RSS
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Okudum:5 Muhyiddin Şekûr/Su Üstüne Yazı Yazmak

Esselamu aleykum,
Akşam-ı şerifler hayrola dostlar..

Çok güzel bir eser okudum, Sevgili Muhyiddin Şekûr'un dilimize Sevin Okyay ve Senai Demirci tarafından çevrilen otobiyografisi...

Yazar kitabında hakikate ulaşma çabasını ve arayışını anlatıyor. Müslüman olarak sufilikle tanışmasından başlıyor ve Şeyhinin rehberliğinde eriştiği dervişliği ve ötesini aktarıyor bizlere. 

Ben kitabı okurken çok etkilendim, insanın her yaşadığından bir ders çıkarabilmesi ve bunlara birer imtihan gözüyle bakabilmesi güzel bir şey. Günlük hayatta herkesin karşılaşabileceği basit görünen olayları, yazarımız öyle derin ve anlamlı aktarıyor ki, insan kendi hayatına dönüp yaşadıklarına anlam yüklemeden edemiyor.. İnsan normalde kızacağı, sinirleneceği şeylere, bu da bir imtihandır deyip geçebiliyor mesela, bu kitaptan sonra.. :) Herkesin okumasını öneririm, farkındalığımızın artması ve hayata ve yaşadıklarımıza daha derin bakabilmemiz için.


*Gitmeyi çok istediğim halde, görünür sebepler bir yana, Allah içinde bulunduğum şartları gidememem üzere takdir etti.

*İbadet, çiçeğin gıdası gibidir. Sudur, vitamindir ya da gübredir. Aşk ise hava ve güneş ışığı gibidir. Bebeğine bakan bir annenin ona şefkatinden sunması gerekir, fakat şefkat de tek başına yetmez. Bebek gıda da ister.

*Allah'ın adı anıldığında gözyaşı dökenlerden asla ümit kesmemen gerekir, unutma.

*..ne 'bir şeye ihtiyacım var' deyin, ne de 'hiçbir şeye ihtiyacım yok' deyin; sadece 'Allah' deyin, işte o zaman harikulâdelikler göreceksiniz.

*Haramlar ve ona götüren şeyler, nefsin ayrık otlarıdır. Ayrık otlarını kesmek yetmez, köklerini de kazımak gerek.

*Dertlerinizi Allah'la aranıza perde etmekten, onlara O'na kulluğunuza verdiğiniz kıymetten fazlasını vermekten sakının.

*Unutmayın ki rahmet haram işleyenlerin de hakkıdır;ve günahkârların kalplerindeki ümidi söndürmek hakkımız değil.

Bol istifadeli okumalar,
Vesselam...

Okudum:4 Dücane Cündioğlu/Hz. İnsan

Esselamu aleykum dostlar, Vakt-i Cuma hayr olsun :)

Bugün hava o kadar güzel ki, ev kuşu olan ben bile dışarı çıkmak istedim, bahar geliyor galiba, ne dersiniz? Umarım herkesin keyfi yerindedir, elhamdülillah ben iyiyim.

Kitabımıza gelecek olursak, Dücane Cündioğlu benim yıllardır okumak istediğim fakat bir türlü nasip olmayan bir yazardı, alıntılarına denk geliyordum hep. Bi anda üç kitabını birden alıverdim. Ben yazılış sırasına göre okumaya çalışırım genelde, Hz. İnsan'dan başladım okumaya. Cündioğlu, biraz felsefik bir yazar, onu anlamak o kadar kolay değil. Kafanızın boş olması ve sakin bir ortam gerekiyor öncelikle, kitabın sayfa sayısı 124, ama ben yayarak okudum kitabı ve yaklaşık 4-5 günde bitirdim.

Kitap, başta insanı hedef alarak, yer yer kelimelerin kökenine inerek, farklı kültürlerden, dinlerden de örnekler vererek  manayı bulmaya çalışan, kısa yazılar içeriyor. Kitapta bolca yabancı kelime karşılayacak sizi, bir lügat, en azından sözlük yanınızda bulunsa iyi olur :) Anlamanız kolaylaşır diye düşünüyorum en azından. Ben yazarın aşinası olmadığımdan biraz zorlanarak okudum eseri, çünkü felsefeden pek hazzetmem. Ama içerik güzel ve faydalıydı, insanı sarsıyor bazı bölümler. Aradan biraz zaman geçtikten sonra tekrar okuyup istifade edebilmeyi umuyorum :)

*Ey talip, asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksat da kalbi secdeye davettir.

*Denizin dalgaları, denizin her katresi yine denizdir; denize nispetle zâhiren bir hiçtir belki ama unutmamalı ki denizi deniz kılan yine o damlacıklardır.

*Fakr insanın özüdür.
Şöyle de diyebilirdik: insanın özüdür fakr.
Özünde fakir olanın gına, istiğna, gurur, kibir, tekebbür gibi sözde-gösterilere kalkışması ne acı!

*İnsan, ancak kendisine emek verdikçe, kendisine özendikçe insanlaşır, insanlaşabilir: kemâl-i sâni.
Hiçbir bitki bitkileşmez, hiçbir hayvan hayvanlaşmaz; lakin insan insanlaşır; zira ancak insan, kendi mertebesine ait yetileri ve yetenekleri (istidat ve kabiliyetleri) gerçekleştirdikçe, geliştirdikçe insan olur. Dolayısıyla insanlık olan/olunan bir şeydir.

*Basît olan çokluğun tam da aksine çırılçıplak dolaşırken saklanır, onu açık/apaçık olarak,yani doğal haliyle görmek çaba ister, emek ister, pek tabii bir de 'nasip' ister.


Bol istifadeli, keyifli okumalar dilerim.
Selam ve muhabbetle.


Okudum:2 Necmettin Şahinler/Kur'an'da Kadın Portreleri

Esselamu aleykum dostlar,
Bu kitabı sevdiğim bi blog arkadaşımda görüp not almıştım, fırsat bulunca da aldım, iyi ki almışım. Benim sevdiğim bir kitap oldu. Kitaptan bazı kadınları not aldım, daha ayrıntılı tanımak için başka kitaplar da edinmeyi istiyorum nasipse. Ha birde kitabın bir sürprizi var alanlarına, kitabı Cemalnur Sargut'un sesiyle de dinlemeyebilmeniz için cd hediyeli :)

Kitabın ismi Kur'an'da Kadın Portreleri'yse de anlatılan her kadının ismi Kur'an'da geçmiyor, Bazıları Peygamber Efendilerimiz'in eşleri, bazıları anneleri veya kızları.. İlgisi olan her insanın sevebileceği ve bilgi edinebileceği bir kitap bana göre. Kısa tanıtımlar var kitapta, yazar sanki sizinle konuşuyormuşçasına anlatıyor. Bazılarını iyi, bazılarını kötü yönleriyle.. Kitapta ismini hiç duymadığım kimselere de rastladım bu ilginç ve güzeldi. 


En sevdiklerimden,

*Çileler, hastalıklar, sıkıntılar, kayıplar Allah'ın kullarına bir cezası değildir Rahime. Çünkü Allah kullarına zulmetmez. Tam tersine idrak edebilenler için bu ıstıraplar, Allah'a ulaşmanın/yaklaşmanın fırsatlarıdır. Fakat nefsimiz bize bunu böyle göstermez Rahime; şeytanın da vesvesesiyle bizi yanıltır, yanlış konuşturur, isyan ettirir kimi zaman...


Keyifli okumalar,

Selam ve muhabbetle...


Okudum:22 A. Ali Ural/Posta Kutusundaki Mızıka

Esselamu aleyküm dostlar, akşam-ı şerifleriniz hayrola :)

Yılın son kitabı olarak en sevdiğim eser olan A. Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka'sını seçtim :) Baştan sona ikinci kez okuyuşumdu benim, yine çok keyifle okudum, boğazım düğümlendi çoğu yerinde, ağlamaktan okuyamadım bazı bazı..


Sevgili Ali Ural nasıl yazmış o mektupları, hangi duygularla, kimi düşünerek yazmış bilemiyorum ama beni her okuyuşumda ayrı etkiliyor, her seferinde kendimden bir şeyler buluyorum muhakkak...

İnsan annesine, kardeşine, sevgilisine, çocuğuna, dostuna... 
Herkese yazabilir o mektupları... 

Bu kitabı okudukça insanın mektuba ilgisi artıyor, özeniyor eskiye... Teknolojinin bizi bu kadar sarmaş dolaş etmediği günlere... Okursanız beni daha iyi anlayacaksınız :)

Aralarından seçim yapmak çok zor, isterdim ki her satırını taşıyayım buraya, ama siz dokunarak okuyun o güzelim satırları, buradakiler tadımlık olsun...

*Sevgili Dost,
Eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim onların içinden.

*Sevgili Dost,
Bulunduğu durumun farkında olmamak, her durumdan daha kötüdür.


*Sevgili Dost,
''Kalpler ancak Allah'ı anarak huzur bulur,'' ayetini biraz daha dikkatli okuyacak olsak, basınç odasının yerini göreceğiz. Evet, bu ayet, adına ''stres'' denen çağdaş basıncı düşürecek ilahi bir odaya, Kur'an'a çağırıyor bizi.
Frankenstein'ın yaratığı değil, Allah'ın kulu olmak ne güzel!
Ne güzel ''Allah en büyüktür,'' sözü.

*Sevgili Dost,
İnsan yoktu ve sınır yoktu. İnsan geldi ve elindeki tebeşirle sınırlar çizmeye başladı.

*Epictetus, elindeki cevizlerin birazını bırak der, eli çömlekte sıkışan çocuğa.
''Hırs sebeb-i hasârettir.''

*Sevgili Dost,
Bir bedenin organları gibi olduğumuz söylenmişti bize ve biz buna inanmıştık. Çünkü bu sözün sahibi Peygamberimizdi. Vücudumuzun bir parçasının geçirdiği rahatsızlık hani bütün vücudu ateşler içinde bırakacak, bütün vücut bu rahatsızlıktan elem duyacaktı? Kol kesilirken dudak gülüyor, ayak kesilirken kollar el çırpıyor, bir göz oyulurken diğer göz futbol maçı izliyor. Bir cinnet olmalı bu! 

Keyifli okumalar dilerim, huzurla kalın...

Okudum:21 Kemal Özer/Müslüman'ın Diyeti

Esselamu aleykum ve rahmetullah..

Merhabalar efendim, öncelikle belirtmek istiyorum ki bu bilindik bir rejim/diyet kitabı değil, yanlış anlaşılmasın... Bu ancak bir müslümanın yaşam boyu yemek yeme stili.

Bu kitabı duymamıştım daha önce, yazarını da öyle. İnternetten kitap siparişi verirken bir anda karşıma çıktı ve alıverdim ben de.. İyi ki de almışım. 

Müslüman bir insanın Allah'ın bize verdiği nimetleri hangi ölçüde, ne zaman, nasıl tüketmemizi bazen bilimsel bilgiler eşliğinde, bazen de hadis veya ayetlerle çok güzel açıklıyor yazarımız. Özellikle Efendimiz (s.a.v)'in yeme ölçüsünü, hadisleri ben ilgiyle okudum. Umarım sizler de istifade edebilirsiniz.

*Rivayetler, Hz. Peygamber'in bir hurma tanesini bile ayakta yemediğini, bir şey yiyecek olduğunda nimete ve o nimeti bahşeden Allah'a hürmeten mutlaka çömeldiğini bildiriyor.

*Muhyiddin-i Arabî hazretleri yeme içme adabını şöyle özetler: ''Besmelesiz başlama, acıkmadan yeme, yemeğe hep en son sen başla, yerken acele etme, acele etmeden lokmayı teenni ile ortalama olarak al, taamı çiğnemeden yutma ve iyice çiğne, diğer lokmaya elini uzatırken de besmele çek, sofrada yalnız bile olsan hep kendi önünden ye, sofradakilerin yüzüne ve eline bakma, daha fazla yemen konusundaki ısrarlara aldırış etme, zaruret kadar ye, sofradan mideni doldurmadan kalk, nimeti hazırlayana teşekkür et, bu rızkı veren Allah'a gereği gibi şükret, günde ki öğün ye.''

*Rasülullah(s.a.v) şöyle buyurdular: ''Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.''

*...Hz.Ömer'in ''Biz harama düşme korkusuyla helâlin onda dokuzunu terk ederiz.''

*İzin verilen hayvanların sadece helal kesim olmasına değil, helal ve temiz beslenip beslenmediklerine de bakılmalı.


Aklıma gelmişken, blogda yazdığım kitap yorumları genellikle beğendiğim kitaplar oluyor :) bunu garipseyen, her okuduğu kitabı da beğeniyor diyenleriniz olabilir, ancak öyle değil. Sevmediğim kitapları da sonuna kadar okumaya gayret ediyorum ama iş yazma kısmına gelince genellikle onları es geçiyorum :)

Bu kitabı da muhakkak okumanızı öneriyorum, istifadenize inşaAllah..
Keyifli okumalar...


Okudum:19 Alper Canıgüz/Alper Kamu Cehennem Çieği

Esselamu aleykum,

Dostlar afiyettesiniz inşaAllah :)

Alper'i, Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyanlar tanır, o çocuk kendisini okumaya müptela eder insanı ve bu eseri de öylece bir solukta okuyuverdim, özlemişim küçük dehamızı :) 
Cehennem Çiçeği, Oğullar ve Rencide Ruhlar'daki Alper'in yeni maceralarından oluşuyor, yani kitabın hem devamı gibi hem de değil. Her türlü okunur :)
Sanırım yazarın üslubuna ve Alper Kamu'ya alıştığımdan ötürü bu kitaptan ayrı bir zevk aldım ben. Üslup yine gayet akıcı, tespitler yerinde ve Alper Kamu Şahane :)


Alper yine iş başında, çocuk n'apsın her türlü garip hadise onun etrafında yaşanıyor o da küçük bir dahi olarak kayıtsız kalmıyor tabi olanlara yine :) Onun bazen çocukça bazen de gayet olgun düşüncelerine, yorumlarına hayran olmamak elde değil. Güldürürken düşündürüyor sizi. Olaylar karşısındaki olgun duruşu, hiçbir şeye şaşırmayışı, kendince getirdiği yorumlar şaşırtıyor insanı. Hiçbir şeye şaşırmamaya başlıyorsunuz siz de, çünkü yazar öylesine güzel anlatıyor ki, gerçekten beş yaşındaki Alper'in bunları yaşayabileceğine ve düşünebileceğine inanıyorsunuz.

*Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki.

*Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçmiyordu.

*Tecrübelerime göre, kapımızı çalanların sekizde yedisi görmek istemeyeceğim kişilerden oluşuyordu. Kalan sekizde bir de yanlış zamanda gelirdi ekseriyetle.

*Sağı solu kontrol ettikten sonra kafamı kaldırmak suretiyle yukarıları incelemeye aldım. Ne dost bir yüz, ne de kendini balkondan aşağı atmaya hazırlanan biri vardı görünürde. Saat serserilik etmek ya da canına kıymak için çok erkendi henüz.

*Annemin iniltisini işittik: “Bari bir kan tahlili mi yaptırsak?” Röntgen, tomografi, EEG, MR, ampütasyon, beyin cerrahisi, karaciğer nakli gibi sosyal sigortalar kurumunun bilaücret sağladığı muhteşem servislerin hiçbirinden yararlanamayacağımızı öğrenmenin şokunu üzerinden güçlükle atan annem, “bari bir kan tahliline” fitti şimdi.

*Hayal kırıklığı içimde güçlü duygular uyandırmış olacak ki, o noktada pek çok sosyopat gibi ben de, madem kendime bir hayrım dokunmuyor bari dünyayı kurtarayım diye düşünerek Ümitler'in kapısında aldım soluğu.

Keyifli okumalar :)



Okudum:18 Nazan Bekiroğlu/Mimoza Sürgünü

Esselamu aleykum..

Merhaba dostlar, gününüz hayırla dolsun.
Az evvel bitirdim Mimoza Sürgünü'nü. Ben Nazan Bekiroğlu okurken dinlendiğimi, hatta yüreğimdeki ağır yüklerden bazılarının kaldırıldığını hissediyorum... Öylesine güzel anlatıyor ki, insan rahatlıyor onu okurken. 

Bu sefer bir romanla değil denemeyle karşımıza çıkıyor yazar. Ben normalde pek deneme tercih etmem ama bazı yazarlar özeldir ve tüm kitaplarını sorgusuz edinmek isterim, bu da onlardan biri, kitabın türüne bile bakmamıştım alırken :) İlk başta deneme olduğunu anlayınca küçük bir hayal kırıklığı yaşasam da sevdim elbette, yüreğinden yüreğime dokunanları.

Yazar Trabzon'da yaşıyor ve tam bir Karadeniz aşığı :) Yer yer şehirden, yolculuklarından, gittiği yerlerden bahsediyor. Yurt dışında bazı yazarların evlerini ziyaret etmiş, oralardan, onların hayat hikayelerinden bahsediyor bir bölümde. Bir bölümde sokak hayvanlarından ve insanların onlara bakış açısından dem vuruyor... Kısacası her şey var kitapta, hayata, yaşanılana dair... Hele son bölümde bir Sinek Hanım var ki, çok sevdim ben ;) Nazan Bekiroğlu'nu tanıyorsanız tarzını seviyorsanız dahil edin efendim bu güzel eseri kütüphanenize, e tanımıyorsanız da tanışma için gayet güzel bir başlangıç bence ;)

*Ama her yol, sapılmamış olanın hatırasını kazıyordu ruha.

*Ömrümdeki en önemli hadise olarak kalsa bir ırmağın akışı.

*Duru bir görüş bahşetsen bana ya Rab. Her şeyin yerli yerinde durduğunu, ağır ağır döndüğünü, sakin sakin aktığını görmeme yetecek bir bakış.

*Çünkü savaş, yakıtı masumların bedeni olan bir motordur ve tek masumun bile nâhak yere öldüğü yerde bütün evren ölmüş demektir.

*Şu güneşli dünyada her şey göle üstüne gölgedir.

*Hata yapmamak için dönüp geriye bakmak gerektiğinin farkında değil, bütün genler gibi.

*Oysa kendi acısında bütün evrenin acısını tecrübe edenler kadar bütün evrenin acısını da kendi acısına çevirebilenlere insan denir ve yalnızca onlara insan denir.

*Ateşten, bir parçanızı orada bırakarak kurtulamazsınız. Gerçek bir kurtuluş sayılmaz bu.

*Bir zamanlar ''İyi ki cennet var,'' derdim. Şimdilerde ''İyi ki cehennem var,'' diyorum.

Keyifli okumalar...

Okudum:13 Uğur Koşar/Allah De Ötesini Bırak

Esselamu aleykum dostlar,
Akşam-ı şerifleriniz hayırlı olsun :)
Hepiniz sıhhatte ve afiyettesinizdir inşaAllah, elhamdülillah ben iyiyim.
Kitap özeti yazmayalı bir ayı geçmiş yine, ama napayım ders çalışıyorum, başka şeyler giriyor okuyamıyorum bu ara yine :r
Telafi edicem ama ;)

Uğur Koşar, nasıl anlatılır bilmiyorum ama tam bir terapist, eğer denk gelirseniz muhakkak okuyun derim.. Kitabın başlığına bakıp -bazıları- 'aman dini kitap sevmem, okumam demesin' tam bir terapi bana göre. Kitabı bitirdiğinizde büyük bir rahatlama ve huzur yaşıyorsunuz, hele bir de canınızın sıkkın olduğu veya birilerine kızgın, kırgın olduğunuz zamana denk gelirse süper olur :) Diğer kitaplarını da almayı düşünüyorum ben, sayfa sayısı az, fiyatı düşük ve süpper bir eser, alın, okuyun, okutun efendim bu güzel eseri, lütfen ;)


*Bizim işimiz, kalbimizi kıranlarla oyalanmak değil, kırılan yeri bulmaktır. Ve kalp kırılmaz. Kırılan bir şey varsa o gurur, onur, egodur!..

*Şayet senin içinden kin, kırgınlık, öfke çıkıyorsa sen rahmetten uzaktasındır, egonun ta içindesindir. Çünkü Allah bizi sevgi, merhamet ve aşkla yaratmıştır. Bunun dışında senin kaynağından ne yükseliyorsa o şeytanidir.

*Her haklı olma ihtiyacı hissettiğinde farkına varmanı isterim:
Ego senden doyum bekliyor! Ve hemen onu sustur; onu beslemeyeceğini kibarca söyle ve sevgiyle yerine oturt...

*Peygamber Efendimiz bir adamın, ''Allah'ım senden sabır isterim'' dediğini duydu ve ''Sen Allah'tan bela (sıkıntı) istemiş oldun. Ondan afiyet dile'' buyurdu.(Tirmizi, Daavat,94)

*''And olsun ki, Allah'tan başka sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.'' (Bakara,120) 

*''Allah rızası için affedeni, Alaahüteala yükseltir.'' (Müslim)

*Affetmek Allah'ın baktığı pencereden yaşama bakabilmektir.
Ve daima anımsa: Affedebilirsen duaların önü açılır ve niyetlerin O'na ulaşır.

*Başıma ne zaman üzücü bir olay gelse ''Allah'ım senin seçtiğin benim de seçtiğimdir, inanırım ki sen en iyisini bilirsin'' derim. Bu mana alemine açılan kapılardan biridir. Senin de kullanmanı dilerim. Bu kutsal bir anahtardır. Ve o kapı açıldığında adeta oluk oluk huzurun üzerine aktığını görebilirsin...


Hayırlı okumalar :)

Okudum:12 İhsan Oktay Anar/Suskunlar

Esselamu aleykum ve rahmetullah..

Önceki yazımın üzerinden neredeyse bir ay geçmiş. Sakın bir aydır tek kitap okuduğumu sanmayın, arada bir şiir kitabı okudum. Ah ben daha da şiir kitabı okumam/almam sayın okuyucu... Arada bir alıntı falan okuyorum hoş geliyor ama o kadar. Ben anlamıyorum şiirden falan arkadaş :r Neyse bildiğinden şaşmayacaksın, aynı rotada devam.. 

Enfes bir İhsan Oktay Anar kitabı daha okudum dostlar, çok seviyorum bu adamı. İnsanı nasıl da alıp götürüyor o mekanlara, insanlara, olaylara... Bir kere kitabı okurken hiç sıkılmıyorsunuz, bir film izler gibi bütün sahneler gözünüzün önünde sanki, öyle güzel anlatıyor... Kurgu ve detaylar yine harika. İhsan Oktay Anar okuyanlar bilir, insan hiç görmediği mekanları gözünde canlandırıyor, onun güzel betimlemeleriyle.


*''...Bilcümle İslam'ın necat ve saadet ve selametine pîrler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler demine devranına 'Hû' diyelim, Hûûû!...''

*''Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'Gel' dememiz değil, ayrıca onların sana 'Git' demeleri. Hiç kimseye 'kötüdür' deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır.''

*''Belli ki senin bizim lokmamıza ihtiyacın yok. Ama bizim sana ihtiyacımız var. Gel, soframıza şeref ver. Yemeğimizin tuzu, gözümüzün nuru ol. Gel soframıza! Gel!''

*''Kin şeytanın kahkahasıdır'' dedi.


Vesselam... Keyifli okumalar.

Okudum:10 Zülfü Livaneli/Serenad

Esselamu aleykum..

Bu kitabı okurken kulağımda hep bir keman sesi... Zaten kemanı çok seven ben bu kitaptan sonra daha da sevdim :) 

İlk kez başkahramanı bir kadın olan ve seslendireni de aynı kişi olan bir eseri erkek bir yazardan okudum. ( Baya karaşık bi cümle oldu ama anlayacağınızı ümit ediyorum. ) Şaşırtıcı ve çok güzeldi.. Kadınların duygu ve düşüncelerini anlayan ve aktarabilen, yegane yazarlardan biri bence Zülfü Livaneli. Yazar hikayeyi öyle güzel anlatıyor ki, hiç sıkılmadan ve olayların tüm ayrıntılarını hiç atlamadan aklınızda tutabiliyorsunuz. (Bu benim nadir yapabildiğim bir şey çünkü. ) Bu da romandan uzaklaşmamanızı sağlıyor, ben çok kısa bir sürede okudum, sayfa sayısı 481 ama bu sizi korkutmasın çünkü puntosu biraz büyük ve kitap çok akıcı olduğundan hızlı ilerliyorsunuz. Bazı bölümler tarihten bilgi aktarıyor, şaşırarak, heyecanla okudum. Çok önemli bir eser, okuyun efendim.


*''Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!''

*''Her iktidar adam öldürür mü?''
''Evet! İktidar zulüm demektir. Hele denetlenemeyen iktidar.''
''Peki, iyi insanlar iktidara gelirse''
''Öyle şey olmaz''
''Neden?''
Acı bir gülümsemeyle açıkladı:
''İyi insanlar iktidara gelmez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.''


*''Evet'' dedi. ''Siz bile adam öldürürsünüz. Çünkü iktidar olmanın başka yolu yok. Eskiden daha açık yapılıyordu, şimdi daha gizli.''
''Ellerini çekip daha yumuşak bir sesle devam etti.
Dolaylı olarak öldürürsünüz, ölümlere neden olursunuz, ama bir şekilde, iktidarınızın sürekliliği öldürmeye bağlı olur. Belki şu anda böyle bir şey yapamayacak bir yapıdasınızdır. Ama iktidar yolu zorlu bir yoldur. Uzun bir yoldur. İnsanı dönüştüren bir yoldur. Ancak iktidara hazır hale geldiğinizde, gerektiği kadar değiştiğinizde, bu yolu tamamlayabilirsiniz.
''


*İnsanların kendi milletini veya kendi inancını diğerlerinden daha üstün görmesi, ne korkunç olaylara, ne büyük acılara neden oluyordu bu dünyada!

Keyifli okumalar..
Vesselam.

Okudum:9 Hakan Günday/Kinyas ve Kayra

Esselamu aleykum ve rahmetullah..

Son kitap yorumumun üzerinden iki hafta kadar geçti sanırım. Ama bu kitabı bu kadar geç bitirmemin sebebi tembelliğim değil, kitabı hazmedişim sayın okur! Daha önce böyle bir kitap hiç okumamıştım, baya karmaşık ruh hallerine büründüm zira okurken; korktum, kızdım, iğrendim, üzüldüm, ağladım, umutlandım falan filan...
Adam ne yazmış arkadaş dedim sonunda da! Güzel bitiyor sonu ve bende çoğunuz gibi güzel sonları severim..

Kitabın sayfa sayısı azımsanamayacak derecede, 531. Ama bu sizi korkutmasın, okurken sıkılmak mümkün değil, çünkü sürekli bi karmaşa, değişim söz konusu. Okurken hep merak edilen ve sürekli acaba sonunda ne olacak dedirten ama sonuna bakarak da büyüsünü bozmak istemeyeceğiniz bir kitap.

Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm genel, ikinci bölüm Kayra ve üçüncü bölüm Kinyas'a ayrılmış. İlk bölüm hayat, ikinci bölüm karamsarlık ve üçüncü bölüm umut dolu :) Okuyun efendim bu zeka ürünü eseri de.

Son olarak kitabı çabuk bitirecem diye bunaltmayın kendinizi, zira bir solukluk bir eser değil, sindirin ;)

* ''İnsanlar...'' dedim fısıldayarak. ''Taşırlar insanları. Kundaktayken, tabuttayken. Hep taşıyacak birileri olur. Bazıları dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanları...''

*İnsanların icadı, kolay ve acısız bir sömürü yoluydu politika.

*Vatan özlemi, yemeklerin lezzetinde, bulunulan ülkenin insanlarına duyulan nefrette gizlidir. Dağdan gelip bayırdakini kovmak, dağa hasrettendir!

*Ve her ışığa tuttuğum banknotta, insanların da gerçekliğinin bu şekilde anlaşılamıyor olmasına şükrettiğimi hatırladım...

*Her devlet memuru aslında bir süpermarket işletir oturduğu makamın koltuğunda. Satabilecekleri bellidir. Fiyatlarda pazarlık söz konusu değildir, çünkü monopol vardır.

*Evden kaçmaya hazırlanan bir çocuğun dışarıda aç kalacağını bildiğinden, son akşam yemeğinde boşalmış tabağını doldurması için annesine ikinci kez uzatmasına benziyordu yaptığı...

*İki insanın birbirine muhtaç olmasının, onları bütün dünyadan koparabilecek bir güç olduğunu düşünüyordum...

Keyifli okumalar!


Okudum: 8 Murat Menteş/Dublörün Dilemması

Esselamu aleykum...

Aranızda daha önce Murat Menteş okumayan ve okuma düşüncesi olan da varsa ki yoksa da olmalı! Lütfen kitapları yazılış sırasına göre okuyun, kesinlikle isabetli bir karar vermiş olacaksınız, çünkü yazar her kitabında biraz daha ustalaşıyor... Ben yazarın üç kitabını da birlikte almıştım ama okumaya ikinciden başladım yanlışlıkla :) Korkma Ben Varım'da yazar bence daha iyiydi, çünkü burada da olaylar karakterlerin diliyle anlatılıyor, ama her karakterin dili maalesef aynı... Bu durum bu kitapta benim gözüme biraz daha fazla battı. Ama siz okuyun efendim Murat Menteş'i, o düşüncelerini insanın aklına kazırcasına kurduğu cümlelerinden istifade edin. :) 
Ütopik maceralar var yine kitapta. Kitabı yavaş okumaya özen gösterin, çünkü küçük ayrıntılar iki üç bölüm sonra karşınıza çıkıyor ve siz bu nerde nasıl anlatılmıştı gibi bir şaşkınlığa düşebiliyorsunuz. 

Azıcık ta Menteş konuşsun :)

*Gözlerimi kapadım ve yanımdaki koltuğa oturması için dua ettim: ''Allah'ım, bunu dilediğim için ayıp etmiş olur muyum?!''

*Dünyaya onu görmeye gelmişim gibi hissediyorum.

*Bizde vicdan da, mide de yoktu. Allah affetsindi...

*Haddizatında aşk, insanın kendinden geçmesi şartına bağlı değil midir?

*Aşk, insanın şahsiyetini pekiştirir. Çünkü hayatın manası, aşk bohçasında gelen bir hediyedir. Mevcudiyetinin hakkını vermek, hiç değilse mazeretini bulmak isteyen insan yalnızca aşka müracaat edebilir...

*Üstelik faniliğin şiddetini artıran bir şey para. Ve parayla 'asalet' olmaz.

*İnsan, ne ise o olduğunu inkar eden yaratıktır.

*Ne yazık ki aşk hayalin çocuğu, hayal kırıklığının annesidir.

*Babamdan o kadar korkuyorduk ki, ondan nefret edemiyorduk. Büyüyünce de insanın gönül kırıklığı ağır basıyor, yine nefrete sıra gelmiyor.

Keyifli okumalar...

Okudum: 7 Mehmet Ali Bulut/Can Boğazdan Çıkar

Esselamu aleykum dostlar,

Neler söylesem nasıl söylesem de size bu kitabı edindirsem de istifade etseniz diye düşünüyorum... O kadar sevdim yani :)

Mehmet Ali Bulut kendi rahatsızlığından yola çıkarak neleri nasıl tüketmemizle alakalı çok yararlı tespitlerle dolu bir kaynak hazırlamış bizlere. Ben duymamıştım, eser ilk çıktığı dönemlerde baya popülermiş aslında, belki duyanlarınız, okuyanlarınız vardır. Yoksa da muhakkak bu kitabı okuyun/okutun dostlar, zira istifade edilmesi gerekenlerle dolu bir eser. Kitapta yer alan birkaç bilgiyi bile uygulamaya geçirseniz sıhhatinizde hayli düzelmeler meydana gelebilir. Tabi kitap sadece hastalar için değil, hastalanmamamız ve dahi uzun bir ömür geçirmemiz için. Kitap, kan gruplarına göre beslenmeden yola çıkarak, neyi nasıl neyle tüketmememiz gerektiğinden ve hangi aralıklarla tüketmemiz gerektiğinden bahsediyor. Dediğim gibi muhakkak istifade edilmesi gereken bir eser.


*Lezzet ve haz endeksli yaşamak, insanı hem müsrif yapar hem hasta!

*Maalesef insan yeme içme merakı yüzünden cennetten kovulmuştur.

*'Sizin Allah'a en sevimli olanınız, yemesi en az ve bedenen en hafif olanınızdır!' Hadis-i Şerif

*'Mü'min günde bir öğün, insan günde iki öğün, hayvan günde üç öğün yer.'

*Tatlı ve meyve ile beraber su almak da kanı bozar.

*'Biz acıkmadan yemeyiz, yediğimiz zaman midemizi tıka basa doldurmayız ve senede bir hacamat yaptırırız.' Hadis-i Şerif

*...hiçbir hayvan doyduktan sonra '' ya bu çok hoşuma gitti biraz daha yiyeyim bari...'' demez.

*Temel bir kural olarak, yemek yedikten sonra en az 2 saat asla bir şey yiyip içmemek mide sağlığı açısından en eslem yol.

*Su içmenin en uygun zamanı, sabah uyandıktan bir iki saat sonra ve yemeklerden en az 2-2,5 saat sonradır.

*Her gruptan insanın, sabah akşam üç veya beş diş sarımsak yutmasında büyük fayda vardır. İnsanlar bunun yararını bilseler asla ihmal etmezler...

İstifadenize dostlar..
Vesselam.

Okudum 6: Sabahattin Ali/Kürk Mantolu Madonna

Esselamu aleykum dostlar..

Okuma hızım maalesef şubat ayında dibe vurdu daha ilk kitabın yorumunu yazıyorum, ikinciye de yeni başladım :)
Bu kitabı çok merak ediyordum, herkes gibi bana da çok tavsiye ediliyordu ve nihayet okuyabildim.
Sabahattin Ali'yi ilk kez okudum ve sevdim, insan karakterini ve düşüncelerini kalemine fevkalade aktarmış, mutlaka öneririm..

Kitap çok kısa 160 sayfa, ilk başlarda Rasim bey'in hayatıyla ilgileniyor gibi görünse de ana karakter Rasim bey'in iş arkadaşı olan Raif efendinin hayatıdır.. Pek silik bir karakter olan Raif efendi, Rasim bey'in dikkatini çekiyor ve onun hayatını irdelemeye başlıyor ve hiç umulmadık olaylar olaylar tabi... :) İlk başlarda, Rasim bey bölümünde belki biraz sıkılabilirsiniz ama mutlaka devam edin, Raif efendinin ön yargılarla dolu hayat hikayesi sizden de izler taşıyabilir zira ;)


*İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım o kadar artıyordu.

*Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı adetlerinden biri de galiba eski -ve kendilerinden geri kalmış- arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da şuurlu dalgınlıktı.

*Bir yabancı ile karşı karşıya oturulduğu zaman adet olduğu üzere oda arkadaşımı gizliden gizliye tetkik etmek, kaçamak bakışlarla hakkında ilk -ve tabi yanlış- kanaatler edinmek istiyordum.

*İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve salahiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır?

*Gülünecek bir tarafım olmadığını biliyordum. Fakat bunlar da, o yaşlardaki her kof insan gibi, ilk rastladığının suratına gülmeyi bir nevi üstünlük alameti sayanlardandı.

*İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı  tercih ediyorlar.

*Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.

*Onun boşluğunu değil, fakat yokluğunu hissedecektim...


Vesselam...
Keyifli okumalar..

Okudum 5: Nazan Bekiroğlu/Nar Ağacı

Esselamu Aleykum..

Ocak ayının sonuna beşinci kitabı da sığdırıvermenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu yıl güzel geçecek gibi okumalarım açısından :)

Nar Ağacı öyle güzel bir kitap ki, onunla alakalı ne söylesem az, eksik kalacak...

Nazan Bekiroğlu'nun en sevdiğim/seveceğim kitabı bence bu. Hiç sıkılmadan bitirdim kitabı, akıcı ve duru bir anlatımı var sevgili Nazan Bekiroğlu'nun. Betimlemeler öyle güzel ki, hiç görmediğim şehirleri, hatta ülkeleri geziverdim birkaç gün içerisinde. Kitapta savaş ve muhacirlik dönemleri de anlatılıyor. İçim çok acıdı, yutkunarak, gözlerim dolu dolu okudum bazı bölümleri. Ve tabi aşk var, çok aşk hem de... Kitap bittiğinde insanın içinde kocaman bir boşluk oluyor. Bitti mi yani diyorsunuz, bitmesini hiç istemeyerek..

Bu kitabı/hanımefendiyi okuyun okutun dostlar.

*Geçmişi bizim için manalı kılan şey, ona bugünden bakıyor olmamızla alakalıydı.
*Yaradan kusursuz kurmuştu endazesini, yaradılış mükemmeldi.Ama kul kısmı dünyayı eğriltmekle kalmadığı gibi bu eğrilikten dolayı rahatsızlık da duymuyordu.
*Bilerek ve isteyerek kimseye bir kötülüğünün dokunmadığı muhakkaktı ama o bilmeyerek ve istemeyerek de olsa kimseye bir fenalığı dokunmuş mu, bunun hesabındaydı.
*İnsanları Türk, Kürt, Ermeni, Sırp, Yunan, Rum... Nasıl birbirinden ayırıyorsunuz? Takvaca üstün olanın en hayırlı olduğunu, Yaradan nezdinde Arap'ın Arnavut'a, Türk'ün Acem'e bir üstünlüğü olmadığını bilmiyor musunuz?
*Ama bu devleti bu hale koyanlar İbrahim değildi ki, gökten bir koç insindi.
*Tam bittiği yerden yenisinin başlaması belalığın doğasındandı. Başlamasa, zaten belalığı kalmazdı.
*İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir...
*Bir acıya tahammül edebilmek ancak ondan daha büyük bir acıyla yüz yüze gelmekle mümkün olabilirmiş, anladım.
*Dağılıp gitmeye hakkı olmayanlara özgü bir güçle güçlüydü.
Savaş insanı canavarlaştırıyordu ve insanın insana ettiğini kimse kimseye etmiyordu.
Teşekkürler sevgili Nazan Bekiroğlu

Sen böyle güzel yazmasan 
Biz böyle okuyamazdık...

*



Kapıdan daha çıkmadan Büyükhanım her zamanki tembihlerini ardı ardına sıralamıştı:

''Yürürken sağa sola bakma. Yollarda gülme. Milleti peşimize takma. Kız kısmı ağır gerek. Kendine söz getirme.Yanımdan ayrılma, Dükkanların önünde oturan adamlara yakın geçme.''


Nazan Bekiroğlu/Nar Ağacı Syf:81

Nasıl keyifli bir kitap.. :)

Okudum: Alper Canıgüz/Oğullar ve Rencide Ruhlar

Esselamu aleykum...

Dostlar yılın üçüncü kitabını az evvel bitirdim ve sıcağı sıcağına da sizlerle paylaşayım dedim :) 

Bu adamı nerden tanıdım da sevdim bilmiyorum ama üç kitabını birden almışım :) İlk olarak Oğullar ve Rencide Ruhlar adlı kitabını okudum. İlginç bir kitap aslında, yazarımız beş yaşındaki bir çocuğun yaşadıklarını karakterin diliyle anlatıyor okuyucuya. İlk başta baya ilginç geldi bana durum, beş yaşındaki bir çocuğun neler düşündüğünü, hissettiğini bu kadar açıklıkla ifade edebilmesi çok hoşuma gitti doğrusu :) Okurken hem şaşırdım hem güldüm :) Rahat gülebileceğiniz anlarda/yerlerde okumanızı öneririm :) Ayrıca kitabı okurken  '5 yaşındaki çocuk mu düşünüyor bunları' gibisinden bir düşünceye kapılmayın ve kitabın sizi sarmasına izin verin. 


Sevgili Alper'in güldüren ve düşündüren dünyasından altını çizdiklerimden bir kaçı;

*İnsan bu hallere düştükten sonra aynaya nasıl bakardı ki? Yüzmilyonlarca insan nasıl bakıyorsa öyle herhalde.

*Evet, itici bir görünüşe sahip ama netice itibarıyla dünyada yaşayan bütün insanlar itici, hatta kötü değil miydi? Varlığımızı sürdürebilmek için kötü olmak zorundaydık.Zamanında iyi insanlar var idiyse bile artık yeryüzünde onların genlerinden eser kalmamıştı.


*İnsan yüreği bir sarkaç gibidir işte böyle. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.

*İnsanlara daha az tahammül edebilir bir ruh hali taşıdığımdan pek dışarı çıkmıyordum. :)

*Neticede ahlak herkese üç aşağı beş yukarı aynı şekilde davranabilmek değil midir?

*Bir gün toz zerrecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya da çıldırdınız. Hangisi olduğuna siz karar vereceksiniz.

*Gerçek acı sessizdir. Bir huzur evi gibi.

*Unutulmamalıdır ki, Tanrı bile bir yerden başlamak zorundadır.

*Her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil midir zaten?

*Dünya hala dönüyordu işte. Bütün pespayeliğiyle.


Ya işte böyle büyük büyük konuşuyor...
İstifadenize.

Ben geldim :) 2014'ün ikinci kitabı: Murat MENTEŞ\Korkma Ben Varım'la

Esselamu aleykum...

Buralara yazmayalı uzun zaman oldu yine :) Aslında hep yazmak istiyorum da elim bir türlü gitmedi pcye...
Okuyorum sevdiğim dostlarımı tabi, ama yorum falan yazmıyorum çoğuna :)

Velhasıl şimdi buradayım, an'ı yaşamak lazım.
Sevgili Murat Menteş'ten bahsetmek istiyorum sizlere, zira ben kendisini çook severim, ayrı bir yeri vardır bende :) Yıllar önce çıkardığı ilk kitabını henüz kendime bile al(a)madan bir arkadaşıma doğum günü hediyesi olarak almıştım(arkadaşımı nasıl seviyorsam artık), o zaman için baya pahalıydı bana göre öğrenci halimle :).

Duygularını ifade ediş tarzı çok hoşuma gidiyor, hani bazı duygular vardır, nasıl ifade edeceğimizi bilemeyiz, doğru kelimeyi bulamayız ya, işte sevgili Murat Menteş çok güzel yapıyor bunu :) Şuan üç kitabı var bende, sırayla okumayı planlıyorum, ilk olarak Korkma Ben Varım'ı okudum ve sizlere ondan bahsedicem biraz. Çok okunan bir yazar zaten, sevgili blogdaşlarımdan da bahsedenler oldu bu yazar ve kitapları hakkında.

Kitap her karakterin kendi ağzından hikayesini anlatmasıyla ilerliyor, ama siz bunu farkedemeyebilirsiniz çünkü üslup aynı, bazen kimi okuduğunuzu bile unutup başlığa geri dönebilirsiniz :) Ben romanlarda herkese eşit rol verilmesinden yana değilim, belli bir kişi olsun, olaylar onun etrafında dönsün isterim, sonra kimin eli kimin cebinde şaşırabiliyor insan. Bu kitapta da öyle, belli bir kişiye odaklanmışken hoop anında başka bir hayata dibinden başlayabiliyorsunuz, bu tarzı pek sevmiyorum dediğim gibi. Olaylar ve kişiler son tahlilde buluşuyor tabii.
Birde bazı bölümlerde her karakterin ağzından argolu ifadeler okuyoruz ve bu da benim pek sevdiğim bir durum değil, olmasa daha güzel olurdu ;)
Yazar araştırmacı kimliğiyle de öne çıkıyor, bize tarihten de o kadar çok bilgi sunuyor ki, hayran olmamak elde değil.
İddia ediyorum, bu adamı seveceksiniz :) Sayfa sayısı da oldukça kararında, doyurucu. Aşk, aksiyon, komedi, her şey var bu kitapta.
Altını çizdiğim çok bölüm var, zaten bir yerden sonra çizmeyi bıraktım, o kadar çok ki :) Sizler için en en favorilerimden alıntı yaparak yazımı taçlandıracağım;

* Gelgelelim, Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü...
*Mezarlık, dünyanın maketi.
*Bildiğim bir şey varsa, talih ve talihsizlik, aynı kuyudaki iki kovadır.
*''İnsan bu dünyaya ağlayarak gelir, yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider.''(William Shakespeare)
*Gaybı yalnızca Allah bilirdi.
*Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa, kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti.
*Onunla her saniye bir ilkti.
*Ona aşık olmak, cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi.
*Herkes bir yığın soru soracak: 'Ne iş yapıyorsun?', 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar, evlenmesem onlara sıra gelmeyecek.
*Şebnem, akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim.
*Şebnem, kalbimden senin kalbine balyozla bir pencere açayım.
*Şebnem, her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.
*Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok.
*Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını.
*Birisi 'Evet' desin, 'seni anlıyorum, Aynı dert bende de var.'
*'Saçmalamayı bırak. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?' 'Yani?' 'Evlenme.'
*''An'ın tadını çıkarıyordum. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi.'' (Calogero Cavataıo)
*Annemin tebessümü, ışın tedavisi gibi, ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor.
*Kurt Vonnegout'un da dediği gibi ''Dünya, uzaylıların akıl hastanesidir.'' Moron değilseniz, böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz.
*Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz.

Benim aklım Fu'da kaldı, ondan farklı atılımlar bekliyordum ama olmadı, nasip :)

Keyifle inşaAllah...

Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk

Sevgili İskender Pala'nın en güzel eserlerinden biri bana göre Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk... 
Yine çok yönlü bir kitap;tarih, aşk, edebiyat, kurgu... Fuzuli'den Nedim'e, Şeyh Galib'den Nabi'ye, Nef'i'ye, Bakî'ye...kimler yok ki :)  Divan edebiyatından büyük ustalara...

Kitap üstad Fuzuli'ye verilen bir sırrın Leyla ile Mecnun(L&M) kitabını yazmasına ve sırrı da kitabın satırları arasına gizlemesiyle başlıyor ve sonrasında sırrın peşine düşenlerin yaşadıkları olayları kitabımızın kahramanı Mecnun(Kays)'ın dilinden okuyoruz, tabi aşk hep var. Yazarımız yüzyıllar süren bir zaman diliminden bahsederken, kronolojik bir osmanlı tarihi de sunuyor bizlere. Edebiyat sevdalıları ve özellikle İskender Pala severler bu kitap kütüphanenize dahil olmalı :)

Birkaç tadımlık :)

*Aşk ayrılığının bir azab olduğunu söylüyor, sonra da azabın "a-z-b" kökünden türediğini, bunun da "lezzet" demek olduğunu söylüyordu. Demek ki aşkın azabında bir lezzet vardı ve dertleri zevk edinmeyince aşkın tadı çıkmıyordu.

*"Padişah gibi bir köle; muhteşem bir dilenciyim." Fuzûlî

*Demek ki insanlar niyetlerine göre iyi veya kötü, güzel veya çirkin olabiliyorlar, eşyaya bakış açıları da buna göre oluşuyordu. Ruhlarını şeytana satanlar ile Rahmân'a adayanlar da işte bu ince çizgi ile birbirinden ayrılıyordu. Birileri zamanı çoğaltıyor, diğerleri harcayıp tüketiyordu çünkü. Birileri iyi şeylerle hayata anlam katarken, diğerleri hayatın kötülüklerine tapıyordu.

*"Âşık bazen vuslattadır, bazen ayrılıkta... Dünya derler buna; bazen ölüm, bazen düğün(Vuslat olunca düğün, ayrılık olunca ölüm)..." Bakî

*Birinin maddesel zenginliği  ruhunu aç bıraktı; diğerinin gönül zenginliği onu maddeyle donattı.

*İnsanlar birbirlerine âşık gibi davranmaktan aşkın ne olduğunu ve aşkın felsefesini anlamaya fırsat bulamıyorlardı...