Showing posts with label H/M. Show all posts
Showing posts with label H/M. Show all posts

Sunday, January 18, 2015

Paralelci






Bir itirafım var. Seçme hakkım olsa yine bu yoldan giderdim ama bazen bu ev kadını, çocuklu anne halimden çok korkuyorum. Daha uzun süre içine tıkılıp kalırım diye en çok. Lisanstan mezun olup mastera başladığım dönemde, yeni yeni iş görüşmelerine gittiğim, kendimi o çok meşhur kimya şirketinin yeni ürün uzmanı filan olarak hayal ettiğim zamanlar, master hocamla radar görünmezliği sağlayan bir kaplama geliştirme uğruna deniz kuvvetleri komutanlığı toplantı odalarının birinde ya da izmite gidip bir denizaltının içinde bir başka toplantıda köşeye geçmiş denizaltının yaklaşık kaplama gerektirecek yüz ölçümünü hesaplamaya çalışırken ya da ne biliyim tez makalem o A sınıfı dergide basıldığında, kendimi çok da uzun olmayan bir süre sonra evde oğlumla çizgi film izlerken hayal etmiyordum. Topuklularımın üzerinde, herkes gibi sıkıcı ve klasik olmak zorunda olmayan kıyafetler içinde, saçımı savurarak bir toplantıya koşturacağımı filan düşünüyordum sanırım. Toplantı için beni beklemişler de geç kaldığım için bir kutu makaron getirmişim mesela(hiç makaron sevmiyorum ama ortamları yumuşatıp yüzleri gülümsettiğini kabul etmeliyim). Ah hayaller! Doğurduğum çocuğu bırakıp kariyerime(bu lafı sevmiyorum) devam edebileceğimi sanıyordum sanırım, ya da çocuğun kendi kendini büyütebileceğini.
Şimdi, evde bebeğimle birlikte geçirebildiğim bu zamanın hem bir lütuf hem de çürümem için kurulmuş bir tuzak olduğunu düşünüyorum. 
Bir yolu seçiyoruz ve aklımız ister istemez "diğer yoldan gitseydim ne olurdu" da kalıyor. 
Diğer yoldaki Funda, haftasonları napıyosun tatlım? Sen de bisiklete binip o çirkin sesinle bir türkü tutturuyor musun?
Mutlu haftalar!
Bu hafta, seçtiğimiz yolun -daha- doğru yol olduğunu gösteren işaretlerle dolu olsun!

Monday, May 26, 2014

Kara kafa


O kadar sevmiyorum ki bu kara kafalı halimi aslında. Bugün eski kuaförüme gittim, açıcı dedi, kızıllık dedi, boya üzerine boya işi zor dedi, akar biraz daha bekle dedi beni aynen geri gönderdi. Kırmızı ruj filan bu esmer halimi sevmeye çalıştım biraz ama yok ya ben oğlumun fındık kabuğu püsküllü saçlarından istiyorum. Bugün de saçımı boyatamadım sevgili okur ama boyayın şu saçları diye en yakın kuaförü basacağım bir kriz çok yakında hissediyorum. 

Bu hafta Demir'le ilk yurtdışı tatilimiz için Londra'ya gidiyoruz. Tatilimiz çoğunlukla Hyde Park'ta Demir çoşku ve mutlulukla izlesin diye sincaplara fındık atmakla geçecek gibi görünse de, "bebekli tatilde bile mutlaka yapılsın" larınız varsa lütfen bana yazınız.

Umarım bu 5 günde yorgun ülkecim iyi kalmayı başarabilir.
Güzel haftalar hepinize!



Monday, February 24, 2014

Kıbrıs


Kısacık da olsa Kıbrıs'a kaçtık ve bu mini tatil bize çok iyi geldi. Demir ilk kez uçağa bindi. Tüm gün güneş altında olmanın tadını çıkardık. Çıplak ayak denize, kuma bastık. Trafikte soldan aktık. Girne tepelerine çıktık. Deniz kenarında salıncakta sallandık. Hep beraber uyuyup, hep beraber uyandık. Yoruluruz sanmıştım ama aksine dinlendik. 
Size de deniz kokusu ve güneş getirdim üşüyen insanlar. 
Hadi biraz yer açın!

Gömlek&Jean:Zara, Tshirt:H&M, Çanta:Cambrige Satchel

Tuesday, November 26, 2013

Güller ve Dallar


Siz de aynı şeyi yapıyor musunuz bilmiyorum ama periyodik olarak aslında kıyafette desen değil renk sevdiğimi kendime hatırlatsam da, desenli allı güllü aldığım ne varsa eninde sonunda nasıl aldığıma inanamayarak gözümün önünden uzaklaştırmaya çalışsam da, o bangır bangır müzikler eşliğinde geçen bilincimin kapalı gözlerimin döndüğü avm ziyaretlerinde bir tane bu arkadaşlardan atıyorum sepete. 
Yine söylüyorum ve çok eminim, hep o müziklerin suçu. 


Kimono:H&M


Monday, November 11, 2013

Sabah erken.


 
 Demir'in sabahları beni erkenden uyandırmasına ara sıra bozulmuyor değilim. 
Ama çoğu zaman sabahın o erken saatinde zar zor açtığım gözlerimle gördüğüm bazı şahanelikler yüzümü hemen güldürüyor. 
Dünyanın gülen dişsiz en güzel damağı, biri çorapsız biri çoraplı iki pamuk ayak  ya da o saatte kimseciklerin olmadığı büyülü, masalsı bir iskele gibi.




Thursday, September 12, 2013

Geçmiş zaman.



Memleket olarak öyle büyük ve lüzumsuz acılar yaşıyoruz ki uzun zamandır, bireysel mutluluk kavramını da bu acılarla gömdük toprağa. Başka birinin canı yanarken, bizim ne gülmeye, ne sevinmeye, ne saçmalamaya ne de sadece öylesine yaşamaya hakkımız var. Sevinmek ayıp, blog yazmak ayıp, mutlu olmak, mutluluk paylaşmak ayıp gibi. Vicdan artık soyut bir kavram değil de, kaşlarını çatmış hep karşımızda oturan  kızgın yaşlı bir halimiz kadar gerçek. Her eksilen hayatla, her havaya kalkan el, çatılan kaş, öfkeyle titreyen sözcük, her akşam haberleri, her sabah gazetesi, mutlu olabilme yetimize bir darbe. Ne uğruna böyle debelendiğimizi anlasak belki acımız hafifler. Çünkü kovaladığımız mutluluk, bir ahşap kapı, kapıya sarkmış bir dal begonvil görüp sevinmek kadar basit ve yakın(dı).


Monday, August 19, 2013

Eli kolu bağlı.


Bebekli 5 günlük tatilimizden elimde hala paylaşmadığım fotoğraflar var inanmazsınız. 
Tatile anneyle beraber çıkmanın nimetleri hep bunlar. 
Yazıyı daha ikinci cümlede anneme bağlamayı başardığıma göre konuyu istediğim yere getirebilirim. 

Tamam, eninde sonunda çekirdek kadroya düşeceğimizi biliyordum ama annemsiz bu kadar eli kolu bağlı hissedeceğimi bilmiyordum.

Bütün annelerin yavrularına elini uzatsa dokunacağı mesafede yaşadığı bir dünya hayal ediyorum, acımı hafifletmek için de bir paket mini bademli magnum reca ediyorum^^ 


*Annecim, umarım bütün bu duygusallık  en azından bir çat kapı haftasonu ziyareti yapmana biraz motivasyon sağlıyordur^^

Etek:Zara, Atlet&Şapka:H&M, Çanta:Mudo

Monday, July 29, 2013

Geleneksel genis aile


"Nee anneyle tatil mi?Öyyyk!" ergen tribinden ne çabuk "Annemsiz tatil mi, hayıııırr!" moduna geçtim bilmiyorum. Ama iyi ki geçmişim. Çünkü henüz 3 aylık bile olmamış bebesiyle yerinde duramayan bir yay burcu anayı ancak kendi anası kontrol altında tutup dizginleyebilir. 
O sebeple ilk geleneksel geniş aile tatilimizi yaptık ve bu işten alnımızın akıyla çıktık. Yazıya anneme methiyeler düzerek devam etmek ve bundan sonraki hayatımın tamamında da annemi cebime taşımak istiyorum. Ama her istediğimizi her zaman elde edemiyorduk diye hatırlıyorum. 
Ve ben huzurlarınızdan ayrılırken, Hugh Laurie bu kez benim için söylüyor, You can't always get what you want.


Saçlarımın çirkinliğine anlam veremeyen okuyucuya özel not: Doğum sonrası kel anne sendromunun pençesindeyim. Değil saçlarımı şekillendirmek, taramak bile istemiyorum. Tutam tutam değil avuç avuç döküyorum saçlarımı. Kel kalmazsın korkma demeyin, bir çaresini biliyosanız bi elimden tutun lütfen.


Etek:Koton, Gömlek:Mango, Ayakkabı:Zara, Gözlük:Rayban, Çanta:H&M, Mekan:Balambaka Otel Alaçatı

Monday, July 22, 2013

Sakin Funda, sakin.


Çok daha zor çıkıyorum artık evden. Daha yavaş hareket ediyorum. Daha çok yüküm var yanımda. Ütüsüz gömlekle dışarı çıkıyorum mesela. Saçımı şöyle bir tutturuveriyorum. 
Ama bütün kokular çok daha mis, bütün dokunuşlar çılgınca kremalı, ayçiçekleri bile çok daha sarı. 
Benim bu halim ne olacak bilmiyorum. 
Sakineşemiyorum.