bobo projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bobo projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2011 Cuma

“ÇİÇEĞİ BURNUNDA” YAŞAM KOÇUYUM :)

Uzun zamandır içimdeki yazma dürtüsünü bastırmak zorunda kaldım.Ama nihayet bugün erkenden evime gelip dinlendim ve nihayet tamamen keyfiyetten bilgisayarımın başındayım :) Son bir hafta öylesine soğuk ve öylesine yoğun geçti ki bugün şu saatte dışarıdaki güneşe de evimde oluşuma da inanamıyorum.Dışarıda güneş var dediysem öyle ısıtan bir güneş değil o.Hava hala soğuk,hafif rüzgarlı ama olsun güneş var :)

Geçtiğimiz hafta BOBO projesi (Daha önce bahsetmiştim Benim Öğretmenim Benim Öğrencim Projesi) kapsamında NLP ye dayalı Yaşam Koçluğu seminerine gittik…Sabahları derslerimize girdik,dersten çıkıp koştur koştur bir şeyler yiyip seminer yerine ulaşıp saatlerce dinledik.İlk başlarda “çekemem seminer falan” dedimse de seminere katılınca işler değişti :) Değişik okullardan yaklaşık yirmi meslektaş bir araya gelince konuşacak,paylaşacak çok şeyimiz oldu.Hele bir de öğrendiklerimiz fazlasıyla ilgi çekiciydi.Her oturumda en az iki oyun oynadık,bildiklerimizi pekiştirdik,yepyeni şeyler öğrendik,deneyimlerimizi paylaştık,yedik-içtik,güldük eğlendik :) Hasılı benim için yoğun ama çok verimli bir hafta oldu.Ve artık çiçeği burnunda bir yaşam koçuyum ben :)

Sayfamızı okuyanlar arasında bir çok meslektaşım,bir çok anne ve bir çok öğrenci var…Seminerde öğrendiklerimi hemen hayata geçirdiğim için bilgisayarımda bulunan belgeleri düzenliyordum ki seminerde kendimize de uyguladığımız “öğrenme stilleri envanteri”ni sizlerle de paylaşayım istedim.Hafta başından beri ben her gün seminerde öğrendiklerimi önce sevdicek üzerinde uyguladım :) sıra öğrencilerimde :)) Belki sizde kendiniz,çocuklarınız veya öğrencileriniz için yararlanırsınız bu envanterden.Yönergeyi okuyarak soruları yanıtlayınız,ardından aşağıdaki puanlama sistemine verdiğiniz cevaplara göre puanları yazıp toplayınız.(örn. ; 1. soruya "sık sık" cevabını verdiyseniz en alttaki işitsel tablosundaki 1 in karşısına 5 yazınız)...Çıkan sonuç sizin öğrenme stiliniz konusunda kesin olmasa da yaklaşık bir şeyler söyleyecek,size ipucu verecektir.Merak edenler için hemen söyleyeyim benim öğrenme stilim görsel-işitsel...Her iki tabloda da puanım eşit çıktı,en az puanım dokunsalda :) sizlerin stillerini de merak ediyorum ona göre :))Hadi bakalım kolay gelsin…

Kolay gelsin dedim ama bir türlü envanteri ve puan tablolarını buraya ekleyemedim.O yüzden merak eden arkadaşları bu sayfamıza alayım :)


**************

Değerlendirme;
Evet tablolarımızda çıkan puanlara bakarak öğrenme stilimizi belirledik böylece.Unutmayın en yüksek puan hangi tablodaysa öğrenme stiliniz odur.



GÖRSEL ÖĞRENİCİLER (GÖRDÜĞÜNE İNANANLAR);
İyi giyinir,ayrıntıları ve renkleri hatırlar,okumayı,yazmayı sever,insanların yüzünü hatırlar ama isimlerini unutur.
Not alarak,liste yaparak,öğrenilecek bilgileri okuyarak,bir gösteriyi izleyerek öğrenir.
Eğlenmek veya dinlenmek için okur.Uzun süre çalışamaz,çalışma sırasında sessiz ortam ister,hızlı okur.
Ne yapılacağını görmeden hareket etmede zorlanır.Gürültülü ortamlarda çalışamaz,ses akort edemez,öğretmenin hoş olmayan görüntüsü ile ilgilenir,sıkıcı ve düzensiz bir sınıfta çalışmak istemez.
Özel yaşamlarında genelde düzenli olurlar.Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Yazmayı sevmeseler bile defterleriniz düzenli,itinalı kullanırlar.Harita,poster,şema gibi görsel araçlardan kolayca etkilenirler ve bu araçlardan öğrendiklerini kolayca hatırlarlar….


İŞİTSEL ÖĞRENİCİLER (KONUŞAN DİNLEYEN ÖĞRENİCİLER)
Doğaçlama (spontan) konuşur,ayaküstü düşünür,karşılaştığı insanların yüzlerini unutur ama adlarını hatırlar,kelimelerle ve dille çalışır,hafif sesli ortamlardan hoşlanır.
Tartışmalardan hoşlanır,seçenekler hakkında konuşur,bir durumda ne yapılacağını o durumu yaşayanlara sorar,yazılılardan ziyade sözlülerde başarılı olur.
Yüksek sesle anlatım,bir öğretmeni dinleme,grup tartışması yapma,çalışma yerinde fon olarak sessiz müzik dinleme ile daha iyi öğrenir.
Görsel öğrenicilerden daha yavaş okur,uzun süre sessiz okuyamaz,okuduğu parçada resimleri umursamaz.
Küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar,ses ve müziğe duyarlıdır,sohbet etmeyi birileri ile çalışmayı sever,genellikle ahenkli ve güzel konuşur,yabancı dil öğreniminde başarılıdır.
Göz ile okuma esnasında hiçbir şey anlamayabilirler o nedenle en azından kendisinin duyabileceği bir ses ile okumasına izin verilmelidir.Bilgi alırken dinlemeyi okumaya tercih ederler.


KINESTETİK ÖĞRENİCİLER(HAREKET HALİNDE OLANLAR)
Çeşitli spor ve danslarla uğraşmayı sever,yarışmalardan ve maceralardan hoşlanır,zorluklara meydan okur.Koşma,sıçrama,atlama,yuvarlanma ve büyük motor kasları kullanmaktan hoşlanır.
Problemleri güç kullanarak çözmeye çalışır.Önemli ölçüde bedensel güç gerektiren çözümler arar.Öğrencinin öğrendiği şeyi sergileme veya gösterme eğilimi vardır.Bir şeyi anlatmaktan ziyade nasıl yapılacağını göstermeyi tercih eder.
Canlandırma,taklit yaparak,gezerek daha iyi öğrenir.Eğlenmekten ziyade anlamak için okur.Öğrendiği şeyleri pratiğe döker.
Okunaklı el yazısına sahip değildir.Dışa dönük rahattır.Uzun süre oturamaz.Kelimeleri doğru okuma ve kullanmakta sıkıntı yaşar.
Çalışırken sık sık ara verme gereksinimi duyabilir.Ders çalışırken hareket edebilmesi öğrenmesini kolaylaştırabilir.Örneğin küçük çocuklar çarpım tablosunu öğrenirken ip atlayabilirler…


Neşeniz bol olsun…

9 Kasım 2010 Salı

SINAV,TOPLANTI,PROJE yoğunluğu ve FİLMLERİMİZ :)

“Bir haftasonu yazısı daha bekliyoruz” demiş sevgili okurlardan bir tanesi.Haftanın ikinci gününü de geride bırakıyoruz ama bende hala geçmiş haftasonunu anlatacak mecal yok :) yoğunum,an itibariyle yorgunum.Ders sonrası uzun bir toplantıya dahil oldum,kafam dolu,oturup uzun uzun yazacak halim yok.Şimdide biraz dinlenip sınav kağıtlarının arasına dalacağım;sınavlar okunacak,notlar yazılacak,sınav analizleri yapılacak ve yarınki BOBO Projesi (Benim Öğretmenim Benim Öğrencim Projesi) için hazırlıklar yapılacak.Çok işim var… (Fotoğraf; yazılı kağıtlarım,işin kötüsü bu fotoğraftakiler hepsi değil :( )

Haftasonundan söz edecek olursak kısaca, geçtiğimiz haftasonu İzmir’de harika bir hava vardı.Dışarıdan eve girmek gelmedi içimden.Cuma akşamı bir kına gecesine,cumartesi akşamı da Ali nin bir arkadaşının düğününe katıldık.Akşamları kalan zamanlarda da film izledik evimizde.Film demişken,izlediğimiz filmlerden bahsetmeden edemeyeceğim;


Ocean Heaven 2010-Çin ; Jet Li den alışık olmadığımız türde harika bir duygusal film…Jet Li deyince sizinde aklınıza hızlı dövüş sahneleri geliyorsa bu filmi izlerken o sahneleri görmeyi ummayın.Fedakar bir baba ve onun otistik oğlu hakkında süper bir film,tavsiye ederim…


Paralel hayatlar 2010-Güney Kore ; Bu Güney Kore lilerin konuşmaları beni öldürecek :) Allahım ya çok tuhaf bir ahengi var dillerinin :) İlk zamanlar oyuncuların konuşmalarına gülmekten filmlere adapte olamıyordum ama son zamanlarda alıştım sanırım.Filme gelecek olursak,filmin konusu oldukça ilgi çekici ama fazlasıyla durağan ve yavaş ilerleyen sahneler insanı sıkıyor. “Seok-Hyeon adlı yargıcın yaşamı ile Han Sang-Jun adında 30 yıl öncesinin bir yargıcının yaşamı arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır. Bu yargıç, 30 yıl önce atanan en genç ağır ceza mahkemesi yargıcıdır, aynı okuldan mezuniyet konuşmacısı olarak mezun olmuş keza eşi ve kızını da vahşi bir cinayette kaybetmiştir. Bu olaylar tam 30 yıllık bir süre içinde tekrar cereyan etmiş görünmektedir” Keşke böylesine güzel bir konuyu daha iyi işleyip izleyiciye sunabilselermiş diye düşünüyorum ben,bilmem siz ne dersiniz.


The box 2009-ABD ; Yine harika bir konu ama yine hayal kırıklığı… ” Norma ve Arthur Lewis küçük bir çocukları olan ve banliyöde yaşayan bir çifttir. Günün birinde kapılarının önüne bırakılan tahta bir kutuyla tüm hayatları değişmeye başlar.Kutunun yanında bir de not vardır. Not üzerinde, eğer kutunun üstündeki düğmeye basarlarsa bir milyon doların sahibi olacakları yazılıdır. Ancak bu durum dünyanın bir köşesinde hiç tanımadıkları bir insanın ölmesine sebep olacaktır. Norma ve Arthur kendilerini ahlaki bir ikilemin içerisinde bulucaklardır. Zor bir karar onları bekler.” Böylesine güzel bir konusu olup oldukça güzel bir şekilde başlayan film, ilerleyen dakikalarda nasıl olur da içinden çıkılmaz-anlamsız bir hal alır bilemedim. Cameron Diaz bile kurtaramamış bu tuhaf filmi.Kısacası bu film için vakit harcamaya değmez :)


Filmlerden bahsederken spoiler vermemek için uğraşıyorum her defasında.O yüzden çok fazla derin bahsedemiyorum.Şimdi sırada izlemek için heyecan duyduğumuz iki film daha var.İlerleyen zamanlarda onlardan da bahsederim inaşallah…


Neşeniz bol olsun…

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...