TUZLU EKMEKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TUZLU EKMEKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Şubat 04, 2010

Hecha Dökme Demir Tencerede Ekmek....


Eşimle senelerdir bir hayalimiz var: Bahçesinde taş fırın olan bir ev.


Son 3 senedir bahçeli bir evde oturarak hayalin önemli bir kısmını yerine getirmişiz gibi gözüksede evin sahibi değil kiracısı olmamız nedeniyle işin fırın kısmı hala hayal gibi gözüküyor.


Olsun varsın, bir gün gelir o da olur.


--


Geçenlerde bir mail aldım. Dökme demirden tencereler yapan bir Türk firmasından.


Maili atan firma sorumlusu, bana ısıyı homojen bir şekilde dağıtması nedeniyle bariz lezzet farkı yarattığını anlattığı tencerelerinden bahsetmiş, denemek isteyip istemediğimi sormuş.


Bir süre maile cevap veremedim. Eğer olur dersem bana gönderilecek olan tencere ile yapacağım denemeden memnun kalmama ihtmalini düşündüm. Bu durumda içimdeki sesi susturamaz, doğruyu anlatırdım ama yapılmış jest karşısında da ezilirdim. Ancak firma sorumlusu oldukça emin ifadeler kullandığı için bir denemek istedim.


Onlar bana gönlümün kabarık bir ekmek mi, yoksa yassı bir ekmek mi yapmaktan yana olduğunu sordular. kabarık dedim. Ona göre bir dökme demir tencere (mini cook) bir kac gün içinde elimdeydi.


Tencerem elime geçinceye kadar dökme demir tencereler üzerine yaptığım araştırmalar açıkçası biraz içimi kararttı. Kimi zaman denizden geçen, kimi zaman çayda boğulan bir insan olarak tencerelerin ilk kulllanımdan önce yağlanıp saatlerce fırınlanacak olması her nedense içimde bir endişe yarattı. Öyle ya, saatler süren bir yoğurma, kabartma, tekrar yoğurma işlemi içeren bir ekmeği yapmaktan yana bir üşenmişiliğim yoktu ama, armut piş ağzıma düş durumlarına alışmış zamane tüketicileri olarak elime gelen bir aletin kullanıma hazır olmasını beklerdim.


Büyük bir heyecanla paketimi açıp da "Tüm Hecha ürünleri hijyenik koşullarda kullanıma hazır olarak paketlenmiştir" yazısını okuyunca üzerimden bir yük kalktı.


Hemen kolları sıvadım.


Kitabımdan rasgele bir sayfa açtım (sayfa 37) karşıma irmikli ekmek tarifim çıktı. Ekmek makinesinin hamur yoğurma programında yarım saat kardırdığım malzemeleri 1 saat kadar dinlendirdim, sonra tekrar yarım saat kardırdım. Ardından alıp mini cook tencereme koydum.


Tencerenin içinde de 2 saat kadar kabarmaya bıraktığım ekmeğimi fırına verip gerekli sürenin (kabuk rengine göre ayarlanan) sonunda çıkardığımda rejim mejim diye bir şeyin kalmayacağını anladım...


Sonuç tamamen dürüstçe söyleyebilirim ki mükemmel. Hani bahçemizde taş bir fırın olsa tahmin ediyorum sonuç aynen böyle olurdu. Yeni tenceremi gerçekten de çok sevdim, işte o yüzden yıkayıp kurulayıp (dökme demir tencerelere paslanmasınlar diye iyi bakmak gerekiyor), bir de tabir- i caizse sevip okşayıp yerine kaldırdım.....



Malzemeler:


1 kap su

1 kaşık zeytinyağı

1 çay kaşığı şeker

1 çay kaşığı tuz

1,5 kap un

1,5 kap irmik

1,5 çay kaşığı instant maya









Pazar, Ekim 14, 2007

SABONİS'e ekmek


Tarihler 2007'nin yaz sonunu gösterdi göstereli okullu bir çocuğun annesi olma statüsünü eklemiş durumdayım uzayıp giden hayat listeme.

Her yaklaşmakta olan statü gibi bu statü de alanda tecrübeli kişiler üzerinde bir nevi "arıya bal kokusu etkisi" yarattı.. Veee

kreşler ve akran arasına karışıp "hapşu"ydu-"tıksı"ydı bilumum alt-üst solunum yolu enfeksiyonu ile tanışan bebeler üzerine bin bir hikaye dinledim o zaman- bu zaman.

Heyhat
gel zaman git zaman
hikayeler "rivayet" alanından indiler, benim gerçeğime dönüştüler.

18 gün içinde 2si gece yarıları acil kapılarında olmak üzere 5 ayrı hastane ve doktor ziyareti şeklinde hayatıma "renk!" kattılar.

Hikaye basitti.
Kreşte nezlelerin sonu gelmemekteydi.
Nezle demek tıkalı bir burun,
tıkalı bir burunsa ortakulakta mikrop birikimi demekti.

Olur mu canım demeyin?
Bana yaptığım bütün araştırmaları dökümletmeyin :)
Size verebileceğim en özet bilgi (anladığım bilgi ya da) şudur...

Yaş küçük e o halde burun ile kulak arasındaki bağ olan östaki borusu da küçük.
Üstelik bu kadarla da kalmıyor bir de dik duruyor kerata. Böyle olunca da borunun berisinde kalıyor mu mikroplu bir saha.
Bekle ki çocuk büyüsün, östaki uzasın ve yataylaşsın sonunda... İste o zaman istediği kadar tıkansın burun. Yok bir dert- yok bir sorun.

İste bundandır blogumu ihmal edişlerimin bir hayli uzaması dostlar.

Önce işe girmem, sonra annelik görevleri..
Ama elimde deneysel ama affettirici bir tarif var.
Boyu aya kadar :)

SABONİS'e

(80'lerin sonunda esen basketbol fırtınası, o günleri ilk gençlik yılları olarak yaşayan ben ve arkadaşlarıma Sovyet basketbolcu Arvidas Sabonis'i tanıma fırsatı vermişti...
Ben bir de ekstradan hayrandım da bu 2 metre 22 santimlik adama.
O zamanların hatrına hayatımda pişirdiğim en uzun ekmek olan bugünün ekmeğini SABONİS ekmeği olarak adlandırıyorum. Sanırım Sabonis'in annesi gibi ben de bu ürünün - çocuk veya ekmek- nasıl olup da bu kadar uzun olabildiğini bilmiyorum)

1 kap ılık süt
1 yumurta (oda sıcaklığında)
1 küçük haşlanmış patates (parçalara ayrılmış)
3 kaşık zeytinyağı
1 yemek kaşığı şeker
1,5 çaykaşığı tuz
3 kap un
1 tatlı kaşığından biraz fazla instant maya

(temel ekmek ve inanmayacaksınız ama küçük somun ayarı)
NOt: Makine hamuru yoğurma aşamasındayken gözünüze hamur çok kuru gelirse çok az süt ekleyebilirsiniz)
Not2: Ekmegin yanında duran fincan kahve fincanıdır.

Cumartesi, Eylül 08, 2007

Tenor Ekmeği

Madem sevdiniz, bigalı tariflere devam.
Üstelik önceki seferden hazırladığınız bigadan bir kullanımlık kadar biganız artmıştı. Biganın buzdolabındaki ömrünün 1 hafta olduğunu geçen seferden biliyorsunuz. Süre dolmadan ikinci tarifi vermem biraz bu yüzden.

Ayrıca bir başka nedenim daha var.
Biliyorsunuz biga bir İtalyan ön-mayası. İtalya deyince aklımıza gelen yüzlerce kavram ve isimden birisi elbette Pavarotti.
Dünya üzerinde bir çok insana ariaları – operayı sevdiren Pavarotti eşsiz sesinin yüzlerce kaydını insanlığa hediye ettiği 72 yıllık bir yaşamın ardından aramızdan ayrıldı.

Pavarotti çoğumuzun karşısına ilk defa bundan tam 17 yıl önce, yani 1990 yılında İtalya’da gerçekleştirilen Dünya Futbol Kupasın’da çıktı.
Kupa’nın açılış töreninde Puccini’nin Turandot Operası’nın final parçası Nessun Dorma’yı seslendirerek kitleleri büyüleyen Luciano Pavarotti bir gecede opera dünyasının dünyaca bilinen popüler yüzlerinden biri olmuştu. Kendi adına elde ettiği bu kazanç kitlelere kazandırdığı aria dinleme mutluluğunun yanında hafif kalır diye düşünüyorum.

Pavarotti ile tanışmam 90’ların başında bir yılın yazının bittiği günlere denk gelir. O günden hatırladığım detaylar İstanbul’dan gelen tanıdıklarımıza Çeşme taraflarında yazlık baktığımız, o esnada “üzüm artık gidiyor diye üzülüyorum,” türü espriler yaptığımız ve ortaya birdenbire çıkıp arabanın atmosferini değiştiren Pavarotti kasedi.

Birkaç gün içinde babam bir Pavarotti kasedi ile çıkageldiğinde haftalar sürecek bir A yüzü bitti B yüzünü dinleyelim döngüsü içine girdiğimi, zaman zaman gidip gidip ara verdiğim İtalyanca kursunun da katkısı ile arialara eşlik ederek ev halkını az çok bezdirdiğimi de unutmuyorum.

Kendisini dünyaya tanıtan söz konusu aria’dan bahsetmek isterim biraz.
Müzik terimleri ile konuşamam ama hissettiklerimi anlatabilirim: Nessun Dorma sakin ve huzurlu başlar, yavaş yavaş yükselir finalde dinleyene müthiş bir coşku ve haz verir. Bu hazzı meşhur icracının yüzünde de okumak mümkün (youtube link) .

Sözler ise bir futbol kupasına bile uyacak kadar esnektir. Besteci Puccini, ya da Turandot operasındaki başrol oyuncusu Prens, ya da Pavarotti (hangisi derseniz deyin) şöyle demektedir:

Kimse uyumayacak!
Prenses sen bile
Soğuk odanda
Yıldızları seyredip aşk Ve umut ile titrerken
Ama sırrım bende saklı
Adımı kimse bilmeyecek
Adımı dudağına konduracağım
Işıklar parladığında
Öpücüğüm seni benim yapan sessizliği bozacak

Koro: Kimse adını bilmeyecek
Ve ne yazık ki bizler ölmeliyiz

Kaybol gece
Ve dağlar arasındaki yıldızlar
Şafakta fethedeceğim! (fethim var)


Bu ölümsüz eseri Pavarotti’ye uygularsak koronun dediklerinden biri doğru, evet hepimiz ölmeliyiz..
Ancak kimilerin isimleri asla unutulmayacak.
Ne güzel- ne büyük şans….

Nessun dorma, nessun dorma ...
Tu pure, o Principessa,
Nella tua fredda stanza,
Guardi le stelle
Che tremano d'amore
E di speranza.
Ma il mio mistero è chiuso in me,
Il nome mio nessun saprà, no, no,
Sulla tua bocca lo dirò
Quando la luce splenderà,
Ed il mio bacio scioglierà il silenzio
Che ti fa mia.
Il nome suo nessun saprà E noi dovrem, ahimè, morir.

Dilegua, o notte! Tramontate, stelle!
All'alba vincerò!


Şimdi de sıra Bigalı ekmekte.
Fakat ünlü tenor Pavarotti’nin babasının da bir fırıncı olduğu notuyla….

Yarım kap biga (önceki Bigalı tarifte hazır ettiğiniz orandan arttırdığınız bigayı buzdolabına kaldırmıştınız. Ekmeği yapmaya başlamadan bir saat kadar önce kalan bigayı dolaptan çıkarıp ılıtın)
Yarım kap süt
2 kaşık yoğurt
1 çay kaşığı tuz
2 kaşık kadar kaşar rendesi
2 kaşık domates rendesi
2 kap un
3 kaşık irmik
2 kaşık yulaf ezmesi (evde yoksa öneli değil)
3 çay kaşığı susam
2 çay kaşığı instant maya
Malzemeleri sırasıyla makineye koyup temel ekmek ayarında çalıştırın.

Salı, Eylül 04, 2007

Biga’dan değil Bigalı Ekmek

Bugün size BİGA’dan bahsedeceğim. Ama çoğunuzun zannettiği gibi içinde bulunduğu yarımadaya ismini veren Çanakkale ilçesi Biga’değil kastım.

Bundan 9 sene evvel tarih bilir bir rehberle gezerken gözyaşlarımı tutamadığım Çanakkale yarımadası şimdilik bir kenarda dursun. Onu bir başka bir gün analım. Ama ben sizi göz açıp kapatıncaya kadar bir başka yarımadaya uçurayım. Akdeniz’in tam ortasına doğru uzanan çizmede, elbette İtalya’dayız şimdi.

Buralara kadar gelmişken yemeden-içmeden dönmek olmaz! Şimdi bir İtalyan kadını tarafından kurulmuş mis gibi bir sofra hayal edin, üzerinde Akdeniz’i Akdeniz yapan her türlü tat ve koku sergilenmekte. Gözünüzün önüne halis sızma zeytinyağı dökülmüş salatalar, olgun – dolgun kırmızı domateslerle hazır edilmiş marinara soslu makarnalar, güneşe tok enginar kalpleri, taneleri gerim gerim gerilmiş üzüm salkımları ve avuç büyüklüğünde incirler geliyor elbet. E peki ya ekmek?

Hiç ekmeksiz bir İtalyan sofrası olur mu? Gözünüzün önündeki vizyona enfes bir İtalyan köy ekmeği daha ekleyin. Artık hiçbir eksiğiniz yok, her şey mükemmel! Fakat yine de bilmeniz gereken bir şey var. Hayalinizdeki sofraya koymak için bile olsa gönlünüzün mutfağında hazır ettiğiniz İtalyan ekmeği “bigasız” olmaz! E peki nedir bu biga?

İtalyan Ekmeklerinin özü BİGA

İtalya’nın kırsal bölgelerinde pişen en leziz ekmekler kulağa tuhaf gelecek ama ünlerini bir önceki günün emeğine borçludurlar. Ekmek ustaları günün erken saatleri ile beraber fırınlarının kepenklerini açarken o gün pişecek ekmekler adına gönülleri rahatsa eğer bunu içerde onları beklemekte olan tek bir şeye borçludurlar: BİGA.

Biga bir önceki gün hazırlanmış ve yavru bir kedi gibi ılık bir köşeye bırakılmış bir çeşit tuzsuz ekşi mayadır. Yukarıda geçen “önceki günün emeği” tanımlaması bigaya fazla gelebilir. Çünkü biga dünyanın diğer tüm ekşi mayalarına kıyasla en az emek ve en önemlisi en az zaman talep eden bir başlangıç mayasıdır üstelik de kaprissizdir…

Gelelim biganın ne olduğuna, ya da nasıl yapıldığına:

Un-su ve çok az miktar maya. İşte biga budur. Elbette bundan biraz daha fazlası… En azından işlem açısından…
İşlem dediğim şey bir sonraki günün ekmeği için bir gün önceden bir miktar unu su ve maya ile tahta bir kaşıkla plastik bir kapta karıştırmak.

Hayat koşturmacası içinde hepimizin en çok sıkıntısını çektiği şey zaman. İşte tam da bu yüzden bu çağın insanının “pratik” kelimesini çok sevdiğini düşünüyorum. Bir ekmek pişireceksiniz ama bu ekmeğin ilk ve en önemli ayağı bir gün önceden başlıyor dediğimde birçoğunuzun geri çekildiğini görür gibi oluyorum. Ama bunun için tek bir cümlem var: İnanın bana buna değecektir!
Neden mi?
Biga ekmeklere eşsiz bir koku verir de ondan… Ayrıca biga temelli bir ekmekte eşsiz kokunun yanı sıra garantilediğiniz üç şey daha vardır:
Nemli bir doku,
doku içinde geniş gözenekler
ve dayanıklılık…

Tüm bunlar yeterli gelmediyse sonucun kendinizi gerçek bir ekmekçi gibi hissetmenizi sağlayacağı garantisi sanırım sizi ikna edecektir.

Hemen yumurtalı- irmikli ve elbette bigalı leziz ekmeğimizin yapım aşamalarına geçelim.

İlk Aşama
1 bardak su
Çay kaşığının ucuyla instant maya
2 bardak un
Suyu plastik bir kaba dökün.
Suyun içinde mayayı tahta bir kaşıkla karıştırarak eritin.
Unu ekleyerek tahta kaşıkla karıştırarak bulamaç haline getirin ancak uzun süre karıştırmayın.

(biganın üzerini streç filmle kaplayın ve mutfağın bir köşesine koyup 12 saat kadar unutun. Biganıza süre sonunda baktığınızda iki kat kadar büyümüş köpüksü bir hamur bulacaksınız. Eğer vakit ekmek yapmak için elverişli ise direk ekmek makinenizin başına geçebilirsiniz. Eğer vakit uygun değilse bigayı buzdolabına kaldırın. Ertesi gün ekmek yapımına başlamadan önce biganızdan ¾ kaplık kısmı alıp buzdolabından çıkarın. Yarım saat- bir saat kadar ılımaya bırakın. Kalan biganızı ise bir hafta içinde kullanmanız gerektiğini unutmayın. )

İkinci Aşama
3/4 kap biga (bir saat kadar önce dolaptan çıkarılmış)
Yarım bardak yarım yağlı süt (veya tam yağlı)
1 yumurta
1 kaşık zeytinyağı (bir buçuk da olabilir)
1 çay kaşığı tuz (istenirse 3/4 çay kaşığı da konabilir)
1 kap un
1 kap irmik
1 + ½ çay kaşığı instant maya

Makinenize malzemeleri sırasıyla koyup temel ekmek ayarında çalıştırın.

NOt: Kalan bigayı bir hafta içinde kullanın demiştik. Belki "yazık mı olur? acaba kullanmam mı?" türü düşünceler aklınıza gelmiş olabilir. Ekmeğiniz pişip- sofranıza düştükten sonra tüm bu endişelerinizin yok olacağına eminim. Afiyetle....

Pazar, Temmuz 22, 2007

Mantarlı ekmek olur mu?

Ertesi gün yola çıkılacak, ama evin "bavuldan - valizden" sorumlu bakanı aynı zamanda "yemeden içmeden" sorumlu bakan olduğunu unutmamış.
Aynı anda birden çok şeyden sorumlu olmanın getirdiği hızla ev içi hava sirkülasyonunu artıran kadına adam soruyor:
"Ne yapıyorsun?"
kadın cevaplıyor:
"Sabah çıkmadan önce yemek için enfes bir tost ekmeği pişiriyorum."
Adam:
"Hmmmmm...."
Kadın:
"Bu çok değişik bir ekmek ama, içinde mantar bile var...."
Adam çoktan gitmiş bile....
---
Ertesi sabah...
"Valla hayatım harika, mantarların kokusu çok baskın. Süper süper..."
Hemen tarife geçelim.
Fakat elimizde ekmeğin fotoğrafının neden olmadığı konusunda bir açıklama isteyenlere "zaman" demeliyim.
Ya da zamansızlık mı?
Tüm karmaşa ve koşturmaca içinde üretmeye değil (fotoğraf olarak belgelemek) tüketmeye (yemek) vaktimiz vardı tek...
Bir küçük not... Bu ekmek çok güzel kabarıyor, ancak son dakikalarda hafif bir çökme yaşıyor ama hafif.
Bir ikinci küçük not: Tüm bu koşturmacalar tam 15 gün önce oluyor, ayağımızın tozuyla bize de yazması düşüyor.
Malzemeler ve yapım
20-25 dilimlenmiş mantar
1 küçük boy soğan
(çok az suda haşlayın)
1 kaşık tereyağı ekleyin.
Suyunu çektirin- ama az bir miktar nemli kalabilir.
Ekmek makinenizin teknesine :
1 kap süt
1 kaşık şeker
1 çay kaşığı tuz
2 kaşık zeytinyağı
ve mantarlı karışımı ekleyin...
ardından
1 kap kepekli veya tam buğday unu
2 kap beyaz un
3 kaşık irmik
1 kaşık soya unu (yoksa yerine irmik olur)
2 çay kaşığı instant maya (1,5 çay kaşığı da deneyebilirsiniz. benim ekmeğimin haddinden fazla kabarıp sonra hafif çökme yapmasını gluten zengini irmik ile 2 çay kaşığı instant mayaya veriyorum)
Makinenizi temel ekmek ayarında ayarlayın.

Perşembe, Haziran 28, 2007

Soframıza kuş kondu...

“Yaşayan blogları seviyorum,” dedi bana Aslıberry tatile çıkmadan önce.

Düşündüm.
Cıvıl cıvıl, şen şakrak bir şekilde yaşayan tüm bloglarımı son zamanlarda yaşatmaktan ziyade öldürme eğilimi göstermekteyim.

Bu affedilemez tavrım için ise kendimce (ve kendime) sürekli “haklı” nedenler sunmakta üstüme yok:

—Taşınıyorum (taşındım)
—Yerleşmeye çalışıyorum (eh işte yerleştim)
—Kitabım ile ilgileniyorum (e kitap çıkalı bir ay oldu)
—İkinci kitapla ilgileniyorum (bak işte bu çok haklı bir sebep. Günlük hay huydan ve sorumluluklardan bir nebze olsun kurtulduğum ilk anda, kendime kalan ilk boşlukta şu aralar yaptığım yegâne şey bu)
—Tüm evin sorumluluğu üzerimde (sanki daha evel değil miydi?)
—Nehir denen çılgın ortalıkta deli danalar gibi koşmakta (yeni bir şey söyle)

Gördüğünüz gibi sizin yerinize de bu uzun süren ihmal için “kendime kötü davrandım”. İçiniz rahat olsun.

Tüm bu laf ve bahane kalabalığına nokta koyup tarife geçmek için Mevlana’nın çok sevdiğim bir çift lafına sırtımı dayamak istiyorum.:

Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

--



Bahar ferah elini yüzümüzden çekip gitti. “Sıcak ötesi” şu günlerde ekmekten minik bir kuş soframıza gelip konsa fena mı olur?


Bu sevimli minik kuş aslında göründüğü kadar yapımı zor bir şey değil. Ama hamurunun tarifi size biraz zor gelebilir. Akşamdan bir miktar maya ekşitmeye üşeniyorsanız size naçizane önerim şudur :

"Lütfen üşenmeyin. Esas işi yapacak olan siz değilsiniz, ZAMAN.

Sonuçta gerçek bir ekmeğiniz olacak!"

Ancak tarif edeceğim kuş şekli için kullanacağınız hamurun illa ekşi mayalı hamur olması gerekmiyor. Aklınıza yatan iyi kıvamda herhangi bir hamurla da adını “Şirine” taktığım bu minik kuşu yapabilirsiniz.

Öncelikle ekşi mayalı hamur malzemelerini ve tarifini vereyim:

Akşamdan ekşi maya hazırlama:
Bir kapta 4 yemek kaşığı ılık su ile yarım çay kaşığı kadar instant mayayı bir araya getirin.
(Instant mayanın özelliği önceden suda aktive edilmeye gerek duymaması olsa da bir 5 dakika kadar mayanın aktive olmasını bekleyin)


Sonra bir bardak daha su ekleyin.


Ardından tahta kaşıkla karıştırarak yedire yedire 2 bardak un ekleyin.


Kabın üzerine stretch film ile örtüp kabınızı bir kenara alın.


Ertesi sabah bu mayadan yarım bardak kadar alıp ekmeğiniz için kullanacaksınız. Kalan mayayı da buzdolabına kaldırıp bir hafta içinde başka ekmeklerde kullanmanızı tavsiye ederim.

Hamurun hazırlanması
Yarım bardak ılık su
1 tatlı kaşığı şeker
1 çay kaşığı instant maya
(yukarıdaki malzemeleri hamur yoğurma kabında bir araya getirip karıştırın)

Karışıma aşağıdaki malzemeleri ekleyin:
Yarım su bardağı önceki geceden hazırladığınız ekşi maya
2 su bardağı un
1çay kaşığı tuz

Hamuru iyice yoğurarak kıvamlı bir hale getirin. Bir kenara alıp 1 saat dinlendirin. Daha sonra tekrar elinize aldığınız hamuru silindirik hale getirip yarısını ayırın. Bu yarısını hamburger topları yapmak üzere eşit sayıda bezeye ayırın.


Kalan yarısını da yapacağınız kuşların arzu ettiğiniz büyüklükte olmasını için hesap ederek bölün.

Kuş yapımında her bir bezeyi öncelikle elinizde veya bankoda yuvarlaya yuvarlaya bir nevi hamurdan kalın urgan haline getireceksiniz.

Bu urganı iki ucundan iki elinizle tutun.
(Ben fotoğraflarda daha net farkedilsin diye hamur urganın alt ucunu özellikle uzun tuttum. Alt uç elbette üst uçdan daha uzun olacak. Ancak fotoğraftaki kadar da uzun olmamalı.
Eğer istemeden de olsa alt ucunu uzun kalırsa makasla kesip kuşun kuyruğu için gereeken boyutu elde edebilirsiniz. Ayrıca fotoğraflamadan önce hamuru elimde oyuncak ettiğimden hamurum biraz yassıldı. Siz fazla yassıltmamaya bakın. Kafa ksımı yassı olursa da top hamur takviyesi yapın.)

Hamurun bir ucunu uzun tutup aşağıda bırakın. Üst ucunu ise halka haline getirin. Halka aşağıya dönük duracak (resme bakın) böylece hamurun ucun sanki düğüm yapar gibi halkanın içinden geçirdiğinide söz konusu uç kuşun kafasıymış gibi yukarıdaki kalacak.

Bu şekildeyken düğümünüzü atıp kuşn başını düğümün ortasına yerleştirmiş olun.

Fotoğrafta özellikle uzun tuttuğum alt kuyruk kısmını gerektiği boyda ayarlayıp makas yardımı ile kesikler atın.

Kuşun baş kısmını küçük üzümlerle göz ve gaga yapın (kimi zaman gaga yerine geçen üzümler düşebiliyor, üzümü ya sıkı yerleştirin ya da gagayı da hamurdan hazırlayın)

Yağlı kağıt serili fırın tepsinize alacağınız kuşunuzu kabarması için bir köşede en az bir saat bekletin.
Kuşun ister her yerine ister sadece kanat bölgesine yumurta sarısı sürüp orta ereceli fırına verin.
Pişip pişmediğini göz kararı anlayablirsiniz.
Eğer o şekilde anlayamıyorum diyorsanız size kapı tıklatır gibi ekmeğin üzerine vurmanızı tavsiye ederim. Eğer tok bir ses alıyorsanız ekmek olmuş demektir.

Bu arada bu kuşlar her nekadar dekoratif ekmekler de olsalar bu güzel tarif büyükçe bir hamburger ekmeği formunda çok daha güzel sonuç veriyor diyebilirim.
Bunun nedeni söz konusu ekşi mayalı hamurumuzun kabuktan ziyade iç kısım açısından marifetini göstermeye daha meğilli olması olabilir.
Ancak yine de fırından çıktığı anda enfes bir çıtırlığa sahip olan kabuğunun hakkını da yememk lazım.
Kısacxası fırından çıktığında içi de dışı da muhteşem olan bu ekmeği ev sakinleri eve sökün etmek üzereyken hazır etmiş olmak adına saat ayarlaması yapmanızı öneririm.

Pazar, Nisan 01, 2007

Boş Pide : İçindeki boşluktan dolayı hoş pide....

Doğunun mistik bilgelerine göre bir testi içindeki boşluktan dolayı önemlidir ve daha da ötesi işleveseldir- böylece “vardır”.

Bir çember de, keza, boşluk denen o tuhaf kavrama çok şey borçludur. O boşluktur çemberin kavramlar dünyasında kendisine bir yer açmasının nedeni….

Varoluşu sorgulayan derin felsefelerin insanları yine de "bilinmezin esrarı" ile "bilinenin olağanlığını" birbirinden ayırmayı bilirler.. Ve hatta bu ikisini birbiri ile evlendirmek yolu ile peşine düştükleri “gerçeği” yakalayabileceklerinin de ayırdındadırlar..

İşte bu yüzden bir bilge hayatın mucizesini “Acıkınca yerim, susayınca içerim” sözleri ile açıklar….

Sadece varolmak, orada- o anda- nasıl gerekiyorsa--- acıktığında yiyerek, aklının tüm “suni gündemlerini” beriye atarak, susayınca su içmek ve onun tadına varmak kredi kartlarının , okul taksitlerinin, aidatın ve kiranın kamburunu sırtından indirerek o anda.

VE elbette bir kebapçıya gittiğinde, az sonra ödenecek tuzlu faturayı aklının ucuna dahi getirmeden garsona el etmek ve “Kaptan bize de bir boş pide," demektir hayatın – zihnin tatlı mucizesi….

Puf gibi kabarmış, anlamını içinin boşluğundan almış sıcacık bir boş pide geldiğinde masaya varsa bir de tabakta bir küçük kase Erzincan tulumu ve hatta / ve bir de tereyağı, var mıdır bundan ala odaklanma- elbette o ana, elbette hayata….


--
Malzemeler ve hazırlık...
(akşamdan)

1 paket yaş mayanın ¼ ‘ünden biraz fazlasını (15 gram kadar) bir kase içine koyun
Üzerine yarım bardak kadar ılık su ekleyin.
1 tatlı kaşığı şeker ekleyip karıştırın
15 dakika kadar bekleyin , mayanız aktive olsun- az biraz köpürsün.

mayanın üzerine
2 bar un
1 bar irmik
1 çay kaşığı tuz ekleyin..
Hamurunuzu kulak memesi kıvamına getirmek için yeterince su ekleyin ve yoğurun…
Kıvamlı bir hamur hazırlayıp üzerini mutfak havlusu ile örtün- bir kenara kaldırın, bırakın sabah olsun…

Sabah oldu…
Fırınınızı 230 derecede ısıtmaya başlayın. Tepsi içinde olsun. Tepsinin de çok sıcak olması gerekiyor.
Hamurunuzdan mandalina büyüklüğünde bezeler koparın, bezeleri oklava ile yufka kalınlığında açın..
Isınmış fırına “yufka” larınızı verin.
Fırının önünü terk etmeyin, bir dakika içinde puf gibi kabaran boş pidelerinizi izleyin.
Yufkalar kabardıktan kısa bir süre sonra pidelerinizi alıp afiyetle yiyin….

Cuma, Mart 09, 2007

Öyle Böyle değil “çoook” sağlıklı ekmek

Bir süre önce çok sevdiğim bir eylemi keşfedip sizinle paylaşmıştım: Ricotta yapmak.

Duralım ve zamanı geri saralım: Bir süre önce çok sevdiğim bir eylemi keşfedip sizinle paylaşmıştım: Tuzsuz lor yapmak.


Hayat bazen zannettiğimizden zor, bazen de zannettiğimizden basittir.

Denedim ve gördüm; Tuzsuz lor yapmak bu ikinci tanımdaki sıfattan başka bir sıfatla anlatılmaz. Basit…


HA bir de “zevkli” sıfatını da eklemek istiyorum. Ricotta ya da tuzsuz lor, hangi ismi tercih ederseniz edin yapımı bir Buradan ulaşabilirsiniz.


Lorunuzu yaptınız, suyunu arttırdınız, tam lavaboya dökmek üzeresiniz ki içinizden bir ses şöyle diyor: “Ya bu hani meşhur peynir altı suyu var ya, o olmasın. Belki de çok yararlı bir şeydir bu…"

En azından benim içimdeki ses öyle dedi. Ve iyi ki de içimdeki sesin o gün gevezelik yapacağı tutmuş.


Daldırdım kepçemi internet kazanına, aman tanrım o da ne.Bu peynir altı suyu ne kadar da kıymetli bir şeymiş.


İngilizcesi “whey” olan bu özel suyun yararlarını isterseniz google’da siz kendiniz araştırın, isterseniz habervitrini adlı sayfadan okuyun


Ne oraya ne de buraya tıklayamayacağım diyenlere ben hızlı bir özet yapayım (yazıdan sadece bir paragraf alıntılayarak)


….peynir altı suyu; laktoz, mineral maddeler, vitaminler, proteinler ve az miktarda süt yağını içermektedir. Bunların içinde “peynir altı suyu proteinleri” en önemli kısmı oluşturmaktadır. Peynir altı suyu proteinlerinin diğer proteinlere göre üstün tarafı, sadece biyolojik değeri değil, aynı zamanda sülfür içeren aminoasitleri yüksek oranda içermesidir. Bu maddeler, kas kaybının mümkün olduğunca azalmasına yardımcı olmaktadır' …


Bu ekmeği yapmak için kollarınızı sıvadığınızda bir taşla iki kuş vurmuş olacağınızı belirtmek isterim. Çok değil az emek biraz da sabırla (4 saatlik bekleme süresi ricottaya, 3 saatlik bekleme süresi de ekmeğe) elinizde nefis bir ev yapımı ricotta ve bir de son derece sağlıklı bir ekmek olacak. Üstelik her ikisini de siz imal etmişsiniz gibi gözükse de işin büyük kısmını bir adet tülbent ile bir de teknolojinin nimeti ekmek makinesi yüklenmiş olacak. Bundan iyisi can sağlığı… Sıcak ekmek diliminin üzerine ev yapımı ricottadan sürüp yemenizi tavsiye ederim.…

Malzemeler:

1 kap peynir altı suyu
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
1 kap un
1 kap tam buğday unu
(sadece beyaz unla da yapabilirsiniz- daha az sağlıklı olur)
1 +1/2 kaşık soya unu (tercihe bağlı- yoksa yerine normal un koyun)
1 + ½ çay kaşığı instant maya ile

Bip sesinden sonra 1 yemek kaşığı ruşeym
(tercihe bağlı)
Ya da 1 yemek kaşığı keten tohumu veya susam

Temel ekmek ayarında, 1 veya 1,5 somun. Medium kabuk rengi.


Not: Bir başka ricottalı ekmek tarifime ulaşmak için tık tık .

Pazartesi, Şubat 05, 2007

Patates-Süt ekmeği

Evde ekmek yapmak gerçekten zevkli bir iş, bilen bilir.

Evin içinin dünyanın en rahatlatıcı kokularından biri olan sıcak ekmek kokusu ile dolması, ekmeğinizin katkı maddesiz, böceksiz ve (TV’de ne yazık ki gördüğümüz üzere) sigara izmaritsiz olduğunu bilmemiz ve elbette ev halkının takdirine şayan olmak bu işin artılarından.

Cümlenin gidişatından bir “ancak” bağlacı beklenir gibi, değil mi?
Evet, o “ancak” a şimdi sıra geldi…
Ancaaaaak, ne yazık ki evde yapılan ekmeklerin dayanıklılığı daha az… Bu durum biraz da katkı maddesizliğin yan etkisi.

Sırada iyi haber var :) Aslında çok da çaresiz değiliz.

Gerek doğanın gerekse katkı maddesine fazla prim vermeyen gıda mühendislerinin sayesinde ekmeklerimizin dayanabilme sürecini biraz daha fazla uzatabilme şansımız var…

Doğal yöntem: Patates
Gıda ürünü yöntemi: Süt tozu (tıklayın)

Bu listede aklınız süt tozuna takıldıysa eğer Pınar süt’ün ürettiği süt tozu üzerindeki yazı ile içinizi rahatlatalım: “…..yağı alınmış pastörize inek sütünün kurutulmuş hali”…

Patatesin doğallığını tartışmayacağız elbette. Ancak patates hakkında yine de söyleyeceklerimiz var…
Hepsi de iyi haberler…

Patates,
Ekmeğin bayatlamasını geciktirir.

Ekmek hamurunun su alma kapasitesini arttırarak randımanı yükseltir.

İçeriğindeki nişasta sayesinde içinin daha beyaz olmasını sağlar.

Ekmek kabuğunun altın sarısı bir renk almasına ve çok daha yumuşak olmasına neden olur.

Hamur yapısını yumuşatır, ekmek hacmini arttırır.

Su tutucu yapısı, ekmeğe yumuşaklık kazandırır.

der Satüdaş sanayi (ki bir zamanların PAT patates püresi ile tanıdığımız firmasıdır) şu sayfasında

Aslında patates hakkında (sağlığa katkısı anlamında) yazılacak daha çok şey olsa da buraya kadar olan bilgiler sanırım ekmekçilere yeter….

Sadece 2 kap un ve 1 kap patates rendesi ile pofuduk bir ekmek elde etmiş olmam da işin cabası. Tarifimi şiddetle öneririm… Afiyetle…

Malzemeler

1 kap haşlanmış rendelenmiş patates
2 kaşık zeytinyağı
Yarım kap + 1 kaşık süt (soğuk olmasın)
1 tatlı kaşığı süt tozu (tercihe bağlı)
1çay kaşığı tuz
2 kap un
1 + 1/2çay kaşığı instant maya

İsteğe göre, bip sesinden sonra 1 kaşık ruşeym (buğday özü)

Yapım: Temel ekmek ayarı. Küçük somun. Medium kabuk rengi. Posted by Picasa

Çarşamba, Ekim 18, 2006

Ramazan Bitmeden....

Tüm sene boyunca bilirim çocukluk arkadaşımın yaşgünü 26 Ağustos.. Ancak takvimler 26 Ağustos’u gösterir ve ben başımda kavak yelleri, ya da aklım bir karış havada da denebilir, dolanır günü heder ederim.

30 yıllık dostluğun sadece son bir kaç yılı yukarıda tabir ettiğim şekilde geçmedi neyse ki (belki de neyseki dememeli, “yazık ki sadece son birkaç yılında tam zamanında hatırladım demeli”).

Seneler geçtikçe kavak yaprakları arasında dolanan yeller biraz daha dingin esiyor ve / veya yarı yolda kendi kendisini eleyen o gerçek gibi gözüküp de gerçek olmayan dostluklar sayesinde kimilerinin doğdukları günleri daha bir kadir kıymet duygusu ile hatırlar oluyorsunuz. Ve eliniz telefona uzanıyor…

Yine de konunun ekmek ile bağlantılı noktası ilk paragraf ile ilgili, belirtmeli!

Diyeceğim o ki, ben biliyordum aslında Dünya Ekmek Günü’nün 16 Ekim olduğunu ancak günü heder ettim gitti işte… Bunda ekmek ile yeterince uzun soluklu bir hukukumuz olup olmadığı faktöründen çok ekmek denen nimetin buna küsmeyeceği ile ilgili belli belirsiz bir düşüncenin etken olduğunu düşünüyorum. Sayfa müdavimlerini sorarsanız eğer, onlardan da ses çıkmadı ki bugün vereceğim tarifi iki araya bir dereye sıkıştırıp ekmeklerin gününe denk getireyim….

Kabul ediyorum, bugünlerde biraz ağırkanlıyım. Ama pide tarifi vermek için de Ramazan’ın bitmesi beklenmez ki canıııım ….

Ben biraz daha konuşursam Ramazan bitecek….

Malzemelere geçiyorum:

1.5 su bardağı su (aaa ne komik ... su bardağı su)
4/3 paket yaş maya (1 paket 42 gr)
1.5 tatlı kaşığı şeker
500 gr un
1.5 çay kaşığı tuz

(Tepside kullanmak üzere)
yarım su bardağı “tam buğday unu”
1 çorba kaşığı sıvı yağ

(Üstü için)
1 yumurtanın sarısı
yarım çay kaşığı tuz

(Fırın tercihi)
Biliyorum evinizde nasıl bir fırın varsa onun içinde pişireceksiniz, ancak belki kimilerinizde farklı alternatifler bulunur umuduyla özellikle not düşmek istiyorum: Mümkünse gazlı fırında yada elektrikli fırında (esasında odun fırınında olmalı ama....) pişirmenizi tavsiye ederim.

Turbo fırınlarda yeterince kabarma sağlayamıyorsunuz maalesef. Bunun nedeni içerdeki durmaksızın süren hava devranı olsa gerek.Yapım Aşamaları:

Aşamalar

1-Ilıtılmış suyun içinde mayayı ve şekeri eritin, tuzu unun içine karıştırın ve bu unu mayalı suya yavaş yavaş ekleyerek kek hamurundan biraz daha koyu olacak şekilde bir hamur oluşturun. (çok akışkan olmamalı) 10 dakika karıştırın, Tüm bu karıştırma işlemini çatal ile yapabilirsiniz.

2-Hamuru üzerini örterek1.5 - 2 saat dinlendirin (bu süre sonunda kocaman kabarmış bir hamurunuz olmalı) Ardından hamuru tekrar karıştırın ve ikiye bölün.

3-Tepsiyi sıvı yağ ile yağlayın ve üzerine tam buğday ununu dökün. (hamurun tepsiye yapışmaması için bu işlem çok önemli)

4-Bir kapta yumurtanın sarısını çeyrek çay bardağı su ile sulandırın ve yarım çay kaşığı tuzu ekleyerek karıştırın

5-İkiye böldüğünüz hamurun bir parçasını tepsiye dökün ve elinizi yumurtalı karışıma sokarak ıslatarak hamura pide şeklini verin. (elinizi devamlı yumurtalı karışıma sokun hamurun üzeri bu karışımı iyice emmeli)

6-Pidenizin üzerine elinizin serçe parmağı ve bileğiniz arasında kalan kısmı ile bastırarak kolaylıkla baklava dilimi şeklini verebilirsiniz.

7-Üzerine bolca susam ve çörek otu serpin ve oda sıcaklığında 25-30 dakika bekletin ( bu bekletme pidenin kabarması için çok önemli)

8-Son olarak 230 derece fırında üzeri tamamen kızarıncaya kadar pişirin.

İşte size gerçek ramazan pidesi….Ciddiyim, gerçek bir ramazan pidesi (tekrar etmekte fayda var)

İşin güzel yanı artık hangi ülkede yaşadığınız veya yılın hangi ayında olup olmadığınız fark etmeyecek. Canınız ne zaman isterse ramazan pidesi yiyebilirsiniz….

Meraklısına değil herkese tavsiye edebileceğim bir tarif...
Posted by Picasa

Çarşamba, Ağustos 23, 2006

Tost Ekmeği

Ağustos yoğun sıcaklarla beraber tembellik de getirdi. Sıcak ocak başında uzun uzun durup da yemek yapası olmuyor insanın. Ayrıca alışveriş zamanı, yemek vaktinin demirbaşına almış olduğu serin saatlere de kayar oldu. İşten dönenler ocakta yemek göremedikleri gibi yemek pişireni de evde bulamaz oldular.

Bu durumda benim bildiğim en iyi gönül alma yöntemi buzdolabında tost ekmeği ve kaşar bulundurmaktır.


1 kap su
2 kaşık yağ
1 3/4 kap un
1 kap tam buğday unu
1/3 kap çavdar unu
1 kaşık irmik
2 kaşık şeker
1 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı aktif kuru maya (veya 2 +1/2 çay kaşığı instant maya)

Temel ekmek ayarında, 2 lb somun ve medium kabuk ayarında.

Besinli, kızartılıp yemeye uygun bir tadı olan hoş bir ekmek bu.
İrmik yoksa koymasanız da olur, ben irmiği içindeki yüksek glutenden (ekmeğin kabarmasına katkısı olur niyetiyle) dolayı kullandım…. Posted by Picasa

Perşembe, Temmuz 06, 2006

“2 kap unla garantili kabaran” ekmek…


Hayatıma Tina Turner ile beraber giren bir Amerikan deyimi var ki o dönemler serdeki gençlikten olsa gerek lafın kıymetini bilmemişim:

Simple is Best …

Gerçekten de sade (basit) en iyisi. Ekmek yaparken bile.


Şimdi size vereceğim tarif kabarma garantisi anlamında gerçekten göğsümü gere gere verebileceğim bir tarif.
Hem de 2 bardak unla.. (Ancak tabi devasa bir ekmek beklemeyin. 2 bardak un ne kadar şişebilirse o kadar şişiyor)

Zaman zaman ekmeklerim kabarmıyor mailleri alıyorum. Garantili tariflerimi öneriyorum o zaman. Sonrasında genelde kabardı kabarmadı diye pek bilgilendirilmiyorum (Olabilir- herkesin bir koşturmacası var çünkü) …
Ama merak da etmiyor değilim, garantili dediğim ekmek ne sonuç verdi? Biliyorsunuz bazen her şey olması gerektiği gibi olsa bile (bana kalırsa) ruh haliniz bile etkiliyor evde pişen hamuru…

Başarısız ekmekler konusunda (bende çok başarılı olmuş olsalar bile) tuhaf bir suçluluk duygum var. Aslında başarısız ekmeklerimden haberiniz bile olmuyor . Yazmıyorum sayfama. Bu durumda bu sayfadaki ekmeklere hem sizin hem de benim güveniyor olmamız lazım.

Ama kullandığımız unun kalitesinden, mayanın tazeliğine, hatta ve hatta bulunduğunuz ilin rakımına, dışarıda havanın yağmurlu olup olmadığına göre bile (bu durumda koyduğunuz sıvı miktarını azaltmanız gerekiyormuş. Ben gerçi yağmurlu havalarda bile sıvımdan fedakarlık yapmadan pişirdim ekmeklerimi) başarı durumunuz etkileniyor (muş).

Neyse geçelim bu konuyu.

Çökük ekmeklerle morali çökenler :) eğer şimdi vereceğim ekmek de kabarmazsa makine üreticiniz ile görüşün derim… Üstelik bu ekmeği 2 gün üst üste yaptım. İki seferde de aynı istikrarı yakaladım...

Malzemeler

¾ kap süt
1 yemek kaşığı elma haşlaması (ben ekşi elma haşlaması kullandım..)
Ya da 1 kaşık tereyağı

1 yemek kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
2 kap un
1 + ½ çay kaşığı aktif kuru maya (aktif kuru mayaya bir çoğunuz yabancısınız biliyorum. Ancak marketlerde bulabilirsiniz. Ben pak maya’nınkini kullandım. Sanırım Yuva’nın da varmış.)
Ya da 1 çay kaşığı instant maya (ancak instant maya ile denemedim- kabarma konusunda bir garanti veremem)

Temel ekmek ayarında, 1 veya 1,5 somun. Medium kabuk rengi.

Posted by Picasa

Cumartesi, Haziran 24, 2006

Pilav Ekmeği !!!

İrmikti, bulgurdu derken sıra pirince de geldi:

¾ kap pirinç haşlayın, iyice pişsin (ve sulu kalmasın)
Pirinç sıcakken içinde 1 kaşık tereyağı eritin
Soğumaya bırakın.

Bir kapta 1 yumurtayı 1 kaşık şekerle çırpın….
Ekmek teknesine yumurtayı aktarın.
¾ kap su,
1 çay kaşığı limon suyu,
2 kaşık süt tozu,
1+1/2 çay kaşığı tuz,
Soğutmuş olduğunuz tereyağlı ve haşlanmış princi ekleyin.

En üste 3 kap un
Ve onun da üstüne 2 +1/4 çay kaşığı instant maya koyun.

Temel ekmek ayarında 2 lb somun ve medium kabuk renginde makineneizi çalıştırın..



Önemli not: Yumurta kokusu kalır mı acaba diyerek ben 1 tatlı kaşığı mahlep de ekledim. Bence yakıştı, ancak ekmeğim bu sayede kekimsi oldu.

Orijinal değişik bir ekmek bu.
Gittim geldim yedim. Ve de bu sayfanın okuyucularına bu ekmeği de tavsiye ettttttim…..
Posted by Picasa

Pazartesi, Haziran 19, 2006

Bulgurlu Ekmek

Biz çocuktuk, vitaminlere atfen birkaç harf vardı…
Biz büyüdük, vitaminlere alfabeler yetmemeye başladı :) ve onlara 2 kelimeli isimler konulur oldu…
Örneğin Folik asit.

Çok değil birkaç sene evel duydum ben bu vitamin türünün adını.. Daha evel bu tamlamanın “asit” kısmını bilirdim ve bu yakıcı-yıkıcı ve temasdan kaçınılması şart bir şey olarak etiketlediğim bir şeydi beynimde…

Meğer asit’in de (bize) dostu düşmanı varmış.
Mesela askorbik asit namı-ı diğer c vitaminiymiş.

Folik asite dönersek eğer o da kafamda her zaman koruyacağım bir iki sembolle özdeşleşen bir şey:
Bebek
Ve
Kalp….

ilk Bir arkadaşımın hamileliğinde tanış oldum folik asitle…Bir bebeğin beyin ve omuriliği gelişimine verebileceğiniz en büyük destek hamileyken bol bol folik asit almakmış meğer. VE ötesi, hamile kalmadan önce de bu B grubundan sayılan vitaminden almaya başlarsanız peki iyi edermişsiniz.

Biz Türkler doktorculuk oynamaya bayılırız. Nehir henüz içimde bir aylıkken bir arkadaşım bebek müjdesi ile çıkageldi…Durur muyum, hemen folik asit tableti önerdim ona. O doktora hafta sonu gidecekti (tahlillerini önceden poliklinikte yaptırmış) ve nasıl olsa “bana göre” doktor ona bu tabletleri önerecekti, aman aman bir gün bile geçirmeden bu değerli vitamine başlasındı falan filan…

Aklımdaki kalp ve folik asit bağlantısını da dünyaca ünlü kalp doktoru Mehmet Öz’e borçluyum.

“Onun Şifayı Yüreğinde ara” adlı kitabından aklımda kalan şey şu : E vitamini ve folik asit alımı kalp krizi riskini düşürür.

O gün bugündür gıdalarda bu ikilinin avına çıkmış durumdayım.
Bazen aradığınız şey dünyanın öbür ucunda değil de burnunuzun dibindedir, ama siz Simyacı gibi kalkıp ülkeler aşmışsınızdır bu bilgiye erişmek için…


Ama açın dolabınızı, folik asit orada durmakta: Bulgur, fasülye, bezelye, nohut..Ah ah, en hafifsenen yiyecekler…

Neyse ben niye bunları anlatıyorum ? Başlıktan da anlaşılacağı üzere bugünkü ekmeğim Bulgurlu ekmek…

E nohut mayalı ekmek olur da, irmikli ekmek olur da bulgurlu ekmek olmaz mı?
Olur , olur ve de ilginç olur.

Tarif:

Makine teknesine sırasıyla:

Yarım kap sıcak suda (gerekirse biraz daha ekleyin) ¼ kap bulguru haşlayın iyice yumuşasın, suyu da azalmış olsun (süzmeyin).
1 kap süt
1 kaşık tereyağı
1 kaşık şeker
1 çay kaşığı tuz
1 kap kepekli un
2 kap un
2+1/2 çay kaşığı instant maya

Temel programda, 1,5 somun, medium kabuk ayarı




Güzel bir ekmek.
Ama bulgurları iyi haşlamazsanız ekmekte dişinize batacak durumda oluyorlar ona göre Posted by Picasa

Çarşamba, Haziran 14, 2006

Ekmek ama İrmikli.....

İrmik deyince aklınıza ne geliyor?

Benim helva…

Ama artık ekmek de gelecek!!!

Meğer irmik ne yere bakan yürek yakan bir şeymiş… Tamam, ben bir ekmekçiyim ama daha öğrenmem gereken çok şey olduğunu bilen bir ekmekçiyim… Helva yapmaya yarar diye baktığım sevgili irmik bendenize bir kez daha “Ekmek konusunda olmam için daha 40 fırın ekmek yemem lazım,” dedirtti.

Hamurun kabarması için buğdayda bulunan glüten adlı bitkisel proteinin hayati bir önemi olduğunu biliyordum, ancak glüten açısından irmiğin ne kadar zengin olduğunu yeni öğrendim.

40 yıl düşünsem kum dokusunda irmik ile harika bir ekmek yapacağım aklıma gelmezdi. Öyle ya un gibi değil, un kadar ince hiç değil… Meğer glüten açısından öyle zenginmiş ki irmik, bundan sonra birçok ekmeğime az biraz irmik eklemeden olmayacak galiba.


Hepinizin mutfak dolabının bir köşesine saklanmıştır bir paket irmik… Bence o paketi ortaya çıkarın ve hemmmmen bir irmikli ekmek yapın.
Benden söylemesi.


Sırasıyla:
1 kap su
1 kaşık zeytin yağı
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı şeker
1+1/2 kap irmik
1+1/2 kap un
1+1/2 çay kaşığı instant maya

1,5 somun ayarında, medium kabuk rengi
….

Not: NE zamandır İrmikli ekmek yapmak istiyordum aslında. Ancak UzakKöşe Alev’in sayfasında irmikli ekmeği görünce hadi artık yap dedim kendime…Ancak Alev elleriyle şekillendirmiş, ve gerçekten emek sarfetmiş ekmeğine.

Benimki modern zamanların zamansız kadınlarına göre oldu, makinede…

Resim not:
Evin ekmek hırsızı işbaşında... Posted by Picasa

Pazartesi, Haziran 12, 2006

Un+Su+Maya+Tuz, a bir de 2 kaşık zeytin yağı: Ah işte halis ekmek...

Yine başladım İtalyan ekmeklerinin çevresinde dolanmaya…Aslında arayışım “ekmek gibi ekmek” ki o ekmek makinesinde tutturması zor olan şey….

Evet makine ile harika ekmekler yapabiliyorsunuz, eviniz mis gibi kokuyor, inanılmaz takdir topluyorsunuz ama sanki biraz tatlımsılar....

Oysa insan bizim ekmeğimiz gibi buruk mu desem, tuzlu mu desem, ne desem bilemediğim türde ekmek arıyor kimi geleneksel Türk yemeklerinin yanına…

Ancak tariflerde her zaman şeker var. Çünkü şeker’in ekmek makinesinde önemli bir fonksiyonu bulunmakta: Şeker mayayı besliyor ve ekmeğin kabarmasını, ya da mayanın işini güzel yapmasını sağlıyor kısaca…

Beynimin bir köşesinde bu tür istekler ve bilgilerle İnternet ummanında dolanırken işte bu tarife rasladım…Tarifi tekrar tekrar okudum. Esasında okuduğum altı üstü 5 satır…Ama üzerimdeki etkisi 5 satırdan fazla :)

un+tuz+su+maya… A bir de biraz zeytin yağı...

Şeker yok, süt yok, süt tozu yok… Tuhaf…

BU halde kabaracağına pek inanmasam da biraz da meraktan yaptım bu ekmeği ben… Zaman doldu, ekmek pişti, hayretim daha da arttı. Bir ekmek bu kadar basit ama güzel olur?

İşte malzemeler:

1 kap hafif ılık su
1+1/2 çay kaşığı tuz
2 kaşık zeytin yağı
3 kap un
1+1/2 çay kaşığı instant maya

Malzemeleri sırasıyla koyun. 1,5 somun ve medium kabuk ayarında makinenizi çalıştırın.
Edebinle kabaran, ev yapımı bir Türk ekmeği pişirdiniz, afiyet olsun

Not: Daha evel yine bir İtalyan ekmeği pişirmiştim. Ama o şeker de içeriyordu. Ayrıca ölçüleri daha farklıydı. Şekerden dolayı herhalde, inanılmaz kabarmıştı. Bu yüzden tepesi de hafif çökmüştü. İşte bu yüzden bugünkü ekmeğe edebiyle kabaran tanımını uygun buldum…

Bakmak isterseniz buraya tıklayın
Posted by Picasa

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

Yorkshire Puding puf gibi kabaran içi boş bir ekmekmiş meğer!

İzmir’e gittiğimde birçok şeyin özlemi ile nereye saldıracağımı bilemeyeceğimi az çok tahmin ediyordum. Fakat bunların başında kitapçıların geleceğini hiç ama hiç tahmin etmemiştim.

Valizimde yanımda götürdüğüm 2-3 kitabı saymazsak İzmir’den 6’sı kendime 2’si Nehir’e olmak üzere 8 yeni kitapla döndüm. Gerçi bu kitaplardan 2’sinin eski kitapçıdan alınmış 2.el kitaplar olması (ve hatta birinin babam doğmadan 2 yıl önce basılmış olması) bunların benim gözümde yeni kitap sayılmamalarını sağlamayacağını söylemek isterim.

Kitaplardan biri Prof. Dr. Arman Kırım’ın “Tazesi Makbuldür”…Bir solukta yarısını geçtiğim, anılarla yoğrulmuş damak maceralarını anlatan bu kitaptan bir adet daha alıp şu aralar evde dinlenmesi gereken bir arkadaşa hediye bile ettim.

Birkaç minik hediyenin yanı sıra bir de bu kitabı eline tutuşturduğumda “yahu niye masraf ettin,” dedi. Bense o esnada kitapçının hediye paketi telaşında fiyat etiketini iyi sökmemiş olabileceği ihtimaline takılmış, kitabı arkadaşımın elinden geri almakla meşguldüm.

İyiki de geri almışım, ülkemin enflasyon dalgalanmalarının en güzel göstergesi her halde kitapların arkalarına değişik zamanlarda üst üste- yığınak oluşturacak şekilde yapıştırılan fiyat etiketleri olsa gerek. Satıcı etiketlerden birini güzelce sökmüş, altta kalanı ise sıfırlar tarafından yok etmeyi başarabilmişti.

Şimdi diyeceksiniz ki eski fiyat az diye mi göstermemeye uğraşıyorsun? Yok yahu, eski fiyat ben aldığımdan 5,5 kat daha pahallı. Arkadaşım beni etiket yolma derdinden kurtarmak için “boş ver sökme,” derken, ben ona açıklama yapıyorum:

-Eski fiyat kalmış, ben o kadar pahallıya almadım, sen yanlış yere üzülme diye uğraşıyorum.

Uzun lafın kısası ben kitabı 2 YTL’ ye aldım, eski fiyat 11 YTL.. Hayret.

Sonra internetten baktım, Allah Allah, ideefixe’de de 2 milyon bu kitap! Nasıl olur, öyle de akıcı ve hoş bir anlatımı var ki, ayrıca damak tadı konusunda Arman hoca’dan bir sürü de ipucu öğrendim. Bir de sizlere anlatmalık bir konu çıkardım: Yorkshire Pudingi (Adına bakmayın o bir ekmek. Rosto yanına sunulmalık, krep hamurundan yapılıp fırına verilen içi boş ekmekçikler)

Yorkshire’lara geri döneceğim. Önce az önceki konuyla ilgili söyleyeceklerimi bitireyim.

İşte ben bu yüzden internetten kitap sipariş etmeyi sevmiyorum. Bu bir aptallık olabilir ama ideefixe’de bu kitapla karşılaşsam fiyatına aldanıp es geçerdim. E bir de “karşılaşsam” konusu var tabi. Ayrıca kitapçı rafları arasında dolanıp, elini bir o kitaba bir bu kitaba atmak, rasgele sayfalar açıp tüm şatafatına rağmen o kitabın senin tarafından asla okunmayacaklar, ya da bir solukta bitirilecekler listesine atılması, yani bire bir temas ve not verme sisteminin, tecrübelerime dayanarak söylüyorum, en iyi sistem olması gerçeği de var tabi.

Şimdiye kadar internetten onlarca kitap sipariş ettim. Kitapçılarda denk gelemeyeceğim kitapları bulmak adına ----örneğin “refleksoloji” nedir merak mı ettin, yap online bir tarama, bul kitabını anında ---- çoğu zaman faydalı oldu. Ama kitaplar da insanlar gibidir biraz, çok hoş bir surat, çok havalı bir kıyafet taşıyor olabilir, ama onun ne kadar derin olduğunu anlamak için alıp karşına biraz konuşman gerek… VE hatta eskilerin dediği gibi bir insanı yemekte, yolculukta ve tatilde/yatakta tanırsın en iyi (bu üç benzetmeyi gönül rahatlığı ile bir kitaba uydurabilirim kendi adıma- bir kitap sarmışsa yemek yerken de okurum, midem bulansa da yolculukta da ve tabiî ki uyumadan önce yatakta)

Velhasıl bu şehir’in kitapçılarını çok iyi bilmemek ve hatta pek rastlamamış olmaktan dolayı ne yazık ki, ya da rastlasam da Nehir benim bu yakın temas ve not verme merakıma gereken saygıyı göstermeyeceğinden, bir süre daha online kitap alışverişine mahkumum. Bunun şimdilik çok da büyük bir önemi yok aslında, en azından elimdeki kitaplar bitinceye ve bir dahaki İzmir tatiline kadar…


Gelelim Yorkshire Puding’lere…

Arman Hoca İngiltere’de okurken kendi deyimiyle gastronomik araştırmalara da dalmış… Çok milletli bir arkadaş çevresi sayesinde Meksika, Hint, Sudan ve tabiki İngiliz mutfağı hakkında ince bilgiler edinmiş. Fransız mutfağına da dalmak isteği ilk Fransa ziyaretinde Fransızların İngilizce konuşmaya karşı geliştirdikleri keçi inadı yüzünden duvara çarpmış ve İngiltere’ye döner dönmez 6 ay boyunca kendi kendine Fransızca çalışmış takıntılı bir şekilde (gündüzleri de doktora için hazırlanırken hem de). Bir daha sefer o memlekete gittiğinde artık ne sipariş ettiğini biliyor ve derdini anlatabiliyormuş. Anıları ve biyografileri işte bu yüzden severim. Beni gaza getirirler. İstediğim sıklıkta çalışamadığım İtalyanca setim konusunda kendimi Arman hoca sayesinde tekrar doping almış hissettim.

Gerçi Arman hoca son yıllarda piyasaya çıkan ev kadınlığından gurmelik mertebesine fırlamış yemek tarifçilerine biraz bozuluyor ama ben asla ve asla kendimi “gurme” ilan etmeyeceğim için hoca’nın dediği beni gücendirmedi, gülümseyerek okudum.

Hala pudinglere gelemedik. Kısaca diyeceğim o ki, Arman Kırım da bir Yorkshire tarifi vermiş kitabında. Ama esas anlatmaya değer olan bu değil. Bu ekmekçikler en iyi rosto’nun yanında gittiklerinden 5 maddelik bir Rosto yapma temel tekniği var ki onu denemeyi ve anlatmayı isterim. Ama bu bir ekmek sayfası olduğu için öncelik ekmeklere…

Bu Arman Kırım’ın tarifi:
1-1/2 bardak süt
1-1/2 bardak un
1 çay kaşığı kabartma tozu (bazı tariflerde kullanılmıyor)
3 yumurta, hafifçe çırpılmış
1 çay kaşığı tuz


Un ve kabartma tozunu beraber eleyin. Bir yandan çırparak sütü azar azar una ekleyin. Yumurtaları ve tuzu ekleyip pütürsüz hale getirin. Küçük kek kalıplarını zeytinyağı ile yağ


Bu da benim internette şu adresten bulduğum ve büyükanne’nin gizli tarifi adından dolayı denediğim Y. Puding tarifi…

4 yumurta (oda sıcaklığında)
2 kap süt (oda sıcaklığında) ya da 500 mL2 kap un
1 çay kaşığı tuz

( Ben tarifi yarı yarıya aldım. Tarifi tutturamama ya da beğenmeme ihtimaline karşı bir israf önlemi olarak. )

Robotta önce yumurtaları yarım dakika kadar iyice çırpın, sütü ekleyin bir yarım dakika da böyle çırpın. Ardından un ve tuzu ekleyin, en az 2 dakika da bu şekilde çırparak sıvı hamurun kremamsı bir hal almasını sağlayın. (Esas Yorkshire Puddingler de küçük kek kalıplarına fırında pişmekte olan rosto'nun özlü suyundan danlatılırmış, ancak ben bir miktar tereyağı parçası koymayı tercih ettim. Yağları fırında kısa bir süre tuttuğum kek kalıplarım sayesinde erittim.) Ardından hamurunuzu kek kalıplarının (muffin kalıpları) ağzına kadar gelecek şekilde hamur ile doldurup 200-205 derece civarında ısıtılmış fırına verin. Yarım saat sonra "koca kafalar" hazır.

Lafı daha fazla uzatmayayım:Sonuç harika. Bir ekmek kabartma tozu ve mayasız nasıl bu kadar kabarır? Bu tabiki iyi çırpma ve yumurta'ya borçlu olduğumuz bir şey.

Biz ekmekçiklerimizi akşam yemeğinde tükettik. Herhalde İngiliz olmadığımızdan olsa gerek bunu rosto veya herhangi bir akşam yemeği yanında damak zevkimize uygun bulmadık. Fakat eşimin saptamasına kesnlikle katılıyorum:

Kahvaltı için pişiye sağlıklı bir alternatif...Hem yağda da kızarmıyor, fırından çıkıyor.
Posted by Picasa

Pazartesi, Nisan 10, 2006

Ekşi Maya Üzerine Önemli bir kaç not ve Türk Ekmeği'nin Makinede denenmiş hali ...

Son günlerde ekmek makinesini zahmetsiz kullanmak isteyenlerin yüzünü ekşitecek ekşi mayalı tariflere takmış görünüyorum.

Böyle düşünüyoranız haklısınız çünkü ekşi maya hazırlamak biraz ekstra zahmet ister gibi...

Ayrıca bu mayayı hazır edip buzdolabına attığınız zaman belki aylar boyu işinize yaramak üzere hazır bekliyor ama bu durum da size yine ek zahmetler verecek (fakat zahmetsiz yemek olmuyor biliyorsunuz)!

Nedir bu zahmetler?

Mayanızı her zaman bitimsiz kılmak istiyorsanız:

(Her 1 kaplık ekşi maya kullanımınız ardından
¾ kap su
¾ kap un
1 çay kaşığı şeker
ekleyerek ekşi mayanızı iyice karıştırın. 1 gün dışarıda bekletin (üzeri yine tülbent ile örtülü)
Ertesi gün buzdolabına kaldırabilirsiniz.

Eğer ki 10 gün boyunca mayanızı hiç kullanmadıysanız 1 çay kaşığı şeker koyup karıştırın, tekrar buzdolabına kaldırın. Bu işlemi mayayı kullanmadığınız sürece 10 günde bir tekrar edebilirsiniz.

Bir de ekmek yapmak üzere ekşi mayanızı buzdolabından çıkardığınızda öncelikle iyice bir karıştırmanız, ardından kullanacağınız kadarını alıp oda sıcaklığına gelinceye kadar bekletmeniz gerek..
-------

Bir de geçen gün sizeTürk ekmeği’ne dönüştü dediğim ekşi mayalı Fransız Ekmeğini işin içine el karıştırmadan, yapmak isteyenler için (ve tabiî ki merakımdan da) makinede deneyeceğim demiştim.

Denedim. Üzeri hafifçe çökse de tat olarak bildiğimiz bakkal ekmeğini tutturmuş sayılabiliriz. BEnce 2 çay kaşığı maya fazla geldi. Ekşi maya ile beraber 2 kez maya koymuş gibi oldum. Sanırım 1 çay kaşığı instant maya yeterli olacaktır.

Malzemeleri tekrar vereyim:

1-1/2 lb ekmek malzemesi
1-1/4 kap ekşi maya (starter)
2 kaşık su
3 kap un
¾ çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı instant maya (bence siz 1 koyun)

1 nolu programda.


Not: Fotoğrafta gördüğünüz gibi köpüklü çıkmıyor buzdolabından ekşi maya. Üzerinde sıvı birikmiş halde ve krep hamuru kıvamında çıkıyor.
Posted by Picasa

Salı, Nisan 04, 2006

Türk Ekmeğini Gökde Ararken Yerde Buldum....


Brezilya karasularında Arjantin bandrollu bir gemide bir Türk denizci ile Fransız denizci kavga edip birbirlerini bıçaklıyorlar, 2 si de denize düşüyor. Şimdi bu dava hangi devletin yargısını ilgilendirir?

Bugün elimde olmadan üniversitedeki Temel Hukuk ve Sosyal Politika hocamız Dinçer Tarakçıoğlu'nu *** hatırladım. Okuduğunuz soru onun bir anfi dolusu gencin dikkatini yoğunlaştırmak için kullandığı taktiklerden biridir.

Peki nerden düştü aklıma Dinçer hoca?

Şöyle söyleyeyim: Amerika'dan gelen kitaptan Ekşi Mayalı Fransız Ekmeği tarifi yaptım: Halis Türk Ekmeği çıktı.

Bu ne "international" ekmek böyle.

31 Mart’da, mayamız hazır olduğunda denemek üzere bir Fransız ekmeği tarifi vermiştim biliyorsunuz. Tarifi tekrar etmeyeyim şimdi. Tıklayın.

Sonuç:
Az önce de dediğim gibi şu an yediğim ekmek hiç de Fransız ekmeği falan değil, bildiğiniz Türk ekmeği bu yaşasın…. Sadece bir iki nokta var bir sonraki tecrübelerde dikkate alacağım:

1-Dış kabuğu umduğumdan sert oldu. Bunu önlemek için 15 dakikada bir olmak üzere birkaç kez fırının kapağını açıp ekmeğin üzerine su serpmem yeterli olabilir.

2-Keşke hamuru 2 adet değil de 1 adet somun olmak üzere şekillendirseydim. Böylece kabuk daha az yumuşak alan daha çok olmuş olacaktı.

Kabuğun tüm beklediğimden daha sert oluşuna rağmen ekmeğin iç kısmı tamamen Türk ekmeği tadında. Üstelik katkı maddesiz.

Bir sonraki hedefim ise bu ekmeği makineden hiç çıkarmadan denemek. Üzerinde çapraz çentikler olmayıversin. Zaten kimi ekmek dostları bu tür bir tarif verdim mi bunun sadece ekmek makinesinde yapılanı yok mu diye soru soruyorlar...


***(Her halde Ege Ü. İletişim Fakültesi'nin en unutulmaz hocalarından biridir. Size kök söktürerek hukuk öğretir. Bir gün bile papyonsuz görmediğim bu hoca'nın 1. ve 2. sınıfta karşınıza zebani gibi dikilen derslerini verdiniz mi kendinizi İletişimden mezun sayabilirsiniz ---vize durumuma göre Sosyal Poilitika'dan 57 değil de 50 almam geçmem için yeterliydi. Sevgili Dinçer Hoca beni 49 ile bıraktı----.

Zaten 3. ve 4. yılda o kadar rahatlamışım ki babam anneme "ben bir daha üniversite sınavına gireceğim, İletişim fakültesini yazacağım( o zamanki adıyla Basın Yayın Y. O.) hiç ders çalışmadan okul bitiryorsun ne güzel demişti"

Geceleri onlar horuk koruk uyurken ben ders çalışıyordum ya hadi ya neyse.
Posted by Picasa

Pazar, Nisan 02, 2006

Starter- Ekşi Maya Gün 4: Beklerken Boş durmayalım

Ekşi Maya/Starterlı Çoban Ekmeği

1 kap ekşi maya/ starter
1 kap ılık su
2 kaşık zeytinyağı
1–1/2 çay kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
¼ çay kaşığı karbonat
1/3 kap çavdar unu
3 veya 3–1/2 kap un


Mısır unu
Susam
Zeytinyağı



1-Son 3 malzeme hariç bütün malzemeleri ekmek makinenizin tavasına koyun. Makinenizi hamur ayarında çalıştırın. (Ekşi mayanızın kalınlığı ne kadar una gereksinim duyacağınızı belirleyecek. Hamurunuzun çok sulu olduğunu düşünüyorsanız 1er kaşık olmak üzere un eklemeye devam edin. Aynı şekilde hamurunuz çok kuruysa 1 er kaşık şeklinde su da ekleyebilirsiniz.)

2-Süre bittiğinde hamurunuzu alıp hafifçe yağlanmış bir yüzeye koyup birkaç kez yoğurun, oval şekil verin. Üzerini örtün 10 dakika dinlenmeye bırakın.

3-10 dakika sonra hamurunuzu ters çevirip düzleştirin. Yağlı kağıt üzerine mısır unu serpin hamurunuzu buraya alın ardından 2,5 cm kalınlığında yuvarlak şekil vererek açın.

4-Susamlarınızı hamurun yüzeyine serpip bastırın. Fırça ile zeytinyağı sürün. Yine üzerini örtün. Ilık bir yerde 1–2 saat dinlendirin. Hamur 2 kat büyüyecektir.

5-Fırını önceden 220 dereceye ısıtın. Ekmeğinizi 10 dakika kadar bu ısıda pişirin. Ardından dereceyi 190’a indirin, 15 dakika daha pişirin. Ekmeğinizi fırından alın biraz ılımasını bekleyin. Çoban ekmeğiniz sofrayı şereflendirebilir .


Not:Biliyorsunuz ekşi maya yapmaya başladım 4 gün evvel. Ancak toplamda en az 5 gün olmak üzere 10 güne kadar oda sıcaklığında beklemesi gerekiyor bu mayanın. Ben bu süreç de boş durmamak adına size ekşi mayalı tarifler veriyorum. Eğer siz de benimle beraber başladıysanız bu işe, süre sonunda elinizde hazır bir kaç tarif bulunsun diye.


Kaynak: whatscookingamerica.net
Foto: greenpolarbear.net Posted by Picasa