
Geçen gün almış olduğum kitap ve şu ana kadar batıkandan fırsat buldukça okuyabildiğim kısımları yazmaya çalışacağım...Hepsini değil tabi ki bazı bölümleri atlamak kaydıyla çok merak edip sizde edinin diye yazıyorum ;)
Alıntıdır...
ÇOCUKLARIMIZIN POTANSİYELİNE İNANMAK...
Eğer potansiyelleri varsa, bırakalım çocuklarımız diğer çocuklardan daha uzun boylu olsun...
Margaret Thatcher
Çocuklarımızın başka potansiyelleri varsa ( ki kesinlikle vardır! ) bırakalım onları da geliştirsinler... Semih Summak
VE
SİNİR SİSTEMİMİZLE DOST OLMAK!
Demek ki eğitimdeki en önemli şey sinir sistemimizi düşman bilmemektir. Yararlı şeyleri erken yaştan başlayarak öğrenip içselleştirebiliriz.
İşte o zaman zihnimizin yüksek gücü daha özgür şeyler yapmak üzere serbest kalacaktır.
Wiliam James
İNSAN KAYNAĞININ KAYNAĞI OLARAK ANNELER VE BEBEKLER
Bebekler dünyaya çok üstün bir zeka ve yetenek potansiyeli ile gelirler. Hedefsiz çevre, bilgi ve sevgi açlığı onları sıradan; yetersiz hatta özürlü yetişkinlere dönültürebilir.
S.Summak
Biz anneler çocuklarımızın çamuruna şekil verecek çömlekçi ustalarıyız.
Winifred Sackville Stoner (Bir profesyonel anne)
Her insan kainatta bir benzeri bulunmayan ve sonsuza dek bir eşi bulunamayacak olağanüstü bir sanat eseridir. Eş yumurta ikizleri bile bribirnin aynı değillerdir .Onları ayıran bir takım fiziksel ve ruhsal özellikleri mutlaka vardır.
Yeni doğmuş bebeklerin doğum odasında karşılaştıkları zaman duyduğumuz haberler arasındadırlar. Yeni doğan bebeklerin genelde birbirlerine çok benzedkleri için kolaylıkla karıştırırlabilecekleri düşünülür. Eğer hiçbir insan hiç bir yönüyle bir diğerinin aynı değilse ve özgün birer sanat eseri ise, karıştırma nereden kaynaklanıyor olabilir? Bu sorunun pek çok yanıtı olabilir. Fakat temelde çocukların karıştırılmasının hastane veya doğumevi görevlilerinin '' dikkatleri'' ile yakınfdan ilgili olduğu söylenebilir. Zşra birkaç saatlik bebekler, hergün yüzlercesini görmeye alışkın hemşirelerin, ebelerin, doktorların gözünde dikkate değer bir ''kimlik-kişilik'' farkı oluşturmayabilir.
Ancak anneler için durum çok farklıdır. Onlar bebeklerini çok derin bir iç görüyle tanırlar. Onların her hali öncelikle annelerin dikkatini çeker. Sıradışı bir durumu genelde ilk fark edip bazen doktorları da uyaran annelerdir. Onlara bırakıldığında bebeklerini bir kez gördükten sonra karıştırmaları mümkün değilidr.
Annelerin yaradılıştan sahip oldukları bu sıra dışı '' algı'' şefkat ve olağanüstü feragat duygusu gibi nitelikler İslam inancında '' cenneti onların ayakları altına '' serdiren nedenler arafsında sayılabilir. Yahudiler bu konuda biraz daha ileriye giderek, bir ata sözlerinde '' anneleri Tanrının yeryüzündeki işlerine yardım etmekle görevli kişiler '' olarak gördüklerini ifade ederler.
Annelik yeryüzündeki en eski meslektir. Bu anlamda anneleri insanlık tarihinin mimarları olarak görebiliriz.İnsan kaynağına kaynaklık etme rolleri onları eşsiz bir konuma yükseltmiştir. Fakat çoğu kez annelerin çocuklarını çok iyi tanıyamadıkları, onlara karşı aşırı duygusal davrandıkları ve bu nedenler çocuklarının potansiyeli konusunda objektif olamayacakları yönünde genel bir '' önyargı'' oluşturulmuştur. Bu basmakalıp inanışı destekleyecek nitelikte annelrin olmadığını iddia etmek şüphesiz yanlış olacaktır. Ama bu türden '' hurafeleri'' annelrin büyük çoğunluğu içine alacak şekilde genellemekte olas değilidr.
Bu nedenle çocuklarının eşsiz potansiyeli konusunda annelrinin yapabileceğini başka hiçbir kimse yapamaz. Profesyonel annelr ve babalar bu alanın tartışmasız uzamanlarıdırlar. Çocuklarının hamurlarına şekil verip onları eşsiz birer sanat eserine dönüştürmek ana babalarının elindedir. Bunu yapmanın iki temek ön şartı vardır ; birincisi çocuklarının potansiyel bir dahi olduğunu bilmeleri, ikincisi bu dehayı açığa çıkarması için gereken bilgi ve beceriye ulaşacak çabayı göstermeye ayatlarının oyununu oynamaya hazır olmalarıdır. Elinizdeki bu kitabın hedefi de ana babalara ve eğitimclere bu yönde biraz bilgfi ve heyecan vermekten başka birşey değildir.
BEBEKLERDE BEYİN GELİŞİMİ VE KRİTİK ÖĞRENME DÖNEMLERİ
Sevgi, iki kişinin oynayabileceği ve aynı zamanda kazanabileceği bir oyundur.
Eva Gabon
Son üç yıldır ülke çapında düzellediğimiz Profesyonel Ana Baba Okulu(PABO) seminerlerinde insan beyninin korunması ve geliştirlmesi için gerekn temel '' besin maddelerini'' şu öncelik sırasına göre vermekteyiz:
1.Karşılıksız ve derin sevgi
2.Oksijen
3.Glikoz
4.Bilgi ve beş duyuya yönelik uyarımlar
Aslında tıp biliminin gerçekleri ile çelişen bu sıralamada vurgulanmak istenen şey, ''sevginin'' insan beyni için oksijenden daha az önemli olmadığıdır. Bu gerçeklik bebekler için çok daha önemlidir. Çünkü hepimiz bebeklik ve erken çocukluk dönemlerimizde bitmek tükenmek bilmeyen bir heyecan v tutkuyla bilgi açlığımız gidermeye çalışırız. Bu nedenle bebeklik dönemlerinin en belirgin özelliği bilgi ve deneyim açlığını gidermeye yönelik olağanüstü bir dürtüyle, her öğreme girişimini eğlenceli bir oyuna dönüştürebilme yeteneğidir. Diğer canlılarla kıyaslandığında insanların bebeklik-çocukluk dönemleri oldukça uzundur ve insan yavrusu ana babanın bakımına,ilgisine daha uzun süre bağımlıdır. İnsanın bir yetişkin olarak geliştirmesi gereken norölojik yapı ve gizl güçleri de ancak böyle bir ''oyunla öğrenme ''süreciyle mümkün olabilir. Çünkü ondan beklenenler, bir ördek yavrusunun öğrenmesi gereken ve içgüsüyle yönlendirilen becerilerin çok ötesinde şeylerdir.
Bunu yapabilmek için korku ve baskıdan uzak, svgi ve hoşgörünün bulunduğu etkileşim oratamları gerekir. Yukarıda verilen sıralamada karşılıksız sevginin öncelik alması havada hazır buluna oksijenin aksine sevgi ve hoşgörünün özel olarak sunulması gereğinden ötürüdr. Bilim adamları bebeklerin beyninin sağlıklı gelişimi için kygılarını giderecek ve cesaretlerini arttıracak türden bir sevgiye ihtiyaç duyduklarını açıklamaktadırlar. Sevgi, öğrenme sürecinin başlıca enerji kaynağıdır.''
Sevgi bebeğinizin beyin gelişimi için en değerli katkı maddesidir., üstelik istendğinde bol miktarda ve bedelsiz olarak sunulabilir. İnsan beyninn çoğu kez göz ardı edilen bir başka besin kaynağı ise bilgidir! Yani svgiyle sunulan bilgi; sevgi arası bilgi-deneyim( ekmek arası dönere benzer birşey) Sevgiyle bezenmiş bilgiyi sunacak kişinin duygusal rahatlık içinde olması gerekir. Bu rahatlık en iyi oyun oynarken sağlanabilir. Bu nedenle oyun oynayabilmek sn derece ciddi bir iştir. Bu cidfdiyeti sağlayabilmeniz için katı, suratsız ve sinirli olmanızda gerekmez.
Profesyonel ana babalar şunu unutmamalıdırlar.; sevmek sevdiimiz şeylere zaman ayırmakla başlar! Eğer zaman ayırmak istemiyorsak , sevgi yerine 'hoşlanma' kelimesini kullanmak daha isabatli olabilir. Hoşlanma geçici bir heves ve gönül eğlendirme halidir; gerçek sevgiye dönüşme zorunluluğu olmayan hafif duyguları temsil eder. Oysa bir insanı hayata hazırlama, onun yaratıcılığını ve zeka alanlarını uyarma gibi derinlik gerektiren işlerde yeterli itici gücü sağlaması çok zordur. Şimdi karar vermeniz gerekiyor; bebeğinizi- çocuğunuzu seviyor musunuz? Yoksa ondan hoşlanıyormusunuz? Bu konuda kara vermeden profesyonelliğe geçiş imkansız gibidir.
BİYOLOJİK ANA BABALIKTAN PROFESYONEL ANA BABALIĞA GEÇİŞE HAZIR OLUN!
İnsan olarak karşılaştığımız zorlukların büyük bir kısmı aslında iyi bilmediğimiz halde, çok iyi bildiğimiz sandığımız yanılgılarımızdan kaynaklanmaktadır. Bunlar arsında en riskli olanı ise bebeklerin/çocukların gizilgüçleri konusundaki olumsuz önyargılrımızdır.
S.Summak
Çocuğumuzun biyolojik anlamda ana babası olmamız onun eşsiz yeteneklerini ve özgün farklılıklarını tanıyıp mümkün olan en üst sınırlarına kadar geliştirmemeiz için yeterli midir? Bunun her zaman mümkün olmadığını ya bizzat kendi deneyimlerimizle ya da yakın çevremizdeki gözlemlerimize dayanarak söyleyebiliriz. Çocuklarını belli bir yaşa getirmiş ana-babalar veya yetişkinler olarak bizlerin, kendimizi değerlendirdiğimizde pişmanlık duyduğumuz olur. Şu yakınmaları hepimiz duymuşuzdur
Ahh.. Ahh! Bu kumaştan meler olmazdı!!
Bu çocuk ilgfi görseydi kim bilir neler yapmıştı!!
Neylersin,kimse elinden tutmadı, çocuk kendi başına düşe kalka buralara gelebildi ancak!!
Öğretmenim benim dehamı ah bir keşfedebilseydi!!
Pişmanlıklarımız çoğu kez ''potansiyel'' yetenelerin açığa çıkarılamamış veya yeterli derinlik ve titizlikle işlenmemiş olmasından kaynaklanır. Derin bir içgörü ve gözlem becerisi geliştirdiğimizde , kendi potansiyelimizin ve olağanüstü yeteneklerimizin nasıl harcandığı ve ya norölojik hazinemizin büyük oranda atıl bırakıldğını şaşkınlık ve hüzünle fark ederiz. Böyle bir farkındalık için çok fazla çaba sarfetmekte gerekmeyebilir.
Bu kitabın yazarlarından birisi olarak ben S.Summak 0-6 yaşlar arasında nasıl bir çevree büyüdüğümü özellikle bugün bir yetişkin olarak yeterliliklerimi belirlemede son derece kritik bir öneme sahip olan doğum öncesi ile onu izleyen hayatımın ilk üç yılını nasıl geçirdiğimi tam olarak blemiyorum.
Annemin, babamın ve yakın çevremde benimle iletişim kuran insanların bana nasıl davrandıklarını; zamanımın çoğunu hangfi uyarıcıların bulunduu bir çevrede geçirdiğim; karşılıksız sevgi ve şevkat görüp göremediğim ve hepsinden önemlisi geliştirilmeyi bekleyen muhteşem bir norölojik gizilgüçle dünyaya gelmiş olduğumu birirlerinin fark edip etmediği konusunda kesin bilgi sahibi değilim. Bütün bunların ötesinde, annemin ve babamın o dönemde yeteneklerimle ilgili yüksek beklentilerinin olup olmadığınıda bilemiyorum.
İnsanların kendi yetenekleri konusundaki inançları, geliştirecekleri yetenekler üzerinde olağanüstü etkiye sahiptir.
Bandura
Bu özdeyişin yetişkin insanlar için yeterli olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz Ama aynı durum bebeler-çocuklar için söz konusu olabilirmi? Yani bi bebek kendi yetenekelri ile ilgili olarak olumlu-olumsuz bir inanç geliştirebilirmi? Çünkü tüm potansiyel gelişimi başkalarının elinde olan ancak onların arzu ve bilinç düzeylerine bağlı olarak ''olmak-olmamak'' seçeneklerinden birisine mahkum olan bir canlının kendi adına karar vermesi beklenemz. Bu nedenle eğer bu özlü sözü ucklarımız için uyarlayacak olursak belki öyle söyleyebiliri:
''Ana babaların çocuklarının yetenekleri konusundaki inançları, onlrın geleceklerini belirlemede olağanüstü etkiye sahiptir''.
Hangi konuda olursa olsun biz insanları pişmanlık duygularına sürükelyen eylemlerimizi temelinde önemsememe, gerçeğin özünü kavrayamama, önyarfgılarla hareket etme ,bilgisizlik veya belli bir eğitimden yoksunluk gibi etkenlerin oldğu söylenebilir.
Çocuk yetiştirmek insan kaynağının hakkını vererek geliştirmek veya bir insanın geleceğini kurmasına racılık etmek gibi son derece önemli ve hata kabul etmez işlere girşimek bi yana daha önce hiç yapmayı bilmediğiniz birişe girmeyi denediğinizi örneğin kuaförlük yapmak istediiizi varsayalaım saç tasarımı tırnak bakımı vb. konularda eğitim almanız zorunluluk arasındadır. Çünkü ülkemizde kuaförlük bir meslek alanı olarak kabul edilmekte ve bu alanda mesleki eğitim belgesi olmaynalrın bu işi yapmalarına izin verilmektedir.Öte yandan bir insanın geleceğini tasalama ve onu erişebileceği en üst yetenek-zeka sınırına çıkarma işi nasıl hiçbir eğitim almadfan gerçekleştirilebilir. bir çocuğu ve geleceğini tasarlamak saç tasarımından daha mı kolaydır veya önemsizdir.Yapılacak hatalı tasarımlar veya ihmal sonucu ortaya çıkıcak bireysel ve toplumsal sorunların bedelini kim ödeyecktir? Öncelikle yasalar böyle bir boşluğa nasıl müsaade edebilir ?
Dünyaya gelmesinde aracılık ettiğimiz çocuklarmızın hayata gözlerini açtıktan itibaren zihinsel, duygusal ve psikomotor alarlarda nasılbir güçle donanmış olduklarına daha bir derin baktığımızda ne görmekteyz?
Profesyonel, yani ana babalığı bir meslek olarak kabul eden kişiler olarak bizi bekleyen sorumlulukların ne olabileceğine bir göz atalım.
'' Yaptığım yada yapmadığım şeylerden dolaı insan gerçekliğinin güçten düşmesine bir katkım oldu mu ? içimdeki insanı hep istedim ve onu açığa çıkarabildim mi?
Değerli ana babalar, eğitimciler bizler de eşi bulunmaz nitelikleri ile teslim aldığımız çocuklarımıza karşı yaptıklarımızla veya yapmadıklarımızla onların gerçekliklerine yeterli katkıyı yapabiliyor muyuz? Çocuklarımızın içindeki benliği hep isteyip onu tüm gerçekliği ile açığa çıkarmaya çalışıyor muyuz? Bu konuda yeterliliklerimiz aynı zamanda profesyonellik düzeyimizle de yakından ilgildir.
Bu bölümü şu alıntıyla noktalayalım :
Bir ebeveyn olabilmek için belli bir miktar sinire, hatta gerçekten güçlü sinir hücrelerine sahip olmanız gerekir. Kendinizi ne zaman geri planda tutacağınızı, ne zaman serbest bırakacağınızı bilmeniz gerekir. Ne zaman cesaret, ne zaman bilgi vereceğinizi, ne zaman hata yapması için müsaama göstereceğinizi bilmeniz gerekir.
Dawna Markova, Anne Powell