24.04.2015
Bizden haberler
30.11.2014
Etnobotanik ve hayat
| Vincent Munier |
15.02.2012
Meme kanseri
2.01.2012
ozetler, hediyeler, geleneksel kurabiye gunu
| Bu minik kuzu hayatinin ilk sigara boreklerini ustun bir basari ile tamamladi ve kendi sardiklarini kendi yedi! |
| balkabakli karidesli verrine'ler boyle birsey iste tarifi burada |
| mince pie'siz olmazdi Seda'cigimi ana ana yedim. Bu sene mince meat'i de kendim yaptim baska bir posta artik detaylari |
| hediyelere boguldum çok sansliyim umarim sevdiklerime onlari ne kadar sevdigimi hissettirebiliyorumdur yeterince:))) sizi seviyorum |
| Bu gercek bir ressamdan bana ozel yapilmis ne kadar degerli oldugunu anlatamam:))) |
Gelenksel kurabiye gunumuzun ucuncusunu ayni kadro ile duzenledik. Leo kizlarin dudagindan opmeyi daha ilginc bulsa da yine de yapip suslediler kurabiyelerini:))
| kayisi, sam fistigi ve uzumleri de kullandik suslemelerde |
kurabiye tadinda bir hayat fena olmaz degil mi?
23.11.2011
Benden ozetler
3.10.2009
Ev odevi ve Istanbul
28.09.2009
Sonbahar Cherbourg pazar donusu tablosu, Cépes (corek mantari), eflatun,siyah atom fasulyesi, minik balkabaklari potimarron
24.09.2009
Geri donusum malzemesi olarak kaka, cis hikayeleri ve cocuk kitaplari
4.06.2009
Geçerken uğradım
20.03.2009
Üniversite, özgürlük ve bahar
5.03.2009
Itır Ağacım ve Tijen Hanım'ın hikayesi
"Bir Itır Hikayesi
Hayat üzerime geldiğinde içime kapanırım. Böyle zamanlarda hep şu dizeler gelir aklıma: “Marifet hiç ezilmemek bu dünyada, / Ama biçimine getirip ezerlerse / Güzel kokmak / Kekik misali / Lavanta çiçeği misali / Fesleğen misali / Itır misali / İsa misali / Yunus misali / Tonguç misali / Nazım misali”. Balkona çıkar ıtır çiçeğimin, hep özenle baktığım, baharda toprağını değiştirdiğim, gözümden sakındığım ıtır çiçeğimin yanına gider, başlarım okşamaya. Babaannem gelir aklıma. Elleri hep limon kolonyası kokan, bembeyaz örtüsüyle pamuk babaannem. Küçükmüşüm, kucağına yatmışım, o ufacık, yumuşacık elleriyle saçlarımı okşuyormuş... Ne olursa olsun beni sakinleştiren, elleri kadar, bakışları kadar yumuşacık babaannem. Bazen de onu limonlukta çiçeklere bakarken görürüm. Onları çocuklarıymış gibi sevgiyle okşar, sularken konuşur, hal hatır sorar. Derdini döker bazen. Ama en çok üzüm desenli saksıdaki ıtır çiçeğine ilgi gösterir, onu biraz kayırırdı. Nasıl kayırmasın, her sonbaharda, üzüm reçeli yaparken bir kaç yaprağını koparır, pişmesine yakın reçele atardı. Hoşafları bir başka güzel olur, mis gibi ıtır kokardı. Evleri istimlak edilmiş, yol geçecek diye ellerinden alınmıştı. Dedem ölmüş, babaannem yanımıza taşınmıştı. O evden tek getirdiği şey bir saksı ıtır oldu, gerisini istemedi. Babam o üzümlü saksıyı getirdiğinde pek sevmiş, hemen dibine taze toprak döküp ıtırı o saksıya almıştı. Ölene kadar da saksısını değiştirmedi zaten. Evlenip evden taşınırken o saksıyı ben aldım. Ne zaman birileri beni ezmeye kalksa, aklıma o dizeler gelir, “ıtır misali”. Balkona çıkar, bir yaprak koparırım sevgili ıtırımdan. O yaprağa bütün geçmişimi yükler, sonra seramik demliğime koyarım. Üzerine bir bardak sıcak su. Itır çayımı yudumlarken tüm sevdiklerimi, bana verilen tüm sevgileri yanımda hissederim. İşte o zaman gücümü yeniden kazanır, hayatla mücadele etmeye devam ederim. "
Ben kocaman ıtır çiçeğimi Fransa'ya taşınırken anneme bıraktım...
4.12.2008
Requiem for a loss of innocence and a friend
1.12.2008
Normandiya evi, balzamikli soğan, pazar günü
Balzamikle pişirilmiş minik soğanlar parma jambonu ve permesanla servis ediliyor, yanına pinot gris bourgogne beyaz şarabı mammamia!!! Yemekle pinot noir yine bourgogne kırmızı şarap mükemmeliyet için...Mırıldayan kedi şömine önü kahve, çikolata ve calvados'la...1820 lerde inşa edilmiş normandiya evi ve elma ağacı dolu bahçesi...Normandiya'lılar yemek ısıtmak için sömine yanına böyle bir düzenek kurmuşlar. Alta köz koyup üstte yemek yada tabakları ısıtabiliyorsunuz.
Bu güzel pazar günü için Jan ve Mike Bradshaw'a teşekkürler...
Not: Leonardo melek kadar usluydu gitmeden son 15 dakika önce kırdığı kristal likör bardağını saymazsak :)
29.11.2008
Dead dad, Ron Mueck, Rüya
Sanatçının adı Ron Mueck rüyamda ne arıyor bilmiyorum...
Gotik şölen, trompette de la mort
Ölümün trompeti ormanda bulunması zor olan bir mantar türü çünkü ölü yaprakların altına saklanıyor. Şekli trompet gibi tadı delikat ve benzersiz. Yıkamadan silkeleyerek yada hafif fırçalanarak orta ateşte suyunu çekene kadar pişirmek bu lezzetli mantarı kutsamak için ideal. Pazardaki adam sadece bunu ve başka bir mantar çeşidini satıyordu sıradan beyaz mantar yada diğerlerini değil. Fransa'da sevdiğim şeylerden biri bu, tutku duyulan bir şeyin peşinden gitmek sadece 2 çeşit mantar yetiştirmek ve satmak, tüketmeden, az bulunuru takdir edenlerle paylaşmak...
28.11.2008
Herkesin evi, dolma, yalnızlık
Yarın akşam Fransızca kursları takip ettiğim “Maison Pour Tous” (herkesin evi) organizasyonun düzenlediği Değişik Kültürler Gecesi var. Tüm öğrenciler ülkelerini temsil eden bir yemek yapıp bir araya gelecekler, çoluk çocuk tüm ailesiyle beraber, fikre bayılıyorum. Yemekler içeriğini açıklayan küçük notlarla sergilenecek, sonrada tadına bakılacak, dans edilecek, arkadaşlıklar kurulacak, Fransa’da yalnız olan yabancılar çatısı altında…Kimimizin kocası, karısı Fransız ancak bu bölgeden olmayan Fransızlarda yabancı. Nikaragualı kız(içimden devrim şarkıları söylemek geçse de kız normal gözüküyor, çok hızlı konuşan biri barabbabababa), Rus kız (balayka ve votka diyince bayılacak gibi oluyor hayır biz pop dinliyoruz Michael Jackson!! diyor), Endenozyalı kadın (huysuz, Umberto Eco okuyan ), Somalili adam ( sürekli komik olmayan espri yapan, kadınlara karşı şovanist şaka yaptığı için hırladığım), İngilizler Fransızları kıyasıya eleştirirken zevk aldığımız kadınlar ve adamlar, hiçbir fikir sahibi olmadığım başı kapalı Endenozyalı diğer kız, Slovakyalı çekingen kardeşimin Slovakla evli ve orda yaşadığını söyleyince rahatsız olan kız, İngiltere tanıştığı ve aşık olduğu için burada olduğunu sürekli yenileyen Romen, çok güzel hüzünlü bakışlı uzun ince boyunlu kuğu zerafetindeki ancak baktığında kimseyi görmeyen İngiliz kız, ve ben….Kaybolmuş, huzursuz, savunmada, yalnız, varolmaya çalışan kendini yeniden tanımlayan, Fransızca öğrenmeye çalışan insan topluluğu.
Ne pişirebilirim? Türk mutfağına has herkesin beğeneceği, banko dolma. Ancak yaprak bulma meselesi var, burda yok, Paris’ten getirtme süremde yok hmm Cherbourg’ un karanlık yüzüne yolculuğun zamanı geldi. Diskoların yani Cherbourg’un münkün gece hayatının yer aldığı sokağın resmi adı “Rue de la Paix” (barış sokağı) biline adı “kebap sokağı”. Grafitilerle dolu aykırı, isyankar ve oralı olmayan sokak. Pazartesi olduğundan çoğunluğu kapalıydı açık olanda çalışan iyiniyetli fansız oğlanın hiç fikri yok ama beni “Marmara Kebap”a yönlendirdi. Korkarak gittim. Sevimli gülen, kısa boylu bıyıklı bir adam. Merhaba dedim hemen içeri buyur etti oturttu. Kısa parmaklı, tombul elli esnaf adam. Önce konuşamadık, bana aksanımın bozulduğunu söyledi Fransız zannetti beni. Türkçe konuşmamaktan, nerden başlayacağımı bilememekten doğan tutukluk halbuki. Avukatım dedim, aaa bende icra memurluğu yaptım sonra bu rüşvet meseleleri onuruma dokundu bıraktım dedi, Allah işte adamım. Bende benzer şikayetlerimi söyleyince tutukluk bitti 24 yıllık dost olduk. Eski komünist, alevi, yıllarca kasaplık yapmış sevimli bir esnaf adam. Karısı 6 ayda bir geliyormuş ama hiç yalnızlık çeken bir adam gibi değil çok mutlu gelen müşterilerle yarım yamalak fransızcasıyla şakalaşıyor, kısa parmaklı tombul elleriyle hızlı hızlı hareket ediyor. Tabiki yaralı Türkiye’de yaşadığı başına gelen hala çözülemeyen gayrimenkul davaları var ancak kırgın değil, öfkeli değil hayatından memnun. Yaprak bulmak için “kadınlara” soracağını söylüyor. Kadınlar Fransızca bilmeyen, kurslara gitmeyen, dört duvar arasına kapalı genellikle başı kapalı, eşlerinin Fransız metresi solan kadınlar nerden mi biliyorum Tekin Ağbi söyledi öyle ayaküstü. Hemen hepsini örgütlemeyi, isyan başlatmak geçiyor içimden ama neyse daha çok yol var önce Fransız erkekle evli bir Türk kadınını kabul etmeleri lazım.. Çarşamba günü Leonardo ve François ile gidiyorum hem yaprakları almaya, Leonardo’ya döner yedirmeye hem de eşimi tanıştırmaya. Pek parlak geçmiyor, genellikle François’e verilen tepkiler tekrarlanıyor, “vay uyanık nasıl kızı kaptın”, "üzersen valla karşında beni bulursun" gibi şakalar yapıyor ki tipik Türk erkeği tepkisi. François hiç anlamıyor, 5 sene Türkiye’de kalmasına rağmen hala Türklerle gözlerine bakmadan konuşuyor, Tekin ağbi de rahatsız. Oğlum döneri sevmiyor ben utanmış hepsini yiyorum çok tuzlu ve yağlı dönerin, ayıp olmasın diye. Bir tekte rakı içiyoruz hızlıca. Karısı gelince ailecek görüşeceğiz belki daha iyi geçer. Kendimin bu halinden nefret ediyorum, bu bilge adamla konuşamıyorum, iletişemiyorum ki Cherbourg’da bulabileceğim en modern Türk muhtemelen diğerleri hep sofu. Cami varmış yerini bilmiyorum, görmediğim şeye inanamam diyor, önce insanız diyor, sonra bir anda elhamdülillah hepimiz Müslümanız diyor kafam karışıyor.. Bilge çünkü Fransızların Türklerden farkını sorunca “bunlar eğlenmeyi biliyor” diyor çok çarpıcı buluyorum. Yaprak bulamamış nedense aradığından emin olamıyorum.
Pazara uğruyorum yaprak yoksa lahana dolması yaparım. Lahana bulmakta kolay değil, burda kıvırcık koyu yeşil lahana, top lahana, kırmızı lahana var şansıma geniş koca yapraklı dolmalık lahanada buluyorum, her zaman olmuyor.
Dolma için annemi aramam lazım hiç aklımda tutamıyorum dolma tarifini…