Basin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2012

FourFourTwo 2012-13 Rehberi



FourFourTwo özel Ağustos sayısı bayilerinizde.. Bundesliga için Bayern ve Dormund ikişer sayfadan olmak üzere sekiz takıma on sayfa yazı yazdık..

Türkiye Süper Ligi'nden Bundesligaya kadar liglerin geniş analizi burada. ilgilenenler için sezon boyunca faydalanabileceğiniz önemli bir kaynak..

8 Temmuz 2012

Neden AMK?



Benim en çok merak ettiğim konu, neden AMK? İsmin içerdiği küfürün eleştirisini bininci kez yapmak istemiyorum. AMK değil de benzer başka bir şey de olabilirdi. Mesele neden buna ihtiyaç duyulduğudur?

Okutmak için.

Gazetenin ismini bir kenara bırakın, içerisinde çok değerli gazeteciler, başarılı insanlar var. Coşkun Çelik'ten Ozan Şişli'ye kadar tonla güzel adam içeride ve Fotogol'e geçtiklerinde de takip ederdik, oldukça da iyi işler çıkarıyordu.

Peki o zaman neden AMK?

Gökmen Özdemir, bunca yıllık tecrübesine güvenerek pek çoğu doğru olan isimleri tek tek çevresinde topluyor.Hemen hepsi kendi alanında özel isimler, başarılı olmuş, kendisini ispat etmiş.

..ve bunların karışımından muazzam bir iş çıkacağını umarak bu işe girişiyor.
buraya kadar her şey doğru.

Ama bakın aralarında sevmediğim, bir yerde oturup iki muhabbet edemeyeceğim insanlar var ve fakat bu insanlar işinde oldukça iyi. Bir örnek vereyim; blog camiasının en "underrated" bloglarından birisiydi Petit'in yeri. Mutlaka ziyaret ederdim zira işin özünü kavramış bir bünyeydi. İki kişi yazar ama ben Yasemin Yıldırım'dan bahsetmiyorum. Oturup iki çay içer miyiz bu adamla? Kesinlikle hayır. Lakin Petit işin özünü kavramış, herkesin her şeyi yaptığı dönemde farklılığını ortaya koyabiliyordu. Bu proje içerisinde olduğunu duyunca "Sevmem ama bu işin özünü kavramış" dedim arkadaşıma. Aynı şekilde Mehmet Özcan var. Bu insanların belki de en önemli ayrıntısı senin bakmadığın yerden bakıyor, farklılık katıyor ve kesinlikle iyi iş çıkarabilecek konumda olan insanlar.

Peki o zaman neden AMK?

AMK demek bu seçilmişlerin yaptığı ve yapacağı işlerle kendi sesini duyurmaya yetmeyeceğine inanç getirmek anlamını taşır.

AMK değil de isminden dolayı ilgi çekici başka bir hinlik de olabilir, kime güvenemediniz de böyle bir yola başvurdunuz?

Üç-beş zibidiyi toplayıp benzer bir açılımla gazetemsi bir şey çıkarıp tüm ahlak ilkelerini yere sererek bir gazete çıkarıp da başarılı olunabilir. Lakin o zaman bu isimler yanlış. Gazetenin adı AMK, yazarı Fenasi Kerim, içeriği de vur patlasın çal oynasın değil ki? İçerik ile başlık uyumsuz.

Piyasadaki spor gazetelerin hali ortada. Yapılması gereken bu adamlara biraz özgürlük verip her biri usta olduğu alanlarda döktürmesini beklemekti.

Başlardaki içerik adına var olan güzel görüntü zamanla da kötüye doğru ilerledi.

Ama bilirim ben.. Oldukça idealist bir tutum içerisinde içeriye girilir, sonrasında "bu daha çok sattırıyor" düşüncesi seni çekip çevirir. Fotogol'de çıkan sayılara bakıyorum bir de Avrupa'nın beş liginde oynayan oyuncuların yaklaşık yarısını üç büyük kulübe transfer ettiren fotomaç kopyası yeni AMK'ya bakıyorum, fark çok büyük..

Allah'tan Çoşkun'un "hafıza kartı" var da şu buraya gitti o buraya geldi haberlerinden nefes alıp farklı bir şeyler okuyabiliyoruz. Oysa orada sıradanlığın ötesinde iş yapacak pek çok güzel adam var.. Ve yapacaklardır da.

Yapılması gereken ilk etapta(acilen) ismi değiştirmek ve akabinde buradaki çalışanların her birine kendi alanını açma imkanı vermektir. Dışarıda farklı farklı görevleri yapan bu insanlara imzasını atmalarına izin vermektir.

Her şeye rağmen yine de içerik olarak diğerlerinden daha iyi durumda. Benim beklentim daha büyüktü, mesele bu. Ligler başlayınca bu isimle yaşamayı becerebilirlerse eğer çok daha güzel işler çıkaracaklardır, inancım sonsuz ama keşke benim kadar patronlar da bu insanlara işin başında inanabilseydiler..

AMK hemen hemen Fuck Off(canın cehenneme) anlamını taşıyan bir kelimeye dönüştü diyerek bu ismin savunmasından başlayayım. Velev ki öyle olsun, Fuck Off olarak çıkarılan gazetenin içeriği ne olabilir? Ozan Şişli'ye bunu yapmak ayıp değil midir? Diğerlerine.. Bu isim altında çok kalite işler yapabilseniz dahi o emeğe yazık etmek değil midir? Burada Radikal'in güzel adamı Uğur Vardan'a kelimesi kelimesini katıldığım için uzatmıyorum.

İsmi geçin, hiç gerek yoktu. Keşke kimini yakından kimini uzaktan tanıdığım bu insanlara benim kadar güvenebilseydiniz.. Keşke tiraj en azından başlarda her şey olmasaydı ya da "zamana" bırakılsaydı. 100 bin'lerden değil de Üç bin'lerden başlayıp kademe kademe ilerlediğini görmek isteseydiniz..

Şimdilik sadece arkadaşım Coşkun Çelik için seviniyorum. Zira o NTV Spor'da özel olduğu, becerikli olduğu alanda iş başına getirilmeyip o potansiyeline yazık ediyordu, burada tam da kendisini buldu. Diğerleri de bulacak ve ligler başladığında transfer geyikleri bittiğinde özel haberler, güzel yorumlar ama en önemlisi almak için sizi bayiye götürecek kadar farklı bakışlarla bu insanlar güzel işler yapacaktır, ben inanıyorum.

Kendi aramızda bu işin erbabı abilerle konuştuğumda hemen hepsi ismin dışına çıktığında gazete adına olumlu görüş belirtti içerik açısından.. Uğur Meleke'ye sordum, isimden bağımsız; "içeriği oldukça başarılı" dedi. Diğerleri de keza..

Okurlar da şunu bilmeli; AMK bu işin emekçilerinin değil patronların seçimidir. Bu insanların pek çoğu Sabah, NTV Spor gibi mecraları bırakıp sevdiği işe istediği yorumu ve içeriği katabilmek adına riske girdiler..

Küfürün, hangi anlamı içerisinde taşırsa taşısın sözlük anlamının kurumsallaşmasının absürdlüğünü göremeseniz dahi bu insanların gerçekten buna ihtiyacı olduğu algısı da yeterince kötü değil midir?

Bir daha sormak gerekir; Hepsinin özel olduğuna, güzel işler çıkartacağına ve başarılı olacağına inanarak topladın da neden o zaman AMK?

3 Nisan 2012

Tanburacı ve İnadı!



Şimdi sürekli olarak Terim'e saldırıyor ki yadırgamıyorum kesinlikle. Zamanında küfürleştiği bir adama ya da daha doğru bir ifade ile kendisine küfür eden bir futbol adamına "futbol yorumcusu" adı altında objektif olacak değil ya.. Lakin bunu öyle biçimde yapıyor ki insanoğlu deliriyor bazen.

Orduspor sonrası yazısı burada.Okuyalım önce bi..

Neden Sabri oyuna girdi, Terim korkak, Cuper cesur mu diye gidiyor. E abi birisi önde diğeri geride. Birisine bu sonuç üç puanı getiriyor diğerine getirmiyor. Sakın bu olmasın? İlkokul çocuğu dahi cevaplayabilir bu soruları. Skor olarak geride olan takımın hocasının oyuna forvet sokması diğerinin orta sahayı kalabalık tutması bitime iki hafta kala skor derdinde olmaları oldukça olağan bu nedir ki? Bundesliga, Premiere Lig'de her hafta yaşanıyor bunlar abi..

Ne olduğu belli. Terim GS'ın başından gidesiye kadar Terim'e sallayacak.. Ben bunu Hakan Şükür döneminde de yaşamıştım. Adamı ister sev ister sevme, Türkiye'nin en başarılı olmuş futbolcularının başında geliyor ama Osman Tanburacı'nın ne kini bitti ne yazısı ne eleştirisi.. Pek çoğu da temelsizdi.

Fatih Terim'i eleştirmek için kendisini zorlamasını ben anlıyorum. Bana birisi eleştiri sonrası küfür edecek.. Ki benim performans bu gibi durumlarda zirve yapar, hiç durmam sabah akşam.. Amma velakin yıllarca Hakan Şükür'ü neden eleştirdin ki? Hemen hemen aynı temelsiz absürd yaklaşımları.. bitmedi kini.. Bir ara tüm bu başarılara" şansı var" dedi.. "Takunyalı" dedi ama Yeni Şafak'ta yazıyor, Başbakan'ı ayrı bir seviyor vesselam.. Yaşı yeten ve bilen varsa çekinmesin. Terim'i anladık da Hakan Şükür ile problem neydi be abi?

Eskiden okurdum bu yazarları. Şimdi maç sonrası yazısı da okunmuyor eskisi gibi. Twitter'da tepkilere bakıyorum daha çok. Uğur Meleke hariç mutlaka okumalıyım dediğim spor yazarı kalmadı desem yeridir. Ama eskiden okurduk hele ki 96-2000 dönemi.. Her Terim başarısını görmezden gelen Hıncal Uluç, Rahmetli Yavuz Gökmen ve Turgay Renklikurt'u Her Hakan Şükür golleri sonrası da Osman Tanburacı'yı.. Bu dönem bu yazarlar için çok da iyi geçmedi, bahane kalmadı ama işte ısrar ve inatla bir kere ağızdan çıkmış olanın esiri olmuşçasına yazdılar, durdular.. Hey gidi hey.. En güzeli de Hıncal Uluç oldu. Delicesine eleştirdiği adam tarihi başarılar kazanınca "eleştiriler sonrası doğru yolu buldu o" diye bir savunma vardı ki.. oy anam oy.. Güzel günlerdi.. güzel..

6 Şubat 2012

Zorunlu Din Dersi!



Radikal yazarı Yıldırım Türker'in bugün "Din dersi meselesi" yazısını okumalısınız.

"Bundan bir buçuk yıl önce nüfus kağıtlarımızdaki din hanesini sildirdik" cümlesiyle başlıyor ve sonunda oğullarının okulunda din dersinden muaf tutulması için yazdığı mektuba aldığu ret cevabından bahsediyor. Okuldan gelen ret cevabının içeriğinde ise din dersinin aynı zamanda ahlak dersi olduğundan bahsedip böyle bir şeyin mümkün olmayacağından bahsedilmiş.

İki ablam da Almanya'da yaşamaya devam ediyor. Büyük Ablam'ın kızı orada ve şimdilik hem Alman hem de Türk vatandaşı. Böyle bir sorunları yine yok zira Almanya'da aileler Din ve Ahlak'tan birisini seçebiliyor. Oğlunuz/Kızınız isterse Religion(din) dersini istemezse de Ethik(Ahlak) dersine giriyor. Bu sadece Hristiyan olmayan kesime değil Almanya'da yaşayan her insana sunulan bir hak. Anayasal hakkı olarak din dersi burada herhangi bir insana zorla gördürülemez. Bunun da zaman zaman tartışması yaşanılmış ve her defasında insanların anayasal hakkı olarak herhangi bir dinin dersini zorla gördürülmesinin imkansızlığına değinilmiş.

Bizim ülkemizde ise ikisi birleştirilmiş bir şekilde sunuluyor ve Din dersine çocuklar "Ahlak içeriği " nedeniyle zorunlu bırakılıyor.Oysa herhangi bir din dersinin içerisinde de o dinin ahlakı da konu edilir iken hepsinden bağımsız Ahlak'ın konu edildiği Etik dersi de mümkün.
Yıldırım Türker benim burada ve ekşi sözlükte sıklıkla sorduğum soruları bu yazısında yeniden sormuş.

"İslam dini genetik olarak mı yayılır? Bu genetik zincirden kopabilmek için kaç halka gerekir?Dini inanışı olmayan kaçıncı kuşak Müslüman yaftasından kurtulabilir? Benim ve çocuğumun Müslüman olduğuna devlet nasıl karar verebilir?"

Bu hak yabancılara sunulur iken Türkiye vatadandaşı olan herhangi bir insana sunulamıyor zira yüzde 99'u müslüman olarak geçiyor. Sadece on milyon barajını aştığını düşündüğüm Aleviler'in böyle bir derse zorunlu tutulmasının anlamsızlığı ortada iken bu zorunluluğun içeriğini anlamakta güçlük çekiyorum.

Yıldırım Türker, muhtemeldir ki kendi yaşamı içerisinde kendisine ait sorunu olmasa dahi özgürlük anlayışı çerçevesinde başörtü özgürlüğü adına yazılar kaleme almıştır. Aynı şekilde öğrencilik zamanımda da bu baskı tutumuna karşılık destek verip alanlarda yürüdük. Bir de muhafazakar kesimden kendilerinin dışında bir anlayışa özgürlük istediklerini beklemek imkansızı istemek midir?

Genetik bir miras mıdır din? Benden ayrı bir köyde doğmuş olman seni Tanrı katında çok başka bir insan mı yapacaktır? Ne kadar süslersen süsle sonucunda gerçek sadece başka bir coğrafyada doğmuş olmanın ötesine geçmiyor. Anne ve Baba'nın dinini sahiplendiğin için muhteşem bir sevap kazanılacak ve fakat diğeri aynı eylemi gerçekleştirdiğinde onun "Annesi ve Babası" farklı bir inanışa sahip diye farklı mı olacak? Tanrı'nın adalet anlayışı bu olabilir midir?

Gerçek nedir, Tanrı var mıdır yoksa Müslümanlık ya da herhangi bir din en doğrusu mudur gibi konular aslında burada konu edilmiyor. Doğduğu günden bu yana yetiştiriliş tarzı nedeniyle farklı bir şekilde eğitime uğrayan insanın masa üzerinde zorla namaz kıldırılması dinen bir zorlama değil midir? Ailesi ateist olup da çocuğunu belirli bir yaşa kadar herhangi bir dinin eğitiminden geçirmek istemeyen ebeveynlerin böyle bir şansı yok mudur bu ülkede?

Yıldırım Türker, oğlunun ileride müslüman dahi olabileceği ayrıntısına eğilerek herhangi bir dinden soğumaması adına mücadele verdiğinin de altını çiziyor ki bu önemlidir. Ben de benzer şekilde düşünüyorum ve doğmamış bir çocuğa ailenin kendi dinini biçmesinin hem burada hem de Tanrı katında "doğruluğu" ve "geçerliliği" bir yana çocuğun o daha olgunlaşmamış ergen bile olmayan aklına tecavüz olduğunu düşünürüm.

Geçilmesi gereken iki aşama var. Ama bugün ama yarın bu uygulanacaktır umudu taşıyorum.Öncelikle bir çocuğun herhangi bir din dersi eğitimi alıp almama özgürlüğüdür. Bu başlı başına anayasal hakkı olarak kişiye sunulması gerekir. Sonrasında ise seçilen din dersinin Sunni ve Alevi eğitimi olarak ayrılması. Yine Almanya'da Katolik ve Evangelist eğitim gibi ayrıma sokulduğu gibi burada da bu gerçekleştirilmelidir. Bugün için Aleviler dini eğitim hakkının devlet tarafından verilmesinin dışında Sunni-Müslümanlık dersine girmeme peşindedir.

Mezhep ayrılığı bize özgü bir durum değildir keza aynı şekilde Din eğitimi. Diğer ülkelerde olan bu özgürlük insan haklarının temelini oluşturur iken benim ülkem bunda neden diretir? Bu bizzat inancınızla çelişmiyor mudur? Birazcıcık insaf birazcıcık insanlık yetecektir bugünkü durumun kimileri için tecavüzden farksız olduğunu anlayabilmeniz için..

14 Ocak 2012

Uğur Meleke ile Sohbet!



Bak arkadaşım ben sana söyleyeyim; Ali Ece ve Uğur Meleke.Yazarlık kısmını -beğenirsin ya da beğenmezsin- bir tarafa bırak. Spor basınında takip ettiğinizde aklınıza düşen o güzel görüntüyü bire bir üzerinde taşıyan iki insan. Ben ya da bugünkü arkadaşlarım bugün var yarın belki yok, ama bu insanlar her daim olacaktır, siz de farkını görün diye yazıyorum. Aslında içerisinde bulunduğum bütünden çıktığım vakit size son iki yıldan bugüne dair yaşanılan büyük hayal kırıklıkları ve sürprizleri arka arkaya yazacağım ama bugün her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatamıyoruz maalasef. Bize hangi zaman diliminde hangi koşullar altında nasıl dokunduklarını, nasıl baktıklarını daha güzel daha iyi bir şekilde dile getirmek gerekir.

Öylelerini gördüm ki konuşurken nerden cesaret edip de o samimiyeti kurup absürd şekilde hitap ettiğini anlamadığım adama kafayı çakacaktım ilk tanışmamda. Şöyle saniye kaldı, o kadar sinir bozucuydu kimileri.. O denli sinir bozucu, kibirli ve yukarıdan bakan bir algı ki kendileri dahi farkında değildir, inanın. Dolayısla insan Uğur Meleke'nin sadece bugün değil üç dört yıl önceye de dayanan tavrını ve insanlığını görünce şaşırıyor, başkalaşıyor.Ki bizler eylemlerini, yazılarını yeri gelmiş eleştirmiş, yer gelmiş övmüşüzdür de. Yalan olmasın güzelliğe ve iyiliğe de inancı artıyor.

Bizim çıkardığımız hayatım futbol dergisini okumuş ve geçenlerde de köşesine de taşımıştı. Bire bir ilişki kurduğunuzda sizi şok edecek kadar "insani duruşunu" bir kenara bırakın on beş sayı çıkarmış bir futbol dergisinin bir anlamda yaşam mücadelesine ufak bir yardımı esirgememesi ve dahası buna ihtiyacımız olduğunu düşünerek hareket etmesi takdire şayan. Biz bu desteği çok daha yakın ilişkiler kurduğumuz pek çok güzel insandan alamadık.Söz ve eylem farkı sandığınızdan çok daha fazla.Dahası gelecek adına derginin içeriğine dair üretilen fikirler açısından bir "akıl" almak adına buluşma ayarladık. Sağolsun, kırmadı ve randevu verdi. Tam da zamanında gelip çok hoş bir muhabbet sonrası elinden gelen bütün yardımı yaptı. Sadece biz değil siz de gitseniz elinden gelen ne varsa yapacaktır, emin olun. Yıllar önce bu blogda konu ettiğimde söylemiştim, gidin isimsiz bir şekilde mail atın karşılık alacaksınız eğer gerçekten onunla ilişki kurmak istemişseniz..

Blog yazarlığı başkadır. Ahkam keserim burada ben. Atıp tutarım, en güzeli en iyisi en bilmem nesi benim yazdığımdır ve hatta burada herkes benden sonra gelir, bu işin bana göre raconu da budur. Benim günlüğümdür bir bakıma. Lakin toplamda spor basını olarak ben ve hatta biz bana göre çok bir şey değiliz. Burada iyi ve kötü olarak andığım herkes emek açısından bizden çok daha fazlasını vermiştir, yanlarına yaklaşıp bu açıdan kıyas bile yapmam. En çok eleştirdiğiniz ismin dahi verdiği emeğin yanında bizler neyiz ki? Ama insan istiyor ki azıcık da ayaklarınız yere bassın.

..bugün iyi bir konumda olup da insan kalabilmiş çok nadir olan kesimden Uğur Meleke'yi konu ettim. Bu da sözüm olsun bir gün de mallarını şuraya dizeceğim ki bu yazarların değerini daha iyi bilesiniz diye.

Çok güzel bir gündü ve sevgili Uğur Meleke'ye çok içten teşekkürler..

9 Aralık 2011

İlişkiler!



"..gçelim Galatasaray'a. Biz burada sezon başından beri bazı yorumlar yaparken muhtemelen Fatih Hoca kırılıyordu bize. Kırıldı da.. Bizim eski diyaloğumuz yok hocayla.abi kardeşizdir de biz günde haftanın yedi günü konuşurken bir anda biz beş gün .. haklı da olabilir kendine göre ama benim doğrularım başkalarına yanlış gelebilir. Melo'nun.." ------> Onuncu dakika.

Bu alıntı Rıdvan Dilmen eleştirisi ya da övgüsünden ziyade Türk medyasının karikatürize edilmiş halini göstermesi bakımından buraya alınmıştır. Keşke bu açıklamayı başka bir yazar yapsaydı zira bugünlerde en can sıkıcı konu Rıdvan Dilmen eleştirisidir.

Rıdvan sadece bunları açıkça dile getirme cesaretinde bulunan bir kaç insandan birisi. Ersun Yanal meselesinden dolayı Spor Servisi programına konuk olduğu vakit bir "rica" ayrıntısı vardı ki sadece beni şaşırtıyor bu gibi durumlar sanırım. Birisi diğerinden "ricada" bulunduğu andan itibaren farklı bir ilişki doğar. Spor yazarı mesleği gereği eleştirir iken buradan doğan ilişki her şeyi başkalaştırır ve sonu işte bu pasajın içeriğidir. Ahmet Çakar'ı çokça malzeme ederiz ama ondaki deyim yerindeyse "deli cesareti" ve "eleştiri kültürü" aslında yine komik gelecek ama olması gerekendir. Çok çok az insanda bu vardır. Bu bölümü aslında Bilgin Gökberk bizden çok daha etkili bir şekilde yazmayı başarmıştı şurada.

Meslek ahlakı ile dostluk sıklıkla çelişir. Bir kişiye kıyak geçerseniz onun adı muhteşem bir dostluk olur iken mesleğinizin içerisinde pek çok insanla sıkı fıkı dost olursanız iş başka türlü hal alır. O boşlukları da işte Lincoln doldurur, Eboue doldurur.. Türkçesi yeterli seviyede olmayan Kazım doldurur zira bu adamların yıllar geçse de bu insanlarla ilişki kurması çok kolay olmuyor. En ufak bir yanlışında "bu insan, yanlış yapmıştır ama düzelir" demeden vur anam vur..

Galatasaray'ın başında Bülent Korkmaz deyim yerindeyse tam saha saçmalar iken bir önceki teknik adamı yerden yere vuran Hakan Ünsal'ın yorumlarını hatırlıyor musunuz? Nasıl eleştirsin ki beraber içeri girmişlerdi kapıdan..

Bu pasajı buraya aldım zira ilişki tam da böyledir diye üç yıl önce tonla yazı yazdım burada, orada, şurada. Özellikle 2008 Avrupa Şampiyonasındaki maçların yorumlarında. Burada istisnai durum gerçekleşmiş, eleştirerek kırdığını düşünüyor. Eleştirme cesaretini göstermiş her şeyden önce. Fenerbahçe'nin son dönem pek çok yazarında olduğu gibi farklı bir duygusallık söz konusu. Hak veriyorum, çok zor dönemden geçiyorlar.

Rıdvan'ı bir tarafa bırakıp Fatih Terim'e dönersek bugünlerde değişim rüzgarlarını her alanda gösterse de eskiden yazarlar üzerine kurduğu muazzam baskıyı da çok iyi biliyoruz.

Hülasa; bu ilişkinin her iki tarafını da eleştirmek çok doğru değil. "Bugün " anlıyorum ki birileri ekmeğini bu şekilde kazanıyor diğeri de bu şekilde "ancak" ayakta kalıyor. Yorumcu yakın ilişki kurmazsa haber çıkartamıyor, teknik adam muhattap almadıkları ve düşmanlarının saldırısından kendi yanına çektikleriyle ancak nefes alıyor, yaşayabiliyor. Denge bir şekilde kuruluyor.

İşin bir başka boyutu da budur. Dahası bu ilişkiler ağının olmadığı yorumlar sadece telegolvari programlarda vardır desem beni vurmazsınız umarım. O programları çekici kılan bir başka unsur kimse dost,eş,arkadaş v.s tanımıyor, önüne gelen önündekini..

8 Aralık 2011

Skibbe'nin Onuru



Dün Hamit Turhan Fanatik gazetesine yazdığı köşe yazısına şuradan ulaşabilirsiniz.

"..Sözü bir futbol emekçisi olan Skibbe'ye getireceğim. Sezona iyi başladı. Ardından üç maç kaybetti, kendisi için idam sehpaları kuruldu. Ahbap-çavuşlar, kuyu kazıcılar sırtlan gibi etrafında dolaşmaya başladı. Yönetim çatladı vs. O ise yolundan şaşmadı. Sadece çalıştı, işine baktı. Son 5 haftanın en başarılı hocası. Lakin, durum yine farksız. Etrafı bugün de sarılı. Bir yanda Eskişehir'in eskileri, bir yanda simsar, cambaz takımından mütevellit işsiz antrenörler, bir yanda forma şansı bulamayan futbolcular, bir yanda Türk usulü yönetim... Skibbe, bütün bunlara rağmen işini sürdürüyor, meslek ahlakını yeniden tarif ediyor. Ama biliyorum, ona bir Alman diye burun kıvıracağız ve verdiği onur savaşını görmeyeceğiz. Olsun, ben üzerime düşeni yapayım da, şu futbolsuz günlerde o Alman'ı size hatırlatayım. Çünkü, ondan alacağımız dersler var."

Bundan üç ya da dört hafta önce Michael Skibbe'nin kovulmaması tamamen kulubün ekonomik çöküşte olduğundan dolayı tazminat korkusu nedeniyledir. Dahası Mustafa Denizli gibi pek çok isim yedeklerde oturanların kalitesinden bahsediyor, puanını az görüyor, iki galibiyet fazla alsa ligin lideri olabilecek durumdaki takımın..

Kris Boyd'a 45 dakika zor dayanıldı, Burhan Eşer'i de bugün gördük.. Alper Potuk, Veysel Sarı gibi yıldızları görebildiğimiz gibi. Bu takımın her şeye rağmen forveti yok. Batuhan'a disiplin kazandırıp her maç çıkarsa ilk dördü zorlar kesinlikle. Merkez forvetsizlik hücumdaki uyumsuzluğu da doğuruyor ve fakat son dönemde gördük ki savunma ve mücadele oldukça iyi.

Es-es taraftarı da sahiplenmeye başladı ve onlar isterse her şey çok başka olur. Bakın Dede'yi nasıl bırakmıyor birazdan..

21 Kasım 2011

Eboue ve Yabancı Madde!


Sevgili Rıdvan Dilmen, Eboue'nin evine gittiğinde bu görüntüler sonucu utanması gerektiğini işliyor kalın kalın.. "kendisini yere atmış" Meselesi burada oyuncu. Yüklen dur..

Eyw.

Kendisini yok yere yere atması gibi tutumlar eleştirilebilir ve fakat asıl konu bu mudur burada? Şu atılan yabancı maddeler ve oyuncunun buradan kaçısı maç anında da yeteri kadar sinir bozucu bir şekilde işlenmiş iken neden burada sorun taraftar değil de oyuncudur?

Oysa geçen hafta başkaydı.

Rıdvan Dilmen tüm ülkenin gözleri önünde ana avrat küfür eden Volkan Demirel ya da Emre Belözoğlu için bu deyimleri kullandı mı? Sıkı sıkı eleştirdi mi? Tam da bu anda "bu stadı yapanları yuhalayanlar" diyerek taraftara yüklendi mi? Bakın bakalım bir de şuna..


Neden yüklendi burada taraftara? Alkış protestosunda bulunduğu için.. Belki bizim duyamadığımız ama onun duyduğu küfür vardır, bilemem.

Futbolcuyu koruyorsan -ki buna destek de verebilirim- her yerde koru. İki çayını içmediğin, telefonla görüşmediğin, merhaba demediğin Lincoln'leri, Eboue'leri taraftara yem ederken bunları da koruma. Burada oyuncuya yükleniyorsan diğer tarafta da yüklen elbette.. Ama lütfen on gün içerisinde iki farklı tutum sergilenmesin.

Eboue eve gitse oturur seyreder, ulan der izler.. Peki Emre ve Volkan eve gidip de şu küfürleri tüm ülkenin gözleri önünde söylediğini görse utanması gerekir mi? Yabancı teknik adam, yabancı oyuncu olunca oy anam oy tutmayın küçük enişteyi..

16 Kasım 2011

Metin Tekin



Doğrusunu söylemek gerekirse Metin-Ali-Feyyaz'ı Beşiktaşlı olmadığımız halde biz bile çok seviyorduk. Lakin dikkat çekici olan dışarıya yansıttıkları bu görüntü içeride de çok farklı değil. Ben misal Feyyaz'ı dinlemeyi ve aynı zamanda okumayı da çok seviyorum. Ali'yi ise bu alanda fazla göremedik..

Demem o ki benim son dönem futbol yorumcularının arasından en beğendiklerimden birisi Metin Tekin'dir. Çok yerinde çok güzel ve çok doğru analizleri dile getirebilecek zekaya sahip ama ondan da ötesi tüm bunları öyle bir sakin anlatıyor ki inanamıyor insan.. Sanki o birikmiş ve oluşturulmuş nefretinizi alıyor içinizden..Bizim aşağıda bilmem kaç post içerisinde dile getirdiğimiz Türk Futbolunun olağan dışı baskı koşullarını değiştirmenin bir yolu da buradan geçiyor. Böyle isimleri sürekli konuşturarak ve bize sunarak..

Mehmet Demirkol ile beraber biraz daha sağ duyulu ve sakin yorumcuların olması geleneği bu şekilde devam ediyor ve etmesi de gerekir. Bir yorumu eksiktir, diğer belki doğru değildir ama toplamda ortalamaları çok çok iyi..

Ben futbolcudan başlatıyorum ama belki de bir şeyleri değiştirmeye buradan başlanmalı gibi. O futbolcu önünde sonunda bu insanların da içerisinde olduğu medyanın yarattığı futbol ortamı içerisinde yaşayacak..

28 Ekim 2011

Hayatım Futbol!



4.Sayısı bile çıktı!

Biz size inernette okuyabileceğiniz haftalık futbol dergisi hazırlıyoruz. Editörlerimiz İlker Yılmaz ve Uğur Karakullukçu. En az onları sevdiğimiz için en ağır işi bu arkadaşlara yükledik. Düşünün, benim yazılarımı düzeltiyorlar ? Hayat insanı işte böyle çarpar.. Yan taraftaki komşu bloglardan Fırat Topal, Emre Özcan, Salih Demirci, Alper Öcal, İsmail Şayan'ın yanı sıra dışarıdan da destek alıyoruz Fatih Demireli ve Çoşkun Çelik gibi.. İçeriye aldığımız son isim ise hepimizin tanıdığı Varol Döken.. İleride bugün blog yazan ve bilgisine güvendiğimiz isimlerin hemen hepsini buraya çekmeyi düşünüyoruz.. Kadro "şimdilik" bu..

Biz aslında Almanya maçı ile sahne aldık ama teknik aksalıklar peşimizi bırakmadı. Şimdilik sorunlar bir hayli fazla ama zamanla düzelecektir. Size şiddetle dördüncü sayıyı ve bunun içerisinde yer alan Feyyaz Uçar röportajını tavsiye ediyorum.. Üstelik okuyarak değil bizzat onun sesinden soruların cevaplarını "dokunarak" dinleyebilirsiniz ki sekizinci sorunun cevabının gülümsetme garantisini de veriyorum..

--------> Hayatım Futbol

6 Ekim 2011

Levin Öztunalı Haberi!



Hürriyet, Milliyet, Fanatik v.s. yanlış çeviri üzerinden yanlış haberi manşet yapmıştır. Erdal Keser'in haberi burada manşeti dahi şudur: Sadece Levin Tunalı benim için tabudur, dokunulmazdır. Ama eğer oyuncu bana gelirse(gelmiş değil, oyuncuyu kazanmış değil!) ve Türkiye için oynamak istediğini söylerse ancak o zaman.. Bir savaş var ve bu haber efsanenin torununun savaşın dışında tutulduğuna ilişkindir. Beni ilgilendirmiyor buradaki basının yalan yanlış haberleri ama gelip bana çatıyorsunuz. Lig Radyo'da açıkladım.. Bildiğin yanlış çeviri. Mesut Röportajları da aynı şekilde yanlış çevrilmiştir v.s.

Adamın "eğer kendisi gelir de şunu şunu derse" söylemini gelmiş ve demiş olarak haber yapıp kimileri de manşet attı.. Mesut'un çocukluğundaki maç öncesi futbol oynamasını bugün yapıyormuşçasına aktardığınız gibi..

Başlığın devamı şudur: Sadece(Nur) Seeler'in torunu (Seeler Enkel) Tabu!

Misal Milliyet şurada nasıl vermiş:

"Erdal Keser "Uwe Seeler'in torunu Levin'e gidip konuşmadım, konuşmamda. Fakat babası Türk olan Levin kendi isteğiyle bize geldi. Hamburg alt yapısında yetişen ve kalbi Türkiye için atttığnı söyleyen Levin'i kadromuza almamamız imkansız olurdu""

Milliyet-Fanatik derken diğer gazetelere sıçramış bir de bu yüzden Erdal Keser'e çok kızıldığına kadar hikayeler eklenmiş de eklenmiş.. özeti basit: bu oyuncuya dokunmam ama kendisi GELİR de misal kalbinin Türkiye için attığını söylerse (ihtimal bu) ancak o zaman onu alırım. Hepsi bu. Çocuk alman U 15'inde oynuyor tüm bunlardan bihaber.. Ne geldiği var ne bizim takımda oynamak istediği ne de Erdal Keser ve Almanya arasında böyle bir savaş.. oy anam oy..