benim kadınlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
benim kadınlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2016 Pazar

Rebeka kızkardeşim.. vircinya ablam oldukça.. dünya güzel olur.. gelecek var olur.. di mi canıtın..



iş yerimin karşısında bir pastane var..
kaldırim üzerinde masalar ve onlarin etrafında büyük saksılar içinde,,
taflanlar var..
bazen bir yerlere gitmek için o saksilarin yanindan geçerken ciyak ciyak bağırışan serçeleri duyuyorum..
şehrin en kalabalık ve trafik gürültulü semtinde benim dikkatimi çekebilecek kadar yüksek bir cıvıltı..
bir yek serçe yok görünürde.. ama talanlar hep kuş cıvıltısı..
durup dururken insanı gülumseten bir koro..
etrafima bakarım ..
koşturan kaygılı kalabalık içinde bencileyin..
bu sesi duyan ve içi kıpır kıpır olan var mı..
yoktur..
en azindan benim gibi tam o köşeye gelince duraksayan..
etrafa göz atan.. sesin kaynağını arayan kimseyi göremem..

Hey sen..
Sen ordaki..
Bu koşuşturan kalabalık içinde bizi farkeden kadın..
Sende hala ümit var..
Yaşamı sevme ve silinip gitmeme dürtün var senin..
diyorlar gibi geliyor bana..

gecen gün .. nefis ve aldatıcı kış güneşi altında yürürken o köşeden..
yine dikkatimi çekti..
ama bu kez sesin olmaması..
kimbilir güneşi görunce damlarda denizliklerde ısınmaya..
tüylerini kabartmaya mı gitmişlerdi..
ben hep soğuk havalarda mı geçiyordum ki ordan..
garsonlara sorayım dedim..
ama sesleri duyarken onlarla bu konuyu konuşmamıştım ki..
belki farkında bile değillerdi..

şu yukarda iki hatta üç ipucu var bu bloğun yazarının kimliği hakkında..
minicik şeylere önem verir.. sevinir..
minicik şeylerin verdiği mutluluğa alışmaz.. yokluğunu hemen kaybeder..
burda gevezedir ama gerçek hayatta pek rastgele iletişime girmez..

kaygiyi sevmem o yüzden yoluma devam ettim..
ama iki karar verdim..
işim ne olursa olsun.. kuşların sesini ilk yeniden duydugumda..
oturup bir kahve içecegim ve iki ..
garsonla konuşacağım.. neden oturduğumu söyleyeceğim..
kuşlar çağırdı diyeceğim..

Lalenin bir kac kez sözünü ettiği.. simonetta'nin bademleri kitabını alırken..
bazen böyle tuhaf kararlar verdiğim icin..
annesinin ağacının son ürünü olan kayısıları sonsuzlaştırırken bizi ordan oraya sürükleyeceği vadedilen kitabı da aldım..
badem ve kayısı.. ve iki kadın öyküsünün iyi bir çift olacağını düşündüm..
bir selçuk altun kitabını bitirince başlanacak kitabı ararken daha entelektüel gezinimler vadediyor diye..
yakındaki uzak'ı.. seçtim.. kayısılı kitabı seçtim..
bu da bu bloğun yazarının tuhaf taraflarından biri işte..
çağrışımlar ve rasgele yolculuklar..

kendine ait bir odayı okurken kendi iç sesimi.. ve bir kızkardeş bulduğum gibi..
bu kitabı okurken de.. annemle arada kalan son bir kaç çetrefili..
ve zor bir ergenlik sonrası oluşmakta olan çekirdekle aramdaki bazı çatışmaların kaynağını buldum..
ve yeni bir kızkardeş buldum..

sonra tabii şaşmaz şeyi yaptım..
yazarın peşine düştüm..
Feysimin bukunda arkadaş oldum..
saglam bir insan hakları ve kadinın insan haklari fikir insanı..
ümit veren biri..
dürten baştan çıkaran.. biri..

bu sabah.. feysden eklediği mutfak masasından internet üzerinden yaptığı söyleşi linkinı tıkladım..
ben uyurken sınava gidip gelen ve kanapeyi işgal etmiş olan çekirdeği rahat bırakıp ben de mutfağa konuşlandım..
önce şu kare atladı gözüme sakin bir ses tonu ve sakin bir yüz ifad
Esi..
arkada açık mutfakta emayeler..
o mavi çaydanlıktan benim de var.. harika..
ve o kitap yığını.. daha güzel iki şeyi alamazdı arkasına bir kadın..
yaşamın kalbi.. mutfak.. ve ruhumuzun güzelleştiricisi kitaplar..

birkaç nokta dinleyince..
sessiz kızkardeş çığlıkları attım..
iyi terbiye edildim ben..
sessiz çığlıkları ve sessiz firça atmaları bilirim..

"ben bir fikir önderi.. bir amigo değilim".. diyordu..
"polyanna değilim ben..
ama bir duvar varsa.. bir kapi da olabilir mi diye bakalım derim"..
bana uyar.. pencere de olabilir.. hava girsin yeter..

"toplum kokuşmuş halde.. politikacilar bizden habersiz kötü şeyler yapıyorlar..
ve ana akım medya bundan söz etmiyor.."
ne kadar da biz..
"tamam.. ama başka şeyler de oluyor.. ve ayni ana akım medya bunlardan da söz etmiyor..
ırkçılıkla.. homofobiyle ilgili.. kadın hakları ile ilgili..savaşan ve birşeyler başaran insanlar var..
ve ana akım medya onlardan da söz etmiyor..
başarıları.. zaferleri.. yazmıyor..
o zaman ben neden bunlardan söz etmeyeyim..
çunkü kötü haberleri paylaşan haber veren yeterince alternatif kaynak var..
ben zaferlerin üzerinde durayım.."

biliyorum bu ruh halini..
incecik bir aydınlık olsa sevinen kaynağını arayan ruh hali..
aslinda karanlığı isteyenlerin en korktuğu tipler..
yıkilmaz ümitliler..
aktif ümitveren şey takipçileri..

"öksüz şimdi " diye bir kavramdan bahsedildi sonra..
geçmişe üzulmek ve gelecek için kaygılanmak yüzünden..
an'ı öksüz bırakmaktan..
anı sahiplenmek derken önüne bak kendi küçük hayatına bak demediğı için ilgimi çekti..
doğru carpe diem olabilir bu tanımlama..

insanların güclü hissetmektense.. güçsüzlüğü daha kolay benimsediklerini..
geleceğin kurulmasında bir katkımız olacağını düşünmediklerini..
"ne yapabiliriz ki.."
"bilinmezliklerin endişe doğurduğunu.. endişe dilinin insanlara yakın geldiğini..
bir liderin gücünden çok etrafında toplanan kişilerin enerjisinin daha etkileyici olduğunu..
bunun o kitle içinde olan bireylerce farkedilmediğini..
püritan.. yani ahlakçı olmanın insanı bağlayıcılığını..
çünkü o kadar ahlakçı olabilir ki insan yediği.. yaptığı düşundükleri ve yaptığı herşey onu bu saf halinden çıkarabilir diye..
hiç birşey yapamaz ahlakı yaymak için..
o yüzdem.. im_puritan yani saf olmayanın etkinliğini.. yani ahlaksızlıkla mücadele etmek için biraz kirlenmek gerektiğini..
buna ahlaki tembellik olarak kabul ettiğini..
yaşamak için ince hesaplar yapmamayı..
şefkat bizim yeni para birimimiz diyen posteri taşıyan genci..
her bireyin öteki degil önemli olduğu toplum için uğraşanların olduğunu..
2metreye 3 metrelik hücresinde tüm dunyayla bağlantıda kalabilen olunabileceğini..
gençlerin bu "tanımlama" ve "tanimlanmış olanı bozma/değiştirme" fikirlerini..
çok beğendiğini..
anlattı..

sabahımı aydınlattı..
endişeden arındırdı..
sesi belki saksıdaki taflanların şarkısı kadar güçlüydü..
ama ben duydum..
ve bu sefer pas geçmeyeyim..
sizi de haberdar edeyim dedim...

Bir de haber var paylaşmam gereken..
Gerekcem net.. karanlığı despotizmi destekleyenlerin çok cahil olduklarından..
Her seçim sonrası.. çok cahiller analizi yapmaktan..
Üstten konuşan çok biliş analizlerden.. cehaletin baskıyı kabullendirici etkisini kabul etsem de çok sıkılan biriyim..
Felaketlerden sonra gelen ama onlar da veya peki sen şuna tepkı verdin mi önerge ve sorgulamarından da..

Bize gereken bilgi ve empati..

Ne yapabilirimin minik bir cevabıni buldum..
Ve insanların kapısını çalıp çok cahilsin seni eğitmeye geldim diyemeyeceğimize göre..
Okuma alışkanlığı olmadıgına inandığımiz..
Ya da maddi durumu kitap almaya elverişli olmayan ailelerin çocuklarından başlamamız gerektiğine inandim..

Onları değiştirmek değil amacım..
Onların gören gözünü açmak.. empatisini arttırmak..
Bunlar  olunca zaten iyiyi doğruyu goreceklerini biliyorum..
Küçük dünyevı çıkar hesaplarına düsmeden önceki yaşamlarına değerli dokunuşlar ancak kitaplar aracılığıyla olur..
Masallar ve öyküler..
O zaman ne yapıyoruz..

Yanımında çocuk kitapları taşıyoruz..
Çantada.. torpido gözünde.. iş yerinde çekmecede..
Ve o kitaplarla karşılaştığımız çocuklara dokunuyoruz..

Konuyu yaymak ve birbirimizi motive etmek için..
Bir sayfa açtım..
Oraya bununla ilgili paylaşımları ekleyebiliriz..
Herkese açık..
https://m.facebook.com/CantamizdaCocukKitaplari/

Beklerim.
İşığımızı kesen duvara bir çatlak olun derim..
Bugün kitap vermemin an'ına sevinirsiniz..
Gelecek için minik bir yatirim yapmış olursunuz..


31 Mart 2016 Perşembe

vircinyam bilir kocaman kızkardeşliğe inancımı.. o yüzden yeni kızkardeşimi basar bağrına biliyorum.. rebekamla tanışın..

en sevdiğim sözcük..
kadın..
ikincisi..
aktivist..

rebecca solnit'in yakındaki uzak kitabını okurken..
kendimle ilgili bir çok şeyi yeniden gözden geçirdim..
leo buscaglia'lara gittim..
saime hanımlara..
umduğum kayısı kokulu kadınsı kitap değil..
ataletin kayısı marifetiyle sorgulanmasıydı yaşadığım..
iyi ki yaşadım..
çünkü bir de kızkardeş annesi olma durumu var ki..
feminizmin kız evlat ile imtihanı diyorum ben ona..
işte orada yaşadığım endişeli desteklemeyi bile yatırdım mercek altına..

bana bir mercek verenin kölesi olurum ki ben..
kim ki bu beni bile hareketlendiren..
odaklayan kadın diye araştırdığımda.. 
bulduğum en iyi tanımlama şu oldu..

rebecca solnit bir gazeteci.. 
yazar..deneme yazarı.. tarihçi.. çevreci.. 
sanat eleştirmeni.. bahçe eleştirmeni.. ve aktivisttir.. 
aşağıya alıntıladığım ingilizce yazıda der ki..

"ben hala devrimin.. dünyayı şiir..gezinmek.. kırılgan ve narinolan.. nadir ve müphem olan.. yöresel ve küçük ve pratik olmayan şeyler için güvenli kılmak için yapılması gerektiğine inanıyorum" 

ne güzel sözcükler .. içleri kavram dolu..
şu cümleyi bana ver..
500 sayfa konuşayım..

burda da en sevdiğim sözcüklerden biri şiir ise diğeri.. 
gezinmek olarak çevirdiğim meandering.. 
meandering meandros dan geliyor.. yunancadan..
meandros ise menderes nehri..

Resim şurdan

menderesin kıvrımlarını anımsatan bir desen aynı zamanda..

Resim şurdan

düşünsenize..
menderes nehrinin yerini bile bilmeyen insanların.. 
döne dolaşa gezinmeyi tarif etmek için kullandıkları sözcük..
o bilmedikleri nehirden kaynaklanmış..
sonra gel..
"dünyayı şiir için güvenli kılmak" denilince anlama..

demiştim beşyüz sayfa yazarım diye..
hele pratik olmayan deyişine.. destan düzerim ki ben..

rebekacım / evet bildiniz.. artık samimi olduk kendisiyle/..
kendini tamamen etkisiz hale getirmeden ahlak dersi verebilmek için..
mizah..
öz-farkındalık..
ikna ve içerme dili kullanmak gerekir diyor..

tarihçi olmanın .. 
her alandan yürümek gibi olduğunu.. 
işin içine..
anatomiden bahçeye..
 seksten dekorasyona her şeyin bulunduğunu söylüyor..
bu bakış açısı ile kızkardeşşş diye haykırıp..
kendisine sarıldım buracıkta..
öyle görürüm çünkü.. 
kendi alanında kal demem herhangi bir konuyu bilene.. 
tıp okumuş olmam beni öyle çok konuya el atmaya yönlendirmiştir ki..

misal şu yazıda bulduğum meandering sözcüğü gibi.. 
ordan da eski yunanda tababete pıt diye geçebilirim..
o dönem tababetten bahçelere geçmem.. 
cümle meselesi..
bitkilerin başka kullanımlarından kiliselere tapınaklara.. 
ordan da var veya yok olan kadının o dönemki yaşamına..
göz kırpma hızıyla geçerim ve solnitcim rebekacım bunu yapıyor..

biraz vircinyam gibi..
misal..
erkekler için.. 
mutlaka okunması gereken 50 kitaptan söz edilen bir yazıya cevaben..
ki bu elli kitap arasında sadece bir tek kadın yazarın eseri yer almakta imiş..
karşı cevap olarak..
kadınların asla okumaması gereken seksen kitap cevabı yazısı döşenmiş..
ve kerouac okurlarına..
"latin kökenli tarım işçisi sevgiliyi.. 
kendi açtığı belanın ortasında terkedip gitmesine rağmen duyarlı ve derin bulduğunuz karakter ile kendinizi özdeşleştirdiğinize inanıyorum" 
demiş.. 
demiş bunu evet..
"oysa ben kendimi işçi kadınla özdeşleştirdim"..
"aynen 
lolita ile empati kurduğum gibi".. demiş..

eh bunu deyince internet girmiş birbirine..
her erkek bireyin laf sokası ders öğretesi gelmiş..
bunlara cevabı gecikmemiş..
zaten alışıkmış eskiden de..
"erkeklerin bana öğrettikleri " yazıları yazmaya..
bu kez de..
"erkekler bana lolitayı açıkladılar"..
 başlıklı yazısıyla yanıtlamış..

"eşek arısı yuvasını tekmelemiş gibiyim.. 
kitaplar hakkında feminist bir bakış açısı dile getirdiğimden beri..
hepsi lolitanın üzerine geldi"..

"romanlar.. kahramanları ile empati kurabildiğimiz için iyidirler..
ve kimseye gılgamış ile veya elizabeth benett ile empati kurduğu için kızmazsınız..
ama söz konusu lolita olunca..
bu kitabın..
 bir çocuğu uzun yıllar boyunca cinsel olarak istismar eden bir erişkin tecavüzcüden söz ettiğinden de bahsetmeniz gerekir..
edebi olarak yazıldığı için.. 
kitabın ana temasının bu olduğunu göz ardı etmeniz mi gerekir..
anlatılanların kendi yaşam deneyimlerinizle ilişkilendirilmemesi mi gerekir..
bu erkek öyle düşünüyor ve bu yüzden bana onu rahatsız ettiğimi söylüyor.."

feysimin bukundaki sayfasında yine bu konuda..
"bu liberal erkek bana.. lolitanın bir allegori olduğunu söyledi.. sanki farkında değilmişim gibi..
ama bu aynı zamanda bir yaşlı erkeğin cılız bir çocuğa..
tecavüz etmesidir.. sonrasında kız ağlar.." diye cevap vermiş..

 bir başka iyi liberal erkek.. 
yazara.. 
"sanatın temel gerçeğini anlamadığını" söylemiş..
 ikna edici olmak için de.. 
"roman ortalıkta dolanıp erkekleri hadım eden bir grup kadın hakkında yazılmış olsaydı beni rahatsız etmezdi.. 
iyi yazılmış olsaydı.. 
muhtemelen bir kereden fazla okurdum.." demiş ..
elbette edebiyatta böyle bir içerik yok sanarak yaptığı bu yorumla..
bu iyi liberal erkeğe..
birbiri ardına..
hadım etme ile ilgili kitaplar hatta hadım etme kutlamalarıyla ilgili kitaplar önerilmiş..

rebeka diyor ki..
"üzerime dökülen yarasab.kuna bakıyorum ve..
sanki bir laboratuar çalışması yapıyorum gibi hissediyorum..
erkekler kucağıma bir yığın..
 üzerinde çalışılması gereken malzeme bırakıyorlar".
diye bitiriyor konuyu..

çocuk cinsel istismarlarından bahsedesim yokken..
şu rebeka kızkardeş ve lolitası yüzünden bu konuya bağlanmama da on puan..
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

dün akşam bir açık oturum izledim...
kansız ahmet ha.. yönetiyordu..
sırf o harika avukat kadın konuşuyordu ben odaya girdiğimde diye izledim..
iki avukat..
birisi genç..
bir ilahiyatçı..
bir adlı tıpçı..
telefon bağlantısıyla bir sosyal görevli..
 ve bir insan hakları görevlisi..
kendi açılarından olayı tartışıyorlardı..

neden kansız ahmet ha... ya bakıp konuşuyorlar dedi.. 
çekirdek ve..
oraya çıkmayı biliyorlar da..
neden seyirci ile göz teması kurmayı bilmiyorlar..
konusu gündeme geldi sonra bizim odada..

genç kadın avukat..
 bu konuda en net ve kısa cümlelerle.. 
ve göz teması kurarak konuşandı..

sanırım iletişim becerisinin önemi..
yeni jenerasyon için ayrıcalıklı..
özen gösteriyorlar..

çok ihtisaslı olman.. 
sözlerini dinletmen için..
iletişim kurma becerinin de yüksek olması gerektiğini göz ardı etmiyorlar..

belki bu yüzden ..
çok titiz ifade etme çabası yüzünden..
 o hayran kaldığım..
 uluslarası çocuk hakları konusunda uzman avukat kadının..
 söylediklerinin yanlış ya da eksik  anlaşılabilir şekilde..
 dile getirmesine yol açmış olabilir..

çünkü..
doğru ve ayrıntılı tanımlarken..
muallak kalıyordu..

neyse ki biz bu konuşma ile..
bizim odada..
ve kansız ahmet ha'nın hiç durmadan avukatın sözünü keserek..
ayrıntıları netleştirmesi sayesinde kamuda..
 anlaşılır hale geldi..

çok eksiğimiz var..
yasa eksiği..
var olan yasaların uygulanması için yönetmelik eksiği..
sorumluluk eksiği..
var da var..

program bitiminde yine düşündüm..
herşey bizde..
sessiz sedasız durmasak artık..
bir derdin üstüne damlamak için..
dayanılmaz bulduğumuz her haberi.. 
inatla takip etsek mesela..

pippayı sekiz yıl önce barış yolunda katlettik ülkece..
bir pippa daha gelir mi bilmem..
ama gelirse çok eminim ki.. 
yol boyunca hiç yalnız kalmayacak..

kadın aktivistlerin hepsine hayranım hepsi kızkardeşim..
önce kendi.. dolayısıyla çocuklarının haklarını..
dolayısıyla çevredeki.. doğadaki.. günlük yaşamdaki..
son olarak dolayısıyla erkeklerin hayatındaki..
her sorunu bulup çözmek için ordalar..
her bir fraksiyonun kendi ayrı ilgi odağı olsa da..
bir anda birleşip büyüyebilmek becerilerine hayranım..
harikalar..
harikayız..

pazarda.. o barış buraya gelecek diyen teyzeler var..
yurt dışında iken ..
barış dilekçesine attığı imza yüzünden..
dönünce  sorgulanıp muhtemelen tutuklanacağını bildiği halde.. 
dönüş yapan gencecik akademisyen..
vircinyaya söyleneni kendisine söylenmiş gibi benimseyen..
en ufacık ayrıntıyı.. söylemi fark edip düzeltmeye uğraşan..
kadın sokakta şiddet görürken penceresinden saksı sallayan..
tibitirda eski kız arkadaşını aşağıladığını *sanan* erkeği..
toplaşıp.. döven.. döverken de..
neden dövdüklerini yüksek sesle çevreye anlatan..
kızkardeşler var..
şimdi bir arttık..
rebekam da var..

gelecek kadın diyorum bir kez daha..
büyük insanlık bizden sorulacak..
çünkü iyileştirici.. sakinleştirici..
şamanik içgüdüleri olanlarız..
ve buluyoruz birbirimizi..

rebekamla ilgili yazılar..
esas bu da sitesi üç tık..

********************

“I STILL THINK THE REVOLUTION IS TO MAKE THE WORLD SAFE FOR POETRY, MEANDERING, FOR THE FRAIL AND VULNERABLE, THE RARE AND OBSCURE, THE IMPRACTICAL AND LOCAL AND SMALL.”
How to avoid moralizing without rendering yourself totally ineffectual:

Humor 
Self-awareness
The language of persuasion and inclusion

12 Mart 2016 Cumartesi

vircinya.. odası.. masası.. totoloji.. mizojini.. hepsi birden.. tek yazıda..


martın onunda düştü bu fotoğraf tibitıra..
bi dolu şey oldu sonra..
benim fikir akışımda da..
onları yazacağım..
akmadı.. bu sefer fena dalgalandı..
beynim sulandı..
sile sile bitiremediğim tabularım var..mış..
onları silince boş kalmışım mesela..
belki bulamam bişey boş kalır zihnim..

keşke..

fotoğrafı paylaşan bir kadın gazeteci idi..
buna ilk cevap edebiyatçılardan geldi..
"woolf kimdir sen kimsin.. 
bu nedir.. neye yuh çekilir" 
dedi erkek yazarlardan biri..
ben zaten onun paylaşımında gördüm..

bir diğeri..
"cebine çakıl taşları doldurararak intihar eden bir kadına paranoyak demek"..
noktasının içine dokunmasından dem vurdu..

ben..
ne hissettim.. 
bir dolu şey..
sırasıyla yazayım..

bunu görünce..
içimde bir isyan ve öfke patlaması oluştu..
yazının içindeki ifadeler.. 
vircinya'yı ensesinden yakalayıp.. suratını..
kendine ait bir oda'nın sayfalarına bastıran..
kaba işkenceci eller varmış gibi canlandı zihnimde önce..
sen mi yazdın bunları.. söyle sen mi yazdın..
sesi yankılandı kulağımda..

neden.. 

çünkü bu yazı.. bir konuşma metnidir..
o dönem kadınlarının..
 bir erkek yazar tarafından uğradığı bir hakarete cevaptır ..

"kadınlar yazabilseydi.. 
şekspir gibi bir şair çıkarmış olurlardı".. 
diyen densize yanıttır..

en iç acıtıcı kurguyla verir cevabı..
"şekspirin kendisi kadar yetenekli bir kızkardeşi olsaydı..
şekspirin tiyatrosunun seyisi tarafından tecavüze uğrayıp..
hamile kaldığı bebeği düşürmeye ya da doğurmaya çalışırken ölmüş..
o tiyatronun ahırının bulunduğu yerde..
kimsesiz kemikleri yatmakta olurdu"..

ve en can alıcı yerinden vurur sonuçta..
der ki..
ekonomik özgürlüğün varsa.. hem insansın..
hem herşeyi yapabilirsin..
çalış.. kazan.. kur bir oda kendine ve yaz..
kızkardeş..
bu kadar aslında..

aile içi tacize uğramış..
kadın..
yazar..
üstelik majör depresif..
ama yılmaz bir iradesi var o kırılganlığın içinde..

o yüzden..
çağrışımımdaki o kaba eller ve fondaki ses.. 
o devre çok yakışır..
üstelik..
bu devre de yakışır..

fikir suçunun bile..
 göz altında kadını kadınlığından cezalandıran erkek egemen devletler.. 
ve sistemler sürüyor yer yüzünde..
ve topraklarımızda..

sekiz martı iki geçe..
vircinya'ya bakire.. woolf'e de kurt saçmalaması.. 
ve paranoya yakıştırması..
6kırkbeş 7onbeş bana farketmez..
cizre'de duvarlarda yazan "kurdun dişine kan değdi"yi çağrıştırdı bana..
soyulup yola atılan işkence görmüş kadın cesetlerini..

o yüzden önce öfke ve isyan..

erkeklerin tepkileri gelmeye başladı sonra..
neden bu kadar alındığımızla ilgili..
başka yazarlara da yapılmış.. xy olanlara..
yapılsaymış bu kadar kızarmıymışız..

kızardım belki..
ama böyle gidip de.. 
başını kucağıma bastırıp teselli etme duygusu olur muydu içimde..

kızar mıydım..
insan haklarının ihlal edilmediği topraklarda yaşasam..
öyle bir yer kaldı mı..
suriyeli de ihlale uğramıyor mu.. tam avrupa'nın göbeğinde..
mesele muhtaçlık .. 
en maddi olanından..
işte böyle başladı beynim karışmaya..

ama femen var..
kendi keyfi yerindeyken de başka yerlerdeki kadın haklarına sahip çıkan..
ve bir çok feminist olmayan kadın olduğu gibi..
femenist olmayan feminist var..
salladım başımı..
nasıl mazur görmeye çalışıyorsam..
 hak ararken bana benzemeyen herkesi..
nasıl yerleştirdiysem beynime..
her eylemin onay makamı olmadığımı..
devam ettim okumaya ve yorumlamaya..

derken..
özür geldi..
yayın evinden..
eril dilden dolayı özür dilerlermiş..
"maksadını aşan eril dilden"..
ama bu linci de haketmemişler..

linç derken..
bir çok bireyin.. eşzamanlı olarak sözel tepki vermesi mi..
oldu canım.. siz dördünüz ortanıza alıp vircinya'yı bunları yazarken..
yine geldi içime oturdu öfke..
bir erkek yazardan geldi cevapları..
"linç ali ismail'e yapılandır"..

derken..
"eril dilin maksadını aşması" totolojidir..
yazdı biri tibitırda..
 nedir totoloji..
 Totoloji, bir bileşik önermenin kendini oluşturan önermelerin her değili için daima doğru sonuç vermesi durumu.
e doğru..
eril dilin maksadı zaten kadını aşağılamaktır.. 
o zaman maksadını nasıl aşacak..
özrü kabahatinden büyük bunların..
üstüne bir de aptal yerine konuluyoruz..
totoloji okurken.. 
sakinleşen bünye.. yine kaydı öfkeye..

konuyu tartışırken ..
başka şeylere kaymasa olmazdı insanlar..
sekiz marttan vurdular hemen..
"neden sürtük denince kızan kadınlar..
lilith'in sürtükleriyiz diye bağırıyorlar..
 ve feys'te bu görselleri beğeniyorlarmış.."
ve..
"ne alakası varmış emekçi kadının sorunlarının..
haftada üç orgazm..
ve meme ucu vardır.. pankartlarıyla.."
bölündük ey halkım..
kaydık vircinya'dan..
feminizmi anlamayanlara anlatmaya..

kolaysa anlat..
yürüyen kadınlık organı olarak yaşamanın getirdiği ..
her gün uğranılan..
taciz ve laf atmalara..
ahkam kesmelere..
sonunda bir aşırı duyarlık geliştirip..
öyleyim ulan..
sen beni her davranışımla bu niyetle göreceksen..
ben de öyle demeni kabul ederek umursamam seni o zaman..
canımın istediği gibi de davranırım tepkisi..
senden önce de ben bağırırım.. lilith'in sürtüğüyüm diye..
bağdat caddesinde genç bir kadının tecavüzü ardından..
20 yaşında kızımla evde konuşurken..
kadın cinayetleri politiktirin açılımını ve tecavüz sonrası beraatleri..
konuşmamıza katılan..
 babasının "neden tayt giyiyorsun" güdümlü sorusuna cevabı geldi aklıma..
ilk önce babasının bu soruyu sorarken ..
nasihat etme konusu seçeceği..
giyim ve davranışın davetkarlığı bağlamında..
onun kendisini kendisini uyarmak isteyeceği seçeneği saydı..
dedi ki..

"belki.. herkes çok çekici bulsun.. 
p.poma baksın diye giymişimdir..
belki.. aceleyle hazırlanırken elime ilk tayt gelmiştir.. giymişimdir..
belki.. sadece taytla katılacağım bir organizasyona gidiyorumdur.."
dedi..
ama her ne nedenle giyiyorsam giyeyim.. 
bana dokunma hakkını vermiyorum sana..
ben de bazı erkekleri çekici buluyorum ama elle sarkıntılık etmiyorum.. 
yaşadığımız günlere feminizmin kız evlat üzerinden imtihanı diyorum ben..
zor oluyor..

dün çok yazıştık bir çok yerde..
vircinyadan yola çıkarak..
bize sosyalist hareket dersi veren de oldu..
bir yerlerde birine..
kolontay'a  topal deselerdi de bu kadar öfkelenirdim dedim.. 
onu anımsıyorum..

bu yazışmalar.. konuşmalar  sırasında hep aklımı yokladım ama..
onu biliyorum..
her verdiğim içsel tepkiye neden.. diye sordum..
neden böyle hissettiriyor..
vircinya'yı tabulaştırıyor muyum..
 hayır..
tabusal değil karşı çıkışlarım..
yazısını çizisini eleştiren bir şey olsa kızar mıydım.
hayır..
ruh hallerinden.. ve kadın olmasından vuruyorlar.. 
ben de sarılıyorum yerdeki kızkardeşe..
bildiğimiz dayanışma..

ifade özgürlüğüne saygısızlık mı bu yaptığım..
hayır çünkü bu bir ifade değil..
vircinya'yla ilgili bir çalışma..
bir eleştiri değil..
bir panel tartışması değil..

derken bir yerlerde bir kadın.. 
boşanmaya çalıştığı kocası tarafından vurulmaya kalkıldı..
sokak ortasında..
bunu farkeden kadınlar.. 
pencere önü saksılarını atmışlar adama..
sonunda adam kaçmış..
kadıncağız da yaralı kurtulmuş..
işte aynen budur..
elinde silahıyla tehdit oluşturana üst kattan saksı atmaktır..
pencereyi perdeyi örtmekten evladır..
adam kaçar..
kadın kurtulur..

derken yeni bir haber düştü..
kadınlar.. 
yayınevinin bulunduğu apartmana gitmişler..
dış kapıdaki plakasına sprey mor boyayla..
bir çarpı atmışlar..
içerde de.. kapısına bir vircinya fotoğrafı takıp kırmızı boya dökmüşler..
ve duvara yine morla..
vircinya uyandı.. yazmışlar..
fotoğrafı çekip.. mor yazılamalarını paylaşmışlar..

feminizm.. çiçek böcek değildir..
rüzgar eken fırtına biçer..

e o zaman sokaklarda isyandakilere de.. 
fırtına gibi müdahele ettiklerini iddia edenler.. 
haklı mıdır..

değildir..
çünkü zaten uyguladıkları baskıcı güç yüzünden çıkmıştır sokakta isyana çıkan.. ona ezmek denir..
diyorlar da zaten..
tamam yine resetledik fikir akışımızı..


peki bu yazılama beni mutlu etti mi..
etmedi..
neden..
çünkü.. aynı çağrışım geldi aklıma..
başka yerlerdeki duvar yazılamaları..
jöhpöhböhgeldi.. diyen..
şiddetin psikolojik hali de delirtiyor beni..

ama eski bir fransız sözü de der ki..
etki.. tepki doğurur..
dürtmeyecektin..
hem de..
sokak ortasında öldürülen hiç sayılan ..
bedeninin her santimi takip altındaki kadınları..
hiç dürtmeyeceksin..
hassas güne filan gerek yok..
biz artık hep hassasız..
bunu bilin bunla yaşayın..

içerdeki çalışanların korkuları diyen bile oldu.. buna güldüm..

kapıda durup slogan atsalardı .. diyenler..
onlara koşullu onaycılar diyorum..
herşeyin yargıcı olanlar..
tam olmaktan kaçındığım şey..

devam ediyorum..
hala rahatsızım.. neden..
sonra  kapıdaki çarpı meselesi..
biz bu işaretleri biliriz..
ikinci dünya savaşındaki.. yıldızlardan biliriz..
alevi evlerin kapılarındaki çarpılardan biliriz..bizde bir çarpı..
hemen kırım ve kıyam algısı uyandırır..
ki uyandırdı..
kendimi keşke.. 
tamamen spreyleselerdi de.. okunamasaydı tabela..
derken buldum..
bak şimdi eleştirilecekler..
savunacağız..
keşke boyamasalardı değil de çarpılamasalardı..
sonra..
ayrıntıda boğulmayayım dedim..
yordun ithaki.. yordun..
durup dururken..
dürttün içimizdeki narı.. yordun..

gün boyu çok mecrada kısa kısa takip ettim..
bu yazılamadan sonra ya da önce bilemiyorum..
yayınevi diğer serilerdeki de dahil..
tüm biyografileri kaldıracağını ilan etmiş..
peki bu temizledi mi onları benim gözümde..
hayır..
çünkü diğer yazarlara erkek olanlara..
sivri bulduğu için zayıf gördüğü yerinden vurmamıştı..
tam da ifade edemedim yaklaşımımı..
vircinya sadece deniz fenerini yazsa..
evli mutlu çocuklu yaşasaydı..
bu önsöz yazılmazdı..
ama herşeyi aykırıydı..
kocasıyla ilişkisi bile..
o yüzden hakediyordu bunu..

aa.. bak simone..
mesele kafamda daha net artık..
bu adamların vircinya ile meseleleri var..
ve hala özür dilerken bile bunu örtbas ediyorlar..
yazıyı geri çekerken bile diğerlerini de çekiyorlar ki..
vircinya'ya ve kadınlara aman ola bir üstünlük sağlanmasın..

aslında gün boyu kafamda vircinya'nın "mutfak masası" dolandı durdu..

deniz fenerinde..örneğin..
bir mutfak masasından söz eder ki..
evin hanımı gelip baktığında mutfak masası..
fırçalanmış silinmiş bile olsa çatlakların arasında..
kıymıkların arasında .. takılıp kalmış olan..
yemek hazırlığı sırasında..
sebzeler doğranırken yapılan dedikoduları..
yapılan şakaları görür duyar gibidir..

ailenin günlük yaşamı mutfak masasındadır..

ama işte aynı "fırçalanmış mutfak masası”..
başka birinin bir erkeğin gözünde ise "tabula raza"dır..
tüm duygu ve duyulardan.. kişisel çıkar ve gereksinimlerden temizlenebilir.".

bir başka kadın tarafından dile getirilen..
ama benim de hissettiklerimi okurken.. 
farkettim ki masa konusu önemli..
ensesinden tutup kitaba suratını bastıranlar da.. 
bir masa başında canlanmıştı gözümde..
üstten aydınlatmalı bir şiddet odasının kaba masası..
bakın bu aktaracaklarımda da bir masa var..

biyografinin nasıl yazıldığını hayal etmiş kızkardeş..

bir masa düşünmüş.. 
masanın etrafında dört tane erkek entelektüel editör..
yazıyı kaleme almadan önce kendi aralarında.. 
feminist kadınların..
vircinyaya ne kadar hayran oldukları hakkında geyik çeviriyorlar.. 
kimisi sevgilisiden dem vuruyor..
kimisi bir bar masasında tartıştığı.. 
çok sevdiği erkek yazarlardan birisine b.k atarken..
vircinya'ya atıf yapan uyuz bir feministten..
bir tanesi eski sevgilisinin gözünü boyamak için.. 
kendine ait bir odayı okuma zahmetine girdiğini anlatıyor...
oysa o kitabı okuyana kadar.. 
xxxden bir kaç film izleyebilirdi..
neyse ki işe yarıyor kendine ait bir odayı okuması..
şekspir'in kız kardeşinin neden yazar olamadığını anlatan bölümü okuduğundan.. hemen biyografiye eklenecek malzemeyi buluyor.. 
malum şekspir'in bir kardeşi bile olmadığından..
ve editör erkekler.. 
kadın yazarlardan hiç korkmadıklarını ima etmek isterler..
bu da içten içe korktuklarını gösterir illa..
bu nedenle kim korkar bakire kurttan diye sorar ve bitirirler biyografiyi..

böyle anlatmış..
benim de düşünüp dile getiremediklerimi..
mizojini var bu biyografide.. ilk tepkimdi hatta..

derken bu sabah bir haber okudum..
manbook ödülünü alan kadın yazar..
demiş ki..
kadın yazarlar zaten azınlık..
eserleri yabancı dile çevrilenler daha da azınlıkta..
azınlık içinde azınlık olmasınlar.. demiş..
zaten müzelerin depolarında da kadın sanatçıların eserleri yüzde altmış..
ama sergilenen eserler arasında sadece yüzde on..

zaten kadın olmak demek doğunca belirli bir bilince sahip değilsen..
isimsiz olman demek..
bir soy adın bile yok..
çünkü soy'suzsun demek..
yeryüzü üretiminin yüzde altmışını yapıp..
kazancın yüzde onuna sahip olmak..
dünya emlaklarının binde biriyle yetinmek demek..
şiddet görüp sorgulanan taraf olman demek..
tepkilerini bile kılı kırk yarıp da vermelisin ki..
yeni eleştirilerle uğraşmayasın demek..
yarlığın sorun demek..
hesabını tutan sadece baban kocan değil..
mahallelin değil..
şimdi artık sanalda bile izdüştüğün her xy birey demek..

derken sırtına bağladığı çocuğu ile ameliyat yapan kadın cerrah fotosu düşüyor aklıma..
hepimiz insanız diye bağırmak istiyorum..
ama..
onun yerine şu dizelerle bitireceğim..

gelsin baba gelsin koca gelsin gelsin..
polisiniz coplarıyla gelsin..

biz ki.. 
her ilerlemeye çalıştığımızda dilinizin .. 
bedenininizin delici hedefi haline gelenleriz..
burdayız.. çokuz..
düşünüp yazıyoruz..
herşeyi yapıyoruz..
her şekilde eleştirilmenin verdiği bir arsızlıkla..
matematik teoremleri yazarken.. haftada üç orgazm diye bağırabilirz..
alışın..

bizi siz delirttiniz..
artık arsız olduk..
aşırılaşabiliriz..
öyle derseniz de..
suratınıza güleceğiz..
mükemmel olmak zorunda da değiliz..
zaten siz de mükemmel değilken..
kadının harekete geçmiş tayfasını mükemmel olmamakla suçlayamazsınız..
biz siz olmayı biz seçmedik..
insan olmak istedik..
yargılanacaksak.. 
suçumuz belli ve hepsini kapsıyor..
kadınız..

kızkardeşler..
'tek bir kirpiğiniz bile zarar görmesin..
kıyamam'..


evet.. geldiğim son budur..
iyi ki kadınım..
ve iyi ki bir kızım var..
iyi ki..
kızkardeşlik ruhuna sahibim..
ve iyi ki güçlüyüm..
güçlüyüm diye bağırabilirim de..
ama esas gücüm..
dayanma ve dayanıklılığı sürdürebilmemdedir.. 
****************************

vircinyamdan sık sık bahsettiğim..



13 Mart 2015 Cuma

annette .. giacometti.. ve diğerleri .. hatta charmaine..



giacometti için kadın bakmalık ve seyretmelikmiş..
onları evlerinde kafeste gözlem altında olmak için yaratıldılar diye algılarmış..



sergiyi gezerken birçok annette büstü ve bir kaç siyah beyaz atölye fotosu gördüm..
bir kadın ayak ayak üstüne atmış emniyetli.. güvenli ve kendini bütünüyle bırakmış bir oturuşta..
kiminde elinde sigara ..
poz veriyordu ressama..
merak ettim kim bu kadın..
internette annette giacometti karşılığında üç cümlelik bir kimlik tanımı..
doğduğu yer ve şekil.. evlenme zamanları ve birçok büste model olduğu..bilgileri dışında birşey bulamadım..
bir de  giacometti vakfı çıkıyordu karşıma..
merak..
bunca güzel kucaklanan kadın kim ve neden yok .. neden izi yok..



annette stüdyoda böyle aylarca defalarca poz vermiş..
giacometti değişip duran bir yüzü resmetmek ve heykele dönüştürmek kadar önemli bir şey yok dermiş..



annette kaleme böyle..



planlamalara böyle..



heykele böyle yansımış..





giacometti çalışırken böyle beklemiş..
gazete okumuş..
gölgelere karışmış..



kim annette..
isviçreli bir genç kadınken ve ikinci dünya savaşı sırasında hemşire olarak çalışırken..
giacometti de cenevre'ye geliyor ve bir akraba evinde karşılaşıyorlar..
giacometti hep parlak bakışlı güzel genç kadınlara düşkün bir erkek..
1946da parise dönerken annette de beraberinde gidiyor ve 1949da evleniyorlar..
ve sonra giacometti annette büstleri portreleri yapıyor yapıyor..
en son annette IV serisini yapmakta iken hastalanıyor giacometti..


giacometti kalp yetmezliğinden ölünce altmışların ortalarında annette kendini onun eserlerini koruma ve sergileme işlerine adıyor..
heykellerinin sahtelerine savaş açıyor..
var olan eserler için bir vakıf kuruyor..
ölene kadar hiç medyaya çıkmadan bu işle uğraşıyor..
böylece anlaşıldı neden annette yok dünya için..
annette önce dünyasını iki odasından biri stüdyo olan atölyede ..
aşık olduğu sanatçıya adıyor kendini..
o öldükten sonra da ona adanmışlığına devam ediyor..


sonra bir de caroline var..
hala evliyken ve altmışındayken ..
bir barda karşılaşıyor sanatçı bu kadınla..
elinde sigarası.. üzerinde kürkü yirmi yaşında..
heyecan duyuyorlar..
birbirlerine karşı..
geçimini ilişkilerinden sağlayan bir kadın caroline..
biraz saldırgan biraz küfürbaz biraz rezil..
güzel yüzkü ve güzel gözlü..
bu kez onun büstleri resimleri yapılıyor atölyede..
caroline hala sağ ..
ve bir yazar merak ediyor onu.. ve ileri yaşta düşkün halde olan bu kadını buluyor..
aşklarını anlattırıyor..
kitap 2013de basılmış..
biz tutkuyla aşıktık diyormuş caroline o aptal annette ve guido (giacomettinin erkek kardeşi ve en sık kullandığı modellerinden biri) o sevgili dehalarını koruma altında tutmaya çalışıyorlardı ama biz aşıktık..
giacometti hastanede ölürken ayak ucunda annette guido ve caroline varmış..


caroline'in resimlerinden geriye sadece..
ağlayan caroline ve
kırmızı elbiseli caroline kalmış..
olmadı şimdi kırmızı elbise.. bizim için anlamlıdır önemlidir..
bastırılmışlıktır..
oysa caroline işbilir bir kadın olarak sürdürmüş hayatını..
hiç sakınmamış kendini yataklardan erkeklerden içkiden ve aklına esen hiç bir şeyden..

düşündüm tabii..
annette'i..
o nasıl bir sevgi ve tutkuysa..
evini yurdunu bırakıp iki göz sefil bir eve tıkılıp..
serseri ruhunu kollaya..
onu kendinden bile kollayarak bir ömür geçirmiş..
nasıl bir sevgiyse..
onun sevgilisini de kabul etmiş..
nasıl bir sevgiyse bir gün konuşmamış..
belki yazdı dedim..
belki anlattı ama bize kadar ulaşmasını da engelledi..

annette 'e saygı duydum..
biraz kızdım..
anlamaya çalıştım..

caroline'i hoşgördüm..
hele de hala seksenli yaşlarında bizimki gerçek tutkulu bir aşktı diye röportakjlar verip hiç konuşmayan annette adına bile konuşurken..
ve derken aklıma düştü..
andré gide
' mutluluk hatıralarıdır gerçek hayatta mutlu olmamızı engelleyen' der hani..

giacometti bizim için öyle aydınlık bir kapı açtı ki..
bişey diyemedim..

ama o açılan kapılar hep mi kadınların hüzünlerine açılır..
o açılan kapılardan içeri sızan ışıklar hep mi kadınların göz yaşlarını gösterir..
o sanatçılar hep mi kadınların üzerinde ayükselir..
bakın camilla rodin için charmaine london için..
kimler kimler için sakin liman koruyucu melek olmuş..

gözlerindeki ateşi saklayarak....

tüm fotoğraflar..
http://www.fondation-giacometti.fr/en/art/27/grants-and-prizes/141/tribute-to-annette-giacometti/

posted from Bloggeroid

14 Haziran 2014 Cumartesi

bir cumartesi farkındalığı.. ve kitaplar .. ve mesajlar.. ve diğerleri hakkında..

zayıflıyorum ha bire..
işe giderken giyinmek sorun oluyor..
bu hafta 2 kez niyet ettim alışverişe ..
anahtar unutanlar Ve kendi alışverişini öne çekenler nedeniyle halledemedim..
bugün bir denedim ..
başım kaldırmadı kalabalığı..
birinde giyinme kabininin önünde ..
diğerinde ise kasada bırakıp yürüdüm..
seçmiş olduklarımı.. derken devere 'ye girdim..

beni can yayınları yığını karşıladı..
geleneksel yaz indiriminde..

yığından tanımadığım bir kadın yazar çekti dikkatimi.
üstelik polisiye .. aldım hemen..
sonra yanyana iki kitap..
semih gümüş'ün ..
eleştirinin sis çanı isimli kitabı atladı gözüme..
gülümsetti..

yanı başında bir 'teşekkür' kitabı..
arka kapakta..
ödül alan bir yazarın..
yapması gereken..
45 dak.lık ödül töreni konuşması..
ve ödüllerin ne kadar yanlış verildikleri ile ilgili bir kitap olduğu ..
yazıyordu..
sırıtarak aldım onu -.

retikuler formasyo..
dedim..
sonra bu atladı gözüme..



Tong fu..
sözle dövüş sanatı..
Dil Dayağı da denebilir..
almadım..

en son da bu atladı..
hazır cevaplık hakkında..
almadım..



çıkarken birisi bana çarptı..
ben de bir kitap yığınına..
devrildiler..
alıp yerine koydum..


Jean Rhys' in..
şu kitabını gördüm..
ama evde olabilir dedim..
değerli yazarların..
külliyatını bulundurmazsam..
huzur bulmam..



bir gerilim kitabı daha aldım..
pantalonlarımı tadilata vereceğim..

ama tam çıkarken turunculu siyahlı topuklu bir ayakkabı atladı gözüme..

dost başa düşman ayağa bakar dedim ..
onu aldım..

eve döndüm..


posted from Bloggeroid
Follow my blog with Bloglovin