kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.04.2015

Bizden haberler

 Leo kuzusu bu hamakta buyudu :) Gunlerimiz sakin bahçede geçiyor. Bahar oldugu için bostani hazirlamak, bahçede çiçek ekilen yerleri genisletmek, gubre ve bitki çaylari, kus seslerini dinlemek derken nisan bile bitmek uzere. Toprak, bitkiler, kuslar, tavuklarim, kedilerim, oglum,esim huzurluyum. Kisa sortlu dogada oyun oynayan iki oglan çocugundan daha buyuk bir mutluluk dusunemiyorum. Komsularimiz dostlarimiz oldu. Bazen sabah kalkinca giris kapisinin yanindaki buyuk saksida bir demek turp bazen salata buluyorum, Noel baba komsumun hediyesi, sukurler olsun. Evrene sonsuz tesekkurlerimle...





30.11.2014

Etnobotanik ve hayat




Vincent Munier
Efenim uzun zamandir yazmiyorum ama zannetmeyinki bos duruyorum. Bu yil ozel bir yildi benim için: Kazdaglarini kesfettim, 1000 metrekarelik bir bahçeye kavustum, ev degistirdik, Turkiye'ye dort kere gidebildim, Botanik ressamligi, Permakultur ve siddetsiz iletisim kurslarina katildim. Bitkilerle boyama yapamayi gelistirdim, bahçe, bostan, mantarlar, likenler, agaçlar, bulutlar, yildizlar, ay, fosiller, oglus, kedilerim, tavuklarim, Dedetepe, mucizevi hayati bolca gozlemledim, hayaller kurdum. Son bombam Fransa'da sekiz yildir ilgilendigim herseyin meger bir çatisi varmis Etnobotanik. Lille Universitesi'nde bir yillik bir programa kaydoldum. Cok keyifli, simdi bilimsel makalemi yazmam gerek, ben kalbimin kaldigi Kazdaglarini seçiyorum. Sinif arkadaslarim Madagaskar, Vietnam vb yerlere gidiyorlar. Gerçi Kazdaglarini seçtim demekle is bitmiyormus, izinler alinmasi gerekki bu kismi uzun ve kolay degil bana sans dileyin olur mu?

15.02.2012

Meme kanseri

Bir haftayi cok zor gecirdim. Once sag mememde bir kitle bulundu. Cok ciddiye almadim zaten o kotu hastaliksa yapilacak birsey yoktu, sonrasina bakacaktim. Yok degilse bosuna uzulmek istemedim. Once pek kimseylede paylasmadim aslinda keske oyle yapmaya devam etseymisim. Cevremdekiler benden daha cok panik oldu. Bir yandanda oglus bu yasa gelene kadar yasadigi en agir gribi gecirdi. Bu hafta ruhum kutulandi, karardi kaldi. Neyseki dun mamaografi temiz cikti. Oglusun yuzu gulmeye basladi kara bulutlar dagildi ruhum kanatlandi. Mamagrofi sonucunu beklerken odada kanser hastasi yakinlarinin destek alabilecegi derneklerin adresleri vardi bir afiste. Ne kadar onemli destek olmak ama umutla keyif vererek. Algida secicilik herhalde her turlu magazin dergisinde konuyla ilgili yazilar karsima cikti. Hep var miydi onlar, ben mi yeni goruyorum. Amerika'da her 8 kadindan biri Avrupa'da her 12 kadindan biri Japonya'da her 80 kadindan biri yakalaniyormus bu hastaliga. Once ruh hasta olur sonra beden.
Bende olmadigina inandim cunku istedigim hayati yasiyorum, cicekler, bocekler, topraga elim degiyor, seker haric saglikli besleniyorum keyfim yerinde zamanlama yanlis olacakti! Nitekim birsey yok beni doktora goturen gogsumdeki agriydi; doktor kitle bulunca agri iki misline cikti, mamografiden sonra azalmaya basladi! Insan beyni nelere kadir goruyoruz iste. Ister iyilesir ister hasta olursunuz nasil inanirsaniz.

Bu arada kendide mem kanserine yakalanan ve yasadigi sureci "benim iki memem" diye bir filme ceviren, geleneksel ve alternatif tiptan yardim alan Marie Mandy'nin filmini gormek sart oldu. Roportajlarda yeniden meme yaptirmayip protezle idare eden kadinlarda vardi yeni cagin amazonlari. Buyuk bir durustluk ve ictenlikle verilmis roportajlar. Kadinlarin gucune bir kere daha hayran oldum. Her ay reglin onuncu gunu goguslerinizi kendi elinizle muayene ediniz, bunun nasil yapilacagini doktorunuza sorunuz. Belirli akslar var onlari buldugunuzda muayene cok kolay. Korkmadan ve bilincle ellerinizle sifa bulunuz. Meme kontrolunun nasil yapilacagi icin Turkce  bu videodan faydalanabilirsiniz. Saglicakla kaliniz. Merak edenlere ayrica cok tesekkurler...

2.01.2012

ozetler, hediyeler, geleneksel kurabiye gunu

 Duvar suslerimiz geldiiii!!!! Leo biraz pirilti eksigi olduguna karar verip uzerlerini susledi sonra evimize astik. Nasil yapildigini basit bir yasam'da bulabilirsiniz. Dogumgunlerinde cocuklara yaptirilacak sahane bir el isi. çok tesekkurler
 Aralik ayi 150 kisi icin yemek pisirmisim, bir sure yemek yemek hatta gormek istemiyorum! Kollarim yogurmak ve sekil vermekten titredi bir sure. Ekolojik olsun diye herseyi ellerimle yapiyorum ama kol dayanmiyor buna, bir dahaki sefere robot kullanacagim! Bu kosusturmaca icinde ayrintili bahsedemedim. Bu ise baslamadan once yemekleri neyin icinde gonderecegim bayagi bir dert oldu. Malesef plastik veya aliminyum disinda secenek bulamadim. Beni çok sasirtan ve mutlu edecek sekilde gelisti sonrasi; yemekleri satin alanlar neredeyse istinasiz, kaplari yikayip geri getirdiler!!! Normandiya'lilara bunun icin bir bravo. Simdi 4'ten fazla siparisleri yillardir alip birikitirdigim buyuk seramik kaplarda yolluyorum, daha sonra yikanip kaplar bana geri donuyor dunyaya izimiz azaldi, bundan guzel donusum olamaz di mi? Iki yonuyle mutluyum aslinda bir turlu kullanamadigim kabile beslemek icin aldigim kaplarim ise yariyor, ikincisi cop cikarmiyoruz.

Bu minik kuzu hayatinin ilk sigara boreklerini ustun bir basari ile tamamladi ve kendi sardiklarini kendi yedi!


balkabakli karidesli verrine'ler boyle birsey iste tarifi burada

mince pie'siz olmazdi Seda'cigimi ana ana yedim. Bu sene mince meat'i de kendim yaptim baska bir posta artik detaylari

hediyelere boguldum çok sansliyim umarim sevdiklerime onlari ne kadar sevdigimi hissettirebiliyorumdur yeterince:))) sizi seviyorum

Bu gercek bir ressamdan bana ozel yapilmis ne kadar degerli oldugunu anlatamam:)))



 Gelenksel kurabiye gunumuzun ucuncusunu ayni kadro ile duzenledik. Leo kizlarin dudagindan opmeyi daha ilginc bulsa da yine de yapip suslediler kurabiyelerini:))

kayisi, sam fistigi ve uzumleri de kullandik suslemelerde


kurabiye tadinda bir hayat fena olmaz degil mi?

23.11.2011

Benden ozetler

Bugunlerde bunu dinliyorum http://www.youtube.com/watch?NR=1&v=6f64lkUWavc, zorlandigim zamanlar hep rock muzik dinlerim bana ihtiyacim olan gucu verir. Bir farkina vardim ki artik Fransizca Rock dinliyorum :) Cok guzel muzik evrensel her dilde duyguyu size ulastiriyor evet ama Fransizca rockla yillarca dalga gecmisligimizde vardir :)
Catering isi tam hiz devam cuma ve cumartesileri yaptigim menuler disinda ozel talepler geliyor hafta icide toplu siprasiler aliyorum. Birde ask menusu yaptim ne de olsa asksiz olmaz:) Sirketimi kurma islemlerimi baslattim. Bu is icin is ve isci bulma kurumunun yonlendirdigi bir organizasyondan yardim aliyorum. Yillarca isim icabi baskalari icin sirket kurdum ve tasfiye ettim ama burada prosedur farkliliklari var oturup okusam, ugrassam icinden cikarim ama boyle bir servis varken bir Fransiz gibi hareket etmek istiyorum yani armut pis agzima dus! Hayati boyunca at kendini denize yuzersin mantigindan sonra birilerinin rehberliginde birseyler yapmak cok hosuma gitti. Ilk toplantida  10 kisiydik. Hepimize powerpoint ile tanitim yapildi ve yazili belgeler verildi. Sonra bireysel gorusmeler. O gun tesadufen ayni oda da olan bir grup insan ki hemen bir film senaryosu cikar aslinda. Bir tombul ve kel, kelinin ustunde sivilceler olan nerdeyse akil sagligindan supheleneceginiz bir adam web sitesi cevirmenligi yapiyormus ve 3 dile ana dili gibi hakim sirketini kurmak icin orada hepimiz gibi; yaninda 2 metrelik bir dev, bir nevi Avarel oda guvenlik sirketi kurmak istiyor okulu 'varmis meger' yeni bitirmis; aksanli fransizcali avukat eskisi balik eti bendeniz;  yakisiklica, gencten balikcilik okulu kurmak isteyen bir oglan;  emekli zor bir hayat gecirdigini tahmin ettigim yemek yapip satmak isteyen bir teyze; bar yada restoran acmak isteyen bir genc kiz vsvs. Bu organizasyon kredi alinmasi, muhasebe, sirket statulerin, on etut, akla gelebilecek her konuda yardimci oluyor.

Sonunda hayalini kurdugum kitaplarimi basmak icin bir yayinci buldum saka gibi degil mi ama o kadar yogunum ki daha elimi hicbirseye suremedim !! Atilla Ilhan'in siirindeki gibi "elimi tutuyorlar ayağımı,
yetişemiyorum ardından, hevesim olsa param olmuyor, param olsa hevesim" hevesim cok ama zamanim azaldi simdide...

Bir dergide yazma teklifi aldim odeme sembolik ama bu da hayallerimden biri degilmiydi?

Bu hicbir seye yetisemem halinin nedenini sonunda anlamaya basladim galiba cunku cok fazla seye hevesim var: bir yandan mantar topluyor, atolyelerine katiliyor, gozlemliyorum ki baslibasina bir omur alir, bir yandan yemekler pisiriyorum, tarifler deniyorum sanki yillardir denediklerim yetmiyormus gibi; bahce ile ilgileniyorum neyse bostana ara verdik kis geldi; oglusla ilgileniyorum en sevdigim kismi konusmalar yapiyoruz genellikle gece uykuya dalmadan once, hayati merak ediyor ve oyle sorular soruyor ki sasakaliyorum, doga gezileri ve dogadan topladiklarimizla el isleri yapiyoruz, cok guzel mantar fotograflari cektigini soylemis miydim? benim artik bagimsiz hareket eden binlerce ftograflarimdan bu hobimden bahsetmiyorum bile...

Bir kitap degisim grubu kurduk, gezgin kitaplar adi, bir suru okumak istedigim kitap geldi kenarda bir kule oldular.

Facebook'ta kurulan ve ilgimi ceken gruplara laf yetistirmeye calistigimdan da bahsetmismiydim ? bunu simdilik askiya aliyorum cok zaman tuketiyor...

Birde sizler varsiniz, blogum vasitasiyla tanidigim, tanistigim hayatimda yeri olan arkadaslarim gun icinde hepinizi ayri ayri dusunuyorum ve bloga yazmadigim icin sucluluk duyuyorum, sanki cumle alem beni bekliyor:)

Bloglarim cogaldi sanki basa cikabiliyrmusum gibi!! dogakesif ne zamandir var, fransizca blog meslek icabi!! , elestirel yazilar yazmak istedigim ama sanirim "proce" asamasinda kalacak bir diger blog. Esim bana diyor ki dur bir 5 dk hicbir sey yapmadan dur kapa gozlerini ve ben o 5 dkyi bile kendime veremiyorum...

iste boyle...


3.10.2009

Ev odevi ve Istanbul







Kuzenime ev odevi verilmis baska bir ulkede yasayn bir yakininiz ulkemizde en cok neleri ozluyor diye bende oturdum yazdim.
Odev:
Ulkemizle ilgili nelerin ozlemini cekiyorum. Oncelikle pazarda alisveris etmeyi sebzeleri, meyveleri ucuza ve taptaze almayi ozluyorum. Bir suru sevdigim sebze burda yok carliston ve sivri biber, semizotu, asma yapragi, zeytin; beyaz peynir; simit gulmeyin mis gibi susamli sokak simidini cok ozluyorum. Yiyecekleri ozlerken onlari paylastigim arkadaslarimi, ailemi daha da ozluyorum. Arkadas yada ailemize yaptigimiz cat kapi ziyaretleri ona keza. Burda neredeyse bir ay oncesinden program yapip sevdiklerinle biraraya gelebiliyorsun. Ulkemizde oylemidir catkapi alt katta oturan komsuya kahve icmeye gidilir kimse de bunu yadirgamaz. Ozellikle dostlarimdan birine telefon edip bir saat icerisinde Beyoglu yada Nisantasi'nda bulusup bir kahve icmeyi, saatlerce sohbet etmeyi de cok ozluyorum. Burda zaten Istanbul'da oldugu gibi has dostlarim yok belki yillar icinde olur her ne kadar fransizcayi iyi konussam da ayni kulturden gelmis benzer egitimlerden gecmis benzer seylerden hoslanan ve ayni dili konusan insanlarin yakinligi farkli oluyor. Bazen leb demeden lebleyi anliyabiliyorsunuz.
Istanbul tekstil uretimi yapan ve bunu Avrupa'ya taninmis markalara ihrac eden bir kent oldugundan her turlu kaliteli giysiyi ucuza almayi da ozluyorum.

Tabiki icinde buyudugum her kosesinde ayri bir anim olan semtleri, mahalleleri, sokaklari ozluyorum. Keyfim kacik oldugu gunlerde bogaz kiyisinda yuruyup iyot kokusunu icime cekmeyi gunesin bana gulumsemesini ve bu kentte dogdugum icin sukretmeyi ozluyorum.

Uzerinden bir suru farkli medeniyetin gectigi ve bu medeniyetlerden izlerle; eserlerle dolu, uzun durusalari beklerken dolastigim Sultanahmet'i, bahcesinde ders calistigim arkeoloji muzesi ve Deli Ibrahim Pasa sarayini ozluyorum.

Sokalarinda kendimi kaybettigim Turkiye'ye ithal edilen her turlu degisik urunlerin bulundugu Tahtakale, baharat kokulariyla sarhos oldugum misir carsisi, buyulu kapalicarsi'yi ozluyorum.

Zamaninda calistigim icin yeterince goremedigim icin pisman oldugum eski toprak, neseli, komik lafini esirgemeyen anneannemi ve bayramlarda yada firsat buldugumuzda hep biraraya gelip eskiyi yadederek saatlerce guldugumuz teyzelerimi, kuzenlerimi ozluyorum.
Sokaklarinda her ne kadar cesitli kotuluklere maruz kalsalarda serbestce gezinen hayatimizin guzel bir parcasi kedi ve kopekleri ve onlari sevmeyi ozluyorum.

Beyoglu'nu, Tunel'i sinemalarini, kafelerini,dinamizmini, kitapcilarini, hengamesi ve kalabaligini ozluyorum. Istanbul Modern Muzesini gezmeyi sonra denize bakan kahvesinde oturup Eminonunu uzaktan seyretmeyi, ah en cokta vapura binip zamani durdurmayi, yenilenmeyi martilara ekmek atanlari seyretmeyi, ilik bahar gunesinin yuzume vurmasini bir kere daha beni ben yapan ve ruhumu besleyen bu sehre minnet duymayi ozluyorum.






28.09.2009

Sonbahar Cherbourg pazar donusu tablosu, Cépes (corek mantari), eflatun,siyah atom fasulyesi, minik balkabaklari potimarron

Her cumartesi oldugu gibi ailecek pazara gidildi sonbahar sebzeleri, meyveleri, sut, sosis,mantar, tavuk ve ordek eti, peynirler 10 kisilik ailem varmis gibi alisveris yapildi halbuki topu topu 3 kisiyiz. Neyse zaten yemekler arkadassiz, sohbetsiz yenmez gonulluler buluruz elbet! "Pembe domates", "ananas domatesi" ve "coeur de boeuf (inek kalbi)" domatesi hepsi eski domatesler adi altinda satiliyor. Ananas domatesinin tohumlarini sakladim belki kizil pembeler grubuna gonderirim ananas domatesi grubu da kurarlar! Burda minik balkabaklari potimarron satiliyor dayanamayip 3 tane aldim hem cok dekoratif hemde Istanbul'da sadece tatli yada corba olarak tuketirken burda yapmadigim sey kalmadi gibi, balkabakli ravioli(italyan mantisi), balkabakli graten, tum sebze firinlara mutlaka ekleniyor hemde hint korileriyle cok iyi gidiyor. Zencefilli recelini bile yapmistim. Leo zaten mevsimi gecince kisin kabak yerine balkabagi yedi o bizden ilerdeydi. Potimarron balkabagi ailesinin komsusu ancak farkli bir kere tadi kestaneyi andiriyor hemde kabuguyla pisirilip yeniyor lezzeti daha yogun balkabagina gore. Turkiye'de var mi bilmiyorum ama adi bal gibi "kestane kabagi" olabilir onerimi dikkate alin lutfen sebze ureticileri!
Cépes (sep) mantari kaymak gibi ve findik tadinda cok parfumlu bir mantar turu. Fotograftaki "Cépes de Bordeaux". Findik rengi basligi hafif yesilimsi alt dokusu var. Ormanda kuru ve sicak gecen yaz sonrasi yagan yagmurlar akabinde cikiyor ve meraklilari tarafindan tuketiliyor. Genellikle kurusu yada donmusunu kullaniyordum tazesini bulunca kendimizden gectik. Yanina biraz istiridye mantari da aldim oda ayri lezzetli ama uretim tabiki.

Eflatun uzerine siyah yada tersi atom fasulyesi hemen birkac tanesi tohumluk olarak ayrildi daha once hic gormemistim cok seksi buldum. Henuz pismediler tad farki olacak mi bakalim.








Hepsini masanin uzerine yigip bir sure seyrettim her seferinde boyle zevkmi alinir ama renkler dokular heyecan verici. Senelerce supermarketten yada internetten alisveris yaparak bu guzelim firsati kacirdigimdan herhalde simdi keyfini cikariyorum.



24.09.2009

Geri donusum malzemesi olarak kaka, cis hikayeleri ve cocuk kitaplari


Kostebek ve kafasindaki suc unsuru
No woman no cry Chris Ofili

Kaka lafini duyunca mideniz bulanan hassas insanlardansaniz bu yazi size gore degil. Kaka yeri geliyor insan hayatinin en onemli ogesi oluyor helede cocugunuz varsa!. Insan kakasi en ise yaramaz olani. Ineklerin kakasi gubre, yakacak yada ev yapiminda kullaniliyor. Dunyanin en pahali kahvesi Kopi Luwak bir tur yaban kedisi kakasinin icinden toplaniyor. Kendi cisini damlalikla elma suyuna koyup homéopathie niyetine icenler var ancak simdilik kakaya iliskin bir yenilik yok. NASA uzaya yolladigi astronotlarin kendi cisini icmelerini saglayan bir yontem gelistirdi susuzlugun onemli problem olacagi bir dunyada belki bir gun bizde kimbilir...Fil kakalarini toplayip resimler yapan 1998 Turner Prize odulunu kazanan Chris Ofili var ki onun icin cok onemli bir sanat malzemesi.
Kaka uzerinde konusulmayan tabu kelime. Haliyle bir cocuk kitabina konu olacagini dusunmesi zor. Bu yazi ogluma aldigim "kostebegin kafasina kim yapti" kitabindan esinlenerek yazilmistir. Her carsamba gittigimiz kitapci cocuklari toplayip hikayeler anlatiyor. 30-40 dakika suren bu etkinlige tum cocuklar zevkle eslik ediyor. Beklerken gozum bir kitaba ilisti. Kostebek uyanip topraktan kafasini cikariyor aa kafasina biri kaka yapiyor. Haliyle cok kizip cevresindeki hayvanlari dolasip bu isin sorumlusunu ariyor, guvercine soruyor cevap aa hayir benim kakam sutlu gibi ve yumusak ben degilim, tavsana soruyor aa hayir bak ben zeytin gibi yapiyorum diye gosteriyor. Ineke, domuza derken iki sinek goruyor onlar bu isin uzmani ya hmm bu kopek kakasi diyorlar. Kostebek gidip kasabin sisko kopegini buluyor kulubesinin ustune tirmanip intikam olarak kafasina yapiyor kucuk fistik kadar kahverengi kaka!! Kakalar gayet ayrintili tanimlanmis bu kitabi yazan iki almani tebrik etmek lazim gayet yaratici buluyorum bu fikri:)

18.09.2009

kolaj




4.06.2009

Geçerken uğradım


Uzunca bir aradan sonra kürkçü dükkanına döndüm. Arada gidip üniversitede fransızca öğrendim;)Artık tarifleri fransızca yazabilirim. Şimdi nerden başlamalı acaba? Sabahki güzel surpriz, postadan çıkan Seda'nın yolladığı kitaplar, radikal cumartesi ekleri, hepsinin hikayesi olan 3 kitap aralığı? Fransa'da son dönem yemek eğilimleri, en etkilendiğim günde 4 tane yemek kitabının piyasaya çıkıyor oluşu. Olumsuzluklar Fransa'da tanıştığım iki Türk herifinin arsızlıkları, varislerim, sınavlar vsvs. Son keşfim "Bento" japon usulü sefertası üzerine güzellemeler? Hep Tay her zaman Tay yemekleri? Kafamda uçuşup duruyorlar neyse ben gidip bisikletime bineyim blogda arada pişsin.

20.03.2009

Üniversite, özgürlük ve bahar

Bu yoğun okul günlerimde çok ilginç olaylar yaşıyorum. Birincisi bir haftadır sürekli güneş var Normandi'ya için alışılmadık bir durum tadını çıkarıyorum. İkincisi yaklaşık 3 haftadır devam eden üniversite eylemleri. Genelde, hayır her zaman üniversitede eylem yapıldığında polis tarafından coplanan, tartaklanan hatta tanklara, helikopterlere alışık benim için burdaki elemler akıl almaz. Derslere giriş öğrenciler tarafından engellenmiş durumda, hatta bazı binalarda gecede kalıyorlar, ortada polis filan yok bir yanlışlık olmalı. Öğrenciler bazen işi vandallığa vardırıyorlar en son tüm sınıflardaki masa ve sandalyeleri toplayıp büyük anfiye attılar, ah! dedim şimdi polis gelir bunlara gününü gösterir, cık kimse yok. Biz farklı statüdeyiz okula para ödüyoruz ve yabancıyız ondan bize kimse ilişmiyor, gelip sınıftaki sandalyeleri götürmek istediler karşı çıktık sakince bıraktılar. Ortada tansiyon yok ne biçim iş bu anlıyamıyorum. Dün genel grev vardı ben gene de okula gittim evet normalden az tren ve tramvay vardı ancak greve katılım çok yüksek olduğunda ortada kimse yoktu pek rahat ettim yaşasın genel grev. Uzun insan kalabalıkları dövizlerle gösteri yürüyüşü yaptı bende bol bol fotoğraf çektim ve sınıf arkadaşlarım (tümü yabancı) sokakta dans ettik daha çok festival gibiydi, şarkılar, pusetli kadınlar, köpeğiyle gelenler, konserler vs. Üstelik bir tane bile polis yoktu bu kadarıda fazla ama niye kimse filme alınmıyor nerde ulusal güvenlik için herkesi kayda alanlar. Göstericiler sonra oturup şarap içip peynir yediler (camambert(kamamber) bu bölge peyniri!. Herkes mutlu demokratik bir ülkede gösteri yapma ve fikirlerini savunma özgürlüğünün keyfini çıkarıyorlar. Karşı çıkma, eleştirme gerekirse de 1789 da olduğu gibi kafa kesme geleneklerinde ve kültürlerinde var. Benim gibi üniversitede cop yemiş, sesini fazla çıkarmaya korkan, sözde düşünce özgürlüğünün olduğu bir ülke insanı için fazla bünyem kaldırmıyor valla. Yetkilileri göreve çağırıyorum!

5.03.2009

Itır Ağacım ve Tijen Hanım'ın hikayesi

Bugün gözümdeki bir problemden dolayı okula gidemedim. Üç dört gündür nete girememiştim, hemen Tijen Hanım'ın blogunu açtım bir sürü yazı birikmiş sevinçle okudum, hemde yeni kitabı çıkmış yaşasın aylardır bekliyordum. Adı da çok güzel "Mutfaktaki Yaban". Derken "Bir ıtır hikayesi"ni okudum ve on dakika hıçkıra hıçkıra ağladım. Link vermeyi beceremediğimden hikayi buraya kopyalıyorum. Tijen hanım'ı henüz keşfedememiş olanlar için www.mutfaktazen.blogspot.com daha fazla beklemeyin, vazgeçemeyeceksiniz.

"Bir Itır Hikayesi
Hayat üzerime geldiğinde içime kapanırım. Böyle zamanlarda hep şu dizeler gelir aklıma: “Marifet hiç ezilmemek bu dünyada, / Ama biçimine getirip ezerlerse / Güzel kokmak / Kekik misali / Lavanta çiçeği misali / Fesleğen misali / Itır misali / İsa misali / Yunus misali / Tonguç misali / Nazım misali”. Balkona çıkar ıtır çiçeğimin, hep özenle baktığım, baharda toprağını değiştirdiğim, gözümden sakındığım ıtır çiçeğimin yanına gider, başlarım okşamaya. Babaannem gelir aklıma. Elleri hep limon kolonyası kokan, bembeyaz örtüsüyle pamuk babaannem. Küçükmüşüm, kucağına yatmışım, o ufacık, yumuşacık elleriyle saçlarımı okşuyormuş... Ne olursa olsun beni sakinleştiren, elleri kadar, bakışları kadar yumuşacık babaannem. Bazen de onu limonlukta çiçeklere bakarken görürüm. Onları çocuklarıymış gibi sevgiyle okşar, sularken konuşur, hal hatır sorar. Derdini döker bazen. Ama en çok üzüm desenli saksıdaki ıtır çiçeğine ilgi gösterir, onu biraz kayırırdı. Nasıl kayırmasın, her sonbaharda, üzüm reçeli yaparken bir kaç yaprağını koparır, pişmesine yakın reçele atardı. Hoşafları bir başka güzel olur, mis gibi ıtır kokardı. Evleri istimlak edilmiş, yol geçecek diye ellerinden alınmıştı. Dedem ölmüş, babaannem yanımıza taşınmıştı. O evden tek getirdiği şey bir saksı ıtır oldu, gerisini istemedi. Babam o üzümlü saksıyı getirdiğinde pek sevmiş, hemen dibine taze toprak döküp ıtırı o saksıya almıştı. Ölene kadar da saksısını değiştirmedi zaten. Evlenip evden taşınırken o saksıyı ben aldım. Ne zaman birileri beni ezmeye kalksa, aklıma o dizeler gelir, “ıtır misali”. Balkona çıkar, bir yaprak koparırım sevgili ıtırımdan. O yaprağa bütün geçmişimi yükler, sonra seramik demliğime koyarım. Üzerine bir bardak sıcak su. Itır çayımı yudumlarken tüm sevdiklerimi, bana verilen tüm sevgileri yanımda hissederim. İşte o zaman gücümü yeniden kazanır, hayatla mücadele etmeye devam ederim. "

Ben kocaman ıtır çiçeğimi Fransa'ya taşınırken anneme bıraktım...

4.12.2008

Requiem for a loss of innocence and a friend

Sürekli seçimler yapıyoruz hayatımızda ne kadarı özgür irade ile tartışılır. Korunaklı geri çekile çekile bir avuç kalmış serbest alanımızda kaybetme korkusuyla yapılan özgür seçimler !!! Yaşadığımız tecrübelerin olumsuz sonuçları bizi daha da korkak yapıyor. Kaybetme, kırılma, kırma, üzülme, fırtınalara karşı ayakta kalabilme korkuları. Oysa her sonuç kötü olmuyor ancak sadece kötülerin derin izleri kalıyor. Bu noktada korkaklarda kabulümdür bende korkağım. Sadece gözden çıkarılan tarafsanız acıtır ama çoğu zamanda daha fazla acıtılmanın önlemidir. Yıllarca kendimizi oluştururuz, okuruz, seyrederiz, etkileniriz, yazarız, ağlarız, güleriz, çocuğumuz olur, sevgililerimiz ve nihayetinde eşimiz. Huzurumuzu da buluruz çünkü vazgeçeriz, risk almaktan ve beklentilerden vazgeçince sukünet kaçınılmaz. Bu rehavetin içinde gün gelir bir rüzgar sizi bulur hafif meltem, geçmişten unuttuğunuz, derinlerde kalmış, şaşırırsınız, hatırlarsınız yavaşça, rüzgar tırmanır, beslenme aynı kaynaklardan gerçekleşmiştir hayret edersiniz bu derece paralelliğe, dostluğa, iletişime, rüzgar yükselir, kreşendo, orda o anın sessizliği ve derinliğinde bir seçim yapmanız gerekir özgür iradenizle, tek dişi kalmış, hırpalanmış, kuyuya kapattığınız iradenizle, rüzgara dayanamayan cılız ateşinizle... Korkmayın cılız bir ateşi söndürmek kontrolsüz yangınları söndürmekten kolaydır, yeğdir. Dönün yine kitaplarınıza, hüzünlü ağıt müziklerinize, ilgilerinize kimsenin ilgilenmediği ve beklemeye devam edin bir gün küllerinizden yeniden doğmaya...Belki sadece 24 yıl daha beklersiniz nedir ki sadece bir ömür...

1.12.2008

Normandiya evi, balzamikli soğan, pazar günü



Güzel bir pazar günü için dostlar, iyi yemek ve şarap, konyak, sıcacık bir şömine, mırıldayan kedi, evin etrafında ağaçlar, müzik ve enerji küpü oğlum...Sağda sofrayı yeniden düzenlerken görülen Leonardo!

















Balzamikle pişirilmiş minik soğanlar parma jambonu ve permesanla servis ediliyor, yanına pinot gris bourgogne beyaz şarabı mammamia!!! Yemekle pinot noir yine bourgogne kırmızı şarap mükemmeliyet için...Mırıldayan kedi şömine önü kahve, çikolata ve calvados'la...1820 lerde inşa edilmiş normandiya evi ve elma ağacı dolu bahçesi...Normandiya'lılar yemek ısıtmak için sömine yanına böyle bir düzenek kurmuşlar. Alta köz koyup üstte yemek yada tabakları ısıtabiliyorsunuz.

Bu güzel pazar günü için Jan ve Mike Bradshaw'a teşekkürler...
Not: Leonardo melek kadar usluydu gitmeden son 15 dakika önce kırdığı kristal likör bardağını saymazsak :)

29.11.2008

Dead dad, Ron Mueck, Rüya


Dün akşam rüyamda çinli kız arkadaşımla Wai ile, sanırım Amerika'da bir shopping mall'dayız.O sadece hızlı hızlı yürüyor ama ben etrafı seyretmek ve dükkanlara girmek istiyorum. Derken bir sanat galerisi/atölye görüyorum, kapısında altın rengi takım elbise giymiş bir adam, aaa ben bu adamı tanıyorum 1997'de Londra'da gördüğüm "Sensation" sergisinde çok etkilendiğim "dead dad" modeli yapan sanatçı. Gülümseyip dikkatini çekmeye çalışıyorum fransızca, ingilizce ve türkçe merhaba diyorum. Oda dönüyor ve gülüyor normalde grumpie'lerle ilgilenmem ama sen ilgimi çektin diyor. Sohbet etmeye başlıyoruz, yaptığı çalışmadan ne kadar etkilendiğim anlatıyorum. Sonra bana sarılıyor, yere uzanıyoruz alışveriş merkezinin ortasında ! tavandan yıldızlar gözüküyor yanyana uzanmış sohbet ediyoruz. Atölyesinden çalışanlar cama yapışmış bize bakıyor, sağımızdan solumuzdan insanlar geçiyor hızlıca aldırmıyoruz. Security geliyor kalkmamız lazımmış. Çinli kadın çok kızıyor gidiyor, arkasından gitmem lazım kaybolur yoksa. Sanatçı adam arkamdan geliyor ne zaman görüşeceğiz diye soruyor kapının önünde yine sarılıyoruz, hava soğuk, gökyüzü gri, akşamüstü galiba, üşüyeceksin içeri gir diyorum, çok ama çok mutluyum. Bu kadar hayran olduğum bu adam beni ilginç buluyor..

Sanatçının adı Ron Mueck rüyamda ne arıyor bilmiyorum...





Gotik şölen, trompette de la mort


Günlerdir kafamda dönen Dante'nin İlahi Komedyası, Gustave Dore'nin İnferno'su, metafor olarak kuyu, erotizm ve ölüm, karanlıklar, fin anlatıları sonucu bugün Cherbourg pazarına gidince ilgimi Trompette de la Mort(Ölümün trompeti) adlı mantar çekti. Tahmin edebileceğiniz gibi siyah ve tropete benzeyen bir mantar bu. Gotik bir yemek şöleni düzenlesem mutlaka yer alacak bir element. Kalamar mürekkebinden yapılmış rizotto yanına yenebilir. Yeni keşfim mor patatesler pişince mor siyah oluyor ortama uyar. Bitter çikolata mutlaka menüde yer almalı başka tadlar ve renkler üzerine fikri olan?
Ölümün trompeti ormanda bulunması zor olan bir mantar türü çünkü ölü yaprakların altına saklanıyor. Şekli trompet gibi tadı delikat ve benzersiz. Yıkamadan silkeleyerek yada hafif fırçalanarak orta ateşte suyunu çekene kadar pişirmek bu lezzetli mantarı kutsamak için ideal. Pazardaki adam sadece bunu ve başka bir mantar çeşidini satıyordu sıradan beyaz mantar yada diğerlerini değil. Fransa'da sevdiğim şeylerden biri bu, tutku duyulan bir şeyin peşinden gitmek sadece 2 çeşit mantar yetiştirmek ve satmak, tüketmeden, az bulunuru takdir edenlerle paylaşmak...

28.11.2008

Herkesin evi, dolma, yalnızlık




Yarın akşam Fransızca kursları takip ettiğim “Maison Pour Tous” (herkesin evi) organizasyonun düzenlediği Değişik Kültürler Gecesi var. Tüm öğrenciler ülkelerini temsil eden bir yemek yapıp bir araya gelecekler, çoluk çocuk tüm ailesiyle beraber, fikre bayılıyorum. Yemekler içeriğini açıklayan küçük notlarla sergilenecek, sonrada tadına bakılacak, dans edilecek, arkadaşlıklar kurulacak, Fransa’da yalnız olan yabancılar çatısı altında…Kimimizin kocası, karısı Fransız ancak bu bölgeden olmayan Fransızlarda yabancı. Nikaragualı kız(içimden devrim şarkıları söylemek geçse de kız normal gözüküyor, çok hızlı konuşan biri barabbabababa), Rus kız (balayka ve votka diyince bayılacak gibi oluyor hayır biz pop dinliyoruz Michael Jackson!! diyor), Endenozyalı kadın (huysuz, Umberto Eco okuyan ), Somalili adam ( sürekli komik olmayan espri yapan, kadınlara karşı şovanist şaka yaptığı için hırladığım), İngilizler Fransızları kıyasıya eleştirirken zevk aldığımız kadınlar ve adamlar, hiçbir fikir sahibi olmadığım başı kapalı Endenozyalı diğer kız, Slovakyalı çekingen kardeşimin Slovakla evli ve orda yaşadığını söyleyince rahatsız olan kız, İngiltere tanıştığı ve aşık olduğu için burada olduğunu sürekli yenileyen Romen, çok güzel hüzünlü bakışlı uzun ince boyunlu kuğu zerafetindeki ancak baktığında kimseyi görmeyen İngiliz kız, ve ben….Kaybolmuş, huzursuz, savunmada, yalnız, varolmaya çalışan kendini yeniden tanımlayan, Fransızca öğrenmeye çalışan insan topluluğu.



Ne pişirebilirim? Türk mutfağına has herkesin beğeneceği, banko dolma. Ancak yaprak bulma meselesi var, burda yok, Paris’ten getirtme süremde yok hmm Cherbourg’ un karanlık yüzüne yolculuğun zamanı geldi. Diskoların yani Cherbourg’un münkün gece hayatının yer aldığı sokağın resmi adı “Rue de la Paix” (barış sokağı) biline adı “kebap sokağı”. Grafitilerle dolu aykırı, isyankar ve oralı olmayan sokak. Pazartesi olduğundan çoğunluğu kapalıydı açık olanda çalışan iyiniyetli fansız oğlanın hiç fikri yok ama beni “Marmara Kebap”a yönlendirdi. Korkarak gittim. Sevimli gülen, kısa boylu bıyıklı bir adam. Merhaba dedim hemen içeri buyur etti oturttu. Kısa parmaklı, tombul elli esnaf adam. Önce konuşamadık, bana aksanımın bozulduğunu söyledi Fransız zannetti beni. Türkçe konuşmamaktan, nerden başlayacağımı bilememekten doğan tutukluk halbuki. Avukatım dedim, aaa bende icra memurluğu yaptım sonra bu rüşvet meseleleri onuruma dokundu bıraktım dedi, Allah işte adamım. Bende benzer şikayetlerimi söyleyince tutukluk bitti 24 yıllık dost olduk. Eski komünist, alevi, yıllarca kasaplık yapmış sevimli bir esnaf adam. Karısı 6 ayda bir geliyormuş ama hiç yalnızlık çeken bir adam gibi değil çok mutlu gelen müşterilerle yarım yamalak fransızcasıyla şakalaşıyor, kısa parmaklı tombul elleriyle hızlı hızlı hareket ediyor. Tabiki yaralı Türkiye’de yaşadığı başına gelen hala çözülemeyen gayrimenkul davaları var ancak kırgın değil, öfkeli değil hayatından memnun. Yaprak bulmak için “kadınlara” soracağını söylüyor. Kadınlar Fransızca bilmeyen, kurslara gitmeyen, dört duvar arasına kapalı genellikle başı kapalı, eşlerinin Fransız metresi solan kadınlar nerden mi biliyorum Tekin Ağbi söyledi öyle ayaküstü. Hemen hepsini örgütlemeyi, isyan başlatmak geçiyor içimden ama neyse daha çok yol var önce Fransız erkekle evli bir Türk kadınını kabul etmeleri lazım.. Çarşamba günü Leonardo ve François ile gidiyorum hem yaprakları almaya, Leonardo’ya döner yedirmeye hem de eşimi tanıştırmaya. Pek parlak geçmiyor, genellikle François’e verilen tepkiler tekrarlanıyor, “vay uyanık nasıl kızı kaptın”, "üzersen valla karşında beni bulursun" gibi şakalar yapıyor ki tipik Türk erkeği tepkisi. François hiç anlamıyor, 5 sene Türkiye’de kalmasına rağmen hala Türklerle gözlerine bakmadan konuşuyor, Tekin ağbi de rahatsız. Oğlum döneri sevmiyor ben utanmış hepsini yiyorum çok tuzlu ve yağlı dönerin, ayıp olmasın diye. Bir tekte rakı içiyoruz hızlıca. Karısı gelince ailecek görüşeceğiz belki daha iyi geçer. Kendimin bu halinden nefret ediyorum, bu bilge adamla konuşamıyorum, iletişemiyorum ki Cherbourg’da bulabileceğim en modern Türk muhtemelen diğerleri hep sofu. Cami varmış yerini bilmiyorum, görmediğim şeye inanamam diyor, önce insanız diyor, sonra bir anda elhamdülillah hepimiz Müslümanız diyor kafam karışıyor.. Bilge çünkü Fransızların Türklerden farkını sorunca “bunlar eğlenmeyi biliyor” diyor çok çarpıcı buluyorum. Yaprak bulamamış nedense aradığından emin olamıyorum.



Pazara uğruyorum yaprak yoksa lahana dolması yaparım. Lahana bulmakta kolay değil, burda kıvırcık koyu yeşil lahana, top lahana, kırmızı lahana var şansıma geniş koca yapraklı dolmalık lahanada buluyorum, her zaman olmuyor.



Dolma için annemi aramam lazım hiç aklımda tutamıyorum dolma tarifini…




LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin