istanbul'la arama giren mesafe belki kendimi "evde" hissetmeme engel, ama aynı zamanda şehre dönüp bakmak istediğimde yirmi beş yılda göremediklerimi birkaç haftada görmemi sağlıyor. duygusal mesafenin yanında istanbul'u iki görüşümün arasına giren uzun aralar da şehrin karakterinde yaşanan dönüşümleri ister istemez fark etmemi sağlıyor.
kuşkusuz istanbul'u nerede ne değişmiş incelemek için gezecek olsam, yerden mantar gibi biten sitelerden, ortaya çıkan yeni yeni mahallelerden bahsederdim. ama ziyaretimin ağırlık noktası insanlarla buluşmak olduğundan günlerim çoğunlukla beyoğlu'nda geçti. işte o yüzden istiklal caddesi ve çevresinin geçirdiği dönüşüm dikkatimi en çok çeken, kafamı en çok meşgul eden oldu.
caddenin trafiğe kapatılması ve yanan köprüaltı'nın beyoğlu'na taşınmasıyla 90'ların başlarında yeni bir çehre kazanmaya başlayan istiklal caddesi, 90'lı yılların istanbul'unda alternatif kültürün ve radikal solun yörüngesine girdiği alan olmuştu. caddeyi dolduran kalabalık birbirinden farklı binbir çeşit insana ev sahipliği yapsa da, "mahalle"de gezilemeyecek kıyafetler giyen insanlar, deri ceketli rockerlar, solcular, aslında varolmayan punklar, eşcinseller, feministler sayıca çoğunlukta olmadıkları istiklal caddesi'nin rengini belirliyor, istiklal mikrokozmosunda 12 eylül sonrası türkiye'nin başka hiçbir yerinde olmadığı ölçüde "ideolojik hegemonya"ya erişiyordu.
ne sattığını sahibinin bile bir cümleyle özetleyemeyeceği, bir başka mekanda daha ikinci kirasını ödeyemeyeceğinden batması kesin olan dükkanlar; kullanılmış deri ceketten cüneyt arkınlı, aydemir akbaşlı eski türk filmi afişlerine ("atını seven kovboy", "dünyayı kurtaran adam"), korsan eylem sonrası topluca gözaltına alınmak için çay içmeye gidilen cafélerden biranın neredeyse beleş olduğu barlara kendine özgü bir havası vardı beyoğlu'nun.
bugün kendi elit sanat-sepet mikrokozmosunu yaratmış cihangir, arada operasyon yiyen öğrenci evleri haricinde biraz oto hırsızlığı, biraz uyuşturucu piyasası görmezden gelinecek olursa bildiğiniz "mahalle"ydi. istiklal caddesi'ne yakınlığı dışında insanları çeken hiçbir yani yoktu ve geceleri her sokağa girip çıkmak istemezdiniz, şanssız bir gününüzdeyseniz götün metalle imtihanı pek de olasılık dışı değildi.
derdim yitirilmiş bir cennete ağıt yakmak değil, istiklal caddesi (ve çevresi) hiçbir zaman cennet olmadı. ben bildim bileli bir tüketim mabediydi: legal, illegal, scheiß egal - insan dahil - her şeyin satıldığı ve müşteri bulduğu bir cehennemle şehrin başka hiçbir mahallesinin yaşam şansı tanımadığı sayısız altkültürün cennetinin iç içe geçtiği bir cehennetti beyoğlu...
bugün hala sayısız sol parti merkezi, dergi bürosu, café beyoğlu'nda, tkp'liler caddede gazetede satarken hala eskisi gibi antipatik - bir tek isimleri artık sip değil, her cinsten altkültürün de içine girip saklanacak bir deliği var arka sokaklarda. haftada kaç basın açıklaması, kaç yürüyüş yapıldığını bilmiyorum. dün istiklal caddesi'ne rengini verenler silinmemiş, ama silikleşmiş. altkültürlerle sol "itilmişle kakılmış"a dönüşmüş.
dün cadde nüfusunu oluşturan insanlar - bu gelişmelerden hoşnutsuz - çoktan köşelerine çekildiğinden mi, işe girip-evlenip-çoluğa çocuğa karışıp uslananların yerine arkadan yenileri gelmediğinden "lemmings döngüsü"nde bir kırılma yaşandığından mı bilinmez; "lüzumsuz" şeyler satan küçük dükkanlar kepenklerini bir bir indirmiş/indiriyor. atlas pasajı, aznavur pasajı'nın -eskiden de sevmezdim ama - tabelası kalmış yadigar.
eskiden galatasaray'dan aşağıya kafa dinlemek için inilirdi, şimdi starbucks'da çilekli latte macchiato içmek için iniliyor. gitar almayacak insanın tünel'de işi yoktu, şimdi barları, caféleri, lokantalarıyla - parası yetenler için - yeni bir dünya yaratılmış tünel'de, galata'da.
kapanan kitapçıların yerini yeni beyoğlulular'a şık ürünler satacak mağazalar almış. bir sahaflar inatla tutunuyor, bir de mephisto gibiler değişerek yeni koşullara uyum sağlamayı başarmış - omurgasızlığın şanındandır! ada açıldığı gün de "biz para kazanacağız, çok para kazanacağız!" diye bağırırdı da, fortagiller'e "halktan kopukluk" tartışmalarından gına gelmiş olacak 30 liraya yemek satıyorlar.
durdurulacak bir dönüşüm gibi durmuyor olan biten, zaten kimsenin de bir şeyleri durdurmak ister gibi bir hali yok. belki de son gidişlerim bunlar beyoğlu'na, gitmesem de, görmesem de benim köyüm olmaktan çıkıyor artık beyoğlu. gittikçe caddeden daha fazla uzaklaşan delikler de tıkanacak muhtemelen bir gün ve belki de gün gelecek benim bir kez daha beyoğlu'na gitmek için bir nedenim olmayacak.