Hobiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hobiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.11.06

Meraklisi Icin Beri'nin Modeli

Ozel istek üzerine, cocugunu bahane ederek icindeki cocuk icin oyuncak ayi Beri'yi örmek isteyenlere...

Soldan saga: Beri, Robi

Orme asamalarinin fotograflarini cekmedigim icin resimli bir talimat hazirlayamadim. Ama zaten örgü bilenler icin cok kolay (fotografsiz da olur); yeni baslayanlar icin epey zor (fotografli da olsa zor) bir model bu, hele de daha önce corap sisi kullanmadiysaniz. Terimlerin Türkcelerini de bilmiyorum, kulaktan dolma, yalan yanlis yazdiysam kusura bakmayin.

Malzeme : 5’li çorap şişi, 100 gr kadar yün

Orgü : Bacaklar, gövde ve kafa tek parca halinde örülüyor. Yünü cift kat kullanin ki siki bir örgü olsun.

Birinci bacak icin 4 sise 4’er ilmek (=16 ilmek) atarak halkayi tamamlayin ve 5 sisle haraso örmeye baslayin. (Corap sisiyle haraso örmek icin bir sira düz, bir sira ters örmeniz gerekiyor.) 9 cm yükseklige kadar ördükten sonra tüm ilmekleri beklemeye alin. Ben ilmekleri iki cengelli igneye takarak bekletiyorum ama yedek bir sis de kullanilabilir.
Ikinci bacak icin de aynisini yapin. Daha sonra iki bacagin ilmeklerini herbir siste 8’er ilmek olmak üzere 4 sise dagitin (=32 ilmek). Siraya basladiginiz yer arka orta olsun. Gövde icin de 9 cm örün.
Kafaya gectikten 4 sira sonra, yani 5. sirada, ayinin yüzünü olusturmak üzere, 2. sisin son 2 ilmegi ile 3. sisin ilk 2 ilmegini düz örün. 6.sirada 2 sisin son 3 ilmegi ile 3. sisin ilk 3 ilmegini düz örün. 7. sirada 2. sisin son 2 ilmegi ile 3. sisin ilk 2 ilmegini düz örün. Daha sonraki siralarda tüm ilmekleri haraşo örerek devam edin. Kafa icin de 9 cm ördükten sonra düz keserek kapatin.
Kollar icin 1. ve 3. sislere 3’er, 2. ve 4. sislere 4’er ilmek (=14 ilmek) atarak 8 cm haraso örüp kapatin.
Birlestirme:
Göz, burun ve agzini siyah yünle isleyin. Bacaklara basladiginiz kenari büzerek kapatin. Bacaklarin, gövdenin ve kafanin icini doldurun. Ben doldurmak icin artik yün kullandim. Istediginiz sikilikta doldurduktan sonra kafanin üst kenarini dikerek düz sekilde kapatin. Ust köseleri verevine dikerek kulaklari olusturun. Boyun hizasinda beyaz yünle minik teyel dikisleri atarak hafifce büzün. Kollarin alt uclarini büzerek kapatin, iclerini doldurun ve gövdenin iki yanina dikin.

Belden yukarisi ve kollarini bir sira beyaz, bir sira kahverengi örerek kendinden kazakli da yapabilirsiniz benim gibi, ama ben beyaz yünüm azaldi diye kahverengiyi isin icine karistirdim, yoksa Robi gibi giyip cikarilabilen bir giysi daha güzel oluyor.

Kolay gelsin:)

Fatma, iyi ki istedin de "yasam" disinda bir kategoriden yazim oldu kac zaman sonra. Orgünün kendisi de, yazmasi da iyi geliyor ruha.

17.7.06

Fimo Turnuvası

İlk kez tanıştık fimo hamuruyla. Aslında yaparken oyun hamurundan bir farkı yok, esas fark fırınlandıktan sonra bozulmamasında. Nemo anneannesini de çağırdı, masanın çevresine bizi yerleştirdi ve "heykel yarışması"nı başlattı. Nemo bir tırtıl, bir deniz anası ve bir salyangoz yaparak hızla heykellerini bitirdi ve çizgifilm seyretmeye gitti. Anneanne önce sarı bir kaplumbağa, sonra bir minik ördek yaptı. Ben her zamanki gibi işi ciddiye aldım:) Hiçbir şeyi hafife alamıyorum, ne yapayım... Tabii yarım saatte ancak bitirdim. Oyun arkadaşlarım çoktan dağılmıştı, ama jüri olarak yeniden toplandılar. Deniz anası ve tırtıl heykelleri birinciliği paylaşırken, çocuk heykeli ikinci, kaplumbağa üçüncü oldu.
Şeker hamurundan o süslemeleri nasıl yapıyorlar, bir kez daha hayret ettim...

31.1.06

Başını Serin, Ayağını Sıcak Tut

Tataaaa:) Huzurlarınızda ördüğüm ilk ve muhtemelen son çoraplar... Bir çile yün bile gitmedi, ama haftalar sürdü. Ben bunlara bir heves Düsseldorf dönüşü yolda başladıydım! Gerçi ilk teki bir haftada bittiydi, uzun süren ikincisi. En fazla 5YTL'ye alasını alırdım da olay becerebilmekte. Baktım blog kızları tarhana yapıp domates kurutuyor... Bana epey büyük geldi, Shrek "ben giymem öyle şey" demeye devam ediyor. Kendime öreceğimi bilsem daha neşeli renkli bir yün alırdım. Hediye edebileceğim, ben ördüm diye bir yün çoraba değer verecek başka bir erkek de yok hayatımda. Babam hayatta olsa giyer miydi acaba? Ben lisedeyken de babama bir kazak ördüydüm, saç örgülü, baklavalı bir kazak, onu giydiydi, evde giyerdi ama olsun, modeli alengirliydi ama boyunu tutturamadıydım. Babamı başka bir yazıda anarım, öyle çorapların peşinden olmaz.
Bu arada niye kilo aldığımı veya veremediğimi bir kez daha anladım; sorun geceleyin ortaya çıkıyor ve kendimi kaybediyorum. Bir önceki hayatımı kıtlık zamanında, hayatta kalmak için bulduğu anda bulduğunun hepsini yemek zorunda olan biri olarak geçirdim sanırım :-p Şaka bir yana, bir yerde "mutsuzluk şişmanlatır" diye okumuştum. Evlendikten sonra kilo alan çiftlerin de düzenli hayattan filan değil "ifade edilemeyen kızgınlık"tan şişmanladığı söyleniyordu. Kendi içinde tam ve huzurlu olamayan kişi içini dışarıdan aldıklarıyla doldurmaya çalışıyor, başkalarının övgüleriyle, yedikleriyle vs. Bu açıklama benim aklıma yattı. Bugün de iyi başladıydı ama öyle bitmedi.
Sabah : kepekli ekmekten tost (150), Ara : 1 dilim ıslak mikrodalga keki (300), Öğlen : 2 ızgara köfte (150), soslu patlıcanlı salata (150), Ara : 1 elma (60), Akşam : 2 tabak kabaklı makarna (700) !!! Üstelik daha gün bitmedi...

22.1.06

Ahşap Boyama Anıları

Acemilik zamanımda Blogger'da kategori açma fonksiyonu olmadığını fark edince yemek tarifleri, ahşap boyama gibi kategoriler için birer blog oluşturup onlara link vermiştim. Şimdiyse arşiv blogu açıp eski yazılara kategoriler altında link verme yöntemine geçiyorum. Tarifler ana blogun altında da yer aldığı için diğerini silmek kolay oldu, ama "boyadıklarım"ı da silebilmek için oradaki iki yazıyı aşağıda topladım. Ortalıkta boyadığım ne kaldıysa onları da ekledim. Aman ne de kıymetliymiş boyadıklarım :-p

* * * * * * *
İlk hevesle boyadığım tepsilerden biri anneminki. Pek benim tarzım değil ama onun evine böyle bir şey gider diye düşünmüştüm. Fon olarak kızıl kahve üstüne koyu kahve ile ahşap dokusu, üstüne serbest desen. Desenin simetrisini tutturabilmek için önce yarısını kağıda çizip ayna simetriğini kopyaladığımı hatırlıyorum. Kenarlara yaldızlı parmak boya, üstüne parlak cila.

* * * * * * *

Shrek'in banyosuna kucuk misafir havlularinin durmasi icin boyamıştım. Altina kullanilan havlularin atilmasi icin bir sepet koyabilirdik. Ama simdi icinde elbette dergiler duruyor. İç yüzeye beyaz üstüne mavi kuru eskitme yapıp, ön yüzüne kum, deniz ve gökyüzünü boyayıp üstüne peçete tekniği uygulamıştım. "Peçete tekniği" deyince önemli birşey zannediyor insan, ama peçetenin üstündeki deseni kesip sadece üst katını ayırarak peçete tutkalıyla yapıştırmaktan ibaret aslında.

* * * * * * *

Konu ahşap boyamadan açılmışken eskileri karıştırdım ve Shrek'e yaptığım çay poşetliklerini buldum. Fikir Shrek, tasarım ve uygulama Dory. Shrek her akşam yemeğinden sonra 2 adet Seylan ve 1 adet Earl Grey demlik çay poşetini sıcak suyun içinde 5 dk kadar bekletir; bu arada soğumasın diye çay mumları ile ısıtan delikli metal bir şeyin üstüne koyar. Şaşmaksızın her akşam tekrarlanan bu çay seremonisini pratik hale getirmek için benden duvara asılacak çay poşetliği istediğinde bunları yaptım. Desen ve renkleri Lipton'dan kopya.

* * * * * *

Başlamışken salonun başköşesini süsleyen maket tren rafımızı da göstereyim ki eksik kalmasın. En usta işi olan parça o zaten. Shrek'in maket tren koleksiyonu kolilerin içinde durmaktan kurtuldu bu sayede. Fotoğraflardan anlaşılacağı gibi yazın yapmıştık. O zaman blog camiasından haberim yoktu, yapım aşamalarını resimleyişimiz Shrek'in maket tren Yahoo grubuyla paylaşabilmek içindi.

Rafın kenarları ve orta rafı 18 mm'lik MDF, ara rafları 1 cm'lik cam, arka paneli kontrplak.

Kenarları birbirine monte etmek için kullanacağımız vidalara matkapla yuva açtık. Cam rafların oturacağı raf tutacakları için de delikler açıldı. Bu bölümleri Shrek yaptı tabii.

Vidalar sıkıldığı zaman kafaları MDF'nin içine gömülsün diye onlara yuva açtı. Matkabın ucuna takılan ve bu işe yarayan bir aparat bile varmış. (Shrek marangoz değil, doktor!)


Daha da sağlam olsun diye vidalayacağımız parçaları vidalamadan önce birbirine sentetik tutkalla yapıştırdık. 24 saatte kuruyor ve kururken şiştiği için mengeneyle sıkıştırmak gerekiyor.


Sonra kururken şişen ve taşan tutkalları temizledik ve her tarafını zımparaladık. Arka panel de monte olunca buna benzeyecek.
Sıra geldi benim uzmanlık alanıma, yani boyamaya...
Son montajı da tamamlanıyor ve
eşsiz maket tren rafımız duvardaki yerini alıyor.

4.12.05

El Örgüsü Oyuncak Ayı

Bu haftasonu da İstanbul'da geçti. Cuma akşamı gidip gitmemeyi "içime sorarak" (cevap gelmek bilmedi, yeğenim arayıp beraber alışverişe çıkmayı önermese hala düşünüyordum) , Cumartesi günü annem ve yeğenimle alış verişte, Pazar günü de gevşek bir ev haliyle geçti. Yaklaşan yılbaşı nedeniyle bir holdingin diğer müdürleri ve eşleriyle, bir bizim şirketin çalışanlarıyla, bir de bizim şirketin satış grubuyla ayrı ayrı üç kutlama bekliyor beni, ve her yıl olduğu gibi yine giyecek birşeyim yok; çünkü bir türlü aynı bedende kalamıyorum. Gerçi 40-42-44 arasında dolaşıp duruyorum, ama en son yılı 44'le kapatalı 5-6 sene olduğu için o zaman giydiklerim durmuyor haliyle. Muhtemelen zayıflayıp 40 bedene düşünce ablama vermişimdir, oysa geçen sene ben 12 kg alırken o da herhalde bir o kadarını veriyordu. Toplam kilomuz aynı kaldı yani:)) Ben oğlumdan uzakta, karbonhidratların sakinleştirici etkisiyle sağlam kalmaya çalışırken o da evinden, yurdundan, kocasından uzakta (kocasının muhteşem yemeklerinden de uzakta), bol bol yürüyüş yapıp salataya talim ediyordu. Geçen ay geldiğinde bana bu kilonun yakıştığını söyledi, daha yaşıma uygun bir güzellik veriyormuş.
Neyse, benim yılbaşı yemeklerine giyecek bir kıyafete, yeğenimin de yeni başlayacağı çalışma hayatına uygun ofis kıyafetlerine ihtiyacı vardı yani. Marks&Spencer, Faik Sönmez ve birkaç büyük beden butiğine baktıktan sonra kendime bir elbise diktirme fikrine sarıldım, çünkü bu dükkanlarda bulduklarımın hepsi siyah ve 52 beden, annem yaşında kadınların da giyebileceği tarzda. Öncelikle yeğenimin üniversite mezuniyet balosunda giydiği elbiseyi diken terziye uğradık, epey sohbet ve model bakma faslından sonra sıra fiyatını sormaya geldi. 700 YTL demez mi?! Boşuna o kadar konuşmuşuz, keşke baştan sorsaydım. Teşekkür edip dışarı çıktığımızda yeğenimle bir akşam dikiş kursu bulup bulamayacağımızı konuşuyorduk. O güncel Türk dizilerini benden daha iyi takip ediyor. Meğer popülist dizi senaristlerimiz artık kadınlara tekstil işini yakıştırıyorlarmış; kadın çalışacaksa ya terzi, ya stilist oluyormuş. Çok güldüm; dizileri analiz ederek toplumun eğilimlerini anlamaya çalışmak genetik mi acaba?
İkinci durağımız annemin mahallesindeki tadilatçı terzi oldu. Etilerden 4.Levent'e, apartman dairesinden de dükkana geçince fiyat 700'den 200'e düştü. Askılı bir model olsa 150'ye de olurmuş ama ben ya kol ya da cepken istiyorum kollarımı kapatmaya. Üstelik bir önceki, kumaş almamız için Osmanbey'deki Bağzıbağlı'ya gitmemizi önerirken, buradan Eminönü'ndeki bir kumaşçının adını aldık. Yarıyarıya fark ediyormuş. Pazartesi gidip bakacağım, hakikaten iyi bir yerse adresini veririm.
Üçüncü durağımız Metrocity oldu. Biraz bakındıktan sonra ailemin üç kuşaktan hanımları olarak öğle yemeği yedik. (Ablacığım, keşke sen de bizimle olsaydın; ama bu günün alış veriş programı seni çoktan boğmuş olurdu. Seninle sırf keyif için çıkar, yemek yer sohbet ederiz.) Sonra bakınmaya devam ettik. Alışveriş merkezlerinin ne kadar yorucu olduğu konusunda hemfikir bir şekilde ayrıldığımızda saat 6'ya geliyordu. Onları eve bırakıp akşam için palamut ve akdeniz yeşillikleri alıp Shrek'e gittim. (Gökhan'ın blog adı Shrek bundan böyle. Animasyon çocuk filmleri kahramanlarından gidiyoruz zaten. Nasıl ben Dory kadar balık hafızalı ve iyimser değilsem, o da Shrek kadar suratsız ve yalnız değil, ama olsun...)
Pazar gününün yarısı kitaplığı düzenlemekle geçti; kalan yarısında da el örgüsü oyuncak ayımı tamamladım; sonra da Shrek'le füme somon yaptık. İki gün boyunca buzdolabında bekleyecek. Güzel olursa tarifini yazarım. Ayıcığın modeli Düsseldorf'tan aldığım dergilerin birinden. Shrek önce "bunu bir yerden okuyarak değil de tamamen kendim yaptıysam" beni çok takdir edeceğini söylerek biraz kızdırdı ama sonradan beğendiğini söyledi. Sözde artık yünleri değerlendirmek için başlamıştım ama beyaz yünüm kafasının yarısına geldiğimde bitince gidip bir çile daha almak zorunda kaldım. Malzeme olarak yine de çok ucuz tabii, ama bir hafta her akşam örerek ancak bitirdiğim düşünülürse çok değerli. Keşke Nemo daha küçükken bulsaydım bu modeli. (Oğlumun blog ismi de Nemo olsun. Hem Nemo'nun bütün harfleri onun isminde de var. Nemo'yu dişçi kaçırdıydı, babası arıyordu; benimkini babası kaçırdı, ben aradım. Bir sene sonra buldum ama nafile... Nemo dişçinin akvaryumundan kaçtı ama benimki babasının korkusundan bana gelmek istediğini söyleyemiyor bile, değil kaçıp gelmek. Belki 15'ine geldiğinde...)

21.11.05

Yün projelerine devam

Bir ipin ellerimin arasında giyilebilecek bir nesneye dönüşmesi, daha lise yıllarında etkilemişti beni. Genelde okul dışı saatlerimi piyano çalmak, kitap okumak veya sinemaya gitmekle geçirirken, anneannelerin eline yakışacak bir işle ilgilenmemin kavramsal nedeni buydu. Doğaya yakın, toprağa yakın bir iş gibi gelmişti; hani neredeyse koyunların yününü eğirip kök boyalarla boyamak bile mümkün olabilirdi. Yıllardır hiçbir şey örmemişken yabancı bloglardaki örnekleri görünce eski tutkum geri geldi sanırım, biri biter bitmez yeni bir şey örmeye başlamaktan kendimi alamıyorum.
Solda beni Düsseldorf'un kuru soğuğundan koruyan dalgalı atkımın kabanımın üstünde nasıl durduğunu görebilirsiniz. Aşağıda ise, şu ördükçe kendiliğinden desenli çıkan çorap yününün neye benzediği görülüyor. Aslında bir sürü canlı güzel renkleri vardı, ama ben elbette kendimden önce sevdiklerimi düşündüğüm için bir erkek çorabı yapmayı hayal ettim ve bu soluk rengi seçtim. Gökhan zaten çok sıcak kanlı olduğu için kış ortasında bile gömlekle dolaşır, öyle kaşkol, bere filan takmaz, insanın sevdiğine birşey örme zevkini kursağında bırakır, çorap örersem en azından dağda giyer demiştim, ama elimde minik şişleri görüp kendisine çorap ördüğümü duyunca garip garip bakıp "ben giymem öyle şeyler" dedi. İyi, ben giyerim, de ölçüsünü nasıl ayarlayacağım bakalım, dergideki bir ölçüye harfiyen uymak niyetindeydim. Bu arada, sadece tüm yabancı örgü bloglarını değil, dergileri de çoraplar ve pançolar basmış.

13.11.05

Dalgalı Atkı (2), Nilgün, Şebo


burcu'dan sonra alev de dalgalı atkımın modeliyle ilgilenince daha detaylı bir tarif vermeye karar verdim. Şişe ilmek atmayı ve düz örgüyü biliyorsanız Dalgalı Atkı'yı yapamamanız mümkün değil.
Düğümcüklü Kenar : Örgünün kenarları daha sonra görünecek (atkı, şal gibi) , dikiş içinde kaybolmayacaksa kullanılan, kenarların düzgün ve sıkı olmasını sağlayan bir yöntemdir.
Her sıranın başında (gidiş veya dönüş fark etmeksizin) ilk ilmeği sanki düz örecekmiş gibi, yün arkada olmak üzere, sağ şişi önden arkaya doğru ilmeğin içine batırıyorsunuz. Örmeden, yani yünü sağ şişin üstüne dolamadan, ilmeği sol şişten çıkarıyorsunuz. Birinci ilmek sol şişten sağ şişe kayıveriyor yani.
Sıranın sonuncu ilmeği de hep düz örülüyor. Yün arkada, sağ şiş önden arkaya doğru vs. Bildiğiniz düz örgü işte. İlk ilkmekteki hareketin tamamlanmış hali.
Dalgalı Örgü : İki kenar ilmeğinin arasında kalan 18'in katı ilmek sayısına aşağıda anlatacaklarımı uygularsanız ortaya dalgalı örgü çıkacak.
Önce iki sıra hep düz örüyorsunuz. Yani gidiş de düz, dönüş de düz.
Üçüncü sıraya başlarken (kenar ilmeğini örmeden düz aldıktan sonra) 3 kez iki ilmeği beraber düz örüyorsunuz, yani ilk 6 ilmek 3 ilmeğe düşüyor. Soldaki fotoğrafta iki ilmeğin beraber düz örülmek üzere alınışı görülüyor.
Sonraki 6 ilmek de 1 dolama+1 düz örgü şeklinde örülecek. Sonraki ilmeğe geçmeden önce yünü sağ şişin önüne alıp ondan sonra düz örünce, arada bir dolama oluşuyor. Sağdaki resimlerde dolama ve düz örgüyle devam etmeyi görebilirsiniz. 6 kez bunu yapıyorsunuz ve herbirinden önce birer dolamasıyla birlikte bu 6 ilmek de 12 ilmeğe çıkmış oluyor. Sonra tekrar 2 ilmek beraber düz örüyorsunuz, ama bu kez 6 kez. Dolayısıyla izleyen 12 ilmek de 6 ilmeğe düşmüş oluyor. Bu şekilde tekrarlayarak devam edip sıranın kenar ilmeğinden önceki son 6 ilmeğini de 3 kez ikişer ilmeği birlikte düz örüyor ve kenar ilmeğini düz örerek sırayı tamamlıyorsunuz.
Dönüş sırası, yani 4.sıra, örmeden alınan kenar ilmeğinden sonra düz örgü yapılıyor.
Ve bu 4 sıra sürekli tekrarlanıyor.
Yine de yeterince açık anlatamadıysam (ve temel örgü biliyorsanız) ve İstanbul'da oturuyorsanız, uygulamalı olarak gösterebilirim. Mesela Profilo'daki yüncüde buluşur elektriğimiz tutarsa birlikte bir çay içer sohbet ederiz.
Bu aralar bir tuhaflığım var zaten. Hayatımda Inna ile başlayan bir kızkardeşler serisi oluşmaya başladı. Cuma akşamı manikür için Nilgün'e uğradığımda Şebo ile tanıştım. Nilgün'ü de manikür-ağda dükkanı var diye hiç küçümsemeyin. Orası aslında bir terapi merkezi, ama çalışmalarını rahat sürdürebilmek için perde arkasında çalışıyor. Nilgün'ün yaydığı açık yüreklilik ve açık sözlülük enerjisine hazır olanlar fark ediyor bu durumu elbette, diğerleri manikür yaptırıp gidiyorlar. İşte bu Cuma uğradığımda Şebo da oradaydı. İkimiz de ayrı ayrı Nilgün'le sohbet ederken bir baktım biz onunla sohbet eder olmuşuz. Çok "aynı" değiliz, apayrı dertlerimiz, apayrı hayatlarımız var, ama sanki yıllardır tanıyormuşuz gibi bir hisse kapıldık. "dık" diyorum çünkü o da böyle dedi. Ben Aliye durumlarımı anlattım, o işini, hastalığını, son bir yıllık molasını anlatı, sonra da öpüşüp ayrıldık. "Bugün telefonda bana bağırıp Erdek'e hiç gelme boşuna dedi, ama yine de gideceğim" dedim, o da "ben de gelmeyi isterdim; ya göremezsem diye değil göreceğim diyerek git" dedi. Söyledikleri işe yaradı. Cumartesi sabahı, bugüne değin gittiğim tüm terapi seansları, okuduğum tüm psikoloji kitapları işe yaradı. Karşımda bağırıp hakaret eden, tehditler yağdıran kızgın adama karşı sakin, şeffaf ve geçirgen oldum. Benim yıldız gözlü oğlum, yavaştan okumayı sökmüş de b ile d'yi karıştırırmış:))

7.11.05

Dalgalı Atkı



Pazar gününü sabahtan akşama kadar yün örerek geçirdim. Geçen haftanın yorgunluğu ve gerginliği ancak kayboldu. Mahalledeki yüncü hanımların dükkanı Pazar günleri kapalı olduğu için Profilo'dakine gittim. Ben önce cıvıl cıvıl renkli şeyleri beğenir, sonra gider kirli, küllü, kapalı renkleri seçer alırım. Yine öyle oldu. İki çile çok tüylü, degrade, %80 tiftik-%20 akrilik yün aldım. Büyüdüğü zaman atkı olacak ve kabanımın üstüne çok yakışacak. Bu dalgalı model sanki zormuş gibi görünüyor ama aslında çok kolay. 6 no. şişlerle 54 ilmek + 2 kenar ilmeği attım. Kenar ilmekleri her sıraya başlarken örmeden düz alınıp her sırayı bitirirken düz örülüyor. Kenar ilmeklerinin arası ise şöyle:

1.sıra : düz örgü

2.sıra : düz örgü

3.sıra : 3 kez 2 ilmek beraber düz ör, sonraki 6 ilmeği 1 dolama-1 düz ör, 6 kez 2 ilmek beraber düz, sonraki 6 ilmek 1 dolama-1 düz,..., son 6 ilmeği 2 ilmek beraber düz ör.

4.sıra : düz örgü

Anladınız, değil mi?

30.10.05

Yelek Kurtarma Operasyonu



Oğlumun yeleği aslında geçen hafta bitmişti, ama düz örgü yaptığım bel kısmı yayıldıkça yayıldı. Araya bir sıra kat yeri niyetine ters gidip ters çevirerek bastırdıydım. Önüne sevimli bir köpek aplike edip diğer tarafa da bir köpek kulübesi ve bir kemik işlemiştim üstelik. Birazcık da üzerine büyük gelince baktım ellerini taktırıp esnetiyor, iyice uzayacak, belini toplayacak bir formül bulmak şart oldu. Neyseki annem imdada yetişti, nasıl yaptı tam anlamadım ama, belini alttan söküp ilmek alıp lastik örmüş. Aile boyu kollektif çalışma yeleği kurtardı. Kumral, kot mavisi gözlü 7 yaşında yakışıklı bir erkek çocuğunun üzerinde, altında kot pantalon, içinde mavi kareli bir gömlekle hayal edince sonuç beni tatmin etti doğrusu. Bitmiş halini üzerinde göremediğim için evde çektiğim fotoğrafını koyabiliyorum. (Ülkemin gerçek Aliye'lerinden biri benim de.. Dün yine babası bir şeylere dellenmiş, Erdek'e gidip bütün gün bekleyip göremeden geri döndüm.)

14.10.05

Maymun istahlilik bu herhalde ...


Mutfak perdesi icin ilk kanevice denemem, onerileri dinlemeden baslayiverdigim icin bir kosede kaldi. Gokhan model trenleri cok sever diye alt kenarina tren motifi islemeye basladim, beyaz ustune tek renk sari. Raylarin kenarindaki ciceklerin gobeklerini ve lokomotiften cikan dumanlari (kalp seklinde yapmayi dusunuyorum) farkli bir renkte yaparsam citir citir cok cici olacak. Ama bu hizla benim bu isi bitirmem aylar surer. Hem ben ayni seyi ikinci defa yapmaktan cok sikilirim, ordugum bir kazagin ikinci kolunu bitirmek bile zor gelir. Perdenin ikinci kanadini nasil isleyecegim? Aslinda Gokhan tren fikrini cok sevdi, ama ben tren islemesini bitirdikten sonra bant seklinde kesip saklamayi ve bebek hediyesi olmak uzere kucuk bir ortuyu suslemeyi dusunuyorum. Neyse, bu proje simdilik rafa kalkti. Perde sorununu cozmek uzere de, benim evdeki mutfak perdesinin kumasindan artanlari oraya uydurmayi dusunuyorum. Dikis makinesi filan da yok, artik elde oldugu kadar...
Tabii bu arada havalar sogudu ve benim bir seyler ormem lazim. Kendime orecek olsam o bitene kadar kis biter; ben de ogluma bir yelek oreyim dedim. Kaloriferler yanmadan once evler serin oluyor. Fazla kalin giyinmeden sirtini tutacak bir sey iyi olur. Maslak yolunda insaat var diye kesfettigim by-pass yolumun ustunde, Ferahevler'de Dikis Kutusu adinda kucuk bir dukkan var. Iki kiz kardes isletiyor. Daha once de iceri girmis, hanimlarla sohbet etmis, yunlere bakmistim, ama bir sey almak kismet olmamisti. Hanimlar sizinle birlikte model cikariyorlar, takildiginiz yerde yardimci oluyorlar, sifirdan orgu ogrettikleri bile olmus. Zaten hos sohbetleri yeter. Musterileri genelde calisan kadinlarmis. Fazla kafa yormak gerekmeyecek, ama ortaya el emegi bir urun cikaracak seylerle zaman gecirmek gibi dinlendiren bir sey var mi zaten? Evdeki modelleri karistirdim, Dikis Kutusu'ndakilere baktim. Erkek cocuklari icin niye cazip, eglenceli modeller yapmazlar ki? Kiz annelerini kiskaniyorum bazen. Gorunce cocugun da hosuna gidecek bir numara bulmaliyim. Sonucta hafif turkuaza calan canli bir mavi yun buldum. Mavi gozlu cocuklarin kaderidir zaten, hep mavi giydirir anneleri. Cok az tuylu, yumusacik bir yun. Cok sukur allerjik bir bunyesi yok da tamamen tuysuz yun kullanmama gerek yok. Kosa kosa eve gidip basladim tabii. Lastik bollugunu ayarlayamam endisesiyle duz orgu baslayiverdim, birkac sira sonra bir ters gidip kat yeri yaptim, sonra icinden tutturuverecegim. Bir el yatimi da duz orgu gittim ki oraya eglenceli bir motif isleyip oglanin hosuna gitmesini saglayayim. Sonra da aralari haraso olan birkac sac orgu sutunla devam ettim. Simdi bir yandan da alt kenara isleyecek motif ariyorum tabii. Basindan sonuna planladigim veya bir modeli aynen uyguladigim bir projem olmayacak mi benim?

1.10.05

Perde Bahane, Bana Elisi Projesi Gerek

Bu ne bicim perde?! Gokhan bu evi kiraladiginda toplama esyalarla idare edecek sekilde alelacele oturulacak hale getirdi. Yaz gunesini golgeleme ve karsi dairelerin mutfak sakinlerine sadece karnimizi gosterme gorevini ustlenen bu perde bozuntusu hem cirkin hem anlamsiz hayatini tamamlamak uzere. Cunku ben, mutfak perdesi yapmaya karar verdim. Once Bauhaus'ta perdelik kumaslara baktim (aslinda bir cogunu da begendim), ama dumduz bir perde yapmak beni tatmin etmeyecekti. Birkac gun sonra evin yakinlarinda bir manifaturaci oldugunu farkettim. Bir yandan kumaslara bakip diger yandan manifaturaci amcayla sohbet ederken kendimi bir anda etamin kestirirken buldum. Galiba su aralar gezindigim bloglarin etkisinde kaldim. Iyi de, ben hayatimda nakis islemedim; kanavice bile yapmadim. Manifaturaci amcanin tavsiyeleriyle 8 no. Domino iplik ve uygun bir igne alip eve gittim. Allahtan zamanini bekleyen kitaplarim arasinda temel nakis tekniklerini ogreten bir kitapcik buldum.
Sectigim iplik sari, cunku mutfak dolaplari sari. Kapak kenarlari da kahverengi olduguna gore belki kahverengi de eklerim. Insan hayatinda ilk kez yaptigi bir seyde biraz daha alcakgonullu olur, hazir bir motif uygular, degil mi? Ama ben illa bir sey yaratacagim. Hazir bir motif uygulamamamin bir nedeni de webde buldugum tum modellerin fazlasiyla disi olmasi. Mutfaginda kanavice desenli perdeleri bile olsa sonucta bu bir erkek evi. Bakalim bu isin icinden nasil cikacagim?

9.9.05

Cay Kutusu



Eski yaptiklarimdan -birilerine hediye edilmeyip elimde kalan ender orneklerden- biriyle blogumun "craft" kosesini aciyorum. Yari Ingilizce - yari Turkce yazmaktan ben de hic haz etmiyorum, ama "elisi" kelimesi "craft"in yerini tutmuyormus gibi geldi. Neyse, bu ilk ornek, tembel isi pecete yontemiyle yaptigim bir cay kutusu. Yontemin inceliklerini anlatmiyorum. Internette bu konuyla ilgili oyle cok bilgi var ki, burada tekrarlamaya gerek yok. Gordugunuz gibi, pecetenin fonundaki renkleri hafifce cevresine yaydiginizda gayet hos bir butunluk ortaya cikiyor.