Bu sene sana tatil yaptıramamıştık. Yeni bir şehre taşınıp yeni işler edindiğimizden iznimiz yoktu. Şeker Bayramı’nda annene ofisi kıyak geçip de tatili 9 güne çıkartınca yapamadığımız ve senin adına içime dert olan tatili yapma fırsatımız oldu. İçime dert oldu dedim ya, sürekli kreştesin aylardır. Bütün yaz kreşe gittin, evet yüzme kursuna gittin, senin için çok yeni ve güzeldi sanıyorum. Ama yine de çocukların çoğu evinde yan gelip yatarak yaz tatilini yaparken sen her sabah bizimle kalkıp tıpış tıpış kreşin yolunu tuttun. Biz bunalıyoruz ya bir süre sonra her sabah aynı yere gitmekten, her sabah erken kalkmaktan, senin de için için bunaldığını düşünüp düşünüp "çocuğa bir tatil yaptıramadık" diye içimi kanırtıp durmuştum. Senin böyle bir şikayetin yoktu ama beni yiyordu işte. Bu 9 günde, aman bayram, el öpmemiz, ziyaret etmemiz lazım falan demedik, onu görelim bunu görelim yapmadık, çocuk dostu bir otelde güzel mi güzel bir tatil yaptık.
Tatil mekanımızı nasıl seçtiğime ilişkin detayları benim bloğumdan okuyabilirsin canım. Şimdi daha çok senin tatilinin nasıl geçtiği üzerine yazacağım.
Önce, seninle kuaföre gittik. Ben saçlarımı boyattım, sende boyatmak isteyince kuaförüm sana bir parça pembe saç taktı. Allahım, nasıl havaya girdin nasıl havaya girdin anlatamam. O pembe saçı savura savura bir hal oldun, sonra bomba geldi "ben hepsini pembe istiyorum amaaaa bütün saçlarımıııı", büyüyünce ister pembeye boyat ister mora boyat canım denizkızım sonuna kadar destekliyorum. Benim de üniversite de saçımı maviye boyatmışlığım var.

Neyse, sonra biraz alışveriş yaptık. Sana yeni bir ayakkabı ve güzel bir de elbise aldık. Yaz tatilinde neşeli bir şekilde giymen için. Ayakkabılara ben de bayıldım, büyükleri olsaydı bir tane de kendime alacaktım. Tatilin bu ayakkabılarla başladı ama şöyle bir sorun vardı ki, normalde 26 numara almamız gerekirken, 26 numara sana büyük gelmişti. 25 numarayı denediğinde ise bence sıktığı kesindi, ama her zamanki kararlı ve inatçı halinle onları çıkartmadın ayağından ve “çok rahatım” diyerek gezip durdun. Ben ne kadar itiraz ettimse de baban “yok yok iyi rahat ayakları” dedi ve sen de ayakkabıları çıkartmadığın için aldık onları. Sonuçta tatil boyunca ayakkabıların ayaklarını çok sıktı, gün gibi ortadaydı ama sen beyaz puantiyeli pembe ayakkabılarınla pek bir mutluydun, hiç şikayet etmedin. Biz kadınlar ayaklarımızı acıtsa da topuklu ayakkabıdan vazgeçemiyoruz ya, bunun çocukluk hali de bu olsa gerek.

Voyage Sorgun, umduğumuzda çok daha güzel bir oteldi. Geçen seneki Ayvalık, Çeşme, Bodrum maceramızda çok eğlenmiş, çok güzel gezmiş ama dinlenmekten öte yorulmuştuk da. Bir otel, bir deniz, bir havuz, bir eğlence, bir yemek diye oradan oraya koşturmaktan hem kendimiz yorulmuş hem de seni yormuştuk, uyku ve yemek düzenin sapıtmış, yüzmek ve güneşlenmekten başka doğru dürüst oynayamamıştın bile. Hem de çarşıdaki hesabı eve uyduramamış, umduğumuz dışında kontrolsüz harcamalar yapmıştık. Bu tecrübeye dayanarak bu sene “her şey dahil” modunda çocuk dostu bir otel seçtim, Voyage Sorgun. Ve ne iyi yaptım. Yemek ve uyku düzeni sapıttı sapıtmasına ama en azından otelin uygulamaları çerçevesinde bir tatil düzenine oturdu 6 gün boyunca. Sabah 8,30 -9,30 arası kalkış, sonrasında güzel bir kahvaltı, hemen ardından deniz, 13.00 sularında öğle yemeği, 13,30 sularında kumsalda veya odada güzel bir uyku, sonrasında tekrar deniz veya mini klüb, 17.30 gibi duş, odada dinlenme, 18.30-19.00 civarı akşam yemeği, 20.15 mini disco, 21.00 animasyon gösterileri, 22.00 sahildeki açıkhava diskosunda büyükler için eğlence, 24.00-01.00 gibi gece uykusu. Bu oteli seçerek çok çok iyi yapmışım. Öncelikle, çocukların iyi vakit geçirebilmesi için her şey düşünülmüş, çocuklu aile sayısı oldukça fazlaydı ve dolayısıyla birçok arkadaşın vardı, işin güzel tarafı da tüm tatil boyunca aynı arkadaşlarla oynama fırsatını bulmandı, yemekler çok güzeldi ve senin damak zevkine uygundu, seçenek çok fazlaydı zaten bu nedenle damak zevkine uygun yemek bulmak da zor olmadı, benim de aklım kalmadı “ayy çocuk besinsiz kaldıııı yavriiim”diye sızlanmadım. Büyüklere yönelik eğlencelerde bile çocukların rahatı düşünülmüştü. Tatil böyle çocuk dostu olunca biz de anne baba olarak çok rahat ettik açıkçası. Sen oynarken kumsalda yayılıp yatma lüksümüz oldu, seni mini klübte eğlenceye bırakıp baş başa kalma fırsatımız oldu, biz de dinlendik, biz de eğlendik.
Sen ilk defa bu tip bir tatil yaptın. Bu nedenle gördüklerin karşısındaki tepkilerin bizi gerçekten de çok güldürdü. Otelden ayrılacağımız gün oldukça üzüldün ve “babacıııım lütfeeen hep burada kalalımmm”, kuzum benim, bir şeyler bittiği zaman üzülmek yerine onu yaşağıdın için sevinmek durumu çocuklukta hangi yaş diliminden itibaren başlıyor acaba.
Mini disko ve animasyonlar sayesinde içindeki parlak ışıkların altında sahneye atlama içgüdün nispeten doyuruldu. Her akşam mini diskoda dansedip, aminasyonlarda çocuk çağrıldığı zaman sahneye atlayıverdin. Bu sahnelere atlama, sahnede oyun icra etme konusunda herhangi bir utanma sıkılma yok sende, buna seviniyorum. Sahne ışıklarına olan düşkünlüğünü ileride güzel bir şekilde değerlendirmeni dilerim, meslek olarak yapamasan da (yapsan çok sevinirim ama) en azından hobi olarak sürdürmeni isterim.

Her şey dahil tatilimiz sona erince, Antalya-Mersin arasındaki tüm koylarda fotoğraf çekmek ve yüzmek amaçlı kısma geçtik. Antalya-Mersin yolu görüp görebileceğin en güzel ve bir o kadar da zor bir yoldu. İn çık in çık, dön dön dön, in çık in çık, dön dön dön diye kısaca tarif edebileceğim bu virajlı yolun dönüşünde arkada seninle birlikte “çiz bakalım bil bakalım” oynuyorduk. Tabii böyle virajlı bir yolda sürekli tek bir noktaya baktığımızdan ikimizin de midesi bulanmaya başladı. Önce ben söyledim “aaaa kusacağım şimdi” diye, sonra sen başladın “anneciğim midem bulanıyor” diye, ve başlar başlamaz da tüm yediklerin ağzından çıkıverdi, üstün başın, oto koltuğun hepsi kusmuk içinde kaldı. O daracık yolda duracak daracık bir yer bulduk, üstünü başını temizledik, sonra koltuğu çıkartmak üzere seni ön koltuğa koyduk, kapıyı da bir güzel açık bırakıp, güneş başımıza geçmiş bir şekilde babanla kapışmaya başladık. Biz kapışırken bir “küüüt” sesi ve ardından bir ağlama ile irkildik. Sırt üstü yerde yatıyordun, kaşın ve gözünün altı oldukça çizilmişti. Sanırım ön koltukta kusmanın etkisiyle de sersemlemiş, kendini kapıya doğru yaslamıştın, akıllı annenle baban da kapıyı açık bırakınca durum malum. O geceyi Taşucu’nda bir otelde geçirdik. Ertesi sabah gözün bayağı şişti. O gün de Mersin’e doğru yola çıkıp, yolda güzel koylarda durup yüzerek yol aldık. Göze de bol bol teramisin sürdük. Bu arada “anneciğim bu akşam da bir oda bulalım da orada kalalım, olur mu” diyerek bombayı patlattın tabii yine. Bazı şeyler sanırım gerçekten de genetik yollarla geçiyor, zira ben de çok severim otelde kalmayı, bir yerde yerleşik olmama duygusunu.
Bir tatili daha böyle yedik bitirdik…eğlendik, güldük, güzel vakit geçirdik, en kötü tatilimiz böyle olsun…tamam mı…