Geçen günlerin en önemli gelişmesi Deniz' in kreşe başlaması oldu. Yarım gün, 3 saat kadar. Daha önceden deneme amaçlı bir gün katılmıştık anne- kız ama uzerinden neredeyse aylar geçti ben versem mi vermesem mi gerek var mı profesyonel bir yer degil, hoşuma gitmedi ve daha nice bahaneler buldum. Anladım ki isterse benim kriterlerimde muhteşem bir yer olsun hiç bir yer benim kafamda güvenli olamayacak önce annenin kendini eğitmesi gerekiyor.
Deniz'in yakın arkadaşları başlayıp üzerinden 1 ay geçince ve anneleri de memnun kalınca Deniz adına iyi olacağına karar verdim ve başladı(k). Fena da olmadı şimdilik 2. haftası, bu hafta hiç ağlamadı. Başlatmadan önce defalarca anlattım sabah ben seni bırakacagım arkadaşların ve ögretmenlerinle dans edip şarkılar söyleyip oynayacaksınız öğle yemeği öncesi de ben gelip seni alacağım. Ama ben ne kadar söylesem de anne sen de bizimle kal diye ekledi arkasından. İlk hafta ilk gün benim onunla kalmayacağımı anlayınca ağlamaya başladı sen de kal diye, tam o sırada Jada annesiyle gelince susup yanına koştu. Ben ve Coral kızları uzaktan izleyip gitmeye hazırlanırken bu sefer ben kendime engel olamayıp ağlamaya başladım ama ne ağlama. Hangimizin ağlaması gerekiyordu?? Neyse ki Deniz görmedi. 3 senedir birkaç gün anneannesi dışında hiç bir yere bırakmadığımı sürekli kuzu sarması şeklinde yaşadığımızı düşünürsek normal olsa gerek. El salladım, o da bana salladı ayrıldık. Dış kapıdan çıkarken ağlamasını duydum sonra da sustuğunu. İkinci gün de biraz ağladı sonradan çok sevdiği görünce zıp zıp zıpladığı Hintli arkadaşı Kashni gelince sustu. Dış kapıdan çıkarken gene çığlığını duydum oyundan sıyrılıp beni hatırlamış anne diye ağlıyordu. Sonradan öğrendiğim 2 dk. için ağlamış ve yine oyuna dalmış, gün içinde de hiç ağlamamış. Yine güvensiz anne ben, bana böyle söylüyorlar ne malum anlattıklarının dogru olmadıgı diye düşünüp, Deniz' i okuldan alışım sonrasında onu sıkmamaya çalışıp sorguladım seni göremedim biraz ağladım ama sustum dedi hep.
İlk hafta son gün yani cuma; Kashni hasta yok, Jada, Elay havanın soğuklugundan gelmemişler, arkadaşlarını göremeyince fena ağladı içli içli annecim beni bırakma seninle gelmek istiyorum deyince içim elvermedi o an gerçekten de orada olmak istemiyordu bırakmadım, kucakladım dışarlarda gezdik. O gün onu kreşe bırakmayıp geri almakla hata yaptıgımı düşündüm sonrasında, başka bir çözüm bulabilir miydim diye kızdım kendi kendime. Gelecek haftayı ve neler olacagını beklemek eziyet oldu.
Düşündüğümün aksi oldu herşey hava güneşli nefis tüm çocuklar orada olunca hiç ağlamadan mızmızlanmadan bahçede oynamaya başladı. Jada annesini öpünce o da bana koştu sarılıp öpüşerek ayrıldık. Böyle devam ediyor bu hafta maşallah !!!
E bana da yaradı 2,5 saat kadar yalnızım boş boş oturup elimde kahve duvara bakmak bile keyifli. 3 sene çocuğuyla yalnız olup birden kendiyle başbaşa kalınca ne yapacağını bilemeyen anne durumu. Ha bu boş (!) zamanımın çoğu yemek yapmak ve alışverişle geçiyor ama arada vakit de yaratmaya çalışıyorum.
Deniz okul çıkışı hemen olmasa da gün içinde parça parça aklına geldikçe bana yaptıklarını anlatıyor. Eğlendiği güzel vakit geçirdiği belli, "Jada' yla kedi olduk sonra da aslan maooow diye", " Kashni bizim annemiz oldu hepimize su verdi biz de bebek olduk Jada da bebek oldu", "bugün Elay ağladı ben hiç ağlamadım çişimi yaptım ögretmen ellerimi sabunla yıkadı ben de yıkadım; öğretmenler noodle verdi ben yemedim ama sevmedim" şeklinde kısa kısa raporlar alıyorum.
Okulda saat 9 civarı snack olarak ya pirinç makarnası noddle ya da Çinli' lerin ekmek dediği bizim ekmeğimize hiç benzemeyen bir hamur işi veriyorlar neyse ki şekersiz. Uzak doğuluların kahvaltı ve snack anlayışı böyle. Zaten kahvaltısını güzel yapmış Deniz noodle yemiyor ekmeğin üstünü biraz yiyorum diyor ben de hiç yeme diyorum?!? Kashni'nin annesi Shelley ve ben okulun Christmas partisinde yönetici bayanla konuştuk ama anlaşılan pek takmadı ki hala bunları veriyorlar, ben Deniz'in yanına dilimlenmiş elma- mandalin-havuç gibi atıştırmalıklar koyup ögretmenine bunları da çıkarmasını söylüyorum.
Okul yöneticisi bayanın soğuk tarzı dışında can sıkan birşey yok henüz. Deniz eğleniyor sevdiği arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, ikisi Çinli ve günde 1 saat vakit geçirdikleri 2 Amerikalı öğretmen güleryüzlü, bu şimdilik bana yetiyor. Keşke daha iyisi elimden gelseydi ama buradaki şartlar diğer okullara olan mesafenin fazlalığı buna elvermiyor.
Keşke demek fenaydı değil mi hele de çocuk sözkonusuysa. Şimdiye dek "anne" olarak iyi gittiğimi düşünsem de. Deniz' e bakınca gerçekten mutlu; her duygusunu ifade edebilen, kendinden büyükler dahil çocuklarla vakit geçirmeyi sosyalleşmeyi seven şarkılar söyleyip dans eden oyunlar uyduran bir çocuk. İçimden geldiği gibi onun isteklerine ihtiyaçlarına uygun davrandım çoğu zaman, hep sarılıp öpüp kokladım, yürümek ve puset değil de kucağıma gelmek isteyince hep kucakladım şımarması sözkonusu da olsa, yatakta onunla beraber zıpladım bolca gıdıkladım. Hatta her gece uyansın da yanımıza gelsin sarılıp uyuyalım istedim. Babasıyla ona hep istediği kadar kitap okuduk kitaplar yetmedi masallar uydurduk. Ama yine de anne olmak - en azından benim için- hep kendini sorgulamakla geçiyor. Onunla geçen zamanın ne kadarı nitelikli, daha çok mu oyun oynamalıyım, sağlıklı ve iyi besleyebiliyor muyum? beni delirttiği zamanlarda çok mu kızıyorum bağırıyorum daha sabırlı olabilir miyim gibi gibi.. İlkinde böyle oluyor ikincide de böyle mi acaba?? Çocuk doğduğu anda annelik vahiyler şeklinde anneye inmiyor malesef, çocuğu büyütürken kendini de büyütüyorsun, çocuk seni eğitiyor. Ben bu kadar sabırlı ve sakin olabileceğimi düşünemezdim eskiden sabırsız bir insandım Deniz beni resmen terbiye etti.
Deniz ve kırık dişi"
3 yaşına çok az kaldı Deniz' in. Görünüşe göre 1.66 lık annesini ileride çok geçecek şimdiden tam 1 metre boyunda 16,5 kiloda bıcır bıcır yaramaz küçük bir hanım. Yaramaz olduğu konusunda kararsızım yaramaz mı çok mu hareketli yerinde mi duramıyor. Çok yakın bir arkadaşımın babası yaramazlıkta kötü niyet olur senin çocukların yaramaz değil fazla hareketli gibi birşey söylemişti ona, okuyorsa o bilir. Bu aralar aslında babasına ve bana kök söktürdü belki de yeni düzenin getirdikleri.Bir önceki yazıda bahsettiğim diş hekimine ilk onun için gittik. Hongkong vapurunda yerinde oturamayıp zıplarken koltuğun kenarına ön dişini çarpıp kırdı. Şimdi ayna karşısına geçip "benim adım Denij benim diçim kırııık" diye şarkı söylüyor. Ona eğlence oldu ilk zamanlar herkese gösteriyordu kırılan dişini. Ben endişe ettim diş öldü mü yemek yiyebilecek mi diye. Gözlemleyeceğiz, acısı ve renk değişimi olmadığı için diş büyük olasılık ölmemiş dedi diş hekimi.
Buralarda bu ara bazen sinir bozucu hale gelen bir Kristmıs havası hakim. Her yerde restorantlar alışveriş merkezleri dükkanlarda tekrar tekrar çalan merry xmas şarkıları yeniyıl süsleri partiler. Christmas' ta ne yapıyorsunuz, aaa siz kutlamıyor musunuz soruları?? Hadi Honkong'lular tamam uzun zaman İngiliz sömürgesi olmuşlar bir şekilde onlar gibi yaşıyorlar ama Çinliler'e ne oluyor inandıkları bir din yok hem onların yeni yıl kutlamaları Şubat' ta başlıyor. Belki de biz hatalıyız maksat kutlama olsun. Ayın 24 ve 25 'inde burada partiler kutlamalar özel restorant ve otel yemekleri var, her yerde ilanları. Hintli arkadaşım Shelley ve buradaki kalabalık Hintli camiası da kutlamalara çoktan başladılar. Onun anlattıgına göre her haftasonu partileri var bunalmış durumda. Hintlileri çok kıskanıyorum o kadar kalabalıklar ki. Burada yaşamaktan memnun olsalar gerek yoksa bu kadar Hintli'nin Çin' de işi ne. Bugün ben de 2 Hongkong' lu arkadaşımdan cuma ve cumartesi için parti daveti aldım gidiyoruz bakalım Xmas' ı kutlayalım :)


Avustralyalı arkadaşım Lynn ve iki kızı ülkelerine döndü temelli. Az önce ona bayıldığı kısır ve havuçlu kekimin tarifini yazıp gönderdim. Eşi burada, arada nadir de olsa tatillerde gelecekler. Ben ve Deniz için kötü oldu gerçekten üzüldüm, herkesle aynı arkadaşlık yakalanmıyor. Anniina' dan sonra kendime yakın hissettiğim ikinci arkadaşım olmuştu, birbirimizi geç bulduk ama kısa da olsa çok vakit geçirmiştik. O da benim gibi çocukla otobüse metroya binip şehri gezmeyi seven biri. Kızlar da anlaşıp kavga etmeyince zaman güzel geçti. Deniz yaşıtı 2,5' tan birkaç ay büyük Olivia' dan daha çok 5 yaşındaki Isabelle' le çok iyi anlaştı. Geçen zamanda sadece 2 yaş değil 5 yaş krizlerinin de mevcut oldugunu gördüm. Dışardayken iki ufaklık Deniz ve Olivia belki hiç ağlamadı, ama Isabelle arada arıza yapıp "mummy you dont listen to meee" diye bas bas bağırıp deli gibi ağladı küsüp Deniz ya da Olivia'nın hiç oturmadığı pusetlerine kapattı kendini. Çok tatlılar ikisi de, yaşları yakın 2 kız annesi olmak isterdim geç kaldık..
Ateş'in doğumgününü kutladık, 21 Aralık. Buradaki 4,5 kişilik ufak Türk kabilemizle. Selçuk, Onur, Ateş, ben ve Deniz. Deniz babaya süpriz yapmadan önce kafasında kurmuş bana anlatıyor "annecim şşş babaya söylemeyelim plan yaptım ben mumların hepçini ben üfliycem paçtadan bi dilim sana vercem bi dilim ben yicem babaya kalmayacak hihihi" böyle de hain planları var babası için.
2010' u bitirmek üzereyken geçen sene bu zamanlar aklımızı kurcalayan gitmek mi kalmak mı konusu bu kez kendisini zıt yönde tekrarlıyor. Henüz belli değil, bu belirsizlik geleceği görememek beni huzursuz ediyor. Dönmek de istiyorum kalmak da. Burası da evimiz oldu geçen zamanda, Deniz mutlu dil ögrenmeye başlamışken devam etmeli diye düşünüyorum. Evimi İzmir'i çok özledim. Arkadaşlarımı, onlarla yüzyüze sohbet etmeyi. Annemi babamı çok çok özledim bir de İzmir' imin gevreğini ve beyaz peynir. Burnumda tütüyor kalbim midem sızlıyor düşündükçe..