bazı kitaplar insanı içine çeker..
sanki gerçekte o kitabın içinde yaşıyormuşsun da..
gerçek yaşamın da kitapmış gibi.. yer değiştirirsin..
elindeki işi bitirip..
bir an önce gerçek yaşamına geri dönmek..
yani kitaba geri dönmek istersin..
bazı kitaplar sana ben yazsaydım yazabilseydim dedirtir..
ya da böyle yazamayacaksam..
hiç yazmayayım..
ben oğlak burcuyum ya..
hani omletin tarifini istediklerinde..
önce kümesi.. Organik tavuk yemlerini anlatmaya başlarım..
benim tarzım bu kitaplar gibileri sanırım..
üçleme dörtleme beşleme..
napoli dörtlemesi sonunda bitti..
geç keşfedip.. hemen bitirdim..
sslında üçüncü kitabın biryerlerinde bunaldım..
dördüncünün yüz küsuruncu sayfasında ara verip rebeccayla birlikte toplam 4 kitabı..
hatta bir de başka horror kitabını soktum..
okuma molasına..
kendi hayatımın..
benden önceki kadınlar ..
çevre kadınlar dostlar ve akrabaların öykülerinin birleştirilmiş hali gibiydi..
yordu.. Üzdü.. Mola verdirtti..
karabasandan uyanırsın da hani oh neyse rüyaymış anı gelir sonra..
o rahatlama.. Ama tam da rahat olmayan bir rahatlık..
çünkü o kadar canlıydı ki rüya..
gerçek de olabilirdi..
değilse bile her an olabilir aslında..
işte kitaplar da üzerime oturduğunda..
o uyanma hali istedi ruhum..
bir dur bi bardak su iç dedi aklım..
kadınların çocuklu ve iş çocuk aileleri arasında çekiştirildikleri yerde..
kaçtım..
çünkü gerçek hayat tüm yüküyle tepeme göğsüme çöktü..
anılar vasıtasıyla..
daralttı..
en büyük pranga.. Kendine verdiğin görevler..
kendine görev vermen gerektiğini ..
mikroçiplerine yerleştiren senden öncekiler..
perfeksiyonizm aşkına..
vazgeçmeyişlerin..
içerde göğsünü dövüp..
dışarı çıkıp kaldığın yerden devam edişlerin..
bütün bunları farklı sıkışıklıklarda yeniden yaşadığım için daraldım..
kitabı önüme koyup paralelinde kendi öykümü yazmak istedim..
onlar napolideki okula gidiyorsa..
ben de cengiz topele..
onların öğretmenine karşı benim saime öğretmenim..
onların nunziasına karşı benim saime hanımım..
gidenin kolayca gitmelerinden.. Kalanın gidemeyişinden..
sineye çekilenlerden..
dönüp dönüp aynı insanlarca yolunun kesilmesinden..
ataletten ve uçma arzusundan..
uçuşların sonunda hep bir suçluluk duyuştan..
analık köpeklik..
kadınlık zor..
özgürlük kanlı terli gözyaşılı..
altmışlardan ikibinlere geldik kitapla..
kadın yaşamları üzerinden her müesseseyi okuduk..
eril düzeni.. O düzene uyanın da uymayanında yorgunluğunu içselleştirdik..
yeni jenerasyonların bizim önünü açtığımız yolda durup..
bizimle dalga geçişini izledik..
binlerce ortak duygu..
binlerce farklı duygu dört cilde girmiş..
iyi ki girmiş..
iki arkadaşın serüveni değil bir dönem belgeseli gibiydi..
bence kızlardan birinin ağzından devam etmeli bugünler de anlatılmalı..
annesinin kitabını eline alan imme olabilir bu ..
ya da dede..
durdukları noktaya gelişlerini ve o jenerasyonun gözünden de anlatılmalı..
dünya büküldü çünkü..
çok değişti..
pineal glandın önemsendiği günlerdeyiz mesela..
bence..
dört cilt sonunda tek cümle yakışır..
kanadı olan kafesi boylar..*
ya da alnının çatında bir toplu iğneyle bir mantar panoyu..
sağlam duracaksın bu hayatta..
kanatmış.. balonmuş uğraşmayacaksın..
Iki ayağın varsa..
yürüyüp ilerleyeceksin..
koşarak kaçacaksın..
güm güm tepineceksin..
hava dolu şeylere güvenmeyeceksin..
kitaplar bittiğinde..
merak..
kim bu elena ferrante??
bir yorgunluk..
tüm hayatım gözümün önünden geçti..
umutsuzluk..
bitmiyor.. eğer naturanda varsa.. köşene çekilemiyorsun..
ve hüzün..
yalnızlık paylaşılmaz..
o zaman aradaki kuru kalabalığa ne gerek var..
okuyun okutun..
Elena.. başka birşey yazmış..
zaten son kitabıyla da manbooker’a aday olmuş…
alır bence..
*.. finy petra .. kus kadın
kadın.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Nisan 2016 Perşembe
elena.. dörtleme.. oğlak ve zıplayamayacak kadar iki dünya arasında bir beyin..
Etiketler:
dünya büküldü..
,
elena ferrante..
,
kadın..
,
kadının nesi
,
kitaplar..
,
napoli dörtlüsü.. birbuçuk metrelik kitap rafı
Gönderen
ATALET
zaman:
18:48
2 yorum
:
20 Şubat 2016 Cumartesi
kadın yürüyor ve bağırıyordu.. bugün cumartesi.. burası istanbul....
-yapamazsin bunu bana!!!
....
-istemiyorum dedim..!!!
trafigin ortasinda dururken arabamda ..
direksiyonda piano calarken parmaklarımla .. sıkıntıdan..
bu sesle irkildim..
yardıma ihtiyacı olabilirdi bağıranın.. arandım..
önüme baktım yok.. arkaya baktım yok.. sağda yol solda da yok derken..
benimle arkamdaki arabanın arasından hızla gecen kadından geldiğini farkettim bu yüksek sesli itirazların..
hızla yürümesini bozmadan serbest eliyle "pardon ya.." işareti yaptı.. omuz cantası kaportama çarpınca..
-yeter ya!!! sen kim sanıyorsun kendini..!!!
kaldırıma çıktı..
incecik .. yürüyüş botlu.. parkalı uzun siyah saçları her adımında sırtına vuran kadın..
tam olarak ne dediğini duyamadım ama haykırışı devam ederken sol elindeki telefona doğru..
kaldırimın dibindeki çop kutusuna yanaştı elindeki kağıt parçasını attı..
sonra ben ilerledim trafikle beraber..
kırmızı ışıkta durdum.. geriden sesi geliyordu..
-ya da benim kim olduğumu sanıyorsun.. Ben ne zaman böyle bir şeyi kabul ettim.. kendine geleceksin sen.. derken o durdu..
ilerlediği yönde yayalara kırmızı yandığı için..
etrafından geçenler tuhaf bakıyordu..
sansürsüz ve bağırarak konuşmasına..
hiç biriyle gözgöze gelmedi..
ama yere de bakmıyordu..
ileriye doğru sabitlemişti gözlerini..
ona yeşil yandı.. ben duruyordum daha..
ilerledi karşıya geçti devam etti saç zıplatan yürüyüşüne..
elini cebine soktu bi ara..
parmaklarının ucunda kırmızı bir kart vardi cebinden çıkardığında..
İstanbul kart ? metro durağı yakında.. otobüs durakları da..
sonra ben ilerledim.. biraz geçince onu yine durdum yine kırmızı ışıga yakalandım..
sol yanımdan yaklaştı sesi..
-sana benim adıma karar verme yasak koyma hakkı vermedim .. vermem..!!
bir daha yapamayacaksın..
bir daha seninle görüsmem.. göremeyeceksin beni.. arayamayacaksın anladın mı...
derken yine beni gecti ve metroya inen merdivenlere Yöneldi..
bi sevdim..
bi hoşlandım..
bikorktum..
adına bi endişelendim...
artvindeki ağaçlar adina endişelendiğim..
Hepimiz adına endişelendiğim gibi..
bize sokaklarda kavga edilmez.. misafirlikte edilmez.. kendi ev6indeyken edilmez.. diye öğretildi ya..
kendi adıma öfkelendim
kadınların ses çıkartmalarını seviyorum..
bayılıyorum..
haklarına sahip çıkmalarına..
onlara sahip çıkmaya..
Umbertocum ölmüş..
gülün adından... sıfır sayıya sürdü dostluğumuz..
Harper lee öldü..
bülbülden tesbih ağacına sürdü onunla da dostluğumuz..
Önce bülbül sonra gül sahipsiz kaldı..
Mete abi öldü 30 yıldır tanırdım ama en çok eşinin üstünden..
onunla ilişkisinden..
yumuşacık eli alete gönlü güzellige yatkın bir insandı..
sıcacık evinde.. sevdikleriyle.. birden bire acı çekmeden duruverdi kalbi..
yokluk çekmeden..
çocuklarının iyi günlerini görerek..
bir lüks bu devirde böyle yaşamak.. böyle ölmek..
ama gülçin sahipsiz kaldı..
geçen hafta bir bebek doğdu.. doğuda..
adını bekês koydu annesi..
o bebek sahipsiz doğdu..
dua okundu kabristanda etrafimizda ulu serviler..
gümüş rengi gökyüzü..
inceden bir yağmur..
rüzgar vardı servileri sağa sola yatıran..
o yükseklere diktim gözümü ..
birden anladım insanlar neden bu ilahilere dualara gerek duydular..
neden bu sığınma ve kollanma isteği..
yalnızlık ve acıları paylaşarak azaltmak için ..
ve birden aslında herhangi bir zaman diliminde herhangi bir yerde..
herhangi bir dinin töreninde olabileceğiz..
ve bu ortamda .. bir druid toplantısının bile..
bir huşu verebileceğini de hissettim..
ve sonra erkekler geldiler ve güç tutkuları ile..
dağıttılar ateşin başında tanrılara tanrıçalara..
doğanın güçlerine tapan kadın ve erkekleri..
fallik çan kulelerini..
minareleri diktiler.. ve kadınlari bu ilahi atmosferde kısıtladılar..
ve şimdi de bu gökdelenleri dikiyorlar..
ve bu inançlar nedeniyle kurbanlar seçtiler asırlardır ve bu kurbanlar kadınlardan ve çocuklardan secildiler..
ve sonra gücün esas timsali geldi paraları ve şimdi artık en azından dürüstler ve paranın üzerine..
we believe in god yazıyorlar..
ve ona inanmaya ve tapmaya utanmıyorlar..
4 ayaklı minarenin önünde..
minare yüzlerce yıllık onu bombalamayın diyeni de..
vurup..
minareyi de zedeliyorlar çekinmeden silahlarıyla..
ve daha önce yıktıkları ve yeni restore edilen 1800lerden kalan kiliseyi de yıkıyorlar..
her şeyi herşeye katıyorlar..
ve sonra bizim bütün iç huzurumuzu alıyorlar elimizden..
ve bir kadın yürüyor şehrin ortasında..
hepimiz adına bağırıyor sanki..
bunu bana yapamazsın... İzin vermiyorum..
sacları omuzlarını dövüyor..
vapurun burnunu döven deniz gibi..
çığlığı kesikli vuruyor kulaklarıma..
ŕüzgârlı havada azalıp çoğalan martı çığlığı gibi..
Burası İstanbul..
Bugün cumartesi....
Hayat devam ediyor edecek..
Kımı yaparak kimi yıkarak yaşayacak..
Ama yapıcılar.. yaratıcilar iz bırakacak.... onlar iz bırakacak..
Diğerleri yıkım ve ölümden yana olanlar.. yaşamı durduramayacak..
İleride ibret olacak sadece....
....
-istemiyorum dedim..!!!
trafigin ortasinda dururken arabamda ..
direksiyonda piano calarken parmaklarımla .. sıkıntıdan..
bu sesle irkildim..
yardıma ihtiyacı olabilirdi bağıranın.. arandım..
önüme baktım yok.. arkaya baktım yok.. sağda yol solda da yok derken..
benimle arkamdaki arabanın arasından hızla gecen kadından geldiğini farkettim bu yüksek sesli itirazların..
hızla yürümesini bozmadan serbest eliyle "pardon ya.." işareti yaptı.. omuz cantası kaportama çarpınca..
-yeter ya!!! sen kim sanıyorsun kendini..!!!
kaldırıma çıktı..
incecik .. yürüyüş botlu.. parkalı uzun siyah saçları her adımında sırtına vuran kadın..
tam olarak ne dediğini duyamadım ama haykırışı devam ederken sol elindeki telefona doğru..
kaldırimın dibindeki çop kutusuna yanaştı elindeki kağıt parçasını attı..
sonra ben ilerledim trafikle beraber..
kırmızı ışıkta durdum.. geriden sesi geliyordu..
-ya da benim kim olduğumu sanıyorsun.. Ben ne zaman böyle bir şeyi kabul ettim.. kendine geleceksin sen.. derken o durdu..
ilerlediği yönde yayalara kırmızı yandığı için..
etrafından geçenler tuhaf bakıyordu..
sansürsüz ve bağırarak konuşmasına..
hiç biriyle gözgöze gelmedi..
ama yere de bakmıyordu..
ileriye doğru sabitlemişti gözlerini..
ona yeşil yandı.. ben duruyordum daha..
ilerledi karşıya geçti devam etti saç zıplatan yürüyüşüne..
elini cebine soktu bi ara..
parmaklarının ucunda kırmızı bir kart vardi cebinden çıkardığında..
İstanbul kart ? metro durağı yakında.. otobüs durakları da..
sonra ben ilerledim.. biraz geçince onu yine durdum yine kırmızı ışıga yakalandım..
sol yanımdan yaklaştı sesi..
-sana benim adıma karar verme yasak koyma hakkı vermedim .. vermem..!!
bir daha yapamayacaksın..
bir daha seninle görüsmem.. göremeyeceksin beni.. arayamayacaksın anladın mı...
derken yine beni gecti ve metroya inen merdivenlere Yöneldi..
bi sevdim..
bi hoşlandım..
bikorktum..
adına bi endişelendim...
artvindeki ağaçlar adina endişelendiğim..
Hepimiz adına endişelendiğim gibi..
bize sokaklarda kavga edilmez.. misafirlikte edilmez.. kendi ev6indeyken edilmez.. diye öğretildi ya..
kendi adıma öfkelendim
kadınların ses çıkartmalarını seviyorum..
bayılıyorum..
haklarına sahip çıkmalarına..
onlara sahip çıkmaya..
Umbertocum ölmüş..
gülün adından... sıfır sayıya sürdü dostluğumuz..
Harper lee öldü..
bülbülden tesbih ağacına sürdü onunla da dostluğumuz..
Önce bülbül sonra gül sahipsiz kaldı..
Mete abi öldü 30 yıldır tanırdım ama en çok eşinin üstünden..
onunla ilişkisinden..
yumuşacık eli alete gönlü güzellige yatkın bir insandı..
sıcacık evinde.. sevdikleriyle.. birden bire acı çekmeden duruverdi kalbi..
yokluk çekmeden..
çocuklarının iyi günlerini görerek..
bir lüks bu devirde böyle yaşamak.. böyle ölmek..
ama gülçin sahipsiz kaldı..
geçen hafta bir bebek doğdu.. doğuda..
adını bekês koydu annesi..
o bebek sahipsiz doğdu..
dua okundu kabristanda etrafimizda ulu serviler..
gümüş rengi gökyüzü..
inceden bir yağmur..
rüzgar vardı servileri sağa sola yatıran..
o yükseklere diktim gözümü ..
birden anladım insanlar neden bu ilahilere dualara gerek duydular..
neden bu sığınma ve kollanma isteği..
yalnızlık ve acıları paylaşarak azaltmak için ..
ve birden aslında herhangi bir zaman diliminde herhangi bir yerde..
herhangi bir dinin töreninde olabileceğiz..
ve bu ortamda .. bir druid toplantısının bile..
bir huşu verebileceğini de hissettim..
ve sonra erkekler geldiler ve güç tutkuları ile..
dağıttılar ateşin başında tanrılara tanrıçalara..
doğanın güçlerine tapan kadın ve erkekleri..
fallik çan kulelerini..
minareleri diktiler.. ve kadınlari bu ilahi atmosferde kısıtladılar..
ve şimdi de bu gökdelenleri dikiyorlar..
ve bu inançlar nedeniyle kurbanlar seçtiler asırlardır ve bu kurbanlar kadınlardan ve çocuklardan secildiler..
ve sonra gücün esas timsali geldi paraları ve şimdi artık en azından dürüstler ve paranın üzerine..
we believe in god yazıyorlar..
ve ona inanmaya ve tapmaya utanmıyorlar..
4 ayaklı minarenin önünde..
minare yüzlerce yıllık onu bombalamayın diyeni de..
vurup..
minareyi de zedeliyorlar çekinmeden silahlarıyla..
ve daha önce yıktıkları ve yeni restore edilen 1800lerden kalan kiliseyi de yıkıyorlar..
her şeyi herşeye katıyorlar..
ve sonra bizim bütün iç huzurumuzu alıyorlar elimizden..
ve bir kadın yürüyor şehrin ortasında..
hepimiz adına bağırıyor sanki..
bunu bana yapamazsın... İzin vermiyorum..
sacları omuzlarını dövüyor..
vapurun burnunu döven deniz gibi..
çığlığı kesikli vuruyor kulaklarıma..
ŕüzgârlı havada azalıp çoğalan martı çığlığı gibi..
Burası İstanbul..
Bugün cumartesi....
Hayat devam ediyor edecek..
Kımı yaparak kimi yıkarak yaşayacak..
Ama yapıcılar.. yaratıcilar iz bırakacak.... onlar iz bırakacak..
Diğerleri yıkım ve ölümden yana olanlar.. yaşamı durduramayacak..
İleride ibret olacak sadece....
6 Şubat 2016 Cumartesi
anarcho simone.. gelecek kadın madame.. trendler de böyle söylüyor.. ben de..
simone büyük kadın..
ama o bile olsa yazamadığım üç günde yazamazdı..
yoğun ve uzun günler ..
geceye dolanan günler..
ama aslolan bloğu düşünmeden bir gün bile geçirmedim..
çok şey birikti..
toplumsal ve kişisel..
kibar bi hatunum ben..
insan incitmemeye özen gösteren..
o yüzden de kadınların kadın oldukları için incitilmelerine karşıyım..
sen kızsın sen kadınsız cümlelerinin cam ve can kırıkları nedeniyle..
bana karşı hiç kullanılmamış olsalar bile..
feminist oldum..
sonra baktım kibar feminist olmuyor..
bu bakışım malesef yeni gençlerin her ilişkiyi kırıp döküp..
gerekirse yeniden yaptıklarını izlerken oluştu..
geç oldu yani..
yeniden ayağa dikilmiyorsa senin değildir kavramını gözleyip ..
hoşuma da gidince..
anarko feminist oldum..
aslında çok atarım var çevreye verilmiş..
elimde bayrak olmadan..
kadınlar için normal kabul edilen sınırları hep kibarca zorladım geçtim..
ama artık adımı biliyorum..
anarkofeministim ben artık..
bize dayatılan eril eski sistemi düzeltmeyelim..
yıkıp gönlümüze göre yeniden yapalım..
bugün de çevrenin zarar görmemesi ile ilgili bir haberi okurken benzer bir terim gördüm..
anarko-çevrecilik..
gerilla-gardening terimine aşina olduğumdan bunu da aldım kabullendim..
gelecek kadın bu benim mottom..
iki günlük özet olacaksa..
schroedingerin bodrumundan söz etmeden olmaz..
üstelik hele bir de ikinci bodrum vakası yaşanırken..
sağlık acil yardımında bir çığır açıldı..
akut.. göçük altında kalanlara 1999da..
sesimi duyan var mı diye sesleniyordu..
biz ilk kez duymuştuk..
büyük sessizlik içinde bekliyorduk..
onlar orada biz ekran başında..
sesimi duyan var mıııı...
bazen minicik bir tıkırtı geliyordu.. birisi yanındaki su borusuna vuruyordu..
canlar kurtarılıyordu..
bugün 2000lerin seslenişi duydu türkiye..
ambülansından megafonla seslenen kadının sesinden..
yararlılar.. bulunduğunuz enkazın altından çıkın gelin..
güvenli bir şekilde geleceksiniz..
sonra bir tarraka..
biz insanlığımızı göçükler altında kaybettik..
kadınlar türkiyenin dört bir yanından bindiler ve cizreye gittiler..
otobüsleri yollarda durduruldu arandılar.. gbtlendiler.. ama..
gittiler..
zılgıtlarla kucaklaştılar..
orada bekleyen kızkardeşlerle..
kadınlar.. çok yol aldılar..
kadınlar cizrede gönüllü kadın gazetecilere..
biz hendeği yalnız devlete karşı değil..
babalarımıza abilerimize karşı da kazıyoruz..
bizim üzerimizde hayatımızda söz hakları yok bunu bilsinler istiyoruz..
bunu böyle yaz dediler..
ekvadorda kadınlar..
susmadılar işte..
üç beş.. ama biraraya geldiler ve ses verdiler.. buradaki kızkardeşlerine..
kadınlardan korkulacak artık..
nazan öncelin doğum günüymüş bugün..
kendisi doksanlarda ergen olan bugünün kadınlarının üzerinde..
şarkı sözleriyle etkili olmuş..
ece temelkuran seray şahiner gonca vuslateri..
elif key.. ceylan ertem..sinem dönmez..
birer mektup yazmışlar..
ve ergenlikleri boyunca onları nasıl etkilediğini yazmışlar..
okudum da anımsadım..
nazan öncel..
evli çocuklu beni de..
ben sokak kızıyım diye inceden duygulandıran kadın çünkü..
her şarkısını çok severim dinlerim..
içimde atar..
doksanlar aslında..
oynanmış algımızla..
bugün pişmanlık duyduğumuz bilmediklerimizle..
hepimizin bireyselliğini ön plana koyabildiği tek yıllar..
her ne kadar..
gece yarısı yollarında seksenlerde bir başıma yürüdüysem de..
çok yalnızdım..
nazan sayesinde arttı yol.. daşlarım..
sezen gerçi gi.. me dur ne olursun dedi ama..
esas doksanlarda dedi..
dört günlük bir şey işte..
ve ancak ikibinlerde diyebildi..
konuşmayalım görüşmeyelim diye..
oysa nazan dedi..
hepsini dedi..
mektup yazan kadınların tümü şu anda kişiliğini..
seçim ve yaklaşımlarını.. söylem ve eylemlerini çok takdir ettiklerimden..
ortak paydamız nazan öncelmiş..
sevindim..
benim bir ses bulduğum..
onlarda bir iz bulmuş..
beş benzemez mi dediniz yazıma..
yanıldınız..
gizli özneler hiç değişmiyor ki..
jin jiyan azadî..
kadın yaşam özgürlük..
pese:
zılgıt..
aslında annemin konuşmasında..
zılgıtı yemek diye bir ifade vardı..
azarlanmak anlamında kullanılırdı..
tehditkârdı..
yersin şimdi zılgıtı derdi mesela..
oysa nasıl da hoşgeldin dünyama demekmiş..
nasılda kızkardeşçeymiş..
üzüldüm şimdi saime hanımın bunu öğrenememesine..
tanıdığım en sağlam kadın hakları insan hakları savunucusu olup da..
asla feminizmi kabul etmeyene..
Etiketler:
atalet anlatıyor..
,
atalet bildiriyor
,
kadın..
,
kadının nesi
,
zıplamalar
Gönderen
ATALET
zaman:
12:48
Hiç yorum yok
:
1 Şubat 2016 Pazartesi
Canıtın hu.. beauvoir büyuk kadın bak.. sözünu nasıl dinletiyor....
Ben bilmiyor muyum ..
Çok güzel bir mor ayakkabı gördüm.. demeyi..
Bin yıllık dostlarımla bir yıldönümü kutlamasında toplandık.. demeyi..
Çekirdek.. dekorasyon işlerine el atti beni geçti.. artık yatak odam.. yaşam alanı ondan soruluyor..
Boynuz kulağı geçti demeyi..
İstemiyor muyum..
Yoo..
Bunları yaşıyorum..
Hissediyorum..
Ama yıllardır bunları yaşadıklarımızı..
Hüzün ve sevinçlerimizi paylaştığımız halde bunları paylaşmaya utanıyorum..
Oyuncak gibiyiz ellerde..
Sıkışmışız dar yerlere..
Ruhumuz nefes alamıyor..
Biliyorum hep böyleyiz..
Hepimiz böyleyiz..
Yıllarca olmaya çalıştığım kişinin tam da olduğunu sandığım zamanda..
Tadını artık çıkarabileceğim zamandayım..
Ömrumce hep sınav kapısında gibi hisettim ben biliyo musun canıtın..
Hep bir tamamlanmamışlık..
Zaten ilkokulda da her gece uyanır..
Ben galiba ödevimi yapmadım diye ağlarmışım..
Çantayı açıp .. yaptığım ödevi gösterirlermiş..
Haa tamam yapmışım diye rahatlayip öyle uyurmuşum..
Sınava bile gerek yok.. daimi bir hazır değilim olmadım hali..
İşte yakın zamana kadar da.. oturup kitap okur..
Vıtrın bakar..
Şaraplanırken birden aniden tamamlanmamış bir şeyim varmış gibi..
Biri dürtmüş gibi.. huzursuzlanan ben..
Yeni yeni bu artık .. beklenen yapılacak olmaması duygusuna alışmaya başlamıştım..
E ortalık karıştı..
İtirazım buna..
İnsani tarafımdan vurulunca..
Emin olamayınca sorumluluk katsayımdan..
Yine bir dürtülüyorluk duygusu..
Olsun..
Simone var..
Yaz demiş her gün..
O zaman myosineden bahsedelim..
Miyosine bir protein olup geçici bağlantilardan sorumlu..
Bir ucundan endorfini yakalayıp.. götürüp haz merkezine bırakıyor..
O da parietal lobun iç kısımlarında bir yerde..
Mutlu bir protein.. elinde balon taşır gibi..
Nasıl derseniz .. gifi şurda.. tıklayın.. https://38.media.tumblr.com/ca63616d817b3967a8ac3245d3fda224/tumblr_nc5tlfK9NY1s1vn29o1_400.gif
Çekirdekle bunun nasıl olduğu hakkında sohbet ettik..
O beni hep çabuk ve orantısız sevinen mutlu olan dolayısıyla..
Korkutucu bulur..
İşte dedim benim myosine yürümüyo koşuyor..
Bir kızkardeş.. herkes işini myosine kadar iyi yapsa.. sorun kalmaz dünyada dedi..
Dedim yeni bi sit.emimiz oldu..
Bir myosine kadar olamıyorsun diyebiliriz artık..
Bir başkası ise..
Ama myosine yürümüyor bir türlu dedi..
Ona bir foto gonderdim..
İncecik bir fujerin sürgününün.. üzerindeki çiğ damlaları..
Bu ne için dedi..
Endorfin patlaması mı..
Bır gün patlayabilir umudu.. dedim..
Ve inandığımı farkettim..
Umitsizlik fıtratımda yoksa eğer..
İşte..
Siz ..
Toplantılarda..
Başka toplumların gözünde..
Rezil.. ve bizi mutsuz ediyorsunuz ya..
Canlar alıp canlar yakıyorsunuz ya..
Olsun..
Bizim miyosinelerimiz ..
Size karşı koyacak..
Bir gün mutlaka mutlu huzurlu barışlı olacagız..
Bu böyle...
Fotolar netten.. twitterdan filan..
Link yok..
Esaret var..
Kurtarilamayanlar var..
Beyaz bayrak itifakındaki 9 doktor var..
O yaralilar çıkmadan dönmeyeceğiz diyenler..
Beyaz başörtülerini alip dayanışan kadınlar var..
Bunca tuhaf işin ortasında..
Link olmamış çok mu...
Değil bence...
Etiketler:
atalet anlatıyor..
,
bodrum..
,
bu da burda dursun..
,
kadın..
Gönderen
ATALET
zaman:
20:59
Hiç yorum yok
:
31 Ocak 2016 Pazar
Beauvoir.. çeyiz sandığı.. karaduygun.. ve daha nice kızkardeş..
Takip ettiğim bir çevirmenler forumu var..
Tercümesi zor sözcük oyunlari.. meslek jargonları gibi konularda fikir alıp veriyorlar..
Dil düskünü.. sözcük düskünü ben de aralarına karıstım..
Bazan fikir verme hadsizliğinde bile bulunuyorum..
Bu sabah açtığımda birisi..
Sandık lekesini nasıl çeviririm chest stain deniyormuş ama pek olmadı sanki diyordu..
Bir çok güzel öneri gelmişti gerçi..
Hatta lekenin nasıl oluştugu bile yazışılmıştı..
Ama en dikkat çekici yorum..
Kıskandım.. sema kaygusuz çeviriyorsun..
Yorumuydu..
Çevirmen hem erkek hem de yabancı.. anglosakson bir adı var..
Nasıl anlasın sandık lekesini..
Ben de girdim benim gugl'animın arama motoruna dedim yaz..
Chest stain... neler çıktı dersiniz..
Yüzde ve göğüste ve ellerin sırtında oluşan lekelerin hangi yontemle çıkarıldığı..
Hani yaşlılık lekesidir de onlar..
Güneş lekesi denir lekeliyi incitmesin diye..
Şimdilerde önemi olan .. yaşlanmamak.. emek değil..
Bu arama sonucu buna işaret eder..
Yani chest stain derse.. içi boş kalacak bugünün önem sırasına göre..
Girdim gugl'anımın arama motoruna bi daha..
Antika mefruşattan nasıl çıkarılır zor lekeler.. dedim..
ingilizce dedim..
Hemen işbilir blog adresleri verdi..
yellow stain..
Sari leke..
O sandığı emeğiyle doldurmayana kolay öyle isimlendirivermek lekenin rengiyle..
Birinde şunu buldum..
Safe stain..
İşte bu..
İçinde güvende tutmaya çalışırken de lekelenebileceği anlamını barındırıyor..
Ama ben bunları ararken birisi çok daha üstününü bulmuş..
Broken dreams.. olsun demiş.. kırık hayaller..
Ya da lamented dowry.. yakınan çeyiz..
Bilmem artik çevirmen neyi seçer..
Ama bu önerilerde bulunan kızkardeş ile..
Aynı bağlamda düşünmüşüz..
Sonra yoruma yazmaya başlamışım ben..
Anglosakson erkeğe çeyiz anlatmaya..
Kaptırmış gidiyordum öyle..
Bir yerde kesip.. geldim buraya..
Yorumumu alıntılıyorum buraya..
"toplumsal yaşamın dramatik bir kısmıdır sandık lekesi..
kız beşiğe çeyiz sandığa derler..
kızın tek hedefi evlenmektir.. kız gidicidir..
giderken aile büyüklerinin şanını yürütmelidir..
ince el işleri ve pahalı malzemeden yapılan çeyiz üç günde hazırlanamaz..
o yüzden anneler anneannelerle başlar ilk çeyiz üretimleri..
sonra kız da öğrenir aynı beceriyi..
o da yapmaya başlar..
yıllar içinde modalar değişir.. yapılanlara daha yeni modeller eklenir..
sedir ağacı sandıklarda saklanır ki böcek güve gelmesin..
her yıl çıkarılıp.. beyaz sabunla yıkanıp.. gün ışığına asılır kisandık lekesi olmasın..
o çeyiz o sandıkta durdukca sararır..
evlenmesi geciktikçe kızın yüzüne leke olur.. ayıp olur..
evleneceğinde yine yıkanır odalara serilir..
çeyiz serilir ki kız ailesi icin ne kadar kıymetli anlaşılsın da gittiği yerde de değer görsün..
velev evlendi o kadar ince dantel.. ütüsü zor ham ketenler.. ipekler bürümcükler.. iğne oyaları..
kullanılmaz bile.. sandıkta durur.. yine yılda bir havalanır..
her havalanmada ana evinde onlar yapılırkenki günler anılır..
evlilik mutsuzsa.. ana baba kaybedildiyse.. kız gurbetteyse..
daha farklı anlam kazanir.. o sandık o lekeleri..
üstelik inatçidir çıkmaz o lekeler ..
insanin gönül kırıklığı gibidir..
o yüzden olmasın diye uğrasılır..
çıkarması zor diye.. bugünün kimyasalları bile çıkarmaz..
tedavisi gün ışığıdır beyaz sabundur.. yine emektir...
o kullanılmayanlar bazen ceyiz sahibinin kızının sandığına aktarılır..
aslında sandık lekesi altı çok dolu bir kavramdır..
bu toplumdaki anlamı tam olarak hiç bir dilde tam karsılık bulamayabilir..
ben gidip bloguma yazayım bunları..niye başınızı şişirdiysem ..
sevgi saygi ve barisla kaliniz.. "
Yok onlara dedim vedayı.. size degil..
devam edesim vardi ondan buraya geldim..
Annen ölür bir gün..
Onun evini boşaltırsın..
Onun çeyizinde kendisi için hazırladiğı her parçanın öyküsünü bildiğini farkedersin..
Senin kızın biliyor mudur..
Yok senin kızın aslında chest stain kızı devrini yaşamaktadır..
Aah kimselerin vakti yok..
Durup ince şeyleri anlamaya..
Boşuna dememiş şair..
Böyle deyip çekirdeğimi ezdiğim düşünülmesin..
Annesindeki karaduygun* onda olmasın zaten..
Daha çok taze ayol..
Ben şimdi yanıyorum elden çıkardığım onca şeye..
Bunları kullanacak sevecek biri değil önyargısıyla..
Her gün yeni bir inceliğiyle beni şaşırtarak büyümekte..
Keşke öyle fütursuz kalabilseydi dedirtmekte..
Sandığa gelince..
Bu kadar yetsin..
O sandığın içinde kalmasın kadınların yaşam ümidi..
Evlilik de içinde olduğum ama hala varlığını desteklemediğim bir kurum..
Hayat devletlerce bodrumlara denizlere trenlere mezarlara gömülmediği takdirde..
Sokaklarda burda ne işi var ki denilip fırsatçılarca sokak aralarında ırzına geçilmediğinde güzel..
Hayatı daha güzel yapan emek..
Misal fotoğraftaki sema kaygusuz kitabının yanında duran kutu..
Tereyağlı bisküviler içeriyor..
Fabrikasyon değildir elde yapılmıstır ibaresi var .. kutunun üzerinde.. emek emek yanında..
Uu gittim ordan amelinin o en güzel sahnesine..
Hayat güzel.. 4D kalp yapacaklar .. sıfırdan kırılmamış kalplerle devam edeceğiz yola..
Sandıklarda lekelenmemiş..
Haberlerde berelenmemiş olsun pazarınız..
#####
Ps1.. simone hakliymış.. bir yazma düzenin olursa yazabiliyormuşsun..
Peseiki.. anıları kadinlara emanet edin bence..
Psüç.. bu sefer fotolar benden.. biri sema'mın kitabı.. diğeri geçen yıl gittiğim sergide..
Bir aile arşivinin parçalanması sergisinde..
Osmanli beyzadenin kızı için yaptıği.. çeyiz alışverişi listesi ve tutarları..
Pese 4.. o sergiyi anlattığım yazı için..
http://atalet.blogspot.com.tr/2014/03/bir-arsivi-olusturmak-parcalamak-ulusa.html?m=1
Ordan sergi fotoğraflarina da bakabilirsiniz..
Pese sondan bir önceki..
Yazidaki şiir alıntısı bir başka kızkardeş.. gülten akın'dan..
Pese son ve 6.. yazıda kullanıp yıldızladığım sözcük karaduygun.. melankoli anlamında ve yine bir sema kaygusuz kitabının adıdır..
Pese bu sefer son..
Cizre'de ölen sultan'ın bir çeyiz sandığı var mıydı acaba.. hayalleri.. sevdiceği.. ailesi........
Etiketler:
atalet anlatıyor..
,
çeyiz sandığı
,
kadın..
,
karaduygun
,
sema kaygusuz
Gönderen
ATALET
zaman:
14:40
Hiç yorum yok
:
29 Ocak 2016 Cuma
Ayının cep boyutu makbul ayrılığı düşünürken bodrumlarda.. di mi canıtın...
Henüz 3D'nin nasıl işlediğinı tam anlayamamışken..
Bugün 4D'ye geçildiğini öğrendim..
Artık hareket kabiliyeti olan objeler bastırılacak ..
Kalp basacaklar mesela..
Kemiktir alçıdır ateldir yapılıyordu zaten..
Artık organ yapacaklar..
Sanmayın insan hayatı çok değerli.. değil..
Hekimler bunları geliştiriyor çünkü merak..
Ve geliştirilebiliyor olmasından..
Yoksa insanların bir bodrum katında..
Tamam geçelim.. şu fotoğrafa bi baksanız..
Şu fotoğrafı karşıdan gördüğünüzü düşünün..
Bisikletle gelen bir ayı..
Lunatic.. ne güzel sözcüktür canıtın..
Böyle bir yağmurlu havanın alacakaranlığında..
Kapının çalınıp da bu ayının size getirilmesi ne güzel bir anıdır..
Peki o sevgiliden ayrılınca..
Neden sevgilisine götürdüğünü varsaydığım bence de meçhul..
Geçen yazıda sözünü ettiğim 'tutkumu yemişler' sendromundan olabilir.. ama boşverelim beni..
Evet sevgiliden ayrılınca bu hayvan kadar ayıyı naaparsınız..
Ayı kırpıp yıldız yapıyoruz da ayıyı..
Tamam canıtın .. delirmedim..
Yaşadık bir bu sorunu..
Veremedik tutamadik atamadik kazuleti..
Aylarca durdu..
Neyse sonunda biryere bağışladık..
Ama oraya götürmek de sorun oldu..
Gençler akıllı olun..
Cep boyu ayılar alın sevdiklerinize..
Hem zaten size sarılması bekleniyor..
Ayıya sarılınca sizi ne yapsın..
Sizden ayrılınca ayıyı .. ne yapsın..
Pratik olun..
Kazalarda 155i ambulans icin 112yi..
Yok ambülans için.. aihm'yi flan arayın çünkü.. bodrumlarda...
Yok bu değil..
Yaşlılığı araştırıp duruyorlar..
İnsanın en süper yaşı 60lar civarıymış..
Salgınlarda en az fire veren yaş grubu..
Bağışıklığı en yüksek olan yaş grubuymuş..
Yaşlılığı bu kadar araştırıyorsa doktorlar..
Sizin için değil..
Merak ettiklerinden..
Bir de yapabildikleri için..
Çünkü siz ergen yaşında bodrumlarda..
Yok tamam demedim..
850 yıl öncesinden kalmış çanak bulmuş kadınoğlu..
İçinde de tohumlar..
Kabak tohumları..
Ekmişler..
Yeşermiş mi..
Meyve bile vermiş mi..
Vermiş..
Ama bu haber de senin ilgini çekmez ..
İşine de yaramaz.. çünkü sen tohum ekme kısıtlamaları olan ülkede yaşıyorsun..
Napacaksın dogana uyumlu tohumu.. 850 yıllık kabağı filan..
Ayrıca ambülansın gitmedigı.. yok dur sus....
Yalnız şu kadınoğlu sözünü çok seviyorum ben.. insanoğlu ademoğlu yerine bunu kullanıcam artık..
Nasıl yakışmıs mı bana..
Mor olduğunu düşünün..
Kırmızı olmaz çünkü bodrumlarda....
Moğolistanda bir kız çocuğu..
Geleneklere karşı gelip yüzlerce yıldan beri ilk defa..
Doğan eğiticisi olmuş..
Kartal da olabilir.. ama ben doğan etmek istedim..
Son doğan eğiticisi.. bir kadın..
Son gelenek bükücü bir kadın..
Ama siz bu haberi napıcaksınız..
Artık sosyal medya paylaşımlarında geleneklere uygun olmamızı denetleyen kurum var..
Siz gelenekte kalın..
Bodrumlarda kalmayın...
Yıllar önce bir film izlemiştim..
Fatih pelle .. pelle the conqueror..
İsveçte kıtlık ve işsizlik zamanında danimarka'ya iş bulmaya gidenleri anlatıyordu..
Doğrusu avrupa'nın o bölgesi biraz karanlık..
Yani mecazen.. tarihi karanlık..
Hiç aklıma gelmezdi teknoloji devi isveç'in zamanında acından öldüğü..
Hayretlerimin biri ona..
Diğeri de.. birbirinin burnundan düşmüş gibi benzeyen bu iki ülke insanının ırk ayrımı yapması idi..
Suriyeli göçmenlerin takılarına filan el koyma yasası cıkardılar..
Şaşırmadım..
Çünkü pelle'den hazırlıklıydım..
E memleket bodrumları da elverişli bu ırk konusunu öğrenmeye..
Çinli bir ressamın yılıymış bu arada danimarka'nın müzelerinde resimleri varmış..
Onları geri istemiş.. protesto niyetine..
Müzenin biri.. adam haklı bizim da zaten kapıları kapatasımız var demiş..
Diğeri neden böyle yaptı anlamadık ama neticede onun eserleri demiş..
Demek yandaş müze denen şey de var..
Sanatçı da çinli demiş miydim..
Korkmayın çine baglamıyorum..
Size bağlayacağım..
Çünkü bodrumlarda .. yaralıların olduğu memleketimde..
Protesto için dövecek çinli bulamazken biz..
Onlar resm yapıp..
Protesto olarak geri cekebilecekleri kadar iyi resimler yapıp..
Insan haklariyla ilgileniyorlarmış..
Ha.. bi de şu var.. adam kızının tacize uğradığını..
Ve tacizde bulunanı dava ettiğini posta kutusundaki celp kağıdını açınca ögrenmiş..
Kızını.. karısını iki oğlunu vurmuş öldürmüş.. bir kızını yaralamış..
Sonra kendini vurmuş..
18 kurşun şiddetinde cinnet..
Şiddet gösteriyor diye eve yaklaşmama kararı çıkmısmış..
Ama sonra aile affetmiş.. 3 ay önce..
Ders alalım..
Şiddete meyilli adamları hayatımızdan uzak tutalım..
Mümkünse evde beslemeyelim..
Ama kızlarımıza senin ne işin var demiyelim..
Bodrumlardan uzak duralım..
Güzel bir yazıydı bence bu..
Botanik.. tarih.. sosyoloji.. psikoloji.. her telden çaldık..
Güzel oldu gerçekten..
Yarın hafızayla ilgili yazıcam..
Aslında bugün bir hafıza testi sayesinde animsadım her güne bir yazı eklemeye karar verdiğimi..
Ama bodrumda.. her twitte sayısı azalan yaralılar olunca haliyle..
Kafam karıştı biraz..
Ay durun ayol en önemlisi..
Milliyet yeni bir köşe yazarı ediniyormuş..
En cum_baş'ından..
Bu iyi gene.. ya blog açsaydı..
Buralar pert.. buralar isyan olurdu o zaman.....
################
Fotoyu çaldım twitterdan..
Kaynağı belirsizdi..
Çok da şey yapmıyorum artık ya..
Hayır her yer.... her yer... iken....
27 Ocak 2016 Çarşamba
Beauvoir.. yazma rutini kuşaktaki kibrit ve tutku...
Beauvoir yazma rutini demiş..
Benim yok..
Aslinda genel olarak sabah kahvem sigaram ve yalnızlığım dışında rutinim yok..
Ama yazma işi bırakıldıkça unutuluyor..
Eskiden buralar hep yazıydı misal..
Sonra toplumca depresyona girdik..
Ya da ben girdim..
Utandık günümüzü paylaşmaktan..
Günleri solarken nicelerinin..
Unutmak için yazmak gerek demiş biri..
Belki de buraya bırakılan beynimizden eyleme dönüşerek gidiveriyordur..
Ama burda durduğuna göre bizimdir de aslında..
O zaman dedim yazayım..
Okumam yavaş biraz..
Böyle yüreğimi ezmeyen hiçbir kitap.. okunamıyor tarafımdan..
Filmler garip bi şekilde almıyor gönlümü..
Tuhaf bişey..
Didik didik tutkulu bişeyler olursa..
İlgimi çekiyor..
Tutkulu.. çekişmeli.. aşklı..
ergen gibi..
Ki ergenken sevmezdim..
Sevgilimden yeni ayrılmışım gibi ağulu şarkılar çekiyor..
Tutku aşeriyorum.. o aptal biskuviyi kastetmiyorum.. şakasını bile yapmayın üzerim..
Düşündüm..
Neden..
Buldum.. tutkumu öldürüyorlar..
İçimi eziyorlar..
Yüz hatlarım aşağı doğru sarkacak.. bu gidiş..
Etrafta.. ne bulsak da eğlensek diye gezerken..
Ne bulsam da yaşayabilsek yaşatabilsek durumuna getirildik...
Şimdilik iyi idare ediyoruz ama..
Sağol(ma)sınlar hergün direnip öfkelenecek bi konu veriyorlar..
Öfke de benziyor tutkuya.. bir kanal bulup akıtıyoruz işte duyguyu..
Her gün birimizi daha zıvanadan çıkarıp sayımızı bir arttırıyorlar..
En azından bir 'zaten var olan'la daha tanışıyoruz..
Subliminal kullandıklarında hemen yakalıyoruz da..
Biz de subliminalleri mesajlari okuyoruz seviniyoruz...
Akla karayı ayırma konusunda geliştik sanki..
Daha mı netiz.. ehven i şer hiç bu kadar vasıfsız olmamıştı..
Ehven i şer.. hiç bu kadar potansiyel mutlak kötü algısı vermemişti..
Yanlışımızla doğrumuzun arkasında durmayı beceriyoruz..
Durmazsak yandık .. biliyoruz..
Azız.. naapalım..
Az iyidir..
Tamam kendimi inandirmaya çalışıyorum...
Ve inandıramıyorum..
Ama en azından hala deniyorum..
Aslında mesleğimi en çok böyle zamanlarda seviyorum..
Acıya derman olmaya çalışiyorum..
Ya bu devirde bu duyguyla.. makyaj sanatçısı filan olsaydım..
Çeyiz eşyası filan satıyor olsaydım.. yanmıştım..
Gerçi.. meme kanseri ameliyatı sonrası oluşan yaraları muhteşem dövmelerle kapatan bi sanatçı var..
Yani aslında her iş istenirse toplumda tüketim nesnesi olmaktan.. kamu yararına çevrilebilir..
Herşey elimizde yahu..
Sen zaten korkutucusun diyo çekirdek..
Sevincin eğlencen böyle kaptırman filan ürkütücü derecede..
Bilmiyo tabii.. yıllardır bu topraklarda yaşadı annesi..
Boğazına tıkılanı çıkarıp.. mmmmah ne lezzetlymiş dedi .. yuttu...
Bu sefer yazma pratiğim kalmış mı diye bakmak için yazdım..
Kalmış.. ayol fikrim bile varmış.. korkun benden....
Artık pratiği geliştirsek ya.. tüm blogcu dostlar utanır gibiler.. yazmıyorlar..
Oysa terör..
İnsanı yapmayı sevdiği şeyden uzak bırakan şeydir..
Birey örgüt ya da kamu.. karşı cins ya da bazen devlet eliyle gelebilir..
Bizler teröre ayak diremek zorundayız..
Böyle bildik hep..
O yüzden var hala .. bazı insanlar..
Bu ara sık sık aklıma okuduğum bir romandaki mubacir babaanne geliyor..
Bir kadının kuşağında kibriti..
Çuvalında unu varsa.. her derde deva olabilir diyordu..
Bizim sözcüklerimiz..
Birbirinize sevgimiz..
Büyük insanlığımız var..
Dururuz ayakta..
E siz ne pişiriyorsunuz bu aralar..
Dökün kuşağınızdakileri...
########################
Yukardaki fotoğrafı internetten çaldım..
Hic bilmiyorum kimin neyin..
Bunun adını vazgeçmeyenler koymuş paylaşan..
Ben.. tutunanlar demek istedim açıkçası...
Benim yok..
Aslinda genel olarak sabah kahvem sigaram ve yalnızlığım dışında rutinim yok..
Ama yazma işi bırakıldıkça unutuluyor..
Eskiden buralar hep yazıydı misal..
Sonra toplumca depresyona girdik..
Ya da ben girdim..
Utandık günümüzü paylaşmaktan..
Günleri solarken nicelerinin..
Unutmak için yazmak gerek demiş biri..
Belki de buraya bırakılan beynimizden eyleme dönüşerek gidiveriyordur..
Ama burda durduğuna göre bizimdir de aslında..
O zaman dedim yazayım..
Okumam yavaş biraz..
Böyle yüreğimi ezmeyen hiçbir kitap.. okunamıyor tarafımdan..
Filmler garip bi şekilde almıyor gönlümü..
Tuhaf bişey..
Didik didik tutkulu bişeyler olursa..
İlgimi çekiyor..
Tutkulu.. çekişmeli.. aşklı..
ergen gibi..
Ki ergenken sevmezdim..
Sevgilimden yeni ayrılmışım gibi ağulu şarkılar çekiyor..
Tutku aşeriyorum.. o aptal biskuviyi kastetmiyorum.. şakasını bile yapmayın üzerim..
Düşündüm..
Neden..
Buldum.. tutkumu öldürüyorlar..
İçimi eziyorlar..
Yüz hatlarım aşağı doğru sarkacak.. bu gidiş..
Etrafta.. ne bulsak da eğlensek diye gezerken..
Ne bulsam da yaşayabilsek yaşatabilsek durumuna getirildik...
Şimdilik iyi idare ediyoruz ama..
Sağol(ma)sınlar hergün direnip öfkelenecek bi konu veriyorlar..
Öfke de benziyor tutkuya.. bir kanal bulup akıtıyoruz işte duyguyu..
Her gün birimizi daha zıvanadan çıkarıp sayımızı bir arttırıyorlar..
En azından bir 'zaten var olan'la daha tanışıyoruz..
Subliminal kullandıklarında hemen yakalıyoruz da..
Biz de subliminalleri mesajlari okuyoruz seviniyoruz...
Akla karayı ayırma konusunda geliştik sanki..
Daha mı netiz.. ehven i şer hiç bu kadar vasıfsız olmamıştı..
Ehven i şer.. hiç bu kadar potansiyel mutlak kötü algısı vermemişti..
Yanlışımızla doğrumuzun arkasında durmayı beceriyoruz..
Durmazsak yandık .. biliyoruz..
Azız.. naapalım..
Az iyidir..
Tamam kendimi inandirmaya çalışıyorum...
Ve inandıramıyorum..
Ama en azından hala deniyorum..
Aslında mesleğimi en çok böyle zamanlarda seviyorum..
Acıya derman olmaya çalışiyorum..
Ya bu devirde bu duyguyla.. makyaj sanatçısı filan olsaydım..
Çeyiz eşyası filan satıyor olsaydım.. yanmıştım..
Gerçi.. meme kanseri ameliyatı sonrası oluşan yaraları muhteşem dövmelerle kapatan bi sanatçı var..
Yani aslında her iş istenirse toplumda tüketim nesnesi olmaktan.. kamu yararına çevrilebilir..
Herşey elimizde yahu..
Sen zaten korkutucusun diyo çekirdek..
Sevincin eğlencen böyle kaptırman filan ürkütücü derecede..
Bilmiyo tabii.. yıllardır bu topraklarda yaşadı annesi..
Boğazına tıkılanı çıkarıp.. mmmmah ne lezzetlymiş dedi .. yuttu...
Bu sefer yazma pratiğim kalmış mı diye bakmak için yazdım..
Kalmış.. ayol fikrim bile varmış.. korkun benden....
Artık pratiği geliştirsek ya.. tüm blogcu dostlar utanır gibiler.. yazmıyorlar..
Oysa terör..
İnsanı yapmayı sevdiği şeyden uzak bırakan şeydir..
Birey örgüt ya da kamu.. karşı cins ya da bazen devlet eliyle gelebilir..
Bizler teröre ayak diremek zorundayız..
Böyle bildik hep..
O yüzden var hala .. bazı insanlar..
Bu ara sık sık aklıma okuduğum bir romandaki mubacir babaanne geliyor..
Bir kadının kuşağında kibriti..
Çuvalında unu varsa.. her derde deva olabilir diyordu..
Bizim sözcüklerimiz..
Birbirinize sevgimiz..
Büyük insanlığımız var..
Dururuz ayakta..
E siz ne pişiriyorsunuz bu aralar..
Dökün kuşağınızdakileri...
########################
Yukardaki fotoğrafı internetten çaldım..
Hic bilmiyorum kimin neyin..
Bunun adını vazgeçmeyenler koymuş paylaşan..
Ben.. tutunanlar demek istedim açıkçası...
29 Temmuz 2015 Çarşamba
canıtınsız günce: gün 2
8 yaşında filandım..
yazdı..
öğlen uykularına yatırilıp..
kitap okuduğum günler..
afrikada kurtarıp büyütüp annesinin zoruyla doğaya saldığı..
ama her gün gizlice buluşup koklaştığı aslanı
öldürülür kahramanın..
10lu yaşlarda kız çocuğudur..
ne ağlamıştım..
ağlarken göğsüm ağrıya ağrıya..
erkenden kitap okutmalı insanlara..
algısı artar..
diye düşündüm dün..
bakıyorum..
doğuya batıya sokaktaki susuz köpeğe.. görmediği yerdeki ağaca üzülenlerin..
bir çözüm bulma çabası içine girenlerin çoğu.. kitap paylaşımları da yapıyor fırsat buldukça..
iyi insan olmak zor zaten nerde olursan ol..
bir yetmezlik hissi gelip dayanır üzerine..
ama işte en azından bir şeyler birilerine uzanırsın..
hepsine olmasa da..
kendime hep bunu hatırlatıyorum..
suruçtaki gençlere..
ve diğerlerine .. tutuklananlara.. balkonda dururken..
evinin önünde annesi kapıyı açsın diye beklerken yaralanan ölenlere çok üzülüp.. asla kızmıyorum..
ne işi varmış orda çatışma varken .. diye..
insanmış..
yardım etme.. merak.. kendini güvende hissetme..
bana bişey olmaza kurban gitmiş..
askerlere üzülmüyor muyum?
sanırım biraz da kızıyorum..
bunca gerilimin olduğu yerde..
arabaya doluşup gezmeye çıkanlara kızıyorum mesela..
ben burdan görüyorum üzerinize geleni.. azcık daha dikkat noolur..
çatışma ya da arazi görevi gibi degil ki..
gitme o ev oturmasına..
gitme o bankamatiğe tek başina..
mahal verme derdi annem..
boş durma noolur..
ölme..
çünkü sen biliyorsun görevinin risklerini..
hdp üzerinde oynanan oyunu görüyor ve izliyorum..
tam düşündüğüm gibi gidiyor seyir..
aynı bordo doğan arabayı bulup getirirler mi meclisin önüne..
insanoğlu aciz yaratık..
sevmeden tutunamıyor biyere..
tutunduğu için de seviyor olabilir..
bilmiyorum..
öğrenir miyim bu yaştan sonra..
bir anestezist arkadaşımız vardı yıllar önce..
uyuşturucu bağımlısı olmuş meğer..
gece nöbette tuvalette kendine uyuşturucu vermiş..
sabah tuvalette ölü bulmuşlar..
kullandığı anestezik maddelermiş..
birisi de solunumu durduruyormuş bilinci kapamadan..
ondan ölmüş zaten..
soluğu durduğu an ne düşündü acaba demişti çb.
b.ku yedik demiş olabilir..
ne der ki insan eli ayağı tutmazken göğsü de çalısmayınca..
işte öyle bakıyorum olanlara..
durduramazsın..
üstelik her söylenen yapılanın aslını gerçeğini eskisini bilirken..
tarihin nasıl bu kadar salakça tekrar edebildiğine şaşarak..
her olay icin suçlayacağı tek bir hedef..
özenle ezber ettirilmiş bir düşmanı varken..
hep aynı belletilmiş lafları söyleyen..
sonra gerçek yaşamına.. mutfağına tatiline işine dönenlerden başka kimse yok..
oyunu görmeyenlerden.
oyundan benim kadar etkilenmeyenlerden başka..
yani bencileyin etkisiz elemanlardan başka kimse yok etrafimda..
doğal olarak..
sıradan vatandaşım ben.
etkisiz eleman olarak..
diğer etkisiz elemanlara saldırmak istediğimi farkettim..
saldırmak derken..
sözle tabii..
yapıyorum da..
mitralyöz gibi saydırdım geçen gün.. sözlerimin arasında geçen
beyaz şahinin anlam ve içeriğini bilmediğini farkettim..
bunun nasıl bir lüks olduğunun farkında olup olmadığını sordum sonra..
anladı bak o beni..
hbç anne frank'ın hatıra defterini okuyup pek de önemsemediğinde..
onu da taramıştım..
ağlatana kadar..
gerçek bu biliyor musun..
kaç kişi öldü biliyor musun diye..
insanların acılarına duyarsız kalınmasına dayanamıyorum..
insanın bitkinin hayvanın..
aptal yerine konulmaya dayanamıyorum..
bir de ezberini bozamayana..
hatta bir soru işareti bile barındırmayana..
ateşli konusmalarımın nedeni o aslında..
içimden dışıma taşan..
nasıl bu kadar aciz kalabilirim/z
dün şu filmlerdeki sahne geldi gözümün önüne..
hani bir odaya kapatılan insanın çıkma çabaları sonuç vermez de..
kendini kapılara duvarlara vurur ya haykırarak..
aynen öyle hissediyorum..
tombul bedenimin.. zayıf kollarımın .. aciz benin
her hücresi .. açın.. rukların üzerini diye haykırıyor..
dün mecidiyeköyde trafik ışıklarında..
iki yanda duran aracın camını zorla silmeye çalışıp.. itiraz edilince bulaştırdığı sabunu yalapşap silen çocuk..
dokuz on yaşlarında gibi..
para isteyince kadın şöför vermeden ilerlemek istedi..
bir anda on oniki çocuk kuşattı arabayı..
iki tanesi kaportanın üzerine tırmandı..
kadın şoke oldu..
ben de..
dursam insem.. ne yapsam..
bir kaç dakika sürdü bu..
sonra yavaş yavas dur kalk ilerledi kadın..
ayrildılar..
arabaya birkaç tekme atarak..
neyle nasıl yorumlayayım..
dün..
bir kac gün önce marketten çıkanlara açım diye yalvaran dilenen ..
içeri geri girip domatesli peynirli kocaman bir sandöviç aldığım..
yine on yaşlarındaki oğlanı yine gördüm..
arkadaşına bağırıyordu..
ben marketin önündeyim diye..
diğeri de karşıdaki kebapçının önündeydi..
ben devletin bekasi icin değil..
devlet benim bekam için var..
bu çocukların..
bu erlerin.. subayların..
ormanların.. denizlerin..
sınırların bekası için..
hayat zor..
henüz öğlen..
posted from Bloggeroid
28 Temmuz 2015 Salı
canıtınsız günce 1.gün
ne güzeldi..
yaşamışlıklarım ..tamamlanmışlık duygusu niyetine bir atalet vermişti..
ben yolu belli izi belli bir insandım..
işim aile yapım.. besbelli..
sıkılınca canıtının kanadında.. ordan oraya fikir uçuşmalarımı yazdığım bloğum da vardı..
her şey hayatım boyunca öğrendiklerim kadar öğrenmediklerim olduğunu anlamaya başladığımda başladı..
ögrenme hırsıyla öyle çok katı gerçek.. yakın tarih degisti ki..
ben değiştim..
yaşamın artık elime tırpanı verdiği yaşlardayım..
çocuklarımı büyüttüm..
mesleğimi daha ne kadar uygulayacağıma karar verdim..
planlarımı yaptim..
topluyorum hasadımı..
ama rahat yok insan olana bu coğrafyada..
orta okulda 'au nom de tous les miens'
isimli bir kitap okumustum..
'benimkiler adına'
babamla gittiğimiz hachette kitabevinin raflarından seçip aldığım..
yanında da 'bir bekçi bekler şafağı'
kaybettiklerini..
ve onlar can.. aile.. hayat güvencesi gelecek kaybederken ..
yanlarında olan.. terkeden.. ihbar edenlerle.. alkış tutan .. kesesini dolduran.. korkusundan susup izleyici kalanları anlatır..
savaş romanları..
masalların sırf çocuklukta dinlenmediğini anlatan ..
en çok kendime şaşarım ben..
bazen nasıl da didikler bazen nasıl da gözüm kapalı es geçerim ..
iyi olan..
didikledikçe es geçtiklerimi de telafi ederim..
kötü olan felaket acı çekerim..
kitaplar filmler hep bunu anlatırlar..
birilrine birşeyler olurken..
diğerleri ne yaparı..
işte bugün..
birilerinin birşeyler yaptığı ..
birilerine bir şeyler olacağı zamanlar..
ben ne aushwitz kasabasinda yaşayanlar gibi..
ne gare de Bobigny'nin karşısındakiler gibi olmak istemiyorum..
tarihe engel olamayacak kadar küçüğüm..
tarihin de beni umursadığı yok.. zaten..
pek zavallı hissediyorum bugün..
aciz daha doğru..
vur dizine atalet..
bugün bir partinin daha kapatılması icin cekildi fiş..
bir de asker öldürülmüş çocuğunun gözü önünde..
iki gün önce de gencecik bir kadın öldürüldü evinde 15 kurşunla..
ateş etti dendi.. aranıyordu dendi..
hepsi yalanlandı sonrasında..
ben ölüme hic yabancı değilim..
benim tanımımda ölüm.. artık yapamamak anlamında..
artık çocuğuna sarılamamak..
sıcaktan şikayet edememek..
şeftaliyi ısıramamak..
yeni bir tığ örneği.. kek deneyememek..
kitabın arasina koyduğun ayracın orda kalması demek..
neden bunu saklamış ki dedirtecek bir sürü şeyin anlamını asla bulamayacak olması demek..
ölüm senin anlamsızlaşman aslında..
bugün verilen politik karar..
bu ülke için çok yanlış..
insanların ha gayret .. belki bir değişim yaratabiliriz..
belki bir arada daha güzel ..
ingilteredeki podima taşı..
fransadaki kuşlar kadar değerle yaşarız umutlarının elinden alınmasıdır..
en azindan benim bu yöndeki umudum bitmiştir..
eğer başarılı olurlarsa..
her gün.. gözlerim yürek gibi açık..
izleyeceğim..
olanları..
andım olsun farkında değildim demeyeceğim..
ahkâm kesmeyeceğim..
acı çekeceğim efendi gibi..
korkacağım başkaları adına..
tamamen yabancı insanların başına gelebilecekler için..
20 yıl sonra olmayacak günah çıkarmam..
posted from Bloggeroid
23 Temmuz 2015 Perşembe
direniyorum..
bu yil tuhaf bir yil.. kapimin hemen yanina ektigim açelyalar bu yil solmadi.. yemyesil.. dipdiri duruyorlardi.. bu sabah bir baktim.. bir tomurcuk var.. iyi degilim biliyorsunuz.. iyi olmayacagim.. iyi olmayin zaten.. rehavete kapilmayin..
ama yasam umudu veren seyleri de gozden kacirmayin..
son bir kac gundur cok zor zamanlardayiz..
bizim yas grubunun iyi bildigi bir tedirginlik.. isyan.. aci duygusu icindeyiz..
sair umut icin.. "umut tuylu kucuk bir seydir.. sarki soylemekten asla vazgecmez" demis.. biraz kaderci bulur kizarim bu dizelere.. ama iste umut japonyada patlayan nukleer reaktorun cevresinde acan deforme papatyalar.. ya da temmuz sicaginda acan acelya tomurcugu..
ben olmasam da surecek yasamin umudu..
adiyamanda yuzyirmi aile cocuklarinin evden kactigini soylemis..
bir durup kendimize bakmaliyuz..
cocuklarimiza hangi umudu verdik yasamla ilgili..
ne hedef gosterdik.. komsumuzun kapisina sefkat ve yardim icin gittik mi.. giderken elinden tutup onu da goturduk mu.. etrafimiza neler oluyor diye alici gozle baktik mi.. bir uzuntumuzu gidermek icin onu da yanimiza alip care aradik mi..
bizler iyi insanlar iyiliklerimizi gostererek yapmaliyiz.. cocuklarimiza tabii.. ogrencilerimize.. yegenlere.. komsu cocuklarina..
biz iyi insanlar yardimederken yardim isteyip hedef vermeliyiz genclere..
tanidik tanimadik..
ahkam kesmiyorum burda..
duygusal romantik filan da degil dedigim..
oldukca savasci bir sey bu..
zor da ustelik..
gercekten kadinin gucune inaniyorum ben.. bir kadinin cuvalinda unu.. kemerinde kibriti oldugu surece her yaraya merhem olabilecegini bilenleriz biz..
bir dal yesilin hayat oldugunu..
kendi tanimizi koyuyoruz bak çağlaya.. koyuyoruz da bir de dile getirip karar bildiriyoruz..
bak biz yasa basa bakmadan agaclara sarilip kesilmelerini engelliyoruz.. biz kesilmis yollarin yanina.. tas tasiyip yol yapip geciyoruz.. cozum odakliyiz biz..
bizi olduruyorlar ama azaltamiyorlar.. biz tabutlarimizi tasiyip.. yikilmiyoruz..
kezzap atiyorlar sarki soylemeye asik olmaya devam edebiliyoruz..
gozumuzun yasini silip yine kolumuzu siviyoruz ise girisiyoruz..
su fasist etnik grupcular var ya.. cok komikler..
bu cografyada oyle bir nesil var ki.. izi orta asyadan izi lidyalidan frigden.. ve spartakusun ulkesi trakyadan .. gelip gecerken dol birakmis olan romadan .. iskenderden .. finikeliden.. yunan filozoflarindan.. persten etiden..
izi medeniyetin basladigi topraktan surulebilir..
biz demeter gibiyiz aileye..topraga bagliyiz.. biz kibele gibiyiz buyur demisiz oglumuza ama idadan ne zaman kalkip gelsek.. o tahtin bize ait oldigunu kavramis baba tanri.. biz zamani es yapmisiz ayol kendimize..
dusunuyorum.. 11 eylulde pek uzulmustum.. bunlar saf teror de bilmez yazik bu amerikalilara diye..
ateslerden gecmis de gelmisiz biz.. celikliyiz..
dag basinda olabimiz dagla sehirdeki yasamla ugrasir dururuz..
komik ama kendimize koydugumuz citayi yukseltip dururuz..
evde ekmek yapip yonetici oldugumuz sirketlere goturur ikram ederiz ayol..
gece onda toplantidan gelip cocuguna yogurt mayalayan var aramizda.. deliyiz..
baska yeri bilmem ben..
bizim gen havuzumuz ozel.
su an evde hipnotize olmus olabilir..
politikalara bolunmus olabiliriz de..
bizim kendi kutsalimiz yasamdir.. evlatlarimizdir.. ve topraktir..
he bak acelyamin tomurcuguna..
saime hanim geldi aklima..
sokakta birileri yolunu kesmisti beraber yururken..
dokuz yasimdaydim..
sen bizim kiz kardesimize ... diye ..
kadin gozumun onunde devlesmisti de..
tirsip kacmisti adamlar..
bana bi bak..
giymisim ustumu basimi sari boyali sacim.. bi halta yaramaz gorunurum ya.. kork benden..
ben hamile halimle akusu bitmis arabami yokus asagi itip kosup dusup kalkip arabayi yakalayip sofor mahalline binip calistirmis kadinim..
bosuna degil onca el isi ile ugrasmam..
donustururum.. yenilerim.. tamir ederim..
hepimiz yapariz.. yapabiliriz..
ben yasama inanirim..
buyucuyum.. şamanim.. şifaciyim..
pasifistim.. savaşçiyim..
ben ve tum dostlarim..
ne yapabiliriz ki deyisleri acizlik mi sandin..
degil..
yol arayisidir o..
bir niyet etmeyeyim..
nasil sag ciktimsa tum yikimlardan..
yine cikarim..
ama ben olmam da sag cikan..
benden daha celiklenmisi cikar..
daha guzeli..
posted from Bloggeroid
16 Mayıs 2015 Cumartesi
saime hanim.. leman hanim.. emayeler hakkinda
bir sekilde elime gecen 3-4 kenari lacivert kendisi beyaz emaye tabak..
ille de köy mutfağı olacak dediğimde suratını buruşturan..
çb'nin annesi Leman anneye rağmen..
tahtakaleden alınıp boyanan terekle yerini alıverdi
kolayca armutluda..
yadırgamadılar birbirlerini eski tanış onlar..
işlerin zor olduğu yıllardan anıları var Leman annenin..
o yüzden buruştu suratı..
benimse mutlu çocukluk yıllarımı anımsatıyor..
ondan israrım..
emaye tabağımız yoktu bizim..
ama bir yuvarlak tepsi.. kenarı kırmızı.. ortasında da kocaman bir kırmızı elma..
sofra kurup toplarken kullanılırdı..
bir pazar sabah..
nedense geç uyandığımda bana kahvaltı vermişlerdi o tepside..
ben de düşürmüştüm..
ufak bir kristal şekerlik dolusu toz şeker..
bomba gibi evin her yanına yayılmıştı..
ben mahcup..
Saime hanım öfkeli.. bastırılmışından..
şekerlik deyince aklıma o gelir.. hemen..
bir de lacivert kenarlı beyaz emaye bulaşık leğeni vardı..
temis su icine konur ocağın üzerinde ısıtılırdı..
emaye ile ilişkim bu kadar..
ama meyvadır.. çerezdir..
pek güzel görünür yaz sofrasında bu emayelerimde..
mavi beyaz keten örtümü serince..
hele de arkada mavi ortancalar çiçekteyken..
hoş şimdi ortancalarım yok..
ıtır ve rosssmarilerimin olmadığı gibi..
bahçeyi ekimde düzenleyecegim..
emayeden hızla melamine geçiş yapan anneler..
emayenin köşesinin pınçlamasından bıkmışlardı..
şu fotodaki cezvelerim datçada benim Saime hanıma armağanım..
sapları pınçlamış..
melamin düşer düşer ağlamazdı..
palaksın incecik su bardaklarının yerini alması..
masif mutfak masalarının yerini de dayanıklı formika masaların alması gibi..
emaye yükselişe geçmiş bu aralar..
toplayanlar var.. üretenler var..
bu yıl bir tepsi geldi bana armağan.. kenarı kırmızı üstelik..
çaydanlık kahvedanlık..
ufak bir koleksiyon da bende var..
çaydanlık migrenli bir cumartesi günü..
aklıma düşüp beni tahtakalelere koşturmuştu da bulamamıştım..
sonra hakkâriden gelmisti..
arama telaşımı duyan biri de..
cezayirden kahvedanlığı kapıp gelmişti..
kadın böyle..
toplayıcı..
hatta bir çocuk oturağı bile var..
tabii o terekte değil..
panik yok..
yeni jenerasyon emayeler üretiliyor
yeni çıtır ev sahibeleri bayılıyor..
onlara yenilik..
Leman annelere zor günler
bize çocukluk günlerimizin sorumsuz hafifliği..
söylüyorum burdan..
emaye beladır
pınç eder sağı solu..
çaydanlıksa içinin kirecini arıtamazsın..
sapları kızar el yakar
bakımı zordur..
doldurmayin evi onlarla ..
hem marilin ne demisti ..
nostalcia iznt glem..
hem ferhanım şensoyum ne demişti..
o tranvaydan cahide sonku inmeyecek..
bu kadar.
bitti..
posted from Bloggeroid
Etiketler:
armutlu
,
atalet anlatıyor..
,
emaye
,
kadın..
,
saime hanım
Gönderen
ATALET
zaman:
14:19
4 yorum
:
13 Mart 2015 Cuma
annette .. giacometti.. ve diğerleri .. hatta charmaine..
giacometti için kadın bakmalık ve seyretmelikmiş..
onları evlerinde kafeste gözlem altında olmak için yaratıldılar diye algılarmış..
sergiyi gezerken birçok annette büstü ve bir kaç siyah beyaz atölye fotosu gördüm..
bir kadın ayak ayak üstüne atmış emniyetli.. güvenli ve kendini bütünüyle bırakmış bir oturuşta..
kiminde elinde sigara ..
poz veriyordu ressama..
merak ettim kim bu kadın..
internette annette giacometti karşılığında üç cümlelik bir kimlik tanımı..
doğduğu yer ve şekil.. evlenme zamanları ve birçok büste model olduğu..bilgileri dışında birşey bulamadım..
bir de giacometti vakfı çıkıyordu karşıma..
merak..
bunca güzel kucaklanan kadın kim ve neden yok .. neden izi yok..
annette stüdyoda böyle aylarca defalarca poz vermiş..
giacometti değişip duran bir yüzü resmetmek ve heykele dönüştürmek kadar önemli bir şey yok dermiş..
annette kaleme böyle..
planlamalara böyle..
heykele böyle yansımış..
giacometti çalışırken böyle beklemiş..
gazete okumuş..
gölgelere karışmış..
kim annette..
isviçreli bir genç kadınken ve ikinci dünya savaşı sırasında hemşire olarak çalışırken..
giacometti de cenevre'ye geliyor ve bir akraba evinde karşılaşıyorlar..
giacometti hep parlak bakışlı güzel genç kadınlara düşkün bir erkek..
1946da parise dönerken annette de beraberinde gidiyor ve 1949da evleniyorlar..
ve sonra giacometti annette büstleri portreleri yapıyor yapıyor..
en son annette IV serisini yapmakta iken hastalanıyor giacometti..
giacometti kalp yetmezliğinden ölünce altmışların ortalarında annette kendini onun eserlerini koruma ve sergileme işlerine adıyor..
heykellerinin sahtelerine savaş açıyor..
var olan eserler için bir vakıf kuruyor..
ölene kadar hiç medyaya çıkmadan bu işle uğraşıyor..
böylece anlaşıldı neden annette yok dünya için..
annette önce dünyasını iki odasından biri stüdyo olan atölyede ..
aşık olduğu sanatçıya adıyor kendini..
o öldükten sonra da ona adanmışlığına devam ediyor..
hala evliyken ve altmışındayken ..
bir barda karşılaşıyor sanatçı bu kadınla..
elinde sigarası.. üzerinde kürkü yirmi yaşında..
heyecan duyuyorlar..
birbirlerine karşı..
geçimini ilişkilerinden sağlayan bir kadın caroline..
biraz saldırgan biraz küfürbaz biraz rezil..
güzel yüzkü ve güzel gözlü..
bu kez onun büstleri resimleri yapılıyor atölyede..
caroline hala sağ ..
ve bir yazar merak ediyor onu.. ve ileri yaşta düşkün halde olan bu kadını buluyor..
aşklarını anlattırıyor..
kitap 2013de basılmış..
biz tutkuyla aşıktık diyormuş caroline o aptal annette ve guido (giacomettinin erkek kardeşi ve en sık kullandığı modellerinden biri) o sevgili dehalarını koruma altında tutmaya çalışıyorlardı ama biz aşıktık..
giacometti hastanede ölürken ayak ucunda annette guido ve caroline varmış..
caroline'in resimlerinden geriye sadece..
ağlayan caroline ve
kırmızı elbiseli caroline kalmış..
olmadı şimdi kırmızı elbise.. bizim için anlamlıdır önemlidir..
bastırılmışlıktır..
oysa caroline işbilir bir kadın olarak sürdürmüş hayatını..
hiç sakınmamış kendini yataklardan erkeklerden içkiden ve aklına esen hiç bir şeyden..
düşündüm tabii..
annette'i..
o nasıl bir sevgi ve tutkuysa..
evini yurdunu bırakıp iki göz sefil bir eve tıkılıp..
serseri ruhunu kollaya..
onu kendinden bile kollayarak bir ömür geçirmiş..
nasıl bir sevgiyse..
onun sevgilisini de kabul etmiş..
nasıl bir sevgiyse bir gün konuşmamış..
belki yazdı dedim..
belki anlattı ama bize kadar ulaşmasını da engelledi..
annette 'e saygı duydum..
biraz kızdım..
anlamaya çalıştım..
caroline'i hoşgördüm..
hele de hala seksenli yaşlarında bizimki gerçek tutkulu bir aşktı diye röportakjlar verip hiç konuşmayan annette adına bile konuşurken..
ve derken aklıma düştü..
andré gide
' mutluluk hatıralarıdır gerçek hayatta mutlu olmamızı engelleyen' der hani..
giacometti bizim için öyle aydınlık bir kapı açtı ki..
bişey diyemedim..
ama o açılan kapılar hep mi kadınların hüzünlerine açılır..
o açılan kapılardan içeri sızan ışıklar hep mi kadınların göz yaşlarını gösterir..
o sanatçılar hep mi kadınların üzerinde ayükselir..
bakın camilla rodin için charmaine london için..
kimler kimler için sakin liman koruyucu melek olmuş..
gözlerindeki ateşi saklayarak....
tüm fotoğraflar..
http://www.fondation-giacometti.fr/en/art/27/grants-and-prizes/141/tribute-to-annette-giacometti/
posted from Bloggeroid
Etiketler:
annette
,
benim kadınlarım
,
düğümlere üfleyen kadınlar
,
giacometti
,
kadın..
,
örgücü kadınlar
,
yazan kadınlar
Gönderen
ATALET
zaman:
17:58
1 yorum
:
2 Mart 2015 Pazartesi
mariyi nasıl bilirdiniz..biz iyi ve gösterişli bilmezdik..
madame aux camelias kamelyalı kadın..
sonu aciklı biten bir romandır..
alexanre dumas baba'nın oglu alexandre dumas'nın romanı..
ayrıca gercek bir kadına dayanır öykü..
alfonsinin büyük annesi fahişe.. dedesi rahiptir..
babası alkolik ve şiddet dolu bir kumaş tüccarı..
annesi kötü bir evlilik yapmış iyi bir ailenin kızıdır..
bir süre sonra çocuklarını kuzenine emanet eder ve evi terkeder..
bir ingiliz aileye mürebbiyelik yapmaya gider..
alfonsin 8 yaşındayken annesi ölür..
babası kızlarını kiralamaya baslar.
bir otelde çalısmaya başladığında oniki yaşındadır..13ünde babasıonu 70lik bir adama satar.. bir yıl sonra.. yettiniz artık der.. kovar kızlarını..
alfonsin parise gelir.. yine çalışır.. bir şemsiyecide bir sapkacıda çalışır.. derken zengin bir esnafın dikkatini çeker..
adam ona bir ev acar..
giyim tarzı ve güzelliği ile bir anda parisin dikkatini çeker..
sene bin8yüzlerin başıdır..
siyah saçlı kara gözlü beyaz tenli pembe yanaklı ve kiraz dudaklıdır.
uzun boyludur..
alexandre onu böyle tanımlar..
sarah bernhard da cok zarif ve çekici oldugunu soyler..
alfonsini ayrıcalıklı kılan..
öğrenme aşkıdır..
okumayı yazmayı öğrenir..
piyano çalmayı..
sanatla ilgilenir..
guncel olaylari takip eder..
gazete okur.. kitap okur..
onunla her konuda sohbet edilebilir.. der alexandre..
ki bir kadını çekici yapan budur..
güzelliği kadar..hatta daha da fazla..
sayisiz sevgilileri olur..
salonları meşhurdur artık..
bir çok sevgilisi olur..
adını da değiştirip mari yapar..
adını üç nedenle seçtiğini söyler..
meryem ananın adıdır..
annesinin adıdır..
ve maria magdalenanin adıdır..
zeki kızmış değil mi?..
küçük bir asalet de bağışlar kendine..
dü eki ile..
alfonsin plessis.. olur marie duplessis..
kitaplığında 200 kitabı vardır..
salonlarinda yazarlar ağırlar..
balsac.. theophile gautier.. alexandre oğul olan..
henüz yazar olmaya uğraşan bir gençtir..
ona bakmaya parası yetmez..
sıradan bir günde madam düplesi..
saat onbir gibi uyanır..
sonra bir sıcak çukulata içer..
sonra bir saat okur..
sonra ne giyeceğine karar verir.. bir kaç saat sürer bu iş..
sonra arabasıyla bir tura çıkar..
alışverişe gider..akşamları salonlar.. opera tiyatro..
köpeklerini.. kumarı sever..
bir krz çocuğu olur bir sefirden..
başkasına bırakır.. 7sinde ölür çocuk..
sarah bernhard ona hiç aşik olup olmadığını sormuş..
her seferinde kalbimi verdim..
ama hiç sevilmedim demiş..
benim gibi bir kadının bir kalbi olması çok yanlış.. öldürücü olabilir..
sonunda bir gerçek asille tanışır ve onunla evlenir..
ama yürümez evlilik..
damadın babası yüzünden..
döner gelir parise..
deli dolu yaşar..
tüberkülozu vardır..
tedavi olmak icin çok uğraşır..
hipnotizma ve manyetizmayı bile dener..
parası biter..
liszt son askıdır..
turneye giderken..
beni de götür der..
liszt.. seneye türkiyeye götüreceğini söyler..
o yokken ..
yanında kimse kalmaz..
yirmiikisinde yalnız ölür..
gömülürken yanında..
iki kişi vardir..
asil kocası ve son aşığı..
kimsesizler mezarlığına gömülür..
ama kocası ordan alır ..
monmartre mezarlığına naklettirir..
nakledilirken yapılan töreni pek kalabalıktır.
papağanı dahil tüm eşyaları satılır.. açık arttırma ile..
borcları ödenir..
sanki jan darktır ölen..
beş ay sonra..
alexandre dumas.. oğul.. kamelyalı kadını yazar.. 12000adet basılır..
sonunda meşhur olmuştur..
sonra tiyatro eseri olur..
sonra la traviata olur..
diyebiliriz ki..
pretty woman da biraz maridir..
hatta mulen rujdaki nikol kidmanın canlandırdığı da biraz odur..
zavallı küçük..
duydum ki ölürken yalnızmışsın..
bütün aşıklarından geriye
gözlerini kapatacak.. ikisi kalmış der aleksandır.. oğul olan..
ne güzel anlattım değil mi..
harika bir yaşamı..
ilham veren bir kadını..
oysa 13ünde babası tarafından satılan..
15inde fahişeliğe başlayan..
ve 23ünde en azından aleksandr dı oğulu..
onun kendisine asla harcamadığı kadar para kazanmasını sağlayan ..güzel bir kadını..
okur yazar.. yetenekli ve şen gönüllü kadını..
sene bin8yüzkırklarda kaybetmişiz..
bir kızkardeşi.. mari adında..
aleksandr'ı azcık affediyorsam..
tek nedeni..
bir kaç yıl sonra..
belediyeye başvurmasıdır..
sokaklarda dolaşan evli olmayan kadınlar..
bildiğin fahişeler..
toplanıp eğitim verilsin..
fahişelik yapmasınlar.. iş sahibi olsunlar der..
ama..
belediye sallamaz..
toplar.. kolonilere gönderir kadınları..
bugün ne değişmiş peki..
cevap veriyorum ..
hiçbişey...
posted from Bloggeroid
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)