Sampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2012

Galatasaray ve Şampiyonlar Ligi



Bizim kuşak insanların Galatasaraylıları bu müzikle büyüdü, belki bu yüzden pek çokları Sabri Ugan'a her daim sempati duyar zira onun sesi, bu müzik ve Şampiyonlar Ligi bir dönem yaşamın en güzel ama bir o kadar da olağan parçasıydı. Üstelik öyle çok katılmıştı ki Galatasaray, bu lig sanki sadece ona özeldi.Misal ben bir başka Türk takımı katılım gösterdiğinde sanki bizim sahada hakkı olmayan maçı oynuyor gibi hissediyordum.. Porto ile beraber en çoklu cümleyi hepimiz ezberledik ve yine hep Porto'ya da kanı ısınmıştır Galatasaraylı'nın ve kardeş takım olarak görür gizliden.. Şampiyonlar Ligi kan kardeşidir Porto.

Hülasa özlemiştik çok.. Altı yıl, altmış yıl gibi geldi.

Galibiyet önemli ama ilk defa bu cümleyi içten söylüyorum, bu yarışmaya katılmak her şeyden daha önemli!

Ölüm grubunda öldük öldük dirildik..


Grubun iki maçında da son dakika golleri yaşandı. Her ikisi de kuponlarımda bulunduğu için onlarla beraber biz de..

Real Madrid ve City arasında çılgın bir maç oldu ve unutulmaz bir son çeyrek oynandı.Modric mi Mesut mu derken Mourinho herkesi şaşırtıp Essien-Khedira-Alonso ile beraber üç defansif orta sahayla maça başladı. Bu koşullarda baskı kurup oyunu önde oynaması da kaçınılmaz oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse plan aslında ilk yarıda da işledi ve gerekli pozisyonlar bulundu lakin Ronaldo'nun şutları Hart'a takılınca tek kale maç golsüz sona erdi. Özellikle Maicon tarafı bu devrede hırpalandı..

İkinci yarı ise anlatılmaz, yaşanır. Yaya Toure'nin adımları iki insan boyunda olunca golü hazırlaması onun adına çok da zor olmadı. Gulliver cüceler ülkesinde geziniyor gibi hissettik onu izlerken.. Mourinho kurulan baskının sonuç doğurması için Modric ve Mesut'u oyuna alarak fişi çekti. Özellikle Modric'in getirdiği hareketlilik, kıpır kıpır olması ve paslarından ziyade topun olduğu bölgede sürekli bulunup "pas opsiyonu" olmayı daimi olarak başarması takdire şayandı.

Sonuçtan bağımsız maçı hak eden taraf Madrid tarafıydı. Bu kadar zorlanılmasının nedeni ise Hart'ın perfromansı ve Casillas'ın perfromansızlığı. Bu maç analizinde de belirtmiştim; 7 kez bu sezon boşa çıkıp bunlardan ikisi golle sonuçlandı. Yakın zaman içerisinde düzeltmesi gerekir zira sadece bu dönemin değil yüzyılın efsaneleri arasına girecek konuma ulaşmışken geriye dönüş olmaz..

Mesut ve Madrid'in perfromansı adına bence kadroya ilk yazılacak isim Benzema olmalıdır. Özellikle Mesut ile olan telepatik uyumu inanılmaz.. Sorunlu dönemi Benzema ile aşarlar ve ben daha şimdiden City-Madrid'in Dortmund ile yapacağı karşılaşmaların heyecanındayım.. D Smart aldırdılar bana, o derece..



Gol 88'de geldi.. Güzel oldu bu zira Dortmund'un iki dev rakiple yapacağı maçların heyecan dozajını arttıracaktır.. Şimdiden sabırsızlanıyoruz..

31 Ağustos 2012

Şampiyonlar Ligi H Grubu



Galatasaray güzel bir kura çekti. Bundan iyisi, şamda kayısı.

Manchester United diğer devlere nazaran en "yenilebilir" devler arasındadır. Real Madrid, Barcelona ve hatta Bayern Münih'i herhangi bir maçta yenmek dahi çok zor. İmkansız değil ama zor. Sorun şu ki Manchester United gruplardan çıkamama hakkını geçen sezon kullandı. üst üste iki kez bunu yaşaması çok olası değil. Robin Van Persie, Kagawa eklemeleri ile çok daha güçlü kadro kurdular. Geçen sezon hem lig hem de Şampiyonar Ligi'nde hayal kırıklığı yaşadılar, daha dikkatli daha detaycı olacakları kesin. Basel'in dışarıya attığı Manchester'ın artık kimseyi küçüm seme şansı yok.. Hele ki bu Şampiyonlar Ligi'nin ilk defa gireceği ikinci sezonunda bizzat çelme yediği Galatasaray ise çok zor. Ve bunlar maalasef hep aleyhimize olan ayrıntılar..

Braga ise Udinese'yi eleyip geldi. Şu bir post aşağıda yer alan Maicousel'in kaçan penaltısı Braga'yı buraya Udinese'yi ise Avrupa Ligi'ne gönderdi. Braga'nın italyan ekibini elemesi çok da sürpriz değil zira; Di Natale yaşını alıyor, iki yıl önce var olan Sanchez, G. İnler gitti. Onlara bu sene her maç on bir çıkan Asamoah, İsla ve kalecileri Handanovic de eklenince sil baştan yeni kadro kurmak zorunda kalan Udinese'nin elenmesi çok da sürpriz değil. Dişli takım Braga.. yeterince güçlü değilseniz şansınız yok ama yeterince iyi olduğunuz zaman zorlanmayacağınız ekiplerden..


Cluj ise benim en çok çekindiğim takım. Manchester'a iki maçta yenilseniz de ikincilik şansınız devam edebilir ama Cluj ya da Braga'ya evinizde kaybettiğiniz anda Avrupa Ligi mücadelesi başlar. Braga'dan ziyade Cluj çok daha tehlikeli. Pantelis Kapetenos gibi tehlikeli hücumcuları, atak futbolları ve deplasmanda dahi dominant oynama çabası onları güçlü kılıyor. Her daim attığı gollerden çok kaçırdıkları daha fazla.

Hülasa bu ligden en dandik takımı dahi çekseniz son gücünle size karşı oynayacağı için mesela daha çok siz ne durumdasınız? İkincilik oldukça ihtimal dahilinde ama bu biraz da Galatasaray'ın bu sezon çizeceği perfrormansa bağlı.

O "kutsal" müziği duymayalı uzun zaman olmuştu.. Hadi bakalım..

20 Mayıs 2012

En büyük Chelsea!



Chelsea Avrupa'nın en büyüğü oldu. 2003'den bu yana en kötü sezonunu yaşadığı dönemde Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırdı. Bu onların "barça" dan kalan hakkıdır ama asıl hikaye diğer tarafta. Üç finali de kaybederek Bayern Münih 2002 Leverkusen'e rakip oldu. Hayal kırıklığını ifade etmek dahi çok zor. Tam da burada Tutunamayanlar'In yazarından bir cümle yerinde olur sanırım:

"Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.."

19 Mayıs 2012

Sınıf savaşımı!



Pek çokları bu konuya yeterince hakim değil aslında. Bayern Münih'i Almanya içi ve dışı olarak iki farklı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini unutuyorlar. Daha kolay bir şekilde anlatmak gerekirse bugün Abramovic ile beraber Chelsea'nin temsil ettiği değerlerin tam karşısında Bayern Münih ve Uli Höness durur. İşte bu yüzden futbolu futboldan gelen efsanelerin yönetip futboldan kazandığı paralarla bu piyasanın içerisinde olup "futbol kulübü" olma içeriğini farklı şekillerde dolduran Bayern Münih ile daimi olarak dışarıdan milyonlarca avro akıtılıp yıldızları bünyesinde toplayarak ilerleyen ve kendisinden sonra benzer yolu izleyenlere de örnek olan Chelsea bu gece bir anlamda sınıf savaşının içerisinde yer alıyor.

Uli Höness 1979 yılında bu kulubün başında geçtiğinde 7 milyon mark borçlu olarak almıştı. Kendisi bir milyarder olmadığından bu borcu yoğun çalışma içerisine girip 30 yıl içerisinde senelik 12 milyon mark kazanan Bayern'den 350 milyon "euro" kazanan bir dev kulube çevirdi. Bunu herhangi bir arap şeyhi ya da milyarderin yardımı ile değil zekasıyla başardı. Bugün bırakın borcu kasasında "130 milyon avro" bulunan Bayern Münih haliyle diğer yöntemlere karşı kin kusuyor, haksız rekabeti sonuna kadar dillendirip bir gün bu para girdilerin, zenginlerin işe el atmasının engellenmesini umuyor ve bunun için UEFA'ya da yıllardır baskı yapıyor. UEFA'nın gelecek yıllarda daha da sertleştireceği kanunlarda da Bayern'in etkisi bir hayli fazladır.

Dışarıdan akıtılan paranın yanı sıra ligin kalitesi adına TV gelirlerini de diğerlerinin de en az Bayern kadar ya da ona yakın bir miktar kazandığı sistemi de bozmuyor. Zira tek başına Real, Barça gibi ihaleye çıkarsa minumum 200 milyon avro alacağı geçenlerde dile getirilmişti.
Bayern'de söz sahibi bayernli efsane olan futbolculardır. Bayern'in tüm geliri kendi çabasıyla futboldan kazandıklarından ibaret. Diğer tarafta ise durum belli. Şimdi bu ikisinin savaşıdır da bu final..

18 Mayıs 2012

2012 Ş.L: Bayern Münih-Chelsea



Şampiyonlar Ligi Kupası yarın akşam Allianz Arena'da sahibini bulacak. Gazete haberi kıvamındaki bu girişten sonra asıl konuya gelirsek; Gollü bir final karşılaşması olabilir.

Bayern Münih eğer buradan da bir sonuç alamazsa 2002 Leverkusen'in kaderini paylaşacak. Üç kupayı da finalde kaybetmenin acısını uzun süre taşıyacak. Üzerine bir de 2002'de olduğu gibi Dünya Kupası değil de Avrupa Şampiyonasında Almanya finalde kaybederse tarih kendisini tekerrür etmiş olur.

Chelsea sürpriz bir şekilde finale imza attı. Artık onlar da bu finali sonuna kadar zorlayacak zira ligde ilk dördün içerisinde olmadığı için Şampiyonlar Ligi bileti bu kupadan geçiyor. Kazanırsa eğer burada alacağı paranın üzerine gelecek senenin Şampiyonlar Ligi parası ve prestiji de eklenecek ve daha da önemlisi Roman Abramovic'in geldiği günde koyduğu hedef biraz geç de olsa gerçekleşecek.

EKSİKLİKLER

Her iki takımın da finalde önemli oyuncuları oynamayacak ve bu oyun planında da kimi değişiklikleri gündeme getiriyor. Gollü bir final yaklaşımının temelinde her iki takımın da geri dörtlüsünün minumum ikisinin finalde yer almayacak olmasıdır. Defans kurgusunda sıkıntılar yaşayacak olan iki takımın da bu karşılaşmada savunma konusunda sorunlar yaşatacak.


Bayern Münih

Üç önemli futbolcusu finalde yok. Gustavo,Alaba ve Badstuber. Bunlardan özellikle David Alaba ve Badstuber'in yokluğu sıkıntı yaratıyor. Bu oyuncuların yerlerine oynayacak olanlar ve takımı nasıl etkileyeceğinin analizini yapabiliriz.

Bastuber-Timoschuk

Hali hazırda yedek stoperi bulunmayan Bayern’in bu yetmezmiş gibi bu dörtlünün düzenleyicisi, defansın şefi ve geriden top çıkarma konusunda bcerikli oyuncusu Badstuber’in cezalı duruma düşmesi sıkıntı yaratıyor. Muhtemelen Anatoli Timoschuk buraya yerleştirilecek. Van Buyten iyileşmiş olsa da çok uzun süren sakatlığın ardından maç eksikliği nedeniyle oynaması çok zor. Anatoli Timoschuk stopere geçerse “bence” sorun hava hakimiyetinin azalacak olmasıdır. Bu da Drogba ya da bir başka futbolcunun kafa golü atmasına vize vermek demektir. En azından orijini defansif orta saha olan oyuncu bir şekilde oyun açma açığını kapatır. Kenar ortaları artık şimdi daha tehlikeli olacak Bayern adına.

David Alaba-Diego Armando Contento

Heycnkes sezona Lahm’ı sol Rafinha’yı ise sağ bek oynatarak başladı. Rafinha'dan beklediği verimi alamaması Robben'i de kötü etkiledi ve burada bir değişime gitti. Orta saha olan David Alaba'yı sol beke yerleştirip Lahm'ı yeniden sağa yerleştirdi. İşte bu hem Ribery'nin hem de Robben'in aynı zaman içerisinde coşmasına etki etti. Ribery ve Robben yüzde yüz arkasındaki beke bağımlı performans gösteriyor ki bunu ayrıntılı bir şekilde burada Lahm üzerinden incelemiştik. Tam da bu noktada David Alaba'nın kaybı Heynckes'i en çok üzen konuların başında geliyor zira bu aynı zamanda Ribery'nin de görece daha etkisiz olacağı anlamına geliyor. Contento ile bir yandan daha "savunma" takımı olurken diğer açıdan daha az Ribery demek ki bu da hücumu etkiliyor. Avantajı ise Bayern’in son dönem futbolundaki açığı Alaba-Ribery’nin bazen gereğinden fazla ileride vakit harcayıp arkada derin boşluklar bırakmasaydı. Heynckes bunu özellikle Real Madrid maçlarında sıklıkla Schweinsteiger’i ve bzen de Kroos’u dönüşümlü olarak Alaba’nın arkasına savunma yapması için göndererek çözmüştü. İşte Kroos bu açıdan önem taşıyordu. Schweinsteiger oraya yardıma geldiğinde Kroos bir adım geriye gelip Gustavo ile beraber merkezi savunurken bu karşılaşmada Thomas Müller’in geriye gelmesi zor. Diğer açıdan Contento, yerine geçtiği Alaba kadar hücumda aktif değil. Bu da Heynckes’in Gustavo açığını hücum gücünü arttıracak şekilde kullanmasına yol açtı.

Luis Gustavo-Toni Kroos-Thomas Müller

Luis Gustavo'nun eksikliği önemli zira top çalmada usta bir isim. Mücadele gücü yüksek bir savaşçı finalde olmayacak. Defansif orta sahalar hücumcu beklerden oluşan boşluğu kapatırken merkezi savunuyordu. Bu ciddi bir problem yaratacak. Diğer açıdan Chelsea, Gustavo’nun yokluğunu değerlendirmek istiyor ve Madrid maçlarınıa nazaran daha ofansif, daha ayağı top yapan ama savaşçı bir orta sahadan yoksun çıkacak olan “ikili” Bayern orta sahasına üç merkez oyuncuyla karşılık verecek. Lampard-Essien-Mikel buradaki boşluğu değerlendirerek oyun üstünlüğünü dahi ele alabilir.

Schweinsteiger-Kroos ikilisi bu bölgenin hakkını verecek bir organizasyonu üstlenecekler. Bu ikiliyi tam da bu şekilde Milli takımda da göreceksiniz. Thomas Müller de bu nedenle ön merkez olarak finalde Ribery ve Robben'in ortasına yerleştirilecek. Alaba'nın yokluğu hücum gücünü azaltırken Gustavo'nun yokluğu ise daha hücumcu bir Bayern ortaya çıkarıyor. Gomez ilk yarıda işi bitirmek durumunda zira bu takım kontralara karşı yeteri kadar iyi donatılmış değil.

Muhtemelen Chelsea geride konumlanıp hızlı kontralarla sonuca gitmek isteyecektir. Bu Chelsea'nin güçsüzlüğünden ve oyun stratejisinden ziyade Bayern'i devirmenin en kesin yoludur. Geride hazırlıksız yakalandığı vakit Kırmızılar, kaliteli ve tecrübeli stoper eksikliğinden sıklıkla hata yapıp golleri bazen kendi kendisine yiyor. Final müsabakasının konsantrasyonu farklı olacağından buraya bir önlem alınacaktır ama diğer yandan Chelsea orta saha kalabalığına güvenip başa baş oynamak isterse sonu kötü olabilir. Zira Schweinteiger ve Kroos'un saha görüşü, pas oranının yüksekliği orta sahada presi rahatlıkla kırabilir ki Madrid dahi bununla baş edemedi, topu Bayern'e vermek zorunda kaldı.

Münih tarafının sorunu topa sahip olduğunda geride set kuran defansa karşı iki önemli kenarını işletemeyebilir oluşu. Tam da bu noktada Chelsea'nin eksikliklerini ne şekilde dolduracağı önem kazanıyor. Ribery ve Robben tehlikeli olduğu kadar ne yapacağı önceden kestirilebilir oyunculardır.


CHELSEA

Premiere Lig'i en azından Bundesliga gibi takip etmiyorum ama sanırım takip edenler dahi bu final karşılaşmasında Di Matteo'nun nasıl bir onbir çıkaracağını bilemiyor. Terry, İvanovic,Ramires ve Meireles cezalı. Bunların yerini nasıl dolduracaği tam olarak netleşmedi.

İki önemli stoperi yok. Terry'nin olmaması çok büyük sorun Di Matteo için. Cahill ve David Luiz hazır gibi duruyor ama kesin değil.Lakin bunlardan da önemli olan iki kenarı kimin koruyacağıdır. Rakip Bayern Münih ve söz konusu Ribery-Robben savunması. Ashley Cole ve Bosingwa şu an için oynaması beklenen adaylar. Dörtlü savunmanın önünde üçlü orta saha savunması yerleştirilebilir. Mikel-Essien-Lampard.. Burada hedef bu orta sahaların zaman zaman kenarlara gelerek Bayern açıklarına üçlü bir savunma hattı oluşturması. Chelsea, aslında Mourinho’nun finalde İnter ile yaptığının benzerini yapacaktır. Ribery ve Robben’i Kalou-Mata (Malouda) ikilisinin dışında Essien-Mikel ile de boğuşturacak ve Bosingwa-Cole ile kızıştırlacak. Alanı mümkün mertebe daraltıp içeride kompakt bir duruş gerçekleştirilecek. Topa sahip olunduğunda ise Lampard yoluyla Kolou-Mata-Drogba’ya ulaşılıp kupayı kaldırmak isteyecekler.

Kilit Oyuncu: Toni Kroos

Eğer bir sürpriz yaşanmazsa Bayern topa sahip olup kendi yarı sahasına kapanmış Chelsea'ye karşı "boşluk" arayacak. Diğer açıdan Chelsea prese başvurur, üçlü merkez ile oyunun kontrolünü ele geçirmek isterse -beklemiyorum bunu- yine Bayern savaşçı orta sahadan yoksun bir şekilde topu doğru yerlere ulaştırıp presi kırmak isteyecek. Chelsea geride kapandığında sanılanın aksine Ribery ve Robben değil merkezden hedefe ulaşma şansı daha fazla. Tüm bunları düşündüğünüz vakit Bayern adına oyunun belirleyici ismi Toni Kroos olacaktır ki ben kendisinden gol dahi bekliyorum; Şutları düzgündür.. Kroos'un performansı Bayern'i hem savunmada hem de hücumda etkileyecektir.


Kim Kazanır ?

Ben her iki takımın da gole ulaşacağını düşünüyorum. 90 dakikanın gollü beraberlik ile bitmesi sürpriz olmayacaktır. Favori Bayern ve fakat ilk golü Chelsea atarsa bu favori rolü benim için o anda biter.! 3-2 Bayern alır diyerek uçuk bir skor tahmini de yapayım.

Diğer ayrıntılar; Bayern gol atar. Chelsea gol atar. Penaltı olur. Kırmızı kart olur. Penaltı kaçırılır:)

17 Nisan 2012

Bayern Münih - Real Madrid 2-1



9 kez Münih'e gelen Madrid 8 kez kabedip bir kez de berabere kalmıştı. Mourinho, geçmiş geçmişte kalmıştır ve bir önemi yoktur demişti belki ama İspanyol medyasının "öcü" yada "siyah canavar"olarak addettiği Bayern yarattığı bu "korkunun" içi boş olmadığının altını bir kez daha çizdi. Son dakikada galibiyet golü gelse de Madrid'den çok çok üstün bir oyun ortaya koydu.Özellikle Schweinsteiger çıkasıya kadar ön merkez hücumcu ve çıktıktan sonra da defansif orta saha olarak oynayan Toni Kroos muazzam bir performans sergiledi. Diğer yakada da Pepe'nin formu inanılmazdı..

Bence Madrid'in neden kötü olduğunu anlamak için şuradaki postu "tersten" okumalısınız. "Arkadan destek şart" Marcelo-Lahm'ı yer değiştirin, sonucu alacaksınız. Her ikisi de önündeki adamı parlatır, takımın hücum gücünü yüzde 30 artırır. Lahm istatistiklerine bakarak önündeki oyuncunun performansını nasıl farklılaştırıldığını görebilirsiniz. Muhteşem bir partnerdir. Robben'in şutu güzeldi misal ama orada arkadan o boşluğa kaçarak yanına defansı çeken Lahm ona bu şut şansını verdiğinin altını çizelim.Kroos sonrası maçın en iyilerinden birisi de tartışmasız Lahm'dı.

Elbette Bayern bugünlerde Lahm kadar hücuma etki eden ve önündekini destekleyen defansif orta sahadan bozma yeni beki Alaba'yı da etkili kullanıyor, bu çok başka. Sürpriz Alaba performansı dışında Lahm hangi kenardaysa onun önüneki "Süper yetenek kenar forvet" yıldızlaşıyordu. Aynı durum aslında Real Madrid için de geçerli zira temelde iki takım birbirlerine oldukça benzer bir şekilde futbol oynuyorlar ve bunun da nedeni Van Gaal-Mourinho benzerliğidir. Mourinho, Van Gaal kadar keskin olmadığı gibi ustasından en büyük farkı da yıldızlara verdiği özgürlük, özgüven ve onları kullanma becerisi. fizik futbolunu daha iyi oynatabilmesi. Van Gaal futbolunu da Heynckes keskin çizgilerinden çıkarıp başta yıldız oyuncularolmak üzere futbolculara saha içi özgürlüğünü vererek biraz farklılaştırdı. Van Gaal olsaydı Ribery sahada bu kadar plansız bir şekilde hareket etmez ve Mourinho'nun plan yapmasını da zorlaştırmazdı. Eğer Van Gaal olsaydı Ribery kenarda oyunun başlarında gördüğünüz sıkıştırmaları maç boyunca yaşardı.

Mourinho benzer şekilde oynayan Bayern Münih'i 2009 Şampiyonlar Ligi finalinde İnter ile muazzam bir savunma ile durdurmuştu ama bugün olmadı. 2-1'lik skor değil bugün Madrid oyun olarak çok kötüydü. 2009'un final maçında Ribery yoktu ve sadece Robben'e kademeli üçlü savunma yetebilidi. O zamanki savunma kenara kaydırdığı Samuel Eto'o dan başlıyordu ama burada Ronaldo'dan başlayamadı. O inter savunma futbolunu muazzam bir şekilde becererek finale gelir iken Real Madrid hücum yap(a)madığı vakit etkisi kaybolan bir takım. Topa karşı savunması muazzam iken toplu bir şekilde savunma yapmak alışık olmadığı bir durumdu.

Ronaldo etkisizdi zira arkasındaki adamın asıl görevi savunma üzerine kuruluydu. Tek başına topu alsa da taşıması mümkün değildi zira dört kişinin arasında topu kaybediyordu. Bugünün kötülerinden olsa da Schweinsteiger'in kenar sıkıştırmaları etkiliydi. Başlarda Mesut'un bölgesinde boşluk söz konusuydu ve iki önemli pası etkili oldu ama anında buraya müdahale Gustavo ile geldi. Brezilyalı oyuncu istikrarlı bir şekilde oynadığı vakit Bundesliganın top çalma istatistiklerinde açık ara öndedir her daim. İki metre bacağı var sanırsınız ki bugünün yine iyilerindendi..

Bayern tartışmasız doksan dakika boyunca çok iyi oynadı ve bu galibiyeti -belki de fazlasını- fazlasıyla hak etti. Lakin buradaki asıl "sürpriz" Real Madrid'in etkisizliği. Mesut Real'e transfer olduğu günden beri neredeyse maçını kaçırmadığım Madrid'i Barça maçları hariç bu kadar etkisiz gördüğümü hatırlamam. Bunun da bana göre başlıca nedeni her iki bekinin de gereğinden fazla defansif olması, hücuma etkisinin sınırlı seviyede ancak bulunması. Bu da gerek top taşımada gerekse de kenar forvetlerin bayern savunması tarafından baskı altına alınarak Real hücumlarını etkisizleştirdi. Diğer bir önemli detay ise Toni Kroos..

Nereye yazdım bilmiyorum ama -Blog,Dergi ya da BirGün- mikro taktikler son dönemin modasıdır. Çok yönlü oyuncular maç içerisinde takımın oyuncu değiştirmeden strateji değiştirmesine olanak veriyorlar ve bu sezonun Bayern farkı Kroos nedeniyledir. Bazen maç içerisinde bazen değişen oyuncularla beraber ön merkez hücumcu oynayabildiği gibi rahatlıkla orta saha savunmasına katılıp defansif orta saha da olabiliyor. Mesut misal bunu başaramıyor. Dolayısla Bayern rakibi ile aynı şekilde 4-2-3-1 olarak dizilip sahaya çıksa da hem merkezi hem de kenarları etkisizleştiren Ribery hırsı kadar Kroos'un savunmaya evrilebilmesinden kaynaklanıyordu.

Gomez çok kötü bir gece geçiriyordu ki Lahm'ın ona gol attırma inadı tuttu. İki güzel ortadan yararlanamayan Gomez sonunda Gomez'liğini yapıp o GerdMüllervari golünü son dakikada dao olsa atmayı başardı. Bir daha inatla üzerinden geçmek isterim ki Gomez öyle bir merkez forvet ki Bayern'in kenarlarının işlevsel olmasının dolaylı yönden etkiler. Formsuz dahi olsa Ribery-Robben ya da Lahm'ın kenarda sıkıştırılmaması adına ortada direk niyetine bekletilmelidir. Freiburg ve Leverkusen ve hatta Dortmund maçlarında o oyundan çıktıktan sonra Bayern kenarlarının etkinliği düşmüştü. Burada çıkarmadı ve doksanda da olsa Bayern galibiyeti onun golüyle buldu.

Ev sahibinin aldığı 2-1'lik skor benim için maçın yeniden oynanmasıdır. Ev sahibi bir gol geride başlıyor ve hepsi bu. "Hala" bu turu Madrid geçer diyorum ve bir ihtimal Neuer'in deplasmanda Kahnlaşması ve Gomez'in de elberleşmesi sonucu sürpriz bir sonuç çıkabilir..

16 Nisan 2012

"Mourinho'yu istemem"



Almanlar Mourinho'yu konuşturuyor, İspanyollar da Höness'i. Şu hayatta en çok röportaj yapmak istediğim adam işte budur.

Önce şuradan girelim: 1974 yılında Real Madrid'den teklif almış. Real'in o dönem benimle ilgilenmesi çok büyük bir onurdur hayatımda diyor ama 22 yaşındaydım ve Bayern'den gitmek istemiyordum diye de ekliyor. Demem o ki Real o dönem ayrılmaz ikili olan Breitner ve Höness'in ikisine birden teklif yapmış ama bu adamdaki Bayern aşkı bambaşka..

Bayern fazlasıyla Real ile benzeşir diyor. İkisi de ülkesinin en çok kupa kaldıran takımı, ikisi de Avrupa'da diye bla bla gidiyor. Kibirleri de benzeşir bu iki takımın ama yönetimi benzeşmez. İlkesizliği de benzeşmez. TV gelirleri hiç benzeşmez zira 140 nere 24 nere.. İki tane Cristiano Ronaldo alırsın aradaki farkla ama birisinin elde hazır parası diğer krediyle vesaire vesaire.. Diğer açıdan küresel bazda Real daha büyüktür Bayern'den filan.

Mourinho'dan girmişler.

Hakkını teslim ediyor, bugünkü Madrid için Zidan'lı kadrosundan daha iyi diyor, bizim onlara olduğu kadar onların da bize saygısı var diyor. Mourinho harika bir iş çıkardı ama sadece iki yıllığına diyor ki sonuna kadar katılırım. Twitter'dan da geçmiştim. Mourinho takımlara bir çeşit doping etkisi yaratıyor. Mourinho ile beraber uçuşa geçtikten sonra geriye çok bir şey kalmıyor. Misal Bayern basın toplantısında Mourinho'nun da çok "doğru" bir şekilde üzerinde durduğu gibi hala daha Van Gaal'ın imzasını taşır.

Mourinho'yu ister misiniz diye sorulunca..

İstemem diyor

ve samimidir inanın.

İstemem çünkü burada "kim olursa olsun" bir adam bütün kontrolü eline alamaz. En üstte kulübün kendisi vardır.Bu kulüp herhangi bir insandan daha önemlidir ve ilkeleri vardır diyor.

Oldukça doğru bir yaklaşım.

Ben Mourinho'ya her türlü takımı veririm, dünyanın sanırım şu an en iyisi desem "nefret edenin" dahi sesi çıkarmaz. Lakin Bayern dediğin kulüp profesyonelleşme konusunda üst düzey.. Başkanı ve hatta gelecekteki başkanı,sistemi her şeyi belirgindir.

Son olarak Real'de en sevdiği oyuncunun İker Casillas olması beni hiç şaşırtmadı. Sadece futboluyla değil karakteriyle de çok büyük bir kişilik diyor ki bu ayrıntı beni hiç şaşırtmadı. Bayrak adamları acaip sever, sadakat her şeydir onun için ve Casillas da her bakımdan ona uygun.

Çok keyifli geçecektir zira benzer sistemi oynayan iki takım yarın karşılaşıyor. Bana göre turu Real Madrid geçer, çok net ve fakat yine de çok keyifli maçlar olacaktır.

4 Nisan 2012

Ah şu penaltılar..


Ben birinci penaltıyı dahi tartışırım ama ikincisi tartışılmaz "penaltı" değil. Üstelik öyle bir noktada bu düdük çalındı ki Milan'ın futbol iştahını, oynama hevesini kırıp geçirdi. Hemen herkes biliyor ki Real-Barça finali isteniyor ve elbette bu final maçından kaldırılacak olan para belki de tonlarca maçı içeren Şampiyonlar Liginin geride kalan kısmından daha fazla.. Dolayısla burada bir zorlama söz konusu olabilir ama bunlarla ilgilenmiyorum ben. Barça sempatizanı olarak böyle bir penaltı sonrası maçın tadı tuzu kaçtı. Yan gözle bir yanda başka işle meşgul olarak izledim maçın geride kalanını..

Maça gelirsek Guardiola 3-3-4 gibi bir dizilimle sahaya çıktı gibi. Maçın sonlarını izleyemedim zaten.. Lakin bir şeyler eksik ve yanlıştı. Özellikle yediği gole dikkat ederseniz sekiz tane barçalı o golü engelleyemedi ve yerleşim hatası, sistemin kanıksanmamışlığı golü yedirdi. Üçlü defansı henüz başarıyla uygulayabildiğini en azından benim izlediğim maçlarda göremedim. Keza Löw de bunu denedi ve Ukrayna'da aldı cevabını.. Atak üzerine atak geliştirse de ritmini bulamamıştı ve bence o penaltı çalınmasa maçın sonucu çok daha başka olabilirdi.

Milan ise beraberlik golüne rağmen dinamik, heyecanlı ve ihtiraslı değildi sahada. Arsenal'da görüyorduk o yenme tutkusunu. Bana göre bunun nedeni oynamak zorunda kaldıkları savunma futbolu. Robinho'ya bunu oynatmak, Zlatan'a kabul ettirmek ve hatta Boateng'e dahil kolay değil. Dolayısla keyif almadıkları bir oyunu oynamak durumunda kaldı ki biz de Milan'dan çok fazla keyif aldığımızı söyleyemeyiz iki doksan dakikayı birleştirdiğimizde. Keşke Arsenal çıksaydı da bir meydan okuma görseydik bile diyorum..

Üzüldüğüm şudur ki çok güzel, keyifli ve heyecanlı bir doksan dakika izleyecek iken sonlarına bile bakmadan keyifsiz bir karşılaşma olup çıktı. Bu iki dev takım eşleştiğinde biz bunu mu hayal etmiştik?


Edit: Gelen eleştirilerden sonra bir daha baktım.. İkincisi de "net penaltı" diyemem ama sanırım tartışılır. Benim yargı ağır kaçmış zira uzaktan çekilen görüntüde izlemiştim pozisyonu.




Eğer o Şampiyponlar Ligi finalinde Van Gaal döneminde oyunu domine edip İnter'in sahasına yıktığı maçta Ribery olsaydı işler çok başka gelişirdi. Robben'den daha yetenekli mi değil mi tartışılır belki ama takımıma Ribery gibi hırsını sahaya koyabilecek bir futbolcu isterim daha çok. İstedi mi sanırım kimse onu durduramıyor gibi.. İki golde de payı golü atan Olic'ten fazla.

Bayern-Real eşleşmesi benim için klasiktir, tarihi de vardır. Real'i çok güçlü olduğu zamanlarda da yenebilmeyi başarmıştır Bayern. Kahn doksan dakika boyunca kurtarmış, Elber aradan çıkıp golü atmış.. Özellikle Hitzfeld dönemi çok net bir üstünlük kurulmuştur ama bugün bu savunmasıyla işi biraz Allah'a biraz da Neuer'e kalmış durumda. Sadece Lucio satılamamış olsaydı bugün her şey çok başka gelişirdi bu takım adına.. Bazen bir yanlış yüzlerce doğrunun yerini tutmuyor..

Çok açık ve net: Benim için finalden bile daha keyifli olacak bir eşleşme. Zira her iki takımın da maçlarını uzun zamandır sektirmeden izliyorum. Bir yanda Bayern diğer yanda Mesut Özil'li Real Madrid. Tadından yenmez...

28 Mart 2012

Marsilya - Bayern Münih 0-2



Bayern tuhaf ve doğrusunu söylemek gerekirse istikrarsız bir performans çizelgesi söz konusu. Dolayısla ne kadar güçlü olursa olsun Marsilya'nın Bayern'i eleme şansı vardı. Deplasmanda 2-0 galip gelse de muhteşem bir oyun da ortaya koymadı. Lakin Marsilya bitmiş.. son 7 resmi maçı kaybetmesi üzerine tribünün yarısı boş yarısı da tepkiliydi. Bu ortamda konsantre olup kendi adına güzel bir sonuç alması mümkün değildi zaten.. Gomez'in golü, Robben'in fişi çekmesi ile hepten işler daha da kötü oldu.

Marsilya maça başlar başlamaz ceza sahasının önüne yuvalanıp kendi sahasında oynadığına aldırmadan savunma düzenini kurup kontra futoluna yöneldi. Bayern delicesine yüklenmedi, yan tarafta Barça'nın bulduğu pozisyonların onda birini bulabildi ama ikisi gol oldu işte. Her şeye rağmen tehlikeli pozisyonları bulan Marsilya da Neuer'e takılınca gitti gülün keten helva..

Sonuca, Marsilya'nın kotra futboluna şaşırmadım ama taraftarının bu kadar önemli bir maçta tepki koymasını biraz yadırgadım her ne kadar taraftar tepki koyacak kadar kötü sonuçlar alsa da döşamps'ın takımı. Bir mucize olmazsa Bayern yarı final'de ve rakibi mucize ihtimali dahi olmayan Apoel'i eleyecek olan Real Madrid.

Şimdi Şampiyonlar Liginin en güçlü takımı tartışmasız Barcelona. Hemen yanında Real Madrid bulunuyor.Bugünkü veya dünkü Bayern'in muhtemel rakibi Real'i elemesi bugün çok zor. Bunun da en büyük nedeni son 30 dakikaya istediği sonuç ile girse dahi topluca defans yapabilecek savunma kurgusundan yoksun olmasıdır. Başka açıdan Alman devi Real ve Barça ikilisinden birisi ile karşılasıya kadar topluca savunma yapıp skoru korumak gibi bir gereksinimi de yok ama bu rakipler karşısında ihtiyacı olan takım savunması Badstuber'in yanına Badstuber'dan daha deneyimli bir defans şefinin eksikliği nedeniyle başarması çok zor. Bugün Dante burada olsa belki her şey çok başka olabilirdi, en azından şansı var derdik.. Schweinsteiger'in yokluğu da keza aynı şekilde savunma organizasyonu ve topun geri kazanımı konusunda sıkıntı yaratıyor ama yüksek ihtimal yarı final maçlarında Alman oyuncu sahada olacak..

Diğer açıdan Bayern'in hücum gücünün nerelere kadar çıkabileceğini kestirmek çok zor. Rib-Rob ikilisi bir yana Mario Gomez'i beğenmemek nankörlüktür, 11.golünü attı adam şampiyonlar liginde. Ribery ve Robben kenarı olduğu vakit bu oyuncuların kenarda ikilenip zor durumda kalmasının önüne geçer, yarattığı tehtit inanılmazdır aslında. Rakibin, kalecinin hülasa karşısındakinin şansı sanılandan çok daha azdır mevzu bahis konu o topları kendisine doğru geldiğinde.. Dolayısla Gomez iki aşağıda incelediğimiz Huntelaar gibi aslında gole giden en basit ve en kolay yoldur. Modern "Gerd Müller" diyebiliriz. Başka açıdan bu oyun tarzına Nistelrooy'un gençliğini getiremiyorsanız daha iyisi yok..

Hülasa Bayern yarı finale kalarak bence potansiyelini sonuna kadar işletti. Bundan sonrası gelirse -çok güzel- gelmezse de sezon sonu sağlam transfere girişilecek. Önce stoper sonra Lahm'ın durumuna göre sol ya da sağ bek ve elbette Gomez olmadığında onu yedekleyecek en az onunu kadar değerli bir forvet.. (Pizarro misal..)

Hülasa Real-Bayern karşılaşmaları da klasiktir, keyifli olacak. Benzer tarz oyun yapıları olan iki eski dost tekrardan kozlarını paylaşacak.. Merak ve keyifle bekleniyor..

16 Mart 2012

Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final!



Real Madrid iyi bir kura mı çekti? Bence değil. Madrid için iyi bir kura Benfica'dır, Marsilya'dır, Chelsea'dir ve hatta zorlarsan Milan'dır. Zira "birazcıcık" oynamak isteyen takımı Mourinho'nun Madrid'i dağıtır. İnanılmazlar ve şu an için en azından bende kupanın favorisi.Elbette şu an yarı final adayı olarak bakılabilir ama demek istediğim Benfica v.s. takımlardan daha fazla sürpriz yapma şansı var bu takımın.

Bayern-Marsilya.. Alman şansı devam ediyor. Basel sonrası Marsilya tam da Almanların dişine göre. Marsilya bir yandan Real-Barça çekmediği için şanslı iken diğer yandan Milan-Bayern'den birisini çektiği için şansız.. Ama bugüne kadar son çeyrekte attığı gollerle şansları yaver giden Fransız ekibinin turu geçme şansı da yok değil. Belirleyici olacak olan elbette Bayern'in sakatlıkları, form durumu.. Özellikle Fransa'daki maçın sonucu turu kimin geçeceğini belirler.

Benfica ve Chelsea aynı ölçüde yarı final adayı.İzlemesi keyifli maçlara sahne olacağı kesin. Bu iki takım da en fazla yarı finali görür diyorum ama Chelsea'nin potansiyeli Barça'ya yetmez ama olur da Milan çıkarsa finali dahi gördürebilir.

Eh çeyrek finalde izlenilecek olan maç belli oldu. Bence oldukça keyifli geçecek ve diğer senelerde olduğu gibi Barça dominasyonu burada olmayacak. Turun favorisi Barça olsa da Milan orta sahası kendisine gelirse işler beklenilmediği ölçüde farklılaşabilir. Sonuçlar ne olursa olsun iki güzel maç şimdiden bizi bekler.. Benim tahminlerim ise şöyle:

Real-Bayern, Barça - Chelsea.. (Benfica konusunda şüphelerim var, turu onlar geçerse şaşırmam)

13 Mart 2012

2 maçta 14 gol: Bayern München!



Deplasmanda zorluk yaşıyorlar lakin Arena'da abarttıkça abartıyorlar. Önce Hoffenheim'ı sonra da Basel'e üst üste dört gün içerisinde yedişer gol atmayı başardı bu takım. 4 gün içerisinde resmi 14 gol ki dehşet bir şey..

Gomez elbette takımla doğru orantıda coşuyor belki ama bu iki maçın da kahramanı Frank Ribery.. Müthiş oynuyor, sonuna kadar mücadele ve bencil değil. Robben de kendine gelince fark böyle fazlalaşıyor belki diğerleriyle ama Bayern'in temel direği şu an için Ribery..

Basel ve Futbol! Man U'yu elediği için çeşitli övgülerle hasır neşir iken takım şimdi 7 golü hazmetmek durumunda. Futbol bu, tadını çabuk çıkarın zira yarın her şey çok başka olabilir.

Ve elbette yine o.. Mario Gomez! 72 maçta 72 gol. Çok önceden söylediğimi bir daha tekrar edeyim: Onun değeri Gerd Müller gibi "bir zaman sonra" algılanacaktır. Şampiyonlar Liginde 32 maçta 22 gol. Ligde 208 maçta 122 gol.. DFB kupasında 23 maçta 19 gol.. 263 maçta 163 gol.. Daha elemelerde 12 maçta 8 golü filan saymıyorum. Muazzam bir 9 numara..

Hülasa Bayern çok önemli bir eşiği kayıpsız atlattı..

8 Aralık 2011

Şampiyonlar Ligi: Tur atlayangiller



Lyon grup maçlarında Ajax ile oynadığı iki maçı da golsüz beraberlikle bitirince ikili averaja kaldıkları takdirde varolan yedi averajın kapanması gerekiyordu Lyon'un tur atlaması için. Deplasmanda on kişi kalan Dinamo Zagrep önce öne geçti ve fakat arkasından tam yedi gol yedi. Gomis de rekorları kırdı. Real Madrid'in başında Mourinho olduğu sürece yedek kadro filan fark etmiyor, kazanıyor adamlar.

Basel istemediği halde başarılı Alman hocası Thorsten Fink'e yol vermek durumunda kaldı. Bu hafta maalasef son kez Hayatım Futbol'a Fink'i yazmıştık. Onun hem İngolstadt'da hem de Basel'de asistanı olan Heiko Vogel ise görevi devraldı. Yeni bir isimden ziyade Vogel çok daha iyi bir seçim olduğunu bugün Manchester United'i evinde yenip kupanın dışına iterek gösterdi. Gecenin en büyük sürprizini başardı. Benfica güle oynaya Basel ecel terleri dökerek ama Manchester'i yenerek üst tura çıktı.

Bayern München grup birinciliğini garantilediği yerde sakatlıkların da etkisiyle yedek ağırlıklı çıktığı kadrosuyla Manchester City'e yeniliyordu ve fakat Gökhan İnler'in müthiş golüyle kilidi açan Napoli Hamsik'in de önüne düşen topla deplasmanda galip gelerek kendi işini kendisi görüyordu Manchester'in iki takımı da gruplardan çıkamaz iken..

Barcelona ve AC Milan beklenildiği gibi son maçlara kalmadan gruptan çıkmayı garantiler iken bir başka heyecan da Dortmund'un grubunda yaşandı. Dortmund dört ya da beş atsa dahi gruplardan çıkma şansı kalmıyordu Olympiakos'un Arsenal'i evinde 3-1 yener iken 2-0 geriden gelen Deschamps'ın Marsilyası son dakikalarda dağılmış Dortmund'u deplasmanda 3-2 yenerek üst tura çıkar iken 1997'de oyuncu olarak Juventus formasıyla kaybettiği Şampiyonlar Ligi finalinin hüznünü dağıtıyordu Fransız teknik adam. Zoru başarıp Arsenal'i evinde yenmesine rağmen bir üst tura çıkamamak muhtemelen yunan takımına acı koymuştur ama zaten bizim kaderlerimiz hep paralel gidiyor. Eurovizyonu kazanırız, onlar da kazanır. Dünya üçüncüsü oluruz adamlar gider Avrupa Şampiyonu olur. Biz gruplardan son saniyelerde çıkamayız onlar da.. Baklavaysa baklava dönerse döner.. gel kardeş tek bayrak altında birleşelim, bu kadar benzeşmeyelim yahu..

Şampiyonlar Liginde Trabzonspor



İlk defa katıldığı Şampiyonlar Liginde Trabzonspor son derece başarılı bir performans göstererek ülkeyi başarılı bir şekilde temsil etti. Bir üst tura çıkma şansını İnter deplasmanında CSKA'nın maçın bitmesine beş dakika attığı gol nedeniyle kaybetti. Şampiyon ile aynı puanı alıp müthiş performans gösterdiği kadrosundan çok önemli kayıplar vermesine rağmen mütevazi dokunuşlar ile yeni bir Trabzonspor'un yaratımı esnasında böyle büyük bir arenada bu denli başarılı olmaları inanılmazdı.

Topladığı puanlar, oynadığı "bilinçli" oyun ve aldığı skorlar nedeniyle Trabzonspor'u gönülden tebrik ediyorum. Burak'sız çıktığı maçlar bir yana özellikle CSKA deplasmanında belki de ilk yarı en iyi Şampiyonlar Ligi maç performansını gösterdiği yerde aldığı yenilginin acısı bugün katlanarak büyüdü. Muhteşem futbol yoktu sahada ama Şampiyonlar Liginde nasıl oynanması gerektiğini tüm ülkeye göstermiş oldu.

Her şeye rağmen Avrupa Ligine kalma başarısını gösterdi. Geçeceği her tur, alacağı her galibiyet burada puan olarak ülkenin hanesine yazılacaktır.

Tebrikler Şenol Hoca ve Trabzonspor'a..

7 Aralık 2011

Dortmund'un ŞL Başarısızlığı



Michael Ballack'ın bu sezon izlediğim karşılaşmaları içerisinde en iyi performansını gösterdiği maç kendi sahasında Chelsea'ye karşı oynadığı Şampiyonlar Ligi maçıdır. Ligde Dortmund'un çok fazla gerisinde olan Leverkusen şampiyonlar liginde üstelik Chelsea'ye rağmen üst tura çıkmayı garantiledi. Schalke geçen sene ligde dökülür iken Şampiyonlar Liginde Raul'un müthiş performansı sonrasında yarı final oynama başarısı gösterdi. Kehl'in göz yaşartıcısı sakatlığında da ortaya çıkan Nuri sonrası defansif orta saha eksikliği kadar tecrübe de Dortmund'un önüne bir engel olarak bu ligde çıkmıştır. Ballack ve Raul etkileri sahada bireysel yeteniğinden ziyade takıma bu ligde liderlik edip sorumluluk alması bakımından da önemlidir.Diğerlerini rahatlatan bir güven duygusu söz konusu.

Galatasaray 1996-2000 yılları arasında UEFA Kupasına giden yolda olduğu gibi pek çok güzel maç çıkartmıştır. Juventus'u deplasmanda yenebilir ya da daha pek çok büyük takımı Terim'in ilk yıllarında devirebilirdi. Her maç rakibine oranla daha tempolu ve baskı kurar şeklinde bol pozisyonlu ilerler iken genelde pek çok maçı kaybediyordu. Ne zaman ki bu farklı ligin tecrübesini istisnasız her yıl katıla katıla aynı oyuncu grubu edindi ancak o zaman başladı galibiyetler.. UEFA kupasına denk geldi ve sonuca ulaştı ve fakat o oyuncu grubu ile bir yıl sonra Şampiyonlar Ligine de denk gelebilirdi.

Bu sene olduğu gibi daha ilk yılında ilk katılımında da başarı yakalayan istisnalar elbette vardır ama genel tablo bu ligin kurallarının farklı olduğu ve tecrübenin de hem oyuncular hem de teknik dirkektör açısından oldukça önemli olduğudur.


Nuri Şahin -ilkay Gündoğan ve Sakatlıklar.

Dortmund lige iyi başlayamadı zira Nuri sonrası ilkay oturmadı. Hamburg gerçekten çok kötü olduğu için ligin ilk maçında göze batmadı ve fakat sonrasında İlkay'dan defansif bir orta saha olamayacağı anlaşıldı. Klopp'un gençlerinin yükselişinin temelinde İlkay'ın yerine Kehl'in oynamasıyla başlamıştır. Bugün bu talihsiz sakatlık sonrası Dortmund özellikle ikinci yarı durmuştur zira bütün bağlantıları birleştirecek maestrodan yoksundur.

Nuri'nin gitmesi, İlkay'ın oturmaması kadar sakatlıkların da aynı bölgeden olması Klopp'u zor durumda bıraktı. Kehl burada Bender de Arsenal maçında sakatlandı. Sezon başı oldukça formda olan Barrios da milli takımda gitti. Lig için yeterli olsa da Şampiyonlar Ligini kaldırabielcek yedeklerden de mahkum bir kadroya sahip olunca da kaçınılmaz olan gerçekleşti maalasef.

Dortmund çok büyük bir aksilik olmazsa ligi ilk üçün içerisinde bitirip seneye yeniden direkt olarak bu lige katılım gösterecektir ve her şey belki çok başka olacaktır. Bekleniyor..

6 Aralık 2011

Yüzde 3 şansımız var!



Klopp yüzde üç şansımız var ve bunu değerlendirmek istiyoruz dedi. Bugün en az dört farkla kazanıp Arsenal'ın galibiyetini bekleyecekler.Ancak o zaman gruplardan çıkma şansını elde edebilir. Çok zor..

İki forvet ile çıkacak her ne kadar Lewandowski forvet arkasına yerleşecek olsa da.. Önemli olan oyuncuların pek çoğu atak oynayacaktır olağanın biraz dışına çıkıp. Misal baskı kurulursa hemKehl hem de İlkay ileride ofansif orta sahaya dönüşecek, Lewandowski forveti ikileyecek..

Dört değil on dört gol atacak pozisyonu yakalaybilirler ama dört farka ulaşabilirler mi? Bence ihtimal var ve fakat çok kolay değil. Yüzde üç değil de maksimum beştir şansı. Yazık olur şu takım Avrupa Kupalarının dışında kalırsa..

29 Mayıs 2011

Barça.!



Şampiyonlar Ligi finalini Mallorca'ya oynarken harcadığından daha fazla olmayan çaba ile elde eden tuhaf bir takımla karşı karşıyayız. Twitter'da da belirttiğim gibi artık bu takımı yorumlamak bizden sonraki neslin işidir. Sıfat kalmadı, kelimelerimiz tükendi..

Almanya'da da Türkiye'de de hep aynı başlık aynı yakıştırma. Farklı bir boyut, uzay futbolu..

Barça olmasaydı misal her şey yolunda gidecekti. Mourinho ile Real gelip kupayı alacak ve dahası biz daha çok futbol terimlerinden oluşan yazılar yazacaktık.. Oysa şimdi ? Manchester United'in mençistirlik hali mi kaldı ki olağan bir yazı yazalım. Hikaye hep aynı.. Rakip dünyanın en iyisi de olsa yüzde otuzluk topla oynama ki onun da yüzde doksanı kendi yarı sahasında kurallar gereği oyunu başlatmak, önde bir kaç pas yapmaktan ibaret..

Barça'nın oyununu bozan oldu bozmaya yaklaşan da.. Ve fakat hiçbir takım karşısında mahkum top oynayacak kadar çaresiz kalmadı. Yenilgiğinde dahi dünyanın en iyisi olduğu algılanıyordu. İnter ile oynanılacak Şampiyonlar ligi finali maçı öncesi Van Gaal Kazansak dahi Avrupa'nın en iyi ikinci takımı olacağız zira birincisi Barça' diyecek kadar ileri de gitmişti..

Barça bildiğin Maradona'dır.. Yüzyılda bir gelir böylesi ve bu yüz yıl biraz erken geldi.

Tebrikler..

26 Nisan 2011

Schalke'nin Şansı?



Çok fazla olmadığı kesin..

Son bir iki değil yirmi yıldır Avrupa'nın zirvesindedir Manchester United. Son beş yılda dördüncü kez Avrupa'nın en iyi dört takımı arasına girmeyi başarmıştır. Artık kadronun içerisindeki oyunculardan bağımsız bir şekilde güveniyorsunuz bu takımın başarılı olacağına. Rooney, Giggs ya da Carrick değil bu takımın kendisi, forması galibiyeti getiriyor. Barça ile beraber bu form grafiği içerisinde bana göre her yıl Şampiyonlar Ligi finali oynamaları gereken iki takımdan birisidir. Teknik adam, başarı ve kadro istikrarı inanılmaz. Çeşitli nedenlerden dolayı sevemeyeni anlarım ve fakat o insanların dahi saygısını kazandığına inanırım. Almanların turnvalardaki görüntüsünün bir bakıma kulup takımı kimliği ile sahaya yansımasıdır ve onlar gibi maçın son düdüğü çalmadan yenilmeleri imkansız.

Schalke ise tam da bu tanımın zıttında yer alır. 25 yıldır teknik adamını değiştirmeyen Manchester'ın karşısına Şampiyonlar ligi çeyrek finali sonrası dahi teknik adam değiştiren bir kimlik ile çıkacaklar. Her bir oyuncusunu takımdan ayrı düşünmenin imkansız olduğu yere bugün itibari ile elde kalan son kale Neuer dahil Schalkeli olarak algılanacak tek bir futbolcusunun dahi olmadığı bir kaos sunuyorlar. Nerden baksan birbirlerine zıt bir şekilde varolmuş iki takımın karşılaşması..

Bugün maç ne olur ? Bahis oynasaydım Manchester'in galibiyetine yatırırdım bütün paramı. Maç öncesi hissedilen duygu budur. Schalke bir sürpriz daha yapabilir mi ? Nelere dikkat etmesi gerekir ? Ben bu sene çok fazla Manchester maçı izlemedim ama Spox'den Daniel Börlein güzel bir Manchester analizi yapmış ve kusur olarak iki stoperinin oyun açılımı konusundaki eksikliğinden doğan pres karşısında dağılabilir konusunu işlemiş. Chelsea ve Man City bunu uygulamıştır..










Ön alan presi sıklıkla işe yarar ve fakat sadece Man U'yu değil pek çok takımı rahat bir şekilde bozabilecek olan bu pres neden her takım tarafından her maç uygulanmıyor ?

Öncelikle çalışılmış olması gerekir. Premiere takımları gibi sahanın bir ucundan bir ucuna ışık hızıyla gidebilen makineler karşısında ise iki kat daha fazla risk taşır. Öne çıkan savunmanızın açık verme ihtimali oldukça fazladır. Dahası gol bölgelerinde etkili olması gereken merkez ve dış forvet oyuncuların maç içerisinde yorgun düşüp gerekli zamanda gereken enerjiden yoksun kalması da olasıdır.. Stoperlerden birisinin doğru bir şekilde dikine pas çıkartması sonucu kalenizde gol görebilirsiniz.. Giggs'i Carrick'in yanında ikinci oyun açıcı olarak kullanırsa Ferguson bu pres Man U'ya değil Schalke kalesine tehlike yaşatabilir. Kar-Zarar açısından bakıldığında o pres sizden enerji alır ve tehlikeli bir akını kalenizde görme ihtimalini doğurur iken sıklıkla bu özverinin sonucu aşağıda da görüleceği çokca gibi bir akının başlamamasına, oyunun doğru bir şekilde kurulamamasına olanak verir. Bir başka açıdan bunu sürekli kıldığınız vakit son otuz dakika kalenize hapsolmuş bir şekilde rakibin baskısına boyun eğebilirsiniz..



Ferguson'un takımının savunması ise bugün Avrupa'nın en iyisi olarak kabul ediliyor. Rooney'in rahatsız edici olarak savunmaya katılmasıyla dokuz kişi topun arkasına geliyor. İki dörtlü savunmanın hareket ettirici ve belirleyicisi ise kırmızı şeytanlar.. Rakibin hamleleri sanılanın aksine kısıtlıdır şu durumda. Bu ikili set hücumunda bölgesindeki her oyuncuyu kontrol eden oyuncular kısa süreli çıkışlar/markajlar gerçekleştirse de bu çizgiyi korumaya özen gösterirler..

Zayıf tarafı her şeye rağmen Evra harici defans dörtlüsünün bire bir de çok başarılı olmamasıdır. Dolayısla Farfan ve Raul'un bireysel performansı pozisyon yaratımında önemli olacaktır. Diğer türlü erken bir şekilde golü bulan Man U'ya karşı sabaha kadar hücum edip eliniz boş dönme ihtimaliniz bir hayli fazla. Karambol gollerin adamı Raul karambolden kolay gol yemeyecek bir defansa karşı oynayacaktır bugün. Dolayısla onları önde basarak hazırlıksız bir şekilde yakalamadığınız takdirde işiniz çok zor..

Bu turun favorisi tartışmasız tecrübeli Manchester United.. Her iki maçı da kazanma ihtimali bir hayli fazla. Ve hatta Rangnick'in İnter kadrosunun benzerini çıkartması sonucu fark yemesi dahi olasıdır. Elde kalan tek sürpriz seçeneği Raul'un tecrübesi ve Rangnick'in taktiksel dehasına bağlıdır. Ne olursa olsun bana göre yeteneğin dışında böyle bir tecrübe karşısında Schalke'nin şansı gerçekten çok fazla yoktur.

16 Mart 2011

Acı Son.!



Ağır bir yenilgi. Maç boyunca İnter'i sürklase eden ve onca gol pozisyonunu değerlendiremeyen Bayern son dakikalarda üst üste yediği iki gol sonucu elenmiştir. Güzel futbol oynasa da sonucu alamamıştır. Bu elenme her şeye rağmen kimi hatalar sonucu gelmiştir. Sadece İnter'in attığı son goldeki defansın kaosunu gören sonuca çabuk ulaşır. iki interli karşısında altı bayernli vardı ve golü engelleyemedi. Nasıl engellesin ki ? Bayern bugüne kadar oynadığı 40 resmi maçta 27 farklı geri dörtlü ile sahaya çıktı. Defans bütünlüğünü sağlaması bu koşullar altında mümkün değildi. Breno ve Van Buyten kaç maç oynamış yan yana ?

Geçen sene de bu sene de bizzat sattığı Lucio'nun performansı Şampiyonlar Ligine veda ettirmiştir. Van Gaal'ın bana göre en büyük hatasıdır. Lucio gibi istikrar sembolü bir adama yol vermenin dışında o bölgeye transfer yapılmasına karşı durması.

Samuel Eto'o tek başına defansı dağıttı, durdurulamadı. İnanılmazdı. Şu maç özelinde diyebiliriz ki İnter Bayern'i yenmedi, Bayern İnter'e yenildi. Bu turun gidişinde futbolun adaleti yok diyebiliriz ki (ben dedim çok) aynı şekilde hatalar da bir gün döner, bedelini bir şekilde ödetir.

Geçmiş oLsun Bayern. Umarım hayırlı bir yenilgi olur da Van Gaal ülkemize teşrif eder..

17 Şubat 2011

Arsenal - Barcelona : 2-1



Birisi durduracaksa da bu kesinlikle Arsenal olmalıydı.

Maçın başında Arsenal taraftarın da desteğini arkasına alarak Barça'nın olağan oyununu oynamasına izin vermedi ve Fabreagas'ın akıl dolu aşırtma pası ile Robin Van Persie maçın ilk önemli pozisyonunu dahi yakaladı. Hemen sonrasında ise Barça bildiğimiz dominant ve deyim yerindeyse aşağılayıcı oyununu kısa süreliğine yeniden sahneledi ve birbiri ardına merkezden Messi ile delme girişimlerinde bulundu. Messi kendi girdiği yüzde yüzlük pozisyonu kaçırır iken hemen ardından yine aynı şekilde Villa'yı pozisyona sokarak öne geçiyordu Barça.. Arksasından bu merkezden delme girişimleri devam etti ve sonrasında ikinci golü dahi buldu aslında ama yanlış bir kararla gol geçerli olmadı.. Bu pozsiyonları bulur iken Barça tehlikeli kontralarla kalesinde pozisyon da veriyordu.

İkinci yarı ise belki de skordan bağımsız Barcelona'nın gerçek anlamda durdurulmasının yaşandığı bölüm. Skor olarak geride olan Arsenal Barça'nın pas yapmasına engel oldu ve deyim yerindeyse onun o bilindik oyununu bozdu. Clichy'nin çok da güçlü olmayan sağ ayağı ile attığı müthiş pası RVP'nin bencilliği asiste çevirdi. Akabinde Messi'nin ön alanda kaptırdığı topun arkasından Fabreagas'ın yok Xavi'den farkım dercesine attığı müthiş pası Nasri Arshavin ile buluşturarak tarihi zaferin golünü atıyordu.

Bu maçın özeti lakin hepsi bu mudur ? Misal Messi'nin golü geçerli sayılsa ya da son saniyede o gol gelse ve yine geçen sene oluşan skor kendisini yenilese ne olurdu ? Bugün Arsenal'in başardığının Barça galibiyeti ile anlatılmaz. Arsenal hali hazırda Şampiyonlar Liginde son yaptığı 34 maçın içerisinde evinde sadece bir kez yenildi.. Ya da Barçanın Şampiyonlar Ligi eleme maçlarında henüz deplasman galibiyeti yok..

Skor önemli lakin tam da geçen sene 4-5 farkla biten maçın 2-2 bitmesi gibi yeterince maçı anlatmıyor.



Arsenal nasıl oynatmadı ?

Barça'nın gücü defansından forvetine kadar sahada bulunan her oyuncunun üçlü kombinasyona katılabilmesidir. Forvet mevkisinde gördüğünüz Messi,Villa ya da defans Pique.. Xavi-İniesta nereye açılırsa açılsın bölgesinde rakibinden daha fazla adam sayısına ulaşıp kendi aralarında hatasız top çevirme yeteneğine sahip.. Bu kurgu sadece orta sahada değil ön alanda da mevcut ve yetenek ile birleşince sonuç inanılmaz.. Mourinho'nun İnter'i, Hiddink'in Chelsea'si gibi geriye yaslanıp alanı daraltıp ve o dar alana tüm takımı toplayarak sayıca fazla olmasını ya da kısaca boşluk bulmasını engellemek Barça'yı durdurmanın çirkin de olsa yollarından bir tanesidir..

İniesta'nın olmadığı ve üçgenlerin ortalamaya göre daha düşük düzeyde kombinasyon oluşturduğu inter deplasmanı ise rakibin her oyuncusunu savunmaya yönelterek geriye çekilmeden önde basarak da o trafiği İnter bozabilmişti diğerlerinden farklı olarak..Lakin Barça'nın evinde ise skor avantajının da getirisiyle Mourinho kendi sahasında karşılamıştı Barça'yı.. Yine de İtalya'daki maçı da her daim Barça'yı oynayarak yenen nadir performanslardan birisi olarak etiketleyeceğiz..

Bugün ise iniesta'da Messi'de Xavi de hepsi vardı. Belki zirveye çıkıp günden güne düşen bir performans söz konusu ama çıkılan zirve de Real'ı 5-0'lık dağıtan bulutların da üzerinde bir yer olduğundan inişe geçse dahi ortalama takımların zirvesinin de üzerindeydi Barça..

Arsenal ise hücumda 4-2-3-1 olsa da savuma dizilimi 4-4-2 şeklindeydi. Barça'nın atak olduğu ve güzel futbol oynadığı ilk devrenin son yarım saatinde dahi Barça sahada topun olduğu bölgede adam fazlalığına ulaşmayı başaramadı. Bu dönemde pek çok pozisyon bulsa da Barça bu daha çok Xavi'nin aslında nadiren yaptığı uzun ama başarılı pasları bir yana rakip savunmanın merkezde yaşadığı sorunlar ya da eşit durumda dahi olsa Barça'nın kendisine has özel dar alan becerisi nedeniyleydi. Arsenal üstün olmadığı zamanlarda dahi Barça'nın oyununu bozacak hareketliliği saha içerisinde gerçekleştirmişti. Asıl büyük gücü yara aldı. Meselesi neydi ki Barça'nın ?

Abidal'ın nasıl adam geçtiğini ya da Pique'nin nasıl ince pasları yaptığını gördünüz mü ? Sahadaki kaleci hariç on oyuncu topun dolaşımı esnasında yan rollerde rahatlıkla bulunabiliyor. Bunların büyük çoğunluğunun orijini forvet.. Teknik ve zeka hemen hepsinde var ve hareketli oldukları vakit ne kadar pres yaparsanız yapın eksik ve çaresiz kalıyorsunuz.. Ve fakat Arsenal forvetinden defansına kadar topsuz alanda sahayı daraltmadan doğru yerde olmayı başardılar. Dahası topa sahip olduklarında da oyununu oynama derdindeydi.

Maçın ilk golünde misal Arsenal dörtlüsü yerinde olması bir yana toplamda Messi-Villa ikilisi altı tane kırmızılıya karşı golü buldu. Eksik yakalanmadı, savunma hatası söz konusuydu. Maçın tamamına yakınında Barça adam fazlalığına topun olduğu hiçbir bölgede ulaşamadı ve çok büyük bir bölümünde olağanın dışında pas hatası yapmak zorunda kaldı zira Wenger'in gençleri her yerdeydi.. Atak oynayabildiği dönemlerde ise teknik becerisi ile bunu başardı.

İki dörtlü savunma seti yine kuruldu ve fakat geride birbirlerine yakın şekilde değil ortanın ortasına yakın ve kontraya/oyuna çok daha müsait bir şekilde. Önemli olan ise orta dörtlüye her daim arka dörtlüden bir yardım geliyordu ya da tersi. Yardımlaşmanın da keza temelinde bu sefer Arsenal'e ve Premiere Lige özel yüksek tempoları da farkı yaratan unsurdu. Premiere Lig takımlarının dışında bunu deneyen olursa çok fazla açık verir ve o tempoya da dayanamaz doksan dakika boyunca.. Clichy misal kenardan merkeze doğru öne çıkıp boşta kalan Barçalıya presini yapıp o bölgede durumu eşitleyip hemen yerine geri gidiyordu çokca defa.. Nerede bir fazla Barçalı olsa geriden ya da bazen önden gelen destek ile durumu eşitleyecek çıkış oluyordu her zaman.. Arsenal genç takım olmasının avantajını belki de ilk defa bu kadar güzel bir şekilde kullandı. Dahası akını kesmek bir yana o kapılan topu kullanma becerisi de futbolu ortaya çıkarıyordu.. İkinci devre tam anlamıyla Barça hakimiyeti orta alanda sağlamakta zorlandı ve bence Guardiola'dan doğru bir hamle geldi..

Villa çıktı Keita girdi. Daha kolay forvetleşebilen oyunculardan ziyade daha kolay ortasahabileşen oyuncuların daha fazla olması gerekiyordu zira çok nadir görülen sahanın hakimiyetini kaybetme durumu söz konusuydu.



Song ne kadar kötüyse Wilshere de o kadar iyiydi ve topu kaptıkları vakit öyle kontralar gerçekleştirdiler ki her biri gol olabilecek kadar tehlikeliydi. Kiminde Abidal'ın son anda kafası kiminde RVP'nin dağlara taşlara vuruşu bunların sonuç almasına engel teşkil etti. Barça topa sahip olmadı ve maç boyunca Arsenal da aslında aynı şekilde. Maçın bir başka özeti Guardiola'nın takımının topa sahip olmaya çalışması olarak özetlenebilir..

İki takımın temel felsefeleri birbirlerine benzer.. Yetenek mi Fizik mi derken daha çok burada ortaya çıkan "eğitim" söz konusu.Lehmann maç sonrası yorumunda kaleci Szczesny'den bahsediyordu. Ben oradayken onunla antrenman etmeye başladığımda henüz daha 16 yaşındaydı diyor.. 20 yaşındaki kalecinin dört yıldır o eğitimden geçtiğini hatırlayalım ki Wenger maç sonrası en çok da bu genç takımının mental yeterliliğinin üzerinde duruyordu. Wilshere kadar Koscielny'e de ayrı bir paragraf açmak gerekir. Bu güzel oyun absürd bir golle hak etmediği bir skorla bitmediyse bu oyuncunun payı büyük..

Fabreagas, Nasri ya da Arshavin için gereksiz tanımlara girmeye gerek yok.. Lakin her şeye rağmen Nasri'yi Arshavin'in önüne koyanın yetenek değil de eğitim olduğunun altını çizmek gerekir. Maçın bana göre ilgi çekici tuhaf ayrıntısı Villa'nın sıkıştığında çizgiden içeriye bilinçsizce orta kesmeyi son çare olarak görmesiydi.. La Masia'dan gelen Barça'lılar ya da Villa'dan çok daha az yeteneği olanlar dahi bunu hiçbir koşulda yapmazlar gibi..

Çok güzel bir maçtı ve Arsenal üzerine yapışan güzel oyunu bozmaya yeltenmeden bileğinin ve bana göre biraz da gençliğinin hakkıyla oynatmadan ve oynayarak rakibini kendi evinde yendi.. Barça'nın Puyol'u yoktu belki ama Arsenal'in çok daha fazla önemli eksiklikleri vardı ve buna rağmen bunları başardı.. Ama şu kesin ki düştüğü anlarda onu ayağa kaldıran o muhteşem taraftarı olmasaydı ikinci yarı bu performansı sergileyebilir miydi şüpheliyim.. Müthiştiler.. Bir takımın taraftarı nasıl olmalıdır konusuna örnek teşkil edecek bir taraftar performansı söz konusuydu..

Messi ise "bu sefer oynamadı" dediğiniz adam aslında bir asist ve bir gol ile sahada yer alacaktı o ofsayt olmayan golü de verilseydi. Dahası özetlerini izleyen yanılabilir zira sadece onun atakları söz konusu ve fakat bir şey daha var elbette.. Barça Arsenal kadar istemedi.. Geçen yıllarda olan o şevki kırılmaya da başlamış ki bugüne kadar gelmesi bile mucize aslında. Dahası Messi'nin o boş pozisyonda bencillik yapması da affedilir gibi değil... RVP çizgiye indiğinde kendisinin gol atma şansı olduğunda pası verirse ve Messi de o pası vermezse tuhaf olur ya... Tuhaf oldu o boş pozisyonda pası vermek yerine kaleye denemesi..

Çok keyif aldım ve bitmesin bitmesin diye izlenir mi maç ? Aynen öyleydi.. Barça'ya sempati çok fazla ama bir gün bu takımı birisi yenecekse de Arsenal olmasını hep istemişimdir.. Helal olsun Wenger'e ve onun gençlerine..