Nemo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nemo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.6.14

Bu da hayatın böyle bir dönemi...

6 ay göz açıp kapayana kadar geçiverdi. Okullar kapandı, Nemo karnesinin yanında bir de takdir belgesi getirdi.
En son yazdığım şu kaçırma olayından sonra biraz tedirgin olduk; Nemo "bu adamın yüzünden şizofrene döndüm, köşede bekleyen bir adam görsem, hemen babam peşime adam taktı, yine kaçıracak diye düşünüyorum" şeklinde yorumlar yaptı ara ara. Detayını anlatırım dedim, anlatmadım; servis durduğunda içeri babası ve iki adam giriyor; baba Nemo'yu gösterip "alın bunu" diyor, kolarından tutup sürükleyerek götürüyorlar. Nemo da 1,80 boyunda 80 kg koca çocuk. Servis şöförü ve hostes itiraz etmeye kalkınca kendilerini polis olarak tanıtmışlar; Mamut yanındaki adamlara "bunları da alın" filan demiş; hostes Nemo'yla gitmeye niyetlenmiş ama o arada adamlar Nemo'yu minibüslerine koyup gitmişler. Bunları ben karakolda hostesten öğreniyorum tabii. Birkaç saat sonra bir telefon geldi; biri Nemo'nun yerini söyledi, sonra da bulunduğu arabanın plakasını mesaj attı. Meğer sonradan aralarına katılan biri durumu anlamış, gizli gizli konuşmuşlar. Polis gidip hemen yakaladı hepsini. Herkesin ifadeleri alınana kadar geceyi bulduk. Nöbetçi savcı, tedbiren de olsa velayetin bende olduğunu idrak etti ama Nemo'yu babadan korumak için yurda teslim ettirdi yine. Nemo önce çok bozuldu ama haftasonu ben bütün gün yanında kaldım, Pazartesi de eve gönderdiler zaten. hayat kaldığı yerden devam etti.
Ayda iki Cumartesi üç saat pedagog eşliğinde olan görüşme hakkı, yanında bir de emniyet gücü olacak şekilde düzenlendi, ama bu hakların hiçbirini kullanmadı zaten. Bu olaydan dolayı açılan davanın ilk celsesinde, icraya koyduğu çocuğun babaya teslimi kararının infazı için çocuğu aldığı ve adliyeye götürdüğünü iddia etti. Diyor ki, "çocuk isteksizdi tabii, anne bana düşman etti. Ben adaleti nasıl yerine getireceğimi şaşırdım". Bu son sözü söylerken de teatral bir havayla kollarını havaya kaldırıp duruşma salonunun arkasına oturup sıralarını bekleyen avukatlara döndü. Hey Allahım...
Bu arada biz (yani ben, eşim ve annem) de aynı mahkemede çocuk kaçırma suçuyla yargılanıyoruz; onun da ilk celsesi geçen haftaydı. Hani 2013'ün başında çocuk koruyucu ailesi olarak annemde kalırken babası icra memuruyle gelince eve dönmemişlerdi ya, konu o. Diyor ki, "okula da gidemedi, o yüzden SBS'den çok düşük bir puan aldı, oysa ben Anadolu Lisesine gitmesini istiyordum" Ay ben bu deli saçmasına artık kızamıyorum bile...
Neyse işte, haber kısmı bu kadar...
Hayat nasıl gidiyor derseniz, Nemo okulu seviyor, dersleriyle ilgili, notları iyi. Veli görüşme gününde en mutlu bendim herhalde. Tüm hocalar o kadar güzel şeyler söyledi ki, kelebekler gibi uçuşarak çıktım okuldan. Bu sene tiyatro kulübündeydi. Yıl sonunda çalıştıkları oyunu sahneye koydular. Bir komediydi aslında ama ben hem güldüm hem ağladım. Sadece Nemo'ya da değil, tüm çocuklara ağladım. Daha hayatın başında, gencecik, umut dolu, heyecanlılar; Allah yollarını açık etsin. Gittikçe yaşlı teyzeler gibi konuşmaya başlıyorum...
Tiyatro kulübünün okul sonrası ve haftasonu provaları oldu. Hocaları yiyecek bir şeyler alın gelirken demiş. Nemo'ya "ne mesela?" deyince "topkek, gofret, bisküvi filan" dedi. Ben elbette iki tepsi kakaolu muffin yapıp gönderdim. Bir sonrakinde havuçlu muffin. Bir sonrakinde plastik bardaklarda tiramisu... Hatta tiramisuyu Nemo'yla birlikte yaptık sayılır; öğrenmek için her adımı not aldı, çünkü tiramisuya bayılıyor. Tiyatro kulübü olarak hayvan barınağına bağış toplamak için kermes yaptılar; bizimki ona da bir tepsi tiramisu, bir tepsi çilekli kup götürdü. Bunları daha küçük yaşlardaki çocukların annesi yapar aslında ama biz yaşayamadıklarımızı telafi ediyoruz galiba ve çok da iyi geliyor.
Öte yandan ben iyiden iyiye ikinci kariyere kaptırmış durumdayım. Emeklilik sonrasında iş hayatında ikinci bahar yaşamaya başladım da denebilir. Başlangıç biraz sancılı geçti; geçen seneki olaylar da üstüne tuz biber ekti; ancak bu sene her şey yerine oturdu. Eskiden hobi gibi ilgilendiğim konular ya da eşime yardım için yaptığım işler şimdi benim işim. gerçi şimdi dinlenmek için başka şeylerle ilgilenmek vakit kaybı gibi geliyor; roman okuyamaz oldum, spora gitmiyorum, resim kursunu bırakalı çok oldu. Hatta eşimin bir hastası var, biz de arkadaş olduk; İstanbul'a geldiğinde bana suluboya öğretiyordu, ona bile devam edemedim. Ben bir şeye odaklanınca gece gündüz onunla ilgilenmeye başlıyorum. Bir baktım, geceleri youtube'da suluboya resim teknikleri seyrediyorum; resmi bir kenara bıraktım. Yine çok eski bir arkadaşım beni facebook'tan bulup teşekkür etti; meğer ilkokuldan sonra benden heveslenip piano dersleri almaya başlamış; sonra ara vermiş ama şimdi günde altı saat çalışıp çok keyif alıyormuş. Biraz piano muhabbeti yapınca ben de heveslendim, çalışmaya başladım, ama sadece bir hafta sürdü hevesim:) Sonra yine işe devam...
Bu da hayatın böyle bir dönemi...

11.1.14

Film gibi...

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25542151.asp

Haber doğru, anlatım hafif bile kalmış. Sonra daha detaylı anlatırım.. şimdi halim yok. Nemo iyi.

7.1.14

Burada İşler Yolunda

Yine geç kalmış bir güncelleme..
Bir de baktım (Güneşi Beklerken yazımı saymazsak) son durum güncellemesi 20 Eylülde kalmış. 24 Eylül'de velayet davasının Erdek'teki ilk duruşması oldu. Tedbiren geçici velayeti verir de Nemo eve gelir diye büyük umutlarla gittim ama Nemo'nun beyanının alınması için Bakırköy Aile Mahkemelerine talimat yazılması kararı verdi. Yine de şükür, İstanbul'da olsa bir sonraki duruşma tarihi 3-4 ay sonrasına verilirdi; oysa burada 19 Kasım'a verildi. Bu arada babası Aile Bakanlığında hemen hemen herkesi şikayet edip velayeti bende olan oğlumu benim iznim olmadan annesinin evine nasıl izinli gönderirsiniz diye kıyameti kopartmış. Nemo'nun haftasonu izinleri de kalktı böylece. Bir yandan da Erdek'ten istenen dosyaların tamamlanması, Nemo'nun beyanının alınması gibi işler gerekiyor ama dosyanın başına gelmedik kalmıyor. Yatırdığımız masraf yetmiyor, kalemden bir şey denmiyor, dosya hakimin odasında kaldı diye kalem talimatı geç yazıyor vs. Ama en sonunda hepsi tamamlanıyor, ve 19 Kasım'daki duruşmada hakim Nemo'nun tedbiren velayetini bana veriyor!!! Eve gelmesi elbette harika bir durum, ama sevincimin büyüklüğü esas, bu karar, hakim babanın söylediği zırvalara kanmadı, durumu doğru anladı demek... Yani çok anormal bir şey olmazsa velayeti de bana verecek demek :)))) Babayla kişisel ilişkiyi de her ayın 1. ve 3. Cumartesi günleri 12-15 arası sosyal hizmetler uzmanı eşliğinde düzenledi; bu da icraya başvurup atanan psikolog/pedagog eşliğinde görüşebilir demek.
Feribot tarifesi nedeniyle o akşam geç vakit İstanbul'a dönebildiğim için ertesi sabah yurda gittim, evraklar, formlar filan tamamlandı, zaten Nemo'nun okulunda ara tatil zamanıydı, yurttakilerle vedalaştı, güle oynaya eve döndük. Ooohhh, dünya varmış:)
Gerçi okul kaydını e-okulda düzelttirebilmek için telaşlı günler geçirdik ama son dakikada da olsa sorunsuz şekilde sonuçlanınca ve hepsi geride kalınca böyle bir cümlede özetlenebiliyor.
Bir sonraki duruşma 24 Aralık'taydı; dosyalar tamamlanmadığı için kayda değer bir değişiklik olmadan 20 Şubat'a kaldı.
Mammut yine bizi velayeti altındaki oğluna onun aleyhinde beyanda bulundurmak suçlamasıyla şikayet etmiş; geçen Cumartesi asayiş büroya gidip ifade verdik; oradan çocuk büroya gittik, Nemo'ya barodan avukat çağrıldı, onun da beyanı alındı; akşam yemeği çok geciktiği için biraz söylendik ama sonra eve dönüp karnımız doyunca unuttuk gitti. Nemo'yla matematik sınavına çalışacaktık, o da Pazar gününe kaldı ama neyse artık...
İşte bu haldeyiz :)

20.9.13

Geç Olsun, Güç Olsun, Yeter Ki Olsun

Artık geride kaldığına göre son iki haftayı anlatabilirim. Bitti ama biz de bittik yani...
O Pazartesi sabahı adliyeye gitmek için evden çıkmak üzereyken avukatım aradı. Sesi neşeli, "gözünüz aydın" dedi. Hakim eğitim tedbiri vermiş, yurdu yetkilendirmiş. Aman, ne sevindim bilemezsiniz. Koşa koşa adliyeye gittim; niyetim kararın kopyasını alıp yurda ulaştırmak. Tabii o kadar basit değil işler. Mahkeme kalemindekiler beni görünce "biz vekilinize tebligat çıkardık, siz gidin" dediler. Malum kişi de hemen yandaki kalemdeymiş zaten, karara itiraz ediyormuş.
Neyse, ben kopya alamadım ama uyap'a yüklenen halini bastım, yurda götürdüm. Onlar kendilerine resmi yoldan gelmeden bir şey yapamaz ama en azından haberleri olsun. Oradan çıkıp okula gittim; lise müdürüne kararın bir kopyasını verdim. Biliyorum ki o da vakıfa, onlar da hukukçularına soracak; oradan yazılı onay gelmeden kabul etmeleri mümkün değil. Çok geçmeden müdür bey beni aradı; malum kişinin avukatı okula ihtar çekmiş, ekine bir yürütmeyi durdurma kararı koymuş.
Bunun üstüne ben bilmediğimiz bir durum olduğunu anlayıp hukukçularına ulaşmaya çalıştım; sonuç olarak avukatım ulaşabildi; anlaşıldı ki, adam idare mahkemesine başvurup çocuğun sbs tercihlerinin iptalini istemiş; idare mahkemesi de, her ne kadar babaya karşı uzaklaştırma kararı da olsa, çocuk devlet korumasında da olsa okulunu belirlemek velinin sorumluluğundadır deyip yürütmeyi durdurma kararı vermiş. O da gidip Milli Eğitim'e Bandırma okullarının olduğu bir liste vermiş. Milli Eğitim de çocuğun kaydını Erdek Anadolu Lisesi'ne yapmış. Ben bunları velayet davasına bakan hakime anlattığımda "olur mu öyle şey, idare mahkemesi yanlış karar vermiş" diyor ama kime ne faydası var...
Özel okullar zaten o hafta açılmıştı. Devlet okulları açılmadan önceki hafta Nemo da yurda döndü artık. Ama çocuğun kaydı Erdek'te, kendi burada, bırakın kendi okulunun lisesine gitmeyi, kazandığı anadolu lisesine de gidemez bir halde! O arada "ben Nemo'nun avukatıyım" diyen bir adam ortaya çıktı, yurda gitti, babası velisi sıfatıyla onun adına tutmuş. Bu Erdek Anadolu Lisesi konusu o zaman netleşti zaten. Adam "ben karar çıkartacağım, icrayla gelip çocuğu alacağım, babaanneye teslim ettireceğim" filan gibi bir şeyler demiş. Yurttakilerin Nemo'ya, onun bana aktardığı kadarıyla...
Herkes çıkmazda. Yurttaki çocuklar okula başladı, Nemo gidemiyor; yurt eğitim tedbirini uygulayamıyor. Bu kadar sıkıntının arasında bir TV kanalından arayıp, baba bir programa çıkacak, sizin hakkınızda şöyle şeyler anlatıyor, siz de gelin doğruları söyleyin dediler. Herşeyden önce hiç halim yok; ayrıca öyle bir ortama girmemin bir anlamı yok; her lafı yalan bir insanı programa çıkarmayı da sizin yapmamanız gerekir... Çarşamba veya perşembe dediler. O programı Çarşamba günü izledim; öyle de hoş ve pozitif bir gündüz kadın programı ki, adam doğru söylüyor olsaydı bile yakışmazdı zaten, kaldı ki o öfke ve nefret titreşimleri yayan adamın orada ne işi var? Nitekim iki gün de çıkmadı. Bugün başka bir programa çıkmış ama haberi gelip ben televizyonu açtığımda son reklama girmişlerdi. İsabet.
Dediğim gibi, yurt, okulun malum kişinin yarattığı sıkıntılar nedeniyle aşırı hassas davranması üzerine, tedbir kararından önce verilmiş, sbs tercihlerine ilişkin karar yüzünden eğitim tedbirini uygulayamaz hale gelince, Milli Eğitim'e başvurdu ve çocuğun kaydını eski okuluna yaptırdı. Veli olarak yurdun psikoloğu kaydını yaptırdı; ben gidip sadece para işlerini hallettim. İçimden de dedim ki, varsın böyle olsun, okuluna gidebilsin, arkadaşlarıyla okusun, keyfi yerinde olsun, haftasonları izinli gelebilsin, varsın devletin çocuğu olsun... Yani bugün Nemo için okulun ilk günüydü...
Duruma uygun motivasyon için facebook sayfasında paylaştığım klibi buraya da koyayım, içimiz açılsın :)
baby one more time

8.9.13

Durdum Durdum Buna Kızdım

Belki de kendimi sakin tutabilmek için geliştirdiğim savunma mekanizmalarım nedeniyle hep "o hasta, elinde değil, kendini haklı görme ihtiyacında, o yüzden bu hikayeleri uyduruyor, kendi de inanıyor, ben kızmıyorum bile artık" filan diyordum ya, hayır, o hasta filan değil, hafifletici sebep de yok, sadece kötü.
İki hafta önce velayet davasının sürdüğü mahkemenin hakimine gittim; daha iyi bir okula kaydettirme arzumu doğal buldu; devlet korumasında olduğu için yurttan onay yazısı istedi; reddi hakim talebimiz reddolmuştu, onun kesinleşmesini beklemek zorundayım dedi. Gayet mantıklı. Ben iki tam günü adliyede geçirdim, tüm bunları hallettim. Ek karar yazıp bana veya yurda özel okula kayıt için yetki verecek diye beklerken, yurda bir dolu soru içeren bir yazı çıkardı. Bu talebi ben yurda yapmış mıyım, yaptıysam onlar ne yapmış, çocuk hangi sürelerle nerede kalıyormuş, koruma kararı uygulanabilmiş mi vs. İvedilikle cevap istemiş. Bir hafta geçti, yazı daha İl Müdürlüğüne varmadı bile. Oradan hukuk birimine gidecek, oradan yurda, onlar cevap yazacak, hukuk birimi ön yazı yazacak vs. Mahkeme kalemi gerçekten acil ele alsa fakslayabilir, ama o kalemden öyle bir şey beklemiyorum tabii.
Bu yol çıkmaza girince, avukatım, koruma kararını veren mahkemeye o dosya kapsamında aynı talepte bulundu. Bana daha önce o dosyada bakanlığın talepte bulunması gerekir, biz yapamayız demişlerdi, ama demek ki oluyormuş.
Ertesi gün, yani geçen Cuma, ben yine adliyeye gidip ne olduğunu anlamaya çalıştım. Hakim karar vermiş, kalem yazıp imzaya götürecekmiş. Bunu duyunca beklemeye karar verdim. Arada gidip kaleme bakıyorum, daha değil diyorlar. En son saat 16.55 (17.00'de kapanıyor zaten). Kalem memuru hakimin yanına girdi, imza alıyor; ben koridorda 10 metre ileride bekliyorum.
Tam o sırada Mammut diğer yönden koşar adım geldi, hakimin odasına daldı, "çocuğun okul kaydı" lafları duyuldu. Hakimin sesinden "diğer taraf da istedi ... ortada kalmış ... yurda yetki verdim" kelimelerini seçebildim. Mammut "hakim bey yapmayın" dedi. Arada bir "Balıkesir" lafı duyuldu. Benim nabzım fırladı, kalbim kulaklarımda atmaya başladı. Kaleme gidip "hakim bey imzaladı mı? uyap'a ne zaman tararsınız?" dedim. "Şimdi bir şey söyleyemem, Pazartesi bakarsınız" dedi. Ben gittim.
Henüz umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Hakim kararını değiştirmeyebilir, ya da dosyayı bir daha inceler, ama yine aynı kararı verebilir.
Ama ismi-lazım-değil'in oğluna ettiğini daha hiçbir baba evladına etmemiştir. Diyeceksiniz ki, 10 yıldır başınıza gelmedik kalmadı, şimdi mi kızdın? Evet, şimdi kızdım!
Kızdım da ne oldu? Hiiiç, Pazartesiye geçer.
Bu arada, geçen hafta Nemo'nun kaydolduğu anadolu lisesinin veli bilgilendirme toplantısına katıldım. Forma için dağıttıkları ankette imza yerinin üstünde "velisi" yazıyordu; üstünü çizip "annesi" diye düzelttim. Ne olur ne olmaz, ismi-lazım-değil evrakta sahtecilikle suçlar filan...
Müdür zorluklardan bahsederken "hepsi bizim çocuklarımız, elbirliğiyle bu vatana kazandıracağız" gibi bir duygulanım içine girmedim değil, ama sonra aklım başıma geldi, giderken "acaba bu maddi yüke değer mi, yoksa buraya mı gitse, anadolu lisesi sonuçta" diyordum, çıktığımda durum tamamen netleşmiş durumda idi.
Şöyle özetleyeyim;
daha bu sene anadolu lisesi olduğu için bir üst sınıftan itibaren okulun çoğunluğu bölgenin hiçbir yer kazanamamış, hatta meslek lisesine bile girememiş, açık liseye gitmesi gereken çocuklarının kaydolduğu yer;
1700 kişilik okulda 2 memur, 1 hademe, 8 tuvalet var; hademe hepsini hortumla yıkıyarak temiz tutmaya çalışıyor;
güvenlik görevlisi yok;
velilere forma mı, serbest kıyafet mi diye anket doldurturken, geçen sene okul saatinden sonra bir sınıfta uyuşturucu satarken yakalanan çocuğu anlattılar, müdür yardımcısı "formalı bile zor tanıyoruz bu kadar çocuğu, herkes formasız olursa daha da zor" dedi, böylece tüm veliler forma istediklerini işaretledi;
11 yıldır hiç tadilat görmemiş;
5 yıldır bölgede hangi okul deprem güçlendirmesine girerse onun öğrencileri buraya katılıyormuş; şimdi de bir kız meslek lisesi varmış; o yüzden ilk sömestre okul saatleri 7.45-13.30; daha sonra 8.30-9 gibi başlayıp 15 gibi bitireceklermiş.
çocuklar binayı çok hor kullanıyorlarmış; kimse görmediğinde sınıf kapısını tekmeleyen, tuvaletleri, aynaları kırıp dökenler bir yana, önünde oturan kızını saçını çakmakla tutuşturan bile varmış...
bu sene başlayanları ayrı kata toplamışlar; o katta 6 sınıf varmış, 8 sınıf olsun diye bir de resim atölyesini ikiye bölüp iki sınıf yapıyorlarmış; sınıflar 34 kişilikmiş;
normalde 6 ingilizce saati varmış; seçmeli derslerin iki saatini de ingilizceye ayırıp 8 saate çıkarmışlar; amaçları sene sonunda derdini anlatabilir seviyeye getirmekmiş; (Nemo'nun İngilizcesi artık çok iyi bu arada)
200 veli filan vardı; müdür çok mutluydu katılıma; normalde genel veli toplantısı yaptıklarında bile salon dolmazmış, bizde sadece 9.sınıflar olmasına rağmen millet ayakta kaldı;
daha önce çok kadro açığı varmış; bir sınıfta 5 kez hoca değişmiş; atanan kimse gelmek istemiyormuş; ama şimdi anadolu lisesi olunca talep artmış, tüm öğretmen kadrosu dolmuş.
 
Kibirlilik, ukalalık, ayırımcılık yapmak istemiyorum, zorunda kalırsa tabii gider, orada da o kadar çocuk okuyacak, ama imkan varken niye kendi okuluna devam etmesin yahu...
Eğitiminden geçtim, Nemo farklı bir çocuk. Teşhis doğru veya yanlış, Asperger teşhisi konması boşuna değil. İfadesi, konuşması, tavırları farklı işte. Diğer çocukların ona alışması, kabul etmesi zaten 2 yıl. O arada yine bocalayacak diye korkuyorum. Okulun kapısı, güvenliği yok; ismi-lazım-değil sürekli oralarda olacak. Çocuk bir de onunla uğraşacak...
 
Biliyorum, bunların hepsi sınav. Yaşarken dünyanın sonu gibi gelen olaylar, geçtikten sonra, işte adı üstünde, geçip gidiyor.

11.8.13

Tembel Yaz

Tuhaftır, Nemo doğduğundan beri ilk kez yazı evde geçiriyorum. Tamam, tamamen işsiz güçsüz değilim, evden yürüttüğüm işler var, ama yine de, sonuçta evdeyim... Yıllarca sabah 8'de ofiste olduğum bir iş hayatından sonra aynı disiplini evde sürdürdüğüm söylenemez. Daha geç yatıp daha geç kalkıyorum. Ancak arabayla işim varsa Shrek'i işe bırakıp geri geliyorum. Daha çok kitap okuyorum, ama genellikle teknik kitaplar; homeopati kitapları, SCIO eğitim notları filan. Daha çok yemek yapıyorum; bir tostla geçiştirmek yerine her öğünde sebze yemeği ve bakliyat cinsi bir şeyler olmasına uğraşıyorum. Hatta birkaç sene önce arkadaşlarla ortak yazarız diye bir yemek bloğu açtıydık; sonunda bir tarif dışında hepsi benimkilerden oluşan bir blog haline gelmişti. Orada yeniden tarif yayınlamaya başladım. Herkes benden Nemo'yla ilgili haber beklerken burada tarif yayınlamak tuhaf geldi sanırım, böyle bir kaçamak yol buldum. İsteyenler yanda adresini görebilir. Yaşam devam ediyor...
Nemo'nun SBS sınav sonucu, bu kaosun içinde yine de iyi geldi; sonuçta bir anadolu lisesine kayıt hakkı kazandı. Aslında kendi okulunun lisesine devam etmek istiyor ama ne olur ne olmaz, kontenjan açılmazsa elimizde C planı olsun diye meslek lisesi de yazdı son sıralara, ama daha öncesinde bir tercihi tuttu.
Bu tercih hikayesini anlatmam lazım. Puanlar açıklanıp listeler girilmeye başlandığı hafta Nemo'yu yaz tatili için izinli olarak eve gönderdiler; yurtta kalan çocukların tercihleri orada yapılıyormuş ama okuluna götürüp siz yaptırırsınız dediler. Ben de Nemo'yu okula götürdüm, rehberlik servisinde oturup konuştular, üst sıralara tutmayacağını bilse bile ya tutarsa misali 1-2 anadolu lisesi yazdı; ortalara, bu yıl anadolu lisesine dönüştüğü için puanı belli olmayan birkaç okul; altlara da birkaç meslek lisesi. Tabii Nemo temelli eve dönme ümidi ve inancının bir göstergesi olarak İstanbul'un merkezi veya bizim eve yakın okullarını yazmak istedi. Tercih listesi okulda sisteme girildi.
Sonra haber geldi ki, babası önce mahkemeye başvurup okul tercihlerini yaparken çocuğun fikrini alabilmesi için uzaklaştırma kararının kaldırılmasını istemiş, reddedilmiş. Bir kez daha, bu sefer başka şekilde aynı talepte bulunmuş, yine reddedilmiş. Sonra avukatını alıp okula gitmiş. Velisi benim, okul tercihlerini ben yapacağım diye ısrar etmiş. Anladığım kadarıyla Bandırma ve Erdek okullarını yazmak istiyormuş. Okul yurda haber vermiş; yurttan resmi görevli bir öğretmen okula gidip Nemo'nun tercihlerini onaylamış. Bunun üzerine bizimki avukatıyla polis merkezine gidip okul müdürünü, mütevelli heyetini, ve tabii beni şikayet etmiş. Gidip ifade verdim. Polis de şaşırmış; ilk defa böyle bir şikayetle karşılaştım dedi.
Hukuk cephesinde başka şeyler de oluyor, ama çok detaya girmek istemiyorum. Kısaca özetlersem, savcı Mammut hakkında çocuğa "kötü muamele" suçlamasıyla dava açtı; velayet davasının duruşması Eylül sonunda...
Gerçi böyle yazınca da hayat Nemo ve hukuk mücadelemizden ibaretmiş gibi duruyor... yoksa öyle mi?...

18.6.13

Kafamı toplayıp bu arada neler olduğunu anlatacak kadar dışarıdan da bakabilir hale gelmem çok zaman aldı bu kez. Tam yazayım demişken bir de Gezi parkı girdi hepimizin aklına, gündemine, hayatına. Çıkmış da değil ama şimdi de yazmazsam hiç yazamayacağım…

Geçen yazdığımdaki tükenmiş halimi gören eşim, Konya'daki hastalarını ziyaret edip oradan İzmir'e homeopati derneği toplantısına gideceği haftasonu, beni de yanında götürdü. Bir Cuma sabahı Konya'ya uçakla gidip o hastalarıyla ilgilenirken ben de yanında dolaştım. Geçen yıldan beri gıyaben tanıdığım bir hanım kahve falıma baktı. Hikayemizi takip eden, Nemo'ya dua eden bu hanım, geçen yaz da bize niyet edip fal bakmış, Nemo yurttayken "2 hafta sonra çıkacak, üzülmesin" demişti. Ben de Nemo'nun her gün "mahkemede bir gelişme var mı?" sorularına her zamanki gibi "hayır tatlım, henüz yok" dedikten sonra, "ama senin için dua eden bir teyze bu sefer kahve falına da bakmış, 2 hafta sonra yurttan çıkacakmışsın" demiştim. Nemo'nun bütün naifliğiyle "Oh, sonunda iyi bir haber!" deyişini fıkra gibi anlatıyorum o zamandan beri:) Ama gerçekten de tam 2. haftanın sonunda anneannesinin yanına gitme kararı çıkıp fal gerçek olmuştu. İşte aynı hanım, bu kez de benim falıma bakıp "hemen ve çok kolay olmayacak ama eve dönecek, rahata çıkacaksınız; siz bilgisayar başında, çok insana faydası olacak bir iş yapacaksınız, bunun için de bir eğitime gideceksiniz, siz bunlarla uğraşırken Nemo çıkıp gelecek" dedi. O günlerde kafam biraz karışıktı; bir yanda oğlumun iyiliği için mücadele ediyorum, bir yandan her şey çok zor, çok ters gidiyor, yoksa bu kadar zorlamamam mı lazım gibi düşünceler uçuşuyor aklımda. Aynı hanım Konya'da bana "Allah sebepleri verir, sen işlersin, elinden geleni yaparsın, ama sonra sonuç ne olursa isyan etmeden karşılarsın; Allah oğlumu benden daha çok düşünür, benden daha iyi korur dersin" dedi. Aradığım cevap buymuş... O akşam Konya'dan İzmir'e yataklı trenle geçtik. Kompartmanda biraz oturduktan sonra yatakları açtık, ben aşağıda, Shrek yukarıda, biraz dinlenelim derken uyuyuverdik. Trenin beşik gibi sallantısıyla uzun süredir ilk kez 10 saat uyudum herhalde. Arada uyanıp perdeyi aralayarak dışarı baktığımda gecenin karanlığından başka hiçbir şey görünmüyordu. Sabah İzmir'e gelirken bir istasyon önce uyanıp toparlandık. Haftasonu İzmir'de yine onun programına eşlik ettim. O haftanın sonunda, 15 Mart akşamında da, aylar öncesinden ayarlanmış bir eğitim için Atina'ya uçtum. Falda da çıktı ya, ben bunlarla uğraşırken Nemo kurtulacak diye...

5 günlük eğitimin son günündeyken Aile Bakanlığı İl Müdürlüğünden aradılar.

Nemo Akşam'da manşet olduktan sonra Aile Bakanlığı duruma müdahale etmeye karar vermiş. Velayeti babasında da olsa, 14 yaşında, idrak çağında bir çocuk babasına gitmemek için ne eve, ne okula, ne anneannesine gitmeye direniyorsa, eğitim hakkından mahrum kalıyorsa, bunu çözmemiz lazım demişler ve çocuk mahkemesine başvurarak durumu detaylı inceleyerek raporlamak üzere 30 günlük acil koruma kararı talep etmişler. Nemo'yu getirin, yurda alacağız, yerini hem sizden, hem babadan gizli tutacağız, hem çocukla, hem anne-babayla görüşmeler yapıp detaylı bir rapor hazırlayacağız dediler.

Şimdi üstünden geçen zaman ve olayları bilerek yazması kolay tabii, ama bir de bana oradaki halimi sorun... Bir yandan İl Müdürlüğüyle konuşuyorum, sonra avukatımı arıyorum, tam bir panik hali. Daha bir gün önce Mammut İl müdürlüğüne gidip çocuğu teslim edin demiş, tutanaklar tutulmuş vs. Ama öte yandan içinde Nemo'nun bulunduğu durumdan kurtulması için başka çare yok...

Annemi arayıp Nemo'yla konuştum, onu da ikna ettim, bir taksiye atlayıp İl müdürlüğüne gittiler, annem Nemo'yu teslim etmiş oldu, Nemo'yu da yerini bilmediğimiz bir yere aldılar. Ben de o gece Türkiye’ye döndüm. Ertesi gün beni arayıp “merak etmeyin, Nemo iyi” dediler.  İhtiyacı olacak eşyaları il müdürlüğüne götürebileceğimi söylediler. Orada öğrendim ki, bir-iki gün adaptasyondan sonra okula da göndereceklermiş. Daha ertesi gün Nemo bir arkadaşının telefonundan beni arayıp “ben okuldayım, iyiyim” dedi J Okuluna gitmek, arkadaşlarıyla olmak onun için çok önemli tabii, hayatındaki tek sabit şey hatta. Sonraki günlerde Aile Bakanlığında kurulan bir komisyon Nemo’yla görüşmeler yaptı, sonra beni ve eşimi de çağırdılar, Mammut’u da çağırmışlar ama o “bakanlık ile aramızda husumet var” deyip gitmemiş. Ben nerede olduğunu öğrenmeye bile çalışmadım; Mammut yerini bulup oradan çocuklarla bilardo salonunda tanışıklık kurmuş, onları yemeğe götürmüş, ama gençler Nemo’ya anlatınca olay açığa çıkıp görüşmemeleri için tembihlenmişler. Başka çocuklar “babanı yanında bir kadınla arabada konuşurken gördük” demişler. Hatta kadının ben olduğumu varsayarak “annenle baban aralarında anlaşıp seni 18’ine kadar burada bırakacaklardır” gibi senaryolar bile üretmişler. Nemo bütün saflığıyla bana sorup o kadının ben olmadığıma ikna oldu neyse ki...

Komisyonun aldığı bir aylık koruma süresi bitmeden kısa süre önce Mammut yanında icra memuru ile yurdun kapısına dayandı. Koruma kararını veren mahkemeye, çocuk yurtta değilken bu karar verildi, uygulanamaz demiş; kararda itirazı bir sonraki mahkemeye mümkün denilmişken aynı mahkeme kararı kaldırıvermiş! Nemo ısrarla babamla gitmem, zorla verirseniz babamı öldürürüm, evi yakarım, intihar ederim gibi şeyler dediği için icra memuru bu durumda işlem yapamayacağını tutanağa geçirip gitmiş. Ertesi gün duyduk ki, Mammut icra memurunu da şikayet etmiş.

İki gün sonra yeni bir icra memuru ile tekrar yurdun kapısına dayandı. Saatlerce tartışmışlar. Çocuk ısrarla gitmem demesine rağmen Mammut “sorumluluğu ben alıyorum” diye zorlamış. Nemo’yla babası ve icra memuru konuşurken yurdun sosyal hizmetlerinde görevli psikologları odaya almamışlar. Hatta Mammut, olayı duyup oraya giden il müdürü ve yurt müdürünün Nemo’yu etkileyip kendisine karşı kışkırttıklarını iddia etmiş, ve sonrasında savcılığa şikayet etmiş. Bana gelen haber Mammut’un yine icrayla almaya çalıştığı, bu kez vermek zorunda oldukları idi.

Can havliyle fırlayıp o tarafa gittim, daha iki gün önce “babama verirseniz intihar ederim” diyen çocuğu yine zorla almaya çalışıp can güvenliğini tehlikeye attığı için şikayet ettim. Bu söylediğim kadar basit olmadı tabii. Önce Bakırköy adliyesine gidip nöbetçi savcıyı sordum, oradan karakola yönlendirdiler; Bakırköy karakolu olay Zeytinburnu yurdunda olduğu için Zeytinburnu çocuk bürosuna gönderdi; onlar Zeytinburnu karakoluna gidin dedi. Karakolda bir süre şikayette bulunmak için dil döktükten sonra, zaten mammut’la yurdun kapısında olan karakol amiri arandı ve onun talimatı üzerine şikayetim alındı. O zamandan beri şikayetimin akıbeti hakkında bir bilgi yok, o başka…

Sonra yurdu aradığımda bana “Nemo’yu ambulansla Bakırköy’e götürüyorlar”!!! dendi. Ben de hastaneye gittim. Psikiyatri servisinin önünde Mammut’un olduğu söylenen bir araç, polisler, gazeteciler duruyordu. Mammut’un Erdek’te olayı saptırıp ben, Shrek ve annemin Mmmut ve Nemo’ya yaklaşmama kararı almış olması mı, yoksa ortaya çıkarsam olayların daha da alevleneceğinden korkmam mı durdurdu beni bilmiyorum.

Sonra duydum ki, nöbetçi doktor Nemo’yu o gece hastanede yatırmaya karar vermiş, Mammut orayı ayağa kaldırmış…

Daha da sonra öğrendim ki, yurtta o gece yarısına kadar süren tartışmalar sonrasında icra memuru kararı uygulamakta ısrar edince, hukuka aykırı davranamayacakları için Nemo’yu teslim edeceklerine, ancak Bakırköy Mazhar Osman Hastanesinden rapor gerektiğine karar verilmiş. Nemo’nun babama verirseniz intihar ederim demesi üzerine psikiyatrist müşahade altına almış. Olay internette haberlere böyle çıktı. Soyadını yanlış yazdıkları için aramalarda çıkmıyor...
http://www.zeytinburnuhaber.org//guncel/10702-velayetini-alan-babasini-istemedi.html

Ertesi gün Aile Bakanlığı mahkemeye başvurmuş ve hem mahkeme pedagoğunun gidip hastanede Nemo ile görüşmesi, hem de hastanenin verdiği görüşe dayanarak Nemo 6 aylığına devlet koruma ve bakımı altına alındı, Mammut’a da çocuğa yaklaşmama kararı verildi. O zamandan beri Nemo yurtta…

Komisyonun hazırladığı raporda çocuğun annesiyle kalmasının doğru olduğu sonucuna varmışlar. Bir süre sonra haftasonları eve izinli göndermeye başladılar. Benim açtığım velayet davaları (biri Erdek’e gitti, diğeri gidip velayeti babasına veren mahkemeye düştü!) bu 6 ay içinde sonuçlansın ve Nemo temelli eve dönsün diye dua ediyorum. Başka hukuki detaylar, başka davalar var. Mammut tabii ki bu kararı kaldırtmaya çalışıyor. Savaş devam ediyor. Hayat devam ediyor.

Bunca kargaşanın içinde Nemo SBS’ye girdi. Matematiği çok kötü ama bu yıl sorular zormuş, belki iyi ile kötünün farkı azalır bu nedenle. Bana diyor ki “bir hafta çalışsam da yetermiş, 3 yıl boşuna kasmışız” J esprili çocuk, zaten son hafta çalıştı J

Karnede Matematik 1 ama Fen 3, Türkçe 4, İngilizce 4, diğerleri 5. Nemo’nun tek istediği aynı okulun lisesine devam etmek. Kontenjandan girmek için gereken not ortamalası 75, onu tutturamıyor, ama belli mi olur, belki aşağı çekerler… tam okulu ve arkadaşlarını sevmişken değiştirmek zorunda kalmasa ne iyi olur.

Liseye geçiş töreni yaptılar okulda. Cübbe ve keple durdular; tek tek plaket aldılar; sonra da yanlarında getirdikleri kıyafetleri giyip parti yaptılar okulda. Nemo siyah takım elbise içinde bir yakışıklıydı ki sormayınJ

5.3.13

Bugün Nemo'nun Doğumgünü

Nemo hala annemle birlikte kaçak. Okuldan geri kaldığı için, evden, arkadaşlarından uzak kaldığı için canı sıkkın, ama bir gelişme olacak da en azından anneannesiyle eve dönebilecek diye bekliyor. Ara sıra telefonda internet üstünden yazışıyoruz o kadar.
Mammut çocuğu kaçırdığımı iddia ederek beni savcılığa şikayet etmiş.
Bu arada bazı milletvekillerinin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı'nın danışmanlarından birini arayıp, babadan yana etki etme girişiminde bulunduklarını öğrendim. AylinAnne'deki Perşembe Anneleri köşesinde çıkan ropörtajımdan sonra mamutun klavyesinden zehirli salyalar saçarak AylinAnne'ye gönderdiği e-postanın cc'sindeki ozelkalem@basbakanlik.gov.tr adresi de böylece anlaşılır hale geldi.
Bu ipuçlarının toplamı, mahkeme kararlarının da benzer veya aynı güçlerce etkilenmiş olabileceği şüphesini güçlendiriyor.
Velayeti babaya veren hakimin, babanın annesi ve ablasıyla Erdek'te aile ortamı kurduğuna dair kaynağı belirsiz yakıştırması, pedagog görüşmesinde hem anne hem baba varken babası ile göz temasından kaçınan çocuğun bu görüşme bitip birebir görüşme başladıktan sonra "içeri giren babasının verdiği hediye karşısında ona karşı sıcak davranışları olup sevinçle ve ilgi ile babayı dinlediği" gözlemine dayanarak çocuğun anne baskısıyla babasına olan sevgisini yansıtamadığı kanaatine varması ve bunu velayeti babaya vermek için gerekçe olarak görmesi, ve daha niceleri de herhalde bu etkilerle oluyor.
Yargıtay usul gereği karardan sonraki raporlara bakmıyor; yeni velayet davasının hakimi, bu raporları yargıtaya da sunmuşsunuz, ona rağmen kararı kesinleştirmiş deyip tedbiren anneannede kalmasının devamına karar vermiyor.
Çocuğun babası hakkındaki suçlamalarını çocuğu dinlemeden düşürüyorlar; itirazımız üzerine dinlenmesine karar veriliyor, ama babasına teslim edildikten sonra... çocuk babasıyla yaşarken onunla gelip mahkemede "babam bana bunları yaptıydı" diyecek yani! haha!
Bana "neyse canım, 4 sene kaldı şurada 18'ine gelmesine, gitsin yaşayıversin babasıyla, sonra çıkar gelir" diyenlere cevap vermiyorum.
Bir de Pazar günü manşet olduk, görmüşsünüzdür belki. "Aklınızı mı kaçırdınız" diye başlık atmışlar. Hakimlere söylüyor olsalar cuk oturacak ama yazıyı okuyunca, anne-baba kendi egolarını tatmin etmek için çocuğu hırpalıyor anlamı çıkıyor!
Ben bugüne kadar, içine bulunduğumuz duruma göre çok, ama çok iyi hissediyordum, hatta kendime şaşıyordum; sonunda bugün pilim bitti, ağlayıp duruyorum.
5 Mart Nemo'nun doğumgünü. 14 bitti, 15'ten gün alıyor artık. Bu sene parti yok, temalı pasta yok, yine ayrıyız. Bütün yoksunluklarımızı simgeliyor sanki. Herhalde bu yüzden kötüyüm bugün... Bir de bugün okulundan iki mesaj geldi, biri sbs başvurusu, diğeri yıllık için fotoğraf çekimi duyurusu.

19.2.13

Gerçeklerden Korkan Belli Oldu

Hikaye yarım kaldı...
Aslında tam da değil, çünkü özü anlaşıldı; anneye şiddet uygulayan, çocuğu tekrar tekrar kaçıran, kendi İstanbul'da olmasına rağmen anneden uzaklaştırmak amacıyla çocuğu başka şehre yerleştiren bir babaya, uzman raporlarının anne yanında kalmasının doğru olduğunu yazmasına rağmen, velayetin verildiğini anlatabildim.
Tabii daha söylenecek çok şey, eksik kalan çok detay var, ama özü bu.
Pazartesi günkü yayın başladıktan sonra yarım saat geçmeden Mammut aradı. Hukuki işlem başlattığını, Erdek Mahkemesinin programda kendi ve oğlu hakkında konuşulmasının durdurulmasına dair karar verdiğini, bunu kanala faxladığını söyledi; soru sormak isteyen avukata da "şu anda kanunsuz yayın yapıyorsunuz, konuşamam" dedi; Melike'ye de "sizinle mahkemede görüşürüz" deyip kapattı. Reklam arasında girilip gelen faxa avukat hanım baktı ve ben yayından çıktım.
Düne kadar kendi kafasındaki hikayeyi anlatmak için can atan, bu ve başka programları arayıp televizyona çıkmaya çalışan adam, nedense beni susturmayı tercih etti. Neyse, siz bu tutarsız, hep kendine yontan kişiliği tanıyorsunuz zaten.
Ben çıktıktan sonra çok az söze devam etmişler isim geçirmeden, ama avukat hanımın uyarısıyla bitirip konu değiştirmişler. (İzlemek isterseniz buraya tıklayın; Cuma günkü kısmı da burada)
Bu yayını durdurma kararı da hukuk sistemimizin halini gösteriyor zaten; kesinleşmiş bir mahkeme kararını yanlış ve yanlı bulduğunu söylemek yasak, yani hukuk hakkında eleştiride bulunmak yine hukuk tarafından yasaklanıyor... Yaşadıklarımızı anlatmak, "devam eden davayı etkilemeye çalışmak"mış (?), o da yasak...
Peki bu da yasak mı? (Geçen hafta Posta'nın Pazar ekinde çıkan haber)

 

15.2.13

Yeni Baştan

Devlet korumasının kaldırılmasına, yani anneannesinin yanından, artık Nemo'nun velayetine sahip olan babasına gitmesi anlamına gelen karara itirazımız reddoldu.
Sosyal Hizmetlerin Nemo'yla yaptığı telefon görüşmesi üzerine Mahkemeye yazdığı, çocuğun babama verirseniz kendimi öldürürüm demesi, geçen yazki raporlarda yer alan intihar eğilimi, babaya karşı çok öfkeli oluşu ve bu nedenlerle koruma kararının kalmasını tekrar değerlendirilmesi talebini Hakim dikkate almadı. Ya da dikkate aldı ama ciddiye almadı...
Biz bir dilekçe daha verdik.
Ve bir yandan da, son çare olarak bugün Beyaz TV'de Melike ile Yeni Baştan programında gerçekleri anlatmaya başladım. "Başladım" diyorum, çünkü o kadar çok detay var ki, bugün sadece bir kısmına vakit yetti, Pazartesi devam edecek. Hemen sonrasında web sitesine de yüklüyorlar.
Tabii malum kişi de arayacak, yalanlarını neşredecek... Ama zaten yapıyordu; ne fark eder...
Belki gerçekleri bilen başka insanlar da arar, gerçek yüzü ortaya çıkar.
Korkularımızdan başka kaybedecek neyimiz var?

 

9.2.13

Bir Tatil Daha Mahfoldu...

"Bir tatil daha mahfoldu" diye yazmış Nemo. "Daha" kısmı mahfolan geçen yaz tatili yüzünden.

Bir gelişme yok...
Mahkemenin koruma tedbirini kaldırmasına itiraz ettik, bekliyoruz... elimiz yüreğimizde.
Bugün yarıyıl tatilinin son iş günüydü. Yani Pazartesi Nemo okula gidemeyecek. Eskiden olsa buna sevinirdi ama çocuk herşey normale dönsün, o evine dönsün, okuluna gitsin istiyor. Ama babası icra memuruyla okulun kapısında beklerken değil tabii.

Yeni bir fikir var, ama o a Teoman'ı şu anda içinde olduğu durumdan kurtaracak kadar hızlı sonuç verecek bir şey değil.
 

Son velayet kararının, AİHM'den alınan kararın hükümlerini gözardı etmesi nedeniyle, AİHM kararlarının takipçisi olan Execution'a (Konseyin bir ofisi) şikayet edersem, onlar bunu Türkiye Daimi Temsilciliğine gönderip ne diyorsunuz derlermiş. Yani geçen yıl AİHM'den çıkan karara ilişkin devletin ne gibi çabalar gösterdiği sorulurmuş. Çünkü o kararda, velayeti babaya veren hakimin yorumladığı gibi sadece mahkemenin uzun sürmesine dair değil, anne ile çocuk arasındaki ilişki ile ilgili hükümler var ve iç hukukta hakimlerin AİHM kararlarına paralel karar vermeleri bekleniyor.
Öte yandan, yeni bir yargılama olduğu için, velayetin babaya verilmesi kararı ile ilgili de yeni uygulamaya göre Anayasa mahkemesi'ne bireysel başvuru yapacağız.

Ama diyorum ya, bunlar hep çok geç sonuç verecek şeyler.


7.2.13

Gazetelerde ve gazetelerin web sitelerinde gördüğünüz haberlere gözü kapalı inanılmayacağını biliyorsunuzdur, ama bu kez daha başka, çünkü bu kez siz, bu blogu en başından okuyanlar, işin aslını tüm detayıyla biliyorsunuz! Belki son birkaç haftayı değil, ama o kısmını da şimdi anlatırım.
Yargıtay Nemo'nun velayetinin babasına verildiği kararı onayladı. Karar değerlendirmesine gönderdik, yine onayladı. Yani diyorlar ki, çocuğun, babasının götürdüğü pedagoğa söylediklerini dikkate alıp anne de varken söylediklerine baskı altında diyen, anne ve babanın geçmişlerine bakınca açıkça görülmesine rağmen kimin baskıcı ve şiddete meyilli olduğunu görmezden gelen bu karar doğrudur! Yazın başımıza gelenler sırasında yazılan ayrı ayrı bir dolu psikolog raporunda yazılanlara da bakmıyorlar, çünkü onlar velayet kararı verildikten sonra olan gelişmeler! Kararın jet hızıyla çıkması da ayrı...
Karar çıkmış da, icraya bile konmuş, elinde, gösterdiği adrese, gerekirse çilingirle girmeye bile olanak tanıyan bir yazı varmış. Biz bunu annemin komşularından, annem evde olmadığı için çilingirle eve girdiklerini öğrendiğimiz için biliyoruz.  Bizim eve de geldiler, ama çilingir aşamasına gelmeden yetiştik.
Bu arada biz de hemen yeni velayet davası açtık. Geçen karardan sonra oluşan bütün delilleri, raporları da verdik; dava sonuna kadar tedbiren anneannede kalmasını istedik. Hem Nemo şiddetle babasına gitmek istemiyor, hem de giderse baskı altında kimbilir neler demek zorunda kalacağını da varın siz düşünün.
Bunlar olunca, annem Şubat tatili için yaptıkları programı hemen başlattı; biz de tedbir çıksın diye uğraşıyoruz.
Pazartesi bir baktım, Sabah'ta çıkan haberde "2 yıldır çocuğu göstermiyormuşum", "çocuğu alıp ortadan kaybolmuşum"!!! Benim ismim açık, onunki kapalı...
Mecburen ben de birkaç gazeteciyle konuştum, ama hikaye o kadar karışık ki, sonuçta çıkan yazılar yanlışlarla dolu oluyor. Ben "2005'te velayet davası açtım, 2009'da bitti, 4 yıl oğlumdan ayrıydım" diyorum, haberde "anne ilk velayeti 2005'te aldı, çocuk uzun süre anneyle kaldı" diye çıkıyor.
Az önce bir baktım, Kanaltürk'teki Neşter programında canlı yayında, anne-baba evli değilse velayet otomatikman annede olmamalı diyor! Güler misin, ağlar mısın? Kendi evlilik dışı çocuğunu kaçırmış, annesinin suratını dağıtmış adam, kanuna rağmen 4 yıl süren velayet davası boyunca çocuğu yanında tutmuş adam bu kanun maddesine muhalefet ediyor! Aslında niye şaşırıyorum ki, tam ona uygun bir hareket...
Yarın www.aylinanne.com 'un Perşembe Anneleri köşesinde konuk olarak ben varım. Siz hikayeyi zaten biliyorsunuz, yeni bir şey yok; birkaç bloga koymadığım fotoğraf ve açık isimlerimiz.
Ah, bu arada hiçbir şey tesadüf değil; yılbaşından beri çalışmıyorum. Dolayısıyla artık pek kurumsal şirketimin adını ve oradaki işimi korumak kaygısıyla adımı saklamak zorunda değilim.
 

10.12.12

Haftasonu İzni

Noel yaklaşıyor diye herhalde, son ay en çok "Lebkuchen" başlıklı yazıma girilmiş. Yalnız ikinci sırada niye "Ahşap boyama anıları" var, ona bir anlam uyduramadım. Bunca zaman sonra nereden aklıma geldi, ne dürttü de blogger'a girdim onu da bilmiyorum. Zamanıymış herhalde...
Ağustosta annemin yanına gittiğinden beri Nemo'yla ayda bir 1 saat görüşüyorduk. Geçen haftasonu, uzun bir prosedür tamamlandıktan sonra, "izinli" eve geldi. Cuma akşamı koruyucu ailesi annemden teslim aldım, nöbetçi sosyal hizmetler uzmanı huzurunda, tutanaklı filan, pazar akşamüstü de aynı şekilde geri verdim. Bu ne biçin bir kader ben anlamadım. Elbette Erdek'ten alıp bırakmalar, yarısında bulamamalar, icra memurları vs ile kıyaslanmaz, bu düzen bin kat iyi, sonuçta okuluna devam ediyor, anneannesinin yanında, yazışıyoruz, telefonda konuşuyoruz, benim arkadaşlarım sinemaya, kitap fuarına giderken Nemo'yu da alıp götürüyor. Ama işte yine de, kendi evinde, odasında, annesiyle kalamıyor yavrum. Haftasonu evden çıkmadık, beraber film seyrettik, ben özlediği şeyleri yaptım, sushi, cheesecake vs.
Bu yıl dersleri daha iyi. Okulu biraz daha fazla seviyor. Daha çok arkadaşı var. Muhtemelen öğle tatillerini babasıyla geçirmek zorunda kalmamak yaradı.
Süzmebal hiç gelmiyor artık. Nemo'nun babasıyla Süzmebal'ın annesinin dialoğu başladığından beri böyle. Nemo okulda görüyor tabii ama konuşmuyorlarmış; saçlarını kirpi gibi tepeye dikmiş.
Ben de kendimi rehabilitasyon çalışmalarına verdim.
2 ay önce spora başladım. Gerçi 1 ay düzenli gittikten sonra araya başka programlar girdi, işten erken, yani normal saatinde çıkamamaya başladım, Naturel fuarı filan derken düzen bozuldu. Ama üyelik devam ettiğine göre başlarım yine.
Cumartesileri mahalledeki resim atölyesine gitmeye başladım. Bu hafta değil tabii. Karakalemi hızla geçip toz pastel iki resim yaptım. Meğer ne kadar güzel bir malzemeymiş... Müzayede kataloglarından beğendiğimiz bir resmin aşağıdaki kırtasiyecide renkli fotokopisini çektirip serbest bir kopyasını yapıyoruz. Aşağıdaki kopya eserimi facebook'ta paylaşınca Nemo hemen beğenip "benim için de yap bir tane" diye yorum bıraktı. O yüzden sırada bir savaş gemisi var ama kopya çekecek yapılmış resim yok. Gerçek yetenek şimdi belli olacak...

2.9.12

Anneanne Günleri

Raporlarda Nemo'nun annesiyle kalmak istediği, babasına çok öfkeli olduğu, kesinlikle onunla ve babaannesiyle kalmak istemediği, annesiyle kalamayacaksa anneannesiyle de kalabileceği, yurtta kalmasının ise çok sakıncalı olduğu açıkça belli oldu. Bunun üzerine hakim Nemo'nun devlet bakımında kalmasına ve anneannesinin koruyucu aile olarak atanmasına karar verdi. nasıl mantık ama...
Anneannenin koruyucu aile işlemleri 1-2 ay süreceği için izinli olarak yanına çıkmasına izin verdiler. Nemo'nun keyfi yerinde. Koruyucu aile uygulamasında çocuğun öz anne-baba ile sadece koruyucu aile psikoloğunun önünde görüşmesine izin var. Hakim anne ve babayla görüşmesine ilişkin bir karar vermemiş olduğundan bizim için de bu standart uygulama geçerli. Annemi tembihlediler, çocuk size emanet, kimseye bırakmayacaksınız, anne veya babayla görüştürmeyeceksiniz diye. Yurttan annemin evine bile taksiyle gittiler, ben götürmedim. O zamandan beri ne götürdüysem, annem apartmanın önüne indi, ben arabadan bile inmedim. Hemen annemin evine internet bağlattım, evden giysi, ağız armonikası, dürbünü vs götürdüm; artık ne yemek yaparsam birazını da onlara bölüp bırakıyorum, yine annemi aşağı çağırarak tabii. Romen usulü mititei köfte, etli bezelye yemeği, domatesli arnavut böreği, bolonez sos vs. (İlk el açması böreğimi de böylece yapmış oldum) Arada Nemo arayıp isteyince eve iskender göndertiyorum. Annem raporda da yazdıkları gibi yaşına göre çok dinç, ama uzun zamandır tek başına yaşamaktan herhalde, yemek yaptığında da pek tadı tuzu yok. Nemo'nun okuluna gidip müdürle konuştum; o da böylesi daha iyi dedi. Babası artık her öğlen okula gidip göremeyeceği için çocuk daha da rahat edecek. Tabii ben de bu arada göremiyorum ama telefon, işten google talk, evden facebook, hatta en son skype'tan görüntülü bağlantı bile kurduk. Annemin evinden, hatta oradaki odasından bile çıkmak istemiyor. Annemle gidip okuldan yeni forma aldılar. Yeni okul çantası (eskisinin dibi lime lime), kırtasiye malzemeleri, ders kitaplarını ben aldım, bırakacağım. Gerçi bu hafta annemle birlikte ablamlara gidiyorlar, okullar açılmadan birkaç gün hava değişimi iyi gelir diye. Açıkçası ben de çok sıkıldım bu yaz, hazır onlar yokken ben de bir arkadaşımın evine Bodrum'a gideceğim. Hoş, onların burada olup olmaması bir şey değiştirmiyor, sadece psikolojik; belki biraz da bir şeye ihtiyaçları olursa alıp bırakma gibi işleri yapabiliyorum diye. İşte böyle...
Hadi geçmişi bilmeyenler, beni tanımayanlar, Mammut'un geçmişte yaptıklarını bilmeyenler neyse, ama bu blogu takip edip de, "baba bir yandan, anne bir yandan çekiyor, olan çocuğa oluyor, iki koca insan anlaşamaz mı" gibi yorumları görünce... hiçbir şeye, hiç kimseye kızmaya değmez diye düşünüyorum.
Ben bu hem çocuklu, hem çocuksuz yaşamın çok kötü varyasyonlarına aşinayım, bu ne ki...
Hatta yaz boyunca ihmal ettiğim işlerime konsantre olmak için, vicdan azabı çekmeden ofisten geç çıkmak için uygun bir model bile sayılır. (Dory yerine Polyanna'ya atıfta bulunarak Poly mi deseydim kendime acaba?)

21.7.12

Gel de pozitif kal!

Geçen yazıda bahsettiğim pozitif titreşim halinde kalamadık. O zaten iki haftalık bir dibe vurma halinden sonraki geçici iyiye gittiğini zannetme döneminde yazılmıştı ki zaten iki gün sonra yazılamazdı, çünkü öncesi dip değilmiş, daha dibe de gidilebiliyormuş.
Peki şimdi niye yazıyorum? Sanırım, paylaşınca ve destek alınca daha iyi hissedeceğim bir duygu durumuna geçtim... Yalnız başından uyarayım; bu kadarı da olmaz diyebilirsiniz. Roman gibi, film gibi bile değil, çünkü filmde görsem ben de "çok abartmışlar, bu kadar da olmaz" derdim...
Önce, geçen yazıdan öncesini anlatayım.

***

İlk önce 16 Mayısta uyap’tan mesaj geldi, “İst.3.Aile mahkemesinin 2012/87 no.lu dosyasında (red)subut bulmadığından kararı verilmiştir”. Dosyaya baktık, Mammutun bazı iddialarla tedbiren Nemonun kendi yanına verilmesini istediğini, ancak kabul edilmediğini öğrendik. Avukat iddiaların çok saçma olduğunu, endişelenmemize gerek olmadığını söyledi.
Gerçekten de endişelenmedik. 27 Mayıs Pazar günü İTÜ Elektronik 1985 girişlilerin brunch organizasyonuna giderken hatta Nemo da geldi. Tüm arkadaşlarım ona bayıldı, ne kadar efendi bir çocuk olduğuna dair övgüler aldı. Brunch’tan biraz erken kaçıp Koç Müzesine gittik. Bu kez buharlı romorkörle Haliç turu yaptık. Ertesi gün hayatımızın altüst olacağından habersiz...


28 Mayıs akşamüstü gelen mesajda “İstanbul 4.aile mahkemesinin 2012/104 no.lu dosyasında (kabul)tam kararı verilmiştir” yazıyordu. Hemen avukatımızı aradım. Ertesi sabah bürolarında buluştuk; bu arada onlardan biri de dosyaya baktı ve Mammut okulda Nemo'yu görmeye gittiğinde sözde Nemo "sakın benimle konuştuğunu kimse görmesin, sonra beni yine o alete bağlarlar, ben ölmek istiyorum" demiş!!! Çocuğun sağlığından endişe duyduğunu belirterek bizi savcılığa şikayet etmiş, savcı da tedbir uygulaması için aile mahkemesine göndermiş, mahkeme de Nemonun anneden alınıp 6 aylığına baba yanına verilmesine dair tedbir kararı vermiş! Tam bir deli bir kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış durumu!!!
Karara hemen itiraz etmek üzere plan yaptık. Ben de akşamüstü doktor randevumuza götürmek üzere Nemo'yu okuldan almaya gittim. Saat 12.00 sularındaydı. Az sonra fark ettim ki babası da oradaymış. Ben müdür yardımcısından izin kağıdı almışken, o da avukatıyla gelmiş, kararı göstererek Nemoyu almaya çalışıyordu. Ben olay çıkmasın diye müdür yardımcısının yanında beklerken, o da müdürü ikna etmeye çalışıyordu. Benim avukatım da gelip doğrudan onların yanına gitti. Okulun avukatı aranmış, o icra olmadan verilmez demiş, ama ne olur ne olmaz diye bana da vermiyorlar çocuğu. Bir ara hiç kimseye vermeyip okul çıkışında bırakırız dediler ama o zaman da kim kaparsa onun elinde kalacak... Sonra haber geldi ki, polis gelmiş, Mammut, avukatı, benim avukatım, hep birlikte en yakın polis merkezine gitmişler. Karakol amiri savcıyı aramış, savcının çocuğu annesine verin dediğini söylemiş. Polisin ismini verdiği savcıyı benim avukatlar arayınca adam, yoo, beni kimse aramadı, zaten ben Bakırköy Adliyesindeyim demiş! Bunu karakol amirine söyleyince bu kez o “bana yalancı mı diyorsunuz?” demiş! Bu kez benim avukatlar savcıyı yeniden arayıp, sizin adınızı kullanarak yanlış iş yaptırıyorlar, siz karakolu arayıp konuşun lütfen demişler... Bu arada ben müdürle konuştum; polisten onay gelmeden çocuğu kimseye veremem diyor. Sonunda, okul çıkış saatinde, müdür beni arayıp “tamam, onay geldi, siz çocuğu alıp çıkın” dedi. Biz çıktıktan üç dakika sonra Mammut gelmiş, kıyameti koparmış diye duydum sonradan...
Aynı akşam Mammut icra ile eve gelmiş. Shrek evde olmadığımızı söylemiş. O kadın (her icrayla geldiğinde yanında gelip arabada oturan, bayramda geldiklerinde kapıda karşılaştığımız, siz avukatı mısınız diye sorduğumuzda yok ben ilgili değilim deyip arabaya kaçan kadın) yine yanındaymış ama aşağıda arabada oturmuş. Mammut aşağı indikten sonra Shrek kapı eşiğindeki aslan biblolarının yok olduğunu farketmiş, polislere söylemiş ama onlar biz görmedik demişler. Gelen pedagoğa Shrek geçen icra tutanağında pedagoğun Nemo için “döndükten sonra baskı göreceğinden korktuğu için gelmek istemediğini düşünüyorum” dediğini gösterip “siz hiç böyle bir şey gördünüz mü?” demiş. Meğer o yorumu yapan, tutanakta icra memurunun bile yazdığı gibi, o sefer de Mammut’un yanında  getirdiği pedagog buymuş. Sonunda bulamadıklarına dair tutanak tutup gitmişler.
Bu arada, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine, Nemo'ya asperger teşhisi koyan ve takip eden çocuk psikiyatristi doçentine gittik. Nemo'yla konuştu, anne yanından alınmaması gerektiğine dair bir rapor verdi. Bu raporu ekleyerek ve biofeedback cihazının nasıl kabul görmüş ve faydalı bir cihaz olduğunu, kaldı ki çocuğa böyle bir uygulama yapılmadığını, iftiradan ibaret olduğunu anlatarak itiraz ettik.
Nemo o haftasonu sınıftan bir çocuğun paintball davetine gidip gidemeyeceğinin derdinde; evde, odasında olamadığı için üzgün; babasının onun söylemediği şeylerle kurduğu komplo yüzünden kızgın. Zaten velayet davasında babasının zorlamasıyla orada kalmak istediğini söylediği, ama sonradan geri almak isteyip de babanın ve hakimin umursamaması olayından beri kızgın...
Ertesi akşam Mammut bu kez yanında üç polisle bizim eve gelmiş. Shrek polislere isterseniz girin bakın demiş, onlar gerek yok deyip gitmişler. Ama sonradan anlaşıldı ki, karakola döndükten sonra yazdıkları tutanağa "yerini biliyorum ama söylemem" dediğini yazıp kendi kendilerine imzalamışlar. Sonradan hem ben, hem Shrek hakkında tedbir kararına muhalefet suçlamasıyla dava açtı zaten.
İtirazımızı değerlendiren mahkeme de bu kez, temyiz sürecinde olsa bile zaten velayet babaya verilmiş; Asperger olduğuna dair rapor velayet davasında sunulmadığı için dikkate almıyorum deyip itirazımızı reddetmez mi?!?!...
Bunu Nemo’ya anlattığımda idrak edemedi bile... Niye kimse beni dinlemiyor, niye benim söylemediğim şeyler yazılıyor, aslını kimse bana sormuyor diye isyan etti. Avukatımla telefonda ne yapabiliriz diye konuşurken Işıl Hanım “Nemo'yu bir uzmanla görüştürsek ne der?” diye sordu. Ben de “telefonu vereyim, siz birebir konuşun, kendisine sorun” dedim. Nemo telefonu alıp balkona çıktı, avukatımla bir süre konuştu, telefonu kapattıktan sonra içeri gelip “bana kağıt ve kalem lazım, bu dediklerim hakkında kendisine mektup yazacağım” dedi.
Gerçekten de Nemo o gece yazdığı mektubunda duygularını açıkça, korkmadan yazmış. Babasının onunla banyo yaptığını, üzerine işediğini, onu barlara götürdüğünü bir bir anlatmış. Kendisini dinlemeyen veya söylediklerini çarpıtan hakim ve pedagoglara vermiş veriştirmiş.
Teoman’ın yazdığı mektubu ertesi gün tarayıp avukatımıza gönderdik. Aynı gün Cerrahpaşa Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Türkay Beyle randevumuz vardı. Ona gidip mektubu da gösterdiğimizde çok ciddi ve hassas bir tablo olduğunu, hemen takibe alacağını söyledi; asistanı Dr.Gözde Hanım bize birkaç gün sonrası için randevu verdi. Tabii tedbir kararını, babanın iddialarını da gösterdik. Tarafsız kalmak adına hem babanın, hem annenin psikiyatrik durumunun incelenmesi gerektiğini ve Asperger oluşu da dikkate alınarak çocuğun yerinin değiştirilmemesini tavsiye eden bir görüş yazdı.

Nemo daha önce de anlatmıştı bunları ama yazıya döktüğünde daha da somut bir hal alıyor, mektubu gören herkes babanın yaptıkları karşısında dehşete kapılıyor. Bu yazılanların cinsel istismar ve duygusal şiddet olduğuna dair herkes hemfikir. Özellikle birlikte banyo ve banyoda üzerine işeme konularını velayet davası sırasında Kasım 2012’de görüştüğümüz Aile Mahkemesinin pedagoğuna da anlatmıştım, ama sanki durumu hafifletmek ister gibi bir cümleyle bahsetmişti sadece. Shrek bir hekim olarak teknik bir dille bu davranışın nasıl bir psikoza işaret ettiğini anlattığını da söylüyor, ama rapora sadece anneyle aynı görüşleri paylaştığı yazılmıştı.
4 Haziran Pazartesi Savcılığa Nemo'nun mektubunda yazdıklarını temel alan bir şikayet dilekçesi verdik. Bunun üzerine savcı aynı gün yeniden aile mahkemesinden tedbir talep etti. Babanın iddiası üzerine anneden alma kararı veren hakim bu kez babadan da korumak gerektiğine göre devlet bakım ve koruması altına alıyorum diye tedbir kararı verdi. Bu Nemo'nun Yetiştirme Yurdunda kalması demek!!!!!!
Hemen bir itiraz dilekçesi hazırladık; çocuğun anne yanında mutlu olduğunu, babanın saçma iftirası dışında anne yanından alınması için hiçbir somut neden olmadığını anlattık; her iki devlet kurumunun çocuk psikiyatri uzmanlarının bu yönde verdiği raporları ekledik. İlla anne yanından almakta ısrarlı olurlarsa, bari anneannesinin yanında kalsın, hem alışık olduğu ortam, hem çok sever, hem okuluna yakın dedik.

Baba da itiraz etti; mektubu Nemo'ya benim zorla yazdırdığımı, daha önce bu konunun gündeme gelmediğini, şimdi uydurulduğunu iddia etti; baba yanına verilmeyecekse babaanne yanına verilsin dedi.
Bu kez biz cevaben bir dilekçe daha verip, bu konunun Kasım 2012’deki pedagog görüşmesinde de tutanağa geçtiğini, ancak hakim tarafından ciddiye alınmadığını anlattık. Ayrıca babaanne ile babanın birlikte ikamet ettiklerini, babaanneye verilmesinin babaya verilmesi anlamına geleceğini yazdık.
Bunun üzerine, hakim bir tutanakla, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne müzekkere yazılarak itirazla ilgili inceleme yapmak üzere bir psikolog ve bir sosyal hizmet uzmanının görevlendirilmesinin istenmesine, taraflar ve çocuk ile görüşülerek, yaşadıkları yerler konusunda inceleme yapılarak rapor düzenlenmesinin istenmesine, itirazlar konusunda rapor ibrazında değerlendirme yapılmasına karar verdi.
Yerinde inceleme ifadesini görünce biz rahatladık. Avukatlar da, ben de bu ifadeyi, görevlendirilen kişiler gelip yerinde çocukla ve bizimle görüşecek diye yorumladık. Hakimin çocuğu yine de yurda alın, sonra da gidip anneyle evinde görüşüp ev ortamına bakın dediği aklımıza bile gelmedi. Babanın şikayetimize ve tedbire konu olan davranışları bir pedagog ve bir sosyal hizmetler uzmanının oturup konuşması ile, ya da gidip evine bakmaları ile anlaşılabilecek şeyler değil ki...
Ben artık işe gitmeye başladım; annem Teoman evde yalnız kalmasın diye sabahları bize gelmeye başladı. Ablam da İstanbul’a geldiği için o da bizde. Cuma günü ben işteyken Nemo telefon etti; markete gitmek için izin istedi. Niye diye sorduğumda geçiştirdi; akşam beraber gideriz dediğimde olmaz dedi. Akşam eve gittiğimizde o Pazar Babalar Günü olduğu için Shrek'e hediye olarak ablama aldırdığı "Büyükada Yemekleri" diye bir kitap ve içindeki bir tariften yaptığı kurabiyelerle karşılaştık. Tarifin adı "Mutluluk Kurabiyeleri"... Kimseye söylemeden malzemeleri bir not kağıdına yazmış, kendi harçlığıyla gidip marketten almış, yapım aşamasında anlamdan yardım istemiş. Hediye kitabın ilk sayfasında da notu var:
Sevgili Shrek Abi, Seni... biraz da kendimi düşünerek bunu aldım. özellikle deniz ürünleriyle ilgileneceğiz. biz ilgileneceğiz.
O gece ablam telefonla haber verdi; Mammut annemin evine gitmiş, ablam tesadüfen pencereden baktığı için görmüş. Apartman kapısını karşı komşumuzun zilini çalarak açtırmış, kata çıktığında önce girip bir süre orada oturmuş, sonra annemin kapısını çalmış. Annemle ablam ışıklar sönük, hiç ses çıkartmadan oturmuşlar. Bir süre sonra tekrar karşı komşuya girmiş, daha sonra da kapı sesleri olmuş, gitti diye düşünmüşler.

O haftasonu normal geçti; Cumartesi Nemo'yu etüdden arkadaşı Yasemin’in doğumgünü partisine götürdüm. Saat 14.00’te gittik, çıktığımızda saat 20.00’ydi. Giderken Shrek'i muayenehanesine bırakıp dönüşte onu da alırız diye plan yapmıştık; bu kadar uzun sürdüğü için o da o saate kadar bizi bekledi. Ben bütün gün Yasemin'in annesi ve hatta bir süre anneannesi ile sohbet ettim, pozitif titreşme niyetiyle hiç bu olaylardan bahsetmedim; hatta önceki olaylardan da bahsetmedim. Nemo 4 yaşındayken babasıyla ayrıldığımızı, benim daha sonra yeniden evlendiğimi biliyorlar sadece. Ketumlukta kendimi aştım, ama bahsetsem tek konu bu olacak, hepimizi kasvet basacak...

Pazar günü Tarabya Alman Konsolosluğunda Alman Lisesi mezunlarının Sosis Günü vardı. Nemo özellikle benimle gelmek istedi. Büyük ağaçların altında eski sınıf arkadaşlarımla sohbet ettik. Bir arkadaşın kızı da Işık Okuluna gidiyormuş; Nemo da onunla arkadaşlık etti. Selçuk Alagöz her telden, her dilden şarkılar söyledi, pek neşelendik. Tüm endişeleri bir yana bırakıp mutlu olabiliriz diye hissettik.
***
İşte bir önceki yazıyı o zaman yazmıştım. Bu da sonrası...
***
Ertesi hafta normal başladı. Avukatlarım Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ile görüşüp dosyamız için görevlendirilen hanımın Aile Mahkemesi pedagoğu olarak atandığını, ofisini taşıma sürecinde olduğunu, dosyayı adliyede göreve başladığında alacağını öğrenmişti. Gelip evde konuşacaklar, yaşadığımız ortamı da değerlendirecekler diye içimiz rahat, ben işe gidiyorum, Nemo evde, annem sabahları bize gelip akşamüstü ben eve gelince evine gidiyor. Salı günü Cerrahpaşa Çocuk Psikiyatrisindeki randevumuza gittik. Nemo rahatlamış durumda.

20 Haziran Çarşamba günü 11.00 sularında bir toplantıdayken Nemo aradı; evde polislerin olduğunu, onu almaya geldiklerini söyledi, annemle konuşuyorlarmış. Çocuk bürosundan gelmişler, Nemo'yu alıp Halkalı Yetiştirme Yurdu’na götüreceklermiş! Ben hemen fırlayıp eve gittim. Bir yandan da avukatımla konuştum. Hakimin itirazımız sonrasında yerinde inceleme ile ilgili tutanağını gösterdim, avukat polislerin çocuk bürosundaki amirlerine faxladı. Sarıyer’den de bir amir geldi. Sonraki yazıyı görünce “tamam, o zaman tutanak tutun, almadan gidin” dedi ve gitti. Tam tutanak yazılıyordu ki, bu kez çocuk polisi, bize gelen talimat çocuğu yurda götürün şeklinde diyerek ısrar etmeye başladı; biz de “ama ondan sonra bir tutanak daha var, yerinde incelensin diyor” diye ısrar ediyoruz. Hatta bir ara çocuk bürosundaki amir, muhalefet ettiğiniz için savcıya suç duyurusunda bulunacağım deyince korktum. Niyetimiz karara karşı gelmek değil ki, sonraki tutanağı dikkate almalarına çalışıyoruz. Baktık olmayacak, avukatım adliyeye gidip hakimle görüşmek için süre istedi. Bu arada saat 16 sularına gelmişti. Hakimle görüştükten sonra kötü haber geldi; çocuğu yurda alın diyormuş; yerinde inceleme derken çocuğu yurtta, bizleri evlerimizde inceleyeceklermiş.
Ben çaresiz eve çıkıp Nemo'yla anneme durumu anlattım. Ufak bir çantaya 1-2 tişört, çamaşır, kitap, diş fırçası koyduk. Teoman çok tedirgin olmasın diye, annem ve polislerden biriyle birlikte benim arabamla gittik; diğer polis ekip arabasıyla önümüzden gitti. Halkalı’ya vardığımızda teslim etmeden önce tıbbi rapor alınması gerektiğini öğrendik. Annem Müdür Yardımcısının yanında kaldı; ben iki polisle birlikte Nemo'yu Bakırköy Devlet Hastanesi’nin Adli Tıp birimine götürdüm; bilinci açık, darp görmemiş olduğuna dair rapor verdiler; yurda geri döndük. Refakatçi olarak kalmak istedim, yurdun önünde arabada yatarım dedim, ama çocuğun psikolojisini daha da bozarsınız dediler. “Bugünden öncesine biz hiç bakmayız, bugün 20 Haziran, başlangıç noktası; biz sadece bugünden sonrası ile ilgileniriz, biz burada çocuğun geleceğini şekillendireceğiz, artık o bizim çocuğumuz, çocuk sizinle kalmak istiyorsa zaten bir sorun çıkmaz, bu süreçte sizi yanlış değerlendirmelerine neden olacak bir şey yapmayın, soğukkanlılığınızı koruyun” dediler. Bu durumun ne kadar süreceğine dair hiçbir fikir vermedi, ama hep kalıcı olmasına bizi hazırlayacak yorumlar da yaptı. Eğer kısa sürede sonuçlanmazsa okul kaydını bu yakınlardaki bir okula almamız gerekecek; SGK kaydını da üstümüze almalıyız, buradan doktora götürmek gerekirse diye... gibi şeyler söyledi. Teoman bizi ağlarken görmesin diye suratımızı toplayıp odasından çıktık. O arada akşam nöbetçi kalacak öğretmen de Nemo'ya çevreyi göstermiş, akşam yemeği yedirmişti. Ben herşeyin düzeleceğini, güçlü olmamız gerektiğini, akşam kalamayacağımı, yarın yine geleceğimi söyledim; annemle birlikte ayrıldık.
Ertesi sabah gittiğimde psikolog hanımla tanıştım; ona bütün hikayeyi, 2003’ten bu yana bütün olanları anlattım. Yurda geldiğimi öğrenen Nemo gelip beni bulunca görüşmemiz bitsin diye kapının önünde bekledi. Görüşmeden sonra Nemo'yu da içeri aldı; nasıl da sımsıkı sarıldı bana... Daha sonra Nemo'yla binanın dışındaki bankta oturup uzun uzun sohbet ettik. Araya sessizlikler girdiğinde bile orada birlikte oturmayı tercih ediyor oğlum. Epey bir süre oturduktan sonra ayrıldık mecburen.
Pazartesi gününden beri yurtdışında olan Shrek Perşembe akşamı döndüğü için Cuma günü yurda birlikte gittik; kapıdaki güvenlik babanın orada olduğunu, girmesek daha iyi olacağını söyledi. Biz de gidip bir kafede bekledik. Öğleden sonra arayıp konuştuğumuzda babanın gittiğini, gelebileceğimizi söylediler. Gittiğimizde psikologla konuştuk. Belli ki Mammut kafasındaki senaryoyu anlatmış; eski tarihleri sordu; hangi yılda Mammut’tan ayrıldığımı, hangi yılda Shrek'le tanıştığımı, hangi yılda evlendiğimizi vs. Belli ki ona da evi ve çocuğu terkedip evli bir adama kaçtığım hikayesini anlatmış. Onun tehditleri sonucunda oğlumu alıp kendimi evimden annemin evine kaçtığım zamanları, onun Nemo'yu defalarca kaçırdığı tarihleri anlattım tekrar. Sonra Nemo'yu çağırdı; beni de, Shrek'i de gördüğüne çok sevindi oğlum. Götürdüğüm yedek kıyafetleri, kitapları verdim. Binanın dışındaki banklarda oturduk yine uzun uzun.
Baba Cumartesi geleceğini söylediği için bize siz Pazar gelin dediler. Pazar günü öğleden sonrayı yurtta geçirdim. Çok sıkılıyor orada. “Buradaki tüm çocuklar arasında henüz bir kızla yatmamış olan tek benmişim” dedi. Tek İngilizce bilen de oymuş ama. Babası Cuma gecesi gelip güvenlik görevlisiyle arkadaş olmuş, çocuklarla muhabbet etmiş, saatlerce orada kalmış, Nemo'yla konuşmaya çalışmış, o konuşmak istememiş. Cumartesi gecesini ise ishal ve kusma ile geçirmiş; akşam içtiği sütten olduğunu söylemişler.

Pazartesi tekrar Shrek'le yurda gittik. Öğle yemeğini yemiş ama kısa bir dışarı çıkarmamıza izin verdiler, gidip bir kafede oturduk, gazoz içti, pastasını yemedi. Yurtta bir çocuk çorabını almış, geri istediğinde “İngilizce biliyorsun diye sen bize artistlik mi yapıyorsun, biz sana yenisin diye iyi davranıyoruz” deyip burnuna bir yumruk indirmiş. Nemo çok hızlı vurduğunu, çok canının acıdığını söyledi. Üst dudağının içi de dişine çarpmış, yaralı. Burnunda ve göz altlarında hafif bir ödem ve morluk var. Gece nöbetçi olan psikolog hanıma söylemiş, ama iki çocuk arasında münferit bir olay gibi algılanmış. Oysa Nemo hiç kimseye vurmaz. Hayatının ilk yumruğunu yemiş oldu...
Bana her gün gelmememi söylediler; o yüzden Salı günü gitmedim. Nemo beni aradığında babaannesinin telefonla aradığını, babandan özür dileyen bir mektup yaz, hemen ertesi gün çıkarırız seni oradan dediğini anlattı. Ayrıca yurttan iki çocuk babasıyla görüşsün diye baskı yapıyorlarmış. Yurdun Sosyal Hizmetler Uzmanına bunları anlattım. Çocukların adını söylediğimde, siz söylemeseniz de tahmin ederdim kim olduklarını, ben onlarla konuşur, engel olurum dedi. Ancak bu kez bir de bir hafta gelmeyin, çocuğu aileden, iki taraftan da soyutlayıp hem buraya adaptasyonunu kolaylaştırmak, hem de etki altında kalmadan konuşmasını sağlamak istiyorum dedi.

İl Müdürlüğünün görevlendirdiği iki hanım Çarşamba sabahı 10.30’da bizimle görüşmeye eve geldiler. Kendimizi, kısa özgeçmişlerimizi, 2003’te bu yana olanları ve son olayları anlattık. Evi dolaştılar, Nemo'nun odasına baktılar. Yakın sayılacağı için Nemo'nun anneannesinin evine de gelmişken bakalım dediler. Adresi verdim ama ben önlerinden giderek yolu gösterdim. Annemle kısa bir tanışma görüşmesi yaptılar; annemin de evini dolaştılar; Nemo'nun oradaki odasını gördüler. Sonra ayrıldılar. Sosyal hizmetler uzmanı sonraki iki hafta izinde olacağını, ancak zaman kaybedilmemesi için baba ve babaannenin yaşadıkları yerin incelenmesi için Erdek’e talimat yazılması amacıyla mahkemeye bir ön rapor sunacağını söyledi.
Sonra... Nemo'nun yurda alınışından 4 hafta sonra sonunda onunla konuştular. Aradaki her olayı yazmıyorum... Erdek'te başka bir görevlinin babaanne ile görüşmesi, evlerine bakması tamam da, babayla görüşmenin anne ve çocukla konuşan aynı ekip tarafından yapılması gerekir. Bu arada Mammut uzun, saçmasapan dilekçeler veriyor; biz mecburen onlara cevap veriyoruz. Bu arada hakim de izinde olduğu için yerine bakan hakim sadece talep edilen şeyleri tamamlıyor; dosyayı yurda gönderiyor; başka bir dosyayı celp ediyor vs. Nemo zamanının mümkün olan en fazla kısmını yakındaki bir internet kafede geçiriyor. İki hafta önce babası "annen hapse girecek, sen 18 yaşına kadar burada kalacaksın" diye ağlatıp elinden bir özür mektubu almış ama onu mahkemeye vermedi. Nemo aynı gün öğleden sonra gittiğimde boynuma atlayıp bunları anlattı, ben de önce avutup sonrasında bunları da yaz o zaman dedim. Tabii Asperger'lerin ne kadar kolay etki altında kaldığının da bir örneğini görmüş olduk. O zamandan beri babasıyla görüşmeyi reddediyor. Bana "siz babanla görüşme demiyordunuz değil mi?" dediler. Hayır, demiyorum. Ama Nemo bana "anne nasıl olur da böyle bir adamla birlikte olursun?!" dediğinde, "onun insanı kandırma yeteneğinin ne kadar fazla olduğunu biliyorsun" diyorum, kimse bana laf etmesin!
Mesai saatleri dışında ve haftasonu görmemize izin yok. Aslında tek başına dışarı çıkabiliyor, dışarıda buluşulabilir, ama görülme veya Nemo'nun ağzından kaçırması riskini alamam. Yurdun sosyal bürosundakiler olan biteni tek tek not alıyorlar. Babası bir çocuğa 50TL verip Nemo 'nun her yaptığını haber vermesini istemiş. O sayede her internet kafeye gittiğinde karşısında buluyordu, ama Nemo ters davranınca ve tabii bir de çocuk deşifre olunca o olay bitti. Bunu mahkemeye bildirdiğimizde ise Mammut "şimdi olsa yine yaparım, ben muhbirlik yapması için değil, yardıma ihtiyacı olduğu için verdim, o paranın bir kısmıyla pazardan giysi aldı, bir kısmıyla ablasıyla konuşabilmek için kontör aldı" diye arabesk bir açıklama getirdi...
Dışarıdan bakan insanlar, ama en önemlisi hakim, savcı vs "baba bir taraftan çekiyor, anne diğer taraftan, biz bu çocuğu nasıl onlara bırakalım, en iyisi devlet korumasına alalım" demiyorlar mı, delirmek işten değil!
Yurt müdürü diyor ki "ben ikinize de ayrı ayrı söyledim, siz kavga da etseniz çocuğa belli etmeyin dedim, ikiniz de beni dinlemediniz", ölür müsün, öldürür müsün...
Nemo'nun yurt hakkında anlattıklarını aktarmaya gücüm kalmadı şimdi, belki sonra... ama özetle, orası evde gerçekten korunması gereken bir durum olan, ya da bakacak kimsesi olmayan çocuklar için olabilecekleri en iyi yer, ama Nemo için yarı açık cezaevi, kendi tabiriyle Ausschwitz toplama kampı.

19.6.12

Mutluluk Kurabiyeleri

Başından beri takip edenler ya da arada rastlayıp bu işin başını merak ederek dönüp eskileri okuyanlar hatırlayacak, en mutsuz, en umutsuz zamanlarda, ben her şey yolundayMIŞ gibi yapmak üzere başladıydım bu bloga. Normal anneler/kadınlar gibi yemek denemeleri, seyahat izlenimleri, yün örme maceralarından filan bahsetmekti niyetim. Öyle de gitti bir süre, ama sonra dayanamayıp Nemo'dan bahsetmeye başladım, hikayemi bilmeyen kalmadı.
Şimdi düşünüyorum da, ben bilmeden yeni çağın öğretisini uyguluyormuşum. Son haftalarda "Doğru İstersen Olur", "Meleklerle Yaşamak" gibi kitaplar okuyorum, aynı şeyi diyorlar aslında.
"Ne söylersek, ne düşünürsek ya da ne hissedersek onu hayatımıza çekeriz"
"Sürekli şikayetçi olmayı, mızmızlanmayı ya da yaşadıklarını haksızlık olarak değerlendirmeyi bırak. Bu alanda söylediğin her söz, senin durumnu daha da kötüye götürür."
"Kendini iyi hissetmen için sebep yoksa bile, moralin yüksek olsun." (üstelik her zaman iyi hissedecek, şükredecek bir şeyler vardır)
Yani hayatımda hiç bu olaylar yokmuş gibi yemek tarifinden, örgü modelinden bahsetmek doğruymuş! Gerçi savaşarak, isteyerek, hayal ederek Nemo'yla birbirimize kavuştuk ama endişelerim, korkularım ve tabii dolaylı yoldan "o"nun negatif enerji alanına da girmiş oldum.
Artık onun ve kavgacı titreşimlerinin yavaşça sönen bir ışık gibi hayatımızdan çözülüp gittiğini hayal ediyorum. Ve oğlumla çok daha yakın, çok daha sevecen hale gelen ilişkimiz için, oğlumun zengin hayal dünyası ve ortaya çıkan yaratıcılığı için, oğlumun daha bu yaşında iyi ile kötüyü ayırt etme becerisi kazanmasına neden olduğu için ona teşekkür ediyorum. Bu sonuncusu benim için de geçerli hatta. Ben kötüyle karşılaşmadan, hatta onun hakkında uyarılmadan büyüdüğüm için tanıyamadım, adını koyamadım, artık ayırt edebiliyorum.
En sonunda dayanamayıp birkaç tahtamın eksildiğini düşünenleriniz olabilir :) ama öyle düşünmeyin, lütfen bizi oğlumla, ve mümkünse Shrek ve Süzmebal'la birlikte mutlu hayal edin; öyle olduğumuza inanın, sakın endişelenmeyin.
Bu kadar laftan sonra son haftalarda olanları anlatmayacağım tabii... ama merakta kalmayın, kötü şeyler de hayal etmeyin sakın, biraz zor bir zaman geçirdik, şimdi iyiyiz, birlikteyiz, mutluyuz, güvendeyiz.
Yani yemek tarifi bile verebilirim, o kadar...
Ay, onun yerine geçen Cuma sürprizini anlatayım, içinde tarif de var hem:)
Ben işte, annem ve ablam Nemo'yla bizde. Nemo beni arayıp markete gidebilir miyim diye sordu, ben mırın kırın ettim, o kadar da yakın değil, cep telefonunun şarjı da yoktur, gitme dedim. Ne alacağını sordum, ben gelince beraber gideriz dedim. Ne alacağını da söylemiyor... Az sonra annem aradı, sen markete tek başına gitmesine izin mi verdin dedi. Meğer benim akıllı anneannesine annem izin verdi deyip gitmiş.
Akşam eve gittiğimde mutfakta bir tabak kurabiye! Az sonra Shrek de eve geldi. Kurabiyeler ve yanında "Büyükada Yemekleri" kitabı meğer Shrek'e babalar günü hediyesiymiş. Ablam dışarı çıkarken ona kitap ısmarlamış; Shrek'in ilgisini çeken konular olan trenler, maketler, fotoğrafçılık ve yemekle ilgili olsun demiş. Ablam bu "Büyükada Yemekleri"ni getirince de çok sevinmiş, içine "senin için aldım ama kendimi de düşündüm" gibi birşeyler de yazmış. Sonra da içinden bu tarifi bulup, malzemelerini not edip, marketten gidip harçlığıyla un, pudra şekeri, margarin ve vanilya almış. Eve yıllar sonra margarin girmiş oldu. Yapmak için ablamdan yardım istemiş ama tabii benimle mutfakla pek bir ilgisi olmayan ablam anneme paslamış, bunlar da kurabiye yapımına girişmiş. Tarifin adı da "Mutluluk Kurabiyeleri":)

1/2 kg un
250 gr oda sıcaklığında margarin
125 gr pudra şekeri
1 yumurta
1 paket vanilya
Hepsini yoğurup, merdane ile açıp, kalıpla kesin. (O kadar kalıbın arasından hırız ve çiçek seçmişler. Niye dediğimde de Nemo ilk onlar geldi elime, çabuk olsun diye:) Yağlı kağıt üstünde 200C fırında pişirin.

30.4.12

Korkunun Ecele Faydası Yok

Evet, zor günler geçiriyoruz. Yazmak, onları yazarken bir daha yaşamak içimden gelmedi.


Üstelik muhtemelen Mammut blogu buldu. Birkaç yazıma bırakılan terbiyesiz yorumların uslübu tam onun elinden çıkmış gibi. Dolayısıyla hiçten yazasım gelmedi.

Bana e-posta adresimden yazıp soran birkaç okuruma kısaca bahsettim olan bitenden, o kadar.

Ama bugün nedense kısa bir özet yazıp bu bölümün sonunu bağlamak istiyorum. Hani eski bir roman bulur okumaya başlarsınız. Bir bakarsınız içinden bir kısmı, ya da daha beteri, son sayfaları kopup kaybolmuştur. İşte bu yazı, o kayıp bölümün hatırına...

Zaten Mammut’un bilmediği hiçbir şey yazmayacağım nasıl olsa...

26 Ocak’taki duruşmada hakim velayeti babaya verdi.

Sözün bittiği yer.

Gerekçelerini birkaç hafta sonra, gerekçeli karar yazıldığında öğrendik.

Geçen yaz babasıyla gördüğü zaman neşeli, Kasım’daki pedagog görüşmesinde durgunmuş. Annenin yanındayken babayla göz teması kurmamış ama anne çıktıktan sonra baba çocuğa hediyesini verirken çocuk babanın anlattıklarını ilgiyle dinlemiş. Bu yüzden çocuğun annenin baskısı altında olduğu düşünülmüş.

Bayramda sitenin güvenlik kamerasından alınan görüntüler benim çocukla sabah dışarı çıktığımı gösteriyormuş; demek ki yalan söylüyormuşum, çocuğu da akşam başka yerde kaldık demeye zorlamışım. (Aynı fotoğraflara bakarak Mammut arabada çocuğun olmadığını, dolayısıyla evde olduğunu idda edip icra memuruna çilingirle evi açtırmak için kullanılmıştı.)

AİHM’nin verdiği karar da zaten sadece velayet kararının verilmesiyle (2007) kesinleşmesi (2009) arasında çok zaman olması nedeniyle verilmiş. (Ya kararı okumamış, ya da anlamamış.)

Tarafların yaşam biçimine bakıldığında çocuğun eğitim ve öğretiminde aynı standartları sağlayacak ekonomik güce sahip oldukları ve aynı kültürel yapıya sahip oldukları ancak aralarında aşılmaz husumet olduğu açıkmış.

Anne evlenerek aile ortamı oluşturmuş, baba ise evlenmemiş ancak anne ve kızkardeşi ile yaşayarak aile ortamı oluşturmuş. (Kızkardeş de nereden çıktı? Dosyanın hiçbir yerinde böyle bir ifade yok!)

“Müşterek çocuğun 12 yaşını tamamlaması ve ergenlik sürecine geçiş döneminde olduğu gözetildiğinde, çocuğun yanında özgürce davranabildiği, aile ortamını babaanne, hala (hala yine çıktı ortaya?!) ve baba ile rahatlıkla yaşayabildiği, doğal ortamda babayla sosyal paylaşımının iyi olduğu anlaşılmakla; babanın çocuk için iyi bir baba modeli oluşturacağı, çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimi için daha iyi olacağı, eğitim düzeyi ve kalitesinin halen var olan duruma uygun olacağı gözetilerek çocuğun menfaatleri gereği ve başlangıçtan itibaren on yıl süreyle babasının yanında kalması,onun yanında yetişmiş olması, annenin evli olduğu kişi ile çocuğun babası arasında husumet oluşması ve babaya verilmesinin küçüğün menfaatlerine uygun olduğu yolunda kanaate varılmış ve bu yolda karar verilmiştir.”

Tabii temyiz ettik. Dosya Yargıtay’da.

Böyle bir kararın verilebildiği dünyada Yargıtay’ın dosyayı okuyacağına ve doğru yorumlayacağına ne kadar güvenilirse o kadar güvenebiliriz.

Bu arada Nemo haftasonları gitmek istemiyor, babası da gelmiyordu zaten. O zamandan beri okulda görmeye gidiyor. Geçen haftaya kadar. Önceki hafta içinde okulda üç kez üstüste görmeye gitmiş. Nemo sonuncusunda her gün gelmemesini söyleyince tartışmışlar. O Cumartesi icra memuruyla çıkıp geldi, yanında da kendi getirdiği mahkeme pedagoğu. Ben evde değildim, annem vardı. Nemo gitmek istemediğini söylemiş. Pedagog bir saat ısrar etmiş, sonunda tutanağa “haftasonu babasına giderse döndüğünde evde baskı göreceği düşünülerek ısrar edilmedi” yazdırıp gitmiş. Benim babayla ilişkilerini bozduğumu iddia etmek üzere kanıt oluşturuyor belli ki.

Bayramda çocuğu kaçırdığımız şikayetiyle dava açtığı için adliyede karşılaştık. Neden çocuğu göstermiyorsunuz diye başlayıp küfürlerle devam ediyor. Tabii başka kimsenin duymayacağı şekilde. Örnek baba.

Neyse, yeter bu kadar...

Okuyanların incinen adalet duygusu için üzgünüm.

Siz koruyan sistem değil, gerçek kötüye çatmamış olmanız.

14.1.12

Karlar Yağar

Sabahki sulu kar, öğlen gerçek kara döndü; kar taneleri gökyüzünden iri yumuşak pamuklar gibi salınarak düştü. Tembel bir haftasonu için mükemmel bir hava. Nemoyla akşamüstü sinemaya gitsek mi diye konuştuk, ama dışarı çıkmak o kadar uzak bir fikir gibi geldi ki, onu bile yarına bıraktık. Shrek zaten kursta. Kurs Bayramoğlu'nda, yani şehrin öbür ucunda olduğu ve Cuma akşam trafiğinde eve gelmesi 2,5 saat filan sürdüğü için orada bir otelde kaldı. Bu akşam da kar yüzünden kalabilir... Mantarlı tavuk sotenin yanına bulgur pilavı yaptım. O da kesmedi, kalmış balları değerlendirme bahanesiyle bir de ballı kek yaptım, şimdi fırında. Kendime de bir kupa Nescafe yapıp üstüne bir parmak Black Mozart likörü ekledim. Yalnız iki ayda verdiğim 6 kilonun yarısını son iki haftada geri almış olmamı dikkate alırsak evde geçen bu karlı haftasonu bana yaramayacak...
Oğlan içerde, odasında bilgisayarından film seyrediyor. Zaten maket yapmak dışında tek yaptığı şey bu olduğu için olağan bir durum. Babası bayramdan beri haftasonu almaya gelmedi; haftaiçi okulda görmeye gidiyor. Nemo da bu durumdan memnun, ben zaten dünden razı. İki hafta sonra duruşma var. Artık hakim karar verecek. Niyeti orada "annesi görüşmemize engel oluyor" pozuna mı yatmak bilmiyorum ama hakim de o kadar saf değildir herhalde, Nemo'ya sorar en azından... İlk dönem notları Matematik 2, Fen-Türkçe-İngilizce 3, Sosyal-Din 4, Müzik-Spor-Resim-Bilgisayar 5 şeklinde gelişti. Etüdden kaçmak için bahane arayıp her gün erken alınmak istiyor. Eve gelince okul çantasını yukarı çıkarmıyor bile, arabada bırakıyor... Buna da şükür...
Bu arada evi satılığa çıkardık; muayenehane yapmak üzere bulduğumuz küçük bahçe katı için kaporo verdik, krediye başvurduk; ev satılınca alıp taşınabileceğimiz birkaç seçenek gözümüze kestirdik. Gerçi birinin yeri güzel, öbürünün balkonu var, diğeri site içi derken karar vermek zor ama ev de daha satılmadı zaten, gün ola hayrola...
Genelde geceleri hürriyetemlak.com'da ev bakarak veya apartmenttherapy.com'da alacağımız ev için fikir bakarak geçiriyorum, ama geçen gün buna bile halim yoktu; tv karşısında yün ördüm. Allahtan dizileri aradan bir bölüm de seyretseniz anlaşılıyor. Benim rastladığım zaten Muhteşem Yüzyıl; anlayacak bir şey de yok. Yalnız o andan beri aklımı kurcalayan bir sahne gördüm; Hatice Sultan, "hep bugünü, mutlu bir ailemizin olacağı zamanı bekledim, ama şimdi korkuyorum, bu mutluluk beni esir aldı, ya İbrahim'e bir şey olursa, bizimle birlikte olamazsa" dedi; Hürrem de İbrahim'i öldürtmekten vazgeçti. Sahip olduklarımızı kaybetmekten korkmak fikri çok yakın geldi herhalde ki etkilendim...

10.12.11

İyi Şeyler De Var

Tamam, o kadar da kötü değil herşey... Yazacak güzel şeyler de var. Belki dün gece haftanın yorgunluğu, duruşma stresi, hepsi üstüste geldi, dünya kapkaranlık göründü, ama gece Nemo'la bir film seyrettik, ben bir yandan (yıllar sonra yeniden) yün ördüm; sabah güneşli bir kış gününe uyandığımda, dünya o kadar da umutsuz bir yer değildi.

Mesela bir haftasonu gittiğimiz Yedigöllergezisi... Buuzzz gibiydi; her yer fotoğrafçı doluydu; bir çok şehirden fotoğraf kulüpleri tur düzenlemişlerdi. Ben de fotoğraf makinam yanımda dolaştım bütün gün ama benimkiler daha çok sonbaharda orman fonunda bizim gençler. Biri amerikan askeri (Süzmebal), diğeri alman askeri kılığında (Nemo), sabahtan akşama kadar oynadılar, konuştular, doğrusu çok eğlendiler. Aşağıda savaş oyunundan yorulmuş askerleri mola verirken görebilirsiniz:)


Sonra, Kasım başında AİHM'in kararı açıklandı; AİH sözleşmesinin 8.maddesi, yani aile ve özel hayata saygı ihlal kararı verilmiş. Şimdi 3 aylık itiraz süresi var. Türkiye itiraz ederse bir üst kurulda tartışılacak, yoksa kesinleşecek. Şubat başından itibaren Türkçeye de çevrilip yayınlanacak, internetten erişilebilir olacak yani. Benim adımı ve kızlık soyadımı google'layan biri şimdiye kadar sadece 5-6 yıl önce konuşmacı katıldığım bir seminere ve fb hesabıma rastlıyordu; artık AİHM kararına da ulaşıp bütün hikayenin özetini okuyacak. Ben eski soyadımı artık aradan silsem iyi olacak galiba... Öte yandan, birkaç sene önce, Mammut'la çıkmaya başlayan bir kız, sonradan beni bulup görüştüğümüzde, beni google'layıp iş ve eğitim düzeyimi farkedince "demek Mammut düzgün biri, bu kadınla onunla olduğuna göre" dediğini söylemişti. Ha ha, yeni sevgilileri adımı öğrenip de ararsa, artık AİHM kararında yazan olaylar silsilesini öğrenecek...

Şirketteki mail adresimi evlendikten sonra değiştirmediğim için hala beni eski soyadımla tanıyor çoğu insan; o yüzden de kartvizitimde iki soyadı da yazıyor. Kızlık soyadını tamamen bırakmanın bir yolu da iş değiştirmek aslında. Yeni bir şirkette, sadece şimdiki soyadımla tanır insanlar, zaten kimliğimde sadece o yazıyor, yeni bir dönem başlar. Zaten 16 yıl aynı şirkette çalıştıktan sonra iş değişikliği esaslı bir yenilik; sadece isim açısından değil, her açıdan yeni bir dönem anlamına gelir...

Fark ediyor musunuz, nedense, eskiyi geride bırakma, yeniye geçme teması tekrarlanıyor. İş, ev... Hayırdır... Ben öyle kolay kolay elindekinden vazgeçen bir karakter değilimdir, hep elimdekinin iyi yanlarını görür, gözden çıkaramam. Şimdi de, henüz, bir şeyi bırakmış, yeni ve başka bir işe/eve geçmiş değilim zaten, ama bir dilime dolamışlık var; evrene mesajlar gidip duruyor valla...