anne çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2011 Perşembe

Ordan Burdan Sorular


Sabah gözlerini açar açmaz soruyor:

-Anne, Heidi büyükbabasına sarılıyor .Clara büyükannesine sarılıyor.Peter neden büyükannesine sarılmıyor???
-!!!! Yani ,şey .Hangi bölümünde oluyordu ki bu?
-Hani başında , Heidi büyükbabasına sarılmıştı ,Clara büyükannesine sarılmıştı ama Peter kimseye sarılmamıştı.Neden büyükannesine sarılmadı?
-E..Oğlum o sırada büyükannesi yanlarında değildi çünkü?
-Niye değildi?
-Evlerinde kalmıştı.Çok yaşlı olduğu için gelememişti yanlarına?
-Niye gelememişti ki?Hem Clara’nın büyükannesi de yaşlı.O nasıl geldi?
-Hımm.Peter’in büyükannesi biraz daha yaşlı ve yıpranmış.Ayrıca gözleri görmüyor?
-Yıpranmış ne demek? Neden yıpranmış?
-Kem küm.Kem küm..

Sabahın 7′si .Gözünü açar açmaz ‘anneeeee’ diyerek başlıyor o en acayip konulardan bahsetmeye.Ardı arkasına soru sormaya.Geçiştirmek istemeyip,ciddi ciddi cevap vermeye çalıştığımda daha bir batıyorum.Konudan konuya atlamalar ve her defasında nedenler,nasıllar?Bir de mantıklı şeyler soruyor , sıkıyosa atmasyon cevap ver.O zaman ardı arkası hiç kesilmez bu soruların.

Bu yaşımda, aslında ne kadar az şeyi bildiğimi yüzüme vuran biricik yavrum,o masum gözlerini açıp merakla sorular sormana yine de hayranım.Tek derdim, sana doyurucu cevap verememek aslında.Bilgisizliğimi yüzüme vurman sorun değil :) )

Sevgili ebeveynler; bu dönemde binlerce soruya maruz kaldığınızda siz neler yapıyorsunuz?Şöyle bir kitap buldum:Çocuklar Soruyor Nobelliler Cevaplıyor.ama yine de derdime hiçbir şeyin deva olamayacağını hissediyorum içten içe:))) Ama itiraf etmeliyim,çoğu zaman eğleniyorum değişik sorularıyla.



♥♥♥♥


Eveeet.Kreş dönemi geldi de geçiyor bile.Yiğit, bu sene Ekim’de ,evimizin çok yakınındaki ,komşumuzdan referanslı,bir yere başlayacak.4 yaşına girecek Ekim’de .5 yaş grubunda olacak kreşte.4 yaş Yiğit’e sanki iyi geldi.Daha bir duruldu,ağır abi oldu sanki.Tabii ki yerinde duramıyor yine,çene ,bacaklar hep aktif ama bilinç düzeyi çok daha farklılaştı.Bu sene kreş sürecinden daha umutluyum bu yüzden.Bakalım yaşayıp ,göreceğiz.Bu arada öncelikle öğretmeniyle tanıştık.Okulun referansını zaten almıştık.İçimiz ısındı öğretmene.Sınıfı da çatı katında ve oldukça geniş.Ama denemeden, görmeden ne desek boş.

Bu okul arayışlarında görüyorum ki, çocuğumun bu dönemlerde, çok daha küçük ama modern bir şehirde, karmaşanın,kafa karışıklığının daha az olduğu bir ortamda yetişmesini her gün biraz daha fazla istiyorum.
                                                                            eylem t

12 Eylül 2011 Pazartesi

Koca Bir Yaz Biterken



Bu yaz, yaklaşık 2 ay boyunca oğlumuz anneannesinin yanında,yazlıkta kaldı.Arada, bir haftalık yıllık iznimi onunla geçirdim.Onun dışında ayrıydık.Zor olmasına zor oldu ama yapılmayacak şey değil.Sadece 2 haftada bir yanına gidip biraz vakit geçirmekte yarar var.Ayrı kaldığımızın 3.haftası  özlem duyguları her ikimiz açısından da doruğa ulaştı çünkü.Orada çok çok iyi vakit geçirdi.Hergün sahildeydi.Kolluklarıyla yüzmeyi öğrendi.Tatil için yanına  gittiğimde,acaba 1 hafta sonra  nasıl ayrılacağım dediysem de, baştan beri onu ziyarete geldiğimi bilen oğlum,zorluk çıkarmadı.Artık kavuştuk neyseki.

Yokluğunda bol bol film izledik, bol bol kendimizle baş başa kaldık.İtiraf etmeliyim ; sıkıldık.Özellikle ben, olur olmaz şeylere kafa yorup durdum. Yiğit gelince, beynimin çalışma düzeni de geri geldi tekrar:)))

29 Haziran 2011 Çarşamba

4' E 4 AY KALA


Hala anne kuzusu,hep anne kuzusu .Minik bir adam ama aynı zamanda ; kendi düşüncelerini,duygularını ifade etmede ustalaştı.
Fazlasıyla hassas ve duygusal .Kendisine 'hayır' denilmesine  tahammülü yok.Gözler buğulanıp,dudaklar büzülüyor anında.''Ama ama sen beni artık  sevmiyorsun anne' '  Ağlamak, doya doya ağlamak istiyor sonrasında. 'Oğlum sana bazen olumsuz şeyler yaptığında hayır demem,seni sevmediğim anlamına gelmiyor ki!!! '  ''Ama ama sen kızgın bir şekilde hayır dedin bana''  'Bazen kızabilirim sana.Bu da seni sevmediğim anlamına gelmez'
Bu konuşmanın ardından mutlaka ve mutlaka kocaman,duygusal bir sarılma geliyor.İşte o zaman yelkenler suya iniyor.O zaman gözler yeniden ışıldıyor.Kelimeler hala yetersiz,ne kadar hakim olduğunu kanıtlasa da ,hala mimikler ve davranışlar önemli onun için.Her ayrıntıyı gözlemleme konusunda uçsuz bucaksız bir yetisi var hala.Gözlerdeki ufak bakışlar,ses tonlamasında iniş çıkışlar...Kaçışın yok.- Kelimelerin arkasına gizlenemezsiniz - der gibi bize.
Heyacanını ,mutluluğunu elinde olmaksızın, aşırı bir biçimde  dışarı vuruyor.En çok ama en çok üçümüz bir aradayken.Bir de vücudu da bu aşırı tepkilere eşlik ediyor.Ağız ,göz,gövde ; dışarıya fışkırıyor mutluluğu, sevinci, heyecanı.
Sürekli rüyalar görüyor ve kalkar kalmaz da anlatmaya başlıyor. Bazen 'kötü rüra' görüyor.Korkular da çok canlı hayatında ,diğer duygular gibi.
Aşık oldu tam olarak.Benim bir iş arkadaşıma:)) Ve aşkını deli dolu yaşıyor.En ufak bir ilgisizlik görse , hemen aşırı tepkiler veriyor.Ya da diğerleri 'aşkına' sahip çıkmaya çalışsalar,tüm gücüyle karşı koyuyor ''Onu ben seviyoruuum' 
'Anne , küpelerin beni heyecanlandırdı'
!! 'Nedenki?Çok mu beğendin küpelerimi'
' Evet.Hem onlar E..'nın küpelerine benziyor ''
!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Kulak Hikayesinin Sonu

Kreşe başlamasından bir süre sonra ,Yiğit kulak iltihabı olmuştu.Üstelik de çocuk doktoruna gittiğimizde bir hayli ilerlemişti .Antibiyotik tedavisi,yan ilaçlar,burun açıcılar ile geçen günler yaşadık uzunca bir süre.Kulakta sıvı birikmesi teşhisine giden bu süreç sonrası,birçok doktor değiştirdik.Çoğunluğu , 'kulağa tüp takılması' operasyonunu telaffuz etti.Çok basit olan bu operasyon, narkozla bayıtılmayı gerektiriyordu .Sonrasında kulaktaki sıvı tamamen boşalmış olacak,çocuk rahatlayacaktı.Ama duyarlı kreş yöneticimizin de yönlendirmesiyle , çocuklarda bu uygulamayı değil de , kendiliğinden iyileşmesini savunan bir Kbb profesörüne gitmeye başladık.Kendi kendine iyileşebileceği uzun soluklu bir tedaviyi önerdi.Verdiği bir iki ilacı düzenli kullanacaktık.Soğuk algınlığı, kulak probleminin baş düşmanı olduğu için , çabuk hastalanma durumunu ortadan kaldırmak için , kreşten aldık.(anneannemiz bakıyordu zaten)İki ay sonunda da kulağımız tamamen iyileşti.Vücudun bunu kendi kendine başarabilmesini,bağışıklık sisteminin çalışıyor olmasını önemseyen doktorumuzun yönlendirme ve takipleriyle kulak sıvısı tamamen yok oldu ve herşey normale döndü.
  Doktorlar arasındaki yaklaşım ve yöntem farklılıklarının ne kadar farklı ve de keskin olabileceğini görmüş olduk bu deneyimle.Elbette her doktor , bu konuda eğitim almış ve doğru düşündüğü şeyi yapıyor ama yaklaşım ya da deneyim farkı oluyor aralarında.Kulak sorunumuzdan bir an önce ve ufak bir operasyon sayesinde mi kurtulacaktık -ki bu sorundan kurtulmak Yiğit'i de bizi de çok rahatlacaktı-  ya da uzun süreli bir iyileşme sürecini göze alıp,vücudun kendi kendine mücadele etmesini (sıkı doktor takibinde tabii ki) ve çocuğumuzun bağışıklık sistemine güvenmeyi mi seçecektik.Bu sorunda ikinciyi seçtik ve olumlu bir sonuç aldık.İleride ne tür seçimler bekleyecek bizi acaba?

25 Nisan 2011 Pazartesi

3,5 YAŞ HALLERİ



-Ben daha büyüğüm.(Yaşına yakın bir çocuk gördüğünde.)
-Ben güçlüyüm.Pazularıma bak.(Onunla ilgilenen yetişkin bir erkek gördüğünde)
-Sen beni sevmiyor musun anne?(Ona çok hafif sesimi yükseltip,bir şeyi yapmamasını söylediğimde)
-Anneciğim yanlışlıkla oldu.Gel öpeyim .Muck,muck.(Yanlışlıkla eli ,kolu,bacağı bir yerlerime çarptığında.)
-Özür dileyecek bir şey yok anneciğim.Bak geçti.Üzülme. (Yanlışlıkla ben ona çarptığımda ve özür dilediğimde.)
-Babama kızsana anne.(Babası onu engellediğinde ya da istemediği bir şeyi yaptığında.)
Küçük bir adam olmaya başladı son zamanlarda.Büyüdüğünü,daha bir olgunlaştığını ifade etmeye pek bir meraklı.Tabii ki hala benmerkezci,istekleri yapılmadığında öfkeli ama biraz daha ikna olmaya meyilli.Duygularını daha rahat ifade ettikçe,huysuzlukları ve hırçınlıkları azalıyor.Bir saniye yerinde durmayan,etrafında herkese laf yerleştiren minik bir atom karınca o :)

Şu sıralar sevdiğimiz kitaplarımız:

 

Tombik Mavi Fil :Türkiye İş Bankası Yayınları

Bisiklete binmeyi bilmeyen Tombik Mavi Fil,bakalım binmeyi öğrenebilecek mi?Arkadaşlarının yardımı gerekecek bunun için.
Yiğit,Tombik'in bütün arkadaşlarının ismini tek tek saymayı,zavallı filin bisiklete binmek için verdiği uğraşları keyifle dinliyor.

 

Korkmuyorum!Korkudan Cesarete:  TÜBİTAK Erken Çocuk Kitaplığı


Yiğit'in çeşitli korkuları var .Yüksek ses,karanlık,kötü rüyalar vs.Bu kitapta çocukların hissettiği bir çok korku ele alınmış.Belki korkuları biraz ön plana çıkartmış oluyor ama arkasından bu korkuların doğal olduğunu,zamanla geçeceğini örneklerle anlatıyor.3 yaş sonrası okunabilecek bir kitap .Yiğit çok seviyor.Sanırım rahatlıyor korkulardan bahsettiğimizde.

 

Duygularınız!Üzüntüden Mutluluğa-TÜBİTAK Erken Çocuk Kitaplığı



Bu kitapta da hissedilen çeşitli duygular ele alınmış.Yiğit en çok , yatağını ıslatan çocuğun bahsinin geçtiği utanma duygusunun işlendiği sayfayı seviyor.Her defasında 'Ne yapmış bu çocuk' diye soruyor.Bugüne kadar bir kez bile böyle bir şey yaşamadığı için yatak ıslatma onda merak uyandırıyor:)

 

Son Dönem Etkinliklerimiz : 

-Anaokulu Dergisi (Boyut Yayıncılık) = Labirentler,ille de labirentler
-Suluboya
-Nokta Birleştirmeceler .(Genelde bize yaptırıyor.Kendisi çok düz çizemiyor henüz)
-Boyamalar,modifiyeler,araba yarışları (Maalesef bilgisayar canavarı olma yolunda)

7 Mart 2011 Pazartesi

KREŞ KONUSUNDA

Çocuğumuzu büyütürken birçok kaygı taşıyoruz.Onun için en iyiyi yapabilmek için tüm çabamız.Bazen ipin ucu kaçıyor sanki.Genel geçer bir dizi 'olması gereken' var duyduğumuz ,düşündüğümüz ve uygulamak istediğimiz.Ama kendi çocuğumuzun içinde bulunduğu koşullara,kişiliğine ,özelliklerine göre de değişen ,her çocuğun kendisine özgü bir gelişim süreci var zaman zaman göz ardı ettiğimiz.

Geçen yaz Yiğit'in 3 yaşında olacağı, Ekim ayında ,başlatmak istediğim kreş için aramalar taramalarla zorlu bir zaman geçirmiştim.Amacım, oldukça girişken ve aktif bulduğum oğlumun, daha da sosyalleşip- yani kendi yaşıtlarıyla oynayıp- , pedagojik yaklaşabilen eğitimcilerle birlikte, ferah,sevgi dolu bir ortamda bulunabilmesi ve anneannemizin artık özgürlüğüne kavuşabilmesini sağlamaktı.Herşey olumlu gözüküyordu.3 yaş kreşe başlamak için uygun bir yaştı,Yiğit'in önceden oyun grubu deneyimi de vardı ve yeni ortamlara girmekten çekinmeyen bir yapısı vardı.(Anneannemiz istemedi gitmesini.Erken buldu kreş için.)
Bir müddet aradıktan sonra kreşe karar verdik.Çim bahçeli,3 katlı bir bina,güleryüzlü yöneticiler ve öğretmenler.Kendini tanıtmaktan önce, çocuğu tanımak isteyen bir yaklaşım.Sıcak ve güvenilir bir ortam olduğunu düşündüğümüz kreşe başlattık Yiğit'i.Tam gün gitmesini istedik ve başlangıçta bir iki hafta birkaç saatten yarım güne kadar aşamalı zamanlarda gitti.Sonrasında tam güne geçti ama öğlen uykusu problemiyle karşılaştık.Yiğit,uyumak istemeyince,akşamları aşırı yorgun geliyordu.Bu şekilde gidemeyecekti.Hastalıklar da başlayınca ,yarım güne çektik kreş süresini.Daha rahatlatıcı olmuştu böylesi.Düzelemeyen bir kulak rahatsızlığımız yüzünden 3 ay sonra ,kreş maceramızı noktalamak istedik.Yiğit ,yine anneannesine kavuştu:) Bu kreş sürecinde,kazandığı şeyler oldu Yiğit'in; kendi kendine yapmayı öğrendi bir çok şeyi :Yemek yemek,diş fırçalamak,tuvaletini tek başına yapmak ,giyinmek .Kendine ait farklı bir dünyası oldu; arkadaşları,şarkıları,oyunları .Dil gelişimi bir anda üst seviyeye ulaştı .
Ama yine de ters giden bir şeyler oldu kreş sürecinde.Bir dönem ,vurma ,tükürme sorunu yaşadık, benimle yatmaya başladı ve kreşe gitmemek için direndi sabahları.Zor dönemler yaşadık.Hastalıklar ve diğer sorunlar.Ailedeki herkesin gerildiği zamanlar arttı.Anne,baba,anneanne birbirinden zaman zaman farklı tavırlarda bulundu.Bu Yiğit'in kafasını daha da karıştırdı.
Şimdi bir aydan fazladır kreşe gitmiyor ve bizi geren birçok şey yok oldu Yiğitte.Hala o çılgın,deli dolu,enerjik oğlumuz bizim ama daha bir rahatlamış gibi duygusal gerginlikleri.
Geçen haftalarda Iraz'ın bloğunda okuduğum kreşle ilgili yazı da yanlış yaptığım bazı şeyleri netleştirdi kafamda.Bir tesadüf sonucu tanıştığım bir anaokulu öğretmeniyle de uzun uzun konuştuk bu konuyu.Sonuçta, ben Yiğitle ilgili dersler çıkarttım kendime.Bunları genellemek istemem çünkü bizim deneyimimize özgü şeyler bunlar.Öncelikle Yiğit'in anneannesine ne kadar bağlı olduüğunu unuttum ben kreşe başlatırken.Bir anda tam güne başlatmak,kreş fikrine adapte olamamasına neden oldu.Her an, her dakika hayatında bir anneanne varken, bir anda  kendini bir sürü çocuğun olduğu bir ortamda buldu.Anne ve baba işteydi ama anneanne evdeydi.Buna rağmen Yiğit kreşteydi.Kreşe başlatırken öncelikle bir süre ,birkaç yarım gün, sonra sonra 5 yarım güne dönüştürüp devam ettirmeliymişiz kreş sürecini.O zaman adaptasyonu çok daha kolay olacakmış.Bir de sınıf öğretmeni önemli bu süreçte.Biz genelde yöneticiyle iletişim halindeydik ama doğrusu belki de birebir sınıf öğretmeniyle iletişim halinde olmaktı.Onu daha yakından tanımak adına ,çocukla neler yaptığını birebir gözlemleyebilmek adına.
Bu sezonu kapadık kreş konusunda.Yeni dönemde biraz daha farklı gözlerle bakmaya çalışacağım bu konuya.Biraz daha Yiğit'in gözünden görmeye çalışarak.

14 Şubat 2011 Pazartesi

BEN NASIL DÜNYAYA GELDİM?

Bu soruyu ilk olarak ne zaman sordum hatırlamıyorum.Annemin ve babamın bana verdiği cevabı da.Muhtemelen cevabını kendi kendime öğrenmiştim.Oysa şimdiki çocuklar için çerez bir soru bu.Daha 3 yaşında olan oğlum size tarif edebilir mesela.Bir kitap aldık , 'Kan nedir?Nasıldır?' gibi bir takım sorular sormaya başladığında.İçiyle Dışıyla VÜCUDUNUZ adlı bu kitabın içerisinde , bir bebeğin nasıl oluştuğu ve sonra gelişerek, doğumun nasıl gerçekleştiği, çizimler desteğiyle, kısa ve net bir biçimde anlatılıyor.Yiğit önceden sadece 'ben annemin göbeğinden çıktım' diye ifade eder, kafasını kazağımın içine koyar ve sonra da 'doğardı' :)) Şimdiyse teknik terimlere girmeye başladık.

Dün,bir mağazada alışveriş yaparken , orta yaşlı bir teyze de Yiğitle ilginip,sohbet ediyordu.Bir anda konu dönüp dolaşıp , nasıl bebek  yapıldığına geldi!! Ağzında bir şeyler geveleyen teyzeye Yiğit bir anda 'stenden doğdum ben ' dedi ve yüzüme düşünceli gözlerle ,yardım isteyerek baktı.Kelimeyi tam olarak hatırlayamamıştı.Ben de düzeltmek durumunda kaldım 'sperm oğlum,sperm' Teyzeye dönüp :'Bir kitabında geçiyordu da ' diye de açıklama yapmak zorunda hissettim, kocaman gözlerle bakmasını engellemek için:))

29 Ocak 2011 Cumartesi

LABİRENT ÇILGINLIĞIMIZ (3 YAŞ)



Yaklaşık birkaç aydır , Boyut yayınlarının Anaokulu Dergileri 'nde çözmeye başladığı labirentler,Yiğitte yavaş yavaş tutkuya dönüşmeye başladı:)Bütün dergileri birçok defa elden geçirdiğimiz için ,artık yetersiz kalmaya başlamışlardı.Ben de önce sırf labirent içeren kitap aramaya başladım ancak bulamayıp,sevgili Nurturia annesi bir arkadaşımın önerisiyle ,internetten bastırmaya başladım envai çeşittteki labirentleri.En son,  bu siteden ve de buradan oldukça çeşitli labirentler bulabildim.Labirenti bitirdikten sonraki sevincini görmek,çok çok güzel oluyor.Denemek isterseniz ,bilginize..

27 Ocak 2011 Perşembe

SÜRPRİZ OYUNCAK




  Bu oyuncaklardan kaç tanesiyle doya doya oynuyor ki?Kaç tanesini hatırlayacak ileride?

Onlarca araba,uçak,inşaat makineleri ve tüm bunların yanında rengarenk oyun hamurları ve kalıplar,çeşitli türlerde puzzlelar,toplar,scooter'ı,bisikleti vs.vs.vs.Aklıma şimdi gelmeyen,envai çeşit oyuncak.Kaygılıyım bu durumdan.Buna bir dur demenin oldukça zor olduğu bir dönemde dünyaya geldi oğlum.Etrafındaki herkes ona elinde bir oyuncakla geliyor.Üstelik her gelişlerinde : 'Sürpriiiiz'



O akşam babam kapıdan içeriye girdiğinde, gözlerinde farklı bir ışık vardı.Elinde taşıdığı ,benim için 'dev' görünümlü paket öylesine heyecanlandırmıştı ki beni .Yüzünde kocaman gülümsemeyle, paketi bana uzattı.O anda düşüp bayılacaktım heyecandan.Düz beyaz renkli,ince hediye paketini açtığımda ,mutluluktan ne yapacağımı şaşırmıştım.Oyuncak tavşan ,gözümde öyle büyük,öyle büyülü bir hal almıştı ki.Sımsıkı sarıldım ona.Kırmızı bir kumaştan kıyafet giydirmişlerdi.Bembeyaz uzun kulakları daha bir ortaya çıkmıştı o zaman.O benim ilk 'sürpriz oyuncağım' dı ve zihnimde hep öyle kalacaktı.Yıllar sonra; babamı kaybedeli yaklaşık 3 yıl geçtikten sonraki  şu anlarda bile , -onun- devasa sevgisini kalbimde tekrar tekrar hissetmemi sağlayacaktı.Ve yıllar sonra , çocukluğumdan, yetişkinliğime ve anneliğime geçiş sürecimde de o, beni bana hatırlatan bir iz , gösterge olacaktı.O minik tavşan , minik bir kız çocuğunun kalbinde nasıl böyle bir yer edinebilmişti???


                                                                                                                  eylem t



26 Ocak 2011 Çarşamba

3 YAŞ - DÜZELEMEYEN KULAK HASTALIĞIMIZ

  Aylardır bu hastalık peşimizde.İlk kez , çocuk doktorumuz tarafından kulak iltihabı teşhisi koyulduğundan bu yana 2 aydan fazla oldu.Antibiyotik tedavileri ve sonrasında kulakta biriken sıvıyla birlikte , tekrar eden bir iltihaplanma süreci.Kulak ağrısı yok, ateş bir iki kere kısa süreli oldu,burun tıkanıklığımız var.Aralarda iyileşir gibi olduğu dönemler de oldu ama kulaktaki sıvı birikmesi hem bakteri üretimini tetikliyor, hem de duymada azalmaya neden oluyor.Bu işin kesin çözümü ise kulaklara tüp takma ve genizeti operasyonuyla mümkün gözüküyor.Etrafımda araştırdığımda, birçok küçük çocuğun benzer süreçlerden geçtiğini ve bu operasyonlar sonrası çok rahatladıklarını duyuyorum.Her ne kadar , anestezi ile yapılacak olması korkutucu gelse de ,-doktorumuzun ifadesiyle- oldukça basit bir operasyon olması ve herhangi bir problem yaşayan kimseyi-etrafımda-duymamış olmam rahatlatıcı.Çok daha sağlıklı olacaksa çocuğum, bu operasyonun yapılması bir gereklilik.Bu yüzden de en azından bu konuda, şu anda kafam netleşti.

  Bu süreci yaşarken kreşe devam etmesi mi gerekiyor?Yoksa evde biraz daha iyi bir şekilde topralanması için kreşe ara verilmesi mi gerekiyor? Şimdi de bu sorunun cevabıyla ilgili düşünceler dolaşıyor kafamda.Yiğit, daha yeni yeni alıştı kreşe ve zaten yarım gün gidiyor.Kreşte mutlu olduğunu,arkadaşları ve öğretmenleriyle yoğun ve güzel zaman geçirdiğini düşünüyorum.Üstelik bu soğuk günlerde, evde bütün gün oturmasına -her ne kadar anneannemiz çok güzel ilgilense de - gönlüm bir türlü razı olmuyor.Son gittiğimiz doktorumuz ise bu konuda biraz hassas.Kreşe gitmemesinin çok daha iyi olacağını düşünüyor.Ancak henüz yeni yeni düzene giren hayatımızda , yeniden farklı bir düzene geçecek olmak beni düşündürüyor.Kontrol randevumuza gittiğimizde bu konuyu da doktorumuzla etraflıca konuşup netleştirmek istiyorum.Artıları ve eksileriyle , asıl olarak da Yiğit'in tepkileriyle, bunu da bir sonuca bağlayacağız elbet.

  Kulak iltihabıyla ilgili olarak söyleyebileceğim şey şu ki: Bu teşhisi çocuk doktorumuz koyduktan sonra ve ilk antibiyotik alımından sonra, geçmediğini anladığımızda,güvenilir bir KBB uzmanına direk olarak giderek,bu uzun iyileşme sürecini daha kısa vadede atlatmak ve onun kararıyla da operasyon çözümünü hayata geçirme konusunda daha erken netleşmek isterdim.Bu uzun süreçte hem Yiğit ,hem de biz çok yıprandık çünkü.

  Bu kulak hikayesi devam edecek . Umarım mutlu sonu  da yazarım buraya.

                                                                                                                    eylem t

24 Aralık 2010 Cuma

EMZİRME REFORMU GEREKLİ


Emzirme Reformu'nu, tüm duyarlılıklarıyla belli bir noktaya getiren ve emzirmereformu.com adresinden destekleyicilerini 2.386'ya yükselten gönüllü annelerimizin emeklerine sağlık.
Ülkemizde ve de dünyada insana verilen değerin bence en önemli ölçüsü,  kadına ve de çocuğa ne kadar değer verildiğiyle ilgili.Bu değerin ülkemizde ne kadar düşük olduğunu, yüzlerce örnek ve rakamla, tespit etmek mümkün  ama 'Emzirme Reformu Manifestosu' nun değindiği konu gerçekten çok temel bir hakkı baz almakta :Bir bebeğin annesi tarafından emzirilebilmesi hakkı.

Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütüyle beslenmelerini, daha sonrasında ise ek gıdalarla desteklenerek en az iki sene boyunca emzirilmelerini önermektedir.

Peki, Türkiye'deki iş kanunlarına göre anneler ne kadar doğum izni kullanıyorlar:  
Birçok çalışan anne doğumdan önce 8, doğumdan sonra 8 olmak üzere, toplamda 16 haftalık ücretli doğum izni kullanabilmekte, doğumdan önceki izninin beş haftasını doğum sonrasına aktarabildiği takdirde bile bebeği henüz gün boyu meme emmesi gereken durumda olmasına rağmen işe geri dönmek durumunda kalmaktadır.

Bu durumda, 6 ay sadece anne sütüyle beslenmesi gereken çalışan annelerin bebekleri, bunu gerçekleştirebilecek yasal bir izne sahip değiller.Bir bebeğin en doğal hakkı engellenmiş olmuyor mu bu durumda?

Yasaya göre, bir yaşından küçük çocuğunu emzirmesi için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilen anne, bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.

Bunu kaç anne kulllanabiliyor peki?Günlük 1,5 saatlik izin tek besin kaynağı anne sütü olan 6 aydan küçük olan çocuklar için yeter mi?

İşte bu ana sorundan yola çıkarak oluşturulmaya çalışan bu hareketin bir de manifestosu yayınlandı.emzirme-reformu-manifestosu nu okuyup,desteklerinizi emzirme-reformuna-destek formu nu doldurarak iletebilirsiniz.

Blogcuanne 'nin başlattığı Emzirme Reformu Sobesi'ni de bloglarınızda yazarak,konuyu güncel tutup ,daha da duyurulmasına yardımcı olabilirsiniz.Sevgili Mineada da beni sobelemiş.

Sevgili toprakbüyürken , nehirineylemleri  henüz yazmadıysanız tarafımdan sobelendiniz.

Sorular ve benim cevaplarım  şöyle:

(1)  Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? (*)
%45 ,50 civarıdır diye tahmin ediyordum ama gerçekte çok daha düşük

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?
16 ay boyunca anne sütüyle beslendi.Bir ilaç kullanmam gerektiği için,doktorumuzun da onayıyla 16.aydan sonra bıraktık.

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
Kanunların izin verdiği son ana kadar işime devam ettim.4 ay ücretli izin hakkımı ve 3 ay da ekstra bir izin kullanarak oğlum 7aylıkken işime döndüm.

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
Süt iznimi kullanmadım.İşerimde sütümü sağıyor ve eve gittiğim saatlerde emziriyordum.

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?
Karşılaşmadım.Bunda şirketimde ilk kez doğum yapan bir çalışan olmamın etkisi vardır sanırım.

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?
Yaşamadım.Bunda benim rahat hareket etmemin bir etkisi vardır sanırım.Çok zorlandığımda arabada emzirdiğim de oldu.

(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?
Aslında desteğe çok ihtiyaç var .Özel bir sigortam olduğu için şanslıydım.Onların emzirme ve bebekle ilgili diğer konularda bilgi vermek için evimize gönderdikleri bir görevli vardı.Ayrıca,doğum yaptığım özel hastanede de bu konuda bilgi aldım.onun dışında tabii ki en büyük destek annem ve eşimden geldi.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?
Hayır.ben sadece doktorumun tavsiyelerine uydum.İlk zamanlarda bebeğim kilo almadığı için mama takviyesi oldu ama kaşıklı biberon kullandık ve aynı zamanda emzirmeye de devam ettim.Kilosunu kısa sürede toparladı ve mamayı da tamamen bıraktık.İlk 6 ay başka bir şey vermedik.

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?
Evet biliyorum.Başta da belirttiğim gibi en doğal insan hakkı olan, bebeğin anne sütüyle beslenmesi için,özellikle çalışan kadınlarla ilgili çok önemli bir reforma ihtiyaç var.

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için www.emzirmereformu.com adresindeki formu doldurmanız yeterli.
Evet.

Desteklerin daha da artması dileğiyle...



Photo =  today's launch by Peter Redman, National Post

                                                                                                       eylem t

3 Aralık 2010 Cuma

YANLIŞ NEREDE?

Keşke herşey ,okuduğumuz kitaplardaki gibi ilerlese .Ama olmuyor.Hayatın dinamikleri izin vermiyor buna.Yiğit'e sınır koyma denemelerimizde zaman zaman ilerleme kaydediyoruz aslında.Ne zaman ki günlük hayatımız düzenli ilerliyor, o zaman Yiğit de daha uyumlu bir çocuk oluyor.Ne zaman ki, anne baba olarak  bizim tepkilerimiz kararlı ve  tarzımız uyumlu , o zaman Yiğit daha anlayışlı ve söz dinler oluyor.Ama hayat böyle devam etmiyor.Farklı koşuşturmacalar,planlar da beliriyor zaman zaman.Düzen bozuluyor sık sık.Huysuzluk geliyor beraberinde.

Yiğit'in hayatında bir tek anne ,babası da yok.Kreşte geçirilen yarım gün boyunca,arkadaşları ve öğretmenleriyle ayrı bir dünyası var.Kreş sonrasında anneannesiyle birlikte.Onunla olan ilişkisi ve gördüğü davranış tarzı da bizden farklı.

Günün sonunda, bir anda tüm sevdikleri bir arada .Anne, baba, anneanne ,dayı(arası pek iyi olmasa da).Kısıtlı bir zaman var yatma saatine kadar.Bu kısıtlı zamanda, yemeğini yemeli,oyun oynamalı,meyvesini yemeli,kitaplarını okumalı, yatağa geçiş öncesi pijamalarını giymeli ve dişlerini fırçalamalı .3 yaşındaki bir çocuk için , böylesine karmaşık bir gün !! Böyle bir tempo!! Bir yerlerde yanlış var.Çocuğu eğitmeye zamanımızın olmamasını geçtim, onunla birlikte ' saf  ' bir zaman geçirme şansımız bile olmuyor ki!

Hayıflanmanın da gereği yok .Bu hayat tarzı ,onun bebekliğinden beri gördüğü ve yaşadığı hayat.Bir zamanlar hayalini kurduğum,şehirden uzak hayatı maalesef veremedik oğlumuza.Şimdi doğadan kopuk ve koşturmacayla geçen  hayatımıza dahil oldu o da.

Soluk almaya çalışmalı sık sık .

                                     eylem t 

22 Kasım 2010 Pazartesi

İMDAAAAAAAAAT!!! SINIRLARI KOYMA ZAMANI GEÇMİŞ BİLE!

Bu uzun bayram tatilinde evdeydik.Ha hasta olacağız , ha olduk derken geçti tatil.Günler, Yiğit'in yaptığı türlü azgınlıkları,isteklerini gerçekleştirmek için üzerimizde uyguladığı her türden baskı yöntemini keşfederek geçti.Hoş bir deneyim olmadı.Çocuğumuzun, sınırlarını bilmeyen,her istediğini anne ve babasına yaptırabilecek, korkusuz ve kendinden emin tavırları karşısında küçüldük küçüldük küçüldük...
Tatilin sonlarına doğru, sevgili Nurturia annesi arkadaşım Ş'nin önerdiği kitabı okumaya başlamış olan eşimle ( Çocuğunuza Sınır Koyma(Robert J.Mackenzi) ) bazı sınır koyma yöntemlerini başlattık.
İlk olarak mutfak masasında bizimle birlikte yemek yemesini sağladık.İlk deneme başarılıydı.Evet bizi çok zorladı ama biz de ona direndik.Bildiğiniz, er meydanıydı mutfak.Kılıçlar kuşanılmıştı.Yemeğini salonda yemek isteyen 3 yaşındaki Yiğit'in her türlü itirazları karşısında, biz iki yetişkin anne baba ,tüm gücümüzle yemeğini burada yemezse odasında tek başına oturmak zorunda kalacağı silahını kullandık.Ağladı,saldıraya geçti,oturmayacağım dedi,aç kalacağım dedi,öğlenleyin yerim ben dedi.Ama sonuçta; kurmuş olduğumuz saat çalınca bu masa toplanacaktı ve Yiğit bizimle birlikte yemek yemezse hem aç kalacak , hem de odada tek başına kalma cezası alacaktı.Kararlılığımızı anlaması için aradan 15 dakika geçti ve sonunda sandalyesine oturdu.Yemeğini bitirmesi konusundaki ufak bir mücadeleden sonra da, kahvaltısını da bitirmiş olarak sofradan kalktı.

Kitabı henüz bitiremedim ama en kısa zamanda okuyacağım.Kitabı okuyup,uygulayan anneler,oldukça memnunlar sonuçlardan.Bu kitabın anne babalara kazandıracakları ise şunlar olacakmış:

- Anlaşılır, kesin ve etkili sınırlar koymak
- Çatışmalar ve güç mücadelelerine bir son vermek
- İşbirliğini teşvik edecek kurallar belirlemek
- Çocuklara sorun çözme becerilerini öğretmek
- Yanlış davranışlarla ilgili mantıksal sonuçlar uygulamak







                                                                                                           eylem t

10 Kasım 2010 Çarşamba

3 YAŞ SORUNLARI

Bebekken derlerdi hep :''Bu en güzel zamanlarınız'' .Burun kıvırırdım.'Olur mu öyle şey.Büyüdükçe,bilinçlendikçe,kendi başına hareket ettikçe herşey daha kolay olacak' diye düşünürdüm.1,5 yaşından sonra büyük bir hızla tırmanışa geçen bu bilinçlenme eğrisi, 3. yaşa geldiğinde daha da yükseldi ama sorunlar azaldı mı??Düşündüğüm gibi mi oldu??Alıştığı ev ortamından ,kreş ortamına geçiş sürecinin de işin içine girmesiyle birlikte can sıkıcı durumlar da ortaya çıkmaya başladı.Kendi isteklerinin ve duygularının farkındalığı üst noktalarda artık.Anne babayı ve yakınındaki insanları da iyice 'çözdükçe',kendi isteklerini bütün gücüyle bizlere kabul ettirmenin yollarını da keşfetti.Kabul edilmeyen istekler karşısında zaman zaman  'anne beni çok üzüyorsun' argümanına da kullanıyor, sinirli bakışlarla saldıraya geçip 'hadi üzülsene' acımasızlığını da.



Çıplak,minik  bir insanoğlu; masumiyeti ve acımasızlığıyla. Hayatla mücadelesi ,kendi isteklerini kabul ettirmek üzerine kurulu şu sıralar.Pek de engel tanımıyor.Duygu geçişleri yine zaman zaman keskinleşebiliyor.Karşısında nasıl davranacağını bilememek çok yıpratıcı olabiliyor.Sorunlar büyümedi aslında sadece karmaşıklaştı.2 yaşından beri ,birey olmanın yolunda emin adımlarla ilerledikten sonra 3 yaşında artık 'ben buyum  ve kabulleneceksiniz ' demeye başladı.Hoşgeldin.Hayatımıza yeni renkler kattın 3 yaş:))

                                                                                                      eylem t

8 Kasım 2010 Pazartesi

KREŞ ARIYORUM

Yiğit'e anneannemiz bakıyor ama Ekim'de 3 yaşında olduğu için, yaz döneminde kreş arama çalışmalarına başladık.Anneannemiz pek sıcak bakmadı bu duruma.''Bu sene de bakayım ben '' dedi.Benim görüşüm ise ; hem annemin rahatlaması ,hem de Yiğit'in oldukça aktifleştiği,her duyduğunu kaptığı bu dönemde,yaşıtı olan çocuklarla iletişim halinde, huzurlu ve mutlu olabileceği,onun özelliklerine göre eğitim veren bir yerde günlerini geçirebilmesi idi.Kreş arama sürecine başlamadan önce ufak ufak araştırmıştım ama dananın kuyruğunun kopacağı noktada herşey daha bir zorlaştı.Önemli bir karar aşamasında olduğumuz için, stresli bir dönem geçirdik.İşin içine girmeden anlaşılamayacak durumlardan biri daha.Evin yakınında mı olsun,iyi bir yerse uzakta da olabilir mi,güvenebilecek miyim,Yiğit kaldırabilecek mi,eğitimleri nasıl olacak ,yemek yiyecek mi  gibi bir çok soruyla yüzleştiğimiz bir süreç yaşadık.Kreşleri gezmek ayrı bir mesai .Seçeneğin çok olması da kararsızlığı arttıran  bir neden.

Sevgili Kitubi, kreş mimi başlatmış.Çok taze bir blog yazarı olarak, bu durumlara pek aşina olmasam da ,sorduğu soruları kendimce cevaplamaya çalışacağım.Umarım, tüm annelere bir nebze yardımcı olurum.

     1.Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?
        
        3 yaşına girmeye 1 ay varken kreşe başlattık.Ekim ayına denk gelmesi bizim için önemliydi.Kreşlerin başlangıcı Eylül ayında oluyor.Eylül ayında tatil programımız olduğu için Ekim'de başlattık.Böylece okulun programına çok geç kalmadan ama kendimizi hazır hissettiğimi bir dönemde başlatabildik.

   2.Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.     
     
      Güven duymak.Kreşten çok yuva demek istiyorum ben aslında.Oradaki tüm çalışanların ifadelerinden,ortamdaki havadan bunu hissedebilmeliyim.Fiziksel koşulların iyi olmasının  yanında, öğretmeninden ,aşçısına, işlerini yani çocukları seven insanlar olduklarını anlayabilmeliyim.

  
3.Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?   
        
       Türkiye dışındaki eğitim sistemlerinden çok fazla haberdar değilim.

   4.Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?   
         Oluşturulan programların genelde birbirine çok benzediğini, özgün olmadığını ve  yaşlar arasında çok fazla ayrım gözeltilmediğini düşünüyorum.Kreşler, özel sektörün elinde olduğu için, fiyatları çok yüksek.Çalışan annelere yönelik,farklı bir sistem oluşturulması gerekir diye düşünüyorum.

    
5.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?     
        
       Çocuğumu daha önce oyun grubunu da göndermiştim ve kolay adapte olacağını düşündüm.Kreşe tam gün olarak yazdırdık ama adaptasyon için , başlangıçta birkaç saat devam etti.Tam güne geçildiğinde öğlen uykusu problemi yaşadık.Normalde 3 saat öğle uykusu uyuduğu halde ,okulda uyumadı.Kendi yaş grubundan da çok fazla öğle uykusu uyuyan olmadığı için,uyumak istemedi.Sonrasında da soğuk algınlığı geçirdi ve 1 hafta evde kaldı.Bu onun kreşten kopmasına neden oldu.Gitmek istemedi.Çözüm olarak; kreşi yarım güne çevirdik.Anneannemizin öğleden sonra bakacak olmasının avantajını kullandık.Şu anda çok daha mutlu ve adapte olmuş durumda.

   6.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?

   Gün içinde yaşadıklarını heyecanlı bir şekilde anlatıyor.Sözel yeteneğinin geliştiğini düşünüyorum.Bir sürü arkadaşı oldu ve onlara nasıl davranması gerektiğini yavaş yavaş öğreniyor.Branş derslerinden de öğrendiklerini zaman zaman söylüyor ya da gösteriyor.


                                                                                                    eylem t

1 Kasım 2010 Pazartesi

ANNE OLMAK

Ondan sonra herşey değişti.Hayatın ekseni tamamen yön değiştirdi.

Hamilelikle birlikte başlayan bir dönüşüm,oğlumu kucağıma aldığım anda tepe noktasına çıktı.Ve sonrası ; sonrası apayrı,hiç bilmediğin ve yaşamadan da anlayamayacağın bir duygu seli.

Ne mutlu ki, bunu milyarlarca kadın yaşıyor.Bazıları farkında olmasalar da,annelik iyi bir insan olmaya en büyük adım.Bunun çoğalma güdüsüyle de ilgisi yok.Bir küçük insanın büyümesinin tüm sorumluluğunu aldığını hissetmekle ilgili .Bu, sevgi yumağıyla mayalanan deneyimlerin , sana öğrettikleriyle ilgili.
Dünyayı güzellik kurtaracak
          Bir insanı sevmekle başlayacak herşey. (Z.Livaneli-Ada http://fizy.com/#s/1m42ys )