve bu onu hiç rahatsız etmez. Çünkü o anda onun algılayabildiği en güzel şey o TV'yi seyretmektir. Onun o halini gören hedeflerini belirlemiş ve 24 saatlik bir zamanda 25 saati arayan bir arkadaşı onun o kadar zamanı TV'nin karşısında nasıl geçirdiğini hayret ve endişeyle izler.

Birgün bir adam balık tutmaya karar verir ve oltasını denize fırlatır, oltaya büyük bir balık takılır. Ancak o kişi bu büyük balığı denize atar. Biraz sonra aynı hareketi tekrar yapar, sonunda küçük bir balık yakalar ve onu torbasına koyar. Yanındaki ona niçin büyük balıkları değil de küçük balığı tercih ettiğini sorduğunda şu ilginç cevabı verir:

- Tavam küçük olduğu için ancak küçük balıkları tercih ediyorum.


29 Haziran 2009

Amerika'da Yaşam Kurmak


Geçenlerde gazete okurken Aylin Onur'un yazmış olduğu Amerika'da yaşam kurmak isimli kitabı gördüm.
Uzun yıllar Amerika'da yaşamış olan yazar, vize almaktan Amerika'da çalışma ve eğitim imkanlarına,Amerikan hayat tarzının ayrıntılarından Amerikanın belli başlı gezilip görülmesi gereken yerlerine kadar birçok alt başlık içeren rehber niteliğinde bir kitap hazırlamış.
Bu kitabın Amerikaya kısa süreli yada ziyaret veya orda yaşamak için gitmeyi düşünenler için çok güzel bir kaynak olduğunu düşünüyorum.
Kitaptan bana ilginç gelen bölümleri burada paylaşmak istiyorum.

Güçlü aile bağlarına rağmen ,18 yaşına kadar çocuklarına verebileceklerini vermeye çalışırlar ve 18 yaşından sonra genelde çocuklar evden ayrılır.Bundan sonra da maddi ve manevi olarak herkes kendinden sorumludur.Sadece özel günlerde bir araya gelinir.

Arabaya çok meraklıdırlar hayatta en önemli şey arabalarıdır çükü bu çok önemli bir prestij meselesidir.Ceplerinde bir kuruşları olmasa bile kredi alarak en iyi arabayı almaya çalışırlar.Sizi de arabanıza göre değerlendirebilirler.

Dava açılması (sue)
Amerikada yaşamayı seçerken sizi uyarmam gereken en önemli konu amerikalıların çok sevdikleri sue edilme konusudur.
Bu,şu anlama gelir;yaşamınızı düzenlerken çok dikkatli davranmak zorundasınız.
En ufak bir açığınızı yakaladıklarında yada küçük bir hata yaptığınızda sizi hemen mahkemeye verirler.Bunun anlamı şudur, elinizde ne varsa almaya çalışırlar.

Maddi olarak güçlü bir insansanız hele doktorsanız ve bir hata yapmışsanız yandınız demektir.Amerikada bu yolla varını yoğunu kaybedip doktorluğu da elinden alınan binlerce örnek vardır.

Konuyu örnekle açıklamak gerekirse,kavgaya karışmayacaksınız,kimseye hakaret etmeyeceksiniz,evinizde kimsenin düşüp başına birşey gelmesine ortam yaratmayacaksınız,köpekleriniz varsa dikkat edeceksiniz.

Hele araba kazası kesinlikle yapmayacaksınız.Arabalarına bir dokunsanız bile çok kısa sürede avukatlarından kazada ne kadar çok sarsıldıklarını ve bu durumun hayatlarını nasıl etkilediğini anlatan doktor raporları iliştirilmiş bir mektup alabilirsiniz.

Hemen hemen bütün fast foodlarda ve restoran zincirlerinde içeceklere bir kez para ödenir ve sonra ücretsiz olarak istediğiniz kadar servis edilir.
Çay istediğiniz zaman genelde buzlu çay gelir.eğer sıcak çay istiyorsanzı bunu belirtmeniz gerekir.

Tüketici hakları çok gelişmiş olduğu için bayat çıkan ve ye beğenmediğiniz malı fişiyle birlikte geri götürdüğünüzde sorgusuz sualsiz geri alırlar.
Müşteri daima haklıdır politikası her sektörde geçerlidir.

Alışveriş İpuçları

Büyük mağazaların bazılarında en üst kattaki paket servisine çıkarak yabancı ehliyetinizi gösterirseniz size %11 indirim kart verirler.

Ayrıca unutmamanız gereken en önemli şey,fiyat etiketlerine bakarken kasada o eyaletin vergisi ne ise onun fiyata ekleniceğidir.

Kurallar ve Yasaklar
Caddelerde karşıdan karşıya yanlış bir geçiş yapar veya kırmızıda geçerseniz cezanız jail walking denilen hapis cezasına kadar gidebilir

Balık tutmak için mutlaka lisans almak zorundasınız

Başkasının posta kutusunu açmak yasaktır cezası çok büyüktür

Hemen hemen her banka binasının arkasında arabayla yanaşabileceğiniz ATM makinaları vardır.

Benzinciler genelde self servicedir.Arabanızı yanaştırır inersiniz ,pompanın üzerinde kredi kartınızı kullanabilmeniz için makine vardır.

Garage sale (kullanılmış eşya satışı)
Belli günlerde eski veya kullanmadıkları eşyalarını evin önüne yığıp fiyatlandırarak satışa sunarlar.

18 Haziran 2009

CCleaner


Bir çok kullanıcı, bilgisayarının ilk zamankine göre performansının düştüğünü, açılış-kapanış sürelelerinin arttığını, programların geç açılmaya başladığını söyler.

Öncelikle HDD'ye sürekli bir şeyler yazılır, silinir, gerektiğinde de kaydedilir.
Ancak günlük kullanımımızda o kadar çok program HDD'e bir şeyler kaydeder ki zamanla bilgisayar yavaşlamaya başlar.

Benim de son zamanlarda bilgisayarımda gözle görülür bir yavaşlama ,programların açılış sürelerinde uzama hatta yanıt vermeme durumu ortaya çıkmıştı.Format zamanının geldiğini düşünürken bu programla tanıştım.

Program tamamen Türkçe bir arayüze sahip olduğundan kullanması çok basit.
Programı ilk açtığınızda karşınızda Cleaner,Kayıt defteri,Araçlar,Ayarlar bölümleri çıkıyor.

Cleaner sekmesine geldiğimizde windows ve uygulamalar olarak ikiye ayrılmış durumda olduğunu görüyoruz.
Buradan temizlik yapmak istediğimiz kısımları seçiyoruz.
Burada dikkat edeceğiniz nokta çerezlerin silinmemesi.Eğer silerseniz üye olduğunuz sitelere girşte problem yaşayabilirsiniz.

Kayıt defteri bölümünde sorunlar için tarama yapıp daha sonra bulunan sorunları çözebiliyorsunuz.
Bu bölümde değişiklik yapmadan önce yedek almanızda yarar var.

Araçlar bölümünde ise sisteminizde yüklü olan programlar üzerinde çalışabiliyorsunuz.

Ayarlar kısmında ise programla ilgili dil,güncelleme,çerezler gibi seçenekleri istediğiniz gibi düzenleyebilirsiniz.

Piriform firmasının yapmış olduğu diğer programlar gibi kullanışlı bir program.Eğer denemediyseniz defraggler ve recuva programlarını da kullanmanızı öneriririm.

Eğer sisteminizde uzun süredir temizlik yapmadıysanız bu programı şiddetle tavsiye ediyorum.
Programı ücretsiz olarak buradan indirebilirsiniz


1 Haziran 2009

Teknoloji

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More