İstanbul' a gittik, eski arkadaşım Merve ve 2 tatlı oğluylaydık. Hava şansımıza orada bulunduğumuz süre boyunca güneşli ve sıcaktı, Kasım ayında İstanbul'da olup ta kısa kolluyla sokaklarda gezeceğimi düşünemezdim.
Deniz' e çok yaradı bu seyahat, bir sürü erkek çocuk yaramazlığı öğrendi daha bir hareketlendi nasılsa. Çocuklar büyükleri değil çocukları taklit edip örnek alıyorlar, 4 gün boyunca 24 saat beraber olunca ilk defa bu kadar çok şahit oldum.
3,5 yaşındaki A.Taylan, 18,5 aylık M.Levent ve Denizkızı.
Üçü de birbirlerinden çok şey kaptı ve en güzeli hiç yadırgamadılar birbirlerini ilk andan itibaren. Genelde 3 yaş grubu çocuklar Deniz onların peşinde koşturup oynamak için deli olsa da bebek o diye burun kıvırıp yüzüne bakmıyorlar, düşündüğüm gibi olmadı bu kez.
Halimiz pek komik ev kreş gibiydi. Bazen yerlerde aslan dansı yapan, bazen terlik ya da oyuncak kavgasında bazen beraber koşuşturan birbirini kovalayan bazen de beraberce balkon sefasındaydı ufaklıklar. Biz de biraz nefeslenip kahve içip sohbet etmeye çalışanlardık Merve'yle. Dilara da bir gece kalmalı gelince ev iyice şenlendi. Henüz bekar olan Dilo'muz ilk anda şaşkınlığa uğrasa da çabuk adapte oldu.
Çocuklar görüp beraber yemek yerler dedik ama Deniz'in mama sandalyesi yerine normal sandalyeye oturup yemek istemesi dışında bu olmadı, kahvaltı dışında pek yemek yemedi , İzmir'e dönünce de devam etti, bu aralar düzeldi neyse ki artık kafa yormayacağım neden neden diye bir süreç geliyor ve geçiyor.
Ama ilk defa baklava yedi, 2.kez vermem için ağladı başımda. Muhallebi hiç yemezdi yemeye başladı, eve dönüşte yaptığım fırın sütlaçları da afiyetle yedi. Kahvaltıda fındık ezmesi yemeye başladı; şekerli şeylere dilini sürmeyen kızımın damak zevki şekerlendi azıcık. Süte "bu" yerine "jüt" demeye "kagi" olan kardeşe "kardeş" demeye, "arkadaaaş" diye bağırmaya başladı hatta eve döndüğümüzde ara sıra aklına gelip sesleniyor.
Merve 3 çocukla nasıl olurmuşu ben de 2 çocuklu hayatı denemiş olduk, karar veremedik değil mi Merve :)))
Ben yüz yüze sohbetini çok özlediğim arkadaşımla üç çocukla da olsa uzun zaman geçirebilmenin, Deniz de arkadaşların ve oyunun tadını çıkardık.
Bu iki ufaklık habire birbirlerine sarılıp durdular.
M.Levent uzaktan kollarını açıp Deniz'e doğru gidiyor, Deniz de ayy deyip yanaktan öpüp sırtına pat pat yapıyor.
Moms Cafe'de çamurla karışmış çimlerin ortasına oturduk sağolsun ortalıkta gezinen tek görevli içeriden de habire çocuk masası sandalyelerini ve oyuncakları yanımıza taşıdı. Hepimiz çamura battık Omo reklamı çevirdi bizim minikler.
Ne güzel bir gülüştür bu.
Deniz tekerlekli kaplumbağayı eline geçirmiş olmanın sevincini yaşarken.
Yolculuğa dairse, ilk uçağa binişi ne yapsam da oyalasam derken Deniz beni utandırdı hiç zorluk yaşamadım, bulutları ufalan manzarayı izledi bolca da çevredeki yolculara kikirdedi oyun yaptı.
Hızlı, yorucu ama çok eğlenceli geçti İstanbul. Dilerim bu üçlü de annelerininki gibi sağlam ve uzun bir dostluğa sahip olsunlar.
Meraklı Minik Temmuz' 08 sayısında rastladım mutfak setine bu ara habire tabak çanağı dolaplardan çıkarıp yemek masasına dizen Denizkızı' na çıktı alıp düzenleyip lamine ettim. Masayı kurdu herşeyi yerli yerine koydu sonra da çatal, bıçak ve kaşığı bardağın içine koyup bana uzattı yeter bu kadar diye..
Yanımdaki mandalinlerdeymiş gözü, ben iri iri soydum temel şekilleri kesmek için, o da minik minik soyup şap şap afiyetle yedi. Sonrasında şekiller puzzle'ındaki parçalarla mandalin kabuğundan şekilleri eşleştirdik.
İleride de bu kadar hevesli olur mu ki ev işlerine. Ben ne zaman elime süpürge, fırça, toz bezi vesaire alsam men meenn!! bem de bem dee!! diye bacağıma ya da elimdekine yapışıyor önce ona veriyorum o yapıyor ben de devamını, tabi bana geri verirse. Ne yaparsam yanımda olmak istiyor, en güzel oyun bunlar ona heralde.
Geçen cumartesi sabahı temizlik yaptık beraberce önce çamaşırları makineye doldurdu. Neyse ki artık Diego'nun yıkanmasına da izin veriyor, önceden diego yıkanacak annecim çok kirlendi dersem kıyametleri koparıp diego'yu kaptığı gibi kaçıyordu, şimdi makineye kendi koyuyor. Çamaşırlar yıkanıyor ve Diego dahil dışarı çıkarılıyor ,ama diego'nun kurumasına en fazla 10 dak tahammül var sonra başlıyor balkon kapısında dikilip "diego ooyda aç açç açç aaaçç" diye.
En sevdiklerinden biri bulaşık makinesini boşaltmak, oyuncak değil gerçek tava tencere olacak. Kesici veya tehlikeli aletleri çıkarıp ona izin veriyorum o bir yandan ben bir yandan, henüz bir şey kırılmadı bakalım. Hepsini masaya diziyor ben alıp yerleştiriyorum. Makina boşalınca da tabii ki "amma bi baa bi baa" !!
31 Ekim Cumartesi, Patlıcan.. Deniz ve ben arkadaşlarımızla buluştuk,
Berna & Ekin, Orkide & Ege, Elif & Alpi, Işıl & Sarp, Helil & Eren, 6 anne ve 6 kuzu, hava soğuk yağmur da başladı başlayacak ne yapsak mekanı mı değiştirsek derken her şey yolunda gitti, Patlıcan'ın çimlerine yayıldık masada biz değil çanta ve bebek malzemeleri, yarısı yenmiş gözlemeler, mandalin suları ve çaylar konakladı.
Minikler park alanından ayrılmak istemeyince çoğu zaman parkta kısmen de çimlerde geçti. Kumlarda oynadılar oyuncakları taşımaya kalktılar çimlerde yuvarlanıp koşturdular, top kaçırıp oynadılar, gün minikler için eğlenceli anneler için soğuk havayla ilk karşılaşma olduğundan telaşlı biraz da yorucu geçti ama biz de çok eğlendik bolca güldük. Montessori' yle tanışmamız fikirler, oyunlar ve etkinlikler, ev düzeni ve daha birçok şey yanında arkadaşlık açısından da bize çok şey kattı süreceğini dilediğim güzel arkadaşlar edindik kızım da ben de.
Hava kararıp soğuk da iyice bastırınca grip korkusu hakim ama hadi 10 dakikayı geçmeyelim oynasınlar değişiklik olsun diye yakındaki Özdilek oyun alanına gittik. Deniz gemmi gemmi diye tutturunca bebek kamikazesi diyebileceğim gemiye bindik anneler mi bebekler mi eğlendi daha çok bilmem.
Ege & Deniz otomobil sefasında inmek bilmediler biz de bütün jetonları harcadık Orkide' yle.
Deniz bir ara masadaki bardak kaşık takımına yönelip çay doldurup boşaltmaya başladı, bu arada Ege Deniz'in elini bırakmıyor koltukta annesi üstünü değiştirirken :)
1 Kasım. Kısa kollularla gezip arada örtünürken bu haftasonu kış geliverdi. Hava buz gibi oysa biz hiç hazır değildik miniğin kışlık montu bile yok henüz.
Önceden yapılan planlar sağnak yağmurla beraber suya düşmez, Yamanlar Dağı' nın kızıl ve karaçamlarla çevrilmiş bozuk mu bozuk yollarında Deniz tıngır mıngır beşikteymiş gibi uyurken, söğüt ve çınar ağaçlarıyla kaplı eski krater gölü Karagöl' e varılır.
Kimsecikler yok, girişteki görevli amca birşeye ihtiyacınız olursa ya da kahve isterseniz sesleniverin diyor. Bizim kahvelerimiz çaylarımız yanımızda atıştırmalıklarımız da. Yağmur hiç durmadı sessiz sessiz yağdı böylesi daha güzel sanki yağmuru izlemek, pıt pıt toprağa düşen sesini dinlemek, ördek ve kazların yağmurda gölde yıkanışını seyretmek.
Krater gölü Karagöl'e giden yollar da minik kraterlerle kaplı sanki çok bozuk.
Yağmurda dans.
İnsan kazların yerinde olmak ister mi hiç.
Yağmuru elleriyle yakalamaya çalışan minik ördek.
Yağmur yağıyor seller akıyor Denizkızı camdan bakıyor
Birkaç gezi turlama daha sonbaharın son demlerinde..
Deniz'in "deyde" si Seren'le Kemeraltı Kızlarağası.
Meydandaki kuşlarla şaşkın bir koşturmaca, Deniz teyzenin kokoş gözlükleriyle yan masalara oyun yaparken rahatça dibek Türk kahvesi yudumlama, köfte yemece ama Deniz'e yedirememe, bitmeyen kuyruğunu görüp bizim de kuyruğa girdiğimiz leziz şambaliciyi keşif, incik boncuk alışveriş, ve dönüşte vapurda herkesin başını döndürmece, anneyi martılara atmak için mama isteyerek bıktırmacayla geçen yorgun ama güzel bir gün.
Ha bir de teyzeden çok gerekli bir sözcük olan "Amanın" ı öğrenip yoldan geçenlere Amanınn diye bağırmaca, unutacağını umarken.
29 Ekim. Sabah erkenden Gülcan ve Özgür'le kahvaltıda buluşmak için yoldayken durup 29 Ekim vapurunu seyrettik. Deniz vapur' un bayram düdüklerine eşlik etti kaptanın çalışını taklit ederek. Cumhuriyet Meydanındaki kutlamalara gidemedik, bir güne dilediğimiz herşeyi sığdırabilsek..
Karınlar doyunca, Denizkızı da oyuna doyduktan sonra mis gibi nemli toprak ve ormanın kokusunu içimize çekerek Manastır düzlüğüne çıkış ve mini piknik.
Karahindibalara Deniz'in elinden kurtuluş yok püfff püff !!
İçtiğim suyu dudaklarımı büzüp yere boşalttım çok eğlenceli !! Annem kızdı galiba güzel bakmıyor?? Yok yok kızmamış ben güldüm o da gülüyor :))
Kızamıyorum ki ona parmağımı uzatıp bir daha yapma demedim mi ben sana diye bağırsam çatılmış kaşlarla üstten baka baka neler hisseder minicik haliyle. Beceremiyorum da gülmeye başlıyor minik dağılıyoruz.
Annem bana söyleniyor bazen, ona Deniz şunu yaptı bunu yaptı çok yordu beni dersem, hiç kızmıyorsunuz azıcık kızıver gitmez bir daha oraya ellemez abajurları kabloları diye, ama yok olmuyor hem zaten işe de yaramıyor kızmak bağırıp çağırmak çevremdeki örneklerden görüyorum.
Göz ardı edilmeyecek bir şeyse yaptığı hoşuma gitmediğini anlıyor bazen masadan kaldırıyorum beğenmediğimi söylüyorum, henüz küçük ne kadar anlıyor bilmiyorum tabii. Her zaman olumsuz davranışlarına tepki vermek dikkati çekmek yerine olumlu davranışlarını takdir etmek desteklemek gerekiyor. Tamam süper anne çağdaş anne olayım benim çocuğum çok özgür yetişsin hiçbir şeyine hayır demeyeyim derdinde değilim yok zaten öyle bir şey varsa da sınırsız özgürlük belki çocuğun karakterine yapısına uymayacak her zaman aynı sonuçlar alınmayacak.
Kitabına göre çocuk büyütülmüyor sen kendini kalıba sokmuş oluyorsun sonuç alamayınca da başarısız bir anne miyim diye düşünürken buluyorsun kendini. Mutlaka faydaları oluyor kitapların insanın bakış açısını değiştiriyor fikirler veriyor ama kuralları şartları şurtları olmuyor uymuyor.
İç sesine, iç güdülerine güvenmek her çocuğun farklı olduğunu kabullenmek gerekiyor öncelikle, özellikle uyku konusunda acaba şunu mu denesem yok bu daha yumuşak bu yöntemi deneyeyim diye karar veremezken bir bakıyorsun geceleri seni perişan eden çocuk sabaha dek deliksiz uyumaya başlıyor, her şeyin bir zamanı olduğu gibi.
Leyla Navaro' nun kitabı Gerçekten Beni Duyuyor Musun? bir başvuru, arada alıp okunarak bilgilerin tazeleneceği bir kitap, iletişim üzerine çok güzel anlatımları var doğru iletişim kurmanın yollarının öğrenebileceğini bir çok örnek olay vererek anlatıyor hiç sıkmadan.
Önceden Deniz düştüğünde ya da kafasını çarptığında -ki gerçekten acımamışsa hiç ağlamaz kalkar oyununa devam eder- ağlarsa yok acımadı acımadı geçer canım, ağlama der ya da dikkatini başka yöne çekmeye çalışırdık hep öyle görmüşüz ya.. Çoktandır eğer ağlarsa ona sarılıp canın acıdı biliyorum acımıştır canım benzeri şeyler söyleyip teselli ediyoruz duygularını acısını inkar etmeden. Sizin canınız yandığında birisi aynı şeyi yapsa ve yok canım niye acısın ki sen nereden anlayacaksın deyip elinize birşeyler tutuşturup al oyna bununla unut, tarzı davransa neler hissedersiniz.
Kitap biz büyüklerin özellikle çocuklardaki üzüntü, korku, kıskançlık gibi acı veren duyguları algıladığımız zaman kabul etmekten ve isimlendirmekten korktuğumuzu anlatıyor. Çünkü kabul edersek veya isimlendirirsek bunların kalıcı olacağını, çocuğun mutsuz, korkak ya da kıskanç olabileceğini düşünürüz dolayısıyla inkar ederiz. Çocuğun duyguları üzüntüleri kendi boyuna göre gerçek ve geçerlidir, anlaşılmadığını gören çocuk bunu duyurmak için daha aşırıya kaçar, daha çok ağlayarak veya hırçınlık ederek kendini duyurmaya çalışır. Duygusunun kabul edildiğini hissederse rahatlar, daha kolay teselli bulur.
Sadece çocukla değil tüm sevdiklerimizle iletişim sorunlarına yönelik bir kitap; sadece söylenen sözcükleri duymayın ardındaki duygu dolu mesajları almaya çalışın, kendinizi dinlemekten çok karşınızdakinin aslında ne dediğini anlayın yanlış algılamadan.
Gezginin karnı doyduktan sonra gözü pabucunda olurmuş.. Deniz de o misal bütün gün gezsek hiç yorulmadan hoplaya zıplaya yoluna devam ediyor, hiç uyumadan huysuzlanmadan.. Pusette uyumak tarih oldu çoktandır geri gelir mi ki?
Cumartesi Petshop fuarı'ndaydık, Deniz'in arkadaşlarıyla buluşamadık geç gittiğimiz için önümüzde 2 yaş sendromu ve trafik vardı. Evden zamanında çıkmak bir hayal oldu giyinmiyor soyunmuyor kendi seçiyor kendi giymek istiyor "bem dendim bem dendim" beni de kendi giydirmek istiyor elimden tarağı alıyor sonra tokaları da istiyor sonra parfümü sonra kremi yine tarağı şapkasını çantasını yok öteki çantayı..çok komik hallerdeyiz.. Elif berbat trafik var deyince geri dönüp arabayı bırakıp Deniz'in de favorisi vapurla gittik.
Fuar alanı neden bu kadar havasız ve sıcak. Deniz'le kitap fuarına gittiğimizde de aynı durum vardı ancak yarım saat dayanabilmiştik. Deniz çıldırdı bir sürü evcil hayvanı bir arada görünce özellikle de köpekleri, biraz daha kalsak bir köpek alıp çıkacaktık, günün birinde o da olur adı da Diego olur kimbilir..
Pazar günü Bozdağ, Gölcük. -buradan bilgi alınabilir- Yol uzun muzun hava yağacak gibi ama düştük yollara hiç pişman olmadık.
En son Deniz daha akla bile düşmemişken Seren ve Serdar'la gidip bir gece kalmıştık kar soğuğunda..ne güzel günlerdi gece soğukta ateş başında sıcak şarap içip yine de ısınamayıp otelin bahçesinde göl kenarında top koşturmuştuk. Kayak mevsimi başlamadan tam da bu zamanlarda sonbahar dinginliğinde gidilebilecek en güzel yerlerden geçen yıllara göre göl biraz kirlenmiş olmasına rağmen..
Kestane gürgen palamut altı yaprak üstü bulut gel sen burda derdi unut orman ne güzel ne güzel lay lay lom
Böğürtlenlerin de tadına bakmam lazım
Biraz da şebeklik
Göl manzaralı park bulmuşum oynamadan geçilir mi..
Bu da Deniz'den bir diyalog herşeye böyle cevap bu ara, - deniz bak kozalaklara - kokaka oodda *orada - başka nerede var? - oyda da - başka? - oyda da da
Bir boyalı kuştum Bir boyalı kuştum ben Umut ettim çok Çok hayal kurdum Yükseklerde uçtum Seni buldum Ya da sen beni buldun .....
Bu hafta anne-kız evde yalnızız, Ateş yurt dışında inşallah yarın gece gelecek, iş çıkışı eve geldiğinde Deniz'le onun ilgilenmesi bana baya yardımcı oluyormuş her ayrılıkta daha iyi anlıyorum.
Bolca parmak boyası yaptık ortalık battı tabi ama kızım güzel eserler ortaya çıkardı benim parmağım olmayanları babaya göstermek üzere sergiye astık. Daha önce fotograf çekememiştim bu sefer makinanın da boyanmasını göze alıp bolca çektim. Deniz çok eğlendi bıraksan akşama dek heryeri boyayacak öyle bir heves..
Kış kasveti gelmeden ne kadar dışarda olsak kardır deyip Deniz'in arkadaşlarına da rastlarız umuduyla her zamanki parka gittik, sahile çıktık çimenlerde koşturduk. Ne kadar büyüdü sarı sıpam salıncakta minicik dururken dolduruyor şimdi.
Dün ve bugün toka sevdalısı oluverdi birden, takmamı istiyor sürekli, kafasına hiç birşey takamıyorduk şimdiye dek zaten o kadar ince ki saçları toka da durmuyor. İnceleyip durdu saçlarını aynada çok hoşuna gitmiş olmalı hızını alamayıp öptü kendini.
Ve her uyku öncesinde, her sabah uyanışında babasını sordu ..