Sayfalar

balyoz davası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balyoz davası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2014 Cuma

Atahan gibi çocuk yetiştirebilmek...

Geçtiğimiz perşembe akşamı Halk Tv'de yayınlanan Uğur Dündar'la Halk Arenası programına Türkiye'nin tarihine damga vuran, hatta balyoz indiren ve bu tarihteki yüz karası olan "Balyoz Davası"'nın "Tutsak"'larının aileleri katıldı. Bu davayla ilgili öyle net ve sert düşüncelerim var ki nasıl yazsam ya da neresinden başlasam bilmiyorum. Belki başka bir yazıya..

Beni bu kadar umutlandıran hiç bir program olmamıştı bugüne kadar. Katılan tüm aileler bu davanın ve haksız yere suçlamanın saçmalığını öyle güzel ortaya koydu ki.. Ama nerdeee? 2 çuval kömüre ruhunu satan yobaz millet bunu izleyecek de farkına varacak.. Öyle güzel ifade ettiler ki konuşanlar.. Neler yaşadıklarını anlattılar, eşlerini anlattılar, hepsinin nasıl başarılı insanlar olduğunu ve aslında Türkiye'nin gerçek anlamda aydınlık kesimi olduğunu anlattılar.. Bu ülkede pkk'lı orospu çocukları elini kolunu sallayarak dolaşırken, ülkenin en başarılı komutanlarının terörist suçlamasıyla hapse atılışını anlattılar..

Ama içlerinde öyle biri vardı ki.. Uzun zaman önce bu ülkenin geleceğine dair kaybettiğim umutlarımı yeşertti tekrar. Deniz Kurmay Albay Erdinç Altıner'in oğlu Atahan Altıner.. Henüz 9 yaşında ama karşınıza alıp dertleşebileceğiniz hatta belki konuşmalarından kendinize dersler çıkarabileceğiniz olgunlukta bir çocuk. Öyle bilmiş falan değil. Gerçek anlamda "bilmiş".. Gerçekten bilinçli ve çok ama çok iyi yetiştirilmiş. Samimi söylüyorum çok ama çok kıskandım onu izlerken. Böyle bir çocuk yetiştirebilmeyi öyle isterdim ki. Umarım bu kadar başarılı olurum günün birinde..

Sevgili Atahan.. Canım kardeşim.. Öncelikle sana teşekkür ediyorum. Bu kadar iyi ve başarılı bir çocuk olduğun için. Daha sonra annene ve babana böylesine güzel bir çocuk yetiştirebildikleri ve Ulu Önder Atatürk'e verdiğimiz sözü bu anlamda yerine getirebildikleri için çok teşekkür ediyorum.

Son olarak da Uğur Dündar.. Yandaş medyanın milletin gözünü boyamaya çalıştığı böylesine kötü günlerde bu kadar güzel ve önemli bir programı yapabilecek kadar yürekli olduğunuz ve ekranlara taşıdığınız için sonsuz teşekkürler..

9 Ekim 2013 Çarşamba

Eve Düşen Balyoz...

Bugün Balyoz davasının karar günüydü. Sanırım artık karar verildiği için dilediğimiz gibi, rahatlıkla düşüncelerimizi dile getirebiliriz? Hani paket de açıldı, hani daha demokratik bir ülkeyiz ya artık?(!)

Bugün birçok ev gibi yakınımda bir eve de balyoz düştü... Bir aileyi paramparça etti. Ben inanıyorum ki dünyanın hiç bir yerinde böylesine küflenmiş bir adalet sistemi ve yaşanmışlıklar yoktur. Üzerine hiç bir yorum yapmadan Bugün cezası onanan askerlerimizden birinin eşinin yazdığı yazıyı paylaşmak istiyorum sizlerle. Ata'mızın kemiklerinin sızlamadığı, daha aydınlık günler umarım bekliyordur bizi...

"Öncelikle dualarıyla beni yalnız bırakmayan, arayan, mesaj bırakan arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ederim.. 

Bugün eşimin sırtında lekesizce taşıdığı ünüformasını çaldılar, ekmeğini çaldılar, çocuğumuzun geleceğini çaldılar. 50 kuruşluk bir cd de sırf adı geçiyor diye 13 yıl 4 ay cezasını onadılar suçsuz yere.. Öğrendik ki bu ülkede aslında adalet hiç yokmuş.. Kırmızı ışıkta bile duran, yıllarca Doğu batı demeden çalışan bizim, bütün değerlerimizi, inançlarımızı çaldılar.. Kızımdan babasını, ablalarından kardeşlerini, annesinden evladını çaldılar.. 

Ilk yapacağım işlerin başında bir kutuya doldurduğum eşimin üniformalarını, rozetlerini takdirlerini en üste de kızımla babasının resmini koyarak Genelkurmay başkanı olan kişiye kargoya göndermek olacak.. Bunları yaşatanların hepsi nefes aldıkları her gün vicdan azabından can veremesinler.. Ergün Saygun'un dediği gibi " şimdi güç onlarda ama hak hep bizimledir" biz o haksız yere verilen cezayı boynumuza madalya yaptık. Ne mutlu bana gerçek bir Kahraman eşi olmuşum.. Koltuklarında rahat oturan Necdet Özel'e de diyorum ki suçsuz yere ordudan atılan gencecik subaylarının vebali yüreğine taş gibi otursun.. Bugün telefonlarıma bakmak istemiyorum, beni affedin.. 

Ne olursa olsun biz dimdik ayaktayız ve herşeye rağmen direniyoruz..Ziyaret yerimiz artık Hasdal yerine Silivri olacak sadece.. Sevgiler herkese."

22 Şubat 2013 Cuma

İdil'im Mutlu Yıllar...

Bu yazıyı yayınlamayı kendime bir borç biliyorum. Bu saçmalığa, bu mantıksızlığa, bu diktatörlüğe bir başkaldırıysa bunu yayınlamak, evet başkaldırı. Bu, yayınlayabilecek sayılı kişilerden olduğu düşüncesiyle Yılmaz Özdil'e gönderilmiş bir mektup, bir babanın isyanıdır. Daha çok insana ulaşması gerektiğini düşündüğüm için naçizane katkıda bulunmak istedim. Ben böyle bir acıyı tasvir edemiyorum. Bir an önce kavuşmanız dileğiyle...

Sevgili kızım, İdil’im...

Bu doğum gününde de yanında değilim. Esaretim başladığında yürümeye yeni başlamıştın, 15 aylıktın. Bugün 22 Şubat, üç yaşını bitiriyorsun. 21 aydır babalık yapamadığım için senden özür diliyorum.

Maalesef çok erken tanıştın, hiç tanışmaman gereken hapishane yollarıyla... Gece yarıları annenin kucağında otogara taşındın, otobüs koltuklarında uyuklayarak bilmediğin mesafeleri teptin, sabahın köründe Hasdal kapılarına geldin, hepi topu bir saat kokunu içime çekebileyim diye, saatlerce bekleştin. Ne de çabuk tükeniyor o sayılı 60 dakika... Sana bunları yaşattığım için özür diliyorum.
*
Uzuuun ayrılık günleri ve alt tarafı bir saatlik görüşmeler nedeniyle, her seferinde adeta yeni baştan tanıştığımız için... “Sen de bizimle gelsene” dediğinde, gülümseyerek “yakında” dediğim için... Ve, artık sanırım sen bile bildiğin, çoktandır “sen de gelsene” demediğin için... Senden özür diliyorum.

Ne diyebilirim ki sana bebeğim... Balyoz diye bir dava var, 3 Kasım 2002 seçimi bile yapılmadan önce, ben daha üsteğmenken, dijital belge hazırladığımı iddia ediyorlar; ortada henüz seçim yokken, ortada henüz kazanan yokken, ortada henüz hükümet yokken, henüz kurulmamış hükümeti yıkmaya teşebbüs ettiğimi öne sürüyorlar mı diyeyim? Üstelik, o dijital belgenin sahte olduğunu bilimsel olarak ispatladığım halde, imzam olmadığı halde, bilgisayarımda olmadığı halde, aleyhimde tanık olmadığı halde, görüntü-iletişim kaydı olmadığı halde, 16 sene hapis verdiler mi diyeyim? Uğruna canımızı vermeye hazır olduğumuz vatanımızda esir olduk mu diyeyim? Bunları bu yaşta anlayabilmen elbette mümkün değil... Yaşı anlamaya müsait olduğu halde, anlamazlıktan gelenler adına, senden özür diliyorum.
*
Büyüyeceksin, dünyayı tanıyacaksın; kendi ordusuna yapılan bunca saldırıyı, böylesine kayıtsızca seyreden başka bir memleket göremeyeceksin kızım... Ailelerimizden sanki vebalıymış gibi uzak durdukları, bulaşıcı olmasından korktukları, neme lazım filan diyerek arayıp sormadıkları, bizimle beraber eşlerimizi, çocuklarımızı da yaftaladıkları, yalnızlığa mahkûm ettikleri için... Senden özür diliyorum.
*
Bu mektubu, belki köşesinde yayınlar diye Yılmaz Özdil’e gönderiyorum. Çünkü, bu davaların sanıkları yazılıyor ama, mağdurları yazılmıyor. Bu davaların gerçek mağdurları, çocuklarımız... Toplumun, en azından bugünlük kendi çocuklarına sarılırken, bu gerçeği yüreğinde hissetmesi adına yazıyorum.
*
Canımın içi...
Doğum günün kutlu olsun.
Telafi edemeyeceğimiz, asla geri gelmeyecek bu kıymetli günlerde seni omuzlarımda gezdiremediğim, sarılamadığım, öpemediğim, masal okuyarak uyutamadığım, uyumanı seyredemediğim, saçını okşayamadığım, büyümene şahit olamadığım, kavuşacağım günü çaresizliğin sabrıyla beklediğim... 630 gündür olduğu gibi, bugün de babalık yapamadığım, yapamıyor olduğum için özür diliyorum.

Seni canından çok seven baban,

Ayhan