Roma fotoğrafları boynu bükük daha fazla beklemesin diye yazıyorum bu yazıyı.
Kaldığımız evden çıktığımızda hemen karşımızda Vatikan'ı bulunca ilk gün mecburi istikamet Vatikan müzeleri oldu. Önceki Roma tatilimizde Vatikan'a pazar günü gelip ayine denk geldiğimizden hiçbir şey göremeden dönmüştük. Hadi müzelere giremedim bari platonik aşk yaşadığım Pieata'yı görseydim diye iç geçirerek, aşk çeşmesine Pieata'yı görmek için geri dönmek üzere 1 euroyu cumburlop attığımı da söyleyeyim ki, çocuklu Vatikan gezimizin içimdeki uhdelere yenilerini neden eklediği herkes için yeterince açık olsun. Baştan uyarmam gerek, bu müzeler çocukla gezmek için pek uygun değil. Pusetlerle gezmek için hiç uygun değil. Çok büyük, kalabalık ve galeriler arası daracık uzun merdivenler var genellikle. Biz galerileri gezdik, tavanlardaki, duvarlardaki, dört bir yanımızı saran aşırı doz sanata maruz kalıp, ilk önce hayran hayran baktığımız her detaya bağışıklık kazanıp hiçbir şeyi çok da sallamadığımız bir anda zar zor kendimizi Sistine Şapeli'ne atabildik ve o meşhur Michelangelo'nun Adem'in Yaratılışı sahnesiyle kendimize geldik. Michelangelo üstadın muhteşem yetenekleri karşısında ezilip, tavana bakmaktan boynumuzu yeterince acıttıktan sonra, hadi dedim Pieata'ya. Sistine Şapeli'nden çıkıp Pieata için St. Peter's Bazilikasına gitmemiz gerekiyordu ama burada bir yerden bir yere ha diyince gidilmiyordu. Vatikan'da yaya trafiği tek yönlü akıyor ve indiğiniz bir merdivenin orta yerinde vazgeçip geri çıkmak istiyorum dediğinizde güvenlik sizi durdurup, geri dönemeyeceğinizi, önünüzdeki bütün o uzun yolu yürüyüp gitmek istediğiniz yere ancak o kadar acı çekerek varabileceğinizi söyleyebiliyor. Netekim babaları ve çocukları şapelde bırakıp, Pieata'ya ulaşmaya çalışırken Asu'yla bazilikanın girişindeki uzun kuyruğu görüp, arkamda bıraktığım aç ve yorgun insanlara acıyarak, "aşk çeşmesine götür asu beni, bir daha gelirim Roma'ya Pieata için, bahane olur dedim" içim acıyarak(Ne kadar uzatıyorum ya olayları, roman filan yazıyorum sanıyorum sanırım, yazık ya bana:))).Tamam dönelim dedik ama güvenlikler her köşe başında bizi durdurup geri dönemeyeceğimizi, aynen devam edip uzun uzun bütün Vatikan'ı gezip Sistine Şapel'ine ancak dönebleceğimizi söylüyorlardı. Asu acıklı ses tonunu takınıp, telefonundan Beril'in bir fotoğrafını göstererek "yavrum beni bekliyor sinyoore" diye sesini titretmeseydi şu an hala kocalarımıza ve çocuklarımıza ulaşmaya çalışıyor olabilirdik.
Velhasıl kelam sevgili okuyucu. Vatikan müzeleri uzun uzun gezmeyi hakeden, mümkünse önden çalışıp gidilmesi ve ekseriyetle Michelangelo abimize saygı duruşunda durulması gereken muhteşem bir yer. İnsan yeteneksizliğinden, beceriksizliğinden, sığlığından ve çocuğu istediğinde tıkanmadan bir tavşan bile çizemiyor oluşundan tiksinecek yeterince sebep bulabiliyor. Gidiniz. Bir mucize olmuş ve çocuğunuzu bırakacak bir yer bulmuşsanız, arkanıza bakmadan, tereddüt etmeden, vicdanınız da en ufak bir sızlama olmadan çocuğu arkada bırakıp gidiniz.
O zaman hörmetler, iyi gezmeler!