virginia woolf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
virginia woolf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2016 Perşembe

limanı yakmak.. gemiyi beklemek.. canıtın rebeka prévert ve vircinya da kızardı.. kavram ve bağlamında..


liseler ses çıkarıp dururken ..
söz etmeden duramayacağım şeyler yaşıyorum.. canıtın ..
mordan ikrah ettirecekler..
bil yani..

yüz60 yıllık çınarımız..
notre dame de sion lisesi..
aslında bir demet menekşedir..

menekşeden yola çıkıp..
dayatma politikasına veryansın edesim var..

okulun ilk zamanlarında üniformalarda bele takılan kumaş kuşaklar..


kimin hangi sınıfta olduğunun anlaşılması için her sınıfa bir renk..
son sınıfa gelenlere de mor olsun denmiş..

mor rengin fransızcası violet..
sıfat olarak dişi  çekim hallerinden mor kemerli kızlar.. violette..
çoğul ekinden bir s ekle violettes..
mezunlar da violettes..

aynı renk bir çiçekte var..
hani kışın açan sade yapraklı menekşe..
işte o da bir simgedir..
mezunlar günlerinde..
onun da adı violette..
hepimiz menekşeyiz..
yakalara mor menekşeler takılır..


buraya kadar bişey yok..
ilerlenir.. 
mor menekşe broş yapılır..



e bu bir violette değil.. 
6 taç yapraklı bir çiçek..
mor bir çiçek..
ama hadi takılmayalım ayrıntıya..
ki ayrıntı benim işim..
çünkü ayrıntı ile yapılır hekimlik ve çünkü.. mavi yerine siyah kalemle yazana sınavda sıfır veren okul zihniyetiyle büyümüşüm..
sınavda kullanılan özel kağıt yerine başka kağıt kullanırsan sıfır..o mavi kalem hep evde kalırdı sınav günlerinde..
ve çok çektim ayrıntıya takılmamanın acısını..
ama demedik bir şey..

bu yıl plaket töreni vardı..
davetiye geldi üzerinde bir demet hercai..
sinirlendim..
çünkü..ayrıntı hatalar yüzünden nice sıkıntılar yaşamışım..
ama 160 yıllık violette menekşe olmuş sana hercai menekşe..

çok takıldım.. çok homurdandım..
mezunlar derneği ile iletişimi benden daha fazla olan bir can..
iletmiş sıkıntımı..
gelen cevap ile kan beynime sıçradı.. 
meğer ne zorluklar çekmişler..
meğer.. 
aramışlar aramışlar bulamamışlar hercai olmayan bir menekşe görseli..
hatta londrada bir kitapçıda bulmuşlar ta oralardan getirmişler.. hercaiyi..

diyorum ki..
tamam kabul edeceğim ama bari..
biz rengarenk rengahenk yaşamı simgelesin diye yaptık desinler..
başımın üzerinde..

sehven yapılmış .. diye bir açıklama versinler..
kanadımın ucunda..

ama yok..
bir dayatma bir diretme..
bir aman nolucak..
hayır aksilenicem..
çıkıp söyleneceğim de..
can'larım da var aynı törende plaket alan..
plaketi reddettim ama dostlarımı reddecek halim olamazdı..
törene gittim..
pek de eğlendim..
ama içimden atamadım ..

benim içim çok geniş..
en miniğinden en kocaman ve derinine her şeyi alıyor..

bu hafta bir haber gördüm..
biz de karanlığa arkamızı dönüyoruz.. diye..
bir gururlandım..
derken.. 
aynı haber lise mezunlar mail grubuna düştü..
"dilerim doğru değildir".. ön yazısıyla..
ne doğru olmasınmış lütfen?.
kadın öğrenci ifadesi..
esnaf baskısı ne demek..
öğrencilere giysileri yüzünden uyarılar..

laf aramızda esnaf meselesi beni de biraz şaşırttıysa da..
ben başlıkta "iel'e destekveriyoruz biz de karanlığa arkamızı dönüyoruz' sözlerinden uçuş uçuş olduğumdan..
bu sefer.. biraz ayrıntıyı kenara doğru ittirmiştim evet..

o yüzden safça..
neden dertleniyorsunuz ki..
bu durumda ses veren çocuklarımızla gurur duymamız gerekirken..
dedim..
gitmedi..
 dedim.. gitmedi.. 
bir daha dedim gitti.. ama bir cevap gelmedi..

derken okul yönetimi aracılığı ile.. 
öğrenci başkanından açıklama geldi yine mail grubuna....
bizim okulumuzda böyle şeyler yaşanmıyor..
açıklamaya tepkiler..
oh süper aman bizde olmasın da..
emindik zaten ama.... 

okul içinde böyle şeyler yaşanmaması sevindirici elbet..
ama okulun ses vermesi sevindirici hatta gurur verici olmaz mıydı.. 
ben mi gene konu dışı kaldım..

bu  yazışmalarda benim ..
//siz ve bazı whatsup grubu dostlar şaşıracaksınız ama// iki kısa  itirazım dışında..
kendilerini benden daha iyi ifade eden..
 iki kişi daha çıktı..
"okulda yaşanmayanlar sevindirici olsa da..
bizde yok diye sessiz kalmak veya yazılmış olana itiraz etmek sevindirici değil"..
diyen..

uzatmayayım..
bugün üsküdar amerikan mezunları bir açıklama yapmış..

düşündüm..
düşündüm..
o altı yapraklı çiçeği..
o davetiyedeki hercai menekşeyi kabul etmeyecektik.. dedim..

sonuç olarak..
canım cocuklarımız..
anılarımızda..
 nostaljimizde..
 şehirli modern kadınların en hasını yetiştiren bi tanecik okulumuz..
 zeval görmesin..
başka bişey istemem..
zihniyetinden uzağım ben..

 isterim..
çünkü ne demiş şair..
un seul oiseau en cage..
la liberté est en deuil..

// tek bir kuş kafeste ise..
özgürlük yas tutar//
*********
pese:
yine mahalle için için yanarken..
saç tarayan modunda gibi görünebilirim..
değilim..
ama kavram ve bağlam olarak yazının içeriği..
yangını körükleyenler hatta ihmalden yangın oluşumuna yol açan zihniyettir..
o yüzden yazıldı..

pese 2: şair prévert

peseüç..
nostalji çekici değildir..
söylenecek tek şey varsa
" hayatınızı şimdide yaşayın" dır..
bu da marylinciğimden...

pesebilmem kaç..
bizi öldüren felaketler.. cinayetler..
ölüm vehastalıklar değildir..
bizi öldüren insanların nasıl bakıp güldükleri..
ve otobüsün basamaklarına koşturduklarıdır..
demiş vircinyam woolf'um..
ya da okulların..
diye ekliyorum ben..

pese son:
kendin olma özgürlüğün var..
gerçek kendin..
şimdi ve burada..
hiçbirşey sana engel olmamalı.. der canıtın.. 

yalanmış bu pese son..
"mükemmelliyetçilik.. "idare etmez mi" zihniyetini dövmek için kullandığımız bir sopadır..
rebekam solnit'im..





3 Nisan 2016 Pazar

Rebeka kızkardeşim.. vircinya ablam oldukça.. dünya güzel olur.. gelecek var olur.. di mi canıtın..



iş yerimin karşısında bir pastane var..
kaldırim üzerinde masalar ve onlarin etrafında büyük saksılar içinde,,
taflanlar var..
bazen bir yerlere gitmek için o saksilarin yanindan geçerken ciyak ciyak bağırışan serçeleri duyuyorum..
şehrin en kalabalık ve trafik gürültulü semtinde benim dikkatimi çekebilecek kadar yüksek bir cıvıltı..
bir yek serçe yok görünürde.. ama talanlar hep kuş cıvıltısı..
durup dururken insanı gülumseten bir koro..
etrafima bakarım ..
koşturan kaygılı kalabalık içinde bencileyin..
bu sesi duyan ve içi kıpır kıpır olan var mı..
yoktur..
en azindan benim gibi tam o köşeye gelince duraksayan..
etrafa göz atan.. sesin kaynağını arayan kimseyi göremem..

Hey sen..
Sen ordaki..
Bu koşuşturan kalabalık içinde bizi farkeden kadın..
Sende hala ümit var..
Yaşamı sevme ve silinip gitmeme dürtün var senin..
diyorlar gibi geliyor bana..

gecen gün .. nefis ve aldatıcı kış güneşi altında yürürken o köşeden..
yine dikkatimi çekti..
ama bu kez sesin olmaması..
kimbilir güneşi görunce damlarda denizliklerde ısınmaya..
tüylerini kabartmaya mı gitmişlerdi..
ben hep soğuk havalarda mı geçiyordum ki ordan..
garsonlara sorayım dedim..
ama sesleri duyarken onlarla bu konuyu konuşmamıştım ki..
belki farkında bile değillerdi..

şu yukarda iki hatta üç ipucu var bu bloğun yazarının kimliği hakkında..
minicik şeylere önem verir.. sevinir..
minicik şeylerin verdiği mutluluğa alışmaz.. yokluğunu hemen kaybeder..
burda gevezedir ama gerçek hayatta pek rastgele iletişime girmez..

kaygiyi sevmem o yüzden yoluma devam ettim..
ama iki karar verdim..
işim ne olursa olsun.. kuşların sesini ilk yeniden duydugumda..
oturup bir kahve içecegim ve iki ..
garsonla konuşacağım.. neden oturduğumu söyleyeceğim..
kuşlar çağırdı diyeceğim..

Lalenin bir kac kez sözünü ettiği.. simonetta'nin bademleri kitabını alırken..
bazen böyle tuhaf kararlar verdiğim icin..
annesinin ağacının son ürünü olan kayısıları sonsuzlaştırırken bizi ordan oraya sürükleyeceği vadedilen kitabı da aldım..
badem ve kayısı.. ve iki kadın öyküsünün iyi bir çift olacağını düşündüm..
bir selçuk altun kitabını bitirince başlanacak kitabı ararken daha entelektüel gezinimler vadediyor diye..
yakındaki uzak'ı.. seçtim.. kayısılı kitabı seçtim..
bu da bu bloğun yazarının tuhaf taraflarından biri işte..
çağrışımlar ve rasgele yolculuklar..

kendine ait bir odayı okurken kendi iç sesimi.. ve bir kızkardeş bulduğum gibi..
bu kitabı okurken de.. annemle arada kalan son bir kaç çetrefili..
ve zor bir ergenlik sonrası oluşmakta olan çekirdekle aramdaki bazı çatışmaların kaynağını buldum..
ve yeni bir kızkardeş buldum..

sonra tabii şaşmaz şeyi yaptım..
yazarın peşine düştüm..
Feysimin bukunda arkadaş oldum..
saglam bir insan hakları ve kadinın insan haklari fikir insanı..
ümit veren biri..
dürten baştan çıkaran.. biri..

bu sabah.. feysden eklediği mutfak masasından internet üzerinden yaptığı söyleşi linkinı tıkladım..
ben uyurken sınava gidip gelen ve kanapeyi işgal etmiş olan çekirdeği rahat bırakıp ben de mutfağa konuşlandım..
önce şu kare atladı gözüme sakin bir ses tonu ve sakin bir yüz ifad
Esi..
arkada açık mutfakta emayeler..
o mavi çaydanlıktan benim de var.. harika..
ve o kitap yığını.. daha güzel iki şeyi alamazdı arkasına bir kadın..
yaşamın kalbi.. mutfak.. ve ruhumuzun güzelleştiricisi kitaplar..

birkaç nokta dinleyince..
sessiz kızkardeş çığlıkları attım..
iyi terbiye edildim ben..
sessiz çığlıkları ve sessiz firça atmaları bilirim..

"ben bir fikir önderi.. bir amigo değilim".. diyordu..
"polyanna değilim ben..
ama bir duvar varsa.. bir kapi da olabilir mi diye bakalım derim"..
bana uyar.. pencere de olabilir.. hava girsin yeter..

"toplum kokuşmuş halde.. politikacilar bizden habersiz kötü şeyler yapıyorlar..
ve ana akım medya bundan söz etmiyor.."
ne kadar da biz..
"tamam.. ama başka şeyler de oluyor.. ve ayni ana akım medya bunlardan da söz etmiyor..
ırkçılıkla.. homofobiyle ilgili.. kadın hakları ile ilgili..savaşan ve birşeyler başaran insanlar var..
ve ana akım medya onlardan da söz etmiyor..
başarıları.. zaferleri.. yazmıyor..
o zaman ben neden bunlardan söz etmeyeyim..
çunkü kötü haberleri paylaşan haber veren yeterince alternatif kaynak var..
ben zaferlerin üzerinde durayım.."

biliyorum bu ruh halini..
incecik bir aydınlık olsa sevinen kaynağını arayan ruh hali..
aslinda karanlığı isteyenlerin en korktuğu tipler..
yıkilmaz ümitliler..
aktif ümitveren şey takipçileri..

"öksüz şimdi " diye bir kavramdan bahsedildi sonra..
geçmişe üzulmek ve gelecek için kaygılanmak yüzünden..
an'ı öksüz bırakmaktan..
anı sahiplenmek derken önüne bak kendi küçük hayatına bak demediğı için ilgimi çekti..
doğru carpe diem olabilir bu tanımlama..

insanların güclü hissetmektense.. güçsüzlüğü daha kolay benimsediklerini..
geleceğin kurulmasında bir katkımız olacağını düşünmediklerini..
"ne yapabiliriz ki.."
"bilinmezliklerin endişe doğurduğunu.. endişe dilinin insanlara yakın geldiğini..
bir liderin gücünden çok etrafında toplanan kişilerin enerjisinin daha etkileyici olduğunu..
bunun o kitle içinde olan bireylerce farkedilmediğini..
püritan.. yani ahlakçı olmanın insanı bağlayıcılığını..
çünkü o kadar ahlakçı olabilir ki insan yediği.. yaptığı düşundükleri ve yaptığı herşey onu bu saf halinden çıkarabilir diye..
hiç birşey yapamaz ahlakı yaymak için..
o yüzdem.. im_puritan yani saf olmayanın etkinliğini.. yani ahlaksızlıkla mücadele etmek için biraz kirlenmek gerektiğini..
buna ahlaki tembellik olarak kabul ettiğini..
yaşamak için ince hesaplar yapmamayı..
şefkat bizim yeni para birimimiz diyen posteri taşıyan genci..
her bireyin öteki degil önemli olduğu toplum için uğraşanların olduğunu..
2metreye 3 metrelik hücresinde tüm dunyayla bağlantıda kalabilen olunabileceğini..
gençlerin bu "tanımlama" ve "tanimlanmış olanı bozma/değiştirme" fikirlerini..
çok beğendiğini..
anlattı..

sabahımı aydınlattı..
endişeden arındırdı..
sesi belki saksıdaki taflanların şarkısı kadar güçlüydü..
ama ben duydum..
ve bu sefer pas geçmeyeyim..
sizi de haberdar edeyim dedim...

Bir de haber var paylaşmam gereken..
Gerekcem net.. karanlığı despotizmi destekleyenlerin çok cahil olduklarından..
Her seçim sonrası.. çok cahiller analizi yapmaktan..
Üstten konuşan çok biliş analizlerden.. cehaletin baskıyı kabullendirici etkisini kabul etsem de çok sıkılan biriyim..
Felaketlerden sonra gelen ama onlar da veya peki sen şuna tepkı verdin mi önerge ve sorgulamarından da..

Bize gereken bilgi ve empati..

Ne yapabilirimin minik bir cevabıni buldum..
Ve insanların kapısını çalıp çok cahilsin seni eğitmeye geldim diyemeyeceğimize göre..
Okuma alışkanlığı olmadıgına inandığımiz..
Ya da maddi durumu kitap almaya elverişli olmayan ailelerin çocuklarından başlamamız gerektiğine inandim..

Onları değiştirmek değil amacım..
Onların gören gözünü açmak.. empatisini arttırmak..
Bunlar  olunca zaten iyiyi doğruyu goreceklerini biliyorum..
Küçük dünyevı çıkar hesaplarına düsmeden önceki yaşamlarına değerli dokunuşlar ancak kitaplar aracılığıyla olur..
Masallar ve öyküler..
O zaman ne yapıyoruz..

Yanımında çocuk kitapları taşıyoruz..
Çantada.. torpido gözünde.. iş yerinde çekmecede..
Ve o kitaplarla karşılaştığımız çocuklara dokunuyoruz..

Konuyu yaymak ve birbirimizi motive etmek için..
Bir sayfa açtım..
Oraya bununla ilgili paylaşımları ekleyebiliriz..
Herkese açık..
https://m.facebook.com/CantamizdaCocukKitaplari/

Beklerim.
İşığımızı kesen duvara bir çatlak olun derim..
Bugün kitap vermemin an'ına sevinirsiniz..
Gelecek için minik bir yatirim yapmış olursunuz..


12 Mart 2016 Cumartesi

vircinya.. odası.. masası.. totoloji.. mizojini.. hepsi birden.. tek yazıda..


martın onunda düştü bu fotoğraf tibitıra..
bi dolu şey oldu sonra..
benim fikir akışımda da..
onları yazacağım..
akmadı.. bu sefer fena dalgalandı..
beynim sulandı..
sile sile bitiremediğim tabularım var..mış..
onları silince boş kalmışım mesela..
belki bulamam bişey boş kalır zihnim..

keşke..

fotoğrafı paylaşan bir kadın gazeteci idi..
buna ilk cevap edebiyatçılardan geldi..
"woolf kimdir sen kimsin.. 
bu nedir.. neye yuh çekilir" 
dedi erkek yazarlardan biri..
ben zaten onun paylaşımında gördüm..

bir diğeri..
"cebine çakıl taşları doldurararak intihar eden bir kadına paranoyak demek"..
noktasının içine dokunmasından dem vurdu..

ben..
ne hissettim.. 
bir dolu şey..
sırasıyla yazayım..

bunu görünce..
içimde bir isyan ve öfke patlaması oluştu..
yazının içindeki ifadeler.. 
vircinya'yı ensesinden yakalayıp.. suratını..
kendine ait bir oda'nın sayfalarına bastıran..
kaba işkenceci eller varmış gibi canlandı zihnimde önce..
sen mi yazdın bunları.. söyle sen mi yazdın..
sesi yankılandı kulağımda..

neden.. 

çünkü bu yazı.. bir konuşma metnidir..
o dönem kadınlarının..
 bir erkek yazar tarafından uğradığı bir hakarete cevaptır ..

"kadınlar yazabilseydi.. 
şekspir gibi bir şair çıkarmış olurlardı".. 
diyen densize yanıttır..

en iç acıtıcı kurguyla verir cevabı..
"şekspirin kendisi kadar yetenekli bir kızkardeşi olsaydı..
şekspirin tiyatrosunun seyisi tarafından tecavüze uğrayıp..
hamile kaldığı bebeği düşürmeye ya da doğurmaya çalışırken ölmüş..
o tiyatronun ahırının bulunduğu yerde..
kimsesiz kemikleri yatmakta olurdu"..

ve en can alıcı yerinden vurur sonuçta..
der ki..
ekonomik özgürlüğün varsa.. hem insansın..
hem herşeyi yapabilirsin..
çalış.. kazan.. kur bir oda kendine ve yaz..
kızkardeş..
bu kadar aslında..

aile içi tacize uğramış..
kadın..
yazar..
üstelik majör depresif..
ama yılmaz bir iradesi var o kırılganlığın içinde..

o yüzden..
çağrışımımdaki o kaba eller ve fondaki ses.. 
o devre çok yakışır..
üstelik..
bu devre de yakışır..

fikir suçunun bile..
 göz altında kadını kadınlığından cezalandıran erkek egemen devletler.. 
ve sistemler sürüyor yer yüzünde..
ve topraklarımızda..

sekiz martı iki geçe..
vircinya'ya bakire.. woolf'e de kurt saçmalaması.. 
ve paranoya yakıştırması..
6kırkbeş 7onbeş bana farketmez..
cizre'de duvarlarda yazan "kurdun dişine kan değdi"yi çağrıştırdı bana..
soyulup yola atılan işkence görmüş kadın cesetlerini..

o yüzden önce öfke ve isyan..

erkeklerin tepkileri gelmeye başladı sonra..
neden bu kadar alındığımızla ilgili..
başka yazarlara da yapılmış.. xy olanlara..
yapılsaymış bu kadar kızarmıymışız..

kızardım belki..
ama böyle gidip de.. 
başını kucağıma bastırıp teselli etme duygusu olur muydu içimde..

kızar mıydım..
insan haklarının ihlal edilmediği topraklarda yaşasam..
öyle bir yer kaldı mı..
suriyeli de ihlale uğramıyor mu.. tam avrupa'nın göbeğinde..
mesele muhtaçlık .. 
en maddi olanından..
işte böyle başladı beynim karışmaya..

ama femen var..
kendi keyfi yerindeyken de başka yerlerdeki kadın haklarına sahip çıkan..
ve bir çok feminist olmayan kadın olduğu gibi..
femenist olmayan feminist var..
salladım başımı..
nasıl mazur görmeye çalışıyorsam..
 hak ararken bana benzemeyen herkesi..
nasıl yerleştirdiysem beynime..
her eylemin onay makamı olmadığımı..
devam ettim okumaya ve yorumlamaya..

derken..
özür geldi..
yayın evinden..
eril dilden dolayı özür dilerlermiş..
"maksadını aşan eril dilden"..
ama bu linci de haketmemişler..

linç derken..
bir çok bireyin.. eşzamanlı olarak sözel tepki vermesi mi..
oldu canım.. siz dördünüz ortanıza alıp vircinya'yı bunları yazarken..
yine geldi içime oturdu öfke..
bir erkek yazardan geldi cevapları..
"linç ali ismail'e yapılandır"..

derken..
"eril dilin maksadını aşması" totolojidir..
yazdı biri tibitırda..
 nedir totoloji..
 Totoloji, bir bileşik önermenin kendini oluşturan önermelerin her değili için daima doğru sonuç vermesi durumu.
e doğru..
eril dilin maksadı zaten kadını aşağılamaktır.. 
o zaman maksadını nasıl aşacak..
özrü kabahatinden büyük bunların..
üstüne bir de aptal yerine konuluyoruz..
totoloji okurken.. 
sakinleşen bünye.. yine kaydı öfkeye..

konuyu tartışırken ..
başka şeylere kaymasa olmazdı insanlar..
sekiz marttan vurdular hemen..
"neden sürtük denince kızan kadınlar..
lilith'in sürtükleriyiz diye bağırıyorlar..
 ve feys'te bu görselleri beğeniyorlarmış.."
ve..
"ne alakası varmış emekçi kadının sorunlarının..
haftada üç orgazm..
ve meme ucu vardır.. pankartlarıyla.."
bölündük ey halkım..
kaydık vircinya'dan..
feminizmi anlamayanlara anlatmaya..

kolaysa anlat..
yürüyen kadınlık organı olarak yaşamanın getirdiği ..
her gün uğranılan..
taciz ve laf atmalara..
ahkam kesmelere..
sonunda bir aşırı duyarlık geliştirip..
öyleyim ulan..
sen beni her davranışımla bu niyetle göreceksen..
ben de öyle demeni kabul ederek umursamam seni o zaman..
canımın istediği gibi de davranırım tepkisi..
senden önce de ben bağırırım.. lilith'in sürtüğüyüm diye..
bağdat caddesinde genç bir kadının tecavüzü ardından..
20 yaşında kızımla evde konuşurken..
kadın cinayetleri politiktirin açılımını ve tecavüz sonrası beraatleri..
konuşmamıza katılan..
 babasının "neden tayt giyiyorsun" güdümlü sorusuna cevabı geldi aklıma..
ilk önce babasının bu soruyu sorarken ..
nasihat etme konusu seçeceği..
giyim ve davranışın davetkarlığı bağlamında..
onun kendisini kendisini uyarmak isteyeceği seçeneği saydı..
dedi ki..

"belki.. herkes çok çekici bulsun.. 
p.poma baksın diye giymişimdir..
belki.. aceleyle hazırlanırken elime ilk tayt gelmiştir.. giymişimdir..
belki.. sadece taytla katılacağım bir organizasyona gidiyorumdur.."
dedi..
ama her ne nedenle giyiyorsam giyeyim.. 
bana dokunma hakkını vermiyorum sana..
ben de bazı erkekleri çekici buluyorum ama elle sarkıntılık etmiyorum.. 
yaşadığımız günlere feminizmin kız evlat üzerinden imtihanı diyorum ben..
zor oluyor..

dün çok yazıştık bir çok yerde..
vircinyadan yola çıkarak..
bize sosyalist hareket dersi veren de oldu..
bir yerlerde birine..
kolontay'a  topal deselerdi de bu kadar öfkelenirdim dedim.. 
onu anımsıyorum..

bu yazışmalar.. konuşmalar  sırasında hep aklımı yokladım ama..
onu biliyorum..
her verdiğim içsel tepkiye neden.. diye sordum..
neden böyle hissettiriyor..
vircinya'yı tabulaştırıyor muyum..
 hayır..
tabusal değil karşı çıkışlarım..
yazısını çizisini eleştiren bir şey olsa kızar mıydım.
hayır..
ruh hallerinden.. ve kadın olmasından vuruyorlar.. 
ben de sarılıyorum yerdeki kızkardeşe..
bildiğimiz dayanışma..

ifade özgürlüğüne saygısızlık mı bu yaptığım..
hayır çünkü bu bir ifade değil..
vircinya'yla ilgili bir çalışma..
bir eleştiri değil..
bir panel tartışması değil..

derken bir yerlerde bir kadın.. 
boşanmaya çalıştığı kocası tarafından vurulmaya kalkıldı..
sokak ortasında..
bunu farkeden kadınlar.. 
pencere önü saksılarını atmışlar adama..
sonunda adam kaçmış..
kadıncağız da yaralı kurtulmuş..
işte aynen budur..
elinde silahıyla tehdit oluşturana üst kattan saksı atmaktır..
pencereyi perdeyi örtmekten evladır..
adam kaçar..
kadın kurtulur..

derken yeni bir haber düştü..
kadınlar.. 
yayınevinin bulunduğu apartmana gitmişler..
dış kapıdaki plakasına sprey mor boyayla..
bir çarpı atmışlar..
içerde de.. kapısına bir vircinya fotoğrafı takıp kırmızı boya dökmüşler..
ve duvara yine morla..
vircinya uyandı.. yazmışlar..
fotoğrafı çekip.. mor yazılamalarını paylaşmışlar..

feminizm.. çiçek böcek değildir..
rüzgar eken fırtına biçer..

e o zaman sokaklarda isyandakilere de.. 
fırtına gibi müdahele ettiklerini iddia edenler.. 
haklı mıdır..

değildir..
çünkü zaten uyguladıkları baskıcı güç yüzünden çıkmıştır sokakta isyana çıkan.. ona ezmek denir..
diyorlar da zaten..
tamam yine resetledik fikir akışımızı..


peki bu yazılama beni mutlu etti mi..
etmedi..
neden..
çünkü.. aynı çağrışım geldi aklıma..
başka yerlerdeki duvar yazılamaları..
jöhpöhböhgeldi.. diyen..
şiddetin psikolojik hali de delirtiyor beni..

ama eski bir fransız sözü de der ki..
etki.. tepki doğurur..
dürtmeyecektin..
hem de..
sokak ortasında öldürülen hiç sayılan ..
bedeninin her santimi takip altındaki kadınları..
hiç dürtmeyeceksin..
hassas güne filan gerek yok..
biz artık hep hassasız..
bunu bilin bunla yaşayın..

içerdeki çalışanların korkuları diyen bile oldu.. buna güldüm..

kapıda durup slogan atsalardı .. diyenler..
onlara koşullu onaycılar diyorum..
herşeyin yargıcı olanlar..
tam olmaktan kaçındığım şey..

devam ediyorum..
hala rahatsızım.. neden..
sonra  kapıdaki çarpı meselesi..
biz bu işaretleri biliriz..
ikinci dünya savaşındaki.. yıldızlardan biliriz..
alevi evlerin kapılarındaki çarpılardan biliriz..bizde bir çarpı..
hemen kırım ve kıyam algısı uyandırır..
ki uyandırdı..
kendimi keşke.. 
tamamen spreyleselerdi de.. okunamasaydı tabela..
derken buldum..
bak şimdi eleştirilecekler..
savunacağız..
keşke boyamasalardı değil de çarpılamasalardı..
sonra..
ayrıntıda boğulmayayım dedim..
yordun ithaki.. yordun..
durup dururken..
dürttün içimizdeki narı.. yordun..

gün boyu çok mecrada kısa kısa takip ettim..
bu yazılamadan sonra ya da önce bilemiyorum..
yayınevi diğer serilerdeki de dahil..
tüm biyografileri kaldıracağını ilan etmiş..
peki bu temizledi mi onları benim gözümde..
hayır..
çünkü diğer yazarlara erkek olanlara..
sivri bulduğu için zayıf gördüğü yerinden vurmamıştı..
tam da ifade edemedim yaklaşımımı..
vircinya sadece deniz fenerini yazsa..
evli mutlu çocuklu yaşasaydı..
bu önsöz yazılmazdı..
ama herşeyi aykırıydı..
kocasıyla ilişkisi bile..
o yüzden hakediyordu bunu..

aa.. bak simone..
mesele kafamda daha net artık..
bu adamların vircinya ile meseleleri var..
ve hala özür dilerken bile bunu örtbas ediyorlar..
yazıyı geri çekerken bile diğerlerini de çekiyorlar ki..
vircinya'ya ve kadınlara aman ola bir üstünlük sağlanmasın..

aslında gün boyu kafamda vircinya'nın "mutfak masası" dolandı durdu..

deniz fenerinde..örneğin..
bir mutfak masasından söz eder ki..
evin hanımı gelip baktığında mutfak masası..
fırçalanmış silinmiş bile olsa çatlakların arasında..
kıymıkların arasında .. takılıp kalmış olan..
yemek hazırlığı sırasında..
sebzeler doğranırken yapılan dedikoduları..
yapılan şakaları görür duyar gibidir..

ailenin günlük yaşamı mutfak masasındadır..

ama işte aynı "fırçalanmış mutfak masası”..
başka birinin bir erkeğin gözünde ise "tabula raza"dır..
tüm duygu ve duyulardan.. kişisel çıkar ve gereksinimlerden temizlenebilir.".

bir başka kadın tarafından dile getirilen..
ama benim de hissettiklerimi okurken.. 
farkettim ki masa konusu önemli..
ensesinden tutup kitaba suratını bastıranlar da.. 
bir masa başında canlanmıştı gözümde..
üstten aydınlatmalı bir şiddet odasının kaba masası..
bakın bu aktaracaklarımda da bir masa var..

biyografinin nasıl yazıldığını hayal etmiş kızkardeş..

bir masa düşünmüş.. 
masanın etrafında dört tane erkek entelektüel editör..
yazıyı kaleme almadan önce kendi aralarında.. 
feminist kadınların..
vircinyaya ne kadar hayran oldukları hakkında geyik çeviriyorlar.. 
kimisi sevgilisiden dem vuruyor..
kimisi bir bar masasında tartıştığı.. 
çok sevdiği erkek yazarlardan birisine b.k atarken..
vircinya'ya atıf yapan uyuz bir feministten..
bir tanesi eski sevgilisinin gözünü boyamak için.. 
kendine ait bir odayı okuma zahmetine girdiğini anlatıyor...
oysa o kitabı okuyana kadar.. 
xxxden bir kaç film izleyebilirdi..
neyse ki işe yarıyor kendine ait bir odayı okuması..
şekspir'in kız kardeşinin neden yazar olamadığını anlatan bölümü okuduğundan.. hemen biyografiye eklenecek malzemeyi buluyor.. 
malum şekspir'in bir kardeşi bile olmadığından..
ve editör erkekler.. 
kadın yazarlardan hiç korkmadıklarını ima etmek isterler..
bu da içten içe korktuklarını gösterir illa..
bu nedenle kim korkar bakire kurttan diye sorar ve bitirirler biyografiyi..

böyle anlatmış..
benim de düşünüp dile getiremediklerimi..
mizojini var bu biyografide.. ilk tepkimdi hatta..

derken bu sabah bir haber okudum..
manbook ödülünü alan kadın yazar..
demiş ki..
kadın yazarlar zaten azınlık..
eserleri yabancı dile çevrilenler daha da azınlıkta..
azınlık içinde azınlık olmasınlar.. demiş..
zaten müzelerin depolarında da kadın sanatçıların eserleri yüzde altmış..
ama sergilenen eserler arasında sadece yüzde on..

zaten kadın olmak demek doğunca belirli bir bilince sahip değilsen..
isimsiz olman demek..
bir soy adın bile yok..
çünkü soy'suzsun demek..
yeryüzü üretiminin yüzde altmışını yapıp..
kazancın yüzde onuna sahip olmak..
dünya emlaklarının binde biriyle yetinmek demek..
şiddet görüp sorgulanan taraf olman demek..
tepkilerini bile kılı kırk yarıp da vermelisin ki..
yeni eleştirilerle uğraşmayasın demek..
yarlığın sorun demek..
hesabını tutan sadece baban kocan değil..
mahallelin değil..
şimdi artık sanalda bile izdüştüğün her xy birey demek..

derken sırtına bağladığı çocuğu ile ameliyat yapan kadın cerrah fotosu düşüyor aklıma..
hepimiz insanız diye bağırmak istiyorum..
ama..
onun yerine şu dizelerle bitireceğim..

gelsin baba gelsin koca gelsin gelsin..
polisiniz coplarıyla gelsin..

biz ki.. 
her ilerlemeye çalıştığımızda dilinizin .. 
bedenininizin delici hedefi haline gelenleriz..
burdayız.. çokuz..
düşünüp yazıyoruz..
herşeyi yapıyoruz..
her şekilde eleştirilmenin verdiği bir arsızlıkla..
matematik teoremleri yazarken.. haftada üç orgazm diye bağırabilirz..
alışın..

bizi siz delirttiniz..
artık arsız olduk..
aşırılaşabiliriz..
öyle derseniz de..
suratınıza güleceğiz..
mükemmel olmak zorunda da değiliz..
zaten siz de mükemmel değilken..
kadının harekete geçmiş tayfasını mükemmel olmamakla suçlayamazsınız..
biz siz olmayı biz seçmedik..
insan olmak istedik..
yargılanacaksak.. 
suçumuz belli ve hepsini kapsıyor..
kadınız..

kızkardeşler..
'tek bir kirpiğiniz bile zarar görmesin..
kıyamam'..


evet.. geldiğim son budur..
iyi ki kadınım..
ve iyi ki bir kızım var..
iyi ki..
kızkardeşlik ruhuna sahibim..
ve iyi ki güçlüyüm..
güçlüyüm diye bağırabilirim de..
ama esas gücüm..
dayanma ve dayanıklılığı sürdürebilmemdedir.. 
****************************

vircinyamdan sık sık bahsettiğim..



17 Şubat 2014 Pazartesi

kendine ait bir oda.. virciniam volfum.. madem artık o dergi yok güzelim yazı gitmesin araya..


“Düşünce –hak ettiğinden daha gurur verici bir addı bu- oltasının ipini nehre sarkıtmıştı. İp, yansımaların ve otların arasında dakikalarca oraya buraya salındı, sularla birlikte yükselip alçaldı, sonunda- bilirsiniz hani, hafifçe gerilir- oltanın ucunda aniden bir düşünce yığıldı. Dikkatle çekip aldım onu ve özenle yere serdim. Heyhat çimenlerin üzerine serildiğinde bu düşüncem ne kadar da küçük ne kadar da önemsiz göründü.”  Kendine Ait Bir Oda , Virginia Woolf , 2012
Gözüm yeni açılıyordu hayata, Duygu Asena, Kadının Adı Yok isimli kitabını yeni yazmıştı. Ben zorunlu hizmetten yeni dönmüştüm. Feminizm korkulan bir canavardı -gerçi hala adı pek soğuk gelir nedense-. Annem de korkardı, neden korktuğunu bilmeden. Kendisi akıllı, eğitimli ve özgür ruhlu bir kadın olarak yaşayan annemin bu anlaşılmaz korkusu –düşünüyorum da belki de onun tedirginliği feminizme karşı değil, benim feminist olmama karşı da olabilir gibi geliyor şimdilerde-, benimse kısıtlamalara önyargılara ve haksızlıklara karşı olan korkum nedeniyle, bu konuda aramızda bir soğuk savaş sürmekte idi.
Ne yazarını, ne de içeriğini bilmeden edindiğim incecik kitabın -konuşma metninin-, ilk sayfasını okumaya başladığımda, annem mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu. Birkaç sayfadan sonra, kitabımı kaptığım gibi onun yanına gittim. O yemek hazırlarken, yüksek sesle okudum konuşmayı. Hiç karşı çıkmadan dinledi. Mutfaktan çıkıp, masaya geçtiğimizde artık anlaşma imzalamıştık aramızda.
Kitap hala kitaplığımda, özel bir yeri var. Elden ele geçirmek istediğim ama kimseye veremediğim bir kitap. Benden kitap önerisi isteyen herkese tavsiye ettiğim bir kitap, rasyonel düşüncenin, kendi öz değerini fark etmenin önemli bir anahtar kitabı, üstelik oldukça eğlenceli, alaycı bir dille yazılmış; ne çok akıl veriyor, ne de çok ciddi ve öğretici bir tarza sahip.
Kitaplığımın rafındaki kitap, AFA yayınlarının kadın serisinden basılmış, kapağında 3. baskı yazıyor, içinde ise gözden geçirilmiş 2. baskı , çeviriyi Suğra Öncü yapmış. Yaprakları sararmış, sayfaları incecik.

Kırmızı Kedi yayınevi bu yıl  mart ayında yeniden yayınladı kitabı, çağdaş klasikler serisinden; çeviriyi bu kez  İlknur Özdemir yapmış. Onu da aldım, bu yazıyı hazırlamadan önce paralel okuma da yaptım; okurken, kıyaslarken, biraz kendi çalışma odamda idim, biraz annemin mutfağında.

Ben bir kitap eleştirmeni değil de bir yazın aşığı , kitap tutkunu olarak, bu fırsatı değerlendirdim.
İki kitabı birbirine tanıştırdım. Bazen yıllar öncesinden gelen kitabın satırlarında  daha yeni türkçe sözcükleri yakaladım, hoşlandım. Bazen de yeni çeviride daha hoş, daha uygun sözcük seçimleri yakaladım, ondan da hoşlandım. Yazarın yaşam öyküsünü bir kez daha irdeledim. Fotoğraflarındaki o hüzün veren narinliğe daldım.

Kırmızı Kedi yayınevi kapağa turuncu zemin üzerine Virginia Woolf’un 1902 yılında George Charles Beresford’un çektiği bir portresini koymuş, yazarın yirmi yaşındaki halinin zerafeti ve kırılganlığını yansıtan bir fotoğraf. Kitabın vintage bir görüntüsü, sade bir tasarımı var, iç kapakların da kapak gibi turuncu olması, arasına yerleştirilen ayracı ile, ayrıntılarına özenilerek hazırlandığı belli oluyor. Harflerin büyüklüğünü, kağıtın kalitesini çok beğendim.

İlk sayfaya hem yazarın hem de çevirmenin kısa özgeçmişi basılmış. Ben bu yeni uygulamayı  çok beğeniyorum, geçmişte çevirmenin kimliği göze çarpmaz, özellikle aranmazsa, bulunamazdı.

Arka kapağındaki tanıtım yazısı;
"Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır," diyen Virginia Woolf`un sesi, aradan geçen sekseni aşkın yıla rağmen gücünü ve etkinliğini koruyor.” diye son buluyor.

25 yıl öncesinden seslenen AFA yayınlarının kapağı da sade, ancak modern; beyaz fon üzerinde, fıstık yeşili “kendine ait bir oda” başlığı  mor renkteki virginia ile woolf’un arasına yerleştirilmiş.
Arka kapak fıstık yeşili,
“ve Virginia Woolf şöyle sesleniyor kadınlara: ”Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” diye sonlanıyor  tanıtım özeti.

1882 doğumlu Virginia Woolf’un, modern edebiyata geçiş yolundaki en önemli yazarlardan olduğu kabul ediliyor. 1900’lerin başında romanlar, karakterlerinin ve çevrelerinin ayrıntılı betimlemelerine ağırlık veren ve kurgusu önceden belirlenmiş bir yazı tarzına sahip.  Virginia Woolf ise eserlerini dış olaylar ve romanın diğer kişilerinden çok, kahramanların kendi iç dünyalarındaki fikir ve zaman akışına, anılara ve farkındalıklara dayalı olarak kurguluyor. O, gerçekçi ingiliz romancıların konulara yüzeysel yaklaştığını, bu nedenle diyalogların tek düzeyli ve öyküsel olduğunu, oysa derine inebilmek için kahramanların duygu durumlarının da yansıtılması gerektiğine inanıyor. Yaşamın ayrıntılarıyla ele alınması, iç monologların ve farkedilenlerin de altının çizilerek verilmesi gerektiğine inanıyor…"bilinç akışı" onun başlattığı bir tarz.

Yazarın ilk eseri “The Voyage Out” 1912’de biten, düzeltmeleri üç yıl süren ve ancak 1915’de basılan bu roman, yenilikçi anlatı tarzı ile daha sonraki eserlerinin ilk belirtilerini taşır ve bir çığır açar. Sonrasında öyküler romanlar ve makaleler peşpeşe gelir. Bunlar arasında benim en sevdiklerim  Deniz Feneri ve Mrs Dalloway’dir.1929’da Kendine Ait Bir Oda basılır. Elliden fazla dile çevrilmiş eserleri, Onu çevirenler arasında Jorge Louis Borges ve Marguerite Yourcenar gibi tanınmış yazarlar var. Başarılı ve verimli yazar, 1941 yılında içine girdiği bunalım sonunda kendi yaşamına son verir.

“Yeniden çıldırdığıma eminim, o berbat zamanlara bir kez daha dayanamayız. Ve bu kez düzelemeyeceğim, sesler duymaya başladım” yazılı bir not bırakır. Kenarına oturup fikirlere olta salladığı nehir gibi bir nehire, bir daha çıkmamak üzere dalar.
Yazar hakkında takip ettiğim bir blog  var(1). Burada yazardan ya da eserlerinden söz eden, gönderme yapan ya da alıntı yapan basılı yayınların taramalarına da yer veriliyor. Sadece 2012 Mayıs ayının ilk onbeş gününde tam 76 ayrı haberde Virginia Woolf’dan söz edilmiş. Başka yazarları bilmem ama 72 yıl önce hayatını kaybetmiş biri için bence bu çok etkileyici bir sayı.(2)  

Yine kitabın arka sayfasında açıklandığı gibi Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf`un 1928 yılında kapılarını kadınlara yeni yeni açmakta olan Cambridge Üniversitesi`ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşması üzerine şekillenmiştir. İngiltere`de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinden bir yıl sonra yayımlanan kitap o tarihten günümüze feminizm tartışmalarının locus classicus`u olageldi. Jane Austen ve Charlotte Brontë`den, kadınların niçin bir Savaş ve Barış yazamadıklarına; Shakespeare`in hayali kız kardeşinden bugün de tartışılmaya devam eden kadının yoksulluğu ve namusu başlıklarına, hatta yaratıcılığın doğasına kadar uzanan geniş bir yelpazede kalemini özgürce oynatan Woolf, kadınlara edebiyat alanında bir çıkış yolu gösteriyor.”

Kendine Ait Bir Oda’nın yeri de etkisi de gerçekten ayrıdır, bence sadece edebiyat ve kadın değil, yaşam ve insan hakkında çok önemli noktalara işaret etmektedir.Başlığı bir kavrama dönüştüğünden, bu başlığa gönderme yapan dekorasyon kitabından, edebiyat dergisine, kitapçı dükkanından şarkı  sözüne, çocuk kitabına kadar uzanan geniş bir yelpaze var. Benim kitaplığımda da bu tür bir kaç eser bulunuyor.

Virginia Woolf, yumuşaklığı ve kararlılığı, azmi ve o güne dek söylenmeyenleri dile getirmecesareti ile,yaşam öyküsündeki dramatik olaylara rağmen neşeli bir anlatım diline sahip, özel bir kadın. Bence Virginia Woolf; kitapları, okumayı, sözcüklerin güzelliğini ve gücünü seven herkesin okuması gereken bir yazar. “Kendine Ait Bir Oda” ise kendine saygı duyan, hayata karşı sağlam durmayı bilen herkesin okuması gereken bir kitap.
Yazının başında yer verdiğim paragrafın yıllar öncesinden kardeşini de yazının sonuna eklemek istedim “Hakettiğinden daha onurlu bir sözcükle adlandırdığım aklım, oltasını nehire sallandırmıştı. Dakikalar birbiri ardından gelip geçtikçe, o da yansımaların ve oltaların arasında, kendini sulara bırakmış bir batıyor, bir çıkıyor, bir o yana, bir bu yana sallanıyordu, ta ki -o tür zorlanmayı siz de bilirsiniz- sonunda ucuna bir düşünce takılana dek : ve sonra ip sakınımlı biçimde yukarı çekilip yakalananlar özenle yere seriliyor. Yazık, çimenlerin üzerine yatırılınca düşüncem ne denli önemsiz, ne denli basit görünüyordu.” Kendine Ait Bir Oda , Virginia Woolf 1987

Virginia Woolf’un ve Kendine Ait Bir Odanın kitaplığınızın raflarında bir yeri olmasını ve günlerinizin kitapla ve keyifle geçmesini dilerim…










Image Hosted by ImageShack.us
Follow my blog with Bloglovin