kuş kondur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuş kondur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2015 Pazartesi

şu içimdeki küçük kızın zamanları vardı düşünecek.. benim yok..


her akşam cebimde kalan son poundları sayıp..
üstüste dizdiğim günlerin dayanılmaz gençliği..
londranın ortasında bir otelin lobisinde geçirilen..
yağmurlu bir ağustos öğleden sonrası..
uçağım akşam..
otelden çıkışımı yaptıktan sonra bütün öğleden sonraya sahibim ama..
param yok..
viktorya steyşından havaalanına gideceğim ve biletin kaç pound olduğunu bilmiyorum..
o yüzden cebimde şıngırdayanları harcamaya kıyamıyorum..

bir kahve içiyorum..
bir pound daha eksiğim..
zaman geçmiyor bu lobide..
evsizler gibiyim..
yürüyüşe çıkıyorum..
neredeyse heryere uzanan haydparkın kapılarından birinden giriyorum..
hangi ucundayım parkın bilmiyorum..
ofis kılıklı insanlar kısacık yağmursuz sürede açık havanın tadını çıkarıyorlar..
sandöviçlerinden kendilerine düşecek payın peşinde sincaplar..
bu gri insanların ayak uçlarında demet demet..
bugün hala yaşayamadığız keyfi sürmekte ingilizler şehrin göbeğinde..
ve sincaplar..
avlanmama.. tekmelenmeme hakkına sahip olduklarını bilir gibiler..
özgüvenli sincaplar..
yürüyorum..
kuğular var..
kraliçenin kuğuları..
dokunulmama hakkını kraliçenin korumasında olmalarına borçlular..
daha o zamandan..
kuğulu parkın kuğularının bugün sahip olmadığı yaşam hakkına sahipler..
yine başlıyor yağmur..
gitme nedenim..
o gecenin ilerleyen saatlerinde..
o uçağa binme nedenim..
otele geri dönüyorum.. omuzlarımda yağmurun yükü..
okuyorum .. saate bakıyorum..
bir cesaret.. bir kahve daha söylüyorum..
bir otel lobisinin ruhsuzluğunda..

ankarada bir otelin lobisindeyim..
bilmem kaçıncı gelişim başkente..
,girift ve adaletsiz atama sisteminin bir yerlerindeyim..
verilecek evraklar..
görülecek müste-bişeyler..
yemin nedenim..
daha da devletle çalışmam..
sabahın köründe inmişim ankaraya..
h
sağlık bakanlığına giden yollar dışında hiç bilmem..
bir evraka bakıp çıkacağım ama evrak mesaiye başlamamış..
yeni açıldığını duyduğum bir ünlü otele gidiyorum..
kıraathanelerden erken açılır otel lobileri..
kahve söylüyorum..
pound saymadan..
memleket gibisi yok..

istanbuldayım..
heyecanlıyım..
aşığım..
taksimdeki otelin lobisindeki tuvalette makyaj tazeliyorum..
gölzler,mdek, ışığı ben bile beğeniyorum..

kongre için gittiğim yerde kaldığım otelin lobisinde bir ölü zaman geçirdim yine ..
birden geliverdi aklıma..
londra.. otel.. lobi.. oraya sığınmış ..
kitap dolu.. kendisi kadar kocaman valizini çekiştiren son altı poundunun dördünü..
tren biletine verip rahat bir nefes alan kız çocuğu..

bazı mekanlar zaman tüneli .. zaman kapısı..
utanmıyor..
otel lobileri steril..
içlerinde onları kirletecek kadar uzun yaşanmıyor..
bazı insanlar çok sığı..
bunları düşünmenin önemini kavramıyor..
bazı kağıtlar çok anlamsız..
insanın içinden çıkan duygu yumaklarını.. ak üzeri kara..dokuyorsun..
dolmuyor..
bazı dönemlerde yaşam çok tutarsız..
bir yanda uzatıp güzelleştiriyorsun..
bir yandan rasgele ölümler deliyor bağrını..
bazı notlar çok gereksiz..
kimseye hiçbirşeye yararı yarayışı yok..
bazı günler uzun ..
içine lobilerce anı dolduruyorsun..
bitmiyor..
bazı ülkeler çok ağulu..
arınmıyor..




30 Kasım 2014 Pazar

arnavutköy.. arnavut kaldırımları.. maya ceviz likörü ekmek ve diğer şeyler hakkında...



ıslak arnavut kaldırımlarından yürümek kadar canlandırıcısı var mı?
alaca karanlıkta..
hele de yokuştan aşağı iniyorsan..
ve tüm insan kaynaklı kirliliği indirmişse yağmur..
hatta abartıp denizin üzerinden dolaşıp da geldiğini gösterir gibi rüzgar..
hem iyod kokusunu hem martı çığlığı taşıyorsa..
bir hamlede..

arnavutköyünden aşağı yürürken boğaz kıyısına doğru..
tazelenmiş hissediyorum..
haftada bir kez bunu yapıyorum..
beni bunca keyiflendiren şeyi neden her gün yapmadığımsa bir muamma..

belki her gün yapınca eskir solar etkisizleşir korkusu..
belki de nasıl olsa her istediğimde yapabilirim duygusu..

ama şimdi tazelenmişliğimin tek nedeni bu değil..
üç saat boyunca..
fikir gezdiriyor harflerden sözcüklerden kırkyamalar yapıyorum..
notlar alıp soru işaretleri çiziyorum..
bazılarının peşine takılıp gideceğim bak bu soru işaretlerinin..

tamam  ben bunu hep yaparım..
merak eder.. dalar.. bir türlü çıkamam benim hayat durumumun özetidir..
'ayrıntıda kaldı.. boğuldu..'

ama bu kez bir fark var..
bu kez bir masa başında ben gibi meraklı ben gibi aç..
on kişi daha var..

ben gibi meraklı ben gibi aç..
bir de yol gösterici..

bilginin sonu yok..
bilgilenmedeyim..

artık biliyorum diye sevindiklerim..
nasıl gereksiz gelebilir bazılarına..
peri tozu gibiler artık bildiklerim..
hayat kurtarmaz ama yaşamaya değer kılar..

dönüşte evde beni bekleyen bir çorba var..
ve bir kadeh merlot..
ve bir ev yapımı ekmek..

ekmek bir simge..
hep olmuş..
ama şu an başka bir anlamı var benim için bende saklı..
yakında paylaşacağım..

bir rituelim oluştu son zamanlarda..
cuma en uzun gündür işte ve cuma olması nedeniyle trafikte..
eve geldiğimde çorbamı alıyorum ve..
oturuyorum..
 tevenin karşısına..
bir kadın var.. fransız kanalında güzel bir kadın 
sophie..
kasaba kasaba geziyor ve yöresel yemek tarifleri  topluyor..
sonra oturup o yörede kadının topladığı kişiler hep beraber bir ikramı paylaşıyorlar..
bu kez gittikleri bölgede..
ceviz yetişiyormuş..
ceviz yetiştiricisinin bir adı varmış..
nüsikültör..
yaradanım.. sözcüklersiz nasıl yaratırdın bizleri..
önce ses vardı kesin sonra söz oldu sonra biz biz olduk..

ceviz soyadlı bir likör dükkanına gitti..
likör dükkanı onsekizinci yüzyıldan bu yana..
aynı binada aynı tarifleri yaparmış..
biri de ceviz likörü..
içinde vanilya ve kakao da olan bir ceviz likörü..
yaklaşık iki yüz yıldır yapılıyor..
ama tarifleri ortaçağa dayanıyor..
o zamanın pastörleri alkolde otları dinlendirip ilaç hazırlarlarmış..
acı ilaç içilmesi zor olduğundan..
içine bal katmışlar..
şifa niyetine içerim ben ceviz likörünü..

sonra başka birşey çekti dikkatimi..  bir yazı paylaşılmıştı..
ekmek ve maya ile ilgili..
maya dediğin un ve su..
katkısız..
açıkta beklerse doğanın ödüllendirmesiyle..
bakteri ve mantarlar.. onu kabartıp köpürtüyor..
sonrası onu canlı tutmakta..
ama yeni oluşan maya ekmeği çok da kabartamıyor..
yıllanması demlenmesi lazım..

yıllar geçtikçe bu demlenme işinin hayatta ne kadar önemli olduğunu anlamaya başladım..
bu da bir gözlem ve tecrübe meselesi..
diğer bütün rafine distile imbikli şeyler gibi..
fazlası buharlaşsın..
tortusu çöksün..
saf olan kalsın diye..

maya da öyle işte.. yıllandıkça etkin ve lezzetli..
sonra san fransisco'da yapılan ekmeklerin..
neden öyle çıtır ve öyle özlü olduğunu anlatıyordu yazı..
onların kullandığu maya 18. yydan kalmış.. on8inci yüzyıldan..
onsekizinci yüzyıldan beri yapılan likörü anladım da.. 
bir mayayı kollamak korumak yaşatmak..
nasıl bir özen..

haydarpaşa diyesim var bu noktada..
yalova diyesim var..,
mozaik diyesim var..

eskiden ingiltere kıyılarında taş olsam derdim..
şimdi listeye san fransisco'da maya olmak da girdi listeye..
brive'de ceviz likörü olmak..
müzedir.. şatodur demiyorum bile..
maya diyorum..

arnavutköy'ün kaldırımları arnavut kaldırımı..
sokak isimleri başka güzel..
francalacı sokak var mesela..
kireçhane gediği var sonra..
 teyyareci suphi var..
dubaracı var..
düzyol sokak var ve düz orası iki yokuş sokak arasında çünkü..
dolaplı kuyu sokak var ..
her biri bir öykü anlatıyor..
tekerleme gibi..

teyyareci suphi..
 francalacıdan ekmeğini almış..
 düzyoldan evine giderken dolaplı kuyunun çıkrığı gıcırdamış olabilir mesela..

denizin eskinin ve yaşanmışlıkların bize armağanı bazı şeyler..
arnavutköy biraz öyle..



15 Mart 2013 Cuma

bahar.. elma çiçekleri.. menisküsler.. bacaklar.. ağrılar..raporlar ve diğerleri hakkında..




hemşire deskinde oturmuş emar sonucunu okuyordum..
birden yaşamını okuyormuşum gibi gelmeye başladı..

yaşlı.. tombul.. az biraz endişeli..
eski herşeyleri bulgaristan’da onlar zaten yok elimizde son iki sene yapılanlar vardı da.. onları da saklayamamış..
ama bende şu sonuç var dedi.. kızı..

derinlerden biyerlerden  çıkardı bir rapor..
bir de yeni yapılanlar var..

çocukluğunda bu bacağında yaralar olmuş akmış dedi kızı.. 
bir kere götürdük ordan bir iğne yaptılar..
yüzümde nasıl bir ifade belirdiyse.. 
ama yara filan yok .. o kapanmış dedi..

sen hatırlıyor musun dedim.. bu bacağın aktığı zamanları..
onüç yaşındaydım dedi..
e ne yaptılar.. hiç öyle kendisi geçti..
kapanan yaralar..dört tane iz bırakmış..
bacağın yan tarafında gamze gibi..

sonra bura geldik..
evlendim..
çok iş vardı bi daha bakınamadım..
bi kere bir doktor bunu ameliyat edelim dedi..
ben tayin oldum gidicem gitmeden şu filmi çektir de yapalım dedi..
film makinesi bozukmuş.. o zaman aydın'daydık..
Biz işi gücü ayarlayıp izmir'de çekinene kadar.. o doktor gitmiş..
yerine gelen de baktı filme .. teyze sen istanbula ankaraya gitmen lazım dedi..
iş güç çoğudu.. kaldı öylece..

muayene bitti..
hemşire deskinde oturuyorum..
emar raporunu okuyorum..

ama nedense elmaların çiçek açtığı zamanmış..
havada bahar kokusu.. gökyüzünde güneş varmış..
rüzgar varmış ot kokuları getiren..
saçları iki betik örgülüymüş.. hızla yürürmüş tozly patikada..
genç bir gelinmiş..
aydın'daymış..
boy boy süt kuzusu bebeleri varmış..gelinin..
az aksarmış tarlaya tapana gider gelirken..
az sızlarmış bacak geceleri..

elmalar çiçek açmıştı ya hani..
ağacın yanındaki bir kütüğün üzerine basıp uzanmış bir dal elma baharı koparacakmış sanki..
eve gelip vazo niyetine  çinko bir ayran bardağına koyacakmış bahar dallarını.. toprak mutfakta sanki..
o kütüğün kenarından inerken işte.. o menisküs o zaman yırtılmış..

yine baharmış sanki..
o bebelerden biri sırtında bağlı.. ikisi önünde arkasında oynaşarak.. güderken en sevdiği ineği..
sanki o fıtık da o gün ineğe doğru hamle eden köpeğe hoştlarken  kayıvermiş yerinden..
ve yükler ve çuvallar..
ve hayat varmış sanki sırtında..

ama nedense hep elmalar çiçekteymiş..
sanki..

sanki emar değil..yaşam öyküsüymüş raporlardaki..
beyaz kağıda yazılı siyah lazer baskılar değilmiş sanki..
mavi gökte.. elma çiçekleriymiş..

sanki..


Image Hosted by ImageShack.us

23 Şubat 2013 Cumartesi

şehzade çayı.. hibiscüs.. düğümlere üflesinler.. zemberek kuşu.. ve diğerleri..

çok fonksiyonlu..
runner.. tête à tête amerikan servis bir arada diye yazıyor yan sütunda..

geniş sütunda ise..
memleketimden insan manzaraları..
paylaşılan karikatür yoğunluğu arttı..
akıllı insanlar karikatüre mizaha sığınırlar ya böyle zamanlarda..

adamın beli ağrıyormuş..
istanbulda..
hem de daha yirmiyedi yaşında filan..
gitmediği kimse kalmamış geçirememişler..
kimlere mesela.. iki kez aynı bel çekici ye sonra bir de başkasına..
neyse şimdi iyiymiş..
kuyruk yağı ile kuru üzümü karıştırıp beline bağlaması söylenmiş yapmış onu..
süper gelmiş..
de idrar kaçırmaya başlamış..

bi telaş bende..
omur iliği baskını yedi yiyecek..
amanin diye..
hayır çünkü tüm bunları yapmış sekiz aydır ve sonunda gelmiş..
bana gelmiş..

top bende yani..
tetkiklerini yapıyorum..
bişey de çıkmıyor..
çıkanların da oturacak yeri yok fikir almıyor bilgi dahilinde.. 

diğeri mi..
o, sondayı çıkarmaya kalktığımda..
dört gün daha kalsın diyor..
neden diyorum..
birşeyi test edecekmiş..
neden kendine test yaptığını anlamıyorum..
zaten yapılmış testler var..
onbinlerce kişinin takiplerinden öğrenmişiz bunları..
hangi sonda ne kadar kalınca noluru biliyoruz yani..
hem bilen ben olmalıyım değil mi bu ilişkide..
hem bilim bu değil mi..
aynı ortamda aynı ortak özelliklere sahip öğelerden alınan dataların .. 
hesaplanması..
hem aynı hasta değil mi..
bana einsteinin anektodlarından bahseden..
atomu parçalamış da..
şimdi insanın içindeki 450 atom bombalık..
enerjiyi..
kullanmasını öğrenecek ve kendini iyileştirecekmiş..

karikatür vardı geçen..
bir kadın diğerine "bana ..... dedi amaaaaa"diyordu aşk dolu bir ifadeyle ..
diğeri de herif seni kekliyor özdemir asafı da alet ediyor diyordu..
o düşüyor aklıma..

selgin benden daha sabırsız evet..
eh ne olsa bir rahibe okulu terbiyesi var benim üzerimde..
ondandır fark ..
ve hem de on yıllık bir fark nerden baksan..
dünya üzerinde ..
değişiklikler yaratır düşünce inanç ve tahammül sistemlerinde..

ben ancak kaybettim sabrımı..
vah ki ne vah..

akşam..
telefonumdaki cipies kadın sesini dinleyerek istanbulun dağlarında varoş içi lüks villalarında..
ki en çok da bu güldürüyor beni..
kapılarındaki güvenlikler..
hani arkası sefilhane villaları..
yüksek duvarlar arkasındaki kendilerince yaşamı..
eğer bir topluca hezeyan olsa..
o güvenlikler..
ki çoğu da zaten alt mahallede oturuyorlar..
koruyacakmış gibi..

beyoğlu kaçtı??
5 yedi eylül müydü.. beş 6 mı hep karıştırırım..

işte o ormaniçi varoş ortası lüks yere bıraktım bir çekirdek grubunu..
yağmur altında az aydınlatılmış yerde..
cipies.. kadın sesi.. konuştu yol boyunca tuhaf tercüme edilmiş programdan anlatım bozukluğu dolu yol tariflerini..
onun da kadın sesi olmasını istemiyorlarmış duymuş muydunuz..
ama benim yüzümde artık bir gülümseme mi risus sardonicus mu ne var bilmiyorum ben..

düğüm düğümsün ey halkım..
belime kuyruk yağı saıp..
runner üzerinde  tete a tete yemek sefaları yapıyorsun..
şehzade çayınla çakralarını açarken..
guglanımdan ucuz avrupa tur biletleri alıyorsun..
tahtaya vurup aman maşallah ne kolay yer bulduk diyorsun..

düğüm düğümsün..
einsteinla enerjiyi aynı cümlede kullanıp..
bilgin olmadan bedeninle ilgili fikir üretiyorsun..
hiç anlamı olmayan..
iğne yapılma süresine kendince bir anlam yükleyip..
onu benim anlamamı bekliyorsun..

düğüm düğümsün halkım..
bir yanda.. penguenden uçan kuşa sahip çıkmaya çalışırken..
diğer yandan gedeolarla savaşırken..
anayasayla ilgili değişikleri tarışıp..
açık oturumlarda e mail ile soru atıp..
cevabı twitlerken..
ahmet kayadan şarkılar dinliyorsun..
ağrıyan başına..
çiğnenm,ş ekmek sarıyor..
olmadı anevrizmam patlamış olabilir diye ön tanıyla doktora koşuyorsun..
bazı resimler görüp modilyaninin kadınlarına benzetebiliyor..sekiz marta kadın eğitim programları düzenliyor.. 
ama aile denilen dinamiğim seni ezmesine izin veriyorsun..

düğüm düğümsün halkım..
üstelik şehzade çayı bile içmeden böyle olabiliyorsun..
ne diyeyim ben en iyisi..
hay düğümlerine üflesinler ..diyeyim..

ben mi ..
ben iyiyim süperim hatta..
elimde iriş crimim..
yanında amerikın kahvem..
fransız krepleri yutuşturuyorum..
ingiliz çestırfildimde oturmuş..
yüzümde..
domates maskem..
üzerimde.. eşortmanlarım.. ayağımda çetiklerim..
elimde bir türk yazardan orta doğu öyküleri okurken..
fonda..
mor ve ötesi çalıyor..
deli diye.. 
"bir yarım akıllı, bir yarım deli
dört yanım akıllı, bir yanım deli
herkes akıllı, bir ben deli
bir ben deli, bir ben deli..."
bağırıyorlar yumuşak ve hafif tarazlı.... ne de güzel..

onar bağırıyor.. bana iyi geliyor..
zira bildiğim bir kör kuyu yok ki..
içine bağırayım..
millet top yekun kafayı yedi imdat diyeyim..
bildiğim bir kör kuyu yok ki içine ineyim..
zemberek kuşundaki gibi..
iyi hissedene kadar bi başıma oturayım.....

biterken.
the bloggessden alıntıladım..
xanax daha iyidir çünkü  xanax beni daha iyi bir anne yapıyor hadi şimdi  ... gidin.. " 


Image Hosted by ImageShack.us

28 Ocak 2013 Pazartesi

noktacık ile anton.. kısa kısalar.. bir cenazenin düşündürdükleri.. anlaşılmazlar.. ve diğerleri..

ufak notlar ..
beynimi yemesinler diye.. 




*hayatında zaten olmayanı  kaybetmiş gibi hissetmemenin verdiği suçluluk duygusu..
tuhaf..
olana kadar da düşünmüyorsun ..
oysa.. onun hayatında olmaması kararını gayet etkin.. ve bilinçle vermişsin..
bir kare bir piksel belirleyip ordan çıkmaması için aktif ve pasif direnmişsin..

ama kaybedince..
hüznü.. yaşayamayınca.. 
yadırgıyorsun işte..

en azından geriye bakıp..
ama kendi istediğinin dışında hiç birşey yapmadı..
kendince gerekenleri kendi sevme becerisi içinde beirledi ve yaptı..
düz..
kargaşasız..
suçluluk duygusuz..
soru işaretsiz..
keşkesiz..
yaşadı..
diyebiliyorsun..
ve böylece hissedilmeyen hüznün..
canını yakmıyor..

*evlat olmanın hafifliği var..
bazen ebeveynin seni sırtında taşıyor.. 
ama dayanılmaz ağırlığı da ..
sen onu taşır.. onun adına üzülür ve sıkılırken..

*bu da üzeri çok kapatılmış kısa kısa.. 
mutfakta.. parmak sallayarak verilen..
"evlat olmanın gerektirdiği minimal yükümlülükler" konulu hızlandırılmış tek kişilik  kurs..
ve bir tehdit..

yukarı baktım da..
sonuncu
noktacık ile anton başlığı gibi gibi olmuş..


Image Hosted by ImageShack.us

9 Ocak 2013 Çarşamba

bugün bir yazı yazdım sürç-i lisan ettiysem affolsun gitsin canıtının kanadına takılıp..

hiç bilmediğim bir mecraya çekildim..
çekirdeğin okul seçimi nedeniyle..
huyu suyu bana hiç benzemeyen kızımla hep yabancı sularda yelken açar gibiyim zaten..
sayesinde ne çok şey öğrenmem.. düşünmem gerekiyor..
onun bana çok farklı bir bakış açısını öğrettiği kesin..
benim onun bakış açılarını yeni baştan ele alıp biraz şekillendirip.. 
yuvarlayıp zımparalayıp ona geri kabullendirmem gerekiyor bebekliğinden beri..

şimdi de.. geleceğiyle ilgili düşünmem gerekenler var..
hatta nerdeyse bir not defteri edinip saklamalıyım aklıma gelenleri onun yaprakları arasına..
zira şimdilik her dile getirdiğimde.. 
o zaten biliyor ve zaten beğenmiyor veya gereksiz görüyor..

sanat okuyor.. müzik okuyor.. dramaya kaymayı düşünüyor.. 
sahne dekor kostüm ve koreografisiyle de ilgileniyor..
iyi bir gözü var tasarlıyor hayalliyor.. 
ama bunu yaparken başka şeye kayıveriyor ilgisi..hiç bir şeye tutunmuyor..
bazen kaygılanıyor "ben ne olacağım ilerde" diye..
yurt dışı akademilerini "asla".. 
diye reddediyor.. 
"hergün iskender yemediğim yerde yaşayamam" diyor..
öte yandan buradaki eğitimin gerektirdiği mazoist tempoya da uyası yok onu da beyan ediyor..
arada babasından kalabilecek maaşla geçinip gitmeye.. arada evde piyano dersi vermeye karar veriyor..
o kaygılanıyor da ben nefes nefeseyim.. 

uzaktan bakınca.. tam bir yaşam düzenleyici..
öyle hızlı gözlemleri ve tam da gereken noktaya parmak basışları var ki..
hayrete düşürüyor..
ben buldum aslında ona göre işi.. imaj meykır olması laım..
ne olmak istiyorsun soracak.. seni alıp analiz edecek.. 
sonra saç baş gardrop beden dili yeme içme danışmanlığı.. 
seni yeniden yaratacak.. 
bunu ona söylemiyorum ama..
ilerde sanatı profesyonelce yapası olmazsa.. 
bence böyle bir alana kayabilir..

artık sadece bir şeyi iyi yapmak yeterli değil çünkü..
iyi yaptığın şeyi iyi pazarlaman da önemli.. 
pozitif yaklaşımla bakarsak.. 
ambalaj en az içerik kadar önemli.. ki çoğu zaman daha önemli..
ye kürküm dünyası.. dostunu söyle bana dünyasındayız artık..

hatta pazarlamayla geçireceğin zaman büyük ihtimalle ürettiğine ayırdığından daha fazla olmalı.. 
blog yazılarından çok blog dizaynları önem kazanıyor bakın sağa sola.. 
üstelik blog para kaynağı bile değilken..

firmalar kurumlar mekanlar ve sonunda sanatçılar artık bunu yapıyor.. 
konseptin olacak.. ona uyacaksın.. imajın konseptine uyacak..
elif şafak mesela.. bu konuda bir deha..

onun ilk okuduğum kitabı bit palastı..
blogda bir kaç kez bahsettim aslında.. 
bit palasın tadı damağımda kalmıştı.. 
 o zaman yazı kursuna gitmemiş farklı okuma becerisi kazanmamıştım..
konu güzeldi.. 
kişiler ilginçti.. örgü de iyi kurulmuştu..
yer istanbuldu. 
sayfaların arasından inceden nostalji kokusu sızıyordu..
bana yeterdi..
yalana yalana kapadım kapağı.. 
yazar tanıtımını yani arka kapağı sonra okudum..

arka kapakları pek okumam.. 
beni ilgilendirmez.. yönlendirmez.. 
kitabı beğenirsem okurum arka kapağı..
bu yazarı hiç tanımıyordum.. 
kitabın başını arka kapağını kurcaladım bilgi bulmak için.. 
ve  yazarın eğitimini.. 
bir önceki eserinin adını ayrıca  sosyoloji tezinin konusunu gördüm..

o aralar selahattin duman da.. 
" yabancı antropologlar gelip yeşilköy pazarında türk kadınını incelese..
 "türk kadını boya sarışını ve mavi lens gözlüdür" diye sonuç çıkarırlar.." 
yazmıştı köşesinde..
katılarak gülmüş ve kesinlikle katılmıştım bu görüşe..

yani kadınların şekil şemaillerini toplamaya başladıkları yıllardı.. 
ama bu toplama hep aynı yön ve şekilde yapılıyordu.. 
açık renk lens.. sarı uzun saçlar.. frenç manikür.. aynı kalıptan çıkmış rinoplastiler.. 
o günlerin iyi günlerimiz olduğunu bilemiyorduk.. 
bu kadarı bile endişe verici idi..
botoks daha hala felc edip öldüren bir zehir olarak duruyordu farmakoloji kitaplarında..
kollajen ise.. kıkırdakta bir yapıtaşı idi..
ama kadınların giderek birbirine benzemeye başladığı zamanlara gelip çatmıştık..

kişilerin içlerine değil dışlarına yatırım yapmalarıyla ilgili söylenmelere başlamıştık o zamanlar yeni yeni..
ve elif şafağın tez konusunu gördü gözlerim o kitabın önünde. arka kapağında bir yerde..
"Türk Modernleşmesinin Kadın Prototipleri ve Marjinaliteye Tahammül Sınırları"
maden bulmuş gibi oldum.. 
kızkardeş bulmuş gibi oldum..daha ne olsundu.. 
ben bu tezi okumak istiyorum diye yırttım kendimi.. 
aslında hala istiyorum..
şimdilerde içeriğin benim sandığım gibi olduğunu sanmasam da..

bitpalasın arkasında.. 
bir önceki kitabı pinhandan bahsediyordu.. 
hemen edindim.. geriye dönük eksik tamamalamayı severim bir yazarı keşfettiğimde..
"pinhanın konusu ne?" desen anımsayamam blog.. 
bitpalas kadar etkilemedi beni
 ve arkasından çıkan şehrin aynaları da..
 ilginçti.. murathan mungan kokuyordu.. ama "bayıldım" kategorisinde değildi..
sahibine bağışlasın kategorisindeydi..

siyah süt çıktığında.. 
açıkçası aldım ve okumadım üç sayfadan fazla.. 
hala duruyor kenarda..
doğum sonu depresyonunun ucundan geçen ve depresyonun beş halinden de hazzetmeyen biri olarak..
anne olmak kadar sıradan ve fizyolojik bişeyin bunca abartılmasını da anlamadığımdan.. 
yani "annelik incitmeden boğmadan koşulsuz sevmektir" ana kuralı dışında.. 
esas.. çocuğunun arkasında durma zamanı gelince başlar bence..
yoksa "doğur doyur gaz çıkar emzir gezdir" döneminde bi numarası yoktur. diyen biri olarak.. 
ilgimi çekemedi..
.
derken baba ve piç geldi.. 
onu da çok sevmedim..
konuyu da işlenme tarzını da.. 
derken bi soğudum zaten..

aşk'ı inat ettim okumadım.. ahmet ümit'in mevlanalı kitabını okumuştum.
her önerene de benim yıllık mevlana şems kotam doldu ıyyyyy diye cevap verdim..

sonra bir gün bir kitaba rasladım.. 
özlü bulunan sözlerini derlemiş toplamıştı yazar..
güzel bir aforizmalar epigramlar el kitabı oluşturmuştu.
gugl'anımda var.. "mark twain quote" .. "flower quote"yazıyorsun çıkıyor bi kaç site..
içinde ünlü ünsüz aforizmaların yer aldığı binlerce kayıt..
bu da o quote sitelerinin .. quote söyleyicisi tarafından kağıda aktarılmışıydı..
"bu kadın akıllı" dedim o gün yanımda olan arkadaşıma..
"bu oyunu doğru oynuyor"..

ama ben artık o bitpalastaki incelikli kadını bulamaz olmuştum ortalıkta.. 
derken..
bir kitabı çıktı.. 
böyle beyin uçuşmaları yapmış.. 
not defterine yazmış..
kapı önü merdivenlerde oturan çocuk.. 
yoldaki yaşlı.. 
kafedeki yakışıklı anne anneden kalan fincan 
(sallıyorum örnekleri.. sadece kapıdaki çocuk doğru yanılmıyorsam)..
gözünün değdiği fotografik anları kaleme almış..
hani edebiyat dersinde kompozisyon yazar gibi kısa kısa konulu yazılar.
güzeldi kadınsıydı duygulu ve duyarlıydı..
sevinip blogda duyurmuştum hatta..

ama sonradan aslında bunun fotoğrafa bakıp altına yazı yazmaktan farkı yok.. 
o kapı önündekini kendi gözüyle görmemiş o çocuğu hiç farketmemiş de olabilir.. 
farkedenin karesine sesi vermiş olabilir.. 
 sakın ha .. öyle yapmış demiyorum..
 ama elle tutulur gözle görülür değil o duyarlık.. isyansız.. boyun büken bir duyarlık.. 
en zedeleyici olanından..
o kenarda sıcak çukulata içerken.. 
sen gidip kendini tüm sosyal derneklere barış gücüne filan kaydolmuş bulursun.. 
onun yansıttığı incinebilirlik etkisi sonucunda..

derken hemen arkasından yeni kitabı geldi..
kapağında kendisini fotoğrafıyla yayınladı..
bu arada feysbuk geldi.. twittır geldi..
acaip güzel kullanıyor..
iskenderin kapağında sizi bir sürpriz bekliyor diye seslendi twittırdan.. 
bakalım farkedebilecek misiniz..
baktım koşarak kapağa bir kızsı oğlan ..
ne ki bu dedim.. 
derken gazetede söyleşi.. 
neden kendisi kendi kapağında poz verdi konulu..

sonra.. mil'li kart reklamında.. 
benim en sevdiğim şeyleri yaptı.. 
yolculuk etti.. kahve içti.. kitapçıya gitti.. 
benim favori yazarıma benzer bir görüntü içinde..  
benim en sevdiğim şapkayı takıp.. en sevdiğim mantoyu giyip.. 

aksini iddia edemeyeceğimiz bir tarafı var..
bu kadın akıllı bir kadın ve kendini çok iyi pazarlıyor..

güzel bir kadın.. ince uzun entelektüel yumuşak bir görüntüsü var..
tam yağmurlu karlı havada izlenecek filmlerin ..
güzel orta avrupa şehirlerinde geçen sakin filmlerin yıldızı olabilir mesela..

dilini yumuşak ve mesafeli tutuyor.. kalemini de..
dinleyici ay pardon okuyucu isteği alıyor.. 
"aşk isimli kitabın kapağı pembe biz onu elimizde taşırsak erkekliğimize halel gelir" 
diyen xylere özel gri kapak tasarlattı..

mesela ben olsam" ezik misiniz" diye terslerdim o tepkiyi verenleri..

nabız tutuyor.. 
şerbet hazırlıyor.. 
nabzını vermek istemeyenin bileğine ip bağlayıp ipi tutuyor.. 
damla öneriyor..
anne olduğunu hissettiriyor ama başımızın etini yemiyor.. 
en iyi anne benim duygusu verip diğer annelerin tüyüne basmıyor.. 
hiç bir kadın kahramanı jan darklık yapmıyor..
o heryerde ama aynı zamanda hiç yok..
ölçülü.. 

kadının dili çok önemlidir biliyor musunuz.. 
bununla ilgili okumalar yapıyorum..kadının kabul edilen dili ile ilgili..
o konuyu  da yazacağım bir ara.. 
ama şu kadarını söyleyeyim.. 
erkekler ve erkeklerin oluşturduğu toplumu baş kaldırmadan sorgulamadan kabullenmiş kadınlar tarafından.. yani toplum büyük çoğunluğu tarafından  duyulmak için.. 
konuşan kadının belirli bir kalıplaşmış dili kullanması gerekiyormuş..

ve elif şafak o dili kullanıyor..
onu hiç öfkeli.. 
dudaklarının kenarı seyirirken.. 
ağzından köpükler saçarken ya da çığlık çığlık gülerken 
ya da bağıra bağıra ağlarken hayalleyemeyiz..
o üzerinde su damlacıkları olan bir camın arkasındaki
 hafif buğulu 
kuğu boyunlu 
narin .. varla yok arası gülümsemeli bir kadındır.. 
bir cheshire kedisidir.. 
hülyalıdır.. 
ne kadınların ayağına basar 
ne erkeklerin apış arasına tekmeyi basar.. 
yazıları da söyledikleri de öyledir..
ölçülüdür..
özenlidir..

ölçüyü aşarken bile belli bir ölçüyü aşmaz.. 
protesto etmez.. 
sinirlenmez.. 
hep makul açıklamaları.. gerekçeleri vardır. .
kudurmaz kudurtur..
onun yaptıkları değil.. 
onu eleştirenler bu nedenle hep daha daha çığrından çıkarak tepinerek verir tepkilerini.. 
sanki işleri güçleri onunla uğraşmakmış 

oysa o orda gümüş kaşıkla yoğurdunu yiyormuş gibi.. 
o yüzden ona laf edenler daha çok eleştiri alırlar..

"kadın güzel çekemiyorsunuz .. "

işte çekirdekle başlayıp
 elif şafakla devam eden bir yazının 
sonunu bağlama noktasına geldik..

ben diyorum ki.. 
çekirdek aynen elif şafağın kendisinin ya da imaj yapımcısının..
 eğer varsa.. 
yaptığı işi yapsın hayatta..

bir hayal kursun birileri.. 
çekirdek de.. 
koreografi tasarlama sosyal iletişim becerisi makjay saç kıyafet seçimi beden dili dersleriyle.. 
o hayali gerçeğe taşısın adım adım..
ne dersiniz..


Image Hosted by ImageShack.us

5 Eylül 2012 Çarşamba

diyaloglar yazılar bağlantılar gerçek ergenlikler .. uzamış ergenlikler ve canıtın hakkında

hala karışık yaşam..
bazen insanın duygusal olarak yapmaya gereksinim duyduğu ..
ya da dürüstlük kavramı dolayısıyla.. 
yapması gerektiğine inandığı..
şey.. tepki davranışların bu kadar zorlayıcı..
yine aynı kişinin aynı etik dürüstlük dayanışma kavramlarına ters düşmesi..
ne kadar kötü..

bende bir ergen var..
aslında ..
son zamanlarda uzamış ergenlik sendromu denilen bir kavramdan dolayı..
bir kısmı dürtülerine engel olamayan ya da olmak istemeyen..
bir kısmı sorumluluklarına sahip çıkamayan ya da çıkmayan..
egosu yüksek.. süper egosu çekingen bir çok da erişkin ergenle çevriliyim..
ergen çekici gibiyim..

asabi ve öfke kontrolü zayıf..
ilgimi kızarak üzerinde tutmaya çalışan..
keşke tek ergen çekirdek olsa..

işin kötüsü ben dramatik bir erişkinim..
hatalarımı.. sorumluluklarımı sabrımı nezaketimi sımsıkı kucaklamış oturuyorum..
arenanın ortasında..
mızraklı ergenlerin oyuncağı gibi hissediyorum bazen..

neyse..
uzatmayayım..
kadın dayanışması..
ezilenin yanında yer alma..
fedakarlığa inanma..
ve bir yol gösteren olabilmek için ..
bir başka ergene de evimi açmam gerekebilir ..
bu bir amerikan filmi olsa..
ne kolay olurdu..

ama bir ergenin getirdiği sorumlulukla başa çıkamazken..
iki tanesi göz korkutucu..
ama kendi anne ve babasının sahipsiz bıraktığı bir genç kadına sahip çıkmamak da bana yakışmaz..
yakışmak derken..
başkalarının gözünden olanı söylemiyorum..
zira pek umurum değil..
ama kendi kendime yakıştırmam..

uf ama ben aslında ..
yazma işlerine hız vermiştim biraz..
ve esin perilerim.. çalışıyordu biraz..
üstelik bu yıl yazı rüzgarı da doğru yönden esiyordu..

üstelik bu bir kedi yavrusu değil.. 
tamam alıyorum deyip.. sonra olmadı git  diyemem..
ki kediye bile "beğenmedim gitsin" yapamam ben..
yapmam demek daha doğru..
ve hepsinden öte..
gönderecek bir pet shop yok..
aldın mı sonuna kadar..

delirmiş olmalıyım..
evet evet kesin delirmiş olmalıyım en iyisi sesimi kesip biraz daha bekleyeyim..
kesin talep olmasını bekleyeyim..


*****************
-sen hafta sonu gelirim demiştin hani..
gel bari.. yoksa ben deliricem burda yalnızlıktan..
-gelicem zaten..
-aha bir atın yanından geçtim.. inanmıyorum kendime.. atın yanından geçiyorum. tarlaların arasından gidiyorum.. deliricem istemiyorum.
-e ne güzel..
-ama ben fazlasıyla şehirliyim.. istemiyorum..
-ama oğlum hayat bu işte.yapman gerekenler her zaman yapmak istediklerinin önünde gider..
-seninle de bir sohbet edilmiyor.. hemen hayat tecrübeni aktarıyorsun.. akıl mantık yürütüyorsun.. ben burda sana derdimi anlatıyorum
-..................................................
******************
hafta sonu armutluya gidiyorum..
deli güllabiciliğine..
ama aslında keyife..
bölünmeyen oğul keyfi..

******************

bu ayın iki dergisinde yazım çıktı gerçi  facebook'tan zaten duyurdum ama..
burdan da duyurayım..
birisi.. form ve sante dergisi.. orada tıbbi bir yazı..
burada açıklamayacağım ama..
blogda yazmanın.. yani birilerinin okuyup.. bir şekilde etkilenmeleri.. yönlenmeleri gereken bir yerde yazıyor olmanın çok faydasını gördüm..
ikincisi ataletin buduarı olarak.. kendin yap dergisinde..
aslında keşke böyle bir dergide.. her  ay bir proje yapıp hazırlamak gibi bir  köşem olsa.. dedim..
bu tip köşeler var ama..
düşüne taşına ve eski bir şeyi dönüştürme şeklinde yapılan örnekler o kadar basitler ki..
benim tasarladıklarımın yanında..
yeni bir bakış oluşturacağımdan eminim eğer böyle bir şey olsa..

******************

internet sorunum sürüyor..
bu devirde tam bir inek içti bitirdi.. durumu söz konusu..
inanılır gibi değil..

şimdilik bu kadar..



Image Hosted by ImageShack.us

5 Ağustos 2012 Pazar

yine kitaplar ve kahve ve martılar elbette..



"sade kahve içenler artık evden kopmuş demektir..daha doğru bir ifade ile bir eve ihtiyaçları yoktur.. yaşadıkları herhangi bir yeri ev olarak benimseyip mutlu mesut yaşamaya devam ederler.. yıllarca bir otel odasında yaşayabilirler öerneğin.. ama sütlü kahve içenler hep bir ev ararlar.. yataklarını .. ellerini sildikleri havluyu.. her gece oturdukları koltuklarını.. hatta ne bileyim çorap çekmecelerini bile özlerler.. bunu biliyor muydunuz" dedi..." beş parasızdım ve kadın çok güzeldi.. derviş şentekin....
çok keyif aldığım bir kitap oldu..
sade bir yazımı var..
ama duygudurumlar..
yaşamdurumları..
tepkiler..
empati güzel ve dozunda verilmiş..

tekrarlamalar var ama..
ahmet ümitin sultanı öldürmek'indeki kadar fazla değil..
insana "salak olduğumu düşünüyor bu yazar sanırım" dedirtmiyor..

ayrıca sevdiğim tarzda bir yerde geçiyor..
beyoğlunda ilginç birkafe barda..

adına rağmen kesinlikle bir mayk hammır romanına benzemiyor..
zaten sadece ironik bir gönderme bu ve romanın içinde de kullanılıyor..

yazarın dilini sevdim..
sade ama güzel bir dedektif romanı..

ecem ece.. lalem ve leylakdalım.. ortak bir blog açmışlar..
kahvedeki mucize..
ben fincalara ve kahvehane önerilerine bayıldım hele çankayadaki sanat kahvesinin dekoruna..
ankaraya gidince.. ille oraya gideceğim.. yahudi mahallesi ve diğer yerler dışında.. =)..

kahveye gelince..
içinde gerçekten mucize var..
bu haftaki medikal dergide yayınlanmıştı..
kahvenin antiaging etkileri..
şekeri düzenleyen..
kanser riskini azaltan..
kalp hastalıklarına karşı koruyan..
bunama ve parkinsona karşı koruyan etkileri..,
şaka değil on üç yıllık bir çalışma..
kahve içenler ve diğerleri arasında on üç yılın sonunda yapılan bir çalışma..
bu durumda..
kahveye devam..
fincanda gerçekten mucize var.. =)

hele bu manzara karşısında..
ve özlenen bir dostun sohbeti eşliğinde içilirse..


ps.. eğer benim etiketlere bakarsanız.. sanırım kahvemi de sütlü içtiğim sonucunu çıkarabilirsiniz...




Image Hosted by ImageShack.us

27 Mayıs 2012 Pazar

kadının kadın olamama hali..


sabah .. uyandım..
kahvemi aldım..
kediye kapıyı açtım kapadım açtım kapadım mama su vese verdim onun miyuw direktifleriyle..
hava güzeldi..
ama bahçeye çıkmadım..
salon kitaplık toplaması yüzünden halakarışık..
arkamı döndüm karışıklığa..
oturdum..
kahvem.. sigaram..
lepim topum..

orası neresiderken twitter'a bakayım dedim..
çünkü mantıkla gittiğim oralardan ve buralardan birisinden twittera geçmem gerekti..

akşam ortalık yıkılmış..
ucu bucağı bu bloğu ilgilendiren kadın olma hallerine değiyor..
o yüzden bunu yazmam gerek..
her zaman tuhaf söylemleri ile medyada yer alan bir politikacı ve yönetici kişi..
kürtaj konusunda fikir beyan etmiş..
bir sıradan kadın.. bu blogdaki.. x ve x olma halinden dolayı kadın diyorum..
biliyorsunuz zaten..
yeni doğandan.. son nefese kadın benim içib xxler..

bir soru sormuş.. nedir bilmiyorum..
bir soru daha sormuş.. gene nedir bilmiyorum..
zaten aslolan sorular değil..
ama açıktan cevap gelmemiş..
özelden cevap gelmiş ol yöneticiden..
"çok mu kürtaj oldun.. neden bu kadar bağırıyorsun" diye..

kadın kişi de bu özel konuşmayı.. açık twittera yüklemiş.. bakın bana ne dedi diye..

işte kuyruk orda kopuyor bende..

yönetici karşıtı bir alan oluşmuş..
terbiyesiz ve edepsiz olduğunu beyan eden..
bir çok kişi bu alanlara destek yorumları atmış..hatta twitterda türkiyenin en çok konuştuğu konu oluvermiş bir anda..
benden özür dile dermiş bizim kadın..
diğer taraf ise..
hiç oralı değil..
özel konuşmanın deşifre edilmesi nedeniyle dava açacağını iddia etmiş.. açık twitterdan..
kadınımız..
benim ailem var filan demiş..
önce.. özür dile diye tepinmiş.. sonra..
ve bu sabah daha doğrusu az önce de..
kendisi özür dilmemiş..

güye beni destekleyen mesajların seviyesizliğinden.. diye..
he bir de gözü yaşlı ve kalp hastası anne var elette dram unsuru..

bu kadar..

da..

bu kadar ne kadar derin..

kürtaj.. bir doğum kontrol yöntemi olmamalıdır..
sağlıklı bir yöntem değildir çünkü..
dahası eziyetlidir..
daha kolay yöntemler vardır.. doğum kontrol hapları vardır.. prezervatif vardır..

ama bazen istenmeyen geelikler olabilir..
o zamanlarda tercih hakkı verir insanlara..
benim için bir tıbbi uygulamadır..
ne namustur ne ahlaktır..
keşke olmasadır.. ama olanaktır.. olasılıktır..

bir de.. zorunlu olanlar vardır..
bebeğin sakat olduğu saptanmıştır..
annenin canı risk altındadır..
o zaman zaten.. yazık tır..
yapılsındır..
planlanmış ve istenen bir geeliğin böyle sonlandırılması üzücüdür.. ama gereklidir..
iyi ki vardır..

yani bu konu benim için sadece.. bu ikinci bölümü ile .. yasa değişikliği konusunda ilginçtir..
ben fakültede okurken istenmeyen gebelik sonlandırması yasal değildi..
meşhur bi doktor vardı mesela..
kürtajı yapma cesareti olan.. hanlar hamamlar dikmişti..
ebeler vardı..
birçok mezar taşı dikmişti..
doktora ebeye ulamamanın getirdiği..
sonlandırılamayan gebelikler vardı onlar da birçok mezar taşına yol açmışlardı..
inanç karar verme rasyonelliğinin önüne geçtiğinden..
sakat doğumlar diz boyuydu..

ama konum bu bile değil..

sen tut bir soru sor..
biri de sana kişiselleştirsin konuyu..
 ki bunda amaç sadece sindirmektir..
sen de sinirlen...
ortalığa yay bunu..
sonra da..

özür dile..
sana yapılan hakaretten..
ki konu bu bile değil..

zira..
alınan satılan..
yıkanıp paklanıp giydirilip alıcıya çıkarılan..
okutulup diplomalandırıp hala.. "kadın " olarak görülen..
analık ve eşlik görevleri her daim hatırlatılıp sesi soluğu kesilen kadınların bu kendi edenine sahip olamamak..
benim ulan bu beden bu beyin diyememek durumuna sokulmasının doğal sonucu olarak..
bugün de.. yine kadının kendi yaşamı edeni üzerindeki hakkı ..
kısıtlanmaya çalışılırken..
mademyüzme bilmezsin ne çıkarsın kızım kavağa.. dedirtecek bir fenomenden bahsediyorum..

konu benim edenim üzerinde senin vermek istediğin bir karar..
ben bunu neden yapmak istediğini merak ediyorum..
sen beni sorguluyorsun..

onu da bırak..
beni soru soran bir beyin olarak görmeyip..
kuluçka makinesine indirgiyorsun..

beni kuluçka makinesine indirdiğin yetmemiş giib.i..
hemcinslerimi de indirgemiş oluyorsun..

şimdi ben önüne gelenle düşen kalkan.. bunca tecrübeye karşın..
korunmayı da beceremeyen bir salak olarak.. sık sık kürtaja gidiyorum..
oluyorum çıkıyorum ben bunu hep yapıyorum..

ve ayrıca benmim giibi bu soru soran kadınlar hepimiz de öyle yapıyoruz..
bu bir zihniyettir..
ister yaancılaşma hakkımı kullanırım..
ister.. karşı çıkma..

ama karşı çıkıp sonra tırsıp..
hazırda joker..
kalp hastası gözü yaşlı annemi daha fazla üzmemek için..
özür dilemek neyin nesi..

saime hanım .. esas bunun için paralardı beni..

kızı kadın oluşuna sahip çıkamıyor.. çünkü anne de kadın oluşuna sahip çıkamamış..
mı desem..

bunun..
algılanamaması beni delirtiyor..

ama daha beterleri var..
daha salakları..
sayın yöneticiye.. siz bir numarasınız ve dolayısıyla her söylediğiniz süper adil düşünce ürünüdür..
diyen.. başka kadınlar var twitterdan..

ne diyeyim..
kadının kadın olamama hali diyorum....

ben işime bakmaya gidiyorum...........

pese koyasım geldi..
hakaret diye nitelendirdiğim şey.. kürtaj olmayı gerektirecek durumu yaşamak değil..
beynimle sorduğum soruya.. rahmim hatırlatıralarak cevap verilmesi.. cinsel ayrımcılık yapılmış olması...


Image Hosted by ImageShack.us

11 Mayıs 2012 Cuma

mine öyküler nazlıeray.. kafesler tozlar ve canıtın hakkında..


m.. öykü yazıyor..

m.. benim arkadaşım.. tanışım..

dostum diyemem.. yaşamın ayrıntılarını paylaşmadık..

minicik özet geçebilirim acak..

benim lisemden mezun..

evli iki çocuklu..

okur ve öykü yazar..

lisedeli halini bilirim..

çok benzemezdi yaşamı algılama biçimimiz..

sonrasında uzun süre görüşmedik zaten..

fakülteye gidiyordu bıraktığımda..

bitirdiğimde ara vermişti..

terör nedeniyle..

ve evli ve iki oğul sahibi idi..

aktif annelik ve eşlik yapıyordu..
hani anglosaksonların..

mutlu bir evlilik sahibi ve iki erkek çocuğun gururlu annesi..dedikleri türdendi..


ortak okul arkadaşlarımızla görüşürdü düzenli ve ben de görüşmeye başlamıştım..

saime hanımı kaybettikten sonra..

çocukluğumu bileni kaybedince..

çocukluğumu bilen başkalarına gerek duymuştum..


bu nedenle kesişti yeniden yollarımız..

ortak geçmişimiz değil de.. geçmişte ortak bir yerden geçmemize dayalı bir yeniden buluşma..


ne izi var bende..

onbeş yirmi kadınla bir arada gördüğüm bu kadının..

konuşmasındaki iddialı hali..

"bi dakka .. bi dakka" diye yüksek sesle önce herkesin susup..

ona dönmesini sağlar ve sonra konuşmaya başlardı..

her konu aynı önemde idi..

aponun yakalandığı gün..

orhan pamuk ve nobeli..veya bir sonraki ay toplanması gereken para..

sapanca gezilerinde kimin ne getireceği..


sadece kadınlara özgü bir hal vardır hani..

aynı anda hepsi birden konuşurlar da..

her kulak eşzamanlı söylenenlerin hepsini algılayabilir..

işte bu ortamda duyulurdu minenin sesi.. "bi dakka bi dakka"..

ve herkes susana kadar devam ederdi uyarısı..

titiz bir öğretmen gibi..


sonra konu hakkındaki fikrini..

hecelerin.. sözcüklerin üzerine basa basa..

o da yetmez.. elinde tuttuğu bir çay kaşığı bir bıçak yada kağıt peçete ile..

altlarını çize çize anlatırdı..


bir an sessizlik olur..

sonra o gürültülü bir ağızdan konuşma yeniden başlardı..

birileri mineye doğrudan cevap veriyorsa onlar ikili konuşmaya devam ederlerdi..


dinleme konusunda da ilginçti..

yanında oturanın söylediklerini.. çok mimikle dinlerdi..

ağzını kocaman açıp.. sessiz "aaaaaa" lar şekillendirir..

gülünmesi gereken yerde.. en büyük kahkaha mimiği ile kocaman ve sessiz gülerdi..

elinde gene bir çay kaşığı.. ya da bıçakla..

ve gözleri belirsiz bir yere bakardı..

konuşana değil..


birisiyle ilgili bir şeyi merak ediyorsa..

o gün onun yanında otururdu.. konuyu öğrendikten sonra..

daha yakın arkadaşlarının yanına dönerdi..


nasılsın diye soran ve cevabı duymayanlardandı..

sırasını savıp.. kendi işine bakmak isteyenlerden..

ama ilginç bir konu varsa onu da hemen ilk ağızdan öğrenmek isteyenlerden..

bir sorun anlattın mesela..

sonradan .. bir nasıl oldun diye yoklamazdı bile..

oğullarına odaklı annelerden..
profesyonel annelerden..
bir osman deyince ağzından bir osman daha dökülenlerden..


bunlar 20 otuz kez tekrarlanan gözlemler..
belki de hep böyle biri değil bilemem..
ama bunca karşılaşmada..

oğulları dışında..

duyarlı duygulu ya da.. ilgili biri gibi gelmedi bana..


sonra..

50 olduk biz..

bu önemli bir yaş değiştirme zamanı.. diye inandık..

ve özel kutlamalar yapmaya başladık..

yaş değiştiren herkese ufak birer armağan veriyor..

yaşı değişene biz toplanıp..
bu uzun yıllardır süren arkadaşlığı mühürleyecek bir armağan alıyoruz..


m...nin bize armağanı içinde iki öyküsünün olduğu..

minicik bir kitap oldu..

kendi bastırmış.. bize kadar bastırmış..


uzunca bir zaman elime alıp okumadım..

sonra.. bir gün aldım elime ve okudum..

iki birbirine zıt kadın karakter vardı öykülerinde..


farklı bir mine geldi gözümün önüne..

yazan mine..

m... ilginç oldu benim için..

konuşmak istedim m...yle öykülerini..


kendi yaşamından kesitler var mıydı öykülerde acaba..

bilemedim..


bir sonraki toplantıda..

yanına oturdum..

öykülerini okudum dedim..

konuşmak istiyorum..

hangisini beğendin dedi..

ikisini de..

ama birinci öykü daha içimden vurdu sanki beni..

evet o karakteri beğeneceğini tahmin etmiştim..

aslında onlar bunu uzun uzun konuşmuşlardı benim katılamadığım bir toplantıda..

m...nin elinde çay kaşığı ile verdiği cevapları kaçırdığıma hayıflandım birden..


ve sonra..

yanındakinin anlattıklarını ilginç bulan mimiklerini..

sergileyerek dinlemeye başladı.. diğer yanında oturanı..


bir yıl sonra dört öyküsüyle geldi..

kitapçığı ve sonrasında her yıl alıştık ..

m...den üç beş öykülük minik kitaplara..


o ilk heyecanım sönse de..

okudum her seferinde gelenleri..

m... bir dede karakteri yarattı bir yoğun bakım hemşiresi karakteri yarattı..


işte o benim alanımdı..

ve ben bunu içinden biliyordum..

ama çok doğru ve iyiydi karakter..

yine sıkıştırdım kenara..

bunu nasıl yarattın..

var mıydı biri..

yok dedi..


bliyor musun dedim ona..

senin sözel olacağına hiç inanmazdım..

aslında hem herşeyle ilgili hem de hiçbişeyle ilgilenmeyen biri gibi görünüyorsun bana..

demek farkındalığın ve dışa vurumun.. yazıyla ortaya çıkıyormuş..

çok ilginç buldu bunu..


bir an direkt göz teması kurdu..

benimle sonra en yakın arkadaşına seslendi..

s... bak atalet ne diyor..

dedi..

o da..

dinledi.. ve .. ilginç.... dedi..


şimdi ilginç olan..

bunu nazlı erayın tozlu altın kafesini okurken bir noktada birden elimdeki kitabı bırakıp yazmaya başlamam..

nazlı erayın tozlu altın ankarası..

eski kalamışı ya da beyoğlusu.. neden nasıl götürdü beni.. m...ye işte onu ben de bilemedim....

Image Hosted by ImageShack.us

4 Mart 2012 Pazar

bloklamak.. ambargolamak.. papanas..boğaz ağrısı.. canıtın ve diğerleri....


biz fransayı defalarca reddettik.. blokladık...kültür bariyerleri koyduk..
ben lisedeyken alabildiğim 33 lükler ve 45likler bir anda bitiverdi../ fransızca ise al.. derdisaimehanım.. her hafta bir 45lik her ay bişr 33lük..beklemeyi bilmem ondan mıdır../
sanırsın fransız müziği bitti.. bende bir 10 yıllık karadelik var..

dergiler geliyordu ama..
kadınları kim durdurabilir..
moda dergileri hep geldi.. moda o zamanlar fransa merkezli.. ingiltere daha atağa kalkmamış.. italya ispanya..hele amerika.. hıh....
=)

elle o zamanlar en arka sayfayı dörde bölünebilecek şekilde üst ortadan aşağı ve sol ortadan sağa delikli yapar.. /pul gibi iste/..
derginin en köküne yakın yerine.. koparınız diye işaret koyar..
her bir ufak dikdörtgene bir yemek tarifi.. önü resim arkası tarif..
aynısından bir tane de örgü tariflerisayfası eklerdi.. FİCHE - CUISINE.. FICHE TRICOTS..

moda magazin .. makale
/ mesela iran devriminde yüzü kezzaplanan.. dukakları camla kesilen .. fransaya sığınma hakkı istemiş kadınlarla..plastik cerrahi koğuşunda yapılan röportajı orda okumuştum..
burda bizim haberimizbile yoktu olan katliamdan..
biz kendi katliamımızla meşguldük.. onlar zındık biz şehir gerillası avlıyorduk../
eh üstüne yemek örgü..

yemekle pek işim olmazdı..

am aörgüler.. süperdi.. sanırım yarısını imalettim..
birmanevra sandığı dolusu örgükazağım olmuştu biryılda.. be her biri hiç görülmemiş bilinmemiş desenlerde idio zamanlar..

arada mutfakta da ben varım diyesim gelirdi..
saimanımın mutfağını işgal ederdim...
birkısmı asla yapılamayacak şeylerdi..
malzemenin ne olduğunu bile anlamazdım..
marzipan ne..
mozarella kim.. korn flakes nasıl birşey..
neskafe getirecek olmuştu bir arkadaşı annemin de..
yanlışlıkla .. şimdiher kafede bulunan french press dedikleri.. fransızların da filte dediği aletle yapılmak üzere çekilmişolanını almış gelmiş..
teneke kutu.. açıyorsun.. türk kahvesinden daha iri grenli bişey..
nasıl pişirirsen pişir olmuyor..
arkasında percolatorilekullanın diyor..
guglanım daha portakalda vitamin..
sözlük.. ki o zaman lugat denirdi..
bir tarif veriyor.. uzay temasına benzeyen..

ilk perkoleytırı kim getirdi bana..
bardağın üzerine oturtup içine kağıt filtre konuluyordu..
ama kahvesini bıulmak ne mümkün.. ve bitince filtresini..

neyse işte malzeme sıkıntımız vardı..

bir pazar.. bu tarifi okuyunca..
aha dedim bundaki kerşey tanıdık..

beyaz peynir..tuzu alınmış olucak evde var..
yumurta evde var..
un evde var..

bu kalıp ne kadar dedim cemal beye.. beyaz peynirden söz ediyorum..
ve hepsini kullandım..
cemal beyin gözleri dışarı uğradı.. benim bir haftalık beyaz peyniri.. çatallaezmeye başlamam üzerine..
ununu.. yumurtasını.. akını filan dendiği üzere yaptım..
kızarttım..
pudra şekerledim..
nasıl hafif..
nasıl leziz..

o gün bugündür arada yaparım..
çocuklar mücveri ve krepi daha çok seviyorlar..bu hafif tuzlu hafif tatlı şey onların ağız tadına pek uymuyor..
o yüzden yılda bir kere iki kere.. kendi nefsimi körletmece.. yaparım..
tavsiye ederim..

bu sabah boğazım yanıp duruyor..
yumuşak bişeyler yiyesim var..
evde suya basılmış bi ton keçi peyniri var..
birileri getirdi.. kır evlerinin yöresinden..

hemen yaptım..

hemen derken hemen.. omlet hızıyla =)..

sulandı mı ağızlar..
tarifii aklımdan yapıyorum.. onca basit çünkü..
ama hadi, size vereceksem..
birkontrol edeyim dedim..
eski rum yemeği ya da roma yemeği imiş..

ama ingilizlere verilen tarifler.. pek benimkine benzemiyor..
fransızca da aradım..
elle dergisinde çıktı.. =).. benimbin yıl önce aldığım tarif..

buyrun..

papanas

500 gr beyaz peynir..
200 gr un..
4 yumurta..

suda bırakılmış olan peyniri bir saat " pirinç" eleğinde bekletin..
sonra yumurta sarıları ve elenmiş unla karıştırın.. pürüzsüz olsun..
sonra.. yumurtaların aklarını "sert kar" kıvamında çırpın..
yavaş yavaş kaldıra kaldıra.. karıştırın onu da..

tavada yağı kızdırın.. kaşıkla karışımdan yağın içine azarazar koyun ve üzerine basarak yassılaştırın..
altın rengine gelince.. alın tavadan..
diğerleri de hazır olana kadar..
sıcak fırının açık kapağında.. soğumaması için orda bekletin..

üzerlerine pudra şekeri serperek..
sıcak olarak yeyin..

sofra ipucu: bu yemek tatlı veya tuzlu olarak tüketilebilir.. tuzlu yemek isterseniz.. pudra şekerini esgeçin onun yerine ince kıyılmış yeşillikler kullanın..

yarasın..

=)

ben artık sıcak fırınmış.. grammış.. tartıymış onu geçiyorum..
el göz kararları ile yapabiliyorum..

ama şu orijinal tarifi görünce..
ağrılı boğazlı..
birbuduar kadını olmaktan çıktım..
ben biranda.. gencecik.. hevesli.. etrafında panik halde dolaşan cemalbeyleberaber..
o davlumbazlı.. hoover marka fırınlı eve gittim..
o fırının sıcak tutma bölmesi vardı..
üstü ocak..
altı fırın..
arada bir bölümü de..
sıcak tutma alanı idi..
ama sıcak tutma bölümüne papanas koyacağım diye..
fırını yakmaya çalıştığımda..
havagazı fırını yakacak basınçta değildi onu hatırlıyorum..
istanbulda vardı böyle bir sorun.. havagazı sorunu =)..

cemal beyin şaşkınlığı ise.. benim gerçekten.. sıcak tutamk için fırın yakabileceği görmek olmuştu..
biz ekonomi çocuklarıydık..

iyi pazarlar olsun..

Image Hosted by ImageShack.us

Follow my blog with Bloglovin