Lilypie Kids Birthday tickers

18 Ocak 2012 Çarşamba

Kitap Fuarı

Adana Tüyap'ta düzenlenen Çukurova 5. Kitap Fuar'ına gittik. Kitap fuarına hiç gitmemiştin, görmeni istiyordum. Evden çıkarken senin kitap fuarı deyince bildiğimiz kitapçı sandığını anladım. 

Deniz: Annecim, kitap fuarı çarşıda mı?
Anne: Yok değil.
Deniz: Forum da mı?
Anne: Yok canım değil.Adana'da.
Deniz: Ama Forum da da var.
Anne: Nasıl yani?

Bahsettiğin yerlerin Kitapsan ve D&R olduğunu anladım tabii tariflerinden. Kitap Fuarı deyince senin gözünde kitapçı canlanmış. Senin o küçük dünyanı ben yerim. Fuara gidince şok oldun tabii çünkü aşırı kalabalıktı. Tüm Çukurova o Cumartesi gününü fuara ayırmıştı sanki. Biraz kucakta gezmek istedin, biraz bunaldın ama sonunda alıştın. Kucaktan inip kitapları karıştırmaya başladın. Benim için de çok iyi oldu, çünkü senin kitaplarını internetten almak istemiyorum, içini karıştırmadığım için seçemiyorum, Mersin'de sadece D&R ve Kitapsan var bildiğim kadarıyla, onlarda da kitaplar sınırlı. O yüzden bu kitap fuarı çok verimli geçti bizim için, sen istediğin kitapları seçebildin, ben çocuk kitaplarını karıştırabildim. Tubitak Yayınları da fuardaydı, bütün kitapları birarada görebildik, çünkü hem nette hem de kitapçılarda tümünü birden bulmak mümkün değil. Kısacası güzel oldu. Kitap Fuarının da ne olduğunu anlamış oldun.

17 Ocak 2012 Salı

En sevdiğin şarkı..diyaloglar..

Daha once de yazmıştım sanırım, ben evde ne müzik dinlersem dinleyeyim okulda geçirdiğin saatler benimle geçirdiğin saatlerden daha çok olduğundan ve tabii arkadaşlarınla paylaştığın ortamların kıymeti orada duyduğun müziklerin hayatında daha büyük yer kaplamasını sağlıyor. Benim evde seninle dinlediğim müziklerin senin zevklerin üzerindeki etkisi büyük ihtimalle büyüdüğün zaman ortaya çıkacak, ya da ben öyle umuyorum. Birkaç aydır en favori şarkın "Tuttu Fırlattı" şarkısı. Evde sürekli "tuttu fırlattı kalbimiii,ezdi üstünü çiğnedi" diye geziyorsun. Bu sefer şarkıyı ben de öğrendim. Tabii bu duruma seviniyorum çünkü bir ara "bas gaza yavrum bas gaza" diye şarkı söyleyerek beni "allaam kızım kıro olacak" korkularına sevketmiştin. Neyse o geçti gitti bitti unutuldu.

Dün ise ofiste seni özledim. Böyle bir sarılasım geldi. Açtım "tuttu fırlattı"yı dinledim seni düşündüm. 

Akşam yatarken....

Anne: Bugun ofiste tuttu fırlattıyı dinleyip seni düşündüm.
Deniz: Aaa niye?
Anne: Seni çok özlemiştim.
Deniz: Aaay gel bir sarılayım sana bakim.

4 yaş güzel. Sevgiyi paylaşmaktan öte karşılıklı dile getirmek çok güzel. Benim gibi bir anneden böyle yıvış yıvış duygusallık da beklenmez ama arada bir oluyor işte.

12 Ocak 2012 Perşembe

Kek diyaloğu

Kekleri birlikte yapıyoruz uzun zamandır, aslında asıl durum şu, ben iki bez parçasından seninle faaliyet yapıp harika el becerisi marifetleri ortaya çıkaran annelerden değilim. Boyalarla ve bez parçalarıyla debelenmektense bazen hadi kek yapalım diyorum, kek yapma faaliyeti benimkisi, e senin de hoşuna gidiyor, mutlu saatler geçiriyoruz. Mikserle çırpma, malzemeleri ben bardağa doldurduktan sonra kaba boşaltma (katma) işi senin görevin. Bu kek yapma işinde una ellerini sokup, karıştırıp her biyeri un yapman bazen beni çok yorduğundan, ruh halime ve haftanın gününe göre görevin değişkenlik gösterir. Mesela çok yorgunsam, sadece karıştırıcı olman işime geliyor, çünkü elinde mikser varken una parmaklarını sokup her yeri un yapamıyorsun. Tabii bu şartları oluşturmak için benim çok hızlı olmam gerekiyor. Şöyle ki, bir kaba yumurta ve şekeri sana koyduruyorum, mikseri eline veriyorum en yüksek hıza getirip, sen onu çırparken, benim çok hızlı bir şekilde başka bir kapta un, kabartma tozu, vanilya gibi etrafa kolayca bulaşabilen malzemeleri (yani çok temiz bir anne olmadığım aşikar tabii de, bir de keki yapma süresi çok uzuyor, dediğim gibi ruh hali işte) başka bir kapta hazırlıyorum. Senin bu esnadaki bakışların görülmeye değer bakışlar. Elindeki mikseri bırakamıyorsun, kafan bir un kabına dönüyor, bir elindeki miksere dönüyor, bu arada gözünde daha iyi canladırabilmen için sandalye tepesinde olduğunu da söylemek lazım. Neyse, gözler yuvalarından fırlayacak yani o derece. O an bayağı bir komik oluyordu kızım ya. Ama, yer mi Anadolu çocuğu, bu hafta uyandın artık. Geçen gün kek yaparken, uyanık anne ben yine mikserin başına karıştırıcı olarak seni koyduktan sonra una doğru sek sek sekerek giderken uyanık çocuk sen "haaayııır" diye bağırınca, uyanık anne ben bozuntuya vermeden davranaraktan...

Uyanık anne: Aaa mikseri bırakma ama sen karıştırıcısın
Deniz: Haaayır, ben artık karıştırıcı değil katmacı olmak istiyorum

Sonuç, katmacı olarak devam ediyoruz. Sen bu kadar kararlıyken benim senle inatlaşmak gibi bir durumum olamaz yani.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Soyaçekim serisi..no.1

Artık klima ile ısınıyor evimiz. Benim için de alışması zor oldu. Eskiden kombiyi yakınca harıl harıl, bütün odaları sıcak olan bir evimiz varken, şimdi, sadece klimanın olduğu odanın sıcak olduğu bir evimiz var. E oniki ayın sadece iki ayı kış olursa (ki ben ona kış demem şehir Ankara olmadıkça) evlere kalorifer peteği koymak da bir o kadar manasızlaşır değil mi? Şöyle ki, klima ile ısınan ev kombiyle ısınan eve benzemez, geceleri üşünür, yorgana sarılınır. Ama sen yorgana sarılmıyorsun cicim. Sanki teninde kıllardan oluşan doğal bir kürkün var da her yerin açık yatıyorsun. Her gece üstünü örtmeye kalkmaktan helak oldum yeminlen. Yanımda yattığın süre zarfında ise şunu keşfettim, gece uyurken hedefin üstünü komple açmak değil, sadece çıplak ayaklarını yorganın dışında seviyorsun. Peki ben bunu nasıl farkettim, yorganı alıp enine doğru cıbıl ayaklar dışarıda kalacak şekilde üstünü örtersem de gayet güzel uyuyorsun. Aynı benim gibi yani. Ben de asla ve asla çorapla, patikler veya cıbıl ayaklarımı örtecek herhangi giysiyle yatamam, uyuyamam ve her daim ayaklar yorganın, battaniyenin ve/ya pikenin dışındadır. Bana çekmişsin cicim.