sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2011 Cuma

EMRİNİZE AMADEYİM PAŞAM


uluslararası istanbul bienali 2007 yılından beri koç holding’in sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. bu durum önümüzdeki on beş yıl boyunca da böyle devam edecek. hatırlayacağınız gibi geçen seneki 11. istanbul bienali bertolt brecht’in “üç kuruşluk opera” adlı eserinden yola çıkmış ve koç hanedanlığı, türkiye’de yaşayan sanatçılara, “insan neyle yaşar?” sorusunu sorarak bir çağrıda bulunmuştu. sermayenin brecht’i şevkatle bağrına basması tartışmalara neden olmuş hatta “istanbul beğenal, direnal ve alternatif platform” yaratıcı eylemlerle de protesto etmişlerdi.

şimdi bir kez daha, küresel kültür başkenti istanbul’da 12 eylül’ün hemen ertesinde aynı sahne yeniden kurulacak. herkes yerlerini alsın! sermaye yaldızlı sanat maskesini takacak. silah sanayi ve kültür endüstrisinin, finans kenti ve kültür başkentinin tek ve aynı sistemin iki farklı yüzü olduğunu ispat edercesine koç holding gururla sunacak: “isimsiz.”

açıkçası bu kez de başlık bize biraz korkakça geldi; utanmış da saklanmış gibi, muhbir gibi, itirafçı gibi. bienalin başlığı faili meçhul isimsiz mektupları düşündürdü. biz de imzası belli, ismi üzerinde sahici bir mektup bulalım dedik. adı konsun bu işin artık. okunsun ve hatırlansın. kültür sanat hamisi babacan sermaye türkiye’nin ekonomik düzenini kurarken elleri titremeden imzaladı bu mektubu.

koç holding’in kurucusu ve sahibi vehbi koç’un 3 ekim 1980’de kenan evren’e yolladığı mektuptur:

“yakalanan anarşistlerin ve suçluların mahkemeleri uzatılmamalı ve cezaları süratle verilmelidir. polis teşkilatı teçhiz edecek ve onu kuvvetlendirecek imkânlar genişletilmeli, gerekli kanunlar bir an önce çıkarılmalıdır. işçi-işveren ilişkilerini düzenleyecek olan kanunlar asgari hata ile çıkarılmalıdır. bazı sendikaların türk devleti’ni ve ekonomisini yıkmak için bugüne kadar yaptıkları aşırı hareketler, göz önünde bulundurulmalıdır. dİsk’in kapatılmış olmasından dolayı bir kısım işçiler sendikal münasebetler yönünden bekleyiş içindedirler. militan sendikacılar bu işçileri tahrik etmek ve faaliyeti devam eden sendikaların yönetim kadrolarına sızarak davalarını devam ettirmek niyetindedirler. bu durum bilinerek hazırlanacak kanunlarda gerekli tedbirler alınmalıdır. komünist parti’nin, solcu örgütlerin, kürtlerin, ermenilerin, birtakım politikacıların kötü niyetli teşebbüslerini devam ettirecekleri muhakkaktır, bunlara karşı uyanık olunmalı ve teşebbüsleri mutlaka engellenmelidir. zatıalilerine ve arkadaşlarınıza muvaffakiyetler temenni ediyorum. emrinize amadeyim. “
bu mektup sömürü düzeninin kuruluş sözleşmesi, faşist iktidarın protokolü, işçiler, öğrenciler, sanatçılar ve ülkenin tüm ilerici güçleri için idam fermanıdır.

on yıl boyunca bir dize şiiri, bir paragraf romanı, bir muhalif resmi işkencelerde, cezaevlerinde sanatçıların burunlarından fitil fitil getiren bir güç hangi sanata destek çıkar? sosyal devlet anlayışı gereği sanata, eğitime, sağlığa harcanması gereken paralar, şişirme operasyonlarla dağları taşları bombalayarak harcanırken devletin savunma ihalelerini alan bir firma neden biz sanatçılara sponsor olur? 90’lı yıllarda yapılan bir araştırmaya göre devletle işbirliği içinde olan büyük sermaye gruplarına borcu olmayan insan yokken, hatta bu holdinglere borçlu çocuklar doğmuşken, koç hanedanlığı bu dikensiz gül bahçesinde neden sanat ve sanatçıya sponsor olur?

unutturmak iktidarın en büyük silahıdır. ama biz o isimleri hiç unutmadık. ne insanca yaşamak için bedel ödeyenleri ne de yaşamı pazarlamak için can alanları. gerçekleri gün yüzüne çıkarmak için, üzerindeki yaldızı çekinmeden kazıyınız. göreceğiniz bu ülkenin geçmişi, bugünü ve geleceğidir.

15 eylül 2011, kamusal sanat laboratuarı

22 Haziran 2011 Çarşamba

ELİT SANAT VE DIŞLAMA

"mülkiyetin etkisi altında bilinci çürümüş, adetleri ahlaksızlaşmış, satılık ve onursuzlaşmış sanatçılar, alçakça bir bencilliğin portresine dönüşüyor. adalet ve saygı kavramları, kalplerinde kök salamadan geçip gidiyor, tüm toplumsal sınıflar arasında sanatçılarınki güçlü ruh ve asil karakter açısından en yoksul olanı."
pierre joseph proudhon, contradictions économiques, paris 1939, s. 226.

pierre bourdieu, yukardaki proudhon alıntısını, küçük burjuvazinin, elit("meşru") kültürü - kendisini dışlama, aşağılama işlevini üslendiğinin bilincinde - reddetmesine ve bu kültürün taşıyıcısı olarak damgaladığı sanatçılarla arasına mesafe koymasına örnek gösteriyor. proudhon'un yaşadığı (ve dolayısıyla yukarıdaki sözleri kaleme aldığı çağda "çalışan başarır" inancı üstüne kurulu protestan iş (ve yaşam) ahlakı emeğinin "karşılığını alan" küçük burjuvalara (ve o dönem halen gelişmekte olan bir sınıf olan bujuvaziye) özgü olsa da, yirminci yüzyılın ikinci yarısında batı toplumlarının işçi sınıfı için de azımsanamayacak bir refah yaratmış olması, protestan ahlakın toplumda aşağıya doğru yayılmasını sağladı. dolayısıyla işçi sınıfı tarafından "sanatçıların reddi"nde "gerçekten çalışan"larla ""aylak"lar arasındaki ayrım, temel ahlaki kritere dönüştü.

"kendi evimde, baştan sona benim zevkime göre döşenmiş, tek başıma bana ait, su, gölge, çim ve huzur sahibi olabileceğim onda bir hektarlık bir bahçesi olan bir evde, oturabilmek için louvre'u, tuileries'yi, notre dame'ı ve üstüne vendome kolonu'nu veririm. içine bir resim koyacak olsam, jüpiter ya da apollo'yu seçmezdim - bu beylerle hiçbir ilgim yok, tıpkı londra, roma, istanbul ya da venedik manzaralarıyla da bir alakam olmadığı gibi - tanrı beni oralarda zaman geçirmekten esirgesin. evin içine eksikliğini hissettiğim şeylerin resmini asardım: dağların, şarap bağlarının, çayırların, keçilerin, ineklerin, koyunların, hasatta çalışan çiftçilerin ve küçük çobanların."
pierre joseph proudhon, agy, s. 256.

proudhon'un yaşadığı çağda küçük burjuvalar açısından gerçekçi, işçiler içinse ulaşılmaz bir hedef olması itibarıyla, toplumsal konumunu okul eğitimi üstünden yeniden üretmeyen geleneksel küçük burjuvaziye özgü "sınıf fraksiyonu ideolojisi"nin bir bileşeni olarak tanımlanabilecek mülkiyetçi "benim evim" refleksi, maddiyeti, maddi olmayan (örneğin kültürel) değerleri geçersizleştirmekte kullanan bir ayraç olarak, batıda işçi sınıfının - göreceli olarak değilse de - objektif olarak zenginleşmesiyle, elit kültürden dışlanan tüm toplumsal sınıfları/sınıf fraksiyonlarını kapsar hale geldi.

21 Eylül 2010 Salı

KUTSAL MESLEK


"bir mesleği kutsallaştırmak çabası nedendir acep?
mesleği doğru dürüst icra etmek yerine, mesleklerini kutsallaştırıp, göz boyamak isteyenlere ayna tutulmuş gibi mi oldu?
bir marangoz övünmüş müdür hiç? babam öldüğünde atölyeye gidip, iki masa bir büfe zımparaladım, diye.
bir aşçı böbürlenmiş midir? anamı kaybettikten sonra mutfağa girip bir tepsi baklava açtım, diye.
oyuncu niye aynı durumu kullanarak farklı bir algı yaymak isteğindedir dersiniz?
oyunculuk niçin kutsaldır da, inşaat işçiliği değil? ..."



haluk bilginer

haluk bilginer'in yazısının tamamına buradan ulaşabilirsiniz...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...