diskriminasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diskriminasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2010 Pazartesi

HOMOFOBLAR 1000 - EŞCİNSELLER 400


geçtiğimiz cumartesi günü litvanya'nın başkenti vilnius'da - ülke tarihinde ilk defa - eşcinsel hakları için "baltic pride" adı altında kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirildi.

önce vilnius belediyesi "katılımcıların güvenliğini garanti edemeyeceği" gerekçesiyle yürüyüşü yasaklamış; ancak alt kademedeki tüm mahkemelerin davada belediyeyi haklı bulmasına rağmen litvanya yüksek kamu mahkemesi "devletin gösteri ve düşünce özgürlüğünü koruması gerektiği" gerekçesiyle yasağı kaldırmıştı.

bu gelişmelerin ardından yürüyüş, 400 katılımcı ve 1000 homofobun engelleme çabalarıyla cumartesi günü litvanya'nın gündemini belirledi. çeşitli avrupa ülkelerinden sembolik düzeyde katılımla desteklenen yürüyüşçüler, gökkuşağı bayrakları ve müzik eşliğinde eşcinselliğin özgürlüğü ve eşit haklar taleplerini duyurmaya çalışırken, homofobik kitle tarafından saldırıya uğradı. taşlar, şişeler ve gaz bombaları atan ve polisin yürüyüşü korumak için kurduğu barikatlara yüklenen 1000 kişi zaman zaman polisle de çatıştı. gözaltına alınan 19 saldırganın arasında iki litvanyalı parlamenterin de olması dikkat çekiciydi. yürüyüşe saldıranların çoğunu faşistler oluştururken "eşcinsellere ölüm", "litvanya litvanyalılar'ındır" gibi sloganlar belki de özgürlük ve eşitlik taleplerinden daha yüksek sesle dile getirildi vilnius'da.

yürüyüşün organizatörlerinden vladimir simonko, "baltic pride" yürüyüşünün önümüzdeki yıl da düzenleneceğini ve "bu barışçıl yürüyüşün litvanya halkına eşcinselliğin utanç verici ya da korkunç bir şey olmadığını göstereceğini" umduğunu söyledi. simonko'nun iyimserliğine rağmen litvanya'da homofobinin yükselişte olduğu bir gerçek. yapılan anketler nüfusun yüzde 70'inin "baltic pride"ın düzenlenmesine karşı olduğunu, yüzde 43'ününse eşcinselliğin bir hastalık olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor. bu yıl çıkarılan bir kanun okullarda ve medyada "eşcinsellik reklamı"nı yasaklıyor, ki bu da litvanyalı eşcinsellerin özgürlük ve eşitlik mücadelesinin önündeki bir diğer engel.

ne diyelim; litvanyalı eşcinsellerin insanca bir yaşam için verdikleri mücadele - ne yazık ki - çok zorlu olacak gibi duruyor.

11 Mart 2010 Perşembe

POLITICALLY INCORRECT


politically incorrect, batı'da antisemitizmin yerini alma yolunda hızla ilerleyen islamofobinin almanya'daki bir numaralı propaganda aracı. günde ortalama 30 bin kereden fazla tıklanan internet sitesinin yanında, tabii anaakım medya da islam karşıtı yayınlarıyla müslümanların batı dünyası'nda yaşamlarının gittikçe zor bir hal almasında önemli bir rol oynuyor. fakat politically incorrect, adından da anlaşılabileceği gibi, political correctness'in (siyaseten doğruculuk) islam ve müslümanlar hakkındaki "gerçeğin" anlaşılmasının ya da açıkca anlatılmasının önünde bir engel oluşturduğu iddiasıyla çok daha doğrudan bir dost-düşman şemasıyla çalışıyor.

siyasetin temelinde dost-düşman ayrımının yattığı teorisi, almanya'da faşist hareketin en önemli düşünürlerinden olan carl schmitt'e dayanıyor. politically incorrect ve benzeri islam karşıtlarının çoğunluğu nazilerle aralarına görünürde mesafe koymak isteseler de, gerek aynı felsefi köklerden beslenmeleri, gerekse islamofobiyle nasyonel sosyalistlerin yirmili-otuzlu yıllardaki antisemitizmi arasındaki yapısal benzerlikler açık bir "akrabalığa" işaret ediyor.

pi'de çoğunluğu takma isimler kullanan yazarlar, islam, müslümanlar ve devletin çok gevşek olduğunu iddia ettikleri entegrasyon politikasına karşı yazılar yayınlıyorlar. aynı zamanda almanya'nın abd ve israil'le - tahmin edebileceğiniz üzere islam'a karşı savaş konusunda - kökten bir kader ortaklığına gitmesi gerektiğini savunuyorlar. şu andaki devlet politikalarına denk düştüğünden olacak, her gün - yayınlanan yorumlarla beraber - binlerce ırkçı görüşün ifade edildiği sayfa, alman gizli servisi tarafından "aşırı sağcı" olarak kabul edilmiyor. kölnlü öğretmen stefan herre tarafından kurulan pi'nin başarısı ve devletin hoşgörüsü, bu örneğin benzer içeriklere sahip yüzlerce irili ufaklı site tarafından izlenmesine yol açmış durumda.

çekirdeği birkaç yüz kişiye ulaşan hareket, şimdiye kadar 38 şehirde eylem grupları oluşturmuş durumda ve büyük bir hızla yayılmakta. islam karşıtlığı kimi zaman israil'e yönelik sempatiden kaynaklanıyor, birçok insan almanya'da hristiyan değerlerin yokolmaya başladığını, almanya'nın islamlaştırıldığını düşünüyor. anaakım medyanın namus cinayetleri konusundaki yoğun propagandasının da bu korkuyu tetiklediğini unutmamak gerek tabii. (alman ordusunun afganistan'da 142 sivili öldürmesinden daha büyük bir haber berlin'de müslüman bir kadının ailesi tarafından öldürülmesi.) hareket, "özgür demokratik düzeni totaliter bir ideolojiye karşı koruma" iddiasında, politacally incorrect'in iddiasına göre medyanın açıklamaktan kaçındığı "gerçek" de zaten "islam'ın bir din değil, nasyonal sosyalizm benzeri bir ideoloji olduğu".

islamofobinin henryk broder gibi medyatik ideologları nazilerle aralarına mesafe koymaya dikkat etseler de; sol karşıtlığından taviz vermeyen politically incorrect, siyasi yelpazenin sağ ucundaki her türden islam karşıtına açık. ancak hareketin yarattığı tehlike en çok hristiyan demokratlar'la sosyal demokratlar arasındaki "merkez"den besleniyor olmasından kaynaklanıyor.

berlin teknik üniversitesi'ne bağlı antisemitizm araştırmaları enstitüsü'nün yöneticisi wolfgang benz de antisemitizm ve islamofobi arasındaki paralelliklerin görmezden gelinemeyecek kadar büyük olduğunu savunuyor: "yeni islam düşmanlarının öfkesi, antisemitlerin yahudilere olan nefretine çok benziyor." benz'e çeşitli siyaset bilimcilerin ve köşe yazarlarının gösterdiği tepki belki de islam karşıtlığının almanya'da ne kadar yaygın ve ne kadar normal olduğunun en iyi kanıtlarından birisi.


PS vakit bulduğumda islamofobi hakkında daha ayrıntılı yazmayı düşünüyorum.

24 Şubat 2010 Çarşamba

DÜŞMANA YARALANACAĞI YERDEN VURMAK



bir insanı sevmeyebilirsiniz, milyonlarca insan bir insanı sevmiyor olabilir. o insan icraatlarıyla, karakteriyle tüm bunları hakediyor da olabilir. ama “düşman”a bel altı vurmak, zaaflarını “düşman”ı harcamanın bir aracı olarak kullanmak ne kadar doğrudur?

kısa boylu olduğu için hayatı boyunca dalga geçilmesine katlanmış bir insanı – diyelim ki hitler olsun – bu özelliğini kullanarak vurmak doğru mudur? hitler örneği belki biraz abartılı kaçmış olabilir, zira hem kendisi tarih tarafından mahkum edilmiş, damgalanmış, kimsenin aklına kısa boyuyla dalga geçmek gelmiyor, çünkü siyasi kimliği nefretimizi açıklamaya yetiyor; hem de milyonlarca insanın katlinden sorumlu olan hitler’e kendisiyle çocukken boyu nedeniyle dalga geçilmiş olabilir diye acımak insana zor geliyor.

ama örnekleri kolaylıkla çoğaltabiliriz... mesela futbol aleminde beşiktaş taraftarının yıldırım demirören’in çirkinliğini anti-demirören kampanyasına alet etmesi. demirören’in neden sevilmediğini anlayabiliyorum, protestolara – özellikle de kongre üyelerinin klübün “gerçek sahibi” olduğu yönündeki açıklamalarından sonra – bin kere hak da veriyorum. ama yıldırım gençliğinde acaba kaç kere başka türlü bir dış görünüşe sahip olmayı dilemiştir ya da bugün aynaya baktığında gördüğünden ne kadar memnundur? bu mudur eleştiri? ya aynı icraatları yapan alain delon görünümlü bir adam olsaydı?

bütün toplumun aşağıladığı, dalga geçtiği bir özelliğin üstüne gitmek etkili bir propaganda yöntemi olabilir. ama hem reklamcılık tekniklerinin içeriğin yerini almasıdır, hem de bir insanın (ya da toplumsal bir grubun) diskrimine edilmesidir.

ne bileyim, ben de aziz yıldırım’ı sevmem, hem de galatasaraylı olduğum için değil, “aziz yıldırımlık” yaptığı için, ama r’leri söyleyememesiyle dalga geçmek en son yapacağım şeydir. bülent ersoy’u milliyetçi-muhafazakar olduğu için, müziğini beğenmediğim için sevmem, eleştiririm; transseksüel olduğu için değil...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...