Bir itirafım var. Seçme hakkım olsa yine bu yoldan giderdim ama bazen bu ev kadını, çocuklu anne halimden çok korkuyorum. Daha uzun süre içine tıkılıp kalırım diye en çok. Lisanstan mezun olup mastera başladığım dönemde, yeni yeni iş görüşmelerine gittiğim, kendimi o çok meşhur kimya şirketinin yeni ürün uzmanı filan olarak hayal ettiğim zamanlar, master hocamla radar görünmezliği sağlayan bir kaplama geliştirme uğruna deniz kuvvetleri komutanlığı toplantı odalarının birinde ya da izmite gidip bir denizaltının içinde bir başka toplantıda köşeye geçmiş denizaltının yaklaşık kaplama gerektirecek yüz ölçümünü hesaplamaya çalışırken ya da ne biliyim tez makalem o A sınıfı dergide basıldığında, kendimi çok da uzun olmayan bir süre sonra evde oğlumla çizgi film izlerken hayal etmiyordum. Topuklularımın üzerinde, herkes gibi sıkıcı ve klasik olmak zorunda olmayan kıyafetler içinde, saçımı savurarak bir toplantıya koşturacağımı filan düşünüyordum sanırım. Toplantı için beni beklemişler de geç kaldığım için bir kutu makaron getirmişim mesela(hiç makaron sevmiyorum ama ortamları yumuşatıp yüzleri gülümsettiğini kabul etmeliyim). Ah hayaller! Doğurduğum çocuğu bırakıp kariyerime(bu lafı sevmiyorum) devam edebileceğimi sanıyordum sanırım, ya da çocuğun kendi kendini büyütebileceğini.
Şimdi, evde bebeğimle birlikte geçirebildiğim bu zamanın hem bir lütuf hem de çürümem için kurulmuş bir tuzak olduğunu düşünüyorum.
Bir yolu seçiyoruz ve aklımız ister istemez "diğer yoldan gitseydim ne olurdu" da kalıyor.
Diğer yoldaki Funda, haftasonları napıyosun tatlım? Sen de bisiklete binip o çirkin sesinle bir türkü tutturuyor musun?
Mutlu haftalar!
Bu hafta, seçtiğimiz yolun -daha- doğru yol olduğunu gösteren işaretlerle dolu olsun!