berlin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
berlin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Nisan 2012 Çarşamba
1 MAYIS UFUKTA GÖRÜNDÜ!
almanya'nın aralarında berlin, nürnberg, hamburg, stuttgart vs. şehirlerde alman sendikalar birliği dgb'nin yürüyüşlerinden bağımsız olarak gerçekleştirilen gerçekleştirilen devrimci 1 mayıs yürüyüşlerinin ortak çağrı videosu.
6 Kasım 2011 Pazar
BERLIN - SOKAKTAN 1980-1984
12 aralık 1980 günü berlin-kreuzberg'deki bir ev işgaline destek vermeye giden insanlara polis cop ve göz yaşartıcı gazla saldırdı. o gece çıkan çatışma, berlin polisinin bildiği, tanıdığı boyutların çok ötesine geçti ve ev işgal hareketinde yeni bir dönemin müjdecisi oldu. birkaç ay içinde yalnızca berlin'de 160'tan fazla bina işgal edildi. aşağıdaki resimler, 1980-1984 arasında, ev işgal hareketinin en yoğun döneminde berlin'de çekilmiş. arşivin devamına buradan ulaşabilirsiniz.
5 Şubat 2011 Cumartesi
LIEBIG 14!!!
berlin'de kollektif yaşam projesi "liebig 14" bu hafta polis tarafından boşaltıldı. "liebig 14", 1990 yılı başlarında işgal evlerinden oluşan mainzerstraße'nin polisle otonomlar arasında günler süren çatışmalar sonucunda boşaltılmasının ardından çevresindeki birkaç binayla beraber işgal edilmişti. işgalciler, berlin belediyesi'ne ait olan binalar için daha sonra belediyeyle ödenebilir bir kirada anlaşmış ve yıllardır boş duran binaları onararak oturulabilir hale getirmişti.
1999 yılında "liebig 14" "lilaer gbmh" adlı emlak spekülasyoncusu bir şirkete satılarak özelleştirildi. o tarihten bu yana köpekbalıkları ev ahalisini sokağa atmak için uğraşıyordu. on iki yıllık hukuk mücadelesi - neredeyse her zaman olduğu gibi - spekülatörlerin lehine sonuçlandı ve alman devleti bir milyon euro'dan fazla para harcayarak ve 2500 polisle "liebig 14"ü boşalttı.
"liebig 14"te almanya'dan peru'ya, bolivya'dan fas'a, slovenya'dan sudan'a, israil'den macaristan'a, rusya'ya ya da avusturya'ya kadar birçok ülkeden değişik yaşlarda 28 insan birlikte yaşıyor ve ortak yaşamlarıyla ilgili kararlarını demokratik bir biçimde alıyordu.
polis saldırısının yaşandığı 2 şubat günü ve öncesinde binlerce kişinin katıldığı sayısız yürüyüş yapılırken, polisin tazyikli sudan göz yaşartıcı gaza, helikopterlere kadar çeşitli silahlar kullandığı çatışmalar yaşandı. berlin dışında da osnabrück, dresden, hamburg, gießen, saarbrücken, bremen, jena, düsseldorf, rostock ve kopenhag'da dayanışma gösterileri yapıldı.
ancak avrupa'da "soylulaş(tır)ma"nın ("gentrification") etkisinin en güçlü hissedildiği şehirlerden biri olan berlin'de bu alanda yürütülen mücadele, "liebig 14"ün polis zoruyla boşaltılmasıyla son bulmadı. liebigstraße'nin de bulunduğu friedrichshain mahallesinde dün (4 şubat cuma) yeni bir bina (holteistraße 18) işgal edildi. işgalciler yaptıkları basın açıklamasında amaçlarını "fazla parası olmayan insanların başlarının üstünde bir çatı olması" şeklinde açıkladılar.
Etiketler:
almanya,
berlin,
ev işgal hareketi,
eylem,
kentsel dönüşüm,
liebig 14,
siyaset
16 Haziran 2010 Çarşamba
KRİZ SİZİN, SOKAKLAR BİZİM
geçtiğimiz cumartesi 42 bin kişi hükümetin ekonomik krizin yükünü "en alttakiler"in üstüne yıkan tasarruf pakedine karşı berlin ve stuttgart'ta eşzamanlı olarak düzenlenen yürüyüşlere katıldılar.
"sizin krizinizin bedelini biz ödemeyeceğiz" sloganının etrafında biraraya gelen insanlar "almanya, ispanya, yunanistan; direniş her yerde!" diyerek almanya'da yunanistanlılar'a karşı medya ve politikacılar tarafından kışkırtılan ırkçı tepkilere de cevap vermiş oldular. (yunanistan'da yaşayan insanlara karşı düzenlenen ırkçı kışkırtma inanılmaz bir düzeye ulaştı; türkiye kökenliler burada göçmen grupları arasında en az sevilen, en çok aşağılanan olmasına rağmen bu kadar senede bize karşı bu yoğunlukta bir propagandaya raslamadım.)
yürüyüşlerde genel grev sesleri yükseldi; daimler firması çalışanları (mercedes'i üreten şirket) maaşları aynı kalmak koşuluyla haftalık çalışma süresinin 30 saate düşürülmesini talep ettiler. solsosyaldemokrat linskspartei ("sol parti") krizden çıkar sağlayanlardan daha fazla vergi alınması gerektiğini vurguladı. talepleri ne kadar gerçekçi tartışılabilir, zira toplumun en zengin kesimi zaten vergilerin yüksek olduğu almanya yerine lichtenstein gibi "vergi cenneti" olan ülkelerde vergi vermeyi tercih ediyor, ama şurası da bir gerçek ki, krizin başlangıcından bu yana orta sınıf hızla erirken gerek "en yukarıdakiler"in, gerekse "en aşağıdakiler"in sayısında hızlı bir artış var.
yürüyüşü düzenleyenler arasında alman sendikalar birliği dgb'den linkspartei'a, otonom gruplardan eğitim grevleri örgütleyen ve okullarını işgal eden öğrencilere, attac'tan alman komünist partisi dkp'ye kadar birçok grup varsı. stuttgart'taki yürüyüşte taşınan bir pankartta "griechen statt kriechen" yazıyordu, iki sözcük arasındaki benzerlikten yararlanarak "sürünmek yerine yunanlar" diye bir slogan türetilmişti.
stuttgart'ta dgb'nin yediği halt sonucu, 2. merkel hükümeti öncesinde yıllarca koalisyonda olan ve zenginleri daha zengin, yoksullarıysa daha yoksul yapacak bir siyasetin mimarı olan spd'den (sosyal demokrat parti) claus schmiedel konuşmacı olarak davetliydi. ancak eylemcilerin tepkilerini sloganların yanında schmiedel'e attıkları yumurtalar ve muzlarla göstermesi sonucunda, pek sayın sosyaldemokratımız polisin korumasında ve rezil vaziyette kaçmak zorunda kaldı.
sosyaldemokratlar, diğer hükümetler yönetiminde işler sarpa sarmaya başlayınca "küçük adamın yanında" olduklarını göstermek için ellerinden geleni artlarına koymazlarken, hükümette olduklarında radikal bir mutasyon geçirmeleriyle ünlü.
aşağıda marc-uwe kling'in şarkısı "wer hat uns verraten? - die sozialdemokraten!" ("bize kim ihanet etti? - sosyaldemokratlar!") üşenmeseydim de bütün şarkıyı çevirseydim keşke...
Etiketler:
almanya,
berlin,
ekonomik kriz,
kabare,
marc-uwe kling,
müzik,
siyaset,
stuttgart,
video,
wer hat uns verraten
15 Mart 2010 Pazartesi
"SAHALARIMIZDA GÖRMEK İSTEMEDİĞİMİZ OLAYLAR"
geçtiğimiz gün batı hayranlığının ışığında yapılan karşılaştırmaların ("avrupa'da olmaz böyle şeyler!") çoğu kez yanlış, hatta komik olduğunu anlatmaya çalışırken kullandığım örneklerden birisi futbol ve şiddetle ilgiliydi.
geçtiğimiz cumartesi günü(13 mart) oynanan hertha berlin - 1. fc nürnberg maçı bu konuda çok güzel bir örnek: küme düşmesi yavaş yavaş kesinleşmeye başlayan hertha ilk yarısını 1-0 önde bitirdiği maçı 2-1 kaybetti, böylece üst üste üçüncü maçını kaybetmiş oldu ve düşme hattının hemen üstündeki nürnberg'le arasındaki puan farkı dokuza çıktı.
hertha berlin'i 1. bundesliga'da istemeyen ve toplum barışını bozmaya çalışan doğu almanyalı güçler yine iş başındaydı!
4 Mart 2010 Perşembe
KREUZBERG
berlin'in büyüsüne kendini kaptırmış herkesin, berlin'de yaşasa hangi mahallede oturacağına dair bir düşüncesi vardır. benim mahallem her zaman kreuzberg olmuştur. on yıllarca doğu almanya'nın ortasında, dünyanın denizden en uzak adası olan eski batı berlin'e "alman realitesi"nden kaçarak sığınan bütün kaçakların ve kaçıkların karargahıydı kreuzberg. pasifistler, lezbiyen çiftler, bilmem-kaçıncı enternasyonali kurma peşindeki troçkistler, abd'li maoistler / çinli "demokrat"lar, sanatını satmak istemeyen ya da istese de satamayan "sanatçı"lar, anarşistler, punklar, transseksüeller, ev işgalcileri, hippiler, otonomlar, asker kaçakları, her türden uyuşturucunun müptelaları...
ve dünyanın dört bir yanından göçmenler; ya berlin'in büyüleyici kakofonisini geldikleri yerin can sıkıcılığına tercih edenler ya da karınlarını doyurabilmek, "eve döndüklerinde" bir traktör alabilmek için almanya'ya gelen göçmenler... ve de en çok türkiyeliler...
soğuk savaş'ın iki yakasını birbirinden ayıran duvarın kıyıcığında, kimsenin oturmak istemediği, kimisi ikinci dünya savaşı'ndan beri elden geçirilmemiş binalarıyla kaderine terk edilmiş kreuzberg...
yoksul türkiyeli göçmenlerini yavaş yavaş neukölln'e kaçıran kreuzberg... boş-bakımsız binaların yerini çoğu yerde artık cocktail-bar'lar, sanat galerileri ve pahalı restaurantlar almış. ve bu işgal gittikçe yayılıyor. mahallenin yeni "gerçek sahipleri" - yeşiller'i seçen yeni orta sınıf - için otonomlar yitirdikleri gençliğin nostaljisi, kürt manav, afrikalı internetcaféci, türk kebapçı kozmopolit bir metropolde yaşadıklarını anımsatacak birer dekor.
80'lerde polisin her geçişinin ufak bir sokak çatışması anlamına geldiği oranienstraße bugün berlin'e giden turist gruplarının görmeden şehri terketmeyeceği bir uğrağa dönüşmüş. punklara bakıp "fesupanallah" çeken "hacı amca" yerini çoktan eski solcu mültecilere bırakmış. cihangirane cafélerde "sanat"tan bahsediyorlar, ve ara ara "siyaset"ten gece yalnız yatmak istemediklerinde.
kreuzberg'in hikayesi klişelerle dolu bir gişe filmi mi, yoksa doğaçlama oynanan bir sokak tiyatrosu mu olacak? şimdiden söylemek zor, zaman gösterecek. ama zaten kreuzberg'in güzelliği de işte bu tahmin edilemezliğinde yatıyor.
berlin, dünyanın başka hiçbir yerinde kendini "ev"inde hissedemeyenlere yuva olmaya devam edecek mi? zenginlerin, egemenlerin başkenti mi olacak, yoksa başkaldırının mı? bu düğüm herhalde en çok kreuzberg'de çözülecek.
Etiketler:
almanya,
berlin,
ev işgal hareketi,
kentsel dönüşüm,
kreuzberg,
siyaset
YAKARIZ ULAN BU MAHALLEYİ
tek başıma berlin-neukölln'de yürüyorum. caddeler oradan oraya koşuşturan, alışveriş poşetlerini taşıyan, döner yiyen, arkadaşlarıyla aylaklık yapan insanlarla dolu. türk marketinin manavı yoldan geçenlere çığırtkanlık yapıyor. bir şeyden emin oluyorum: içeride satılan ürünler türkiye'deki asıllarından ne kadar başka, ambalaj resimleri - donmuş pizza misali - türünün nadide birer örneğini gösterirken içerikleri ne kadar sahteyse, bu adamın sesinin rengi de bir o kadar gerçek, türkiye'deki herhangi bir mahalle pazarında daha gerçeğini bulamazsınız.
dünyanın türkiye'de olmayan en "türk" yeri burası olmalı, diye düşünüyorum. her nasılsa "ausländer"ler kadar göze batmayan almanlar ve yine neukölln'de yoğun olarak yaşayan, ama türklere oranla kollektif olarak son derece silik polonyalılar; mahallenin "gerçek sahipleri"nin sahnesinde ancak birer dekor olarak yer buluyorlar.
bugün göçmenlerle ilgili binbir konuşma dönüp dolaşıp neukölln'e bağlanıyor. fransa'da göçmen gençlerin banliyölerde yaktığı isyan ateşi yüreğini ısıtanlar da, kıçını tutuşturanlar da aynı soruyu sormuşlardı: "isyan ne zaman neukölln'e sıçrayacak?" naziler ve bilimum nazimtraklar, "azınlıkta kalan", "türk çetelerinin kurbanı olan" alman gençlerini gösterip soruyor: "bütün almanya'nın neukölln'leşmesine seyirci mi kalacağız?" entegrasyonla yatıp entegrasyonla kalkan okumuş orta sınıf, "almanca bilmeyen başörtülü müslüman kadınlar"dan bahsederken kreuzberg'in adını ağzına almıyor çoktandır, çünkü neukölln var artık...
oysa bir hafta neukölln sokaklarını arşınlayınca insan, herşey başka türlü gözüküyor. yoksul ve sıradan insanlar yaşıyor neukölln'de. kimisi almanca bilmiyor belki, kimisinin başı kapalı, çoğu "ausländer". çeteler kuruyor gençler gerçekten. ne bugün, ne de yarın toplumda kendilerine yer olduğunu bilenler, içgüdüleri yarın dört-duvar arasına kapatılacaklarını söylese de, keyfini çıkarmaya çalışıyor bildiklerince bugünün. bilimle, sanatla, siyasetle ilgilenmiyorlar. ama bilim, sanat, siyaset de onlarla ilgilenmiyor zaten. ve topluma asla daha kötü davranmıyorlar - toplumun onlara davrandığından...
gün olur, belki neukölln de "normal"leşir; o zaman hayatta hiçbir perspektifi olmayan göçmen gençler başka mahallelerde kurar çetelerini. ta ki bu kahrolasıca göçme hali bir gün bitip, almanya'da doğan, büyüyen milyonlar yeni "ev"lerine varana, göçmen-türk-rus-arap-"ausländer" değil, sadece insan olana kadar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)