Deniz' ce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz' ce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2012

Göçebe evin tabloları

Deniz bazen kapanır odasına çizer de çizer boyar, sokaktan parktan topladığı taş yaprak çiçek ya da evde bulduğu atık, ambalaj parçası, kurdele, ponpon, minik obje, kumaş parçası vesaire yapıştırır birbirine ekler boyar, üzerlerine simler serpiştirir makasla keser. Velhasıl birşeyler yaratmayı çok sever. Bazen planlamaz sadece eline alıp boyamaya yapıştırmaya başlar sonra biraz ortaya çıkanları kafasında canlandırıp şekillendirip öyle devam eder. Çok seviyorum bu özelliğini, büyükbabası ve halaları gibi resme yeteneği var mıdır ileride ortaya çıkar mı çıkmaz mı bilemem ama çok eğlendiği ve bizi de eğlendirdiği kesin.
Bizim göçebe evimizin tabloları da küçük hanımdan sorulur.


4 yaş itibariyle çiziktirilenler. Çiçek bahçesi ve çiçekler, en altta kedi ailesi (en öndeki anne kedi), ve bütün kızların Rapunzel saçlı olduğu bizim ailenin son hali.

Üsttekiler bu senenin başından pırıltılı etekli ve toplu Rapunzel. Diğerinde de arkadaşlarıyla beraber, Tommy, Deniz ve Kashni.


"Palyaço"


"Çilekli pasta"


Bunu yeni çizdi "Fancy Spider" mış.


Dede, kısa saçlı anneanne ve dayısı.


Deniz kızı Ariel.


"Guangzhou". Kırmızı Tv Tower' a dikkat, pencerelerin hepsi kalpten yapılma.


"Göz kırpan Deniz Gökkuşağı ile oynuyor".




3 yaşından bunları da buldum fotolarını çekmişim bunca taşınma dolaşma derken kaybolursa diye.
"Uçan balonlar" isimli çalışma.


3 yaş itibariyle Deniz'in kaleminden "bizim aile". Buradaki dik saçlarımız gün itibariyle kızlarda uzun upuzun saçlara dönüşürken baba nedense kelleşmiş.


Diğer bir 3 yaş resmi, arkadaşı "Jada".

3 yaş "Çiçek".

"Nehir, köprü, balıklar ve su baloncukları", gene 3 yaşından.

Eğlendim bu postu yazarken iyi ki saklamışım bunları daha da çok var aslında ama kaş yapayım derken göz çıkaran blog işini beceremeyen anne olarak buna da şükür..

27 Mart 2010

Yolcudur Abbas

anne ben tepeye çıkağım beyabey atlayağım mı? nütfen geliy miçin çen de nütfen?

Bitiriyor beni bu "ç" li konuşmaları, bir de kibar kibar olmayacak şeyleri istiyor sıkıysa olmaz hayır de, dolaptan çikolatayı almış "napıyoçun anne çukuğata veyeyim mi çana? istey miçin ben de yerim annanne de yeçin açay mıçın?"

6.ay, 9, 15, 18, 20 derken hepsinin en güzel zamanları olduğunu düşünmüşüm. Şimdi de bu zamanları en güzel diyorum. Zorluklar hep var onlar bir yana hiçbir anını unutmak istemiyor insan. Bugün saçımdan tokamı çekip aldı çaçını toplama anne açık kalçın diye iyi dedim peki benim bir türlü beğenmediğim saçlarımı beğenen biri çıktı..

Deniz'in bu ara keyfi yerinde, babanın gidişini izleyen 2 hafta daha önce hiç olmadığı şekilde hırçınlaştı huysuz cüceye dönüştü. Nedensiz yere sebzeliğe gidip eline portakal geçirip fırlatıveriyordu ya da yemek vakti eline çatal kaşık verince hoop yere yemekle beraber. 2 yaş dönümünden çok babasının yokluğuna bağladık bu hareketlerini, sabırla atılmaz yere diye alıp portakalları yerine koydum kaç defa dişimi sıkıp. Ona kızıp bağıramayınca ağladığım isyan ettiğim de çok oldu.

Alıştı, ilk haftalar babaya gidicez mi ne zaman gidiyoruz nasıl? baba gelecek mi soruları bitti, yerini babasıyla yaptığı bazı oyunları hareketleri yapıp, kikirdeyip "baba böyle dapıyodu anne kommik" demeler aldı.
İzmir'de kaybolan gündüz uykuları burada 2,5-3 saatlik uzuun uykulara döndü.
Sabahlar aynı 6.30-7.00 de uyanış ayağa dikiliş anne kalk oynayalım!! ben de zıpkın gibi gözlerim pırıl pırıl kalkabilsem onun gibi nasıl bir enerjidir bu.
Küçücük şeylerden çok mutlu oluyor dede bana ne getirdin diye koşturuyor, elma getirdim deyince havalara uçuyor, ufacık bir komiklik yapayım katılıyor gülmekten.

İnatçı küçük keçi, çok başına buyruk umrunda değil kolunu sallaya sallaya ya da kaçıp gidiyor sokakta markette, ne istiyorsa o olacak. Parkta, yollarda çocuk görsün acayip seviniyor yanlarına gidip ismin ne senin napiyoçun diye konuşmaya çalışıyor. Gittiğimiz yerlerde hemen arkadaş ediniyor oynayalım mı, oynar mısın benimle diyor.


Annanne ve dedeye çok alıştı, o kadar seviyor ki onları, Çin'e gidince bu sefer de dede nerde annanne ne zaman gelecek demeye başlayacak eminim, o çevreye dalıp biraz alışsa da ben alışamam ki özlemlerine.


Her sabah erkenden ben kahvaltıyı hazırlarken annemle fırına gidip ekmek alıyorlar, bahçedeki çiçeklere, börtü böceğe günaydın diyerek güne başlıyor.
Sokak çocuğu oldu burada. Böcekler salyangozlar kankası, köpekleri hiç söylemiyorum bile. Bir gece uyku öncesi yarı uyanık yarı uykulu bana anlattıkları;
- ben koyktum attan anne
- nerede gördün ki atı annecim?
- bahçede göydüm çabah caddede (sanırım eskiden gördüklerini uyarlıyor ben hiç civarda at görmedim)
- atlar beni çevmiyor anne
- olur mu Deniz'cim bütün hayvanlar seni çok seviyor sen de onları
- ebet köpekley beni çok çeviyor anne ihi ihi
- at bana brrs dapıyor anne çevmiyor beni
:))

Şalyangojun kommik sümüğü vay anne bakçana!!


Uyku öncesi yatağına yatırıp dalmasını beklerken bana mutlaka "anne ceni çok çeviyoyum" diye fısıldıyor, Diego'yu da unutmuyor ardından "ben Diegomu da çok çeviyoyum".




3 Nisan' da uçuyoruz nihayet, Ateş hasretimize dayanamayıp biletleri çoktan aldı almasına da vizemiz hala çıkmadı. Bugün itibariyle konsolosluğun geri çevirdiği ilk sağlık raporum üzerine, Muğla devlet hastanesinde uğraşıp 2.sini aldım ve yolladım. 2-3 günde vizenin çıkması bizim de salimen uçağa binmemiz gerekiyor. Şansa ihtiyacımız var.

Raporu alırken sağlık personeliyle aramızda bolca Çin muhabbeti geçti , doktorların çoğu ne güzel gidin gelmeyin ülke ne hallere geldi biz de gitsek keşke derken, hemşirelerden bazıları ne işiniz var orada aaa minnacık çocuk böcek mi yiyecek diye kıymetli yorumlarını esirgemediler. Açıklama yapmak içimden gelmedi kızartması güzel oluyormuş dedim.

Çin'den haberlere gelince; A. gayet memnun beni ısındırıyor mu yoksa bilemem gidip göreceğiz nasılmış. İnsanlar canayakın güleryüzlü diyor, uzaylı değillermiş neyse ki!!
8 Mart Dünya Kadınlar günü'nde kadınlar işe gitmemiş, ofiste kendi isteğiyle gelen 1-2 bayan çalışan varmış onlar da ellerinde çikolata gezdirip ikram etmişler.
Barbunya zannedip aldığı konserveyi yerken yer fıstığı olduğunu anlamış, adamlar basbaya yer fıstığını alıp barbunya usulü pişirmişler. Ekmek makinası almış mis gibi ekmekler yapıyorum diyor, günlük sütle de yoğurt. Ptt kargo ile yüzeyden gönderdiğim ilk paket 15 günde ulaştı çaydanlık ve yoğurt makinamızda hasar olmadan.
2 kutu daha gönderdim. Pili hiç bitmeyen, beni hiç yalnız bırakmayan canım arkadaşım teyze Seren gene işbaşındaydı. Onu da sığdırırız bunu böyle koyalım bak nasıl sığdı milim yer kalmadı derken en son Deniz'in minik sandalyesini de söküp kutuya yerleştirdi. Ben Seren'i de kutulayacaktım az daha. Kan ter içinde hazırladığımız bu iki kutu da dün eline geçmiş Ateş'in 10 günde inanamadım.

Benim kafamda bin tane tilki. 2 yıllık çalış(a)mayan annelikten çalışan anneliğe geçiş yapma planlarım suya düştü, hoş zaten İzmir' de bir sürü işveren de kapılarını açmış beni beklemiyordu ama çabalayacaktım en azından. Deniz doğunca çalışmamak, işi bırakmak tamamen benim tercihimdi. Güvenebileceğim tanıdığım birileri olmayınca Deniz'i kimselere bırakamadım. Bebekle geçen zaman geri gelmez, her anını yaşayayım ilklerini hastalıklarını ne yedip içtiğini bileyim, oyunlar oynayayım mutlu büyüsün istedim. Daha basit yaşadık isteklerimizi kıstık, dengeledik. İş hayatının getirdiği sosyallik, ekonomik özgürlük vazgeçilmesi zor olan. Bebekle sosyalleşmeyi de öğrendik zamanla, kısıtlı da olsa.
Hep ben ilgilenince hatalarım da oldu fazla koruyucuydum bir ara, kimselere bırakamayıp anneme bile bırakırken on tane şey söylüyordum. Herşeyi tek başına üstlenmenin dezavantajı da bu. Annelik her haliyle çok güzel, çok zor.


Kısa bir ara yazmayınca insanın eli gitmiyor bir türlü, ama eline geçirince de böyle her telden çalıyor. Aşağıdaki fotoğraf Ateş'in ablası Seba ablanın sergisinden. Marmaris' te denk geldik harika oldu, hastaydı gelemeyince ona bilgi toplayıp fotoğraf çektik bolca. Deniz de halasının resimlerini inceledi galeride bolca koşturdu.
O gün sokaklarda olup hiç uyumayınca da akşam erkenden bayıldı. Ama önce resim defterinden resimlerini kopartıp duvara asalım istedi. Diego'ya sergisini gezdirdi.



benim çeygim'e bakın!

Aşağıda da süs hazırlıyor, makas yapıştırıcı kağıt tabaklar simler yayıldı masaya "babaya çüç hazırlayalım " diye. Makasla kesemiyor henüz iki eliyle açıp geçiriyor parmakları ama çabasını görmek lazım dili dudakların arasına kıstırmış kesmeye çalışıyor.


Haftasonu İzmir'e dönüyoruz bir post daha yazabilirim umarım. Internet bağlantım birkaç gün sonra olmayacak bana şimdiye kadar mail ve telefonla ulaşan, hiç görmediğim halde sevgilerini, önemsemelerini hissettiğim, internetin bana kazandırdığı dostluklar için çok teşekkür ederim.

14 Mart 2010

Foto-blog


Marmaris ..


hayaller ..


deniz ve taşlar..


cup..


bi daha bi daha..


herşeyin asıl sahibi..


deniz kokusu..


kumlu sarı saçların kokusu..


ciddi işler..


kuşlara ekmek..


arkadaşlık..


çikolata..


bi tane daa ayabiliy miyim?


bekleyiş..


babaya özlem ve asi 2..


mor havuç..


aaa anne baaak o ne?


aaa annannee bem de gelcem..

12 Şubat 2010

Sayfa böyle çevrilir

Bilmeyen öğrensin sağ elin işaret parmağı yalanıp ıslatılırken o sırada diğer elle de sayfa çevrilir. Kitap dediğin böyle okunur.


Sonuç sırılsıklam bir parmak olsa da..

23 Ocak 2010

Takvim

2010 İrenbe takviminde Deniz.

Evde birşeylerle uğraşırken arada yanıma gelip "bakağım anne dapıyomuuş" diyor bu komik surat ifadesiyle.
Bu da geçen seneninki. Ne tatlıydı o dişsiz ağız kel yusyuvarlak kafa.

Yazacak çok şey var ama elim gitmiyor.
Ateş çok seviyor diye az önce ona yine kek yaptım.
Haftaya gidiyor erkene alındı. Çok uzaklara. Henüz alışamadım süresi belirsiz ayrılık fikrine canım çok sıkılıyor..

7 Ocak 2010

2010..

Yılın ilk haftası geçti bitiyor bile.

Oysa ben dileklerimi listeleyecektim. Süslerini atınca annanne ve dedenin bahçesine dikeceğimiz Deniz' in minik çam fidanını fotoğraflayacak, yılbaşı akşamı hediye heyecanını, çocuklar arasında nasıl oynayarak eğlendiğini anlatacaktım.

İçinde bulunduğumuz belirsizlik, muamma hali nihayet sona erdi, benim de huzursuzluğum, tuhaf ruh hallerim, miskinliğim. Olmayacağına kesin gözüyle baktığım bir gelişme oluverdi işte rüyamda görsem inanmayacağım. Değişiklik, yeni bir başlangıç. Hayırlısı diyorum klasik ağzımızda ya hep, güzel şeyler olsun umarım.

Yeni yıldan tek dileğim sağlık. Eşime, anne ve babama, bana, tüm sevdiklerime arkadaşlarıma en çok da Denizkızıma. Gerisi boş sanırım bir şekilde hayatın akışına uyum sağlıyoruz. Maceraya atılabilme gücü de istesem biraz.


Güzel başladı ilk hafta. Deniz ve vapur, tatilde aylak gezintiler, bolca kahve ve pasta tadımıyla. Arkadaşlarla uzun lezzetli kahvaltılar, Deniz'in halinden memnun, neşesinin enerjisinin hiç bitmediği anlarla. Ve tabii günü hiç kaçırmak istemeyip öğlenleri hiç uyumadığı akşamına da erkenden sızdığı günlerle.

Başı mı poposu mu belli olmayan komik tavuğa Deniz'in tepkisi, "Hoyoja bak anne ü-ürüüüü"

Önce midillilere yanaşırım sonra da bir hızla kaçarım
kaçarken de aynen böyle diyor " middiddii geymee kaçıyoyum been "

Güyo'yla ve Öjgüy amcayla koşturdum oynadım hiç yorulmadım.

Sinem & Mehmet'in yeni tükkanı :)

Çok şirin, çok emek verilmiş. Doğal, katkısız ürünlerle dolu Atatürk Orman Çiftliği, Güzelbahçe.
Arka taraftaki denize nazır saklı köşede kahvelerimizi içtik, bu arada etraftaki yumurtaları yutata canavarı Deniz'den korumaya çalışarak.

Unutmadan.. Yılın ilk günlerinde evimize bir kar tanesi düştü.
Füsuncum çok sevindirdin beni bunlardan biri de benim içinmiş meğer.
Çok teşekkür ederim arkadaşlığın, blogumu devam ettirme sebeplerinden biri olduğun için.