Bir zeytin bu çekirdek aileyi bu kadar mı mutlu eder. Bayram yaşadık dün akşam, pazar kahvaltı masası kurduk, sucuklu yumurta, ezine beyaz peynir, eski kaşar ve siyah zeytinlerimiz baş köşede. Türkiye' den bir arkadaş geldi sağolsun siparişlerimizle. Deniz' in biten diş macununu alamamış ama olsun gelenler telafi etti. Her gün 4 'er tane yiyeceğiz zeytinlerden, sadece Deniz' in limit aşma hakkı var. Halimize güldük ne kadar güzelmiş kıymet bilmek.
Hayatı güzelleştiren bir diğer şey de arkadaşlar bu ara. Rastlantı sonucu buldugum bir telefon numarasının izini sürünce uluslararası bir play group'a dahil olduk Deniz ve ben. İyi ki de aramış ve uğraşmışım dedim. Her hafta evlerde toplanan anneler ve ufaklıklar. Finli, Hintli, Hongkong ve Avustralya melezi, Çin ve Alman melezi, İsrailli, Filipinli arkadaşları oldu Deniz'in. Henüz beraber oynamıyorlar bu grupta, buna da en çok Deniz sıkılıyor. Deniz uzun zamandan beri yaşından olgun davranıyor genelde 2 yaş çocukları beraber oynamak için ısrarcı değiller ama Deniz illa ki arkadaşla oynamak beraber birşeylerle ugraşmak istiyor. Hatta ellerinden tutup sen bunu alsana böyle gel buraya otur beraber oynayalım diyor. Dil problemi de var tabi şimdilik. Bazen ben eski arkadaşlarımı istiyorum yenilerini değil diye isyan ediyor kendince. Ama gidecegimiz zaman da koşa koşa hazırlanmaya başlıyor. Zaman gerekiyor bazı şeyler için.
Finli anne Anniina' yla arada araşıp buluşuyoruz. Bu tekli buluşmalar kesinlikle daha kazançlı oluyor hem benim hem Deniz açısından. Anniina o kadar içten ve yardımcı ki, ben ilk 3-4 ay çok zorlanmıştım diyor halimden anlayarak bana bakarken. Sayesinde bir sürü şey ögreniyorum her buluşmada, ya da maille bana burada yardımcı olabilecek bilgiler gönderiyor. Kıza minnettar bakıyorum hep hani sarılıp öpeceğim iyi ki seni tanıdım diye. 3 çocuk annesi, 3 yaşında ikizler ve okula giden 5 yaşında bir abi. Buluştukça çocuklar da kaynaşıp birbirlerini benimsediler, Deniz göl kenarına gideceğimiz zaman arkadaşlarımı da arayalım anne diyor. En üzücü yanı ise Temmuz ortasında ülkelerine dönüyor olmaları.


Bugün Anniina, ve 1 yaşındaki bebeğiyle çıktığı 3 haftalık Asya seyahati dönüşü Annina'yı ziyarete gelen arkadaşıyla beraberdik, Sanna, ve tabii 4 çocuk. Öyle aman ufacık bebekle koca yol mu tepilirmiş demiyorlar hiç, bizde şehir değiştirmek bile külfet gelir bebekle. Kız doğum iznini tatil ve seyahat fırsatı olarak kullanmış aynı zamanda, bir sürü yer gezmiş bu sürede. Şimdi de ailesiyle çıktığı 3 haftalık Asya tatili bitmiş, 1 hafta da sadece bebek ve o burada vakit geçiriyorlar. Hayran kaldım çok özendim, keşke bizim ülkemizde de gelir düzeyi ve standartlar yüksek olsa da insanlar güven içinde özgürce hakettikleri gibi yaşayabilseler. Neyse daha 40 fırın ekmek yememiz lazım.
Yeni bir alışveriş merkezi ve batı tarzı yemekleri olan hoş bir restoranta gittik, çocuklar için alışveriş yaptık, kahve içip sohbet ettik. Onlara çocukluğumun Marmaris' inden hafızama kazınmış birkaç turistik Fince sözcük söyledim gülüştük, nasıl da aklımda kalmış. Deniz ve güneşe bayılıyorlar Marmaris ve Antalya' ya giden tanıdıkları çokmuş. Ben de o deniz esintisini nasıl özledim iyot ve yosun kokusu burnumda tütüyor. Sanna Asya adalarını gezmekten iyice bronzlaşmış, beyazlıklarını kaybetmekten deli gibi korkan güneş altında şemsiyeyle gezen ve her daim beyazlaşmaya çalışan Çinli kadınlar arasında sıyrılıyor hemen. Burada ultraviyole gerçekten çok güçlü Çinliler güneşten kaçmakta haklılar aslında, hava sıcak -ve bu ara- genelde kapalı güneş bulutların arkasındayken bile cildi yakıyor fark ettirmeden.
Genelde sabah erkenden buluşuyoruz 9-9.30' da. Geç kalmayalım diye akşamdan herşeyimi hazır ediyorum bizim ülkede buluşmalar bu kadar erken planlansa çoğunluk itiraz ederdi büyük ihtimal. Şehrin ardından Anniina' lara gittik, Deniz çocukların oyuncaklarıyla hazine bulmuşa döndü. Beraber zıplayıp koşturdular evin içinde. Bizim denizkızı her arkadaş evinde mutlaka lazımlık arayıp çiş yapmak istiyor tuhaftır, bugün tuvaletteki iki lazımlığı da ardarda test edip onayladı. Anniina' nın Ai' siyle de tanıştım. Ai, Çince' de ev işlerine yardımcı, çocuk bakıcısı anlamına geliyor. Çocuklar ondan birkaç Çince pratik de ögrenmişler anlaşıyorlar gayet güzel. Burada neredeyse bütün yabancı ailelerin Ai'si var herkesin isteğine göre geliş süreleri ya da yardımcı oldukları işler. Evi temizleyip ütü yapıyorlar, istersen akşam için Çin yemeği pişiriyorlar, ya da çocuklarla ilgileniyorlar. Tabi güvenilir birini bulmak gerekiyor.
Bu arada Avm' den restorana giderken pazar gibi bir yerin ortasından geçtik. Yalnız olsam, fotograf makinem ve bolca vaktim olsaydı diye düşündüm. Pazar dedim ama sadece sebze meyva değil et de satılıyor. Kesilmiş ya da canlı. Pek hoş koktuğunu söyleyemem çocuklarla hemen kaçtık ortamdan. Çinliler herşeyi taze yemeyi seviyorlar, yani canlı canlı al eve götür. Daha önce markette su ürünlerinin satıldıgı yerde havuzda yüzen kaplumbağaları görmüştüm Deniz görünce sevmek için yanlarından ayrılmak istememişti, bu kez de Deniz anne bak kubağaaa diye bağırınca pazarda suda satılan canlı kurbağaları göz ucuyla gördüm zaten seslerini duymamak imkansız sonrasında. Kızlarla akşama kocalarımıza güzel bir yemek mi pişirsek diye esprisini bile yaptık hızlı hızlı geçerken. Ve daha ne oldugunu anlamadığım birçok şey daha. Su yılanları da çok revaçta. Çinliler herşeyin her yerini değerlendirip yiyorlar bu kadar insana yiyecek mi dayanır. Özellikle de su ürünleri, denizden babam çıksa yerim deyişi burada cuk oturuyor. Yumuşakçalar, renk renk deniz hıyarları, bilumum su bitkileri. Tavuk ve ördek çok yedikleri kümes hayvanları ama çok farklı şekillerde yiyorlar ona başka bir yazıda değineyim çok konudan çıkmaya başladım zira.
Uzun lafın kısası buraya alışıyoruz, arkadaşlıklar hayatı kolaylaştırıyor güzelleştiriyor. Deniz arada biraz cadılaşsa da eskisi gibi benim minik meleğim oldu, ilk zamanlardaki hırçınlıkları kalmadı. Çok dilli her lafıyla bizi dumura uğratıyor, çok tatlılaştı. Espriler yapıp gülüyor güldürüyor. Mutfaktaki de en büyük yardımcım şu aralar kendisi, yemek yapmak ya da bir iş için mutfağa girecek olsam sessiz sessiz korkarak gidiyorum, ki arkamdan bir ses "hiiii annecimm yaçaçınn sana yaydım edeyim yemek yapayım ekmek yapayım beyabey, du bekle geliyoyum hemen!" diye çığlık atıyor ve koşturarak minik yeşil taburesini kapıp tezgaha yanaştırıyor . Ben de ona iş veriyorum elim mecbur, sebze ayıklıyor çekirdek temizliyor, ekmek ya da kek hamurunun malzemelerini döküyor yumurta çırpıp, portakal suyu sıkıyor, yemeklerin baharatlarını mutlaka o ekliyor. Hiç iş olmazsa evye başında süngerle bardaklara su aktarıyor, bulaşık yıkıyor kendince. Ondan mutlusu yok bu zamanlarda.