anaokulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anaokulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.10.2015

Okul mu Ayrılık Endişesi mi?



Çocukları ilk defa okula gidecek olan ebeveynler genel olarak hep aynı duygularla baş etmek zorunda kalırlar. Ve yine genel olarak ilk zamanlarda çocuklarının okula alışamadıklarını düşünürler. Oysaki okula alışmayan çocuk sayısı az ama ayrılığa alışmayan çocuk sayısı fazladır.

Sorun çoğu zaman okula başlaması değil annesinden veya ona bakan kişiden ayrılıyor olması. Çocuk sizden ayrı kalmak istemiyorum; çünkü orada adını bile bilmediğim garip duygular yaşıyorum diyemez de kısaca okula gitmek istemiyorum diye ağlar.  Aynı zamanda çocuk bebekliğinden beri en çok ilgili, sevgiyi ve tabir-i caiz ise ebeveynlerin yelkenleri suya indirdiği zamanları ağladıktan sonra yaşadıysa, okula başladığı ilk zamanlarda ağlamanın en iyi çözüm olacağını da bilir.

Aileyi de alır bir telaş çocuğum okula gitmek istemiyor; ve arkasından endişe, kaygı ve korku yaşamaya başlar. Bu çocuk hiç okula alışmamayacak mı, okula nasıl gidecek, doğru olan nedir? Bu kaygılar ebeveynlerin zihninde gibi durur ama tüm duygu ve düşüncelerin bir enerjisi vardır ve yarattığı enerji alanı; çocuklarda bu enerji alanlarını farketmekte ustadırlar. Ebeveynin bu kaygılı, endişeli ve yüksek stresli halleri çocukta da stres, kaygı, uyum bozukluğu, uyku bozukluğu ve nicesi olarak kendini gösterir.

Ebeveynler bu gibi durumlarla karşılaştığında kendi duygu durumunun çocuğa yansımış olma olasılığından çok yine konuyu okula bağlar.

Okula başlayan  ve ayrılık endişesiyle ilk kez tanışan çocuklar için ebeveynleri ne yapabilir:



1-Ritueller oluşturun.
Çocuğunuza okulla ilgili bilgi verin ve ona anlatın. Her sabah seninle uyanıp kahvaltı edeceğiz sonra seni arabayla okula bırakacağım ve ben de oradan işe gideceğim; sonra saat 15:00 gelip seni alacağım ve eve döneceğiz. Okulda arkadaşların olacak, öğretmenlerin olacak; okul da hem oyun oynayacak hem yeni şeyler öğreneceksin ve orası güvenli bir yer tatlım. 

Okula vardığınızda; çocuğunuz için en zor kısım size hoşça kal diyeceği kısım olacaktır. Burada seni seviyorum saat 15:00'de görüşmek üzere canım gibi hep söylediğiniz ve söyleyeceğiniz bir cümleyi söylemek, kısa ve net konuşmanız aynı zamanda sarılmanız oldukça önemli. Bu ritueli uzatmanız değil kısa tutmanız gerekli. 

2. Duygularınızı Farkedin ve İfade Edin.

Ebeveyn olarak  görevimiz çocuğumuzun güvenliğinden emin olmak. Elbette çocuğunuzdan ayrılmak bizim için de kolay değil; doğal olarak bizde endişe hissedeceğiz, bu endişeyi doğal karşılarsak, çocuğumuzun duygularını da doğal buluruz. Ve bunu ona ifade edebiliriz. "Canım şu an endişe hissettiğini biliyorum, bunu ben de hissediyorum, benden ayrılmak sana zor geliyor bunu farkediyorum, ama burada güvenlisin"  "Burada ağlayabilirsin ve öğretmenine sarılabilirsin ağlarken tıpkı bana sarıldığın gibi. Öğretmenin iyi biri canım"
Sizin endişeli olduğunuz yerde ve durumda çocuklarınızın hiçbir şey yokmuş gibi hareket etmesini bekleyemezsiniz. 

4. Öğretmenine Güvenin. 
Daima hatırlayın sizin güvenmediğiniz birine çocuğunuz da güvenemez. Siz çocuğunuzu öğretmenine  rahat bir biçimde teslim ederseniz, çocuğunuz kendini daha güvende hissedecektir. Hatırlayın; çocuğunuz ayrılık endişesi taşıyor, güven bu endişeyi en aza indirmeye yarayacak en önemli araç. 
Seni burada bekleyeceğim, hiçbir yere gitmiyorum gibi söylemleriniz; çocuğunuzun öğretmeniyle sağlıklı bağ kurmasını ve sınıfta durmasını zorlaştıracaktır; okulda bir süre durabilir ve gözlemleyebilirsiniz ama bunu çocuğunuzun bilmemesi gerekir.

En önemlisi çocuğunuz için doğru bir şey yaptığınızdan emin olun; ayrılık becerisinin gelişmesine ve sizden başka insanlarla sağlıklı bir bağ kurmasına fırsat tanıyorsunuz. Bu beceriler çocuğunuzun bir yetişkin olduğunda kendine yetebilmesine, başkalarıyla sağlıklı bağ kurabilmesine yarayacak beceriler olacak. 



8.09.2014

Çocuğunuzun Hayatındaki En Önemli Şey Mutlu Olması mı?



Modern ebeveynlerin hemen hemen hepsi çocuklarının  ileride ne olmasını istenildiği sorulduğunda, cevap olarak mutlu olsun da der; evet bir çocuğun mutlu olması, birey olarak mutluluğunu sürdürmesi şüphesiz ki çok ama çok önemlidir. Ben de genellikle böyle cevap veririm; Mutlu olsun!

Çocuğumuza da bunu aşılarız, mutlu ol, sen mutlu ol da... ve sonra hemen arkasından başarı gelir, başarılı olmasını isteriz, doğal olarak, bunu kim istemez ki çünkü başarılı olunca sanılır ki mutlu da olacak; tarih nice üstün başarılara sahip ama mutlu olamamış insanla doludur oysaki.

Harvard üniversitesi geniş çaplı bir araştırma yapıyor ve çocuklara onlar için en önemli şeyin ne olduğunu soruyorlar; çocuklar, gençler; en çok başarılı olmayı daha sonrada mutlu olmayı seçiyorlar, en düşük oy alan seçenekler ise; başkalarına yardım etmek ve adaletli olmak!. Hatta çocuklar ailelerinin birine yardım etmektense başarılı olurlarsa daha mutlu olacaklarını düşündüklerini bile ifade etmişler. 

Düşündüm; biz Aren'e en çok neyi aşılıyoruz evet mutlu olmasını her şeyin üzerinde tutuyoruz ama bir yandan başkalarına iyi ve saygılı olmasını da ciddi bir biçimde aşılıyoruz, yine de sanki başkalarına karşı nasıl olduğundansa mutlu olmasını çok üstün tutuyoruz gibi. Araştırma yazısını okuduktan sonra dank etti; Aren'e şunu öğretmeliyiz; başkalarına yardım edersen zaten mutlu olursun!. Bunu dillendirmeliyiz özetle; 

MUTLU OLMAK İSTİYORSAN MUTLU ET!


Her akşam okuma listesine koyduğumuz yandaki kitapta bunu anlatan güzel bir kitap. Bugün okullar açılıyor; çocuklarımız, tüm çocuklar okulda da mutlu olsunlar; bugün onlara okulda çok mutlu canım, arkadaşlarını mutlu etmeyi hatırla diyelim!.....


21.07.2014

Neden Okullu Olduk

Nerede kalmıştık; okula gitmemek için bin bir neden varken neden okula gittiğimizde öyle değil mi? 


Büyük şehirde yaşıyor olmasaydık Aren'i okul öncesi okula göndermezdim; bundan eminim. Şehir hayatları içerisinde doğal yaşama çabası bana oldukça traji komik geliyor; bunun sürdürülebilir olduğuna inanmıyorum, inanmadığım gibi henüz layığı ile gerçekleştireni de göremedim. Kimisi yemek konusunda doğal olmak çabasında; örneğin ben marketten asla sebze meyve almam diyor ve pazardan alışveriş yapıyor; lakin büyük şehirde pazarcının ve marketçinin meyve sebze aldığı hal aynı. Kimisi ben araba kullanmam, apartmanda da oturmam diyor; lakin kullandığı toplu taşıma aracı veya kendine özel bisikletinde de arabaların salmış olduğu gaza maruz kalmış oluyor. Büyük şehirlerde kontrol ve sürdürülebilirlik sorunu var; kim ne derse desin. 

Büyük şehirde bahçeli bir evde oturmanın da doğa ile iç içe olmak olduğuna ve çocuğun gereksinimi olan doğal yaşamı tam anlamıyla karşıladığına inanmıyorum; müstakil evinin etrafı duvarlarla çevriliyse; komşularının hiçbirini tanımıyorsan, veya çocuklar bir araya geldiklerinde ipad'le bahçede vakit geçiriyorlarsa o zaman doğalarına uygun yaşamış olmuyorlar. 

Daha önce bir yazımda yazmıştım; çocuğunu büyüttüğün ortamın içerisinde ayrık otu yapmayacaksın; çocuklar bundan fazlasıyla yara alıyorlar ve sen hayrına olsun isterken işler tam tersi oluveriyor. Önemli olan benim için çocuğumun farkında olarak büyümesi. Bu nedenle okul olayını fazla ciddiye almamasını sağlayacağım; çünkü bizim için özellikle anaokulunda gösterdiği başarının hiçbir anlamı yok; böylesi bir rüzgara kapılmasını da engellemeyi düşünüyorum. Şimdiden ona oraya bir çok yaşıtıyla oyun oynamak için gittiğini söylüyoruz. 

Aren'in etrafında çocukların hemen hemen hepsi ya okula gidiyor ya da gidecek; bu sene okula göndermeseydik eminim seneye onlar gidiyor ben neden gitmiyorum diyecekti; böylesi durumlarda ailelerin sadece yetişkinlerin anlayabileceği mantık ve düzeyde çocuklarına yaptıkları açıklamaları da son derece gereksiz görüyorum. Şöyle mi diyeceğiz; çocuğum okula gitmek senin yaratıcılığını ve özgürlüğünü engelleyecek bir şey o yüzden doğru bulmuyoruz ve seni göndermiyoruz. Çocukta peki anneciğim tamam o zaman mı diyecek. 

Küçük şehirlerde okula ihtiyaç yok; çünkü çocukların bir çoğu gitmiyor ve sokakta fazlasıyla vakit geçiyorlar. Sosyal çatışmayı sokakta öğreniyorlar; doğal ortamlarında, doğal arkadaşlık çerçevesinde. Paylaşmayı da aynı şekilde öğreniyorlar; doğal ortamlarında her şeyi kendi doğası çerçevesinde öğreniyorlar. 

Aren'i okula göndermeye karar vermemizin yegane sebebi sosyal çatışmayı öğrenmesi gerekliliği; Aren bunu apartmandaki 4 arkadaşı ve görüştüğüm hem de sıklıkla görüştüğüm kendi yaşıtlarının da olduğu arkadaş çevresinde öğrenemiyor olması. Sosyal çatışmayı öğrenmesinin hayatında önemli bir yeri olacağına inanıyorum. 

Okul seçerken dikkat ettiğimiz noktalar şunlar oldu; 

Okulun bahçesi olması ve bu bahçeye çocukların yaz kış yağmur çamur güneş çıkartılıyor olup olmadıkları,

Okulun konumunun ve binanın çocuklara uygun olup olmaması,

Okulun bir derneğe bağlı olması, böylece muhattabınız sadece okulun kendisi olmuyor ki bence bu oldukça mühim,

Öğretmenlerinin  deneyimli ve okulundan mezun olmuş olmaları; stajer öğretmenlerin sınıf öğretmeni yapıldığı okulları ne etik ne de yararlı buluyorum,

Okulun yabancı dil adı altında nasıl bir eğitim verdiği; seçtiğimiz okulda yabancı dil öğreten öğretmenler Türk değil, Türk olanlar da Türkiye büyümüş değiller; aynı zamanda çocuk gelişimi okumuş öğretmenler ve her daim sınıfın içerisindeler; İngilizceyi öğretmiyorlar işin doğal akışında çocukların kulaklarının alışmasına vesile oluyorlar; yani öğrendikleri yabancı dil bir anlamda diğer anadilleri oluyor, 

Kendilerini sanatla öğreten okul olarak tanımlıyorlar; haydi bakalım şimdi mevsimleri öğreniyoruz gibi bir uygulama yok. 

Velhasıl; okul okuldur burası net, kattıkları olduğu gibi çocuktan götürecekleri de olacaktır; ama büyük bir şehirde yaşamayı seçtiysek veya seçmediysek böyle geliştiyse ama yine de bunu sürdürüyorsak ve hayattaki en önemli şey sürdürülebilirlik ve yaşadığın yere uyum sağlamak ise, okula gitmesinin  gerekli olduğu fikrine vardık. Uyum sağlamak demek; içinde yaşadığın kutunun formuna bürünmek değil, bir kutunun içinde olduğunu bilmek demekten öte de değil benim için. 

Bir yanım ciddi manada üzülürken bir yanımda yukarıda yazdıklarımın ışığında doğru bir karar verdiğini söylüyor.... 


15.07.2014

Okula Gitmemek İçin Milyon Neden Varken Okullu Olduk


What We Learn Typographic Print. Education Art. Quote About Learning. Gift For Teacher Appreciation. Classroom Decor. Classroom Wall Art.


Okula gitmek konusunu teraziye koyduğumda ağır çeken taraf hep okulun dezavantajları oluyor; teraziye zaten Türkiye'de okula gitmek başlığını koyduğun anda avantajlarının ağır çekme olasılığını ortadan kaldırmış bile olabilirsin. 

Böyle düşünürken neden okullu olduk onu da yazacağım; özellikle ilkokul öncesi neden gidilmesinin çok da gerekli olmadığını, benim için en önemli nedenlerini  yazayım, şöyle bir içimi dökeyim istedim. 

Çocuklar 6 yaşına kadar evet o kadar uzunca süre kendilerine söylenen şeylerin doğru& yanlış olarak değerlendiremiyor;  öz-saygı ve öz-güvenlerini bu yıllar içerisinde kendilerine söylenilenleri doğru kabul ederek oluşturuyorlar.Çocuğun temelleri ailede atılıyor ve okula erken başladığında temelde okulun da izleri oluyor. Hiçbir ebeveyn okulda tam olarak çocuğuna ne söylendiği ve çocuğun söylenenler karşısında nasıl hissettiğini bilemez. İşte bence en baba nedenlerden biri, okula erken gitmenin gereksiz ve hatta gidilmemesi gerekmesi üzerine bu. Öyle 1-2 saatini geçirdiği yer değil çünkü haftanın 5 günü belki evden bile çokça vakit geçirdiği bir yer haline geliyor okul. 

Kendinizden yola çıkarak şöyle düşünebilirsiniz ki ben böyle düşünüyorum; ne kadar bilinçli bir ebeveyn olmaya çalışsam da, okusam, seminerlere gitsem de içimdeki annem & babamın uyandığı ve doğru bulmadığım davranışlarım oluyor ve kalıplaşmış inançlarım. Çocuğun baş rollerde olduğu mesleklerde profesyonellik bir yere kadar; anaokulundaki öğretmenlerinde kendi çocukluğundan getirdiği kalıplar ve anlayışlar var; işin okuluna gidip doğrusunu öğrenmiş bile olsa bilmediği ve hatta bilinçli bir halle yapmasa dahi içindeki o kalıplaşmış duygu ön plana çıkabilir ki çıkıyordur da; bu noktada, çocuğunuzda hoop ailesi dışında da fazlaca vakit geçirdiği yerde ve kişiden etkileniyor ve o kişinin doğrusu birden bire çocuğun doğrusu olabiliyor. Çocukların ilk yıllarda pusulası ailesi olmalı diye düşünüyorum; bu yüzden yürüdüğü yolda daha çok anne & babasının ayak izlerine rastlamalı. 

En az bunun kadar önem verdiğim hatta çokça önem verdiğim bir başka sebep ise; 


Doğuştan yaratıcı, doğuştan özgür ve doğuştan sınırsız düşünebilen bir varlıkken çocuk, okul işine bulaştığı anda yaratıcılığı, özgürlüğü ve hayal kurma sınırsızlığı birden bire sınırların içerisine giriyor; birden bire düşünmenin bile belli kuralları olduğunu öğreniveriyor.  Ve işin en absurd olan kısmı nedir biliyor musunuz? Birer yetişkin olup çalışmaya başladığınızda sizden "out of box" yani kutunun dışında düşünebilen biri olmanız beklenir oysa tüm eğitim hayatınız boyunca size öğretilen tam aksidir; en yaratıcı en "out of box" düşünceyi besleyen eğitim sistemlerinde bile "box" yani bir kutu mevcuttur. Oysa yaratıcılıkların, özgürlüklerine ve sınırsız düşünce biçimine el değmemiş çocukların hayatlarında "box" yani kutu yoktur! Çocuk olmanın şahaneliği buradan gelir bir kutunun olmamasından

İşte; ben çocukların mümkün olduğunda "kutu"nun dışında tutulması gerektiğine inananlardanım. Bir kez ayağının biri en harika kutunun içine bile girdimi mutlaka diğer ayağını da kutunun içine sokarsın evet kutunun ağzı açıktır bazı eğitimlerde, kafan dışarıdadır ve çok şükür ki görebilirsin etrafını ama yine de ayakların o güzel kutunun içindedir! 

Peki o halde neden okula başladığımızı, hangi okula gönderdik bu da bir başka iç dökme yazısı olacak elbet; takipte kalınız, merak iyidir:)

20.12.2013

Mit'ler ve Annelik

Evrimsel tarzda çocuk yetişiren bir kadının yazısını okudum, kendim yazmış gibi geldi. Yazının anafikrinden yola çıkarak da aşağıdaki yazıyı yazdım.  Evrimsel tarz da ne demek derseniz aslında "atachement parenting.

Çocuk yetiştirmekle ilgili ciddi mit'ler var; dahası bu mitleri destekleyen araştırmalar, doktorlar ve daha nicesi. Kimi yaşanan bu mit'leri destekliyor kimisi de mit olduğunu kanıtlıyor.Ve ben de bir çok bu mite inandım, dahası kandım ve yaşadıkça mit olduğunu gördüm. 

2,5 yaş annesi olarak artık şundan kesin olarak eminim: Çocuk yetiştirirken bakacağın, dinleyeceğin, izleyeceğin tek yol çocuğun. Kitap oku, hiçbir bilgiden eksik kalma ama tüm o bilgiler senin ana öğünün olmasın, aperatiflerin olsun. 



Beraber Uyuduğumuz İçin: “Asla kendi yatağında yatmayacak ”

Ehhh berbaer uyuyup da bu cümleyi duymayan var mı? Yazarda bunu defalarca duymuş; kızı 3 yaşında ve hala beraber uyumaktan oldukça keyif alıyorlarmış. Yaar, üniversiteye kadar mutlaka kendi odasına geçmek isteyeceğini düşünüyor :) Ve hatta bir kardeşi olursa kesinlikle odasına geçeceğine inanıyor. 

Bizdeki durumda bu; aynı yatakta yatmıyorum bizim odamızda kendi yatağında yatıyor. Erkek çocuk aman dikkat lafını çok kez duydum. Sex hayatımızı merak eden, alttan alta nasıl yani çocuğun yanında mı sevişiyorsunuz demek isteyen çok oldu; ne kadar hayal gücünden yoksun insanlar öyle değil mi? Yatak ve sex ne kadar özdeştirilmiş; Güray ve ben hayal gücü geniş insanlarız, korkmayın sakın olun herşey yolunda hala deliler gibi sevişiyoruz demek isterdim, demedim :) Herşey yolunda deyip geçtim. 

Bizim hiçbir sürecimiz bizi zorlamadı, emziği kendi bırakmak istedi, memeyi kendisi bıraktı ve daha nicesi. Bu akşam eve gittiğimde Arenciğim odanda yatıyorsun dersem itiraz etmeyeceğinden adım gibi eminim. Bu ondan çok benim bizim ihtiyacımız. Çalışıyorum ve uykudaki ilişkiye de inanıyorum. Gözünü açtığında beni ve babasını orada görmenin ona güven verdiğini, aynı odada birlikte uyumanın yaydığı enerjinin güzelliğinin hepimizi olumlu etkilediğini bizzat görüyorum. uykudayken öpmenin, sarılmanın, ona güzel sözler fısıldamanın gücüne %100 inanıyorum. 

Zamanı gelince allahşakına beni bir rahat bırakın ya odamda uyuyayım diyeceğini de biliyorum. Sezgilerime sonsuz güveniyorum, buna henüz tam olarak iki tarafta hazır değil. Ve mitlere asla inanmıyorum bu konuda. Kİmseye de bak benim yaptığım doğru sen de yap demedim. Bu bizim ailemiz için doğru, biz böylesini istiyoruz dedik. Ama aynı saygıyı bir çok insandan göremedim. 

Danıştığım ve fikrini aldığım, Aren'i gözlemleyen hiçbir uzmanda yatakları ayırın; çocuğunuzdaki belirtiler bunun yanlış olduğunu gösteriyor demedi. Psikolojik anlamda binlerce kere şkürler olsunki sağlıklı bir evladım var. 

İlk Bir Yıl Anneye veya Babaya Yapışık Yaşadığı İçin: “Ayrılma tramvası yaşayacak; hiçbir zaman yanınızdan ayrılıp keşfetme dürtüsünü kullanmayacak"
Aren doğduğu andan itibaren hep kucağımızda, göğsümüzde ve hatta sling ile  bize yapışık haldeydi. Hastane bile zorunlu haller dışındaki ya yanında gittim ya Güray'ı da gönderdim, ne bebek odasında kaldı ne de testlerde. Doğduğu anda ciddi kanamam olduğu için bayılmadan 2 dk önce güray'a hemen yanına git ve konuş onunla dedim; sonrasında benim işlemlerim bitti göğsüme yatırış o yatırış. 

İstinasız her tebriğe gelen ve ailem dahil bu kadar kucakta tutulmaz çocuk dedi; dinledik mi? dinlemedik elbette. Her çocuk bir dönem ayrılma tramvası yaşar; ister kucağınızda büyütün, ister büyütmeyin. Bunu her sağlıklı bağlanan çocuk yaşar. 

Aren 2,5 yaşında; bir ortamda arkasına bile bakmadan gider; keşfetme dürtüsünü sonuna kadar kullanan bir çocuk. Kendine güveni o kadar fazlaki cahil cesareti diyebilirsin, misal; bakkala kendisinin gidebileceğine inanıyor: Şudan in şudan geç işte bakkal, giderim anne giderim diyor :)

Pek çok zaman bizim de ona eşlik etmemizi istiyor ki bu harika bir şey; ailesiyle vakit geçirmek istemekten, paylaşmaktan daha güzel ne olabilir ki. 

Yazarın 3 yaşındaki kızı da böyleymiş; okula giderken el sallayıp annesini salıveriyormuş. 

Anaokula gitmeyip, evde kaldığı için: “Diğer çocuklarla sosyalleşmeyi bilemeyecek”

Aren de anaokuluna gitmiyor, gitmeli mi hala şüpheliyim ama gidecek. Maşallah sosyallik dedin mi aklına Aren gelsin; bir ortama girdi mi çekinir, biraz utanır ki bunun iyi ve güzel bir şey olduğuna inanıyorum. Etrafını gözlemler ve eğer ortama ve oradaki insanlara güvenirse tamamdır; iişte çılgın Aren karşınızda. Son yazdığım yazılardan biri olan Teknoloji İçin Hiçbir Zaman Geç Değil yazıma Çokbİlmiş çok önemli bir yorum bırakmış; çocukların anaokulunda da sosyalleşemediğine dair; niye mi çünkü hep müdahale ondan, aman birbirlerine vurmasınlar, aman birbirlerinin ellerinden bir şey almasınlar; başlarında hep bir öğretmen ve hep bir engelleme, ders verme halleri. 

Okula karşı değilim ama evde büyüyen bir çocuğun da en az okullardaki kadar sosyal olacağına inanıyorum; hele de geniş ve büyük bir aileye sahipse. 

Her İstediğinde Emzirdiğin İçin: "Arsız, her istediği olsun isteyen bir çocuk olacak"

Bebekler neden emmek isterler; çok net 3 sebebten: açlık, rahatlama isteği, yakınlık. Ve ben bu her 3 isteği de karşılamakla yükümlüyümdür çocuğum olduğunda. Aren'i her istediğinde emzirdim, emzirmeyi bitirmemize yakın ciddi emme delisi bir çocuktu; peki n'oldu? 1 günde şak diye bitirdi, ben şoka girdim o hayatına kaldığı yerden devam etti. Şimdi nasıl bir çocuk; arsız ve her istediği olsun diye kıçını yırtan bir çocuk mu? Asla değil. Sınırlarını bilebilen ama elbette bu sınırları sonuna kadar zorlayan biri. Elbette herkes istediği herşeyin olmasını ister, olmayınca ağlayabilir, sinirlenebilir ve somnunda başa çıkmasını öğrenir. 

Aynı zamanda uzun süre sadece anne sütü alan çocukların, beslenme sorunu olacağına; ek gıdayı sevmeyeceğine ve benzerine inanılır; oysaki örneğin ilk 1 yıl sadece anne sütü alıp, bebeğin kendi isteği ile, sonrasında gayet iştahlı çocuklarda var; yazarın kendi kızıda böyleymiş. Ben bu yaklaşıma sıcak bakan biri değilim; ama insanların tercihine saygılıyım! Böyle bir mit'e de inanmıyorum. 

Yeni bebek sahibi olacağına tek tavsiyemdir: bebeğinizi her istediğinde emzirin!


Sling Kullandığın İçin: Çok geç emekleyip çok geç yürüyecek!

Her yeni anneye tavsiyem hemen sling almasıdır. Sling hayat kurtarıcıdır ve son derece sağlıklıdır. Arende her türlü slingi kullandım ve çok rahat ettim; en son 2 yaşına gireceği zaman yurtdışı seyahatimizde Boba kullandık ve çok rahat ettik. Aren 6 aylıkken emekledi 10,5 aylıkken yürüdü. Sling bebeklerin karın kaslarını da güçlendirir; değil yürüme ve emeklemeyi ertelesin, hızlandırır bil. 








Emerek Uyuduğu İçin: "Asla Kendi Kendine Uyumayı Öğrenmeyecek"


Uyku ah uyku! Uyku eğitimine asla inanmayan biriyim; ama ben yaptım oldu diyorsanız; çocuğunuzun uyuyacağı varmış, oturttuğunuz düzen de işe yaramış diyeyim. Eğer tercih ettiğiniz sistem ağlatmaksa çok üzgünüm ama çok hatalı bir şey yapmışssınız; çocuğunuzun beden haritasına inanılmaz olumsuz bir durum eklemişsiniz; bir bebeğin ağlaması ve karşılığında yanında kimseyi bulamaması yoksunluk ve güvensizlik hissinden başka bir şey değildir. 

Biliyor musunuz bu yöntemle büyüyen çocuklar; birer yetişkin olduklarında beraber oldukları insanları hep kaybeeceklerini düşünür ve sürekli arayan insanlardan olurlarmış. Bakınız ben! Annem bana böyle bir uyku eğitimi vermiş ve evet ben kocam 5 dk geç kalsa felaket senaryoları yazan, telefona sarılan ve panik atak yaşayan biriyim! 

Çocuklar 2'y ayrılırlar uyku konusunda: uyuyanlar ve uyumayanlar!. Uyuyan bir çocuk şanstır, güzel bir şans. Elbette etkileyen çok fazla ebeveyn tarzı var. Ama uyumayacaksa uyumaz. Bunun emzirmekle, onunla bununla hiçbir alakası yok. 

Aren 19 ay boyunca memede uyudu, bıraktığı gün sorunsuz bir biçimde uyudu!. 

Uzun lafı özü; mit'ler daima olacak ve anne olarak çok kez duyacaksınız; her duyduğumuza inanmamak lazım öyle değil mi! 

Okuyun çok okuyun ama sadece yazılana değil yazılanın kalbinizle buluştuğuna inanın. 

Asıl rehber önce çocuğunuz sonra kalbinizdir!



29.08.2013

Anaokulu Şart mı?


Kendim sordum, kendim cevap veriyorum; anne evdeyse kesinlikle şart! Yok, anne çalışan anne ise gerekli olabilir ama çok şart gibi gelmiyor bana; yani duruma göre değişir. 

Anne evdeyse niye şart; çünkü annenin de bir canı var, sabahtan akşama; evi mi düşünsün, kocayı mı düşünsün, çocuğumu düşünsün, hani, kendini pek düşünecek vakit zaman yok da, işte kendini mi düşünsün. Düşün düşün işin içinden çıkamayacağı için ve her birine yarım yamalak el atacağı için en iyisi çocuk 2 yaşına gelince bir anaokuluna gitsin de, anne de en azından bir işin ucundan tam tutabilsin; rahat bir tuvalete girip çişini yapsın, duşta uzun kalmak ne demek, telefonda konuşmak ne demek, Tv seyretmek ne demek ve en önemlisi bir alışveriş merkezinde avare avare dolaşmak ne demek tekrardan hatırlayabilsin. 

Aynı zamanda çocukta bir rahat etsin; dur evladım of evladım, olmaz evladım diyen bir anne başında olmayacak. Sürekli aynı kadını ve insanları görmekten de kurtulmuş olacak; yeni şeyler öğreneceki yeni insanlar tanıyacak ve daha bir sürü olumlu şey. 

Neyse sevgili okur; gelelim çalışan annenin durumuna. Anneanne&babaanne değil de çocuğun iyi bir bakıcısı var ise anne zaten anaokuluna harcayacağı parayı bakıcıya veriyordur, üzerine bir de iyi bir anaokuluna gönderirse, neden hergün makarna yiyorsunuz, bu evde sadece patates mi haşlanıyor diye sormayın lütfen!  Ee diyelimki çocuk geldi 2 yaşına bakıcıyla yolları ayırıp anaokulu ile hayatlarını birleştirmeye karar verdiler; o zaman şunları iyi düşünmek gerekiyor:

*Bu çocuğu her gün okula kim bırakacak? Servis olmayabilir; servisi kaçırabilir. Anne baba işe yetişmek durumundadır, baba iş seyahatinde olabilir, anne de olabilir. 

*Okulun açılış saatiyle sizin işte olmanız gereken saat aynıdır veya okul geç açılıyordur? ee napıcak çalışan anne&baba?

* Drınn drınnn Tüten hanım Aren'in biraz ateşi var, kustu da gelseniz iyi olabilir. Peki tamam. Oysa Tüten'in işi okula 2 saat uzaklıktadır üstelik daha geçen hafta Aren için işten 2 kez izin almıştır; bir daha izin alacak yüzü yoktur. Babayı arar; bana İstanbul dışında toplantıya gitmiştir. Anneanne de gidemez. Ehh ezilir büzülür tekrardan izin ister veya okulu arar ee şey siz calpol verin ben saat 5:30 oradayım der. Özetle çocuk hasta olursa, yardımcı da yoksa ki, paso hasta oluyor anaokuluna başlayan çocuk, kim gidip okuldan alacak çocuğu. 

* Çocuk bir sabah kalkar gitmeyeceğim diye tutturur; okul bu resmi tatil anlayışları farklı,  takvimler farklı, o gün kapatacakları tutar, erken kapatacakları tutar, mesela kar yarar; patrondan e-mail gelir, ana yollar açık lütfen şirkete gelin diye; ee anaokulundan telefon gelir; malesef okul bugün kapalı diye; o zaman nolucak. 


Velhasıl bu listeyi şu deneyimsiz halimle bile oldukça uzatabilirim; ama tadında bırakmaya karar verdim :) Çalışan annenin yardımcıdan vazgeçip anaokulu ile yollarını birleştirmesi evlilik kararından bile zor bence :) Hatta bir yandan boşanma kararı alıyorsunuz bakıcınızı bırakarak, diğer yandan daha boşanmanın acısını atlatmadan, yeni bir evliliğe imza atıyorsunuz. Zor dostum zor!


Tüm bunların dışında son zamanlarda kendime bu soruyu çok soruyorum; Anaokulu bir çocuk için şart mı dahası tek alternatif mi diye. Sosyalleşmek ise amaç; çocukların gerçekten tek sosyalleşebildikleri yer anaokulu mu? Amaç birşeyler öğrenmek ise, anaokulunda öğrenilen pek çok şeyi gerekli görmüyorum. Yaşıtlarıyla bir araya gelmek ise, başka ortamlarda da bir araya gelebiliyorlar. Düzen, disiplin ve benzleri ise, bunlara da çok inanmam. İlkokula daha kolay alışmak ise, sahi daha mı kolay alışıyorlar? Belki de anaokuluna gitmediği için okulu daha çok sevecek, daha çok heyecanlandıracak onu olamaz mı? 

Şuna da inanıyorum; çocuklar belli bir süreden sonra evde, dışarıda her yerde sıkılıveriyorlar; anneden babadan veya ona bakan kişiden bazı şeyleri öğrenmeyi de reddediyorlar; kaldı ki, ev okulu olayına da sıcak bakmıyorum, bir annenin veya bakan kişinin sürekli çocuğa haydi şu etkinlik bu etkinlik demesini ve birşeyler öğretme çabasını da doğru bulmuyorum. Anneanne&babaanne bakıyorsa en enerjiğinin en ilgilisinin bile enerjisi ilgisi yetmiyor; eee kızım sen ne bekliyorsun bir anaokulundan diyorsanız; vallahi ben başka çocuklarla biraraya gelsin ve oynasın istiyorum. Farklı oyuncaklar, oyunlar görsün kısacası eğlenceli vakit geçirsin, bu kadar basit bir şey bekler ve isterken ben; anaokullarını daha fazlasını daha fazlasını veriyoruz halleri benim için trajikomik. Tek ayak üstünde şiir okumasını öğretiyoruz, off bir yemek yemesini öğretiriz ki çocuğunuzu ingiliz kraliyet okulları kapışır:)




Aren'i 3 yaşından önce göndermeyi zaten düşünmüyorum; yardımcımız anaokulu öğretmeni ve Aren'in etrafı kalabalık, kendi yaşıtlarıyla gün boyu vakit geçirebiliyor; kafama göre bir anaokulu evimin civarında yok,  içimin sindiği anaokulları evime ciddi uzaklıkta ve ciddi maliyette. Cumartesi günü Kindyroo götürüyorum ve bu sene h.içide oyun grubu ve benzlerini denemeyi düşünüyorum; sadece bu yöntemle olmaz mı, deneyimli anneleri dinlemeyi, fikirlerini almayı çok isterim. Özellikle çocuğunu anaokuluna göndermemiş olanların hikayesini çok merak ediyorum. 



Bu arada bir yandan da benim ne istediğim ve seçtiğim önemli mi diye de düşünüyorum. Arenin ne beklentisi var veya gitmeyi ister mi onu da bilemiyorum. Misal; apartmanımızın 2 yanındaki anaokuluna versem belki de çok mutlu olur ama bahçesi ufacık ben eledim; evime yakın başka meşhur anaokulları da var; ama yok yıl sonu gösterisi, yok bilmem nere ziyareti, haydi mevsimleri öğreniyoruz halleri, anneler gününde çocuğa annesi için hediye yaptırmaları, abuk subuk şiir ve şarkı öğretmeleri gibi şeyler beni fazlasıyla sıkacak ama kimbilir Aren belki de bunlardan zevk alacak.
İşte bazen de diyorum ki; benim bu doğru bulmadığım eğitim halleri çocuğumu gerçekten etkiler mi, gelişiminde izler bırakır mı? Kaldı ki bu okullara gönderen ailelerin çocuklarında hep mi bir eksiklik, yanlışlık var; hiç sanmıyorum. Belki de en doğrusu evimin 2 yan apartmanındaki anaokuluna göndermektir de, ben hala başlangıç noktasındayım; anaokulu şart mı arkadaş?